Ahmet Ertuğrul Timur

 


 

SAYIN ALİ TAYGUN'UN GENÇ TİYATRO ÜZERİNE YAZDIKLARI

Silivrikapı Ortaokuluna başladığımın ikinci ayıydı sanırım. Çatık kaşlı ve nerdeyse hiç konuşmayan sosyal bilgiler hocamız sınıfa girip bizi sıraların üstünde görünce bir güzel haşlamıştı. Genel haşlamanın ardından bana dönüp aynen şöyle demişti "Okulun başında senin dersteki konuşmalarına bakıp bende seni adam sanmıştım" Öyle mutlu olmuştum ki... Demek ki bu sert görünümlü ve duygularını, beğenisini, takdirini hiç belli etmeyen hoca dile getirmemiş de olsa bendeki bir şeyleri fark etmişti . Elbette bu beğeniyi, bu takdiri başka bir süreçte ve başka türlü işitmek daha hoş olabilirdi ama bu şeklide de olsa müthiş bir mutluluktu. Sonraki günlerde yaramazlıklarımız da sürdü düşüncelerimizi ifade etmemizde. Herhalde azarlanırken mutlu olmak da bana özgü olsa gerek.

  İki gün önce peş peşe telefonlar ve mesajlar gelmeye başladı. "Tiyatro Tiyatro dergisi al, Ali Taygun Genç Tiyatroyu eleştirmiş", "Tiyatro Tiyatro'yu okudun mu Ali Taygun seni fena haşlamış..." buna benzer mesajlar, telefonlar. Eyvahh dedim ilk önce. Ne Sayın Ali Taygun'u karşıma almak isterdim ne tiyatro tiyatro dergisine böyle yansımak.. Birde polemiğe bayılan bir insan modelimiz var ki şimdi kesin karşı yazı, karşı atak bekleyecekler. Hiç bir zaman sözümü esirgemem ama bunlar ne sayın Ali Taygun ne de Tiyatro Tiyatro olmamalıydı.

         Görevimden ayrılamadığım ve bulunduğum bölgede bulamadığım için akşamı iple çekip soluğu Taksim'de aldım ve okudum okudukça mutlu oldum. Galiba tıpkı ortaokuldaki gibi önemsediğim birinin azarlar gibi de olsa Genç Tiyatro'nun varlığını fark etmesi hoşuma gitmişti. Ali Taygun ister tiyatrocu kimliğiyle ele alın ister kendi kimliğiyle son derece önemseyeceğim son derece saygı duyacağım bir isimdi. Ali Taygun denince İlk aklıma gelenler "lirik tarih" , "1402" , "Barış davası" Nasıl saygı duyup önemsemem ki?  Hem hiç de öyle panik yapacak bir şey yoktu. Son derece güzel bir yazı yazmıştı sayın Taygun.  

  Sayın Taygun'un yazısının girişindeki paragraf son derece gönül alıcı onur vericiydi. "Genç Tiyatro'yu ilgiyle izliyorum Tiyatromuzun yarını için umut verici bir hareket. Enerjik, tiyatroyu çok seven insanların yazılarıyla dolu."  ve devam ediyordu "Ne yazık ki' 'genç' sıfatının olumsuz özelliklerini de taşımakta. Ayrıntıya girmeden, derinliğine incelemeden, slogan boyutunda hırçın, hoyrat, keskin hükümler vermek doğru tutum değil, "Şehir Tiyatrolarında Toplu Kıyım", "partizanca" gibi deyimlerin başyazıda yer alması beni korkuttu" Yani elbette haklılık payı vardı bu eleştirisinde.

 

Herkesten daha atak davranmış, kimsenin bu konuya doğru dürüst değinmediği, ele almadığı öfkesiyle olayı sahiplenmiş ama üslup olarak ölçüyü kaçırmıştık belki de. İşte bir büyük olarak, Tiyatro'da önemli bir isim olarak bizi yok farz etmiyor görüyor ve azarlayarak da eleştirerek de olsa dikkate almaya uzunca bir yazı yazmaya bir şeyleri bize izah etmeye değer buluyordu. Sadece bu yazısından dolayı bile saygı, sempati duyabilirdik kendisine. (YAZI BAŞLIĞINDAKİ * BÜHTAN KELİMESİNİN TDK SÖZLÜK ANLAMINA SEVİNEMEDİMSE DE )
 
*Bühtan:  Kara çalma, iftira.(TDK Sözlük)

