|
Ama ille de somut nedenler aranıyorsa buyurun aklıma ilk gelenleri sıralayayım..
1-Ben bu konuda
oldukça hassas davranmaya ve damarlarımdan biri değil can damarım tıkanmaya
çalışılırken tiyatro dünyasından kendi sanat dallarına, kendi meslektaşlarına
yeterince sahip çıkılmadığını düşündüm.
2-Dışarıda bazı
malum gazetelerin köşe yazarları "Tiyatro insanların çok da umurunda değil,
halkın vergisi tiyatrolara mı gidecek, devlet tiyatroları kapatılmalı" gibi uzun
uzun ciddi yazılar kaleme alırken bizim sitemizin müdavimi bazı tiyatrocuların
forum sayfalarımızda aynen kendi ifadeleri ile "Köprü altı cam cam, öpsün seni
amcam" seviyesinde tartışmalar(!) sürdürdüğünü okuyup kahroldum..
3-Bazı tiyatro
derneklerinin bu konuda bir resmi bildiri bile yayınlama nezaketi göstermemesine
içerledim
4-Üyelerini
tamamen tiyatrocuların oluşturduğu bir e-mail grubuna bu olayla ilgili son
gelişmeleri iletmemin ardından bu grup içerisinden bir kaç kişinin de olsa bu
tür maillerden hoşnutsuzluğunu ifade etmesinden alındım..
5-Bazılarının
bu muhalif havayı kullanıp arka planda kişisel pazarlıklar yaptığı
söylentilerinden (Eğer bu gerçekse gerçekliğinden yok sadece söylenti ise böyle
bir söylentinin yapılıyor olabilmesinden) tiksindim.
6-Acaba bir
kamu hizmeti yapıp sanata sahip mi çıkıyorum, yoksa safça kullanılıyor muyum
endişesi uykularımı kaçırdı..
7- Bir
demokrasi mücadelesi verdiğimizi zannederken yandaşlarımın o kadar da demokrat
olmadığını dramaturg, sanatçı, konservatuarlı, Dil tarihli gibi "ayrımcılıklar"
yaptığını öğrenip şaşırdım, düş kırıklıkları yaşadım...
8- Konunun birinci ve
ikinci dereceden sorumluları pişkin pişkin bir şey yokmuş gibi ortada demeçler
verirken tanıdığımdan bu yana azmini takdirle, saygıyla takip ettiğim Sayın Savaş Aykılıç'ın (hak ediyorsa) neden böyle yaptığına, hak etmiyorsa neden afaroz
edilme noktasına geldiğine ve bunda da payımız olmasına üzüldüm...
9- Sanat
düşmanı bir görüşün, bugün elinde tuttuğu kurumların kaderiyle oynadığını ve
yarın çeşitli yolları kullanarak özel tiyatrolara da elbet el atacağı gerçeğini
görmezden gelip (Temelde Devlet Tiyatrolarına model olarak karşı dahi olsa)
sanat düşmanı görüşe karşı yeterince duyarlı davranmayan sanat çevreleri gözümde değer
kaybına uğradı..
10- Bir
cumhuriyet kurumunun kapılarına kilit vurulup, binalarının yıkılması tartışılıp,
sanatçıları aşağılanırken medyanın balerinlerin kilosu, bankamatik sanatçılığı
gibi söylemleri öne çıkarmasına öfkelendim..
11- Bir akşam
boyunca sohbet ettiğim Ödenekli Tiyatro sanatçısı dostumun ısrarla özerklik bize
göre değil deyip bana çizdiği ödenekli tiyatrolar tablosunun ardından lanet
okuyup "eğer ödenekli tiyatro buysa ben bile bu hale gelmiş kurumların kapatılması
için mücadele ederim" diyebilecek bir noktaya bile geldiğim anlar oldu.
