|
Her neyse sanırım dediğim gibi bana karşı oluşan
hıncınızla bu bir paragraflık anıya kilitlenmiş şehir
tiyatrolarının işleyişine ilişkin yazdığım pek çok şeye
hazır yetkili biri de olmuşken değinmek yerine buradan
beni aşağılayarak yanıtlamayı seçmişsiniz ve yukarda da
yazdığım gibi okurlara kıyaslama olanağı sağlamışsınız
bir daha teşekkürler. Özgeçmişimle ilgili nereye
takıldığınız nereden dolayı rahatsız olduğunuzu da özel
bir maille yazarsanız okumak isterdim doğrusu. Özel bir
mail rica ediyorum çünkü şu an buradaki konumuz şehir
tiyatrolarıdır. (Gizleyecek bir şeyim olduğunu
sanmayınız öyle olsa satır satır kendim anlatmazdım)
İmla kılavuzu konusuna gelince sözünüzü dinleyip bundan
sonra mümkün olduğunca biraz daha dikkatli olmaya
çalışacağım. Gazeteci olduğunuz için bilirsiniz
gazetelerde tahsis servisleri olur ve köşe yazarlarının
yazılarından küçük ilanlara dek gazetede yayınlanacak
her satır bu tahsis servislerinin bir kaç defa
kontrolünden geçer. Pek çok saygın köşe yazarının
yazılarının kendilerinden ilk çıktığı hali görseydi
eminim pek çok okur düş kırıklığı yaşardı. Ama okurları
bu köşe yazarlarının imla hataları değil düşünceleri,
yazılarının özü daha çok ilgilendirdiği için sanırım
sizin gibi nereden ne hata bulup vururum derdi de
yaşamayacak belki de görmezden geleceklerdi. Biz bir
amatör yayın olduğumuz için dili iyi bilen tahsis
elemanları çalıştıramıyoruz doğal olarak. Ama yine de
uyarınıza teşekkür ediyorum ve biraz daha dikkatli
olmaya imla kılavuzu da kullanmaya çalışacağım zaman
ölçüsünde.
Bu arada siz de yeni kavramları biraz daha araştırın
isterseniz mesela internet portalı nedir öğrenmekle
başlayabilirsiniz çünkü genç tiyatronun portal olmasına
daha çok yol var (Hoş gerçi portal olmak gibi bir amacı
da yok ya) Sizin imla hatalarınızı ben görmezden
geliyorum çünkü şu an imla hatalarınızla değil yazınızın
içeriğiyle ilgiliyim. Hatalarınızdan örnek mi
istersiniz??? Çok traji komik olacak ama bir tek örnek
vermem yetecek hani imla kılavuzuna bakmamı tavsiye
ediyorsunuz ya... İşte siz daha bu imla kılavuzunun
kendisinden başlıyorsunuz yanlış yazmaya :))) Komik çok
komik ama maalesef öyle olmuş sayın Sorgun.. İsterseniz
bir bakın klavuz mudur kılavuz mu? Bir kez kullansanız
klavyeye yanlış dokunduğunuzu "ı" yı atladığınızı
düşünebilirdik ama eleştirecek başka şey bulamayıp
yeniden yeniden imla kılavuzu olayına dönünce bu da çok
kere tekrarlanmış elbette ve beni her eleştirip imla
kılavuzu tavsiye ettiğinizde biraz daha komedi
yaratmışsınız..... Tabi ki daha başka örnekler var ama
sıkıldım bu suni eleştirmelerinizden ve bunlara yanıt
vermekten.. konuya geçmek istiyorum. Gördünüz ya benim
ortaokul yıllarıma, geçmişime ve imlama takıp da buradan
vurma çabanız beni de bir hayli oyaladı ve şehir
tiyatrolarında pek çok sorun varken oradaki insanların
sorunları varken kapıldım gittim bu girdaba..
Artık konuya geçmek istiyordum ama yazınızın devamında
da yine bu defa dil'e dönmüşsünüz yine konuya
geçemeyeceğiz. Beni aşağılamak adına Bühtan kelimesi iyi
bir şey midir kötü bir şey midir ancak sözlüğe bakıp
karar verebilmiş diyorsunuz ama bu eğer utanılacak bir
şey ise Evet Sayın Sorgun açıkça söylüyorum ki bühtan
kelimesinin ne olduğunu bilmiyordum ve ancak sözlüğe
bakıp buldum. Gerilerde kalmış ve TDK sözlüğünde bile
eskimiş Arapça kelime olarak tanımlanan bühtan
kelimesini siz bildiğiniz için mutlu olun ama bu eskimiş
Arapça kelimeyi bilmemek bile bana onur veriyor inanın.