SEÇİLMİŞLİK ARTI BİR GÖREV YÜKLÜYOR

         Sayın Ali Taygun "Kurumun sanatçıları tarafından yönetim kuruluna getirilmiş, onları temsil eden biri olarak düşüncelerimi açıklamak gereğini duydum" diyor.  Bu konuda da kendisini takdir etmemek mümkün değil Atanmış birisinin sorumluluğu atayanlara karşıdır seçilmiş bir kişinin de elbette seçenleredir. İşte bu nedenle Sayın Ali Taygun ortada tesadüfen yayınlanmakta olan "Genç Tiyatro" diye bir site olmasaydı da, Bu yazıyı yazdığı Tiyatro tiyatro dergisi olmasaydı da inanıyoruz ki seçilmiş olmanın sorumluluğuyla seçenlere yüz yüze de onayladığı yada onaylamadığını aktarma gereği duyacaktı biz sadece vesile olduk. Öte yandan Kurumsal bir müessesede dedikodulara, çalışanlar içerisinde endişelere yer bırakmamanın en iyi yolu zaman zaman yönetimin personele yapacağı düzenli açıklamalar olsa gerek düşüncemizi de daha önce bu sitede dile getirmiştik. Yönetimin bu konuda bir zorunluluğu yoktur elbette. Bu ancak bir yönetici hassasiyeti, inisiyatifi ile olabilecek bir temennidir. Yönetimin duymadığı bu hassasiyeti Sayın Taygun seçilmiş olmanın da verdiği sorumlulukla üzerine almıştır teşekkür ediyoruz.

DİSİPLİN ELBETTE VAZGEÇİLMEZ

Sayın Taygun yazısının devamında "... işi hafife alan, seyirciye küstahlık olarak niteleyebileceğim davranışlarda bulunan, tutumlarıyla tiyatromuza zarar verdiklerine inandığım unsurlara da hoşgörü gösteremem. Göstermeyeceğim de!  Oyun sırasında sahnede, orkestra çukurunda futbol maçı takip edip atılan her golden sonra seyircinin gözü önünde birbirine işaret eden, laf sokuşturan kişi mümkünse hemen tiyatrodan uzaklaştırılır, değilse hakkında işlem yapılır ve cezası verilir. Hayır, uyarılmaz. Hayır, kulağı çekilip bırakılmaz. Hayır, affedilmez Hayır, onur sahibi her insanı yerin dibine sokacak seyirci mektupları 'belki kötü niyetle yazılmıştır' diye göz ardı edilemez Bu 'partizanca kıyım' ise diyecek lafım yok. Ben partizanım" diyor. Fakat..., Sanıyorum Sayın Ali Taygun'un burada söz ettiği disiplinsizliklerden bizim çok geç haberimiz oldu ve bugüne kadar hiç haber bile yapmamıştık. Genç Tiyatro burada sözü edilen olaylara ilişkin haberi Ali Taygun'un bu yazısını okuduktan 2-3 gün sonra daha bugün (18 Aralık 2002) sayfalarına yorum yapmadan ve Hürriyet Internet sitesine link vererek duyurmuştur. Yani Genç Tiyatro Sayın Ali Taygun bu yazıyı yazdığı günlerde ne bu disiplinsizlik suçlarından haberdardı, ne  bu suçlamayla işten uzaklaştırılanların savunuculuğunu yapıyordu ne de bu yüzden yönetimi partizanlıkla suçlamıyordu.

İŞTEN ÇIKARMA DEĞİL HAVUZA ALMA

       Bu konuyla ilgisiz işten çıkarmaları bir yana bırakırsak sitemizde sözü geçen sanatçılarla ilgili olarak da sayın Taygun tek tek açıklamalarda bulunmuş.  Kısa kısa alıntılarla sıralıyoruz. "Ümran İnceoğlu'nun çıkmış bir oyundaki asistanlığı dışında bir işi olmayan bu arkadaşın ne için yevmiye alacağı belirsizdir. 'Havuz'a dönmüştür." Figen Yalçınkaya "Hurrem Sultan" da cariye rolündeydi. Başka bir işi yoktu." .... "Hasibe Eren eğitim biriminde çalışan ve yevmiye alan bir arkadaşımız. Oyuncu. Hem de TV'de başarılı olmuş bir oyuncu. Ancak kendisine sahne üzerinde bir görev verilince kurumumuza Sahneye çıkmamak koşuluyla katıldığını söyleyerek bunu kabul etmemiş. ... " "Yeşim Türkgeldi istifa ettiğine göre söylenecek bir söz yok".... "Fulya Sirin çok yakın tanıdığım, tiyatro sevgisini bildiğim bir arkadaş. Onun miadını doldurmak üzere olan "Aşk-ı Memnu"da bir küçük rolü vardı. Bir de yeni çıkan çocuk oyununda. Keşke başka bir oyunda da görevlendirilmiş olaydık"...  

       Yani kısaca hiç biri boş gezenin kalfası değildi de diyebiliriz. Ödenekli Tiyatrolarda hatta yönetimlerinde bankamatik sanatçıları olduğu, neredeyse yıllardır sadece adı geçip hiç bir oyunda görev almadıkları halde her ay maaşlarının yattığı iddiaları hatırlanınca "sadece bir oyunda rolü vardı" sadece cariyeydi, bir oyunda ve bir de çocuk oyununda vardı ama keşke bir tane oyunda daha olaydı yada çalışmasına eğitim biriminde çalışıyordu ama bir de çıkıp oyunda da olaydı gibi serzenişleri de çok haklı bulamıyoruz açıkçası. kaldı ki rolün büyüğü küçüğü olmaz sözünü de biz icat etmedik ama şimdi sadece cariye rolünün gözden çıkarılamayacak biri olmaya yetmediğini öğrenmiş oluyoruz. 

