Ahmet Ertuğrul Timur

aetimur@tiyatrom.com  


 

STARDA YENİ BİR SHOW PROGRAMI MI?

  Bir kaç gündür Best FM Programcısı Nihat Sırdar radyoda soruyor: "Neden diğer medya çalışanları meslektaşlarının direnişini, eylemini, açlık grevini duyurmuyor"  Forum sayfamızda da bir okurumuz aynı şeyi sormuş ve eminim pek çok kişi de bu soruyu soruyor olmalı. Peki ama neden bu daraltma? İnsanın sesinin duyurulması işçinin uğradığı haksızlıkların gündeme gelmesi için ille de medya çalışanı mı olması gerekiyor? Ya da medya sadece kendi mesleklerinden olanların başına böyle bir şey gelince mi haber yapacak? Şimdi kendi kanallarından canlı yayın eylem yapan bu gazeteciler medyada değil başka sektörde çalışsalar nasıl duyuracaklardı seslerini? Bu ülkede pek çok sektörde pek çok işçi, emekçi maaşlarını alamamışken, sigortasız çalıştırılırken, tazminatsız kapının önüne konulurken, grev, direniş, açlık grevi yaparken sadece medya çalışanları mı haber yapılmalı? Şimdi açız, kiramızı ödeyemiyoruz diye ortaya çıkan STAR TV'cileri acaba işçilere ne kadar duyarlıydı bugüne dek? kaç defa şu an kendi bulundukları durumda olan işçileri haber yapmışlardı?
       Bırakın haber yapmayı sanki kendileri işçi emekçi değil gibi medya plazaların sırça köşklerinde elit zümre hissiyle ve 12 eylül generallerinin onlara sus payı olarak verdiği bir iki ayrıcalıkla (bedava maç, bedava otobüs, indirimli telefon gibi) elitliklerinin baş dönmesiyle "bol magazin bol paparazzi" yapmamışlar mıydı?

    "Halkın sesi Bab-ı ali Basını'nı, Yozluğun tekkesi İkitelli medya'sına", düşünce ve fikirsel özgürlük aşkını yozlaşma ve çılgınlık özgürlüğüne  dönüştürenlerin öncüleri değil miydiler? Birer gazeteci, birer aydın olarak olmaları gereken yerin işçi sınıfının yanı başı olması gerektiğinin kaçı bilincindeydi? Yoksa işçi sınıfı diye anılmak gurur kırıcımı geliyordu? Şimdi zor durumdalar ve bir eylem yapıyorlar bunların kaçı sendikalı? Kaçı bir medya çalışanı olmanın verdiği bilinçle örgütlü olmanın gereğini duyup sendikalı olmuş? yoksa "Aman yaa biz sendikalarında ne olduğunu biliyoruz" geyiğinin ardında mı gizlemişler örgütlü olmaktan duydukları korkularını, duyarsızlıklarını, bilinçsizliklerini?  Türkiye Gazeteciler Sendikası eskiden bütün gazetecileri kapsarken medya patronlarının ortak girişimleri ve Sendika Genel sekreterinin de içerden destek vermesiyle  şimdi küçültülüp eritilip tek üyesi devletin Anadolu Ajansından ibaret hale gelmesi aşamasında "Arkadaşlar bilinçli bir toplum derneğine, sendikasına sahip çıkar" deyip seferber olmuşlar mıydı?

    Şimdi  bir iki emeksel sloganı kameralar karşısında sıralarken arkalarında tüm gazetecilerin medya çalışanlarının üye olduğu bir dernekleri yoksa güçlerini nereden

 

alacaklar kimden dayanışma bekleyecekler? Burada diğer gazete çalışanları neden destek vermiyor sorusunun da yanıtı yatıyor işte. Diğer gazete, medya çalışanları destek vermiyor çünkü tümü tek tek bireyler.. Bir sendikaları yok, ortak karar alabilecekleri platformları yok ve hiç kimse de tek başına çıkıp destek veremez.. Medyanın kurulu sistemi içerisinde gazeteciler zaten gazetecilik değil röportaj yapma fotoğraf çekme memurluğu yapmaktadırlar, kimlerle röportaj yapıp ne soracakları bile çoğu kez ellerine tutuşturulup yollanırlar. Gazete yayın politikalarında söz hakları zaten yoktur, neyin haber yapılacağına zaten karar veremezler ki gidip meslektaşlarına destek versinler.
 

    Elbette Star çalışanı, star emekçisi gücünü önce meslektaşlarından almalıydı diğer işçilerden almalıydı ama zamanında öyle bir kaygıları olmadığı için, örgütlü olamadıkları için bugün bir başınadırlar. Ha evet bir kaç örgütleri vardır örneğin Magazin Gazetecileri Derneği (Arada kokteyl yapıp ara sıra da kendi kendilerine ödül dağıtan bir örgüt) Bir cemiyetleri vardır arada takılıp barında bir iki kadeh bir şey içilecek bir cemiyet. Basın Konseyi ise onlara uzaydan gelmiş yaratıklar kadar uzak ara sıra kınama aldıkları donkişotlar şatosu, ya da medyanın karakol ünitesi  gibidir.

