Ahmet Ertuğrul Timur

aetimur@tiyatrom.com  


 

REKLAMLARDA YENİ BİR SLOGAN : "İYİ Kİ DE KİRLENİYORUZ HAYATI ÖĞRENEMEDİKTEN SONRA TEMİZ KALMANIN NE ÖNEMİ VAR"

 Beğendiğimiz oyuncuların kötü yapımlarda rol  almasını  belki affedebilir, onların bu tavrını ‘medyadan kazanıp sanata harcamak uğruna katlanılıyorlar’ biçiminde açıklayabiliriz. TV'ler kültür-sanat amaçlı değil eğlence önceliklidir anlayışını da kabul ettik gitti. Ama bizler medyanın iğrenç organizasyonlarla sözde sanatçılar çıkarıp ortaya salmasını kabul edemedik. İki hafta önce burada sadece bir yorum yazısı olarak yer verdiğimiz bakış açımız bazı kesimlerce müthiş bir kabul gördü çok sayıda okurumuz içlerinde birikmiş tepkiyi buradan ortak bir ses olarak dile getirdi, imza kampanyalarına dönüştürdü.
   Peki ama profesyonel sanatçılar nerede? Hani şu kendilerine sahnelerden hayran olduğumuz, hani şu binbir güçlükle konservatuara girmeyi başarmış, Ya da mesleğe bayrak tutarak ustaların içinde bu işe gönüllerini ve yıllarını verip yetişenler... Hani şu özveriyle tiyatro yapıyorlar diye üstüne titrediğimiz, Onlar aydınlığı alnında ilk hissedenlerdir vecizeleriyle aydın olma onuruyla taçlandırılmış,  hem sahnedeki hem yaşamdaki duruşlarına hayran olduğumuz sanatçılar nerede?

    Peki ama birincil görevi sanat dallarının ve üyelerinin onurunu, çıkarlarını, kimliklerini korumak olan sanatçı dernekleri nerede? Neden sessiz kalmayı seçiyorlar?

  Bizim sitemizi okumadıkları, görmedikleri için mi "Evet biz de bu durumdan rahatsızız" demediler? Bir çoğunun sitemizi okuduğunu biliyoruz ama bu gelişmelerden rahatsız olmaları için ille de bizim dikkat çekmemiz gerekmiyor ki.. Bizim sayfalarımızda okumuş olmasalar dahi bizi rahatsız eden bu gelişmeler onları rahatsız etmiyor mu? Nasıl ki Işıl Kasapoğlu'nun çıkıp bir kültür erozyonundan bahsettiğinde duyuyorsak buna benzer daha çokça örnek duymuş olmamız gerekmiyor mu?

   Şimdi konuyu baştan bir özetleyelim. Medya sanata duyarsız kalıyor. Senelerdir magazinsel bir boyutu olmadıkça sanat medyada yer alamıyor. Ancak düzenli paralı ilan verirseniz bu paralı ilanlara karşılık jest olarak(!)  arada bir haber yapılabiliyorsunuz. Olabilir, medyaya zorla kültür ve sanata yer vereceksiniz demek gibi bir yaptırımımız olmayabilir kabul. Medyanın tavrı ve kültür sanata bakışı ortadadır. Bu medyanın ayıbıdır!

 

    Medya kalitesiz yapımlarla dizilerle yayıncılığını sürdürüyor Tiyatro sanatçıları da zaman zaman bir şarkıcının, bir türkücünün arkasında ikinci, üçüncü hatta onuncu değerde bir rol kapabiliyor. Olabilir medya yapımlarında kalite aramıyor olabilir, Tiyatro sanatçıları da sanatın yeterince kazandırmaması nedeniyle medya yapımlarına salt gelir kaynağı olarak bakıp bu kötü yapımlarda oyuncu, sunucu olabilirler buna da kabul. Bu medyanın ayıbıdır, bu ekonomik şartlara neden olan hükümetlerin ayıbıdır!