         Elbette insanların işlerine son verilebilir sonuçta İBŞT bir Sanat Kurumu olduğu kadar bir işletmedir de. Kimlerle çalışıp çalışmayacağına yada daha fazla üretim alacağı kişileri seçme hakkına sahiptir. Burada adı geçen İBŞT'li arkadaşların biri hariç hiç biriyle tanışma şansım olmadı. Tanışma şansı bulduğum tek isim Ümran İnceoğlu'dur ve bildiğim kadarıyla oyunculuğun ötesinde bu sezon yazdığı bir çocuk oyunuyla da gündemdedir. Ayrıca Anatole sokak oyuncularıyla uluslararası festivallerde yer aldığını, oldukça yankı getiren bu çalışmanın bir parçası olduğunu biliyorum. Acaba sadece bir oyunda oynuyor diye şimdilik de olsa gözden çıkarılabilen bu sanatçılar da mı bir sorun var yoksa onların bu enerjilerini, yaratıcılıklarını İBŞT bünyesinde değerlendirmeyi bilemeyenlerde mi diye düşünmeden yapamıyorum. 

        Tiyatro-fobia'nın düzeysiz çıkışının ardından daha düzeyli açıklamalar gelip tiyatro'nun kendini yenileyememesi serzenişleri de yükselmişti. Bunları yan yana getirince ister istemez kafamda soru işaretleri beliriyor. Acaba genç sanatçıların kafasında bir giyotin gibi duran havuza dönme, geçiş sürecini tamamlayıp kadroya alınamama endişesi ne kadar sağlıklı bir yöntemdir ve bu sistem kayıtsız şartsız itaat "fikir üretme görevi yap" anlayışı getirmeyecek midir? Konservatuarlara girişin zorluğu malumdur ve sanırım bitirmek de kolay olmasa gerek. Diploma almak da Konservatuar öğretim üyelerinin "evet sen artık yetkin birisin bu alanda" anlamına geliyordur sanırım. Ama İBŞT'de Konservatuar Öğretim Üyelerinin yeterlilik vermiş olması yeterli görülmeyip yönetmenlerin sizi havuzdan seçip alması ve bu seçip almaların 2-7 yıl boyunca aralıksız sürmesi  asıl ölçüt anladığım kadarıyla. Devamlılık arz etmedikçe süresi belirsiz bir bekleyiş, bir giyotin azabı. Havuzda bekleme sürdükçe bu sistemin de harika olduğunu düşünemiyorum şahsen. 

         Her şey bir yada birkaç yönetmenin havuzdan seçip almasına bağlıyken umarım kişilerin inisiyatifine bağlı bu sistem her zaman risksiz işler. İBST'de içerdeki manzara nedir bilemiyorum elbette ama belki sıraladığım "bu bilmemenin getirdiği sorular "açılım yapmamıza ve tiyatroya yakın duranlar olarak öğrenmemize vesile olur diye sıraladım bağışlayın.  Konuya sonra dönmek üzere burada satır arasında geçen bir noktaya eğilmek istiyoruz. Darülbedai'ye şart koşulup koşulamayacağı konusuna.

SAYIN ALİ TAYGUN'A BU KONUDA PEK KATILMIYORUM

"Beni bağışlasın, 88 yıllık Darülbedai'ye şart koşmak kimsenin haddi değildir. Tiyatronun içinde iş beğenmek hakkı da kimseye verilemez. Varsa her yerde vardır sanatçı" diyor yazısının bir yerinde sayın Taygun. 

            Kendisi de lütfen beni bağışlasın burada çok fazla katılamayacağım. İnsanlarda lokal milliyetcilikler olduğunu söylerim eskiden beri. Kimisi memleketine laf söyletmez, kimi mesleğiyle ilgili eleştirilere tahammül gösteremez,  kimi iş yeriyle aşırı gururlanır hatta patronunun açtığı yeni bir fabrika hatta patronunun aldığı yeni araba bile o kişilere gurur verir övünç olur nasıl olabiliyorsa??.. Şimdi İBŞT ile övünç duymak ayrıdır Ona Tanrısallık, dokunulmazlık yüklemek ayrı. Darulbedai'nin sanatsal açıdan 88 yıllık birikimine saygı duyarız sahip çıkarız, övünç duyarız. Ama bu işletmecilik yönünden, yönetsel yönden, işçi işveren ilişkileri yönünden dokunulmazlık kazandığı anlamına gelmez elbette. Zaten Sayın Taygun'da yazısının başında bazı yönlerden kurumun sıkı eleştiricilerinden biri olduğunu ifade etmiştir. Tiyatronun içinde iş beğenmek hakkı da kimseye verilemez. diyor sayın Taygun. Bu doğru olan mıdır? Yada hep böyle mi olmuştur?  

