Ahmet Ertuğrul Timur

aetimur@tiyatrom.com  


 

O SANATIN İÇİNDE DOĞDU VE ÖLENE DEK SANATIN İÇİNDEYDİ

 

   O'nun belki de en büyük şansı sanatçı bir ana - babanın çocuğu olarak dünyaya gelmesi ve tüm ömrünü sanatın içinde geçirmesiydi. Ya da en büyük şanssızlığıydı bu.
     Ülkemiz şartları göz önünde tutulduğunda gerçek anlamda bir sanatçı toplum için ne kadar güzel bir şanssa kendi adına bir o kadar ızdırap sanırım. ve o da bu şansı ya da şanssızlığı had safhada yaşayanların başında geliyordu.

   Dünyada değişimlerin yaşandığı çiçek çocuklarına kuşkuyla ve biraz da öfkelenilerek bakıldığı dönemde ortaya çıkıp da alışılmadık bir tınıyla müzik yapmaya kalkmak ilk çıkışıydı. Yine peşinden gelen sonraki dönemin siyasi kasırgası içinde bir sanatçı duyarlılığı içinde davranıp laylaylomcu değil toplumcu çıkışlar yapması onun adına ne götürdü ne getirdi ayrı bir muhasebe konusu olsa gerek. Ama ilk gençlik dönemlerimden hatırladığım ne o yana ne bu yana tam olarak bir türlü yaranamayıp dönem dönem popilist olmakla suçlanmasıydı.

   Galiba o dönem sol düşüncenin en büyük handikapı işçiden halktan yana olmanın işçiymiş, köylüymüş gibi davranmayı gerektirdiğinin zannedilmesiydi. İnsanların parası olsa bile filtresiz sigara içip Nişantaşında yaşıyor olsa bile bir parka bir pantolonla yetinmesi gerektiği tek tipliliğin hakim kılındığı bir militarist sol anlayışdı.  Ve bu tek tiplilik içinde belki de ilk defa bağlama dışında enstrumanlarla yapılan işçiden emekçiden yana şarkılara bile zaman zaman hoşgörü gösterilemiyordu O ne işçiydi ne köylüydü. Hatta değil kendisi ailesi dahi ne işçi ne köylüydü. O İstanbul'da doğup büyümüş bir sanatçı ailenin sanatçı çocuğuydu yaptığı müzikse ne türküydü ne marş.. Bu tek tiplilik içinde de ne "yandık öldük vurulduk ezildik" acıları içinde türkü yakıyor ne de "yürü üstüne üstüne" türü  siyasi marşlar.. Bir değişik türde bir değişik tınıda söylüyordu söyleyeceklerini.

   Dedik ya bu ülkede gerçek anlamda bir sanatçı olmak toplum için (değeri bilinemese bile) ne kadar şans ise kendi adına bir ızdırapdır diye... Ve bir dönem

 

yazarından çizerine, müzisyenine hatta ressamına dek tüm sanatçıların hapis yatması, sürgün yaşaması adeta zorunluydu ve o da bundan nasibini aldı yurt dışında kaçak geçti ömrünün en verimli dönemlerinden bir demeti. Döndüğünde ise bambaşka bir dünya ve bambaşka bir atmosfer onu bekliyordu liberal bir dünyanın kollarında buldu kendini yada bulmak zorunda kaldı.

   Benim kendisini ancak o zaman bir canlı konserde görme şansım olmuştu. "Döndü, döndüyse döneklik yaptı demek ki" diyenlere inat Gülhane parkını inletiyordu yeni bir şarkısıyla : "Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkında, ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında!" Ama direk cepheden ve slogansal söylemler yerine bir sanatçı diliyle ve sanatı üzerinden söylenmiş bu sözler, bu şarkılar yetmiyordu onun birilerine hoş görünmesine ve dönek suçlamasıyla reddediliyordu. Oysa o bir ceviz ağacıydı liberaller parkında ne devrimciler bunun farkındaydı ne de liberaller. Toplamasını bilenler için daha çok cevizler verdi yaşadığı sürece.

