Ahmet Ertuğrul Timur

aetimur@tiyatrom.com  


 

TÜM KOMPLOLARA KARŞI ŞİMDİ EN BÜYÜK KOZUMUZU OYNAMANIN ZAMANIDIR!

Devlet Tiyatrolarında yaşanan gelişmeleri ilk günden bu yana eksiksiz yansıtmaya çalıştık. Yapılan açıklamalar, bildiriler, gelişmeler, eylemler, belgeler, karşı görüşte yazılar. Bu konuyla ilgili hemen her görüşü haberi sayfalarımıza taşıdık.  Kararı okur versin, tartsın istedik.

Elbette ki tarafsız değildik ve tarafsız olmak gibi bir özel gayretimiz de yok. Nasıl ki bu gelişmelere zemin hazırlayanlar, Yeni şafak yada zaman gazeteleri tarafsız değilse bizde elbet taraftık. Sanattan yana, sanatın özgürlüğünden ve sanatçının onurundan yana taraftık. Kapatıp kurtulmayı düşünenlere karşı Devlet Tiyatrolarından yana taraftık. Yani bir başka deyişle hiç kimse bizim Devlet Tiyatrolarını bugün bu makamın genel müdürü olan sayın Mine Acar'dan daha az sevdiğimizi, kolladığımızı söyleyemez.

Yukarıda da söylediğim gibi bu konuda elimize geçen tüm haber ve yazılara yer vermeye çalıştık ama bu demek değildi ki yer verdiğimiz her görüşe katılıyoruz, yanındayız.

Örneğin ben kişisel anlamda asla dramaturgdan Genel Müdür olmaz düşüncesine katılmadım. Bu yönde yapılmış "ayaklar/başlar" türü açıklamaları büyük bir şanssızlık saydım. Hele ki Dil Tarihli/Konservatuarlı ayrımını onaylamam asla ve asla mümkün değil. Her zaman en sol düşüncedekilerin dahi zaman zaman lokal milliyetçilik hatalarına düştüğünün altını çizdim. Nedir bu lokal milliyetçilik? Şuralı olmak, şu okullu olmak, Galatasaraylı olmak, Robertli olmak gibi. Bu lokal milliyetçiliklerin esir aldığı beyinler birilerini kayıtsız şartsız yüceltmeyi, birilerini ise kayıtsız şartsız dışlamayı getirir. Hiç bir lokal milliyetçiliği onaylamadığım gibi Dil Tarihli, Konservatuarlı ayrımını da kabul edemezdim ve şimdiye dek farkında olmadığım bu ayrımcılığı hayret ve şaşkınlıkla karşıladım. Birileri diğerlerini sırf okullarından dolayı dışlarken son 3-4 yılda tanıdığım Dil Tarih'li dostlarımı getirdim birer birer gözümün önüne. Hep ne kadar aktiftiler, ne kadar tiyatroyla dolu dolular diye gıptayla baktığım dostlarımı.

Hayır bana göre değil tüm konservatuarlıları topyekun yüceltmek ya da diğer bir meslek dalı yada okullular için bunun tersini yapmak.

 

Asla dramaturg olduğu için yada asla A/B/C gibi kadrosal ayrımlardan dolayı Sayın Mine Acar'ın karşısında olmadım. Hatta sırf bu nedenle karşısında olanları da yadırgadım toplumun  en demokrat olması gereken sanatçılarına yakıştıramadım. Bunu da "Herkes Bakanı Kınıyor, bense hepinizi kınıyorum" başlıklı yazımda çok net şekilde ortaya koyduğumu sanıyorum.

