Sahaflar'dan Berlin'e

1970'li yıllarda aşık olduğum İstanbul'umun "Sahaflar Çarşısı"ndaki kitap kokusuyla büyüdüm. 1980 yılında geldiğim Berlin'de beni bir süre kitap kokularından ayıran Kimya öğrenimi yaptım. İstanbul'a olan hasretim beni şiire yöneltti. Derken kendimi gazeteciliğin içinde buluverdim. Milliyet, Sabah, 8.Gün ve Cumhuriyet (Hafta) gazetelerinde politika, eğitim, kültür ve sanat haberleri yazdım ve söyleşiler yaptım. 5 yıldır Haber müdürü olduğum
Merhaba dergisinde sanat ve kültür haberleri yazıyor, Türkiye'den gelen tiyatro sanatçılarımız ve Almanya'da sesini duyuran tiyatro sanatçısı gençlerimizle söyleşiler yapıyor, kültür metropolü olan Berlin'deki sanat ve kültür etkinliklerini duyurmaya çalışıyorum. KULİS adını verdiğim bu köşemde Türk Tiyatrosu'na emeği geçmiş sanatçılarımızla yapmış olduğum ve yapacağım sohbetlerimi sizlerle paylaşacağım için sevinçliyim... sizlere Merhaba

ADEM DURSUN / BERLİN


 

"Armut dalının dibine düşer" atasözüne örnek kardeşler:

Behzat ve Süheyl Uygur

 Bu sene 60. sanat yılını dolduran babaları Nejat Uygur ile birkaç kez gerek Hamburg'ta gerekse Berlin'de söyleşi yaptım. 90'lı yılların sonlarında ise Sarımsaklı'da deniz kıyısında torunuyla kumda oynayışını seyrettim. O şimdi 76 yaşında. Hala sahnede ve hala sözcüklerle oynuyor. Yaptığımız bir

söyleşide oğulları Behzat ve Süheyl için "Çocuklarımdan sadece Süheyl ve Behzat, "Armut dalının dibine düşer" atasözünü doğrularcasına benim ve anneleri gibi kendi arzularıyla tiyatrocu oldular." demişti. O, 76 yaşında olmasına olmasına rağmen "ununu eleyip, eleğini asmayanlardan". Hala genç, hala dinamik ve soluklu; sanat heyecanını yitirmeyen bir usta Nejat Uygur... Oğulları Behzat ve Süheyl ile çıktıkları Avrupa turnesinde Berlin'e de uğradılar. Oyundan üç saat önce cep telefonum çaldı. Telefondaki ses "Komutan merhaba. Ben Nejat Uygur" dedi. Oyundan sonra yemeğe gittik. Yemekte canı tatlı istedi. Aksilik bu ya, tatlı yoktu. Ertesi gün gittim tatlı aldım fakat otobüse yetiştiremedim; üzüldüm. Neyse bir tatlı borcum olsun Komutanım!.. Behzat ve Süheyl, her ikisi de çok candan; dünya tatlısı kardeşler. Anneleri Necla Hanım ise tüm Uygur ailesine kol kanat olmuş; sıcacık bir insan. Doğuştan tiyatrocu oğulları ile yaptığım sohbetimi sizlere sunuyorum:

* Tiyatroya ne zaman başladınız?

Süheyl Uygur: Ben, Behzat'tan daha önce, 1976 yılında başladım. Babamın bir oyununda oyunculardan biri gelmeyince babam "sen oynayacaksın" dedi ve kendimi sahnede buldum. Provalarda devamlı bulunduğum için oyun ezberimde idi. Tiyatroyu zaten seviyordum; itiraz etmeden hemen oynamaya başladım.

* Anne ve babanızın sizlerin tiyatroya başlamanızdaki rolleri?

Süheyl Uygur: Onların tiyatrocu olmaları bizler için bir şanstı. Ancak, tiyatro sadece şansla olacak bir şey değil; sevmek ve istemek büyük rol oynuyor. Diğer kardeşlerim başka işlerle uğraşıyorlar. Onlar, sahneyi tercih etmediler. Sahne üzerini tercih etmek ancak sevmekle olur. Meşakkatli bir iştir tiyatro. Yani tiyatroyu seçmemizde anne ve babamızın fazla etkisi olmadı.

 * Çocukluğunuz nasıl geçti?

Süheyl Uygur: Behzat ve ben turneler sırasında dünyaya geldik. Behzat babamın Adana turnesinde, ben ise Samsun turnesinde doğmuşuz. Doğduğumuzdan itibaren çocukluğumuz hep turnelerde geçti. Doğduğumuz andan itibaren tiyatronun içindeyiz.

 * Sahneye çıkmadan önce tiyatro ile ilgili anınız?

Süheyl Uygur: Şehsadebaşı'ndaki babamın tiyatrosunda yılbaşı özel eğlence programları düzenlenirdi. O gecelerde rahmetli İsmail Dümbüllü gelir, babamın sahnesinde oyun oynardı. Bizler için çok eğlenceli ve öğreticiydi o geceler.

