Ahmet Ertuğrul Timur

aetimur@tiyatrom.com  


 

EĞİTİM, SANAT, SANAT SATICILARI, ASUMAN KRAUSE VE DİĞERLERİ

"Eğitim Üretim İçindir" Çok eskiden okuduğum bir kitabın adıydı. Kapağında ortada "fabrika" görüntüsünde bir okul ve bu fabrikanın bir kapısından türlü çeşitli tiplerde, kıyafetlerde girip diğer kapısından adeta tornadan çıkar gibi tek tip çıkan öğrenciler yer alıyordu. Kitabın yazarı Harun Karadeniz'di.

  Harun Karadeniz kimdir? Deniz Gezmiş'lerle aynı dönemi paylaşmış, 6.filoya karşı kitleleri harekete geçirmiş öğrenci liderlerinden. 1942'de doğmuş, 1971'de ise ölmüştü. Yani sadece 29 yıl yaşamış, ama 29 yıla öğrenci hareketlerinin en yoğun yaşandığı dönem denk gelmiş, bu harekete öncülük edip günü gününe mücadelenin içinde yer almış üstüne üstlük birde bu kadar kısa yaşama kitaplar sığdırmayı başarmış. 29 yıla bunları sığdıran acaba 70 yıllık bir ortalama yaşama dek yaşasa yaşamına neler sığdırmazdı?

68 öğrenci hareketini 70'lerden ayıran en büyük özellik sanıyorum o dönemin öğrenci hareketine katılan militanların sadece sokakta sıcak mücadele ve duvarda slogan yarışından ibaret bir sol anlayışı öne çıkarmayıp daha fazla fikirsel üretime de yönelmiş olmaları, bir anlamda bir sistemi sona erdirme mücadelesini verirken yeni sistemi de etüt etme, inşa etme sürecini göz önünde tutmuş olmalarıdır. Bu nedenledir ki 70'liyıllar 68'lerin öğrenci hareketlerinden daha keskin sokak mücadelelerine, çatışmalarına ve çok daha fazla kayıplara sahne olmuş  olsa da 70'ler neredeyse unutulmaya terk edilmişken 68 öğrenci hareketleri ve 68 öğrenci liderleri hep gündemde kalmıştır.

Evet kitabın kapağında "Eğitim üretim içindir" diyordu Harun Karadeniz. İlk anda çok kapitalist gelebilir bu tanımlama. Yani kültürü, bilimi, sanatı vs bir yana bırak direk kısa yoldan fabrikalarda işe yarayacak insanlar eğit,üret yolla demiş gibi algılanmaya müsait bir kitap adı..

Adı bunu çağrıştırsa da kitabın içeriği bu amaçla söylenmiş bir sözün anlatımı değildi elbette. Harun Karadeniz'in İTÜ arı yıllığına yazdığı yazıyı buraya aktarırsam sanırım genç okurlara onunla ilgili bir fikir vermiş olabilirim.

...
 

 
 

GENÇLİK VE GELECEĞİ
Gençliği ülke sorunları ile ilgilenmeyen bir ulusun sonu gelmiş demektir.
Gençlik olarak biz, ülke sorunları ile ilgilenmeyi görev biliyoruz ve ülke sorunlarıyla ilgilenip etken olduğumuz ölçüde görevimizi yaptığımıza inanıyoruz. Çünkü ülkenin geleceği, gençliğin geleceğinden ayrı düşünülemez. Biz ülke sorunları ile ilgilenmekle, gerçekte kendi geleceğimize sahip çıkmış oluyoruz. Yaşlı kuşağın bize devredeceği Türkiye’yi, Amerikan üslerini, bizi Amerika’ya bağlayan ikili anlaşmaları, yıldan yıla artan dış borçları ve Türk halkının nasıl sömürüldüğünü görüp de ülke sorunlarıyla ilgilenmemek en yumuşak söyleyişle ihanettir. Türk ulusuna ihanettir. Türk devletinin geleceğine ihanettir.

