Ahmet Ertuğrul Timur

aetimur@tiyatrom.com  


 

AHMET ERTUĞRUL TİMUR

Üçüncü tekil şahıs A.E. Timur'un sıradanlığın içindeki ayrıntılarla yaşamından kesitler..

8 yaşından bu yana yazar. İlk yazıları Doğan Kardeş’de görüldü. Yazılarına sık sık yer verilirdi fakat bir simitçi çocuğun öyküsünü yazınca Doğan Kardeş sürekli yazarlık teklifini geri çevirmekle kalmayıp yazılarına da pek yer vermez oldu. O zaman belki anlam verememişti buna ama sonradan düşününce 9 yaşında tavşan kardeş öyküleri yazmak yerine simitçi çocuk öyküsü yazmak herhalde bilmeden, doğal, dürtüsel "solculuk" yapmaktı ve o zaman nerden bilsin di ki Cağaloğluna gidip bulduğu “Hayat-Ses-Doğan Kardeş” grubunun başındaki Şevket Rado Milliyetçi-muhafazakar biriydi.
Tabi ki 9 yaşındayken bilemezdi ama sonradan bildi de ne oldu ki? Çok mu şey değişti? Okuma yazma öğrenir öğrenmez yazmaya girişen ve yazmak zorundayım çünkü anlatacaklarım var diyen bu çocuk senelerce yazdı, fikirleri çevresinde, okulunda yankı uyandırdı ama basında sonradan yıllarca yer alsa da gençlik yıllarında fazla yer bulamayacaktı. Bunun iki nedeni vardı.

İlki medya’da en solundan en sağına tüm köşeler seçkinlerce, Yani Robertlilerce, Mülkiyelilerce vb. parsellenmişti ve mahalle mektebinden gelen galiba hiç köşe yazarı yoktu.

İkincisi gençlik yılları 70'li yılların sonuna denk gelmişti ki bu dönemler gençlerden korkulan ve gençlere sadece duvarlara slogan yazma izni verilen yıllardı

LİSE Mİ?..... NEDEN?
Liseye başlayacağı yıl dönemin tek kanalı, günde 3 saat yayın yapan siyah beyaz televizyonun en ciddi açık oturum programına Jülide Gülizar’a yazdığı mektup üzerine Jülide Gülizar'ın ilk programı ona ayrılacak ve program çok yankı uyandıracak ertesi gün Türkiye eğitim sistemini tartışacaktı. Çünkü o zamanlar Türkiye bu tek kanalla yatıp kalkar gözünü kırpmadan her saniyesini izlerdi.

Artık O eğitim sistemine karşı bayrak açmış olmanın verdiği iç hesaplaşmasıyla lise eğitimini reddederek “bir alternatif gibi” düşünüp meslek lisesi elektronik bölümüne girdi. Okuma yazma öğrendiği andan beri yazan, düşünceleri yankı bulan biri için ne kadar doğru bir seçimdi tartışılır ama yine de iyi ki meslek lisesine girdi, çünkü kaleminin namusunu her koruma gereği duyduğunda o çok sevdiği basından korkmadan istifa edip tornavidasıyla ekmeğini kazanacaktı. Bazen yazar, bazen teknisyen bazen her ikisiydi. Yani yıllarca kalemini tornavidasıyla korudu, koruyor.

 


ŞU MEŞHUR 70'Lİ YILLAR Ortaöğretim ve Lise yılları siyasi örgütlenmelerin ve siyasi kavgaların en dorukta yaşandığı yıllara denk geldi. Elbetteki siyasi bir tercihi, bir duruşu olduğu kesindi ama hiç bir siyasi örgütle de yüzde yüz örtüşemediği de bir gerçekti. Yerine göre yürüyüşe de katıldı, slogan da attı, duvara yazı da yazdı, konuştu, tartıştı üç beş kez dayak yedi ama dövmedi, ölmedi, öldürmedi. Cezaevi soğukluğunu hissetti ama fiziksel olarak tatmadı.

Gençlik yılları gençlere daha baştan korku ve önyargıyla duvarlar konulmuş olması nedeniyle, gençlerin yazabileceği bir gazete, dergi olmaması nedeniyle kısır geçen yıllar oldu. Gençler için çıkan tek dergi "Hey" müzik dergisiydi ki ona yazı yazılmazdı, çocuk dergileri ise onun için artık gerilerde kalmıştı.