 * İlk sahne anılarınız var mı?

Behzat Uygur: İlk oyunlar heyecanlı olduğu için pek hatırlanmıyor nedense. Anılar daha sonraki oyunlarda çoğalıyor.

 * Aile reisi Nejat Uygur'la tiyatrocu Nejat Uygur arasında fark var mı?

Behzat Uygur: Aile reisi Nejat Uygur, otoriter olduğu kadar da sevgiyle yaklaşan sevgi dolu bir insandır. İşinde son derece diziplinlidir. Bizim tiyatro yaşamımızla aile yaşamımız bir arada olduğundan pek fark yoktur. Sahne üzerinde baba oğul ilişkisi, samimiyeti yoktur. Birbirimize farklı davranmayız. Sahne üzerinde tiyatronun prensiplerine uyarız.

 * Tiyatro eğitiminiz?

Behzat Uygur: Bizler, Nejat Uygur konservatuarından mezunuz. Bu yönden çok şanslıyız. Çünkü Nejat Uygur'un yanında yetişmek ve onunla aynı sahnede oynamak büyük şans.

 * Siz, iki kardeşin beraber kurduğunuz bir tiyatro grubunuz var.

 

Berlin Merhaba Dergisi'nin katkısıyla hazırlanmıştır.

 

Süheyl Uygur: Süheyl-Behzat Uygur Tiyatrosu'nu 1991 yılında kurduk. Şimdiye değin üç oyun sergiledik. "Boynuz Kulağı Geçer", "Teleköle" ve "Üç Silahşörler".

 * Tiyatro ve televizyon çalışmaları dışında bir de müzik çalışmalarınız var...

Süheyl Uygur: Biz, o kaset çalışmamızı kendimizi eğlendirmek için yaptık. Çünkü bir işi benimsemez ve eğlenmezseniz, o çalışma halka yansımaz. Bu kaset çalışması sırasında eğlendik ve dinleyenlerin de eğleneceğini düşündük. Bu çalışmamızda belli mesajlar vardı. Belli bir takım mesajları komedi-espri yoluyla anlattığınızda vatandaşın beyninde daha çok kalıyor. Çok ta iyi tuttu.

 * Stand Up konusunda bazı tartışmalar oldu. "Kolay para kazanmak" diye tanımlandı...

Süheyl Uygur: Hayır. Ben bu görüşe katılmıyorum. Eğer işinizi basite alırsanız her iş kolaydır. Stand Up başlı başına bir olaydır. Zor bir iştir ve herkesin başarabileceği bir iş değildir. Öyle olsaydı herkes Stand Up yapar, sahneler Stand Up'çılarla dolardı.

Behzat Uygur: Zaten Stand Up'ın kolayına kaçıp, kolay para kazanmak isteyenlerin seyircisi yok. Dolayısıyla "kolay para" kazanmıyorlar. Ancak Stand Up'ı iyi yapan arkadaşlarımızın performansına hayranım. 2 saat tek başınıza seyirciyi oyalamak kolay bir iş değildir. Bir de bazı ustalarımızın Stand Up'ı eleştirmelerini anlayamıyorum. Dünyanın her tarafında  Stand Up türü var. Bu da bir sanat dalı; tiyatronun bir

uzantısı. Biraz daha hoşgörüyle yaklaşmaları lazım. Aslında geleneksel tiyatromuzdaki meddahlıktır Stand Up. Belki de ismi yabancı olduğu için itici olabiliyor. Fakat o isim de artık kullanılmayıp "gösteri" deniliyor.

 * Türkiye tiyatrolarının seyirci durumu; seyirci sıkıntısı var mı?

Behzat Uygur: Bizim seyirci sıkıntımız yok. Ancak genel olarak Türkiye'de seyirci sıkıntısı yok dersek yalan söylemiş oluruz. Tiyatrolar kendilerini gözden geçirmeleri gerek. Biraz daha çalışmalılar diye düşünüyorum.

Süheyl Uygur: Eğer özel tiyatrolar sıkıntı çekiyorlarsa, hatayı kendilerinde aramak zorundadırlar. Demek ki bir yerde yanlışlık yapıyorlar! Dört dörtlük bir oyunla seyircisiz kalmak imkansızdır. Tabi ki Türkiye'de ekonomik bir kriz var. Ancak insanların biraz da düşünmeye ve sanatı görmeye ihtiyaçları var. İnsanlara iyi şey sunarsanız, seyircisiz kalmazsınız. Nasıl ki çürük yumurta vaya çürük domates almazsanız, kötü oyuna da gitmezsiniz!.. Bir de bazı tiyatrolar devlet yardımı alabilmek için çok ucuz oyun sergiliyorlar. Bu mantıkla yapılan oyunlar seyircisiz kalır...

 * Yeni kaset çalışmalarınız var mı?

Ağustos ayında yeni bir kaset çıkarıyoruz. Umarız bu çalışma da Abdülkadir gibi eğlenceli bir kaset olur.

Adem DURSUN / Merhaba / Berlin