|
 |
|
 |

|

|
|
 |
|
|
|
Sahaflar'dan Berlin'e
1970'li yıllarda aşık olduğum İstanbul'umun
"Sahaflar Çarşısı"ndaki kitap kokusuyla büyüdüm.
1980 yılında geldiğim Berlin'de beni bir süre
kitap kokularından ayıran Kimya öğrenimi yaptım.
İstanbul'a olan hasretim beni şiire yöneltti.
Derken kendimi gazeteciliğin içinde buluverdim.
Milliyet, Sabah, 8.Gün ve Cumhuriyet (Hafta)
gazetelerinde politika, eğitim, kültür ve sanat
haberleri yazdım ve söyleşiler yaptım. 5 yıldır
Haber müdürü olduğum
Merhaba
dergisinde sanat ve kültür haberleri yazıyor,
Türkiye'den gelen tiyatro sanatçılarımız ve
Almanya'da sesini duyuran tiyatro sanatçısı
gençlerimizle söyleşiler yapıyor, kültür
metropolü olan Berlin'deki sanat ve kültür
etkinliklerini duyurmaya çalışıyorum.
KULİS
adını verdiğim bu köşemde Türk Tiyatrosu'na
emeği geçmiş sanatçılarımızla yapmış olduğum ve
yapacağım sohbetlerimi sizlerle paylaşacağım
için sevinçliyim... sizlere Merhaba
ADEM DURSUN / BERLİN |
|
|
|
|
Atatürk'ün kültür ve sanat
devrimlerinin ilk ışıklarından olan yaşayan bir
tarih:
SEMİHA BERKSOY...
Aylardır
Türk işçilerinin Almanya'ya göçünün 40. Yıl
Kutlamaları (her ne demekse!..) yapıldı durdu.
Nutuklar atıldı, konuşmalar yapıldı. Oysa daha
1936 yılında bir sanatçımız Atatürk
tarafından Berlin Yüksek Müzik Akademisi'ne
müzik eğitimi yapması |
 |
|
|
için gönderiliyor. Hiç
Almancası olmayan bu genç hanım sanatçımız bu okulu
birinci dereceyle bitiriyor. 1939'da da Richard
Strauss'un 75. Doğum Yılı Festivali'nde sergilenen bir
operada başrol oynuyor. Afişleri ile Berlin sokakları
donatılıyor. Yani Berlin halkı 60'lı yıllarda işçi
göçü ile tanışacağı Türklerden önce bir sanatçımız ile
tanışıyor. Bu sanatçımız dünyanın ender seslerinden
birine sahip; yüksek dramatik sopranomuz Semiha
Berksoy. Alman sanat eleştirmenleri o'nun için
kişiliğinde tüm sanat kollarını (opera, tiyatro,
resim, film, edebiyat) toplayan anlamına gelen "
Gezamtkunstverk" diyorlar. 7. Diyalog Tiyatro
Festivali'nin en ilginç konuğu olan, Türkiye'nin
yaşayan tarihi ile kaldığı lüks otelinde 2 buçuk saat
yapmış olduğum bu tarihi sohbetimi sizlere sunmanın
gururunu taşıyorum. Bu yazıyı hazırladığım sırada da
Almanya'nın ARD televizyon kanalında ünlü
sunucu Alfred Biolek'in de konuğu oluyor ve temiz
Almancası ile sohbet ediyor, arkasından da yine
Almanca bir arya söylüyor. Kendisiyle 100 yaşının ilk
söyleşisini yapmak umuduyla; 93 yaşına girmesine
birkaç hafta kalmış olan bu büyük sanatçımızla yapmış
olduğum değerli tarihi sohbetime geçiyorum:
|
|
*
Nasıl bir ailede doğdunuz ve büyüdünüz?
1910
yılında İstanbul'un Çengelköy'ünde doğdum. Çok
kültürlü bir ailede büyüdüm. Annem heykeltraş ve
ressam Fatma Saime Hanım, babam Ziya Cenap
Berksoy ise şairdi ve de sesi çok güzeldi. Dört
yaşlarımda annemden jestlerle şiir okumasını,
şarkı söylemesini ve resim yapmasını öğrendim.
Bende sanatla ilgili ne varsa annemle babamdan
aldım. Amcam Kemal Cenap Berksoy, fizyoloji
dalında Almanya ve Fransa'da incelemeler yapmış;
dünya literatürüne girmiş. Büyükbabam Cenap
Efendi ise Bektaşi dervişlerinden olup mezarı
Karacaahmet'tedir ve halen mezarı ziyaret edilip
iplik asılarak dilekte bulunulur.
|
 |
|
|
*
Sanat yaşamınız nasıl başladı?
Daha
ilkokul sıralarında hikayeler yazar, yazdıklarımı
resimlerdim. Şiirler okur, kendi kendime operalar
söylerdim. Daha çocuk yaşımda davudi resimle dikkat
çekmiştim. Sanat ve bilim aşkı, annem babam dahil tüm
aile fertlerinde vardı. Sanatçı ruhu bana onlardan
geçti. Kadıköy Ortaokulu'nu birincilikle bitirdim ve
liseye Şehsadebaşı'nda İstanbul Kız Lisesi'nde
başladım.Çünkü orada bir konservatuar açıldığını
duymuştum. Nimet Vahit Hanım sesimi beğendi ve
ücretsiz olarak oraya da başlamıştım. Babam her iki
okula birden gitmemi istemiyordu. Ona yazdığım bir
mektubumda şöyle yazmıştım: "Benim ruhumu
sürükleyen, bende alev haline gelen bir şey var; o da
sanat aşkıdır." Aynı yıl, yani 1928'de Wagner'in 'Lohengrin'de
oynadım. İlk konserimi 1929'da verdim.
*
Ya ressamlığınız?
Evet,
daha ilkokuldayken resim yapmaya başlamıştım. Yazdığım
kısa hikayeleri resimleyerek başladım. Tabii annem
heykeltraş ve ressamdı; küçük yaşımda ilk hocam oydu;
bana çok şeyler öğretti. Ben kişiliğimde ve ruhumda
tüm sanat kollarını toplamış bir insanım. Sanat zoraki
olmaz, insanın kendisinde, ruhunda vardır. Şimdi zorla
sanatkar olun diyorlar; olmaz!.. 1929'da yapmış
olduğum resimleri koltuğumun altına sıkıştırıp Güzel
Sanatlar Akademisi'nin kapısını çaldım. Namık İsmail
Bey resimlerimi çok beğendi ve yine ücretsiz olarak
Güzel Sanatlar Akademisi'ne başladım. Resim yapmadan
duramam. Resim yapmak benim için yemek yemek kadar
önemlidir. Resimlerim, "Avan-gard dedikleri modern
türdendir. |
| |
 |
*
Ve tiyatro yaşamınız?
1930'da
gazetede Muhsin Ertuğrul yönetiminde tiyatro
okulunun açıldığı haberini okudum. Gittim ve
kendisiyle görüştüm. Bana Shakespeare'in 'Hırçın
Kız'ından bir bölümü ezberleyip oynamamı
söyledi. Beğendi ve böylece İstanbul Belediyesi
Konservatuarı'nın Tiyatro Bölümü'ne de başlamış
oldum. Yani Şan Bölümü, Tiyatro Bölümü ve Güzel
Sanatlar'ın Resim Bölümü. Zaten yaptığım
tablolarda da operayı, tiyatroyu ve yaşamı
buluşturdum. |
|
|
|