12 EYLÜL'DE ÜNİVERSİTELİ OLMAK : Lise bitmişti üniversite kazanılmıştı ama tam da 12 eylül dönemine denk gelmişti. Yani en ağır, en vahşi haliyle YÖK. Koridorlarında eli tüfekli devriye gezen jandarmaların eşliğinde ders yapılan okullar.. Bir hoca doğal bir alışkanlıkla sınıfın kapısını kapadığında asker postalının attığı tekmeyle açılıveren sınıflar..  her sabah evden otobüs durağına gelene kadar en az 3 defa duvara yada çamura yatırılıp aranarak okula geliş.. Ve tabi hala şikayet edilen YÖK'ün ilk hali.

MİZAH'LA TANIŞMA : Baskının olduğu yerde mizah gelişir derler. Öyle de oldu. Ciddi anlamda günün şartlarını ve YÖK'ü eleştiremiyorlardı ama küçük küçük kağıtlara yazdığı espirili yazıları üniversitede kantinin panosuna asmaya başladı. Bu buram buram muhalefet kokan esprileri eğitimsiz görev kulu askerler anlayamıyordu ve anlayamadıkları için de koparıp atmıyorlardı ama üniversitenin öğrencileri arasında güler yüzlü yeni bir eylem biçimine dönüşüyor ve dalga dalga yayılıyordu.

BİR EYLEM BİÇİMİ OLARAK ÜNİVERSİTEYE VEDA 12 Eylül gibi bir dönemde gösterilebilecek tek tepki üniversiteyi bırakmaktı ve o yıllarda pek çok öğrencinin yaptığı gibi O'da öğreniminin üçüncü yılında Marmara Üniversitesi Elektronik bölümü öğrenciliğini kendi isteğiyle (!) bıraktı.

ŞİMDİ İŞ ARAMA ZAMANIDIR
Askerden geldiğinde artık daha ciddi iş arama vakti geldiğini düşünerek ilanlara baktı. 3 iş yerine başvurdu ilk çağırana gitti ve başladı. GÜNEŞ Gazetesiydi bu. Evet 1986 sonlarında elektrik-elektronik teknisyeni olarak Güneş gazetesindeydi. Sabahları oda, oda dolaşıp ampul değiştiriyor bozuk baskı makinelerine koşuyordu. Ve ampul değiştirirken de kendi kendine düşünüyordu. “İşe bak, yazar olacağım derken yazarların tepesindeki bozuk ampulleri değiştiriyorsun”

YAZMAK YAZMAK...
Nasıl yazıyorsun bunca şeyi? Nasıl aklına geliyor? Diye sorarlardı ve şöyle yanıtlardı: Yazmak bir tutku değil zorunluluktur. Eğer anlatacak bir şeyiniz varsa, eğer insanlara ulaştıracak bir sözünüz, fikriniz varsa o bir şekilde çıkar sizden, ama köşe yazısı, ama karikatür balonu, ama şiir.. Bütün yolları tıkarlarsa bir cümlelik slogan olur duvarlara yazılır. Yeter ki anlatacak bir şeyiniz olsun.. Eğer bu yoksa yazı da olmaz. Süslemeler olur, betimlemeler olur, kafiyeler olur ama yazı olmaz.


YAZMAK MECBURİYETDİR
Anlatacak şeyi vardı ve hep yazdı. SONUNDA MİZAHLA DA TANIŞMIŞTI, Ve mizahın kıvrak, esnek, kendini okutturan sıcak, sınır kural tanımayan üslubunu da çok sevdi. Mizah edebiyatın anarşizmi, kuralları reddedeni diye düşündü yılarca ) Hep yazdı. Arkadaşının kafeteryasında bir duvar gazetesi yapmaya başladı. Çapa zakkum Büfe bir ekol oldu ve Cafe’lerde mizahi yazılar salgınına dönüştü bir dönem.

DUVAR GAZETESİNDEN BİR BÜYÜK GAZETENİN KÖŞESİNE TERFİ
Güneş’te teknisyenlik yapıp Zakkum Büfe’de duvar gazetesi çıkarıyordu. Gazeteci yazar olamamıştı ama bir büfede duvar gazetesi çıkarıp insanlara okutuyordu.... Ama yetmiyordu tabi ki. Ve bir akşam Güneş gazetesinde gece vardiyasına kaldı. Tamirat yapacakmış gibi üst kata çıktı ve Gazetenin yazı İşleri Müdürü Altan Aşar’ın odasını açıp girdi. Önlüğünün altına sıkıştırdığı bir tutam kağıdı ve hazırladığı açıklamayı masanın üstüne bırakıp çıktı. Ve sabah vardiyası bittiği halde çıkmadı Altan Aşar’ı bekledi.. Ne olacaktı acaba? Ya çağıracaklar ve izinsiz odasına girip yazı bırakmasının bedelini işinden olarak ödeyecek.... ya da?....