   Ama medya reyting uğruna, daha fazla kar uğruna kalitesiz yapımlara taviz vermekle kalmıyor, sanatın reyting getirmediği gerekçesiyle görmezden gelmekle kalmıyor ve sanata yön vermeye kalkıyor! Bununla da yetinmiyor ve birbirinden iğrenç programlarla fabrikasyon sanatçı üretmeye kalkıyor! BBG Evi, Orada Neler Oluyor, Biz Evleniyoruz, Popstar, ve şimdide Türkiye Yıldızını Arıyor gibi programlarla İnsanların kolay para kazanma, şöhret olma zayıflığını onlarla alay ederek, dalga geçerek ama öte yandan da onları birer sanatçı adayı olarak ortaya sürerek sanat ve sanatçı kavramının standartlarını belirlemeye başlıyor! Üstelik de bunu yaparken sanatçıları da bu suça ortak etmekten geri kalmıyor. Bazı sanatçılar bu programlara sunucu oluyor, jüri oluyor sözde eğitici/öğretici oluyorlar. Bunu yaparken sanatçıların tepkisiyle karşılaşmıyor, sanatçı derneklerinin en ufak bir karşı tavrını görmüyorlar... Diğerleri olmasa bile işte bu sanat çevrelerinin ayıbıdır!

   Peki neden profesyonel sanatçıların, sanatçı derneklerinin sesi çıkmıyor? Onlara göre bu tür girişimler sanatçıya, sanatçı yetiştiren kurumlara, yetişmekte olan gençliğe, bir ülkenin genel kültür ve sanat anlayışına, sanat kavramının içini boşaltmaya ve daha pek çok şeye neden değil midir? Bu derece sistemli bir yozlaştırma girişimi tüm halka karşı işlenmekte olan bir suç değil midir? Zaman zaman hükümetlere ve askeri rejimlere bile karşı çıkmış sanatçılar nerede? acaba bu onlara göre yeterince ciddi bir konu değil midir, İnsana kıyım ille de silahla, topla, baskıyla olmaz bu kültürsüzlük bombardımanı ile yok edilen, kıyılan insanları neden görmemeyi seçiyorlar?

    "Karşı çıkmak muhatap almaktır, biz bu basitlikleri muhatap almıyoruz" diyebilirler mi? Bu göz yummanın sonucunda belki de artık hiç bir zaman muhatap alabilecekleri yada sanatlarıyla aydınlatacakları kimsenin kalmayacağının farkında değiller mi? Toplumsal bir konuda bu sadece kar amaçlı saldırıya karşı tavır almayacaklarsa ne zaman hangi konuda kimi muhatap alacaklar?

    Belki de bu tür çıkışları yeterince tehlikeli bulmuyor olabilirler ve bizim gereksiz yere büyüttüğümüzü düşünüyor olabilirler. Dönem dönem başka "salgınlar" da oldu ve geçti bu da bir dönem parlar ve söner diye düşünüyorlardır. Oysa dönem dönem olan o akımların hiç biri geçmedi her biri bir sonrakinin ön adımı oldu farkında değiller mi? Televoleler bir avuç mutlu azınlığın aşırılıklarının, yozlaşmasının yansıması derken bu yaşam tarzı neredeyse varoşlara dek koca bir halkın lumpence ve duyarsız yaşam tarzları, özlemleri haline gelmedi mi? Müzikteki kalitesizleşme giderek tırmanmadı mı? 900'lü hatlardan parayla sahte aşklar dağıtanların yerini her evden chat odalarında sahte kimliklerle gönüllü sahte aşklar arayanlara, sahte aşk dağıtanlara dönüştürmedik mi? Bir modadır gelir geçer dediğimiz her akım biraz daha yozlaşmamıza biraz daha kirlenmemize neden olmadı mı? Özgürlük kavramı yasalar ve otorite karşısında fikirsel, bedensel ve yaşamsal özgürlükler yerine azgınlıklarımızın, saplantılarımızın, zayıflıklarımızın, yozluklarımızın özgürlüğüne dönüştürülmedi mi?

