Ahmet Ertuğrul Timur

aetimur@tiyatrom.com  


 

ÜZERİMİZE VAZİFE DEĞİL AMA "MUHALEFET ETME" EŞEKLİĞİNDE BULUNDUK BAĞIŞLAYIN!

    Biliyorum bazen haddimi aşıyorum. Hayatında rol yapmak için hiç sahneye çıkmamışken sen kalk tiyatro sitesi yap, yüzlerce insana ulaşıp tiyatronun merkezine otur.., bununla da yetinme sonra da kalk yüzlerce yıllık bir sanat dalının yüzlerce sanatçısını peşinden sürüklemeye kalkış, yön vermeye yada kışkırtmaya kalkış!... Biliyorum bu kadarı fazla.

    İnternet sitemize bazen sanki bir dernekmiş gibi misyonlar yüklenmeye, bu türde beklentilere girilmeye başlandığında hayır bu sağlıksız olur bu yönetim kurulları, karar kurulları olan bir dernek değil bu sadece bir yayındır diyorum ama bazen de işte böyle haddimi aşıp "Hadi bakalım" deyip tiyatro dünyasını dürtmeye kalkıyorum bağışlayın.

   Konu son kampanyamız. Medyanın sanat üzerindeki kirli gölgesi. Yani medyanın BBG evleri, Biz evleniyoruz'ları, Türkiye Yıldızını Arıyor'u ile ortaya sözde sanatçılar çıkarıp salması. Ortada bir yanlış olduğu, ortada durun siz ne yapıyorsunuz denilecek bir durum olduğu su götürmez bir gerçek ama bunun öncülüğünü yapmak bizim üzerimize vazife mi? Tabi ki değil eğer ortada sanat adına ve sanatın direk ilgi alanı olan insanlar adına bir karşı konuş sergilenecekse bunu yapması gereken sanat çevrelerinin kendileridir, derneklerdir. Bize düşense bir yayın organı olarak onların başlatacağı bu eylemliliği, bu karşı çıkışı insanlara duyurmak yaygınlaşmasına aracı olmaktır.

   Ama işte bir kez daha haddimizi aştık ve kampanyayı, karşı çıkışı başlatan olduk. Elbetteki bu bir yanlıştı hem de en az bu tür yozlaşmalar karşısında, direk sanatı hedef alan, lekeleyen, basite indirgeyen bu hareketler karşısında bugüne dek hiç tavır almamış Sanat Derneklerinin yanlışı kadar büyük bir yanlıştı yaptığımız.

   Yanlışı yapmıştık yapmasına ama artık bu yanlışın arkasında durmak gerekiyordu. Toplumsal muhalefetin sesi olması gereken medya sanatçı(!) üretip yanlış yaparken, Sanat Dernekleri olup bitene sessiz kalırken, hatta kimileri bu yanlışın içinde yer alırken varsın bir yanlış da bizim çıkışımız olsundu.

   Bu kampanyayı başlatırken çok zor bir işe girdiğimizi biliyordum. Bu ülkede hükümete bile çatarsanız taraf bulursunuz, medya ilgilenebilir, muhalif siyasi oluşumlar sizden yana destek verebilir, muhalif kitleler harekete geçebilir. Ama çattığınız şey 1.Kuvvet değil de 4. Kuvvetse yani medya ise işiniz çok daha zor.

 

     Neden mi? Çok açık, ne Sanat çevreleri, ne arada bir de olsa haber olabiliriz diye bekleşen dernekler, ne medyayı ek iş kapısı gören pek çok sanatçı, ne belki arada bir de olsa oyun tanıtımımız çıkar diye bekleşen tiyatro toplulukları, ne de şu seçim öncesi muhalif siyasi görüşler medyanın karşısında görünmek istemeyecektir kuşkusuz.  