         Peki tiyatronun içinde iş beğenip beğenmemek hakkı kimseye verilmemiş midir? Verilmiştir elbette. Bildiğimiz kadarıyla bir yönetmen isterse bir oyunu kabul etmeyebilir, geri çekilebilir. Peki bir sanatçının iş beğenip beğenmeme hakkı olmamalı mıdır? Asla katılmıyoruz. Belki bir cam fabrikası işçisi "Hayır efendim bu tip bardakların üretiminde ben bulunmak istemiyorum, bir sonraki modele dek üretimde bulunmayacağım" deme hakkına sahip olamaz ama ortadaki ürün sanat eseri ise, ürünü ortaya getirip sunacaklar da sanatçılar ise elbette söz hakkı olmalıdır. Bir sinema hatta dizi oyuncusu önüne gelen rolü reddedebilir, yönetmene senariste rağmen senaryoyu değiştirebilir, yönetmen oynanan oyunu dilediğince değiştirir, yönetim hangi oyunu koyup koymayacağına, çekeceğine karar verir ama sanatçının hiç bir konuda hiç bir söz hakkı olmaz... el insaf.  Burada sözü edilenler sahne robotları değil sanatçılardır. 

       Bana göre içinde bulunulan kurum Darülbedai'de de olsa pek ala şart da koşulur yanlış da dile getirilir. Sözü edilen kişiyi tanımam. Gerçekten işe girerken bu şartı koymuş ve de "bu şarta rağmen 88 yıllık Darulbedai onu işe kabul etmişse" pekala başta kabul edilmiş olan bu şart pratikte de bu kişi tarafından talep edilebilir. Her kurumda özel görevlendirmeler, özel sözleşmeler olabilir. 

            Eski olmak, 88 yıllık olmak tek başına yada salt sayılarla çok da anlam kazanmaz ona bu dokunulmazlığı kazandıracak olan bu süreç içinde oturmuş kurumsal yapısı, deneyimleri ve doğru kararlarıdır bana sorarsanız. Vefa bozacısı Darulbedai'den de eskidir ama onun da hala uymak zorunda olduğu pek çok değişen yeni  şart vardır. Darülbedai'de bunca yıla rağmen hala kaynayan bir kazan ise bu oturmamışlık içerisinde daha pek çok hesap sorulacaktır da. Darulbedai'yi sevmek sahip çıkmak ayrıdır ona böyle bir Tanrısal yücelik dokunulmazlık yüklemek ayrıdır. 

           Aslında bu şekilde şart koşanların, (yapıcı dahi olsa) eleştireceklerin sayısı da maalesef fazla olamayacaktır. Havuzdan kadrolu olmaya sıçrama şartlarının ağırlığı korunduğu sürece genç sanatçılar sanatçı seçiciliği ve sanatçı tavrıyla değil kabul edilme kaygısı ile bir boyun eğiş, kabulleniş sergileyecek benimsesin yada benimsemesin verilen her göreve sessizce kabul diyeceklerdir Acaba doğrusu bu mudur?

NEDEN PARTİZAN?


        
Şimdi isterseniz asıl konuya gelelim Genç Tiyatro neden partizan kelimesini kullanmıştır? Aslında Sayın Ali Taygun'un bu konuya ilişkin Tiyatro tiyatro dergisine yazdığı yazının içerisine yerleştirilen ve bu atılmaları konu edinmiş olan yazımda hiç partizan kelimesi geçmiyor. Yani bu çıkarılmalar üzerine partizan suçlaması yapmamışız. Ama inkar edecek de değiliz İBŞT'de partizan bir yapılanma endişesini yansıttık ve bu endişemiz de sürüyor. Peki bu endişenin dayanakları var mıdır? Sayın Taygun yazısının finaline doğru Genç Tiyatro delilsiz suçlamada bulunmuştur açıklamasında bulunmuş haklıdır rüşvetin belgesi olmadığı gibi yolsuzlukların da belgesi olmayabilir partizanlığın da.. 

           İstanbul Belediyesini ben şahsen bir dönem Hürriyet gazetesindeki köşemde İETT otobüslerinin kanal 7 de reklamını yaptırarak belediyenin parasını kanal 7 ye aktarıyor diye de suçlamıştım. Ortada bir yolsuzluk yoktu elbette. Belediye reklam verebilirdi ve bu reklama hiç gerek duyulmayacak olan İETT otobüslerinin reklamı da olabilirdi hatta mezarlıklar müdürlüğünün de olabilirdi kimsede bunun hesabını soramaz suçlayamazdı.. Ve milyarlık reklamları vermek için seçilen yer de kanal 7 olabilirdi. Bu gayet yasal bir olaydı ama bana göre bu bir legal yolsuzluktu. Kısaca neyin yasal neyin yasadışı olduğu, partizanlık kapsamına neyin girip girmeyeceği, nelerin delil sayılıp nelerin sayılmayacağı bu ülkede biraz karışmış durumda ama biz bir kez daha bazı gerçekleri alt alta koyup sıralayalım Sayın Ali Taygun bütün bunları partizan bulur mu bulamaz mı bilemeyiz tabi.


