Ahmet Ertuğrul Timur

aetimur@tiyatrom.com  

MUHALİF OLMANIN DAYANILMAZ YÜKÜ..

Tiyatrom.com muhalif bir site olarak hafızalara yerleşmeye başladı. Bu bizim seçimimiz miydi? Evet bir anlamda bizim seçimimizdi çünkü pekala tiyatro dünyasında olan bitenin değil sahnelenenin habercisi olarak kalabilirdik. Ama herşeyin ve her birimizin hızla geriye savrulduğu, insanlarımızın giderek duyarsızlaştığı, gündelik, en sıradan yaşanılan bir sade günün içinde dahi ne çok politik manevraya maruz kalındığının görülmediği, sahnede savaş karşıtı oyun oynarken hemen yanı başımızdaki savaşa bile karşıt olmak bir yana bunun akıllara bile getirilmediği, medyanın reytingler uğruna bir toplum yaşamını komple kubura çevirdiği ve yozlaşmanın tüm insanlık evrelerinin en dibe vurduğu bu dönemde bizim de buna tahammülü olmayan bireyler olarak bulunduğumuz her ortamda ve her zaman muhalif olmak koşulu önümüzde duruyordu.

Beklentimiz olmayınca kaybedecek bir şeyimiz de söz konusu değildi ve biraz da bu nedenle rahatça muhalefet yaptık, içinde zaten muhalif sesi olanların zemini olduk. 

İktidarda olan her zaman en fazla muhalefet edilendir bu da her dönemde ve her tür rejim altında görülen bir gerçektir. Doğal olarak bizim muhalif tavrımızdan da en büyük payı önce ülkenin iktidarında olanlar, şehrimizin iktidarında olanlar aldı. Birde buna  şehir tiyatrolarında yaşanan tatsız dönemler eklenince iktidara olan muhalefetimiz buradaki uygulamalara paralel arttı.

Elbette muhalefet edilecek tek unsur her zaman ülke ya da kent yönetiminde iktidarda olanlar olmayabiliyor, bu sayfalarda konu sanat ve tiyatro olunca DSP'li bir Seyhan Belediyesinin tutumunu da, SHP'li Mersin Belediyesinin tutumunu da yine etkili bir şekilde eleştirmiş takipçisi olmuştuk. Ve eleştirimiz, muhalif tutumumuz her zaman illede siyasilere olmayabiliyordu . Daha geçen hafta bir haber üzerine bir Milli Eğitim yetkilisini bir köşemizde, TODER'i bir başka köşemizde eleştirmiştik ya da eleştirilere yer vermiştik.

 

Eleştiri belki de en kolay şeydir, yazarsınız suçlarsınız, kendinizce mahkum eder bırakırsınız.. ama öte yandan eleştiri sorumluluk gerektirir, risklidir, ve haksız olduğu zaman altında ezilirsiniz.

Bu giriş yazısından sonra asıl konuya gelmek istiyorum, Geçtiğimiz hafta Tiyatrom.com sayfalarında üç önemli eleştiri ya da muhalif tavır vardı. Bunlardan ilki oldukça öne çıkararak verdiğimiz Ankara Yenimahalle ilçe Milli Eğitim Müdürlüğünün özel ve resmi tüm okullara gönderdiği bir resmi emir, bir yazışma ile ilgiliydi. Bize gönderilen bu resmi emir yazısında Sosyal Etkinlik kapsamında yapılacak gezilerde eğlence yerlerine (Tiyatro, sirk gibi) kesinlikle öğrencilerin götürülmemesi emri yer alıyordu. Böyle bir yazının Milli Eğitim bünyesinden çıkmış olduğunu öğrenen her sanatsever gibi elbette anında refleks bir reaksiyon gösterdik ve tepkimizi manşete taşıdık buna sonuna dek karşı duracağımızın kararlı bir şekilde altını çizdik. Pek çok değerli yazarımız, çizerimiz, sanatçımız, okurumuz da bu emir yazısını okuduğu an bizimle aynı duyguyu hissetti ve bunu dile getirdi. Biz bunu dile getirmekle kalmadık ilgili kişilere bu yazının doğru olup olmadığını ve nedenlerini de sorduk.

Bunun üzerine sayın ilçe  Milli Eğitim müdürü yanıt vermekte gecikmedi ve konuya açıklık getirdi. Bir anlamda bu bizim konuyu algılayışımızda değil o kısa yazıdaki anlatımda yanlış anlamaya müsait bir durum olduğunu da teyit eden bir açıklamaydı. Sayın müdürün söylediğine göre bu yanlış anlaşılacak emir hemen aynı gün bir ek yazı ile açıklık getirilmek zorunda kalınmıştı. Sayın İlçe Milli Eğitim Müdürü bu ikinci yazıyı yollamakla kalmamış bu ilçenin tam 10 yıldır liseler arası bir tiyatro festivaline ev sahipliği yaptığını da anlatarak bizleri de davet etme nezaketinde bulunmuştu.