AH ŞU ALTAN AŞAR!... FIRSAT VERMESE BELKİ HİÇ BULAŞMAYACAKTI AMA
Öğleye doğru uykusuz gözleriyle Altan Aşar'ın karşısındaydı. "Bunları sen mi yazdın gerçekten" diyordu.. Bundan sonra tüm yazdıklarını bana getir diyordu. Ve hemen o gün başlayarak aylarca kendi köşesinde ufak bir yer veriyordu “Çapa zakkum Büfe’nin duvar yazarına”

PROFESYONEL YAZARLIK DÖNEMİ BAŞLAMIŞTI
  8 yaşında yola çıkıldığı halde ancak 14 yıl sonra hedefe varan ilk adım böyle başladı ve uzunca bir dönem Güneş gazetesinde hem teknisyen, hem mizah yazarı, hem de TGS (Türkiye Gazeteciler Sendikası) temsilciliği, delegeliği yaptı. Aktif Sendikacılık nedeniyle Zaman, zaman atılmakla tehdit edildi zaman, zaman övgü aldı. TGS'li olmakla kalmayıp TGS'nin muhalif kanadının da örgütleyicileri arasında oldu ve iş yerinin yanı sıra sendika yönetiminden de tehditler aldı (sağlı sollu demokrasi iyi yerleşmişti ülkede)

GÜNEŞ GAZETESİNDEN GIRGIR FIRT DERGİLERİ'NE
Altan Aşar’ın teşviki ve kendi köşesinde yer vermesiyle başlayan yazarlık aynı gazete için bir mizah eki (ÇITIR) çıkarmak, ilavelere köşe hazırlamak gibi sürdü. Güneş gazetesinin malum iflasına kadar süren bu macera çadır eylemleriyle ve Güneş’in kapanmasıyla noktalandı.

Güneş Gazetesinin kapanmasından sonra bir süre Fatih Akdeniz Caddesi üzerinde açtığı Çıtır Cafe'yi de ticaretin kendisine göre olmadığını anlayarak kapattı ve Gırgır, Fırt dergilerinde yazmaya başladı. 2 yıl boyunca Gırgır ve Fırt dergisinde en çok beğenilen köşesi Boşbakan Yıldırım oldu. Kaçık öğretim, Gır-Eko ve Gırgıriyet sayfaları, Fırt’da kurcalamalar köşesini hazırladı. Ayrıca bu dergilerin yayın kurulunda yer aldı

VE SONUNDA TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK GAZETESİNİN YAZARI OLMAK Gırgır dönemi genelde olumlu geçse de içine sinmeyen bazı şeyler nedeniyle istifa etti ve yeniden tornavidasına döndü. Önce Hürriyet gazetesinin Bilgi işlem- Elektronik servisinde teknisyen olarak işe başladı. Bir kısa süre dirense de yazmadan duramayacağını anlayarak Hürriyet için Virüs mizah sayfsının tamamını hazırlama işini üzerine aldı

Gazetede yazmak mizah dergilerinde yazmaktan ayrı bir olaydı. Ev kadınından doktora, ilkokul öğrencisinden öğretmene, yedisinden yetmişine geniş bir kitleye ulaşıyordu. Tabi ki bu çizgiyi yakalamak kolay değildi. Ama başardı ve Çuvallar dolusu mektup yağmaya başlamıştı. Ev kadınından doktora, akıl soran ilk okul öğrencisinden Mudanya’lı yaşlı okura.. Edebiyat Öğretmeninden Ankara’lı bir berbere işte hepsi Virüs mizah sayfalarında bir şeyler bulmuş paylaşıyordu. 2 yıla yakın süre Viürs mizah sayfası ve Köşe yazıları ile Hürriyet'te bu anlamda kendi amaçlarının zirvesine ulaşmıştı.