SAYIN ALİ TAYGUN ŞU TABLOYU LÜTFEN BİR İNCELEYİNİZ PARTİZANLIK DELİLİ YA DA EN AZINDAN KOKUSU DUYABİLECEK MİSİNİZ?

        2 NİSAN CUMA, 1994  RECEP TAYYİP ERDOĞAN, BELEDİYE BAŞKANLIĞI GÖREVİNE BAŞLADI  ve ilk atamalardan biri olarak Şenol DEMİRÖZ 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi kuruluşlarından olan İstanbul Kültür ve Sanat Ürünleri Tic. Ve San. A.Ş. Genel Müdürlüğü görevine getirildi. Aynı yıl içinde Kültür İşleri Daire Başkanlığı’na tayin edildi. Halen bu görevi yürütmekte ve ayrıca İstanbul Şehir Tiyatroları Repertuar Kurulu Başkanlığı’nı yapmaktadır. 

      Peki Şenol Demiröz kimdir? ŞENOL DEMİRÖZ Ülkü Ocakları'nın ilk kurucularındandır. Milliyetci Cephe iktidarları döneminde  Şenol Demiröz,  6 Şubat 1976 - TRT'ye danışman oldu. MHP bir ideoloji partisidir. Her ideoloji partisi gibi MHP'de kültür ve eğitim kurumlarının ideolojik yayılmada önemini bildiği için Milli Eğitim Bakanlıkları, TRT, Kültür Sanat Kurumları ilk politize olunacak alanlar olarak görür. 1976'da bir MHP'li olarak gördüğümüz Kemal Demiröz'ü 1994'lere geldiğimizde Recep Tayyip Erdoğan'ın yakın arkadaşı olarak görmekteyiz ve bu kez de Recep Tayyip Erdoğan tarafından yine politizasyonun köprü başı olan alanlara yani halen yürüttüğü görevlere getirilir. Sadece belediyede değil ülke genelinde iktidara gelinen bu dönemde belki de Demiröz'ün yeni mekanı da TRT Genel Müdürlüğü olacaktır göreceğiz.

Her iktidarın kendisine yakın isimlerle çalışmak isteyeceği ve bunun da normal olduğu düşünülebilir. Herkes çalışma arkadaşlarını seçebilir ama seçilenlerin tüm halka hizmet vermesi ve görevinde tarafsızlığı demokratik sistemin gereği değil midir? Hele görev alanı bir sanat kurumuysa seçicilik ve verilen hizmetin daha bir hassasiyetle ele alınması gerekmez mi?  Peki Şenol DEMİRÖZ icraatlarında partizan davranmış mıdır? Yada görünmeyen yüzüyle Demiröz kimdir yorum yapmıyor derlediğimiz haberlere yer veriyoruz. İşte kısa kısa Bir kaç haber.. Haberlerin Orijinallerine ulaşma gereği duyarsanız üzerlerine tıklamanız yeterlidir. Buradaki başlıklar bize aittir.

 

4.10.2002 MİLLİYET

POLİTİK İNTİKAM

 Bakın şu Belediye’nin mazeretine Moralleri bozuldu Nâzım’ı iptal ettiler Haftalarca önce bilboardlarla duyurulan "Nâzım 100 yaşında" etkinliğinin iptal edilmesinin ardında "politik intikam" çıktı Orjinali.

..

18.06.2002 Milliyet

ATANANLARA DİKKAT!

 18 Haziran 2002 Milliyet İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nden sonra şimdi de İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları kaynamaya başladı. Sekiz yıl içinde beş kez yönetim değiştiren kurumda huzursuzluk iyice arttı. İstanbul Belediyesi Kültür Daire Başkanı Şenol Demiröz’ün oyuncuların iddiasına göre bir dekoratörü genel sanat yönetmenliğine ataması, yönetim kuruluna ise Al Baraka Türk adlı finans kuruluşundan bir şahsiyeti ya da Yeni Şafak ve Zaman gazetelerinden iki köşe yazarını ataması (meslektaşlarımız da her işi başarıyla yapabileceklerini sanıyorlar), yönetim ile sol ağırlıklı oyuncu kadrosunun karşı karşıya gelmesine neden oldu. Sanat kurumlarımızda sular acilen durulmalı ve repertuvar ve performans çalışmalarına konsantre olunmalı. Orjinali

...

21 MART 2001 RADİKAL

AKBİL YOLSUZLUĞU VE ŞENOL DEMİRÖZ

 "Bakanlık, BELBİM Yönetim Kurulu üyeleri Erman Tuncer, İdris Naim Şahin, Birol Tortop, Nihat Macit, Şenol Demiröz, Mehmet Duman, Osman Avcı, İsmail Arslan, Mikail Arslan, Sabri Yalın, Necmi Kadıoğlu, Basri Mete, Ali Rıza Kiremitçi ve Cemal Şanlı hakkında da soruşturma açılmasına izin verdi. " ORİJİNALİ

...

