|
Herkesten daha atak davranmış, kimsenin
bu konuya doğru dürüst değinmediği, ele almadığı öfkesiyle olayı
sahiplenmiş ama üslup olarak ölçüyü kaçırmıştık belki de. İşte bir
büyük olarak, Tiyatro'da önemli bir isim olarak bizi yok farz etmiyor
görüyor ve azarlayarak da eleştirerek de olsa dikkate almaya uzunca
bir yazı yazmaya bir şeyleri bize izah etmeye değer buluyordu. Sadece
bu yazısından dolayı bile saygı, sempati duyabilirdik kendisine. (YAZI
BAŞLIĞINDAKİ *
BÜHTAN KELİMESİNİN TDK SÖZLÜK ANLAMINA SEVİNEMEDİMSE DE )
*Bühtan: Kara çalma,
iftira.(TDK
Sözlük)
SEÇİLMİŞLİK ARTI BİR GÖREV YÜKLÜYOR
Sayın Ali Taygun
"Kurumun sanatçıları tarafından yönetim kuruluna getirilmiş, onları
temsil eden biri olarak düşüncelerimi açıklamak gereğini duydum"
diyor. Bu konuda da kendisini takdir etmemek mümkün
değil Atanmış birisinin sorumluluğu atayanlara karşıdır seçilmiş bir kişinin de
elbette seçenleredir. İşte bu nedenle Sayın Ali Taygun ortada tesadüfen
yayınlanmakta olan "Genç Tiyatro" diye bir site olmasaydı da, Bu
yazıyı yazdığı Tiyatro tiyatro
dergisi olmasaydı da inanıyoruz ki seçilmiş olmanın sorumluluğuyla seçenlere yüz
yüze de onayladığı yada onaylamadığını aktarma gereği duyacaktı biz sadece
vesile olduk. Öte yandan Kurumsal bir müessesede dedikodulara, çalışanlar
içerisinde endişelere yer bırakmamanın en iyi yolu zaman zaman yönetimin
personele yapacağı düzenli açıklamalar olsa gerek düşüncemizi de daha önce bu
sitede dile getirmiştik. Yönetimin bu konuda bir zorunluluğu yoktur elbette. Bu
ancak bir yönetici hassasiyeti, inisiyatifi ile olabilecek bir temennidir.
Yönetimin duymadığı bu hassasiyeti Sayın Taygun seçilmiş olmanın da verdiği
sorumlulukla üzerine almıştır teşekkür ediyoruz.
DİSİPLİN ELBETTE VAZGEÇİLMEZ
Sayın Taygun yazısının devamında
"... işi hafife alan, seyirciye küstahlık olarak
niteleyebileceğim davranışlarda bulunan, tutumlarıyla tiyatromuza zarar
verdiklerine inandığım unsurlara da hoşgörü gösteremem. Göstermeyeceğim de!
Oyun sırasında sahnede, orkestra çukurunda futbol maçı takip edip atılan her
golden sonra seyircinin gözü önünde birbirine işaret eden, laf sokuşturan kişi
mümkünse hemen tiyatrodan uzaklaştırılır, değilse hakkında işlem yapılır ve
cezası verilir. Hayır, uyarılmaz. Hayır, kulağı çekilip bırakılmaz. Hayır,
affedilmez Hayır, onur sahibi her insanı yerin dibine sokacak seyirci mektupları
'belki kötü niyetle yazılmıştır' diye göz ardı edilemez Bu 'partizanca kıyım' ise diyecek lafım yok. Ben partizanım"
diyor. Fakat..., Sanıyorum Sayın Ali Taygun'un burada söz
ettiği disiplinsizliklerden bizim çok geç haberimiz oldu ve bugüne kadar hiç
haber bile yapmamıştık. Genç Tiyatro burada
sözü edilen olaylara ilişkin haberi Ali Taygun'un bu yazısını okuduktan 2-3 gün
sonra daha bugün (18 Aralık 2002) sayfalarına yorum yapmadan ve Hürriyet
Internet sitesine link vererek duyurmuştur. Yani Genç Tiyatro Sayın Ali Taygun
bu yazıyı yazdığı günlerde ne bu disiplinsizlik suçlarından haberdardı, ne
bu suçlamayla işten uzaklaştırılanların savunuculuğunu yapıyordu ne de bu yüzden
yönetimi partizanlıkla suçlamıyordu.