Gençliğin ülke sorunlarıyla ilgilenmesi ve sömürülen Türk halkından yana eylemler yapması, sömürgen çevreleri tedirgin etmekte ve bu çevreler “Gençlik siyaset yapıyor” diye feryadı basmaktadır.

Egemen sınıfın isteğine kalırsa, onlar bizi yönetecekler, ömrümüz boyunca acısını çekeceğimiz ikili anlaşmalarla bizi bir yabancı devlete bağlayacaklardır. Fakat biz kadere boyun eğeceğiz, bu ikili anlaşmalara karşı çıkmayacağız.
Bir doğu-batı savaşında onlar Türkiye’yi bir nükleer hedef haline getirecekler. Fakat biz NATO’ya karşı çıkmayacağız.
Bütün yer altı kaynaklarımızı Amerika’ya peşkeş çekecekler, fakat biz bu sömürünün hesabını sormayacağız.
Köylünün ürününü ucuza kapatarak köyle kardeşlerimizi sömürecekler, fakat biz köylüyü sömürüyorsunuz dahi demeyeceğiz.
Kıbrıs’ta yolumuzu kesen 6. filo İstanbul Limanı’na demirleyecek, fakat biz 6. filoyu protesto etmeyeceğiz.
Meslek bilgimizi kullanarak lüks binalar inşa edeceğiz, fakat bu binalarda kimlerin yatıp kalktığını sormayacağız.
Mühendis olarak silahlar yapacağız, fakat bu silahlar küçük ücretlerine zam isteyen işçi kardeşlerimize çevrildiği zaman ses çıkarmayacağız.
Bugünün öğrencileri yarının meslek adamları olarak ülkemizin bütün sorunları ile ilgilenmek zorundayız.
Öğrenciliği bitirip meslek hayatına atılacak olan biz mühendisler için iki yol vardır. Bu yollardan biri, kim için ve ne için üretim yaptığını düşünmeksizin egemen sınıfların yararına üretim yapmaktır. Kısaca neden ve niçinini düşünmeksizin bir miktar karşılığında üretim yapmak yani robotlaşmak.
İkinci yol ise kim için ve ne için çalıştığını bilerek emekçi halkın yararına üretim yapma olanaklarını aramaktır. Bir başka deyişle, ikinci yol küçük bir azınlığın yararına robotlaşmak değil, büyük çoğunluğun, yani toplumun yararına çalışarak insanlaşmak yoludur.
1967-1968 İ.T.Ü. ARI YILLIĞI  Harun KARADENİZ  Öğrenci Birliği Başkanı

Evet işte buydu Harun Karadeniz. Şimdi buraya nereden geldim bu yazıda hangi konuyu ele alacağım diye merak ediyorsunuz belki. Emin olun bir çok şeyi birbirine bağlayarak aslında "gündemde" gezeceğiz 68 nostaljisinde takılıp kalmadan, "nostaljinin tuzağına düşmeden"

"Eğitim Üretim içindir" demişti Harun Karadeniz. Şimdi Harun Karadeniz'in hayal bile edemeyeceği teknolojimize, internetimize tıklıyoruz ve bilgi üniversitesi sitesine giriyoruz http://www.ibun.edu.tr sayfanın en üstünde "Okul için değil yaşam için öğrenmeliyiz" ibaresini görüyoruz. İşte iki farklı ifade, iki farklı bakış. Harun Karadeniz'e göre okul üretim için araçtır, Bilgi Üniversitelilere göre ise Okul yaşam için araçtır. Üretimden kasıt elbette salt fabrikada bir mal üretmek değil gerektiğinde fikir üretmek, gerektiğinde bir sanat eseri üretmek, gerektiğinde hizmet üretmek ama ille de üretmek. Üretmek kelimesinin içeriği geniş ama yaşamın içeriği daha da geniş. Yaşamın içinde eğlence de var, yaşamın içinde yan gelip yatmak da var, yaşamın içinde üretmeden tüketmek de var, yaşamın içinde rant ekonomisi de var, pop kültür de var, yaşamın içinde kaynana Semra hanım'da var. 

