Ahmet Ertuğrul Timur

aetimur@tiyatrom.com  


 

HÜSEYİN SORGUN'A YANIT

Sayın Sorgun
Önce katkınız için teşekkür ederim. Şehir Tiyatrolarında olan biteni olabildiğince geniş açıdan ve farklı dillerden yansıtmak bizim açımızdan son derece önemlidir ve sizin bakış açınızı da böylece görmüş olmaktan mutluyuz.
Yazınızın hacim olarak büyük bölümünü yazımda girişte bulunan bir paragraflık anıma ayırmışsınız. Kendi adıma bir üzüntüm yok ama keşke birinci elden bir Şehir Tiyatrosu yöneticisi sitemize yazmışken daha çok Şehir Tiyatroları üzerine yazdıklarımıza yoğunlaşmış olsaydı diye de düşünmeden yapamadım. Sizin çokça alan ayırdığınız bir paragraflık anıma ben çok da fazla girmeyeceğim sadece iki cümleyle açıklamaya çalışayım belki başkalarının kolayca fark edebileceği şeyi siz de böylece idrak etmiş olursunuz. Öncelikle bir sohbet diliyle ve böyle bir anlatıyla yazıya girmek okurun dikkatini çekmek için bir yöntemdir. Böylece okuyucuya da kendi dünyasından pek çok çağrışımı yaptırabilir ve dikkati konunun bu yönüne çektikten sonra anlatımınıza daha fazla dikkatle eğilmesini de sağlayabilirsiniz. Bu bir hile mi? Hayır okurun, seyircinin, dinleyicilerin dikkatini toplamanın bir yoludur. Pek çok konferansta konu dışı enteresan anekdotlara, anılara bir anda geçiveren pek çok konuşmacıyı sizde dinlemişsiniz, pek çok yazıyı okumuşsunuzdur eminim. Yani bir basit anekdota neden takıldığınızı anlamak mümkün değil. Bu arada eğer çok ilginizi çektiyse sıraların üstünde tepinme olayı teneffüste yaşanan öğretmenin bir anda sınıfa girmesiyle noktalanan bir olaydır ve son derece normaldir. 12 yaşında çocukların sınıfta yaramazlıkları da tepinmeleri de son derece normaldir eğer siz bunu yapmadınız ise adınıza çok üzüldüğümü ifade etmeliyim. Ayrıca bütün çocuklar hoplar, zıplar yaramazlık yapar ve teneffüste öğretmenin olmadığı bir yerde yapılan bu tür aksiyonlar da fark edilmeye çalışma yöntemleri değildir elbette. O anekdot da görmeniz gereken 12 yaşındaki çocukların doğaları gereği yaptığı küçük yaramazlıklar değil bir başka şeydi sorgulanması gereken çocuklar değil duygularını, takdirini sadece olumsuz zamanlarda ifade etmeyi becerebilen öğretmen tiplemesiydi, ama sanırım pek çok okurun gayet kolayca algıladığı bu temel gerçeği siz belki biraz da bana oluşan öfkenizle ya da "hatalı olan asla otorite yani öğretmen değil kesin öğrencilerdir" gibi muhafazakar bir bakışla algılayamamışsınız ama herhalde şimdi anlamışsınızdır. Orada sorunlu olan ne ben ne öğrencilerdir düpedüz oradaki eğitimcinin tutumudur dilerseniz pedagogların da hakemliğine başvurabilirsiniz.

 

Her neyse sanırım dediğim gibi bana karşı oluşan hıncınızla bu bir paragraflık anıya kilitlenmiş şehir tiyatrolarının işleyişine ilişkin yazdığım pek çok şeye hazır yetkili biri de olmuşken değinmek yerine buradan beni aşağılayarak yanıtlamayı seçmişsiniz ve yukarda da yazdığım gibi okurlara kıyaslama olanağı sağlamışsınız bir daha teşekkürler. Özgeçmişimle ilgili nereye takıldığınız nereden dolayı rahatsız olduğunuzu da özel bir maille yazarsanız okumak isterdim doğrusu. Özel bir mail rica ediyorum çünkü şu an buradaki konumuz şehir tiyatrolarıdır. (Gizleyecek bir şeyim olduğunu sanmayınız öyle olsa satır satır kendim anlatmazdım)