       Star çalışanları öte yandan tüm bunların sebebi olan ve şaibeli işlerle hem kendini hem de bu kurumu lekeleyen patronlarını alkışlamaya devam etmiyorlar mı? Önce yapmaları gereken bu patronun yakasına yapışıp hesap sormak değil mi? Ortada hesap sorulacak bir gelişmeler zinciri varsa hesap sormakda en yakın halkadan başlayıp dışa doğru gitmesi gerekir. Bu hesabın sorumluluğunu en yakındaki suçludan başlayarak sormak gerekirken tüm bu gelişmelerin baş sorumlusu Cem Uzan'ı alkışlıyorlarsa "Yoksa bütün bunlar bir şovun parçası mı? diye düşünmeden yapamıyoruz. Malum biz medyada şov ve düzmece haber izlemeye alışığız ve onlar da bu konunun en iyi organize edicisidirler"

  Acaba bu arkadaşların elinin altında bir TV kanalı olmasa nasıl seslerini nasıl duyuracaklardı açlık grevi yaptıklarından kaç kişinin haberi olacaktı? Belki taksimde yürümeye kalkacaklardı ve coplanıp dağıtılacaklardı bizde sinemaya giderken şahit olup bak işte gene bir avuç bölücü deyip geçecektik. Cem Uzan'ın telsim ve star dışında da şirketleri var, Çimento fabrikaları var kaçınızın aklına çimento fabrikasındaki işçiler ne alemde acaba diye sormak geliyor?  Ellerinin altında bir TV kanalı olunca her şey ne kadar kolay değil mi? Acaba daha önce güneş gazetesindeki gibi, günaydın gazetesi, ATV deki gibi bir sıkıntı, bir maaş ödenmemesi söz konusu olsaydı yani patronun sıkıntısı ile işçinin derdi farklı olsaydı o gazete yada TV'nin patronu işçilerinin eylemine böyle izin verecek ekrandan canlı yayın açlık grevi yaptıracak mıydı? Devlet kurumları el koyup BDDK soruşturmaya başlamadan patrondan ve yönetimden kaynaklanan sıkıntılar yaşasalardı acaba ekranı kendi işçilerinin eylemlerine açıp canlı yayın eylem yaptıracak mıydı bu medya patronu? ASLA!

    Şimdi patronun sıkıntısı da aynı paralelde hatta patron işçiden de sıkıntılı olunca son koz olarak işçilerini çalışanlarını sürdü sahneye ve  Türkiye'nin ilk canlı açlık grevi eylem şovu da Türkiye'nin ilk özel TV'sine nasip oldu!!! Star çalışanları bugüne dek pek sendikal mücadelede olmadıkları ve haberci olarak da fazla yansıtmadıkları için bilemeyebilirler ben onlara bir slogan öğreteyim de arada bağırsınlar "SUSTUK SUSTUKÇA SIRA BİZE GELDİ!

    Konuşmaktan aciz ve ezberlediği popilist söylevleri kürsüde okumaya alışık Cem Uzan eylem yapan işçileriyle konuşurken "Biz bu kanalda güzellik yarışmaları yapmayı başardık, biz bu kanaldan Türk kızının güzelliğini dünyaya sunduk, maç yayını yaptık" gibi saçmalıklar zırvaladı. Tabi ki "Biz bu kanalda demokrasinin beşiği olduk halkın yıllarca sesi olduk işçi haklarının savunucusu olduk şimdi biz aynı sorunlarla karşı karşıyayız ve demokrasinin, insan haklarının, işçinin, halkın sesi boğulmaya çalışılıyor" diyemez ki.
 

    Peki biz bu olayın neresindeyiz? İBŞT'de olup bitenler konusunda hararetli forumlara bir tek DT'li katılmıyorsa, DT'nin sonunu getirecek yasa tasarısına bir tek Şehir Tiyatrolu ses vererek destek olmuyorsa, hatta DT'lilerin girişimlerini gereksiz telaş sayıyorsa, Özel tiyatrolar tamamen tek tek kendi derdindeyse ortak bir mesleki örgütleri bile yoksa, Amatör Tiyatrolar bu sanatın kural dışı çocukları olarak görmezden geliniyor, heveskarlarla Amatörler özdeşleştirilip horlanıyorlarsa, Tiyatro dünyasının bir kısmı DT'leri haksız rekabetle kendilerini batıran kuruluşlar olarak görmekte ısrar edip kapatılma fikrine neredeyse alkış tutuyorsa..... vesaire vesaire vesaire..  Varın siz karar verin medyada yaşananlarla tiyatroda yaşanabileceklerin benzerliğine. Hani şu Hitler'in SS'leri tarafından fırına atılma sırası geldiğinde yardımına gelecek, sesini duyan hiç kimse kalmamış olan din görevlisini anlatan olayı da hatırlayarak...