İşte fark da burada ortaya çıkıyor sanıyorum. Birinci anlayıştan yola çıkan ve bu amaçla eğitim alıp bir mesleki donanım kazanan kişi ille de üretecek, yani ortaya ille de "fayda" amaçlı bir eser çıkaracak. Eğer işçiyse kundura üretecek, eğer terziyse elbise üretecek,eğer yazarsa edebi bir eser, eğer medya çalışanıysa ille de fayda amaçlı bir program üretecek.

  İkinci anlayışla yetişmiş birisi ise eğitimini yaşamın her alanında üretim kaygısı duymadan hizmete sunabilecek. ille de sanatsal ürün sahnelemeyecek, ille de her yazdığı edebi olmak zorunda olmayacak, ille de didaktik olmayacak, ille de mesaj kaygısı taşımayacak, ve bunlar da yaşamın gerçeği ya da seyirci bunu istiyor mazeretinin ardına sığınıp aslında ürünsel bir kıymeti olmayan, hele hele "fayda" unsurunu hiç gözetmeyen programlara bilgisini, eğitimini sunabilecek. Neden? Çünkü eğitim yaşam için ve yaşamda bunlar da var.

Bilgi üniversitesinin internet sitesi girişine bu sözü yazanlar bu zihniyette değildir elbet ama ben birbirini çağrıştıran bu iki slogandan buralara geldim işte. Sahi nerden geldim buraya? Bilgi üniversitesinin sitesine girip de bu sloganı gördüğüm için. Peki bilgi Üniversitesinin sitesine neden girmiştim?

SANAT YÖNETİCİLERİ, SATICILARI

Bilgi Üniversitesi bünyesinde Management of Performing Art bölümü açılmış. Şimdi sitenin Türkçe'yi tercih ettiğimiz halde sayfalarının yarısının, menüsünün ya da başlığının yine de ingilizce geldiğini, Türkçe sayfaları seçtiğimiz halde bir tık sonra neden yeniden ingilizce yazılmış devam sayfalarına geçildiğini boş veriyorum, Bunu eğitim camiamızın yabancı dil üzerinden prim yapma sevdasına değil site tasarımcısının hatasına veriyorum. Ama bu büyük hatanın sonucu olarak da size çok fazla alıntı yapıp aktaramıyorum çünkü Türkiye'de bir Türk üniversitesiyle ilgili Türkçe kaynağa ulaşamamanın sıkıntısını yaşıyorum ve böylece de özellikle sanata yakın duran insanların, özellikle de gençlerin okuduğu böylesi bir siteden Bilgi Üniversitesinin bu bölümünün reklamının, tanıtımının yapılmasından mahrum kalıyorlar.

Az çok bildiğim ve anladığım kadarıyla söylemek gerekirse  Management of Performing Art bölümü sanat yöneticileri ve pazarlamacıları yetiştirecek. Yani sanıyorum ki bir süre sonra köydeki tarlasını satıp İstanbul'da plak yapım şirketi açanlar, kültür sanat kurumları, sanat toplulukları sanatı yönetmeyi öğrenmiş bu profesyonel kadrolardan yararlanmaya başlayacak. Köy ağalığından plak yapımcılığına geçenler ya da mafyalaşmış bazı müzik endüstrisi başındaki şahsiyetler bu managementlere itibar edip iş verirler mi bilemiyorum tabi.