İmla kılavuzu konusuna gelince sözünüzü dinleyip bundan sonra mümkün olduğunca biraz daha dikkatli olmaya çalışacağım. Gazeteci olduğunuz için bilirsiniz gazetelerde tahsis servisleri olur ve köşe yazarlarının yazılarından küçük ilanlara dek gazetede yayınlanacak her satır bu tahsis servislerinin bir kaç defa kontrolünden geçer. Pek çok saygın köşe yazarının yazılarının kendilerinden ilk çıktığı hali görseydi eminim pek çok okur düş kırıklığı yaşardı. Ama okurları bu köşe yazarlarının imla hataları değil düşünceleri, yazılarının özü daha çok ilgilendirdiği için sanırım sizin gibi nereden ne hata bulup vururum derdi de yaşamayacak belki de görmezden geleceklerdi. Biz bir amatör yayın olduğumuz için dili iyi bilen tahsis elemanları çalıştıramıyoruz doğal olarak. Ama yine de uyarınıza teşekkür ediyorum ve biraz daha dikkatli olmaya imla kılavuzu da kullanmaya çalışacağım zaman ölçüsünde.


Bu arada siz de yeni kavramları biraz daha araştırın isterseniz mesela internet portalı nedir öğrenmekle başlayabilirsiniz çünkü genç tiyatronun portal olmasına daha çok yol var (Hoş gerçi portal olmak gibi bir amacı da yok ya) Sizin imla hatalarınızı ben görmezden geliyorum çünkü şu an imla hatalarınızla değil yazınızın içeriğiyle ilgiliyim. Hatalarınızdan örnek mi istersiniz??? Çok traji komik olacak ama bir tek örnek vermem yetecek hani imla kılavuzuna bakmamı tavsiye ediyorsunuz ya... İşte siz daha bu imla kılavuzunun kendisinden başlıyorsunuz yanlış yazmaya :))) Komik çok komik ama maalesef öyle olmuş sayın Sorgun.. İsterseniz bir bakın klavuz mudur kılavuz mu? Bir kez kullansanız klavyeye yanlış dokunduğunuzu "ı" yı atladığınızı düşünebilirdik ama eleştirecek başka şey bulamayıp yeniden yeniden imla kılavuzu olayına dönünce bu da çok kere tekrarlanmış elbette ve beni her eleştirip imla kılavuzu tavsiye ettiğinizde biraz daha komedi yaratmışsınız..... Tabi ki daha başka örnekler var ama sıkıldım bu suni eleştirmelerinizden ve bunlara yanıt vermekten.. konuya geçmek istiyorum. Gördünüz ya benim ortaokul yıllarıma, geçmişime ve imlama takıp da buradan vurma çabanız beni de bir hayli oyaladı ve şehir tiyatrolarında pek çok sorun varken oradaki insanların sorunları varken kapıldım gittim bu girdaba..


Artık konuya geçmek istiyordum ama yazınızın devamında da yine bu defa dil'e dönmüşsünüz yine konuya geçemeyeceğiz. Beni aşağılamak adına Bühtan kelimesi iyi bir şey midir kötü bir şey midir ancak sözlüğe bakıp karar verebilmiş diyorsunuz ama bu eğer utanılacak bir şey ise Evet Sayın Sorgun açıkça söylüyorum ki bühtan kelimesinin ne olduğunu bilmiyordum ve ancak sözlüğe bakıp buldum. Gerilerde kalmış ve TDK sözlüğünde bile eskimiş Arapça kelime olarak tanımlanan bühtan kelimesini siz bildiğiniz için mutlu olun ama bu eskimiş Arapça kelimeyi bilmemek bile bana onur veriyor inanın. Demek ki dilini Arapça'dan biraz olsun kurtarabilmiş insanlardan biriyim... Size de tavsiye ederim yerine kullanılabilen bir Türkçe karşılık oldukça Arapça'yı unutmaya çalışın daha iyi anlaşılırsınız Belki sizin yakın çevreniz Arapça'ya uzak değildir ama bugün artık Arapça'dan oldukça uzaklaşmış bir nesil vardır sokakta, bilgisayar başında. (Eminim siz bir sonraki yazınızda da sanki ben Arapça'dan kurtulun ve İngilizce kullanın demişim gibi yeni yetme gençlerin dildeki yoz kullanımına ne buyurulur deyip yarım sayfa beni oradan vurmaya kalkarsınız Aman aman sizi oyalamış olmayayım ben Arapça'dan kurtulun da yoz bir karışımla Batı dillerini konuşmalarınıza katın falan demiyorum asla)


