Ahmet Ertuğrul Timur

aetimur@tiyatrom.com  


 

HERKES BAKANI KINIYOR BENSE HEPİNİZİ KINIYORUM ÇÜNKÜ BU ŞEKİLDEKİ KINAMA METİNLERİ DE BU ŞEKİLDEKİ TEPKİLER DE HEDEF ŞAŞIRTMAKTADIR!

     Her toplumda belli güç ve etki odakları olduğunu hepimiz biliyoruz. Hükümetler, askerler, medya, iş dünyası gibi. Bunlar en bilinen en sık sözü edilen kuvvetler.  

     Gücünü hiç bir zaman direkt göstermese de, sık sık gücünden gelen payeyle günlük siyasi arenada boy göstermese de toplum içerisindeki güçlerden birisi de kuşkusuz ki sanat ve sanatçılardır.

     Üstelik de sanatın gücü diğer kuvvetlerinki gibi günlük, dönemlik değil bazen bir insanın yaşamında ölene dek etki bırakacak kadar güçlüdür, bazen toplumların yaşam şeklini değiştirecek kadar etkilidir. Bütün büyük reformların, devrimlerin önünde ve ardında sanatsal bir şeylerin izini görmüyor muyuz?

      80 sonrası sanat dünyasına katılanlar bulundukları alanın öneminin ve bir toplumsal güç olduklarının farkındalar mı bazen şüpheye düştüğümüz olsa da; sanat dünyası bu gücün farkında olmasa da; birileri bu gücün çok iyi farkında ve çok da sistemli bir şekilde var olan bu gücü eritirken bu alanı kendi güçlerinin yedeği haline de getirmeye çabalamakta.

Hayır bu kadar basit değil olan bitenler. Lütfen oyuna gelmeyiniz. Bakan Devlet Tiyatroları Genel Müdürünü istediği kişiyi atamadı diye yada sıralanan diğer nedenlerle görevden almadı. Bu bir "hamili kart yakınımdır bir işe yerleştirilmesi" gibi basit bir takım küçük menfaat ilişkilerinin gördürülüp gördürülmeme sorunu yada bir bakanın bürokratına söz geçirip geçirememesinden dolayı ego tatminsizliği, tepkisi değildir. Sayın Lemi Bilgin sözü edilen kişiyi baş dramaturg olarak atasaydı da, yeni sezon oyun listesini  bakana bir jest olarak sunsaydı da değişmeyecek gerçekler var.

Kısaca ortada olan biten bu uykucu bakanın basit kaprislerinin neticesi bir kurban edilme sorunu değildir. Peki nedir?

Olan biten çok açık değil mi sizce de? İzmit'te geçen yıl yaşanan olay, ya da İstanbul Şehir Tiyatrolarında 2 yıl önce denenenler bundan çok mu farklıydı? Olay kısaca şudur: Sanat dünyasının bir kısmı kendi etkisinin ve gücünün farkında olmasa da iktidar bu gücün ve etkinin farkındadır ve bir halk okulu olan, aydınlanmanın öncüsü sanat kurumlarını ele geçirip kendi istediği doğrultuda kendi yedeğine alma niyetindedir.

 

Zaten iktidara geldiğinden bu yana da sanat kurumları hep gündemde olmuş, 60 yaş emeklilik yasası ile, performans yasa tasarısı ile, yerel yönetimler yasası ile benzer bir takım yasa hazırlıkları ile, bir takım yerel uygulamalarla sürekli bu teslim alma girişiminin izleri görülmüştür. Bu görüş uzun vadeli oynamaktadır, nasıl ki eğitim kurumlarında adım adım yerleşmişse ve yerleşiyorsa halk üzerinde bir nevi eğitim kurumu olan sanat kurumlarını da bir yandan etkisiz kılma bir yandan kendi doğrultusunda dönüştürme çabasındadır.

Ortada güçler savaşı var ve bir gücün diğerlerini kendine ait yapma savaşımı var. Medya 4.kuvvet denilir ama maalesef artık medya iktidarların en çabuk teslim aldığı güçtür. Medyayı bu kadar kolay ele geçiren en azından susturan iktidar sanat dünyasını nasıl etkisiz hale getireceğinin denemeleri içindedir.