İŞTEN ÇIKARMA DEĞİL HAVUZA ALMA
Bu
konuyla ilgisiz işten çıkarmaları bir yana bırakırsak sitemizde sözü geçen sanatçılarla
ilgili olarak da sayın Taygun tek tek açıklamalarda bulunmuş. Kısa kısa
alıntılarla sıralıyoruz.
"Ümran İnceoğlu'nun çıkmış bir oyundaki asistanlığı dışında
bir işi olmayan bu arkadaşın ne için yevmiye alacağı belirsizdir. 'Havuz'a
dönmüştür."
Figen Yalçınkaya "Hurrem Sultan" da cariye
rolündeydi. Başka bir işi yoktu." .... "Hasibe
Eren eğitim biriminde çalışan ve yevmiye alan bir arkadaşımız. Oyuncu. Hem de
TV'de başarılı olmuş bir oyuncu. Ancak kendisine sahne üzerinde bir görev
verilince kurumumuza Sahneye çıkmamak koşuluyla katıldığını söyleyerek bunu
kabul etmemiş. ... " "Yeşim Türkgeldi istifa ettiğine göre söylenecek bir söz yok"....
"Fulya Sirin çok yakın tanıdığım, tiyatro sevgisini bildiğim bir arkadaş. Onun
miadını doldurmak üzere olan "Aşk-ı Memnu"da bir küçük rolü vardı. Bir de yeni
çıkan çocuk oyununda. Keşke başka bir oyunda da görevlendirilmiş olaydık"...
Yani kısaca hiç biri boş gezenin kalfası
değildi de diyebiliriz. Ödenekli Tiyatrolarda hatta yönetimlerinde bankamatik
sanatçıları olduğu, neredeyse yıllardır sadece adı geçip hiç bir oyunda görev
almadıkları halde her ay maaşlarının yattığı iddiaları hatırlanınca "sadece bir
oyunda rolü vardı" sadece cariyeydi, bir oyunda ve bir de çocuk oyununda vardı
ama keşke bir tane oyunda daha olaydı yada çalışmasına eğitim biriminde
çalışıyordu ama bir de çıkıp oyunda da olaydı gibi serzenişleri de çok haklı
bulamıyoruz açıkçası. kaldı ki rolün büyüğü küçüğü olmaz sözünü de biz icat
etmedik ama şimdi sadece cariye rolünün gözden çıkarılamayacak biri olmaya
yetmediğini öğrenmiş oluyoruz.
Elbette insanların işlerine son verilebilir
sonuçta İBŞT bir Sanat Kurumu olduğu kadar bir işletmedir de. Kimlerle çalışıp
çalışmayacağına yada daha fazla üretim alacağı kişileri seçme hakkına sahiptir.
Burada adı geçen İBŞT'li arkadaşların biri hariç hiç biriyle tanışma
şansım olmadı. Tanışma şansı bulduğum tek isim Ümran İnceoğlu'dur ve
bildiğim kadarıyla oyunculuğun ötesinde bu sezon yazdığı bir çocuk
oyunuyla da gündemdedir. Ayrıca Anatole sokak oyuncularıyla uluslararası
festivallerde yer aldığını, oldukça yankı getiren bu çalışmanın bir
parçası olduğunu biliyorum. Acaba sadece bir oyunda oynuyor diye şimdilik
de olsa gözden çıkarılabilen bu sanatçılar da mı bir sorun var yoksa
onların bu enerjilerini, yaratıcılıklarını İBŞT bünyesinde değerlendirmeyi
bilemeyenlerde mi diye düşünmeden yapamıyorum.