TİYATROLARA PROFESYONEL YÖNETİCİLER

Bu sitede her fırsatta yazdım bir kez daha sırası gelmişken yazacağım. Ben bu siteden dolayı beş yıldır tiyatro toplulukları ile bağlantı halindeyim ve bu az sayılmayacak ilişkinin neticesinde de diyorum ki "Türkiye'de profesyonel tiyatrocular elbette var, ama profesyonel tiyatro yok" Yani işletmecilik anlamında profesyonel tiyatro yok. Yönetmenin bir yandan oyununu çıkarmaya çalışıp diğer yandan salon araması, ya da turne bağlamaya çalışması, ya da salonun tıkanan kanalizasyonuyla ilgilenmek zorunda olması ya da hiç beceremediği bir alana girip oyununu tanıtmaya, duyurmaya çalışması ancak ve ancak amatör bir organizasyonda, çadır kumpanyasında  görülebilecek durumdur ve biz de de halen tiyatro adına yaşanan durum budur. Üstelik de bu tiyatroda amatör ruh denilen ruhani bir amatörlük de değil düpedüz işletmecilik anlamında, acemilik anlamında bir amatörlüktür, yetersizliktir başka bir şey değil. İşte bir türlü bu amatörlükten kurtulamamış bir tiyatro dünyası ise sahnede harikalar yaratsa da müthiş dekor, müthiş reji, müthiş oyunculuklar sergilese de bunların hepsi merdivenlerden iki kat aşağıda kalan müthişliklerdir ve sokaktaki binlerce insan bu önünden geçtiği tiyatro salonunun içindeki harika şeyden haberdar olamayacaktır, girmeyecektir, izlemeyecektir, arz olunacak ama talep yaratılamayacaktır. İşte bu nedenle Bilgi Üniversitesinin böyle bir bölüm açması ve profesyonel sanat yöneticileri, sanat kurumu yöneticileri yetiştirecek olması sevindirici, umut vericidir.

SANATI SATARKEN SANATTAN ÖDÜN VERMEMEK

Sanatı satmaya çalışma noktası ince bir çizgidir. Ben tiyatrolarda profesyonel yöneticilik yok, tiyatrolar sektörleşememiş dediğimde bazıları haklı olarak "Aman ha bu ticari yaklaşımı getirir", "Aman ha bu sanatı halka satabilmek daha çok izletebilmek adına sanattan ödün vermeyi getirir" gibi kaygılarını dile getirmişti. Evet işte bütün mesele bu. Bu ince çizgiyi belirlemek gerekiyor. Sanatı ucuzlatmadan, basitleştirmeden, sanatın içine sanatsal etikten uzak çeşniler katmadan, poplaştırmadan sanatı sanat olarak koruyarak sanata daha fazla talep yaratmayı sağlayabilmek.. işte hedef bu olmalı. Ve işte asıl bu nedenle sanat daha profesyonel bir yönetimin elinde olmalı çünkü sanatı sanatsal niteliğiyle satmayı başaracak olan bunlardır aksi halde ucuzlamalar, etik dışı yanılgılı yöntemler denenmeye hatta denenmeyi geçip yerleşmeye başlayacaktır.

AH ASUMAN AH,

Asuman Krause ATV'nin siyaset meydanında ana gündem maddesi haline geldiğinde bizler de ister istemez bu konuya değinmiştik. Ben "Asla Asuman Krause'nin o sahnede yeri yoktur ve onu muhattap alıp tartışan tiyatro bölümü öğrencilerini bile kınarım" derken Türkiye'mizin tek tiyatro dergisinin editörü Sayın Mustafa Demirkanlı ve sitemizin en uzun soluklu yazarı, sözünü, eleştirisini esirgemeyen çok değerli yazarımız sayın Üstün Akmen pekala Asuman Krause'nin tiyatroda rol yapabileceğini yazmışlardır. Her iki yazarımız da çok değer verdiğim, saygı duyduğum isimlerdir.Hatta sırası gelmişken söylemeliyim ki en bıktığım, en umutsuz olduğum ve yahu ben bu siteyle neden bu kadar uğraşıp duruyorum deyip tüm klasörleri bir "delete" tuşunu tıklayıp her şeyi silmeyi düşündüğüm anlarda benim vazgeçmemi önleyen en önemli etkenlerden birisi de (kendisi bilmez ama) Sayın Üstün Akmen olmuştur. Bu değerli yazarımız yaz aylarındaki kısa araları saymazsak tam 123 haftadır bir tek kere dahi  aksatmadan öylesine büyük bir titizlikle yazılarını yollamış, takipçisi olmuştur ki Onun bu siteyi ve bu sitedeki yazılarını bu kadar ciddiyetle sürdürmesi benim de bu siteyi daha fazla ciddiye almam ve sürdürmemde büyük etkendir.