     Halkımızın büyük bir kesiminin kültürel ve sanatsal faaliyetlerden uzak olduğu bir gerçek. Fakat sanat çevreleri yeterli özeni göstermezse halihazırdaki duyarlı seyirci kitlesini de hızla kaybedebilir. Çünkü belirli bir bilinçteki kitle "Bana yaşamdaki duruşuyla bir şey ifade etmeyen sanatçı tipinin sahnedeki duruşlarıyla da  çok fazla şey katamayacağını düşünüyorum, sahneye baktığımda rolünü oynayan sanatçıyı değil "sanatçıyı oynayan" kişileri görüyorum" diye düşünmeye başladığı gün artık sanat dünyasının az sayıdaki bu duyarlı, sanatsever kitleyi de kaybetmeye başlaması işten bile değildir...

Yeni bir 27 Mart yaklaşıyor ve dernekler birbiri ardına bildiri yayınladı yayınlayacak. Hemen hiç biri bir tek gazetede, bir tek televizyonda yer almayacak, sadece zaten tiyatroyla ilgili olan, zaten hala inatla temiz kalmış bir avuç insana tiyatro sahnelerinden ulaşacak. Sanatçılar, sanatçı dernekleri de görevini yerine getirmiş olmanın huzuru içinde bir yıl daha sus pus olup oturacaklar. Kutluyoruz... Kendilerine bir önerimiz var: medyadan yeterince para kazanırlarsa gelecek yıl bildirilerini reklam şirketlerine hazırlatsınlar zira onlar bu işi iyi biliyor ve gerektiğinde kirlenmeyi bile bir nimet olarak sunmayı başarıyorlar. "İYİ Kİ DE KİRLENİYORUZ HAYATI ÖĞRENEMEDİKTEN SONRA TEMİZ KALMANIN NE ÖNEMİ VAR" şu sıralar ekranlardan sunulan bir reklamcı felsefesi... Ne kadar da etkileyici görünüyor değil mi? İnsanın çamuru öğrenmek için çamura batası, mafyayı tanımak için mafya olası geliyor  (!)

   Her şeye inat temiz kalmayı tercih eden ve bu konuda sesini yükselten dostlarımıza, okurlarımıza, Bu konuda  tavrını sergileyen ADT (Adana Tiyatro Derneği) ve ATÜK'e (Amatör Tiyatrocular Üretim ve Yayın Kooperatifi) , Tiyatro Topluluklarına ve bireysel katılımcılara teşekkür ediyoruz ve bizi hayata bağlayan sizsiniz diyoruz çünkü biz de diyoruz ki "İYİ Kİ DE TEMİZ KALIYORUZ ÇÜNKÜ TEMİZ KALAMADIKTAN SONRA HAYATTA OLMANIN NE ÖNEMİ VAR?!"


BİR OKURUMUZDAN BU PROGRAMDA GÖREV ALANLARA ÖNEMLİ BİR İKAZ!

"Bu tür bir toplumsal çıldırmanın içinde olan Tiyatro SANATÇIlarına da bir çift sözüm var! Yine bir başka dönemin toplumsal çıldırma dönemlerinde sex filmleri furyası içinde de bazı tiyatro sanatçılarını görmüştü bu ülke. Furya ve çıldırma dönemi bitti tiyatro ise sürdü. Ve bu çıldırma dönemine yenik düşen bu SANATÇIlar yıllarca o dönemin utancını yaşadı yaşamayı sürdürüyor. Hatta biz toplum olarak unutmuş olsak bile onlar bu utancı unutmadı. Şimdi şapkanızı önünüze koyun ve bir kez daha düşünün olmanız gereken yer neresi? Olduğunuz yerden mutlu musunuz? İçinize sindirebildiniz mi? Halkın yığınlar halinde bu programlara kapılmış olmasını kendinize kalkan yapmayınız, yığınlar çabuk yön değiştirir ve toplumsal çıldırmalar biter ama sizlerin sanatçı olarak utancı hep sürer ve her zaman yeniden yeniden yargılanırsınız!"