Peki neden Mine Acar'ın karşısındaydık? Tamamen göreve getiriliş şeklinden dolayı. Tiyatrom'un bu konuda tutumu hep aynı olmuştur. 2 yıl önce İBŞT'de sayın Nurullah Tuncer'in kişiliğiyle değil göreve getiriliş şekliyle ve yönetsel görev anlayışıyla çeliştik muhalefet ettik ama sanatsal başarılarını da alkışladık, Geçen yıl İzmit'te göreve gelen Ragıp Savaş'ı da göreve getiriliş şekliyle eleştirdik, bu şartlar altında göreve gelişine muhalefet ettik ama tiyatro adına yaptıklarını yine de alkışladık yine de övünçle haber yaptık, yapıyoruz. Sayın Mine Acar'ı da göreve geliş şekliyle, bakanın bir sanat kurumuna direkt müdahaleci tavrının ardından görev aldığı için, göreve gelir gelmez kendi hakkındaki davayı geri çektiği için eleştirdik.

Bu üç somut olayın ardından da tiyatrom.com'un tutumu aynı olmuştur. Siyasilerin sanat üzerindeki direkt müdahaleci tavrına karşı durmak, bu şartlar dahilinde işbirliği yapanları uyarmak, konuya kamuoyu duyarlıığı sağlamak ama hepsinden önemlisi tüm bu yaşanılanlar karşısında ille de ÖZERKLİK çağrısı yapmak.

Daha ilk günlerde sitemizden ısrarla kişileri değil ÖZERKLİĞİ gündeme getirmeliyiz, Bu Lemi Bilgin, Mine Acar sorunu değil bir sanat kurumunun özgürlük sorunudur dedik ve bu çizgimizden asla taviz vermedik bundan sonra da vermeyeceğimizden emin olabilirsiniz.

Devlet Tiyatrolarındaki olaylar yaşanmaya başladıktan çok kısa bir süre sonra konunun hiç de basit bir görevden alma/göreve atanma konusu olmadığını, bunun bir bakanın basit bir ego tatmini yada komplekslerinin yansıması olmadığının altını çizdik ve bu Devlet Tiyatrolarının yok edilme operasyonunun başlangıcıdır dedik. Ardından gelen günler adeta haklılığımız kanıtlar nitelikteydi çünkü sağ basının kalemşörleri tiyatrocuların bu siyasi iktidara karşı tutunduğu tavrı ve kendi iç hesaplaşmalarını fırsat bilip Devlet Tiyatrolarının varlığını tartışma konusu yaptı.

Biz gençlik yılları siyasi çalkantılar dönemine denk gelmiş kuşaklar komplo teorileriyle büyüdük. Pek çoğu doğru da çıkan komplo teorilerimiz devlete, hükümetlere ve bunlara bağlı birimlere olan güvencimizin de azalmasına neden oldu. Komplo teorileriyle büyümüş bir ırkın ahfadı olarak ister istemez şimdi de bu olayın ardındaki muhtemel başka olayları da aramadan yapamıyorum.

Konuyu bir kez daha çok kısaca baştan alalım mı?

Devlet Tiyatrolarının başında hükümetin bakanına gerektiğinde karşı duran, müdahaleye izin vermeyen bir genel müdür var. Bakan beklentilerini karşılamayan bu genel müdürü görevden almaya karar veriyor ve görevden almak için de hakkında soruşturma başlatıyor. Buraya kadar olan biteni doğal karşılayabiliriz. Siyasi iradenin herşeye ve herkese hakim olma tutkusunun yerleştiği bir sistemde bunu çok yadırgamayabiliriz. Ama bundan sonrası biraz karışık.