    Öte yandan başka hangi konuda böylesi bir çıkış yapsak medyadan bizde yararlanabilir böylece daha çok taraftara ulaşıp daha çok katılım sağlayabilirdik ama medyaya karşı medyadan yardım görmek elbette hayaldi (Bir kaç bağımsız yada yerel yayını saymazsak)

    Peki yeterince başarı elde etmeyi başarsak medyaya geri adım attırabilir miydik? Medya bu kirli gölgesini sanat üzerinden çeker miydi? Eski saygın görevlerine dönüp sözde sanatçılar üretmekten vazgeçer miydi? Hiç sanmıyorum. Türkiye'nin tüm tiyatrocuları bir araya gelse medyanın bulduğu bu rantdan vaz geçeceğini hiç sanmıyorum.

   İyi ama inanmadığın bir dava için neden bu mücadele diye soracaksınız haklı olarak. Ben şuna inanıyorum. Bu tür toplumsal muhalefet örnekleri ilk anda başarıya ulaşmasa dahi hitap ettiği kitle içinde bir yeniden kımıldanışı bir kenetlenmeyi sağlayacaktır. İşte bizim kampanyamızın da bana göre birinci görevi medyanın kulağını çekmekten öte kendi içinde nerede olduğunu, ne yaptığını, toplumsal konulara ne kadar duyarlı olduğunu, meslek içerisinde ne kadar dayanışma içerisinde olduğunu sorgulaması için, bir yakınlaşma bir kenetlenme ve gücünü keşfetmesi için vesile olabilecekti diye düşünüyorum

    Sanatçının farkında olmadığı gücü : Demokrasi de çoğunluk sistemi vardır ve sokaktaki halk da bu çoğunluğun kendisidir evet ama öte yandan bu çoğunluğu yada yönetimleri direkt olarak etkileyecek güçler vardır. Örneğin hükümetler, örneğin siyasi partiler, örneğin medya, Silahlı Kuvvetler, Akademisyenler (Üniversiteler) ve tabi sanatçılar. İşte bu saydıklarımızdan hemen hepsi gücünü gayet güzel kullanıyor. Medyanın, Silahlı kuvvetlerin, partilerin gerek direk yönetimler gerekse insanlar üzerindeki etkilerini sık sık görüyoruz ama ortada varlığını, gücünü göremediğimiz yada en az görebildiğimiz öncü güç sanat çevreleri oluyor maalesef.

   Sanat gücünü nereden alır? Sanat gücünü elbette kitlelerden alır seyircisinden okuyucusundan, dinleyicisinden alır. Hatta bu gücünü siyasi partilerin emrine verip meydanları dolduran şarkıcılar görmedik mi? Kendisine güvenen kitleleri, hayranları yanında getirsin diye partilerin sanatçıları aday gösterdiğine tanık olmadık mı? Demekki sanatçının ve sanatın ulaştığı bir kitle var ve gücünü buradan alır. Pek çok sanatçı belki bunun farkında bile değil ama başkaları farkında ve onların bu gücünden gayet kolay yararlanıyor.

   Bu dönemde sanatçılara büyük görevler düşüyor. Neden sanatçılara büyük görevler düşüyor? Çünkü diğer güçlerden umut kesilmiştir. Çünkü öbür güçler iç ve dış etkilerin altında esir düşmüştür (En son Irak savaşında örneğini yaşadık, iç politika konusunda ise şaşkınlıklar içinde medyanın esaretini görmeye devam etmekteyiz.) Toplum için hala bağımsız hareket edebilecek az sayıdaki güçlerden biri sanatın gücü olarak görülmektedir. Medyanın büyük oranda tekelleştiği ve bu tekellerin de hükümetlerin ve emperyalist çok uluslu güçlerin emrine girdiği açıkça görülürken şimdi bu görevi daha fazla hissetmesi gerekenler sanat çevreleri olmalıdır.

    Gerekiyorsa siyasi erklere de, medyaya da, muhalefet ederek ve aslında onları da esirlikten kurtarmak için sanat çevreleri seferberlik içinde olmalıdır. Elbetteki demokratik sistemlerde son söz halkındır ama halkı yönlendirecek güçlerden birisi de sanattır, edebiyattır.