   Bir söyleşide ben en solcu tanındığım zamanda bile Marxizm nedir bilmiyordum demişti. Ne kadar bilniçli bir Marxist olmuştu, ne kadar popilist bir sol şarkıcıydı, bir dönekmiydi  yoksa besteleriyle, şarkılarıyla ömrü boyunca hep sadece kendisi mi olmuştu ?.. Kimileri annesinin bile cenazesine gelmedi diye suçladı kimileri ise geri geldi diye suçladı. Döneminde gerçekleşen her şeyden olumlu olumsuz pay çıkarmayı iyi beceren Özal'dan şüphelenilmedi de Onun döneminde döndüğü için Cem Karaca'nın Özal'ın gözüne girmiş olmasından kuşkulanıldı nedense. Bunlar yıllarca konuşuldu ve yine konuşulacak ama en azından şu bir gerçekti ki o müzikte vardı ve damgesını vurmakla kalmamış onlarca eser bırakmıştı sürekli laf üretip, bir anda yüceltmeye ya da bir anda yere çarpmaya hazır üretim kabızlarına inat..

    Cem Karaca ile ikinci karşılaşmamız daha yakından bir tanışmaydı. Yaklaşık 6 yıl kadar önce Fenerbahçe FM'de program müdürlüğü yaptığım dönemdi ve konuğumuzdu. Tanıştık konuştuk. Benim araba kullanmayı yeni yeni öğrenmeye çalıştığımı duyunca o gür sesi kulağımın dibinde patladı "Ohooo sen biraz geç kalmamış mısın araba kullanmayı öğrenmekte? Ben daha ortaokul öğrencisiyken annemin arabasını alıp kaçardım" Ve ben iki kuşaktır emekçi çocuğu olmanın avantajıyla fena laf geçirmiştim hızlı sol'cu Cem Karaca'ya ve "İşte aramızdaki fark da bu, benim annemin de babamın da kaçırıp kullanabileceğim arabası hiç olmadı ve ben de 34 yaşında bir araba sahibi olacağım ve işte o nedenle şimdi öğreniyorum" deyivermiştim.

    Galiba ondan sonra öğrenmeye başladık ne aile, ne soy sop ne toplumdaki konumun değil kendi varlığınla, düşüncelerinle ve en önemlisi eserlerinle varsın ortada. Sonradan öğrendik emekten emekçiden yana olmak için işçi gibi olmak gerekmediğini.. Ve bir dönem filtresiz sigara içenler marlboro içmeye başladığında yeni bir söylem buldu kendine "Elbette ennnn iyisini içeceğim ne yani benim ciğerim Amerika'lı Joni'nin ciğerinden daha mı az değerli?"

   Ve biz ne emekçiler gördük ki kendi hakları için kılını kımıldatmadan ömür tüketmeye koşullanmış hatta kendi kuyusunu kazanları yıllarca oylarıyla beslemişti..  Ya da ne küçük burjuvalar gördük ki bugünün playboy gençliği gibi Etiler barlarında sabahlamak yerine ölümün kucağına koşmuş, sürgünler zindanlar yaşamıştı. Ve ne şarkıcılar gördük görmeye de devam ediyoruz bir kaç günde şöhret edilip ölene dek yetecek paralara kavuşturulan. Bu dinlediklerimiz birer sanatçı(!) olarak neler yapmış ki diye sorgulama gereği bile duymadık da bir önceki nesilden kulaktan dolma Cem Karaca dönekliğini dilimize doladık ara ara.

   Ve ne sanatçı çocukları gördük sürünün içinde zibile dönmüş yazık olmuş... Ve kendi çocuğunu bile ışıtamamış bu aydınlar mı tüm toplumu değiştirmekten söz edip duruyordu diye sormadan edemedik kendimize.

   Cem Karaca'yı üçüncü ve son görüşüm ise yaklaşık 6-7 ay önce Bakırköy Belediye Tiyatrolarında "Bir Yaz gecesi rüyası" oyununun galasındaydı. Kısaca o sanatın tam da içinde doğmuş ve ölene dek de sanatın içinde yanı başında olmuştu. Bu geçen ve adına ömür denilen süreçte ise senelerce unutulmayacak, bir döneme öncülük etmiş ve almasını bilene hala öncülük etmeye devam edecek onlarca eser bırakmıştı. İşte yapması gereken de tam buydu ve yapmıştı. Gerisi hikaye.

 

 O BİR SANATÇI OLARAK ÜZERİNE DÜŞENİ YAPTI VE ÜRETTİ, ÜRETTİ.. VE O MÜZİĞİYLE DÜNÜN ÖNCÜLERİNDEN OLDUĞU GİBİ MÜZİK ANLAMINDA BUGÜN DÜŞÜLEN NOKTANIN DA ÇOK İLERİSİNDEYDİ