|
ŞU MEŞHUR 70'Lİ YILLAR Ortaöğretim
ve Lise yılları siyasi örgütlenmelerin ve
siyasi kavgaların en dorukta yaşandığı
yıllara denk geldi. Elbetteki siyasi bir
tercihi, bir duruşu olduğu kesindi ama hiç
bir siyasi örgütle de yüzde yüz
örtüşemediği de bir gerçekti. Yerine göre
yürüyüşe de katıldı, slogan da attı,
duvara yazı da yazdı, konuştu, tartıştı üç beş kez
dayak yedi ama dövmedi, ölmedi, öldürmedi.
Cezaevi soğukluğunu hissetti ama fiziksel olarak
tatmadı.
Gençlik yılları gençlere daha baştan korku ve
önyargıyla duvarlar konulmuş olması
nedeniyle, gençlerin yazabileceği bir gazete, dergi
olmaması nedeniyle kısır geçen yıllar
oldu. Gençler için çıkan tek dergi "Hey"
müzik dergisiydi ki ona yazı yazılmazdı,
çocuk dergileri ise onun için artık
gerilerde kalmıştı.
12 EYLÜL'DE ÜNİVERSİTELİ OLMAK : Lise bitmişti üniversite kazanılmıştı ama
tam da 12 eylül dönemine denk gelmişti.
Yani en ağır, en vahşi haliyle YÖK.
Koridorlarında eli tüfekli devriye gezen
jandarmaların eşliğinde ders yapılan
okullar.. Bir hoca doğal bir alışkanlıkla
sınıfın kapısını kapadığında asker
postalının attığı tekmeyle açılıveren
sınıflar.. her sabah evden otobüs
durağına gelene kadar en az 3 defa duvara
yada çamura yatırılıp aranarak okula
geliş.. Ve tabi hala şikayet edilen YÖK'ün
ilk hali.
MİZAH'LA TANIŞMA : Baskının olduğu
yerde mizah gelişir derler. Öyle de oldu.
Ciddi anlamda günün şartlarını ve YÖK'ü
eleştiremiyorlardı ama küçük küçük
kağıtlara yazdığı espirili yazıları
üniversitede kantinin panosuna asmaya
başladı. Bu buram buram muhalefet kokan
esprileri eğitimsiz görev kulu askerler
anlayamıyordu ve anlayamadıkları için de
koparıp atmıyorlardı ama üniversitenin
öğrencileri arasında güler yüzlü yeni bir
eylem biçimine dönüşüyor ve dalga dalga
yayılıyordu.
BİR EYLEM BİÇİMİ OLARAK ÜNİVERSİTEYE
VEDA 12 Eylül gibi bir dönemde
gösterilebilecek tek tepki üniversiteyi
bırakmaktı ve o yıllarda pek çok
öğrencinin yaptığı gibi O'da öğreniminin
üçüncü yılında Marmara Üniversitesi
Elektronik bölümü öğrenciliğini kendi
isteğiyle (!) bıraktı.
ŞİMDİ İŞ ARAMA ZAMANIDIR
Askerden geldiğinde artık daha ciddi iş
arama vakti geldiğini düşünerek ilanlara
baktı. 3 iş yerine başvurdu ilk çağırana
gitti ve başladı. GÜNEŞ Gazetesiydi bu.
Evet 1986 sonlarında elektrik-elektronik
teknisyeni olarak Güneş gazetesindeydi.
Sabahları oda, oda dolaşıp ampul
değiştiriyor bozuk baskı makinelerine
koşuyordu. Ve ampul değiştirirken de kendi
kendine düşünüyordu. “İşe bak, yazar
olacağım derken yazarların tepesindeki
bozuk ampulleri değiştiriyorsun”
YAZMAK YAZMAK...
Nasıl yazıyorsun bunca şeyi? Nasıl aklına
geliyor? Diye sorarlardı ve şöyle
yanıtlardı: Yazmak bir tutku değil
zorunluluktur. Eğer anlatacak bir şeyiniz
varsa, eğer insanlara ulaştıracak bir
sözünüz, fikriniz varsa o bir şekilde
çıkar sizden, ama köşe yazısı, ama
karikatür balonu, ama şiir.. Bütün yolları
tıkarlarsa bir cümlelik slogan olur
duvarlara yazılır. Yeter ki anlatacak bir
şeyiniz olsun.. Eğer bu yoksa yazı da
olmaz. Süslemeler olur, betimlemeler olur,
kafiyeler olur ama yazı olmaz.
YAZMAK MECBURİYETDİR
Anlatacak şeyi vardı ve hep yazdı. SONUNDA MİZAHLA
DA TANIŞMIŞTI, Ve
mizahın kıvrak, esnek, kendini okutturan
sıcak, sınır kural tanımayan üslubunu da
çok sevdi. Mizah edebiyatın anarşizmi,
kuralları reddedeni diye düşündü yılarca )
Hep yazdı. Arkadaşının kafeteryasında bir
duvar gazetesi yapmaya başladı. Çapa
zakkum Büfe bir ekol oldu ve Cafe’lerde
mizahi yazılar salgınına dönüştü bir
dönem.