Tiyatro-fobia'nın düzeysiz çıkışının ardından daha düzeyli açıklamalar
gelip tiyatro'nun kendini yenileyememesi serzenişleri de yükselmişti. Bunları
yan yana getirince ister istemez kafamda soru işaretleri beliriyor. Acaba genç
sanatçıların kafasında bir giyotin gibi duran havuza dönme, geçiş sürecini
tamamlayıp kadroya alınamama endişesi ne kadar sağlıklı bir yöntemdir ve
bu sistem kayıtsız şartsız itaat "fikir üretme görevi yap" anlayışı
getirmeyecek midir? Konservatuarlara girişin zorluğu malumdur ve sanırım
bitirmek de kolay olmasa gerek. Diploma almak da Konservatuar öğretim üyelerinin
"evet sen artık yetkin birisin bu alanda" anlamına geliyordur sanırım.
Ama İBŞT'de Konservatuar Öğretim Üyelerinin yeterlilik vermiş olması
yeterli görülmeyip yönetmenlerin sizi havuzdan seçip alması ve bu seçip
almaların 2-7 yıl boyunca aralıksız sürmesi asıl ölçüt anladığım
kadarıyla. Devamlılık arz etmedikçe süresi belirsiz bir bekleyiş, bir
giyotin azabı. Havuzda bekleme sürdükçe bu sistemin de harika olduğunu düşünemiyorum
şahsen.
Her şey bir yada birkaç yönetmenin havuzdan seçip almasına bağlıyken umarım
kişilerin inisiyatifine bağlı bu sistem her zaman risksiz işler. İBST'de içerdeki
manzara nedir bilemiyorum elbette ama belki sıraladığım "bu bilmemenin
getirdiği sorular "açılım yapmamıza ve tiyatroya yakın duranlar
olarak öğrenmemize vesile olur diye sıraladım bağışlayın. Konuya sonra dönmek üzere burada satır arasında geçen bir noktaya eğilmek
istiyoruz. Darülbedai'ye şart koşulup koşulamayacağı konusuna.
SAYIN ALİ TAYGUN'A BU KONUDA PEK
KATILMIYORUM
"Beni bağışlasın, 88 yıllık
Darülbedai'ye şart koşmak kimsenin haddi değildir. Tiyatronun içinde iş beğenmek
hakkı da kimseye verilemez. Varsa her yerde vardır sanatçı"
diyor yazısının bir yerinde sayın Taygun.
Kendisi de
lütfen beni bağışlasın burada çok fazla katılamayacağım. İnsanlarda lokal
milliyetcilikler olduğunu söylerim eskiden beri. Kimisi memleketine laf
söyletmez, kimi mesleğiyle ilgili eleştirilere tahammül gösteremez, kimi
iş yeriyle aşırı gururlanır hatta patronunun açtığı yeni bir fabrika hatta
patronunun aldığı yeni araba bile o kişilere gurur verir övünç olur nasıl
olabiliyorsa??.. Şimdi İBŞT ile övünç duymak ayrıdır Ona Tanrısallık,
dokunulmazlık yüklemek ayrı. Darulbedai'nin sanatsal açıdan 88 yıllık birikimine
saygı duyarız sahip çıkarız, övünç duyarız. Ama bu işletmecilik yönünden,
yönetsel yönden, işçi işveren ilişkileri yönünden dokunulmazlık kazandığı
anlamına gelmez elbette. Zaten Sayın Taygun'da yazısının başında bazı yönlerden
kurumun sıkı eleştiricilerinden biri olduğunu ifade etmiştir. Tiyatronun içinde
iş beğenmek hakkı da kimseye verilemez. diyor sayın Taygun. Bu doğru olan mıdır?
Yada hep böyle mi olmuştur?