Ama gelin görün ki gerek sayın Mustafa Demirkanlı gerekse sayın Üstün Akmen'le Asuman Krause konusunda hala aynı fikirde değilim. Onlar izlemişler beğenmişler, ben izlemedim ve izleme gereği de duymadan da diyorum ki

Asuman Krause ağzıyla kuş tutsa da gerçekten değme oyunculara taş çıkartacak yetenekte olsa da hayır, onun yeri tiyatro sahnesi değildir. Evet ben herhangi birisinin amatör tiyatrodan yetişip okulluların da üstüne çıkmasını kabul ederim ama herhangi birisi için kabul edebileceğim bu durumu Asuman Krause için etmem. Çünkü Asuman Krause herhangi birisi değildir ve bu saatten sonra o sahneye sadece bir beden ve bir kimlik, bir oyuncu olarak gelmeyecek gelirken tüm şöhretini, tüm aşklarını, sansasyonelliklerini, medya ilişkilerini, medyanın kendisine yaklaşımını kendisi arzu etse de etmese de tiyatroya taşıyacaktır. Oyun Asuman Krause ile anılacaktır, oyun Asuman Krause'nin medyatikliğiyle yankı bulacaktır, oyun haber

 

Asuman Krause
Türk anne ve Alman babanın kızı olarak dünyaya gelen Asuman Krause bir güzellik yarışması sonucu adını duyurdu.
Yarışmada dereceye girdikten sonra Türkiye'nin aranılan mankenlerinden biri olan Asuman

Krause son günlerdeki cüretkar pozlarıyla adından sıkça söz ettiriyor. Kimsenin cesaret edemeyeceği çırıl çıplak pozlarla karşımıza çıkan güzel manken şu sıralar herkesin dilinde. Kaynak : http://www.haydi.net

yapılırken, oyunla ilgili yazılar yazılırken onun resimleri bol bol kullanılacaktır yani özelde "iyi aile çocuğu" genelde tiyatro medyada Asuman Krause'nin gölgesine giriverecektir, tiyatronun yoz kültüre malzeme edilmesinde bir etken de bu olacaktır, Lakin böyle de olmuştur.

Tiyatroda da çıplaklık olabilir, olmuştur da. Bazı roller güzel bir yüz, seksi bir beden, dekolte bir giysi de gerektirebilir, Ama bunu da oynayacak sanatıyla anılan isimler bulunabilecektir. Örnek mi? İşte iki yıldır sahnelenen Tiyatro İstanbul'un "Pembe Pırlantalar" oyunu. Oyunda güzel ve dekolte olması gereken iki rolden birini yine bir mankenlikten oyunculuğa geçen Şebnem Özinal diğerini ise Tiyatroda çok değişik rollerden tanıdığımız, oyunculuk kabiliyetini ve eğitimini bildiğimiz sevgili Ceren Erginsoy oynamıştır. Her ikisi de oldukça güzel ve göz alıcıdır her ikisi de sahnede dekoltedir ama medyada bu oyun Şebnem Özinal'in yeni oyunu, ya da Şebnem Özinal sahnede yine soyundu gibi bir anlayışla yaklaşımla yer alabilmiştir. Yani medya sahnedeki çıplaklıkla dekolteyle ilgili değildir medya sahnedeki medyatik çıplak mankenle ilgilidir bu da yukarıda neden Asuman Krause'nin sahnedeki yanlış kişi olduğunu iddia etmemin en çarpıcı örneği olsa gerek.

   Şebnem Özinal Genco Erkal'a hiç görmediği kadar seyirci taşımış olabilir ama Genco Erkal'ın üzerine düşen çıplak bir gölge olmuştur, Şebnem Özinal pembe pırlantalar'da harika bir oyun çıkarmış olabilir ama tüm ekip ve oyun onun altında kalmış onun önceden gelen medyatik şöhreti ile birlikte anılmıştır. Asuman Krause belki gerçekten harika bir oyunculuk sergilemektedir ama görüldüğü gibi tiyatro onun adı altına sokularak anılmaya yer bulmaya başlamıştır. Ve bana göre bu son derece tehlikelidir. 