DUVAR GAZETESİNDEN BİR BÜYÜK GAZETENİN
KÖŞESİNE TERFİ
Güneş’te teknisyenlik yapıp Zakkum
Büfe’de duvar gazetesi çıkarıyordu.
Gazeteci yazar olamamıştı ama bir büfede
duvar gazetesi çıkarıp insanlara
okutuyordu.... Ama
yetmiyordu tabi ki. Ve
bir akşam Güneş gazetesinde gece
vardiyasına kaldı. Tamirat yapacakmış gibi
üst kata çıktı ve Gazetenin yazı İşleri
Müdürü Altan Aşar’ın odasını açıp girdi.
Önlüğünün altına sıkıştırdığı bir tutam
kağıdı ve hazırladığı açıklamayı masanın
üstüne bırakıp çıktı. Ve sabah vardiyası
bittiği halde çıkmadı Altan Aşar’ı bekledi..
Ne olacaktı acaba?
Ya çağıracaklar ve izinsiz odasına girip
yazı bırakmasının bedelini işinden olarak
ödeyecek.... ya da?....
AH ŞU ALTAN AŞAR!... FIRSAT VERMESE BELKİ
HİÇ BULAŞMAYACAKTI AMA
Öğleye doğru uykusuz gözleriyle Altan
Aşar'ın karşısındaydı. "Bunları
sen mi yazdın gerçekten" diyordu.. Bundan
sonra tüm yazdıklarını bana getir diyordu. Ve hemen o gün başlayarak
aylarca kendi köşesinde ufak bir yer
veriyordu “Çapa zakkum Büfe’nin duvar
yazarına”
PROFESYONEL YAZARLIK DÖNEMİ BAŞLAMIŞTI
8 yaşında yola çıkıldığı halde
ancak 14 yıl sonra hedefe varan ilk adım
böyle başladı ve uzunca bir dönem Güneş gazetesinde hem
teknisyen, hem mizah yazarı, hem de TGS
(Türkiye Gazeteciler Sendikası)
temsilciliği, delegeliği yaptı. Aktif
Sendikacılık nedeniyle Zaman,
zaman atılmakla tehdit edildi zaman, zaman
övgü aldı. TGS'li olmakla kalmayıp TGS'nin
muhalif kanadının da örgütleyicileri
arasında oldu ve iş yerinin yanı sıra
sendika yönetiminden de tehditler aldı
(sağlı sollu demokrasi iyi yerleşmişti
ülkede)
GÜNEŞ GAZETESİNDEN GIRGIR FIRT
DERGİLERİ'NE
Altan Aşar’ın teşviki ve kendi köşesinde
yer vermesiyle başlayan yazarlık aynı
gazete için bir mizah eki (ÇITIR)
çıkarmak, ilavelere köşe hazırlamak gibi
sürdü. Güneş gazetesinin malum iflasına
kadar süren bu macera çadır eylemleriyle
ve Güneş’in kapanmasıyla noktalandı.
Güneş Gazetesinin kapanmasından sonra bir
süre Fatih Akdeniz Caddesi üzerinde açtığı
Çıtır Cafe'yi de ticaretin kendisine göre
olmadığını anlayarak kapattı ve Gırgır, Fırt
dergilerinde yazmaya başladı. 2 yıl boyunca
Gırgır ve Fırt dergisinde en
çok beğenilen köşesi Boşbakan Yıldırım
oldu. Kaçık öğretim, Gır-Eko ve Gırgıriyet
sayfaları, Fırt’da kurcalamalar köşesini
hazırladı. Ayrıca bu dergilerin yayın kurulunda yer
aldı
VE SONUNDA TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK
GAZETESİNİN YAZARI OLMAK Gırgır dönemi
genelde olumlu geçse de içine sinmeyen
bazı şeyler nedeniyle istifa etti ve
yeniden tornavidasına döndü. Önce Hürriyet gazetesinin Bilgi işlem-
Elektronik servisinde teknisyen olarak işe
başladı. Bir kısa süre dirense de yazmadan
duramayacağını anlayarak Hürriyet için Virüs mizah sayfsının
tamamını hazırlama işini üzerine aldı
Gazetede yazmak mizah dergilerinde
yazmaktan ayrı bir olaydı. Ev kadınından
doktora, ilkokul öğrencisinden öğretmene,
yedisinden yetmişine geniş bir kitleye
ulaşıyordu. Tabi ki bu çizgiyi yakalamak
kolay değildi. Ama başardı ve Çuvallar dolusu mektup yağmaya başlamıştı.
Ev kadınından doktora, akıl soran ilk okul
öğrencisinden Mudanya’lı yaşlı okura..
Edebiyat Öğretmeninden Ankara’lı bir berbere işte hepsi Virüs mizah
sayfalarında bir şeyler bulmuş
paylaşıyordu. 2 yıla yakın süre Viürs
mizah sayfası ve Köşe yazıları ile
Hürriyet'te bu anlamda kendi amaçlarının
zirvesine ulaşmıştı.