"Hüseyin Sorgun da yine zaman gazetesi yazarıdır ve görüşü, kimlerle yakınlığının bu görevlendirmede rol oynadığı üzerinde konuşulmaya değer bir konudur"....... sözünü iftira, kara çalma olarak değerlendirmişsiniz. İftira olan nedir? zaman'da yazıyor olmak mı? Eğer bu kara çalmak ise Zamanda çalışmak kötü bir olay mı oluyor? Zaman'da yazıyorsunuz ve ben de bunu söylüyorum bunun nesi iftiradır, neresi kara çalmaktır Sayın Sorgun? Kaldı ki ben orada bir hüküm de vermiyor ve oralarda çalışıyor olması fikirsel yapısı yönünden bir fikir verebilir ve bu üzerinde durulmaya değer bir konudur diyorum. Ne yani siz zamanda çalışıyorum ama ben Zaman Gazetesi doğrultusunda düşünmüyorum bunu iddia etmek iftiradır mı diyorsunuz? Yani bir daha vurgularsak Zaman Gazetesinde çalışmaktadır dolaysıyla o çevreye yakın bir düşünüş tarzındadır ve bu düşünüş tarzı da bu göreve gelmesinde etkili olmuş olabilir diyorum hüküm de dahi bulunmuyor suçlamıyor bu etken olabilir üzerinde düşünülmeye değer bir konudur diyorum sayın Sorgun. Ama Zaman'da çalışmış olmak yada o düşünceye yakın düşünüşte olabileceğinizin ifade edilmiş olması sizi rahatsız ediyorsa bilemem.



Burada Sayın Üstün Akmen'le yazdıklarımı bağdaştırma çabanıza değinmek istiyorum. Yazdıklarımla Üstün Akmen en son bağdaştıracağınız kişidir inanın bana. Sayın Akmen sitemizde tamamen kendi inisiyatifi ile çok değerli yazılar yazmaktadır ama kendisiyle bu güne dek sadece son Tüyap kitap fuarında tanışma ve sadece 2-3 dakikalık bir diyalog şansımız oldu. Dolaysıyla birbirimizi etkilememiz söz konusu değildir tam tersine Sayın Akmen'e sitenin geneliyle ilgili bir önerisi olup olmadığını mail yoluyla sorduğumda bana sadece bir tek cümleyle Şehir Tiyatroları konusunu çok fazla öne çıkarmamamı telkin etmiştir bir tek cümleyle. yani değil size karşı bir kışkırtma yada en ufak bir olumsuz söz tam tersi olmuştur. Aynı siteyi paylaşıyor olmamız da illaki Sayın Akmen'i bana suç ortağı ilan etmenizi gerektirmez çünkü şu an Sayın Akmen Tiyatro Tiyatro Dergisinde Sayın Ali Taygun'la da aynı dergiyi paylaşmaktadır. Benimle site komşusu olarak ilan ettiğiniz sayın Akmen, Ali Taygun'la da sayfa komşusudur. Siz de Sayın Ali Taygun'la bugün aynı kurumun yönetsel birimlerini paylaşıyorsunuz. Ne aynı siteyi paylaşıyor olmak ne aynı dergiyi yada aynı kurumu paylaşıyor olmak aynı düşünmeyi gerektirmiyor ve insanları da suç ortağı yapmıyor sayın Sorgun. Kaldı ki ortada bir suç da yoktur!



Bunca yazıdan sonra son paragrafta gelelim işin özüne demişsiniz nihayet. Peki gelelim sayın Sorgun. "Şahsen, benim üzerimden bir sanat kurumunun karalanmaya çalışılıyor olmasına, fazlasıyla üzüldüm." yazmışsınız. Sayın Sorgun hata ediyorsunuz bir sanat kurumu, şehir tiyatroları asla karalanmıyor. Tam tersi sahip çıkılmaya çalışılıyor. Çünkü şehir tiyatroları ne sizsiniz ne Sayın Nurullah Tuncer, Ne Sayın Ali Taygun ne bugünkü yönetim yada herhangi biri. Şehir tiyatrolarının kurumsal kimliği kişilerle, yönetimlerle özdeşleşemez. Yönetimi eleştirmek şehir tiyatrolarını karalamak değildir Bırakın Darulbedai söyleminin, şehir tiyatrosunun ardına sığınmayın Şehir Tiyatroları sizden daha fazla havuzdaki insanlardır onlar sizden eskidir ne de olsa. biz de onlardan yana bir tavır sergilediğimize göre halde şehir tiyatroları karalanmıyor korunuyor da diyebilirsiniz... Sizi eleştirmek şehir Tiyatrolarını karalamak oluyor da onlardan yana tavır almak neden Şehir Tiyatrolarını korumak olmuyor?



