|
Asla
dramaturg olduğu için yada asla A/B/C gibi kadrosal ayrımlardan dolayı
Sayın Mine Acar'ın karşısında olmadım. Hatta sırf bu nedenle
karşısında olanları da yadırgadım toplumun en demokrat olması
gereken sanatçılarına yakıştıramadım. Bunu da "Herkes Bakanı Kınıyor,
bense hepinizi kınıyorum" başlıklı yazımda çok net şekilde ortaya
koyduğumu sanıyorum.
Peki
neden Mine Acar'ın karşısındaydık? Tamamen göreve getiriliş şeklinden
dolayı. Tiyatrom'un bu konuda tutumu hep aynı olmuştur. 2 yıl önce
İBŞT'de sayın Nurullah Tuncer'in kişiliğiyle değil göreve getiriliş
şekliyle ve yönetsel görev anlayışıyla çeliştik muhalefet ettik ama
sanatsal başarılarını da alkışladık, Geçen yıl İzmit'te göreve gelen
Ragıp Savaş'ı da göreve getiriliş şekliyle eleştirdik, bu şartlar
altında göreve gelişine muhalefet ettik ama tiyatro adına yaptıklarını
yine de alkışladık yine de övünçle haber yaptık, yapıyoruz. Sayın Mine
Acar'ı da göreve geliş şekliyle, bakanın bir sanat kurumuna direkt
müdahaleci tavrının ardından görev aldığı için, göreve gelir gelmez
kendi hakkındaki davayı geri çektiği için eleştirdik.
Bu üç
somut olayın ardından da tiyatrom.com'un tutumu aynı olmuştur.
Siyasilerin sanat üzerindeki direkt müdahaleci tavrına karşı durmak,
bu şartlar dahilinde işbirliği yapanları uyarmak, konuya kamuoyu
duyarlıığı sağlamak ama hepsinden önemlisi tüm bu yaşanılanlar
karşısında ille de ÖZERKLİK çağrısı yapmak.
Daha
ilk günlerde sitemizden ısrarla kişileri değil ÖZERKLİĞİ gündeme
getirmeliyiz, Bu Lemi Bilgin, Mine Acar sorunu değil bir sanat
kurumunun özgürlük sorunudur dedik ve bu çizgimizden asla taviz
vermedik bundan sonra da vermeyeceğimizden emin olabilirsiniz.
Devlet Tiyatrolarındaki olaylar yaşanmaya başladıktan çok kısa bir
süre sonra konunun hiç de basit bir görevden alma/göreve atanma konusu
olmadığını, bunun bir bakanın basit bir ego tatmini yada
komplekslerinin yansıması olmadığının altını çizdik ve bu Devlet
Tiyatrolarının yok edilme operasyonunun başlangıcıdır dedik.
Ardından gelen günler adeta haklılığımız kanıtlar nitelikteydi çünkü
sağ basının kalemşörleri tiyatrocuların bu siyasi iktidara karşı
tutunduğu tavrı ve kendi iç hesaplaşmalarını fırsat bilip Devlet
Tiyatrolarının varlığını tartışma konusu yaptı.
Biz
gençlik yılları siyasi çalkantılar dönemine denk gelmiş kuşaklar
komplo teorileriyle büyüdük. Pek çoğu doğru da çıkan komplo
teorilerimiz devlete, hükümetlere ve bunlara bağlı birimlere olan
güvencimizin de azalmasına neden oldu. Komplo teorileriyle büyümüş bir
ırkın ahfadı olarak ister istemez şimdi de bu olayın ardındaki
muhtemel başka olayları da aramadan yapamıyorum.
Konuyu bir kez daha çok kısaca baştan alalım mı?
Devlet Tiyatrolarının başında hükümetin bakanına gerektiğinde karşı
duran, müdahaleye izin vermeyen bir genel müdür var. Bakan
beklentilerini karşılamayan bu genel müdürü görevden almaya karar
veriyor ve görevden almak için de hakkında soruşturma başlatıyor.
Buraya kadar olan biteni doğal karşılayabiliriz. Siyasi iradenin
herşeye ve herkese hakim olma tutkusunun yerleştiği bir sistemde bunu
çok yadırgamayabiliriz. Ama bundan sonrası biraz karışık.