Peki tiyatronun içinde iş beğenip beğenmemek hakkı kimseye
verilmemiş midir? Verilmiştir elbette. Bildiğimiz kadarıyla bir yönetmen isterse
bir oyunu kabul etmeyebilir, geri çekilebilir. Peki bir sanatçının iş beğenip
beğenmeme hakkı olmamalı mıdır? Asla katılmıyoruz. Belki bir cam fabrikası
işçisi "Hayır efendim bu tip bardakların üretiminde ben bulunmak istemiyorum,
bir sonraki modele dek üretimde bulunmayacağım" deme hakkına sahip olamaz ama
ortadaki ürün sanat eseri ise, ürünü ortaya getirip sunacaklar da sanatçılar ise
elbette söz hakkı olmalıdır. Bir sinema hatta dizi oyuncusu önüne gelen rolü
reddedebilir, yönetmene senariste rağmen senaryoyu değiştirebilir, yönetmen oynanan
oyunu dilediğince değiştirir, yönetim hangi oyunu koyup koymayacağına,
çekeceğine karar verir ama sanatçının hiç bir konuda hiç bir söz hakkı olmaz...
el insaf. Burada sözü edilenler sahne robotları değil sanatçılardır.
Bana göre içinde bulunulan kurum Darülbedai'de de olsa
pek ala şart da
koşulur yanlış da dile getirilir. Sözü edilen kişiyi tanımam. Gerçekten işe
girerken bu şartı koymuş ve de "bu şarta rağmen 88 yıllık Darulbedai onu işe
kabul etmişse" pekala başta kabul edilmiş olan bu şart pratikte de bu
kişi tarafından talep edilebilir. Her kurumda özel görevlendirmeler, özel sözleşmeler olabilir.
Eski olmak, 88 yıllık olmak tek başına yada salt sayılarla çok da anlam kazanmaz ona bu
dokunulmazlığı kazandıracak olan bu süreç içinde oturmuş kurumsal yapısı,
deneyimleri ve doğru kararlarıdır bana sorarsanız. Vefa bozacısı Darulbedai'den
de eskidir ama onun da hala uymak zorunda olduğu pek çok değişen yeni şart vardır.
Darülbedai'de bunca yıla rağmen hala kaynayan bir kazan ise bu oturmamışlık
içerisinde daha pek çok hesap sorulacaktır da. Darulbedai'yi sevmek sahip çıkmak
ayrıdır ona böyle bir Tanrısal yücelik dokunulmazlık yüklemek ayrıdır.
Aslında
bu şekilde şart koşanların, (yapıcı dahi olsa) eleştireceklerin sayısı da
maalesef fazla olamayacaktır. Havuzdan kadrolu olmaya sıçrama şartlarının
ağırlığı korunduğu sürece genç sanatçılar sanatçı seçiciliği ve sanatçı
tavrıyla değil kabul edilme kaygısı ile bir boyun eğiş, kabulleniş sergileyecek
benimsesin yada benimsemesin verilen her göreve sessizce kabul diyeceklerdir
Acaba doğrusu bu mudur?
NEDEN PARTİZAN?
Şimdi isterseniz asıl konuya gelelim Genç Tiyatro neden partizan kelimesini
kullanmıştır? Aslında Sayın Ali Taygun'un bu konuya ilişkin Tiyatro tiyatro
dergisine yazdığı yazının içerisine yerleştirilen ve bu atılmaları konu edinmiş
olan yazımda hiç partizan kelimesi geçmiyor. Yani bu çıkarılmalar üzerine
partizan suçlaması yapmamışız. Ama inkar edecek de değiliz İBŞT'de partizan
bir yapılanma endişesini yansıttık ve bu endişemiz de sürüyor. Peki bu
endişenin dayanakları var mıdır? Sayın Taygun yazısının finaline doğru Genç
Tiyatro delilsiz suçlamada bulunmuştur açıklamasında bulunmuş haklıdır rüşvetin
belgesi olmadığı gibi yolsuzlukların da belgesi olmayabilir partizanlığın da..
İstanbul Belediyesini ben şahsen bir dönem Hürriyet gazetesindeki köşemde İETT
otobüslerinin kanal 7 de reklamını yaptırarak belediyenin parasını kanal 7 ye
aktarıyor diye de suçlamıştım. Ortada bir yolsuzluk yoktu elbette.