Demek ki dilini Arapça'dan biraz olsun kurtarabilmiş
insanlardan biriyim... Size de tavsiye ederim yerine
kullanılabilen bir Türkçe karşılık oldukça Arapça'yı
unutmaya çalışın daha iyi anlaşılırsınız Belki sizin
yakın çevreniz Arapça'ya uzak değildir ama bugün artık
Arapça'dan oldukça uzaklaşmış bir nesil vardır sokakta,
bilgisayar başında. (Eminim siz bir sonraki yazınızda da
sanki ben Arapça'dan kurtulun ve İngilizce kullanın
demişim gibi yeni yetme gençlerin dildeki yoz
kullanımına ne buyurulur deyip yarım sayfa beni oradan
vurmaya kalkarsınız Aman aman sizi oyalamış olmayayım
ben Arapça'dan kurtulun da yoz bir karışımla Batı
dillerini konuşmalarınıza katın falan demiyorum asla)
"Hüseyin Sorgun da yine zaman gazetesi yazarıdır ve
görüşü, kimlerle yakınlığının bu görevlendirmede rol
oynadığı üzerinde konuşulmaya değer bir konudur".......
sözünü iftira, kara çalma olarak değerlendirmişsiniz.
İftira olan nedir? zaman'da yazıyor olmak mı? Eğer bu
kara çalmak ise Zamanda çalışmak kötü bir olay mı
oluyor? Zaman'da yazıyorsunuz ve ben de bunu söylüyorum
bunun nesi iftiradır, neresi kara çalmaktır Sayın
Sorgun? Kaldı ki ben orada bir hüküm de vermiyor ve
oralarda çalışıyor olması fikirsel yapısı yönünden bir
fikir verebilir ve bu üzerinde durulmaya değer bir
konudur diyorum. Ne yani siz zamanda çalışıyorum ama ben
Zaman Gazetesi doğrultusunda düşünmüyorum bunu iddia
etmek iftiradır mı diyorsunuz? Yani bir daha vurgularsak
Zaman Gazetesinde çalışmaktadır dolaysıyla o çevreye
yakın bir düşünüş tarzındadır ve bu düşünüş tarzı da bu
göreve gelmesinde etkili olmuş olabilir diyorum hüküm de
dahi bulunmuyor suçlamıyor bu etken olabilir üzerinde
düşünülmeye değer bir konudur diyorum sayın Sorgun. Ama
Zaman'da çalışmış olmak yada o düşünceye yakın düşünüşte
olabileceğinizin ifade edilmiş olması sizi rahatsız
ediyorsa bilemem.
Burada Sayın Üstün Akmen'le yazdıklarımı bağdaştırma
çabanıza değinmek istiyorum. Yazdıklarımla Üstün Akmen
en son bağdaştıracağınız kişidir inanın bana. Sayın
Akmen sitemizde tamamen kendi inisiyatifi ile çok
değerli yazılar yazmaktadır ama kendisiyle bu güne dek
sadece son Tüyap kitap fuarında tanışma ve sadece 2-3
dakikalık bir diyalog şansımız oldu. Dolaysıyla
birbirimizi etkilememiz söz konusu değildir tam tersine
Sayın Akmen'e sitenin geneliyle ilgili bir önerisi olup
olmadığını mail yoluyla sorduğumda bana sadece bir tek
cümleyle Şehir Tiyatroları konusunu çok fazla öne
çıkarmamamı telkin etmiştir bir tek cümleyle. yani değil
size karşı bir kışkırtma yada en ufak bir olumsuz söz
tam tersi olmuştur. Aynı siteyi paylaşıyor olmamız da
illaki Sayın Akmen'i bana suç ortağı ilan etmenizi
gerektirmez çünkü şu an Sayın Akmen Tiyatro Tiyatro
Dergisinde Sayın Ali Taygun'la da aynı dergiyi
paylaşmaktadır. Benimle site komşusu olarak ilan
ettiğiniz sayın Akmen, Ali Taygun'la da sayfa
komşusudur. Siz de Sayın Ali Taygun'la bugün aynı
kurumun yönetsel birimlerini paylaşıyorsunuz. Ne aynı
siteyi paylaşıyor olmak ne aynı dergiyi yada aynı kurumu
paylaşıyor olmak aynı düşünmeyi gerektirmiyor ve
insanları da suç ortağı yapmıyor sayın Sorgun. Kaldı ki
ortada bir suç da yoktur!
Bunca yazıdan sonra son paragrafta gelelim işin özüne
demişsiniz nihayet. Peki gelelim sayın Sorgun. "Şahsen,
benim üzerimden bir sanat kurumunun karalanmaya
çalışılıyor olmasına, fazlasıyla üzüldüm." yazmışsınız.
Sayın Sorgun hata ediyorsunuz bir sanat kurumu, şehir
tiyatroları asla karalanmıyor. Tam tersi sahip çıkılmaya
çalışılıyor. Çünkü şehir tiyatroları ne sizsiniz ne
Sayın Nurullah Tuncer, Ne Sayın Ali Taygun ne bugünkü
yönetim yada herhangi biri. Şehir tiyatrolarının
kurumsal kimliği kişilerle, yönetimlerle özdeşleşemez.