12- "Sahne tozu
yutmuş olmak" , "sahne ışıklarının büyüsüne ömrünü adamış olmak" gibi afaki,
soyut söylemlerle tiyatro tutkularını, tiyatro aşklarını dillendirenlerin bu
büyük aşklarına tecavüz edilirken gözlerinin hala sahne ışıkları dışında
yaşananlara yumuk olduğunu
ve bu büyük aşkın toplumsal bir sanat yapma aşkından çok kişisel sanat yapma egosunun tatminine
dayalı aşklar olduğunu düşünmeye başladım.
Kısaca dostlar,
Ben ille de özerklik,
haydi şimdi özerklik, hadi tiyatromuza sahip çıkalım, hadi tiyatromuzu
politikacının eline ve insafına bırakmayalım deyip dururken ve ertesi gün kalkıp
07 de işe gideceğim halde gece 03:00'lere dek siteye haber, yazı girme telaşıyla
ayakta kalırken acaba onlar kendileri bu sorunlarını yeterince umursamıyorlar
mıydı? Acaba üff sıktı bu DT sorunu mu diyorlardı? Acaba şimdi oturmuş rakı mı
içiyorlardı? Acaba gerçekten arka planda pazarlıklar mı yapılıyordu? Acaba yine
forum sayfalarında "köprüaltı cam cam" sohbeti mi yapıyorlardı? Acaba sanat
toplumu dönüştürecek, ileri taşıyacak bir olgu olmaktan çıkıp topu topu bir kaç
bin tiyatrocunun sadece geçim kaynağı yada kişisel sanatsal ego tatmin aracı mı
olmuştu? Acaba, acaba,
acaba?
Acaba değer miydi bu çaba, bu emek???
12 Eylül'ün
çeyrek asırıncı yıl dönümünün ertesinde yani 13 Eylülde benim açımdan bitmişti
artık umut, yıkılmıştı bir kale daha.
Çeyrek asır
önce bir 12
Eylül'de O Marmarisli
general yıldıramamıştı beni dostlar.. Ama şimdi 2005'in eylülünde topsuz,
tüfeksiz, askersiz, umutsuz bırakmıştı beni gelişmeler. Pir Sultan
Abdal'ın dediği gibi "Şu illerin taşı hiç bana değmez, İlle dostun gülü yaralar
beni"
Burası bir
profesyonel site değil ve ben bir amatörüm, Profesyoneller "duygularıyla" değil,
"olması gerektiği gibi" hareket eder. Ama ben amatörüm ve her zaman duygularımla
davrandım duygularımla davrandığım için siz beni ve bu siteyi sevmiştiniz ben yine öyle davranacağım.
Siteyi kapatma
haberimiz yayına girdiği andan itibaren yüzlerce e-mail geldi. Her biri harika
e-mailler, ve tümünü senelerce saklayacağım. Her biri çok değerli. Elbette tümü
"hayır" diyordu, "hayır kapama"... Elbetteki bunun üzerine çok tereddütler
yaşadım. Kalmalıyım dediğim anlar da oldu.
Ve sevgili
dostlarım, tiyatroya, tiyatrocu dostlarıma bir inanç tazelemesini başarana dek
aslında gitmem en doğrusu buna karar verdim. Çünkü bir ölçüde de olsa inancımı
yitirdim, heyecanımı yitirdim. Bu inanç tazelemesini başaramadıktan sonra, bu
heyecanı yeniden yakalayamadıktan sonra burada kalmam hem ikiyüzlülük olacak,
hem de size de yarar getirmeyecekti. Heyecanını
ve inancını bir ölçüde de olsa yitirmiş bir tiyatrom.com, sizin tanıdığınız,
bildiğiniz, "gitme" dediğiniz tiyatrom.com olamazdı bu nedenle aslında biraz da
sizin bu övgü dolu satırlarınızdan dolayı gitmeliydim..
Herkes gitme
dedi herkes son derece onore edici son derece gurur okşayıcı mektuplar yazdı...
Sadece iki kişi "git, gitmelisin" dedi. İkisi de çok genç arkadaşlar ve aslında
ikisi de çok iyi hissetmişti beni.
O halde
bırakalım da final yazısını ben değil gençler yazsın, onların sadece bana değil
anlamak isteyen herkese mesajı var...
