|
Peki o halde ne oldu bu terörün bilançosu olarak?
Terör HSBC ve diğer sermeye
sahipleri için, yerine konulabilir sinek vızıltısı bir maddi
zarar olarak kayda geçerken olan elbette ölen, yaralanan
vatandaşlarımıza oldu, elbette yitirilen Kerem Yılmazer gibi
değerlerimize oldu.
Yitirilenler ne Ortadoğu'da
değişik amaçları olan bir gücün temsilcisiydi. Ne sermaye
sahibiydi ne de emperyalist bir savaşın kirli ortakları değil
kendi halinde insanlardı.
Evet, Kerem Yılmazer kendisini hedef alan bir terörist katliama kurban
gitmedi. Ama işte belki de bu daha ürkütücü daha korkutucu ki terör
kim olduğuna ne olduğuna bakmadan
da can alabiliyordu. Tiyatrocu Kerem Yılmazer de, terörün alıp
götürdüğü 63kişiden biri. Demek ki hepimiz her an bu emperyalist
amaçlı, bu çıkar amaçlı süper güçlerin ya da bu kirli örgütlerin
neden olduğu çatışmaların kurbanları olabilirdik. Ekonomiye,
paraya, daha fazla kazanca ve dünya üzerinde daha fazla güce
endeksli bir yaşam tarzı sürdükçe de tehlikenin azalmayıp gün be
gün arttığı da su götürmez gerçektir.
|
 |
Terörsüz savaşsız bir yaşam mümkün mü? İnsanlık var olduğundan bu yana
bu her ne kadar mümkün olmamışsa da barış dolu bir dünya hepimizin en
vazgeçilmez ütopyası. Bu ütopyaya giden yolların başında ise daha
fazla kültür, daha fazla sanat geliyor. Siz sanat sevgisiyle
yoğrulmuş, (eğitimle değil) kültürle donatılmış katiller gördünüz mü?
Siz hiç resim sergisinde birbirini bıçaklayan ressam hayranları, oyun
çıkışında birbirine saldıran tiyatro seyircileri gördünüz mü? Ben
görmedim, duymadım böyle bir örneği varsa bile herhalde bu çok istisna
bir şey olurdu ama daha bugün İnönü stadının kana bulandığını işittik
haberlerde.
Barış hepimizin ütopyası dedik ama galiba hata yaptık. Hayır barış
hepimizin ütopyası değil! Bu ülkede ve bu dünyada öldürmeye hazır bir
potansiyel var, bu ülkede ve bu dünyada çatışmaya hazır bir potansiyel
var.. Hayır Barış dolu bir dünya hepimizin ütopyası değil maalesef. En
azından spor adı altında anlamsız kamplaşmalara itilen ve sürekli
kamçılanan, fanatikleşen insanların ütopyası değil, en azından gelin
kaynana çatışmalarının yapımcılarının, sözde sanatçıların
sevgilileriyle çatışmalarının taraftarlarının, mafya dizilerini ekrana
taşıyıp kanıksatanların ütopyası değil. Bu kanlı eylemlerin
hazırlayıcılarının ve sebep olanlarının ütopyası değil. Barış sanat
severlerin, barış kültür severlerin, barış bizlerin ütopyası.
Egemen olanların ütopyası değil.. Ülkede, sermaye piyasasında, medyada
kısaca şu birinci, ikinci, üçüncü diye adları sayılan kuvvetler
arasında olanların ütopyası değil. Eğer öyle olsaydı bugün Kerem
Yılmazer anılmazdı çünkü anılmasını gerektirecek bir ölümle tanışmamış
olurdu.
Anısına Saygıyla
|