OKUR BASKISIYLA GERİ ALINAN KÖŞE sayfanın yer aldığı Kelebek eki yönetim değiştirdi ve yeni yönetim pek çok şeyle birlikte kaldırılıverdi. Eh ne yapalım deyip asıl işine tornavidasına sarıldı. Ama gelişmeler şaşırtıcıydı. Hürriyet yönetimine o kadar çok mektup faks, telefon gelmişti ki ayrılık 2hafta sürdü ve yönetim çağırıp Virüs'ü yeniden hazırlamasını istedi. Ve bir yönetici “ Yahu bu basında gazete komple kapatılır, köşe yazarları gider, dergi kapatılır kimsenin sesi çıkmaz bu köşeyi kapattık diye huzurumuz kaçtı bunun sırrı ne” diye sormuştu. Anlatamazdı tabi işin sırrını, anlayamazlardı da. 500 lira aylık karşılığı Virüs Mizah sayfalarını hazırlamaya devam etti.

SEVİLEN SAYFA SABOTE EDİLİR Okur baskısı Hürriyet’e Virüs’ü yeniden koydurmuştu ama baltalamalar da açık seçik görülüyordu. Mesela bir resim gereksiz yere çeyrek sayfa ebadında konulup yer yok diye yazıların bir kısmı atılıyordu. Mizah sayfasını hazırlıyor ama köşe yazılarını yayımlamayı kestiler, sayfayı ilan ve dev fotoğraflarla tıkadılar. Ve arada bir belli konulara girmemesi için "lütfen!" diyerek ricalarda bulundular.

HÜRRİYET'DEN ÖZEL TELEVİZYONLARA Hürriyet’te durum tatsızlaşıyordu. Öte yandan Özel TV'ler yayına başlamıştı. Star, Show ve ardından Flash TV adı duyuldu. Flash TV genel müdürü Atalay Akçalı'YA SUNDUĞU  öneriler hemen kabul edildi kanal sahibi Ömer Göktuğ özel olarak görüşüp çok cazip vaadlerle içeriği tam tanımlanmamış ama Mizah ve Çocuk Programları sorumluluğu" adıyla bir görev önerdi. Tek şartı tüm işlerini bırakıp sadece Flash TV için çalışmasıydı. Hürriyetteki huzursuzluğu da göz önüne alarak kabul etti.

TELEVİZYONLAR

 Flash’da kısa süreli ve biraz da hüsran sayılabilecek çalışmadan sonra pek çok radyo ve TV’de yazarlık yaptı. Kanal 6, Kanal D, Show TV, TGRT gibi TV kanallarında, Radyo D, Radyo Kulüp, Tempo, Fenerbahçe FM gibi Radyolarda. Metin Yazarlığı, Metin Danışmanlığı, Senaryo yazarlığı, Program Müdürlüğü gibi görevlerde bulundu..

     Yani sipariş üzerine. Yani bu medyada!, yani o 8 yaşında çocuğun yazarken aldığı hazzı almadan. Saniyeleri kelimeleri sayarak bir garip yazarlık.. Dışardan yazarlık güvencesizdi. Bazan bir kaç programa birden yazıyor bazen hiç bir yere yazmıyordu. Bu güvencesizlik nedeniyle bazen tornavida ve kalemle bazen sadece tornavidayla ya da sadece kalemle geçimini sağlıyordu. Tornavidası en sıkıştığı anda kaleminin namusunu koruyan silahı oldu.

YARIM İNTİHAR VAR MIDIR? Bir dönem geldi medyadan o denli soğudu ki ben yarı intihar ediyorum ve yazma tutkumu öldürüyorum deyip devlet memuru teknisyen olarak Yıldız Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünde işe başladı. Ama yine de yazmadan duramadı ve zaman zaman biraz olsun nitelikli işler çıkarsa imza attı.

VE BUGÜN

Halen bir eğitim kurumunda kültür merkezinde görev yapmakta.

PEKİ ŞİMDİ YAZIYOR MU? Sonunda o 8 yaşındaki çocuğun yazma tutkusunun küllerini buldu ve biraz eşeledi hala içten içe kızaran bir kor olduğunu fark etti. Bunu da internet sağladı. İşte artık aracısız, patronsuz, çıkarsız, dolansız bir iletişim alanı vardı "internet" Bu alanı sonuna kadar kullanacaktı. Önce Zamazingo adıyla bir mizah sitesi yaptı sonra da tiyatro sitesi geldi peşinden. Peki neden tiyatro sitesi? Önce görev yaptığı Kültür Merkezinden dolayı bu çevreyle daha yakınlaştı. Ama daha da önemlisi medyadaki kokuşmuşluğa inat tiyatro'da hala umut vardı işte o nedenle...