|
Neden mi? Çok açık, ne Sanat çevreleri, ne arada bir de olsa haber
olabiliriz diye bekleşen dernekler, ne medyayı ek iş kapısı gören pek
çok sanatçı, ne belki arada bir de olsa oyun tanıtımımız çıkar diye
bekleşen tiyatro toplulukları, ne de şu seçim öncesi muhalif siyasi
görüşler medyanın karşısında görünmek istemeyecektir kuşkusuz.
Öte yandan başka hangi konuda böylesi bir çıkış yapsak medyadan bizde
yararlanabilir böylece daha çok taraftara ulaşıp daha çok katılım
sağlayabilirdik ama medyaya karşı medyadan yardım görmek elbette
hayaldi (Bir kaç bağımsız yada yerel yayını saymazsak)
Peki yeterince başarı elde etmeyi başarsak medyaya geri adım
attırabilir miydik? Medya bu kirli gölgesini sanat üzerinden çeker
miydi? Eski saygın görevlerine dönüp sözde sanatçılar üretmekten
vazgeçer miydi? Hiç sanmıyorum. Türkiye'nin tüm tiyatrocuları bir
araya gelse medyanın bulduğu bu rantdan vaz geçeceğini hiç sanmıyorum.
İyi ama inanmadığın bir dava için neden bu mücadele diye soracaksınız
haklı olarak. Ben şuna inanıyorum. Bu tür toplumsal muhalefet
örnekleri ilk anda başarıya ulaşmasa dahi hitap ettiği kitle içinde
bir yeniden kımıldanışı bir kenetlenmeyi sağlayacaktır. İşte bizim
kampanyamızın da bana göre birinci görevi medyanın kulağını çekmekten
öte kendi içinde nerede olduğunu, ne yaptığını, toplumsal konulara ne
kadar duyarlı olduğunu, meslek içerisinde ne kadar dayanışma
içerisinde olduğunu sorgulaması için, bir yakınlaşma bir kenetlenme ve
gücünü keşfetmesi için vesile olabilecekti diye düşünüyorum
Sanatçının farkında olmadığı gücü : Demokrasi de çoğunluk sistemi
vardır ve sokaktaki halk da bu çoğunluğun kendisidir evet ama öte
yandan bu çoğunluğu yada yönetimleri direkt olarak etkileyecek güçler
vardır. Örneğin hükümetler, örneğin siyasi partiler, örneğin medya,
Silahlı Kuvvetler, Akademisyenler (Üniversiteler) ve tabi sanatçılar.
İşte bu saydıklarımızdan hemen hepsi gücünü gayet güzel kullanıyor.
Medyanın, Silahlı kuvvetlerin, partilerin gerek direk yönetimler
gerekse insanlar üzerindeki etkilerini sık sık görüyoruz ama ortada
varlığını, gücünü göremediğimiz yada en az görebildiğimiz öncü güç
sanat çevreleri oluyor maalesef.
Sanat gücünü nereden alır? Sanat gücünü elbette kitlelerden alır
seyircisinden okuyucusundan, dinleyicisinden alır. Hatta bu gücünü
siyasi partilerin emrine verip meydanları dolduran şarkıcılar görmedik
mi? Kendisine güvenen kitleleri, hayranları yanında getirsin diye
partilerin sanatçıları aday gösterdiğine tanık olmadık mı? Demekki
sanatçının ve sanatın ulaştığı bir kitle var ve gücünü buradan alır.
Pek çok sanatçı belki bunun farkında bile değil ama başkaları farkında
ve onların bu gücünden gayet kolay yararlanıyor.
Bu dönemde sanatçılara büyük görevler düşüyor. Neden sanatçılara büyük
görevler düşüyor? Çünkü diğer güçlerden umut kesilmiştir. Çünkü öbür
güçler iç ve dış etkilerin altında esir düşmüştür (En son Irak
savaşında örneğini yaşadık, iç politika konusunda ise şaşkınlıklar
içinde medyanın esaretini görmeye devam etmekteyiz.) Toplum için hala
bağımsız hareket edebilecek az sayıdaki güçlerden biri sanatın gücü
olarak görülmektedir. Medyanın büyük oranda tekelleştiği ve bu
tekellerin de hükümetlerin ve emperyalist çok uluslu güçlerin emrine
girdiği açıkça görülürken şimdi bu görevi daha fazla hissetmesi
gerekenler sanat çevreleri olmalıdır.
