|
SİZ HİÇ "İKİ KİŞİ" OLDUNUZ
MU?
YA
DA OKURLARDAN BİR NEVİ ÖZÜR Siz hiç iki kişi oldunuz mu? Aslında biliyorum her biriniz iki,
üç, dört değil çok kişi oldunuz, olmaya da devam ediyorsunuz. En
azından annenizin oğlu / kızı, çocuğunuzun babası yada
annesisiniz. İç dünyanızda kendinizken iş yerinde size yüklenen
sıfatsınız. İyi niyetli, hoşgörülü, biraz çizgileri
zorlayarak objektif ve bol toleranslı da olsanız belli
kuralları gözardı edemeyen belki bir
yönetici, belki bir öğretmen ya da başka bir şey yani adınızın
önündeki sıfatlarsınız. Baba, oğul, yönetmen, öğretmen, oyuncu,
yazar, başkan, komutan, vali, bakkal, vesaire vesaire. Yaşam
tiyatronun aynası mı yoksa tiyatronun ta kendisimi ve
yaşadıklarımız belirlenmiş tiradlar mı bilinmez.
Kostümlerimiz
bile bulunduğumuz sahnelere göre seçilmiyor mu? Kendi Düğününe
kaçınız spor kıyafetle gittiniz ya da gideceksiniz? Hayır rengine
alınan mağazaya siz karar verseniz de illaki o rol için
belirlenmiş kostüm takım elbise ya da gelinlik / en azından
döpiyes değil midir? Ve oraya
gittiğiniz anda birkaç klasik dekor seçeneğinden birini, hatta
belirli diyalogları
yaşamayacak mısınız?
Babam öğretmen olduğu için öğretmen odalarına çok girip çıktım ve
o ciddi otoriter öğretmenlerin öğretmenler odasında aynen bizim
sınıfta sıraların üstünde darbuka çaldığımız gibi öğretmenler
odasında masada darbuka çaldığını da gördüm daha fazlasını da...
Ve sınıfa girdiği anda öğretmen rolünü hakkıyla oynadığını da..
İnsanların ses tonunun vurgusunun bile bulunduğu atmosfere göre
farkında bile olmadan değişiverdiğini gözlemledim, gün oldu en
yakınlarımı tanıyamama şoku yaşadım. Aynı iki kişi arasında Hal hatır
sormanın bile mekana göre değişip naber?, nasılsın bakalım? oo
nasılsın? nasılsınız efendim arası git-gelleri hangimiz görmüyoruz
ki?, Bab-ı alide cam
bardak kullanırken ikitelli medya plazalarda nasıl
olup da sözleşmiş gibi herkesin kupalara bir anda geçiverdiğine şaşırdım kaldım.
Hepimiz çok kişiyiz hepimiz usta oyuncularız. Role göre
kostümlerimiz dolaplarda asılı. Gülümseyen, yılışık,
ciddi, samimi suratlarımız birer mask misali yedekte duruyor.
Yazılı olmayan kanunlar, alışkanlıklar, gelenekler, ayıplanma,
yadırganma,
|