Ortada tiyatroya karşı atılan bir olumsuz adım ve sonradan geri çekilme mi vardı, yoksa gerçekten bir yanlış kaleme alıştan yanlış algılamadan ibaret miydi? en yakın çevremizde bulabildiğimiz dostlarımızla, belki de saatlerce süren değerlendirmemiz oldu. En sonunda şuna karar verdik ki biz ne hakimiz ne savcı ve ne yargılamaya ne de bir karar vermeye hakkımız yok yapılacak en doğru şey bize yollanan bilgileri olduğu gibi okurlarımıza aktarmak ve onları bilgilendirip kararı onlara bırakmaktır diye düşündük.

Öte yandan 10 yıl boyunca bir festivali başlatmak, sürdürmek tiyatro adına son derece önemli ve takdir edilecek bir durum elbette. Bu festivalin takipçisi ve destekçisi olmak da bizim görevimiz.

Güzellikler Evi Şehir Tiyatroları Tarihimize bir güzellik olarak yazıldı

Şimdi yine geçen haftanın bir başka muhalif olduğumuz konusuna gelmek istiyorum. Geçen hafta değindiğimiz bir konu da Tuzla kültür Merkezine halen İstanbul Belediye Başkan vekilliği yapan İdris Güllüce'nin kendi adını vermesine yaptığımız muhalefetti. Sanat kurumlarına toplumda saygın bir yer edinmiş duayen sanatçıların ismi verilir ve bu bir gelenektir. Oysa bu kez yaşayan bir siyasetçinin adı verilerek bir anlayış, bir tavır hakim kılınmaya adeta damga vurulmaya çalışılmıştı. Bizde ya bir bağışla bir okul ya da hayır kurumu yaptıranın yaptırdığı binaya, ya da bir dükkan açan küçük esnafın adı kendi dükkanına verilir ama bir siyasi görgüsüzlük örneği olarak sanatla yaşamı boyu hiç bir bağı olmamış bir yerel yöneticinin adı bu merkezi cebinden bağışla değil halkın parasıyla yaptırdığı halde bir kültür merkezine verilmişti ve biz de bu siyasi tavra, bu imzaya muhalif olmuştuk hala da muhalifiz.

Ama bu muhalefetimiz sırasında düştüğümüz bir hata, yaptığımız belki de büyük bir gaf olarak aynı günlerde Şehir Tiyatrosunun duayenlerini anmak onları bir araya getirmek için düzenlenen "Güzellikler Evi" etkinliğini bağdaştırmak oldu. Güzellikler Evi başlığı altında yapılan bu organizasyon son derece zarif ve vefalı bir duygunun hayata geçirilmesiydi ve ne Şehir Tiyatrosu yönetiminin ne de belediyenin önerisiyle değil bazı değerli sanatçıların düşüncesinden emeğinden doğan bir projeydi. biz bunu diğer haberle bağdaştırarak koca bir kültür merkezinin adı bir siyasetçiye verilirken efsaneleşmiş duayenlere sadece bir heykelcik veriliyor diye dile getirdik. Bu kıyaslamayı yaparken amacımız elbette kimseyi kırmak üzmek, bir organizasyonu küçümsemek değildi. Bir heykel, bir şilt, bir plaket de manevi anlamıyla kuşkusuz son derece değerlidir. Sadece denk gelen bu iki birbirinden aslında ayrı olayları bir kıyaslama aracı olarak kullandık ve hata ettik bu hatamızdan dolayı bu güzel düşüncenin fikir babası olan, organizasyonunu yapan  ve geceye katılan tüm sanatçılarımızdan özür diliyoruz

GÜZELLİKLER EVİ İLE İLGİLİ DEĞERLENDİRMEYİ  SANATÇI SAYIN  YİĞİT SERTDEMİR'İN  SAYGIN ÜSLUBUYLA BİZİ UYARAN SATIRLARINDAN ALINTILARLA YANSITMAK İSTİYOR VE KENDİSİNE TEŞEKKÜR EDİYORUM

(...)
Güzellikler Evi Gecesi, sandığınız gibi Belediye tarafından organize edilmemiştir. Ve o heykelcikler -ki maalesef bu da talihsiz bir açıklamadır- birilerinin gönlü alınsın diye verilmemiştir. Bu gecenin düzenlenme serüvenini anlatayım:

Bundan yaklaşık ÜÇ AY önce, yani Ocak ayı gibi; kurumun kadrolu sanatçılarından Arif Akkaya ve Savaş Barutçu; Şehir Tiyatrolarına emeği geçen ve maalesef bir türlü vefa gösterilememiş emekli SANATÇI, PERSONEL, IŞIKÇI, DEKORATÖR, AKSESUAR, DRAMATURG, GİŞECİ, GECE BEKÇİSİ, TEKNİSYEN, ŞOFÖR, KUAFÖR; yani her alanda emek vermiş kişileri, 27 Mart günü onurlandırarak hem gönüllerini almak, hem de bu önemli günde, yıllar önce beraber çalışmış bu insanları bir araya getirerek aralarında hasret gidermelerini sağlamak ve gençlerle de tanıştırmak, buluşturmak maksadıyla böyle bir gece düzenlemeye karar verip, genel sanat yönetmenliğine bir proje sunarlar. Tekrar ve altını çizerek söylüyorum; bu tamamıyla iyi niyetli girişim, bir GÖREVLENDİRME esasına dayanarak yapılmamıştır. Yani ne Belediyeden ne de Genel Sanat Yönetmenliğinden böyle bir görev verilmemiş, aksine kurumdan iki sanatçı bu projeyi ÜSTLENMİŞTİR.