Bir bakan bir genel müdürü şaibeli işler yaptığı iddiası ile görevden alırken neden bir başka şaibeli kişiyi göreve getirsin? Daha önce hakkında resmi evrakta tahribat suçlamasıyla soruşturma açılmış, sanatçı ünvanı tartışmalı ve iptal edilmiş bir sınavla verilmiş, halen mahkemesi süren birini neden göreve getirsin? Bir kişiyi şaibeli diye görevden alacak ama yerine bir başka şaibeli kişiyi getireceksiniz bunu biz düşünebiliyorsak bakan düşünemiyor mu? Öte yandan bir kurumun başındaki sevilen bir şahsiyeti görevden alacaksanız yerine de kurum içerisinde hemen herkesin saygı duyduğu, itiraz etmeyeceği bir ılımlı kişiyi mi tercih edersiniz yoksa sanatçılığı dahi tartışmalı, kurumun tüzel kişiliği ile mahkemelik birisini mi bu makama getirirsiniz? Elbetteki akıl, izan sahibi herkes birinciyi tercih eder ama nedense bizim sayın bakanımız ikinciyi tercih ediyor. Yüzlerce sanatçının bulunduğu bir kurumda bakan hemen herkesin itirazsız kabul edebileceği ve kendisinin de asgari uyum içerisinde olabileceği hiç kimseyi bulamadı mı ki soruşturmalara uğramış, şaibelere uğramış, mahkemesi süren ve konumu tartışmalı bir kişiyi bu makama getiriyor?

Gelin komplo teorimizi bunun üzerinden devam ettirelim. Kurum içerisinde sevilen bir kişi görevden alınıp yerine yukarıda saydığımız modelde birisi atanırsa ne olur? Çok doğal bir şekilde tepkiler oluşur. İstifalar olur, bildiriler olur, karşı tavırlar olur, karşı çıkışlar olur.. Bundan daha doğal bir şey olabilir mi? Peki bizim bu düşündüğümüzü bakan bey düşünemedi mi?

Ve aynen böyle oldu. Bakan Lemi Bilgin'i görevden aldı, çok da onaylanmayacak bir ismi atadı ortalık ayağa kalktı, bakan tartışmayı tırmandırdı, konuyu genel anlamda sanatçıları yargılama ve Devlet Tiyatrolarının varlığını sorgulama noktasına getirdi ardından sağ basın kalemşörleri açık açık Devlet Tiyatrolarının kapatılması gereğini(!) gündeme getirdi.

ACABA OYUNA MI GELİYORUZ? Acaba tepkilerimiz bile önceden hesap edilmiş miydi? Bizler biz olarak tepki gösterirken dahi aslında bizim dışımızda yazılan bir senaryoda üzerimize yüklenen rolü mü sahneliyoruz?

Sanatçılar bakanla çelişecek, bakan popülist söylemlerle sanatçıların halk üzerindeki yükünden dem vuracak, bir yeni bir eski yönetim söz konusu olacağı için sanatçılar aynı zamanda birbirlerine düşecek birbirlerinin varsa kirli çamaşırlarını ortaya dökecek, sağ basın devlet tiyatrolarının varlığını sorgulamaya başlayacak, ve sahnelerin açılmasına bir ay kala at izi iti izine katılıp oyunların oynanması riske girecek, tüm bütün bunlar Devlet Tiyatrolarının varlğını riske sokacak...

Bence şimdi bir kez daha, hatta bir kaç kez daha düşünmenin zamanı. Ne olursa olsun asla ille de özerklik talebinden vazgeçmeden, sayın Lemi Bilgin'in hukuki zeminde sonuna dek hakkını arayışından vazgeçmeden, her tür mücadele ve hak arayışı yasal zeminlerde sürdürülmeye devam ederken bu oyunu bozmak da şarttır.

Sayın Tuncer Cücenoğlu'nun da söylediği gibi

DEVLET TİYATROLARI 1 EKİM’DE PERDELERİNİ AÇMALI VE BU OYUN BOZULMALIDIR!
 

Zaten sanatçının birinci görevi de budur. Şimdi tüm art niyetli komplolara karşı en büyük kozumuzu oynamanın zamandır, yani oyunlarımızı.. Bakanın, ve yandaşı medya kalemşörlerinin söz sahibi olamayacağı tek yer, sahneleriniz sizi bekliyor, çıkın ve replikler uçuşsun salonlarda.