   İşin daha da kötüsü tiyatro dünyası maddi anlamda nefes almakta zorlanırken bu gölgelenmeyle anılmayı giderek kabullenmeye ve kullanmaya başlarsa Billur Kalkavan, Şebnem Özinal, Arzu Yanardağ, Asuman Krause.. derken başkaları da açılan bu kapılardan girecek ve bugün için onlar az çok tiyatronun kurallarına göre oynarken yarın tiyatro onların kurallarına göre oynanmaya başlayacaktır. Medyada çoktan senaryoya en uygun oyuncu adayı aranmaktan vazgeçilip artık önce dizide oynayacak şarkıcı/türkücü bulunup sonra senaryo yazarları çağrılıp "şu kişiyle anlaştık biz buna uygun bir dizi yazabilir misin" şeklinde uygulamalar yaşanmaktadır şimdi seneye bir yönetmen ya da oyun yazarı çağrılıp bu yıl Asuman Krause'yi biz kaptık ona uygun bir oyun bul, yaz sahnele denilmeye başlanırsa şaşırmam doğrusu..

DAĞITTIK HADİ TOPARLAYALIM

Kim derdi ki bir yazıya 60'ların öğrenci lideri Harun Karadeniz'le başlayıp Asuman Krause ile devam ettireceksin? O halde toplayalım şimdi yazıyı. Sanatın kendini daha fazla halka yaklaştırmasına hep sıcak, sırça köşklerde ve elit bir çevreye yapılan sanata hep karşı oldum ve sanat kendini daha fazla insana taşımalı dedim ısrarla. Ama işte bunun yolu ucuz yöntemler, ilk anda akla gelecek medyatik çözümler, ikili ilişkilerle hatır için yaptırılmış bir iki haber, devletin vereceği üç kuruş yardımı almak için ağzını açıp beklemek, ya da beni bağışlasın sevgili Kaan Erkam'ın rekor denemeleri ya da daha başka türlü çeşitli şeyler olmasa gerek diye düşünüyorum.

   Sanat kendini var etmek için ve daha fazla insana ulaşmak için başka şeylerden yararlanmalı. Örneğin daha fazla afiş çalışması, örneğin ortak çıkarılıp gişelerde ücretsiz dağıtılacak aylık oyun bültenleri, örneğin internet siteleri. Ve ille de cesareti toplayıp daha profesyonel yapılanmalara gidilmesi profesyonel yönetici, halkla ilişkiler uzmanları, sanat yöneticileri ile çalışılması en başta da cesur olması.

İşte bu anlamda Bilgi Üniversitesinin sanat yöneticisi yetiştirecek Management of Performing Art bölümü de bana göre en az tiyatro oyuncusu yetiştiren okullar kadar dikkatle izlenilip mezunların hepsi plakçılara, medyaya, Rock'n Coke türü marka gölgeli organizasyonlara kaptırılmadan yararlanılması gereken bir bölüm diye düşünüyorum. Sanat çevrelerimiz Devletin vereceği üç kuruş destekten nasıl yararlanırız konusundan biraz başını kaldırırsa bu ülke de Sanatın yarını adına umut veren gelişmeler de olduğunu göreceklerdir.

   Örneğin Yine bana göre sanat adına çok iyi bir noktaya gelmekte iyi bir unsur olabilecek Sanat Tasarım Fakültelerinden acaba kaçı haberdar ve buradan mezun olan öğrencilerden hangi alanda nasıl istifade edebileceklerine hiç kafa yoran oldu mu dersiniz? Işık tasarımcısı kavramını artık öğrendik ve ışık tasarımcısının yönetmenin dediği yere spotu yönlendirip önüne yönetmenin istediği renk filtresi takan ışıkçıyla aynı şey olmadığını artık biliyoruz ama peki siz bu ülkede "ses tasarımcısı" yetiştiğini ve ses tasarımının nerede nasıl kullanılacağını biliyor musunuz? İnanın ki bu eğitimli insanlardan yararlanmak sanat adına Asuman Crause ya da türevlerinin sanata ne katıp ne katmadığına kafa yormaktan daha yararlı olacaktır. Kısa vadede olmasa bile uzun vadede sizin Gösteri Sanatları Dünyasında kalıcılığınız sanat alanındaki bu gelişmeleri takip etmenizle orantılı olacaktır.