Belediye reklam verebilirdi ve bu reklama hiç gerek duyulmayacak olan İETT
otobüslerinin reklamı da olabilirdi hatta mezarlıklar müdürlüğünün de olabilirdi
kimsede bunun hesabını soramaz suçlayamazdı.. Ve milyarlık reklamları vermek
için seçilen yer de kanal 7 olabilirdi. Bu gayet yasal bir olaydı ama bana göre bu
bir legal yolsuzluktu. Kısaca neyin yasal neyin yasadışı olduğu, partizanlık
kapsamına neyin girip girmeyeceği, nelerin delil sayılıp nelerin sayılmayacağı bu ülkede
biraz karışmış durumda ama biz bir kez daha bazı gerçekleri alt alta koyup
sıralayalım Sayın Ali Taygun bütün bunları partizan bulur mu bulamaz mı bilemeyiz
tabi.
SAYIN ALİ TAYGUN ŞU TABLOYU LÜTFEN BİR
İNCELEYİNİZ PARTİZANLIK DELİLİ YA DA EN AZINDAN KOKUSU DUYABİLECEK MİSİNİZ?
2 NİSAN
CUMA, 1994 RECEP TAYYİP ERDOĞAN, BELEDİYE BAŞKANLIĞI GÖREVİNE BAŞLADI
ve ilk
atamalardan biri olarak Şenol DEMİRÖZ 1994 yılında İstanbul Büyükşehir
Belediyesi kuruluşlarından olan İstanbul Kültür ve Sanat Ürünleri Tic. Ve San.
A.Ş. Genel Müdürlüğü görevine getirildi. Aynı yıl içinde Kültür İşleri Daire
Başkanlığı’na tayin edildi. Halen bu görevi yürütmekte ve ayrıca İstanbul Şehir
Tiyatroları Repertuar Kurulu Başkanlığı’nı yapmaktadır.
Peki Şenol Demiröz
kimdir? ŞENOL DEMİRÖZ
Ülkü Ocakları'nın ilk kurucularındandır.
Milliyetci Cephe iktidarları döneminde Şenol Demiröz, 6 Şubat 1976 -
TRT'ye danışman oldu. MHP bir ideoloji
partisidir. Her ideoloji partisi gibi MHP'de kültür ve eğitim kurumlarının
ideolojik yayılmada önemini bildiği için Milli Eğitim Bakanlıkları, TRT, Kültür
Sanat Kurumları ilk politize olunacak alanlar olarak görür. 1976'da bir MHP'li
olarak gördüğümüz Kemal Demiröz'ü 1994'lere geldiğimizde Recep Tayyip Erdoğan'ın
yakın arkadaşı olarak görmekteyiz ve bu kez de Recep Tayyip Erdoğan tarafından
yine politizasyonun köprü başı olan alanlara yani halen yürüttüğü görevlere
getirilir. Sadece belediyede değil ülke genelinde iktidara gelinen bu dönemde
belki de Demiröz'ün
yeni mekanı da TRT Genel Müdürlüğü olacaktır göreceğiz.
Her iktidarın
kendisine yakın isimlerle çalışmak isteyeceği ve bunun da normal olduğu
düşünülebilir. Herkes çalışma arkadaşlarını seçebilir ama seçilenlerin
tüm halka hizmet vermesi ve görevinde tarafsızlığı demokratik sistemin
gereği değil midir? Hele görev alanı bir sanat kurumuysa seçicilik ve
verilen hizmetin daha bir hassasiyetle ele alınması gerekmez mi? Peki Şenol
DEMİRÖZ icraatlarında partizan davranmış mıdır? Yada görünmeyen yüzüyle Demiröz kimdir yorum
yapmıyor derlediğimiz haberlere yer veriyoruz. İşte kısa kısa Bir kaç haber..
Haberlerin Orijinallerine ulaşma gereği duyarsanız üzerlerine tıklamanız
yeterlidir. Buradaki başlıklar bize aittir.
|