|
İşte bu
tür bir demokratik oluşum sağlandığında da kimin iktidara
geldiğinin çok da fazla önemi kalmaz ve kim iktidar olursa
olsun siz örgütlülüğünüz oranında dayatmalarla onu bir noktaya
kadar yönlendirirsiniz.
Gelişmiş toplumlarda her bir vatandaş duyarlı olduğu alanlarda bir
kaç dernek ya da sivil toplum kuruluşuna üye olurken bizde en
eğitimli kesimin öğretim üyelerinin dahi bu kadar suya sabuna
dokunmadan yaşamayı seçmesi nasıl bir sosyal olgudur anlamak zor.
Davranış Bilimci Maslow insan ihtiyaçları hiyerarşisinde ait olma
ihtiyacını fizyolojik ihtiyaçlardan ve güvenlik ihtiyacından
sonra üçüncü sıraya koyar ve bana göre de işte insanı insan
yapmaya başlayan basamak bu üçüncü basamaktan sonrasıdır. İyi ama
en eğitimli insanlarımız dahi ait olma ihtiyacı duymayıp belli bir
örgütlülüğü kuramıyorlarsa yaşam tarzlarını nasıl açıklamak
gerekecek?
Ülkemizin yakın geçmişinde örgüt ya da örgütlülük kelimesinin
yasadışı örgütlerle özdeşleşmesi, üzerine 12 eylül gibi bir anti
sosyal, örgütlenme düşmanı bir rejimin gelmesi ve büyük ölçüde bu
etkinin sürüyor olması, ardından gelen dönemin toplumsallığa değil
bireyselliğe özendirmesi, bireysel sıyrılmaları, köşe dönmeleri,
öne çıkmaları beyin kıvrımlarımıza kadar işlemesi örgütlülük ya da
dernek denilen yapılanmalardan uzak durmamızın en büyük etkenleri
elbette.
Bu konuya güzel bir örnek olarak size bir anımı anlatayım.
Ülkemizde bir dernek kurmamanız, üye olmamanız için konulabilecek
tüm güçlükler önünüze konulmuştur. Ancak örgütlülüğün bu kadar
korkulup sevilmediği bir ülkede zorunlu üye olunan bazı örgütler,
dernekler de vardır. Örneğin Ticaret odaları ya da esnaf
dernekleri. Esnaf derneğine üye olmadan ticaret sicil kaydınız
yapılmaz, ticaret sicil kaydınız yapılmadan da iş yeri
açamazsınız. Bir hayli yıl önce bir arkadaşım büfe açmaya
niyetlenmişti ve ruhsat almak için büfeciler derneğine üye olmak
zorundaydı. Babasına üye olmak için Büfeciler Derneğine gitmesi
gerektiğini söylediğinde adam adeta bir anda yıkılmış
oğlunun önünde set olmuş "Aman evladım yapma etme şu
dernek mernek işlerine bulaşma" diye yalvar yakar olmuştu.
İşte örgütlülükten bu kadar korkulan, bu kadar uzak durulan ama
aslında gerçek bir demokrasinin olmazsa olmaz koşulu örgütlülükte
gönül isterdi ki bu konuda en aydın kesimlerimiz öğretim
üyelerimiz ve sanatçılarımız, tiyatrocularımız ön ayak olsun,
birer aydın olmanın göreviyle başı çeksin. 12 Eylüle dek
ülkemizde bir toplumsal olay gündeme geldiğinde "Bu konuda
üniversitelerin düşüncesi şu" ya da "Bu konuda aydınlar,
sanatçılar şu açıklamayı yaptı" gibi manşetler atılır ve gerek
bilim insanlarımızın gerekse aydınların, sanatçıların görüşleri
etkili olurdu. Artık toplumsal gündem konularında parlamento
dışında duyduğumuz tek görüş "Askerlerin görüşü" olarak yansıyor.
Acaba artık görüşlerini, seslerini en başta duyacağımız bilim ve
sanat çevreleri görüş üretemiyor mu yoksa ürettikleri görüşleri
yansıtabilecekleri bir örgütlülükten mi yoksunlar?
Gazi Üniversitesinin anketi adeta üniversitelerimizin bir
özeleştirisi. Peki aynı şeyi tiyatro için bizim yapmaya
cesaretimiz var mı? bu kendimizle yüzleşmemizi yapabilir miyiz
dersiniz?
 |
Profesör bir
konuda akademik yetkinliği maksimum düzeyde bir kişidir
diyebiliriz. Ama bir konuda en yetkin kişi olması her alanda ideal ve
kültürlü biri olduğunu göstermez. (Örneğin bir fizik
profesörü bir aydın sorumluluğu ile kendini yetiştirmemiş
ise sadece fizik alanında profesördür, uzmandır diğer
konularda belki de cahil damgası bile vurulabilir)
Profesörlerimizle örneklenen bu toplumsal kendimizle
yüzleşmemizi diğer meslek dallarına ve daha az eğitimli
insanlara doğru yaydığınızda sonuç maalesef giderek
toplumun uzman cahillerle dolduğunu gösteriyor. Çünkü
eğitimli insan sayımız artıyor ama bu sadece bir tek
alanda bilgilenmeyle sınırlı kalıyor |
|