ÖNCÜ YILGIN
İSİMLİ GENÇ OKURUM FORUM SAYFALARINDAKİ ARTIK AKIL ALMAZ NOKTALARA GELEN
KAPIŞMALARI OKUMUŞ VE ARDINDAN ŞU YAZIYI EKLEMİŞ
|
Merhaba...
Sevgili ağabey; adına açılan sayfayı dikkatlice okudum... Çok üzüldüm.. Evet
yıpranmışsın.. Hasan ağabeyin yazdıklarını ne cahiller ne alimler okudu.. Ne
körler ne dilsizler anladı.! Sana eğer hakkım var ise GİT ! demeliyim yok ise
yine de GİT ! demeliyim.. Git ağabey yoksa sonun kan revan içinde ki sezar gibi
olacak.. Darbe vurmayı seven sevene ama ben onları sevmiyorum ! Mefta nın
başında ki çok hırslı akrabalar gibi hala diş gösteriyorlar..! GİT ! ağabey ve
sakın düşünme..! Yazık şunca emeke yazık ki ne yazık..!!!
|
Yine bir başka genç okurum Efe Tunçer'den gelen e-mail
Sayın
Ertuğrul Timur,
Bilmiyorum Türkiye'de hala sanat var diyebilir miyiz? Veya o sanatı yaşatmaya
çalışan insanlar var diyebilir miyiz? Ya da bütün sivri, yani sivri ucunu
Türkiye'yi bir şeyhler ülkesine çevirmeye çalışan insanlara batıran herkesi bir
girdap gibi çeken bu düzende acaba gerçekten yaşıyoruz diyebilir miyiz? İnanın
bilmiyorum "tiyatrocu" olan herkesin bu mesleği bu tutkuyu gerçekten sevdiğine
inanabilir miyiz bunu da bilmiyorum. Çünkü hepimiz biliyoruz sanatın elleride
ideolojilerin zincirlerine vuruldu...Ve bunu söyleyen önceden uyaran insanlar da
popülist bir paranoyayla suçlandı ki bu yüzden geldiğimiz nokta bugün burası.
Tüm bunlar gerçekler... Ama ben belki gençliğinde verdiği bir ruh haliyle başka
gerçekler de görüyorum...
Yıllardır hiç bir karşılık beklemeden tiyatronun "MUHALİF" yanını resmeden
körlere yobazlara gözlerini biraz olsun açtırmaya çalışan sizlerin varşığını
biliyorum...
AKM eyleminde içinde bazı tiyatrocuların da bulunduğu "eğlenen" grup eğlene
dursun kare kare resimler çeken sizin varlığınızı biliyorum....
Veya yanına gittiğimde bana inanılmaz mütavazi bir tavırla merhaba diyip
sözlerimin sonuna kadar beni dinleyen Celal Kadri Kınoğlu gibi sanatçıların
varolduğunu da biliyorum...
Özerkleşmeyi malum kurumun içinde bulunan insanlardan belki de daha çok
istediğinizi biliyorum...
Kısacası bir zamanlar Mustafa Kemal Atatürk'ün yaptığı gibi "nasıl ve nereden
geleceğini bilmeden güzel günlere inanıyorum"
İşte bu yüzden sitenizle ilgili en doğru kararı vereceğinize inanıyorum bu
yüzden size hem uğurlar olsun hem de merhaba diyorum
İyi ki vardınız, iyi ki varısınız
Türkiye'de sizin gibi insanların olduğunu bildiğim sürece
Ben hiçbir şeyden zerre kadar korkmuyorum
En içten duygu ve düşüncelerimle |
Şimdilik
hoşçakalın dostlarım. Bu yoğun ilgi ve itirazdan sonra bu ayrılığa nokta demeye
dilim varmıyor sadece virgül diyorum. Belki yine bu pencereden belki başka bir
pencereden ama mutlaka kaldığımız yerden beni anlayabilmiş olanlarla mutlaka
yolumuza devam edeceğiz. Yeter ki umutlarımız, ütopyalarımız tükenmesin.
Ahmet
Ertuğrul Timur
|