SEÇİLEMEYENLER ATANIYOR


Bir başka "atanmış" Yönetim Kurulu üyesi Kemal Kocatürk, Genel Sanat Yönetmen Yardımcılığına getirildi. Kocatürk, 7 Mayıs 2002 tarihli seçimlerde aday olmuş, ancak kazanamamış. Buna rağmen Kocatürk'ün, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından Yönetim Kuruluna atandığı iddia ediliyor.
Daha önce de aday olmuş, seçilememiş, bugün ise "atama" ile Yönetim Kurulu üyesi olmuş bir başka isim Münir Kutluğ.
Yine daha önceki yıllarda defalarca aday olmuş, her seferinde çok az oy alarak kaybeden Mustafa Arslan, bir ay önce yapılan seçime girmemiş. O da yine "atama" ile Yönetim Kurulu üyeliğine getirilenler arasında. Mustafa Arslan'ın Necip Fazıl'ın "Para" adlı oyununu, dönemin Genel Sanat Yönetmenine danışmadan yönetmeye talip olduğu, Ali Göçer ile oyunun dramaturjisini yaptığı, Muharrem Ergül kanalıyla da fotokopilerini çektirip emre amade beklediği de iddialar arasında yer alıyor.
Bu yılki Genel Kurulda, yönetime aday olup seçimi kaybetmiş Nilgün Kasapbaşoğlu'nun ise, uzun yıllar Şehir Tiyatrosu ortamından uzaklığına rağmen "Sahne Amirliği" gibi stratejik önemdeki bir bölümün başına getirilmiş olması da dikkat çekici.

Buraya kadar olan alıntıları günlük medyanın AKP ye ön yargılı bakışı diye düşünebilirsiniz O halde biraz da karşı taraftaki yansımalarına bakalım

Bir Nizam-ı alem internet sitesi  nizamialem.virtualave.net/bakiler/malatya.htm - 8k

NİZAMI ALEMCİLER'DEN ÖVGÜ!

İstanbul büyükşehir belediyesinin kültür işleri müdürü Şenol Demiröz, anlatılmaz bir gayretle ve ciddiyetle çalışıyor.

İstanbul’da, Eminönü’nden Yeni Cami yakınından geçerken yüzüm yerlere giriyor. Utanıyorum. İdarecilerimiz, önce kirlenen kültürümüzü temizlemelidirler. Türkiye’de, benim gördüğüm 70 şehir içerisinde üç belediyemiz kültür Dünyamıza çok sıcak bakıyor. İstanbul, Malatya, Ankara büyük şehir belediyelerimiz, İstanbul ve Ankara belediyeleri Fazilet Partisi’nin, Malatya ise MHP’nin elinde! İstanbul büyükşehir belediyesinin kültür işleri müdürü Şenol Demiröz, anlatılmaz bir gayretle ve ciddiyetle çalışıyor. Şenol Demiröz’ü alkışlamalıyız.

* Bilmeyenler için not : Nizamı alem ülkücüleri MHP'den ayrılan ve MHP ile AKP arasında bir görüşü temsil ettiğini düşündüren BBP'nin Türk-İslam'cı gençlik örgütüne verilen addır.

.. "İstanbul ve Ankara belediyeleri Fazilet Partisi’nin, Malatya ise MHP’nin elinde!"... Bu yazıdaki "Elinde olmak" tanımlaması sizce de partizanlığa oldukça uygun bir övünmenin ifadesi olarak zikredilmiyor mu? Nizamı alemcilerin görüp kabul edebildiğini biz görmemeyi ve hoş görüyle bakmayı mı seçmeliydik?

 21 11 2001 ZAMAN

İSTANBUL ENTELİJANSİYASASINI PASİFİZE ETMESİNE ÖVGÜ

Tayyip Erdoğan'ın, azınlıkta olsalar da, fevkalade etkin, nüfuzlu ve kudretli İstanbul entelijansiyasını, siyaseten karşısında olmalarına rağmen pasifize etme başarısını göstermesinde, Kültür İşleri Daire Başkanlığı'nın ve elbette Daire Başkanı Şenol Demiröz'ün payı vardır.


Şenol Demiröz'ün tutumuna ilişkin daha onlarca haber, onlarca yorum bulunabilir elbette ama çok da gerek duymuyoruz. Aslında çarşaf çarşaf gazeteleri taramaya da gerek yok. Bakın size çok yakınınızdan ve sizin de değer verdiğinizden emin olduğumuz bir isimden sayın Orhan ALKAYA'dan bir alıntı. Ne dersiniz acaba bu alıntıda "son derece tehlikeli bir ideoloji" tanımlamasıyla kastedilen şeyle bizim belki hatalı belki doğru kullandığımız "partizan oluşuma doğru yol alma endişemiz" çok mu farklı dersiniz?