Proje kabul edilince de çalışmalar başlar. İkibuçuk ay süren ve inanılmaz incelikli bir çalışmadır bu. Bu güne kadar kurumdan emekli olmuş her kişi taranır. Sanatçıların görev aldıkları oyunlar arşivlerden tek tek çıkarılır. O oyunların fotoğrafları geceli gündüzlü süren bir çalışma ile - çünkü fotoğraflar albümlerdedir, bilgisayarda değil- dijital ortama aktarılır. Yıllar önce emekli olan bu insanların adresleri ve telefonları tek tek bulunur. Onlara ulaşılır. Gelemeyecek durumda olanlar ile röportajlar yapılır, kasede çekilirler. Ve bütün bu hummalı çalışmayı, kurumun çoğu yevmiyeli, genç oyuncularından oluşan bir ekip yapar. Karşılıksız. Gönül işidir çünkü böyle bir buluşmayı sağlamak.

Bu arada, o geceye çağırılan tüm emekliler için, Beykoz'da bir hatıra ormanı yapılır. Hepsi için ayrı bir fidan dikilir. Bu da bir geleneğin başlamasıdır. Çünkü şu anda kurumda olan sanatçılar için de fidan dikilecektir. Fidan dikme gününde herhangi bir engeli olmayan tüm emeklilerimiz Beykoz'a gelir, ve kendi adlarına olan fidanları elleriyle dikerler.

Ve geceye gelinir...Bahsi geçen tüm tiyatro emekçileri oradadır o gece. Yıllar sonra birbirini görüp hasret gideren sanatçılarımız, ilk defa sahneye çıkıp da en çok alkışı alan teknisyenlerimiz, ışıkçılarımız kısacası sahne arkasındaki emekçilerimiz...Herkes ağlamakta, herkes gülmektedir. İkibuçuk aydır çalışan ekibin dışında, bir yirmi otuz kişi daha görevlidir o gecede. Herkes dikkatle aynı amaç için çalışmaktadır. Ve gece biter. Organizasyonun ne kadar başarılı olabildiği, sahnedeki akışın yeterliliği elbette tartışılır. Ancak tartışılamayacak tek şey vardır: Oradaki emekli olmuş büyüklerimizin yüzündeki mutluluk! Gece, amacına ulaşmıştır. Tamamen gönülden yapılarak. Gerçekten isteyerek.

Ben ikibuçuk aylık çalışmanın içinde yer alamadım. Sadece o gece görevli olanlardan biriydim. Ancak, sitenize manşet olarak attığınız haber ne yazık ki tüm emek vermiş dostlarımı fazlasıyla üzdü. Bir anda kendi emeklerinin ve iyi niyetlerinin yok sayıldığını görmek üzücü elbette. Çünkü hiçbir dostum ve o geceye katılan emekli büyüklerim bunu haketmedi. Hele ki heykelcik(!)lerini evlerinin en müstesna köşesine özenle yerleştirdiklerini bilirken...

Sizin kötücül olmadığınızı yürekten biliyorum. Bu güne kadar gösterdiğiniz her türlü duyarlılık da bunun kanıtı. Ancak ne yazık ki, eksik ve yanlış bilgi sonucu böylesine bir manşet atmanız beni de böyle bir mail atmaya zorladı.

Sizden istediğimiz, manşeti değiştirmeniz ve mümkünse bir tekzip yayınlamanız. Çünkü çok okunduğunu bildiğim sitenizde; tiyatro çevresine, düzenlenen gecenin böyle yansıtılmasının önüne geçmemiz gerekiyor. Bu isteği anlayışla karşılayacağınıza ve bize hak vereceğinize eminim. Zira sizin de ısrarla gösterdiğiniz 'Tiyatroyu Temizleme ve Koruma' çabasının en güzel örneklerinden biri olan bu girişim, sitenizde aktarıldığı şekli ile hatırlanmayı hak etmiyor.

Şimdiden tüm dostlarım ve büyüklerim adına teşekkür ediyorum. Umarım bir daha böylesi bir sebeple mailleşmek zorunda kalmayız.

(...)


İyi Çalışmalar.

Yiğit Sertdemir

* YAZININ BAŞINDA VE SONUNDAKİ BİZE HİTABEN YAZILMIŞ İYİ NİYET TEMENNİLERİ DIŞINDA AYNEN YER VERİLMİŞTİR

 

 

   Sayfayı yazdır...        Pencereyi kapat