OKUR BASKISIYLA GERİ ALINAN KÖŞE sayfanın yer aldığı Kelebek
eki yönetim değiştirdi ve yeni yönetim pek
çok şeyle birlikte kaldırılıverdi. Eh ne
yapalım deyip asıl işine tornavidasına
sarıldı. Ama gelişmeler şaşırtıcıydı. Hürriyet
yönetimine o kadar çok mektup faks,
telefon gelmişti ki ayrılık
2hafta sürdü ve yönetim çağırıp
Virüs'ü yeniden hazırlamasını istedi. Ve bir yönetici “
Yahu bu basında gazete komple kapatılır,
köşe yazarları gider, dergi kapatılır
kimsenin sesi çıkmaz bu köşeyi kapattık
diye huzurumuz kaçtı bunun sırrı ne” diye
sormuştu. Anlatamazdı tabi işin sırrını,
anlayamazlardı da. 500 lira aylık
karşılığı Virüs Mizah sayfalarını
hazırlamaya devam etti.
SEVİLEN SAYFA SABOTE EDİLİR Okur
baskısı Hürriyet’e Virüs’ü yeniden
koydurmuştu ama baltalamalar da açık seçik
görülüyordu. Mesela bir resim gereksiz
yere çeyrek sayfa ebadında konulup yer yok
diye yazıların bir kısmı atılıyordu. Mizah
sayfasını hazırlıyor ama köşe yazılarını
yayımlamayı kestiler, sayfayı ilan ve dev
fotoğraflarla tıkadılar. Ve arada bir
belli konulara girmemesi için "lütfen!"
diyerek ricalarda bulundular.
HÜRRİYET'DEN ÖZEL TELEVİZYONLARA
Hürriyet’te durum tatsızlaşıyordu. Öte
yandan Özel TV'ler yayına başlamıştı.
Star, Show ve ardından Flash TV adı
duyuldu. Flash TV genel müdürü Atalay Akçalı'YA
SUNDUĞU öneriler hemen kabul edildi
kanal sahibi Ömer Göktuğ özel olarak
görüşüp çok cazip vaadlerle
içeriği tam tanımlanmamış ama Mizah ve
Çocuk Programları sorumluluğu" adıyla bir görev
önerdi. Tek şartı tüm işlerini bırakıp
sadece Flash TV için çalışmasıydı.
Hürriyetteki huzursuzluğu da göz önüne
alarak kabul etti.
TELEVİZYONLAR
Flash’da
kısa süreli ve biraz da hüsran
sayılabilecek çalışmadan sonra
pek çok radyo ve TV’de yazarlık yaptı.
Kanal 6, Kanal D, Show TV, TGRT gibi TV
kanallarında, Radyo D,
Radyo Kulüp, Tempo, Fenerbahçe FM gibi
Radyolarda. Metin
Yazarlığı, Metin Danışmanlığı, Senaryo
yazarlığı,
Program Müdürlüğü gibi görevlerde
bulundu..
Yani sipariş
üzerine. Yani bu medyada!, yani o 8
yaşında çocuğun yazarken aldığı hazzı
almadan. Saniyeleri kelimeleri sayarak bir
garip yazarlık.. Dışardan yazarlık
güvencesizdi. Bazan bir kaç programa
birden yazıyor bazen hiç bir yere
yazmıyordu. Bu güvencesizlik nedeniyle
bazen tornavida ve kalemle bazen sadece
tornavidayla ya da sadece kalemle geçimini
sağlıyordu. Tornavidası en
sıkıştığı anda kaleminin namusunu
koruyan silahı oldu.
YARIM İNTİHAR VAR MIDIR? Bir dönem
geldi medyadan o denli soğudu ki ben yarı
intihar ediyorum ve yazma tutkumu
öldürüyorum deyip devlet memuru teknisyen
olarak Yıldız Teknik Üniversitesi Kimya
Mühendisliği bölümünde işe başladı. Ama
yine de yazmadan duramadı ve zaman zaman
biraz olsun nitelikli işler çıkarsa imza
attı.
VE BUGÜN
Halen bir
eğitim kurumunda kültür
merkezinde görev yapmakta.
PEKİ ŞİMDİ YAZIYOR MU? Sonunda o 8 yaşındaki çocuğun yazma
tutkusunun küllerini buldu ve biraz
eşeledi hala içten içe kızaran bir kor
olduğunu fark etti. Bunu da internet
sağladı. İşte artık aracısız, patronsuz,
çıkarsız, dolansız bir iletişim alanı
vardı "internet" Bu alanı sonuna kadar
kullanacaktı. Önce Zamazingo adıyla bir
mizah sitesi yaptı sonra da tiyatro
sitesi geldi peşinden. Peki neden tiyatro
sitesi? Önce görev yaptığı Kültür
Merkezinden dolayı bu çevreyle daha
yakınlaştı. Ama daha da önemlisi medyadaki
kokuşmuşluğa inat tiyatro'da hala umut
vardı işte o nedenle...
|