Gerekiyorsa siyasi erklere de, medyaya da, muhalefet ederek ve aslında
onları da esirlikten kurtarmak için sanat çevreleri seferberlik içinde
olmalıdır. Elbetteki demokratik sistemlerde son söz halkındır ama
halkı yönlendirecek güçlerden birisi de sanattır, edebiyattır.
Şimdi dönelim kampanyamıza. Kampanyamızı başlattıktan sonra elbette
sahiplenildi, insanlar böyle düşünenin sadece kendileri olmadığını
hissedip rahatladı kızgınlığını biledi ve kampanyaya katılmakla
kalmayıp bir adım ileri taşımak için çözüm önerileri getirmeye
başladı. Ama işin gerçeği şu ki hala gücünün farkında değildi.
Peki ne olmalıydı? Çok açık yapmamız gereken şey. Tiyatrocular bir
bildiri yada fuayelere koyacakları bir standla seyircisini
kampanyamıza taşımakla başlayabilirdi yani kitleleri. Bugün sadece
İstanbul'da 206 tane (profesyonel, amatör) bizim tespit ettiğimiz oyun
perdelerini açıyor. Bu 206 oyun ayda sadece bir kez bile sahneleniyor
olsa ve her oyuna sadece ve sadece 40 kişi gidiyor olsa ve bu oyuna
giden sanatseverlerin yarısı kampanyamıza destek veriyor olsa bir ayda
2000 taraftar bulabilirdik. Kaldı ki bu oyunların bir çoğu değil ayda
bir oynamak haftada birkaç kez farklı sanatsever duyarlı kitleye
ulaşıyor, kaldı ki bu oyunların bir çoğu 40 kişiye değil 100-200-400
kişiye oynanıyor, kaldı ki tiyatro sadece İstanbul'dan ibaret değil..
Ve inanıyorum ki tiyatro toplulukları, sanatçılar sadece bireysel
katılımla sınırlı kalmayıp bu kampanyayı görev edinseydi biz geçen bu
1,5 ay süre zarfında onbinleri aşan bir duyarlı sanat çevresini bu
konuda yeniden düşünmeye ve birlikte hareket etmeye ikna
edebilirdik... Yine de yine de yapabiliriz ya...
Belki birileri de çıkıp "Tiyatro sanatçısının görevi bildiri yayınlayıp
imza toplamak değildir o mesajını oyunlarında verir direk taraf
olmasına doğru değildir" diyecektir ve belki de bu görüşte olanlar
haklıdır. Ama medyanın sanatçı ürettiği, silahlı Kuvvetlerin toplumsal
muhalefetin sesi olmak zorunda kaldığı, Birilerinin 100 gün bir evde yaşadı diye
yada parasını cebinden harcayıp bir albüm çıkardı diye sanatçı olarak
adlandırıldığı bir karmaşa içinde herkesin görev ve yetki alanı
birbirine karışmışken "bu bizim üzerimize vazife değil" demeye
devam edersek sanıyorum bir süre sonra sahneden mesajınızı verecek çok
fazla bir seyirci de kalmayacak ve tiyatro ya Perihan Mağden'in dediği
gibi arkaik bir sanat dalı olarak anılacak ya da manken sanatçılarla
bezenmiş bir eğlencelik sahne şovuna dönüşüp gidecek...
Ne dersiniz Protesto kampanyamızda ikinci adım ne olmalı diye kafa
yormaktansa önce seyircinize dayanıp onlardan güç almaya başlamak çok
mu zor? Oyunlarınızın girişlerine bir masa koyup "Medyanın Sanat
Üzerindeki Kirli Gölgesine Son!" yada benzer bir metin altında sanata
duyarlı bu insanlardan hiç olmazsa birer imza almak çok mu zor? Üçyüz
imzadan otuz bin imzaya doğru yol alırsak gerçekten ses getiremez
miyiz?
En azından bu duyarlı kitleyi yeniden düşünmeye itemez miyiz?
Yoksa bu kez gerçekten haddimizi aşıyor muyuz , kampanyamızı bitirelim mi
"kendimiz söyleyip kendimiz işitmiş olarak" sessiz sedasız?
Düşüncelerinizi Bekliyorum
|