BAKAN İSTİFA DESEK DE HEPİMİZ BİLİYORUZ Kİ BU KOCA BİR KANDIRMACA....

Bakan istifa diyoruz. Bunu biz de dedik. Ama şunu da hiç bir zaman aklımızdan çıkarmayalım ki bu bir bakanın kişisel egosunun, kişisel öfkesinin sonucu değil aslında bir dünya görüşünün pratiğe yansımasıdır. BU BAKANIN GİTMESİ İLE BU GÖRÜŞ VE BU İKTİDAR SANAT KURUMLARI ÜZERİNDEKİ EMELLERİNDEN VAZGEÇECEK DEĞİLDİR. Bakandan yada Lemi Bilginden ibaret söylemler insanları nihai hedeften asıl mücadele alanından koparmaktan başka hiç bir işe yaramayacaktır.

Peki sanat dünyasının yapması gereken nedir? Sanat dünyası bana göre yapması gerekeni yapmıyor, istifa edenler dahil bir hata içerisinde yüzülüyor. İstifa edenlerin açıklamalarına bakınız: "Lemi Bilgin çalışkan ve sanatçı kimliği güçlü biriydi bu nedenle tepkimizi gösterdik" diyenler, ya da "Mine Acar hiyerarşi olarak bu göreve getirilmemeliydi buna tepki gösterdik diyenler" yada bunlara benzer görüşler.

Lemi Bilgin elbette değerli birisidir sahip çıkılmalıdır, fakat sanatçılar artık kişiler için mücadele etmekten vaz geçmeli ve en az karşılarındakiler kadar geniş görüşlü olmayı başarmalıdırlar. Bu siyasi iktidarların sanatı güdümüne alma, kendi propaganda aracına dönüştürme, bunu başaramasa dahi nötrleştirme harekatıdır ve sanat dünyası da "şu gitmeli bu gelmeli" gibi kısır ve dar mücadeleyi derhal bırakıp ÖZERKLEŞME MÜCADELESİNİ başlatmalıdır.

Son yıllara baktığımızda Devlet Tiyatrolarının adeta bir pinpon topu gibi iki grup arasında gidip geldiğini görüyoruz.  

 Refah-Yol iktidarı döneminde, DT Genel Müdürü yapılan Bozkurt Kuruç’u, yurtdışında bulunduğu bir sırada görevinden alan  İstemihan Talay, yerine Lemi Bilgin’i atamıştı. Ancak, Bilgin’in de o koltukta kalması uzun sürmedi. Benzer bir senaryo da onun için gerçekleştirildi ve Bilgin yurtdışındayken oyunların senaryolarına müdahalelerle başlayan süreç Bilgin’in görevden alınması ve yerine Rahmi Dilligil’in atanmasıyla son buldu. “yolsuzluk operasyonu” sonrasında Dilligil istifa etmek zorunda kaldı. Kısa süre sonra, Lemi Bilgin görev alma kararının iptali için açtığı davayı kazanınca, koltuk yeniden Bilgin’in eline geçti. Ve şimdi yönetim yeniden "mahkemeleri hala süren Rahmi Dilligil'e görev verilemese" de birlikte yargılanan Mine Acar'a dolaysıyla Dilligil grubuna geçti

Bu bir komedi değilse nedir? Bir kurum düşününüz ki yüzlerce çalışanı var ve bu kurumun kaderi iki grubun arasında pinpon topu gibi gelgitlerle 20 yıla yakın zaman geçirmiş!

Haddim olmayarak diyorum ki artık şu sanat dünyası gaflet uykusundan uyanmalı ve gidenler, gelenler, kişiler, Ali'ler, Veli'ler üzerinden apartman yöneticisi seçme kıvamındaki hedeflerden ve tavır almalardan vazgeçip ille de ÖZERLİK talebini yaşama geçirmelidir...

BU TARİHİ FIRSAT VE TEPKİ YOĞUNLUĞUNU HEBA ETMEYİNİZ!

SİZDEN BİN YILIN RÖNESANS'INI OLMASA BİLE KENDİ ÖZERKLİĞİNİZİ TALEP ETMENİZİ BEKLİYORUZ.