30 HAZİRAN 2002MİLLİYET ORHAN ALKAYA / (Yönetmen)
     Bir sanat yönetmeni bir sene sonra görevden alınıyorsa, bir sene önce hangi koşullarla göreve atandığı konusunda derin kuşkular duymak kaçınılmazdır. Yeni sanat yönetmeni çalışma arkadaşım, Zaman Gazetesi’ne verdiği demeçte ‘ümmi’ bir toplum olduğumuzu söylemiş. Eğer kastı Türkiye’nin ümmet toplumu olduğuysa, bu son derece tehlikeli bir ideolojiye işaret eder. Dil sürçmesiyse bu, daha da tehlikelidir. Şehir tiyatrolarını mesleki ilkelerden ve bu ilkelerin oluşturduğu teamüllerden arındırmaya çalışmak büyük sakıncalara yol açabilir. Kurumu, önemli sanatçılarını, yönetmenlerini by pass ederek yönetmeye çalışmanın da sağlıklı bir yol olduğunu düşünmüyorum.
Orjinali

 

HADİ PARTİZAN DEMEYELİM PARTİ GÖRÜŞÜ DOĞRULTUSUNDA KADROLAŞMA HAREKATI ŞENOL DEMİRÖZ'ÜN EN TEPEYE ATANMASINDAN İBARET MİDİR?

Elbette değildir. Bu süreç başlatılalı 8 yıl olmuş büyük bir zamana yayılmıştır ama bunun nedeni AKP görüşünün sanata olan saygısı mıdır yoksa başka etkenler mi ağırdan adımlara neden olmuştur isterseniz bir düşünelim. Tayyip Erdoğan önce İstanbul Belediye Başkanlığından alınmış, ardından soruşturmalar gelmiş, cezaevi günleri yaşamış, öte yandan Refah-Yol hükümetine ordunun uyarısı, hükümet değişikliği, Refah ve Fazilet partilerinin kapatılması, Saadet ve Akparti ayrışması, Belediyeye açılan bir dizi yolsuzluk dosyası bu görüş için zor dönemlerin yaşanmasına neden olmuştur. Doğal olarak da çok da meydanı boş bulamama, olumlu, ılımlı sevecen portreler çizme dönemleri yaşanmıştır. Yani kısaca biz sanata ve sanatçıya saygı, çok sesliliğe gönülden bağlılık, Darulbedai geleneğini sürdürme çabası olarak göremiyoruz bu geçen sürecin çok da kadrolaşmaya gitmeden ve Nazım'dan Necip Fazıl'a uzanan yelpazeleri sunma hoşgörüsünü.

Burada ne size ne okurlarımıza İBŞT'de son 8 ayda yaşananları bir kez daha baştan anlatma gereği duymuyorum. Ama kadrolaşmadan söz açtık o halde oradan devam edelim. Sizce Ali Göçer ve Hüseyin Sorgun  kimdir? Elbette bir süredir siz aynı çatıyı paylaştığınıza göre kendilerini tanırsınız. Ama bu yazıyı sadece siz değil başka okurlarında okuduğunu düşünerek biraz olsun açıklayalım istiyorum. Ali GÖÇER İslami sernaye olarak adı ayyuka çıkmış olan Albaraka Türk danışmanlığı da yapmış İslami gazete ve dergilerde yazdığı yazılarıyla tanınan bir şahıstır. Bugün artık İBŞT kadrolarında bir danışmandır. Gündüzleri pek kurum içerisinde görünmese de Kurum çalışanları tarafından "belediyenin adamı" olarak tanımlanan bir vazgeçilmez şahsiyettir. Hüseyin Sorgun'da yine zaman gazetesi yazarıdır ve görüşü, kimlerle yakınlığının bu görevlendirmede rol oynadığı üzerinde konuşulmaya değer bir konudur.

Aşağıdaki satırları Akademya isimli site Akit gazetesinden almış, Akit'in orjinal satırlarını bulamadığımız için biz de onlardan alıyoruz. Bu yazıyı okuyunca Ali Göçer bırakınız soldan sağa geniş bir yelpazeli hoş görüyü Cumhuriyeti ve hatta tanzimatı bile henüz sindirebilmiş değil" diye düşünmeden yapamadık..

 "Cumhuriyet'in ilk on yılındaki akıl almaz değişmeler Tanzimat'ı mumla aratacak boyutlardadır kuşkusuz. Toplumun benimsemeye hazır olmadığı, dahası adeta doğası dışında dayatılan zihî ve şeklî yapılanma büyük bir karamsarlığa itti toplumu. On yıllar boyu süren savaşlardan yorgun çıkan halkın karşı koyacak fizikî gücü de kalmamıştı. Küçük çaplı karşı çıkışlar olmuştur, ancak bunlar hemen yok edilmiştir."

..