" Şehir Tiyatroları, bir sanat kurumu olarak, ayağını basacağı kültürün altını kalın bir çizgi ile çizmenin gayretinde. Elbette yıllardır kültür ve sanat kavramlarını birbirine karıştıranların anlayamayacağı bir gayret bu. Daha çok imla kılavuzuna, Türk Dil Kurumu sözlüklerine bakmak gerek, anlayabilmek için... "................. Yazmışsınız. Burada size katılıyorum evet düşüncelerimizi işte buralara bu konulara yoğunlaştırıp tartışalım ama siz bu gidişle onları da fazla öğrenemeyeceksiniz sayın Sorgun çünkü bu konularda bilgi edinmem için bana sözlük ve imla kılavuzunu referans göstermişsiniz ama bilmelisiniz ki sözlük yada imla kılavuzundan öğrenilmez bu konular.. Anlaşılan bu konuda da afaki bir iki tanımlamadan ve kulağınızda çınlayan sözden daha fazla bir şey yok! Dilerseniz ben size bu konularda sözlükten daha yararlı kaynaklar önerebilirim ne de olsa danışmansınız konuyu sözlükteki tanımlamadan biraz daha fazla bilmeniz yararlı olacaktır....


"Sonra, kadrolaşma denilen eylem, kadroya adam dahil etmeyle ilintilidir. Oysa ismi zikredilen kişiler, Şehir Tiyatroları kadrosunda değildir. Konuk statüsünde bulunmaktadır, Şehir Tiyatroları'nda... Bugün itibariyle, konuk statüsünde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nda ben (Hüseyin Sorgun) ve bir arkadaşım, görev yapmaktayız."................. diyerek bir açıklama getirmişsiniz Sayın Sorgun. Peki size bir soru sorabilir miyim siz evinize gelen kaç konuğu maaşa bağlayıp ücret ödediniz bugüne kadar? Konuğa maaş bağlanır mı? Peki siz İBŞT'den bir maaş alıyor musunuz? Eğer alıyorsanız bunun adı "konuk" da olsa bu kurumda yada bu kurum için çalışıyor olmak değil midir? İsmi konuk konulmuş geçici yada kalıcı bir çalışma şekli değil midir bu? Şehir tiyatrolarında değişik statüler var bizlerde öğreniyoruz giderek.. Havuz, yevmiyeli, kadrolu ve şimdi de konuk çıktı karşımıza. Adı konuk olarak konulmuş da olsa burada bir şekilde profesyonel bir çalışma içinde değil misiniz? O halde bırakın biz konuğuz ayak üstü uğramıştık bakın bizi buraya atamadılar demek ki ortada bir kadrolaşma yok tarzı savunmayı lütfen.. Hem Sayın Sorgun eğer siz konuksanız kenara çekilin de ev sahibi savunsun öncelikle kendisini bilelim asıl ev sahibi kim, muhatabımız kimdir?


Yazınızın devamında Faşizmi demokrasinin bir nimeti olarak görenler arasına bizi de katıyorsanız yanılıyorsunuz sayın Sorgun. Çünkü biz burada otoritenin dayatmasına karşı duruyoruz.
Nedir otoritenin dayatması?
Tiyatro ile hiç bir ilgisi olmayan bir belediye başkanının tepeden yönetici atamasıdır. Biz ne diyoruz özerk yapılanma. Hangisidir faşizme benzeyen sayın Sorgun?
Nedir otoritenin dayatması?
İnsanlar kadrolu kadrosuz havuzlu diye sınıflandırması.. Üç beş kişinin oturup bir kalemde birilerinin üstüne çizik atması
Nedir bizim karşı olduğumuz? .. İnsanların sınıflandırılması, Birbirine hasım yapılması, horlanması, Ve sosyal haklardan mahrum bırakılması köle pazarından beğenilir gibi beğenilip oyuna alınması/alınmaması ve bir kalemde üzerlerine çizik atılması
Ne dersiniz sayın Sorgun? Hangisi faşizme daha çok benziyor?

Saygılar sunarım