Bu hafta ana sayfamıza İstanbul sınırları dahilinde halen sahnelenen yüzlerce tiyatro oyununun listesini çarşaf çarşaf döktük, her birine tıklayarak ulaşabilir her biri için ne çok alın teri döken olduğunu, ne çok insanın tiyatro için üretim içerisinde olduğunu görebilirsiniz. Türkiye'de tiyatro var, tiyatro adına üretim var, Tiyatro dünyasına girmeye aday şaşılacak kadar çok genç var, tiyatro adına dallarında oyunculuktan da öte yan meslek dallarında eğitim bölümlerimiz bile var. Yani Türkiye'de tiyatro adına her şey var ve her şey daha da artarak tırmanıyor tek eksik tiyatronun tüketicisi yok, Bunların alıcısı yaratılmaya çalışılmıyor..

 Sonuç olarak :

1- Eğitim üretim içindir ve sanatta bir üretimdir. Ürününüz ancak ehil ellerde değerini bulacaktır.

2- 68 öğrenci lideri Harun Karadeniz'in kitabının kapağında bir ucundan farklı tipde, yaratlışta girip diğer ucundan tornadan çıkmışçasına tek tipleşmiş çıkan öğrenciler vardı. Sistem okuluyla, medyasıyla gönüllü maşalarıyla toplumun yüzde doksanbilmem kaçını tornaya sokmayı başardı ama sistemin  "bilinçsiz, farkındasız maşalarını" sahneden uzak tutun ki hiç olmazsa biz tornadan kurtulmayı başarabilmişler olarak kalalım. Zira bunun bir sonraki adımı kaynana Semra'nın başrol oynadığı bir tiyatro oyunu olacaktır ki Allah için yetenekli kadın (Eğer yetenekli olması bunu bile kabul etmeye yetecek bir mazeretse) ...

 

SORUNUN TESPİTİNİ İYİ YAPALIM

1- SORUN SAHNEDE CİNSELLİK YA DA ÇIPLAKLIK OLMASI DEĞİLDİR

Onlar sahnede dekolte de olsalar gündeme sansasyonel bir şekilde gelmediler oyunlarıyla, oyunculuklarıyla geldiler

İzmit "Oyunun Oyunu" Antalya "Nemrut" Pembe Pırlantalar  Leanenin Güzellik Kraliçesi
 
 
2 - SORUN PROFESYONEL SAHNELERE AMATÖRLÜKTEN GEÇİŞLER OLMASI, HERHANGİ MESLEKTEN YETENEKLİ KİŞİLERİN TİYATRODA YER EDİNMESİ DEĞİLDİR

SANAT DÜNYAMIZ PEK ÇOK BAŞTACI EDİLMİŞ AMATÖRLÜKTEN GEÇME YETENEKLİ OYUNCU İLE DOLUDUR

 

SORUN SKANDALLARI, MEDYATİK İLİŞKİLERİ, ÇARPIK SİSTEMİN GÖNÜLLÜ MAŞALARI VE KİTLESEL BEYİN YIKAMA, AHLAKSAL ÇÖKÜNTÜ MALZEMESİ OLMUŞ YOZ KÜLTÜRÜN TEMSİLCİLERİNİN SAHNELERİ KULLANMA SORUNUDUR

"HATTA SAHNELERDE YETENEKLİ VE GİYİNİK OLSALAR  BİLE"

"adının ardındaki sansasyonelliği meslek" edinenler" sahnede giyinik de olsalar tiyatro onların bu medyatik kimliğinin gölgesinde anıldı. onlar   "....... oyunu'nun" muhteşem, başarılı,  rolünün sanatçıları değil Emrah'ın aşkı, Tarkan'ın baldızı olarak tiyatroyu gölgelediler

 
 

HAFTAYA KISMETSE : AKP BİR İDEOLOJİ PARTİSİDİR VE KÜLTÜR SANAT ALANINDA OLUP BİTENLER SÜRPRİZ DEĞİLDİR BAŞLIKLI YAZIM YAYINDA OLACAK