Yönetimi eleştirmek şehir tiyatrolarını karalamak
değildir Bırakın Darulbedai söyleminin, şehir
tiyatrosunun ardına sığınmayın Şehir Tiyatroları sizden
daha fazla havuzdaki insanlardır onlar sizden eskidir ne
de olsa. biz de onlardan yana bir tavır sergilediğimize
göre halde şehir tiyatroları karalanmıyor korunuyor da
diyebilirsiniz... Sizi eleştirmek şehir Tiyatrolarını
karalamak oluyor da onlardan yana tavır almak neden
Şehir Tiyatrolarını korumak olmuyor?
" Şehir Tiyatroları, bir sanat kurumu olarak, ayağını
basacağı kültürün altını kalın bir çizgi ile çizmenin
gayretinde. Elbette yıllardır kültür ve sanat
kavramlarını birbirine karıştıranların anlayamayacağı
bir gayret bu. Daha çok imla kılavuzuna, Türk Dil Kurumu
sözlüklerine bakmak gerek, anlayabilmek için...
"................. Yazmışsınız. Burada size katılıyorum
evet düşüncelerimizi işte buralara bu konulara
yoğunlaştırıp tartışalım ama siz bu gidişle onları da
fazla öğrenemeyeceksiniz sayın Sorgun çünkü bu konularda
bilgi edinmem için bana sözlük ve imla kılavuzunu
referans göstermişsiniz ama bilmelisiniz ki sözlük yada
imla kılavuzundan öğrenilmez bu konular.. Anlaşılan bu
konuda da afaki bir iki tanımlamadan ve kulağınızda
çınlayan sözden daha fazla bir şey yok! Dilerseniz ben
size bu konularda sözlükten daha yararlı kaynaklar
önerebilirim ne de olsa danışmansınız konuyu sözlükteki
tanımlamadan biraz daha fazla bilmeniz yararlı
olacaktır....
"Sonra, kadrolaşma denilen eylem, kadroya adam dahil
etmeyle ilintilidir. Oysa ismi zikredilen kişiler, Şehir
Tiyatroları kadrosunda değildir. Konuk statüsünde
bulunmaktadır, Şehir Tiyatroları'nda... Bugün
itibariyle, konuk statüsünde, İstanbul Büyükşehir
Belediyesi Şehir Tiyatroları'nda ben (Hüseyin Sorgun) ve
bir arkadaşım, görev yapmaktayız.".................
diyerek bir açıklama getirmişsiniz Sayın Sorgun. Peki
size bir soru sorabilir miyim siz evinize gelen kaç
konuğu maaşa bağlayıp ücret ödediniz bugüne kadar?
Konuğa maaş bağlanır mı? Peki siz İBŞT'den bir maaş
alıyor musunuz? Eğer alıyorsanız bunun adı "konuk" da
olsa bu kurumda yada bu kurum için çalışıyor olmak değil
midir? İsmi konuk konulmuş geçici yada kalıcı bir
çalışma şekli değil midir bu? Şehir tiyatrolarında
değişik statüler var bizlerde öğreniyoruz giderek..
Havuz, yevmiyeli, kadrolu ve şimdi de konuk çıktı
karşımıza. Adı konuk olarak konulmuş da olsa burada bir
şekilde profesyonel bir çalışma içinde değil misiniz? O
halde bırakın biz konuğuz ayak üstü uğramıştık bakın
bizi buraya atamadılar demek ki ortada bir kadrolaşma
yok tarzı savunmayı lütfen.. Hem Sayın Sorgun eğer siz
konuksanız kenara çekilin de ev sahibi savunsun
öncelikle kendisini bilelim asıl ev sahibi kim,
muhatabımız kimdir?
Yazınızın devamında Faşizmi demokrasinin bir nimeti
olarak görenler arasına bizi de katıyorsanız
yanılıyorsunuz sayın Sorgun. Çünkü biz burada otoritenin
dayatmasına karşı duruyoruz.
Nedir otoritenin dayatması?
Tiyatro ile hiç bir ilgisi olmayan bir belediye
başkanının tepeden yönetici atamasıdır. Biz ne diyoruz
özerk yapılanma. Hangisidir faşizme benzeyen sayın
Sorgun?
Nedir otoritenin dayatması?
İnsanlar kadrolu kadrosuz havuzlu diye sınıflandırması..
Üç beş kişinin oturup bir kalemde birilerinin üstüne
çizik atması
Nedir bizim karşı olduğumuz? .. İnsanların
sınıflandırılması, Birbirine hasım yapılması,
horlanması, Ve sosyal haklardan mahrum bırakılması köle
pazarından beğenilir gibi beğenilip oyuna
alınması/alınmaması ve bir kalemde üzerlerine çizik
atılması
Ne dersiniz sayın Sorgun? Hangisi faşizme daha çok
benziyor?
Saygılar sunarım |