Bir
bakan bir genel müdürü şaibeli işler yaptığı iddiası ile görevden
alırken neden bir başka şaibeli kişiyi göreve getirsin? Daha önce
hakkında resmi evrakta tahribat suçlamasıyla soruşturma açılmış,
sanatçı ünvanı tartışmalı ve iptal edilmiş bir sınavla verilmiş, halen
mahkemesi süren birini neden göreve getirsin? Bir kişiyi şaibeli diye
görevden alacak ama yerine bir başka şaibeli kişiyi getireceksiniz
bunu biz düşünebiliyorsak bakan düşünemiyor mu? Öte yandan bir kurumun
başındaki sevilen bir şahsiyeti görevden alacaksanız yerine de kurum
içerisinde hemen herkesin saygı duyduğu, itiraz etmeyeceği bir ılımlı
kişiyi mi tercih edersiniz yoksa sanatçılığı dahi tartışmalı, kurumun
tüzel kişiliği ile mahkemelik birisini mi bu makama getirirsiniz?
Elbetteki akıl, izan sahibi herkes birinciyi tercih eder ama nedense
bizim sayın bakanımız ikinciyi tercih ediyor. Yüzlerce sanatçının
bulunduğu bir kurumda bakan hemen herkesin itirazsız kabul edebileceği
ve kendisinin de asgari uyum içerisinde olabileceği hiç kimseyi
bulamadı mı ki soruşturmalara uğramış, şaibelere uğramış, mahkemesi
süren ve konumu tartışmalı bir kişiyi bu makama getiriyor?
Gelin
komplo teorimizi bunun üzerinden devam ettirelim. Kurum içerisinde
sevilen bir kişi görevden alınıp yerine yukarıda saydığımız modelde
birisi atanırsa ne olur? Çok doğal bir şekilde tepkiler oluşur.
İstifalar olur, bildiriler olur, karşı tavırlar olur, karşı çıkışlar
olur.. Bundan daha doğal bir şey olabilir mi? Peki bizim bu
düşündüğümüzü bakan bey düşünemedi mi?
Ve
aynen böyle oldu. Bakan Lemi Bilgin'i görevden aldı, çok da
onaylanmayacak bir ismi atadı ortalık ayağa kalktı, bakan tartışmayı
tırmandırdı, konuyu genel anlamda sanatçıları yargılama ve Devlet
Tiyatrolarının varlığını sorgulama noktasına getirdi ardından sağ
basın kalemşörleri açık açık Devlet Tiyatrolarının kapatılması
gereğini(!) gündeme getirdi.
ACABA
OYUNA MI GELİYORUZ? Acaba tepkilerimiz bile önceden hesap edilmiş
miydi? Bizler biz olarak tepki gösterirken dahi aslında bizim
dışımızda yazılan bir senaryoda üzerimize yüklenen rolü mü
sahneliyoruz?
Sanatçılar bakanla çelişecek, bakan popülist söylemlerle sanatçıların
halk üzerindeki yükünden dem vuracak, bir yeni bir eski yönetim söz
konusu olacağı için sanatçılar aynı zamanda birbirlerine düşecek
birbirlerinin varsa kirli çamaşırlarını ortaya dökecek, sağ basın
devlet tiyatrolarının varlığını sorgulamaya başlayacak, ve sahnelerin
açılmasına bir ay kala at izi iti izine katılıp oyunların oynanması
riske girecek, tüm bütün bunlar Devlet Tiyatrolarının varlğını riske
sokacak...
Bence
şimdi bir kez daha, hatta bir kaç kez daha düşünmenin zamanı. Ne
olursa olsun asla ille de özerklik talebinden vazgeçmeden, sayın Lemi
Bilgin'in hukuki zeminde sonuna dek hakkını arayışından vazgeçmeden,
her tür mücadele ve hak arayışı yasal zeminlerde sürdürülmeye devam
ederken bu oyunu bozmak da şarttır.
Sayın
Tuncer Cücenoğlu'nun da söylediği gibi
DEVLET TİYATROLARI 1 EKİM’DE PERDELERİNİ AÇMALI VE BU OYUN
BOZULMALIDIR!
Zaten sanatçının birinci görevi de budur. Şimdi tüm art niyetli
komplolara karşı en büyük kozumuzu oynamanın zamandır, yani
oyunlarımızı.. Bakanın, ve yandaşı medya kalemşörlerinin söz sahibi
olamayacağı tek yer, sahneleriniz sizi bekliyor, çıkın ve replikler
uçuşsun salonlarda.
|