SON SÖZ :

            Tayyip Erdoğan'ın belediye başkanlığı ile başlayan ve bugün Türkiye'nin yönetiminde olan zihniyetin bir yıl, üç yıl yada beş yıl sonrasını görebilmek için İBŞT bir şans, bir aynadır. Çünkü bu görüşün uygulamalarındaki ilk örneklerden biri İBŞT'dir. Nazım Hikmet oyunları da oynanıyor olmasını kendilerine kalkan yapanlar daha iktidar oldukları gün Necip Fazıl oyunları da sahnelenecek sözüyle simgesel bir sinyali taraftarlarına müjdelemiştir. Bu iktidar için geçen 8 yıl ne kadar zor olmuşsa şimdi genel iktidarın elde edilmesiyle bir o kadar rahatlamıştır. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın demektense bana ne zaman sıra gelecek diye düşünüp kaygılanmak ve bu sıra gelmeden hareket etmek herhalde daha akıllıca bir tavır olsa gerek.  Bizim yaptığımız da budur ve "Tepede başlayan bu kadrolaşma harekatı aşağılara dek uzanacak mı?" kaygısının ifade edilmesidir. Tepede başlayan görevlendirmeler bu üç isimle kalacak mıdır? Dördüncü isim ne zaman gelecek ve kim olacaktır? ya beşinci, altıncı? Tepede başlayan (peki madem kızıyorsunuz  partizan demeyelim bu partilileşme... hayır hayır vazgeçtim onu da demeyelim kendilerine yakın buldukları isimlerle çalışma) arzusu nereye dek varacaktır? Bu isimlere yenilerinin eklenip eklenmeyeceğini hep birlikte göreceğiz.

            İBST'de son 8 ayda tiyatro çevrelerinde kaygıyla karşılanan bir süreç yaşandığı bir gerçektir. Bu kaygıları yada rahatsızlığı sadece Genç Tiyatro değil bir çok Tiyatro derneği, örgütü de dile getirmiştir. Ve bu kaygı, endişe içinde aslında bizi rahatlatan en büyük unsurlardan biri de sizler gibi Türkiye gerçeğini yaşayarak özümsemiş, demokrasiye, demokratik haklara ve sanata yıllarca özveriyle sahip çıkmış kişilerin bu kurum içinde yer alıyor olmasıdır. Lütfen bizi yine uyarınız, eleştirilmekten çok daha kötüsü yok sayılmaktır ve bugün İBŞT yönetimi bunca endişeye ve karşı tavıra rağmen ne bizlere, ne tiyatro çevrelerine ne de kurum çalışanlarına açıklama yapma gereği duymamaktadır.


      Tiyatro-fobia" ve onu izleyen tavırlar sürerken İBST yönetiminin genç sanatçıları kayıtsız şartsız çağrıldığında gelen gönderildiğinde havuzda kızağa çekilen sahne robotları olarak görmek gibi gelenekten de vazgeçmesi, Genç enerji ve genç görüşlerle zenginleşerek tiyatronun hala dinamik, hala araştırmacı ve kendini aşmaya hazır olduğunu göstermesi yararlı olsa gerek.

Öte yandan sizin de söylediğiniz gibi "88 yıllık bir kurumu yıkmak birkaç saniyelik bir imzayla olur" ama birilerinin bu 88 yıllık kurumu iç etmesini ya da bir gün kapısına kilit vurmasını önlemek de ancak örgütlü yapılanmalardan geçer. Ne sadece kurum içinde fısıldanmalarla ne de yukardan sunulan ikramlarla ne de "bizce de saygın" emekli duayenlerin  İBST koridorlarında dolaşmasıyla çözülmeyeceğini düşünüyoruz. Sanatçıların havuzdan çekip çıkarılacak hasımlar olarak değil "ortak çıkar ve ortak sorunları paylaşanlar olarak" örgütlülüğünün bu sorunların aşılmasında etkin olacağını düşünüyoruz. Sanıyoruz ki bunu en çok takdir edecek kişilerden biri de sizsiniz. 

Yazımızı tamamlarken bir kez daha teşekkür ediyor ve düşüncelerinizi, eleştirilerinizi gerekiyorsa azarlamalarınızı bile gururla sitemizde de yayınlamaya hazır olduğumuzu bilmenizi istiyoruz.


Okurlarımıza : Burada okuduğunuz yazı Benim kişisel görüşlerimdir. Her ne kadar bugüne dek diyalogda olduğumuz okurların, siteye katkı sağlayanların düşünceleriyle şekillenmiş bir bakışım olsa da yine de kişisel bakışım olarak da değerlendirebilir katılmayabilirsiniz.

NOT : BAZI AMATÖR YADA ÖZEL TİYATRO MENSUBU DOSTLARIMIZ SIKILDIK İBŞT YAZILARINDAN, İBŞT'DE KAZAN KAYNADIKÇA BEN MUTLU BİLE OLUYORUM DAHİ DİYEBİLİRKEN BEN İBŞT MENSUBU OLMADIĞIM HALDE NEDEN BU DERECE SAHİPLENDİM SANIRIM BU YAZI BİRAZ DA ONLARA YANIT OLMUŞTUR. BU KONUDA DAHA DETAYLI YAZMAYI VE ÖDENEKLİ TİYATRO'YU ONAYLAYALIM YADA ONAYLAMAYALIM İBST NİN NEDEN ÜSTÜNE TİTREMEMİZ GEREKTİĞİNİ DAHA DETAYLI OLARAK YAZMAYI BİR SONRAKİ YAZIYA BIRAKIYORUM.