Ahmet Ertuğrul Timur

aetimur@tiyatrom.com

 
 

HARABEYE DÖNEN BİNALARI ONARDINIZ, MEKANLARI MAKYAJLADINIZ TERÖRÜN İZLERİNİ KENDİNİZCE SİLDİNİZ(!)

PEKİ YA KEREM YILMAZER'İ GERİ GETİREBİLDİNİZ Mİ?
 

      HSBC belki şimdi eskisinden de güzel görünüyordur, yollarda kan izlerinden eser kalmamıştır ama acaba terör gerçekten yapı malzemeleri ile boya badanayla yok edilebilecek mi? Terörün izini silmek bu kadar kolay mı? Her şeyi yerli yerine koydunuz ama ya ölenleri, Ya Kerem Yılmazer'i geri getirebildiniz mi? Terörü önleyecek olan yapı malzemeleri, bina maskelemeleri midir yoksa kültür, sanat ve baskının, sömürünün, ezilmenin yok edileceği ekonomik sistemler mi? Keşke Sanatçı Kerem Yılmazer'in de yaşamına mal olan bu mekana bu defa onun adını taşıyan bir de Kültür Merkezi eklemeyi akıl edebilseydiniz işte o zaman sizin terörü önlemekte, terörün izlerini silmekte bir adım da olsa attığınızı biz de düşünebilseydik. Ama maalesef bu defa da sizin için öncelikli olanın sermayeniz, binalarınız, kasalarınız, finanslarınız, bankalarınız, olduğunu gösterdiniz...
 

      Bu ülke katledilmiş aydınlara, sanatçılara alışıktır. Ne çok değerli insanımız teröre kurban gitmiştir. Bu kez hedef Kerem Yılmazer değildi elbette. Hedef Sömürgeler döneminde Uzakdoğu’da kurulmuş bir İngiliz bankası olan HSBC’ idi. HSBC İngiltere kökenli bir banka olmasından ve bombacılar tarafından İsrail sermayesi bağlantılı bir banka olarak görülmesinden dolayı hedef seçilmişti.

Peki ya sonuç?

       Sonuç ortada, HSBC Bank için Levent'te uğradığı zarar devede kulak ya da sinek vızıltısı gibi bir etki yaptı elbette. Muhtemelen uğradığı zararı da sigorta şirketlerinden karşılamış olabilir. Levent teröründe yıkılan binalar yenilendi hatta belki de eskisinden de hoş bir görüntüyle, tadilat fırsatı bilinerek, saldırıdan ders çıkarılıp daha da güvenli olarak yenilendi.    

Ne HSBC Bank ne de bombalamayla gözdağı verilmek istenenler geri adım atmadı. Ortadoğu'da yürütülen sinsi politikalar artarak ve acımasızlaşarak sürüyor.

   Peki o halde ne oldu bu terörün bilançosu olarak?

    Terör HSBC ve diğer sermeye sahipleri için, yerine konulabilir sinek vızıltısı bir maddi zarar olarak kayda geçerken olan elbette ölen, yaralanan vatandaşlarımıza oldu, elbette yitirilen Kerem Yılmazer gibi değerlerimize oldu.

     Yitirilenler ne Ortadoğu'da değişik amaçları olan bir gücün temsilcisiydi. Ne sermaye sahibiydi ne de emperyalist bir savaşın kirli ortakları değil kendi halinde insanlardı.

     Evet, Kerem Yılmazer kendisini hedef alan bir terörist katliama kurban gitmedi. Ama işte belki de bu daha ürkütücü daha korkutucu ki terör kim olduğuna ne olduğuna bakmadan da can alabiliyordu. Tiyatrocu Kerem Yılmazer de, terörün alıp götürdüğü 63kişiden biri. Demek ki hepimiz her an bu emperyalist amaçlı, bu çıkar amaçlı süper güçlerin ya da bu kirli örgütlerin neden olduğu çatışmaların kurbanları olabilirdik. Ekonomiye, paraya, daha fazla kazanca ve dünya üzerinde daha fazla güce endeksli bir yaşam tarzı sürdükçe de tehlikenin azalmayıp gün be gün arttığı da su götürmez gerçektir.

      Terörsüz savaşsız bir yaşam mümkün mü? İnsanlık var olduğundan bu yana bu her ne kadar mümkün olmamışsa da barış dolu bir dünya hepimizin en vazgeçilmez ütopyası. Bu ütopyaya giden yolların başında ise daha fazla kültür, daha fazla sanat geliyor. Siz sanat sevgisiyle yoğrulmuş, (eğitimle değil) kültürle donatılmış katiller gördünüz mü? Siz hiç resim sergisinde birbirini bıçaklayan ressam hayranları, oyun çıkışında birbirine saldıran tiyatro seyircileri gördünüz mü? Ben görmedim, duymadım böyle bir örneği varsa bile herhalde bu çok istisna bir şey olurdu ama daha bugün İnönü stadının kana bulandığını işittik haberlerde.

      Barış hepimizin ütopyası dedik ama galiba hata yaptık. Hayır barış hepimizin ütopyası değil! Bu ülkede ve bu dünyada öldürmeye hazır bir potansiyel var, bu ülkede ve bu dünyada çatışmaya hazır bir potansiyel var.. Hayır Barış dolu bir dünya hepimizin ütopyası değil maalesef. En azından spor adı altında anlamsız kamplaşmalara itilen ve sürekli kamçılanan, fanatikleşen insanların ütopyası değil, en azından gelin kaynana çatışmalarının yapımcılarının, sözde sanatçıların sevgilileriyle çatışmalarının taraftarlarının, mafya dizilerini ekrana taşıyıp kanıksatanların ütopyası değil. Bu kanlı eylemlerin hazırlayıcılarının ve sebep olanlarının ütopyası değil. Barış sanat severlerin, barış kültür severlerin, barış bizlerin ütopyası.

       Egemen olanların ütopyası değil.. Ülkede, sermaye piyasasında, medyada kısaca şu birinci, ikinci, üçüncü diye adları sayılan kuvvetler arasında olanların ütopyası değil. Eğer öyle olsaydı bugün Kerem Yılmazer anılmazdı çünkü anılmasını gerektirecek bir ölümle tanışmamış olurdu.

    Anısına Saygıyla