   Şimdi dönelim kampanyamıza. Kampanyamızı başlattıktan sonra elbette sahiplenildi, insanlar böyle düşünenin sadece kendileri olmadığını hissedip rahatladı kızgınlığını biledi ve kampanyaya katılmakla kalmayıp bir adım ileri taşımak için çözüm önerileri getirmeye başladı. Ama işin gerçeği şu ki hala gücünün farkında değildi.

   Peki ne olmalıydı? Çok açık yapmamız gereken şey. Tiyatrocular bir bildiri yada fuayelere koyacakları bir standla  seyircisini kampanyamıza taşımakla başlayabilirdi yani kitleleri. Bugün sadece İstanbul'da 206 tane (profesyonel, amatör) bizim tespit ettiğimiz oyun perdelerini açıyor. Bu 206 oyun ayda sadece bir kez bile sahneleniyor olsa ve her oyuna sadece ve sadece 40 kişi gidiyor olsa ve bu oyuna giden sanatseverlerin yarısı kampanyamıza destek veriyor olsa bir ayda 2000 taraftar bulabilirdik. Kaldı ki bu oyunların bir çoğu değil ayda bir oynamak haftada birkaç kez farklı sanatsever duyarlı kitleye ulaşıyor, kaldı ki bu oyunların bir çoğu 40 kişiye değil 100-200-400 kişiye oynanıyor, kaldı ki tiyatro sadece İstanbul'dan ibaret değil.. Ve inanıyorum ki tiyatro toplulukları, sanatçılar sadece bireysel katılımla sınırlı kalmayıp bu kampanyayı görev edinseydi biz geçen bu 1,5 ay süre zarfında onbinleri aşan bir duyarlı sanat çevresini bu konuda yeniden düşünmeye ve birlikte hareket etmeye ikna edebilirdik... Yine de yine de yapabiliriz ya...

     Belki birileri de çıkıp "Tiyatro sanatçısının görevi bildiri yayınlayıp imza toplamak değildir o mesajını oyunlarında verir direk taraf olmasına doğru değildir" diyecektir ve belki de bu görüşte olanlar haklıdır. Ama medyanın sanatçı ürettiği, silahlı Kuvvetlerin toplumsal muhalefetin sesi olmak zorunda kaldığı, Birilerinin 100 gün bir evde yaşadı diye yada parasını cebinden harcayıp bir albüm çıkardı diye sanatçı olarak adlandırıldığı bir karmaşa içinde herkesin görev ve yetki alanı birbirine karışmışken "bu bizim üzerimize vazife değil"  demeye devam edersek sanıyorum bir süre sonra sahneden mesajınızı verecek çok fazla bir seyirci de kalmayacak ve tiyatro ya Perihan Mağden'in dediği gibi arkaik bir sanat dalı olarak anılacak ya da manken sanatçılarla bezenmiş bir eğlencelik sahne şovuna dönüşüp gidecek...

    Ne dersiniz Protesto kampanyamızda ikinci adım ne olmalı diye kafa yormaktansa önce seyircinize dayanıp onlardan güç almaya başlamak çok mu zor? Oyunlarınızın girişlerine bir masa koyup "Medyanın Sanat Üzerindeki Kirli Gölgesine Son!" yada benzer bir metin altında sanata duyarlı bu insanlardan hiç olmazsa birer imza almak çok mu zor? Üçyüz imzadan otuz bin imzaya doğru yol alırsak gerçekten ses getiremez miyiz? En azından bu duyarlı kitleyi yeniden düşünmeye itemez miyiz? Yoksa bu kez gerçekten haddimizi aşıyor muyuz , kampanyamızı   bitirelim mi "kendimiz söyleyip kendimiz işitmiş olarak" sessiz sedasız?

Düşüncelerinizi Bekliyorum