|
Akşamları iş
sonrası gidilen bu Halk akademilerde çok ciddi eğitimler veriliyor,
bugünkü konservatuarlara eşdeğer, ama alternatif bölümleri de olan. İsteyene
müzik, isteyene tiyatro, isteyene çanak çömlek, incik boncuk tasarımı. Sanatın tüm kolları var bu akademilerde.
Sanata ilgi duymayanlar için alternatiflerde olacak elbet. Yani kısaca dostlar 12 yıllık zorunlu Temel eğitimden sonra herkes meslek
sahibi olmak için mesleki bir üniversiteye gidiyor, iş yaşamına atılıyor,
bu söz ettiğim Halk akademileri ise insanı insan yapan özellikler edinebilmesi
için iş yaşamı başladıktan sonra akşamları devam edebileceği halk akademileri.
Gelelim sonrasına
Bir mühendissiniz, muhasebecisiniz yada teknik eleman. işiniz bitti çıktınız.
kendinize seçtiğiniz ve akademide eğitimini aldığınız tutkunuzun artık
uygulayıcısı olmuşsunuz.
"Altıdan sonra tiyatro topluluğu"nun adındaki gibi altıdan sonra tiyatro
yapmaya, müzik yapmaya,dilerseniz çömlek yapmaya, dilerseniz
sadece evde resim yapmaya.
Televizyon
karşısında saatler geçirmek yok, barlarda saatlerce tünemek yok,
kahvehanelerde okey oynamak yok, salak futbol maçları izlemek yok. Yasak değil
elbette ama böyle hobilerin içinde olmak varken kim ne yapsın onları??? Sporu
seven seyretmiyor spor yapıyor, çünkü spor seyirlik bir gösteri değil fiziksel
bir aktivitedir. Yeteneği olan ve eğitimini alan para kaygısı
duymadan sanatını yapıyor. Akşam 5 den sonra boş duran mahallelerimizdeki bütün okullar
akşam saatlerinde (biraz masraf, biraz araç gereç ve tabi
eğitimcileriyle) birer halk akademisi oluveriyor..
Şu sayıda işçi
çalıştıran her firma çalışanlarına sosyal yada sportif faaliyet
gösterebilecekleri alanlar tesis etmek zorunda.. Şirketler profesyonellere yada
başka alanlara trilyonlar akıtmak yerine kendi bünyelerinde spor ve sanat
alanları kuruyor. Devlet yada belediye tiyatro işletmiyor. Devlet yada şehir
tiyatroları yok. Devletin sanat için yaptığı hizmet eğitimcilerin, teknik
elemanların maaşlarını karşılayıp kültür merkezleri açmak.
Kısaca sevgili
okurlar, sanat, edebiyat, spor ve benzeri insana özgü ve insan için yapılan
çalışmalar bir meslek olmaktan çıkıyor maddi kaygılardan ve beklentilerden
uzak olarak bir yaşam tercihi oluyor. Ne zaman ki hiç
kimse geçimini sanata bağlamamışsa, sanat eserinin satışı, pazarlanması
düşünülmüyorsa ancak o zaman gerçek anlamda özgür sanattan, özgür sanatçıdan
bahsedilebilir.
Bende biliyorum
elbetteki geçimini devlete bağlamış bir sanatçı
özgür olamaz..
Bende biliyorum ki özerklik de aslında
yüzde yüz özgürlük demek değildir, orada da alabildiğince haklarla donatılmış
bürokratlaşmış yönetimdeki sanatçıların tercihleri ve bazılarının bu yönetsel
tabakaya yaranma güdüleri harekete geçebilecektir.
Ama ben şunu da
biliyorum ki piyasa şartları, gişe geliri, vergiler, salon kiraları, elektrik,
reklam giderleri gibi maddi zorluklar altındaki özel tiyatrolar da asla ve asla
özgür değildir ve hatta iddia ediyorum ki Devlet Tiyatroları kadar dahi özgür
değildir.
Bu şartlar
onları piyasaya göre oynamaya götüren şartlardır, seyirci çekecek oyun seçmek,
manken oyuncu oynatmak, sponsoru memnun edecek oyunlar seçmek, okullara gidip
rüşvet/bağışlar vermek, devlet yardımı peşinde dolaşmak, dizilerde oynayıp
ayakta kalmaya çabalamak ve daha onlarca olumsuzluklar özel tiyatroların da
özgür olamadığının, sadece sanatsal kaygılarla hareket edemediğinin göstergesi
değilse nedir?
Bundan dolayı diyorum ki sanat profesyonel eğitim alınsa bile, sanatçı unvanı
taşınsa bile, uluslararası başarılara imza atacak yetkinlik ve ustalığa ulaşsa
bile sanatçı amatör olmalıdır sanat hiç kimsenin "iş"i olmamalıdır
hiç kimse geçimini sanattan sağlamamalıdır ancak o zaman
özgür sanattan söz edilebilir.
Peki bu olabilir mi? İnsanlar sanattan para kazanmadan tutarlı bir şekilde
sanat yapar mı?
Bence olur.
Unutmayın ki bu sitenin yapımcısının
uzunca bir dönem boyunca yazdığı her
satırdan oldukça iyi paralar aldığı da oldu, TV dizisi de yazdı, parodide yazdı
bugün de bunu yapabilir ama bugün bunu yapmayıp yazmak benim gençlik ve çocukluk
tutkumdu onu bu koşullarda "bu medyaya" satıp ihanet edemem deyip fiziki işçiliği
seçip üçüncü zaman dilimini ise tiyatrom yayıncılığına ayırdı ise demek ki
oluyormuş. Eğer ki ben günde 8-10 saat fiziki olarak çalışıp üstüne de amatör yayıncılık yapıyorsam ve sizler bu
yayıncılığı beğeniyorsanız, ben yeter yoruldum dediğimde "Hayır Ertuğrul
Timur buna hakkın yok bu siteyi sen açmış olabilirsin ama artık herkesindir,
sürdürmek zorundasın deme hakkını kendinizde buluyorsanız bende sanattan kimse
para kazanmamalı, bu işi gerçekten özgür olabilmek için bedava ve toplum
yararına yapmalıdır deme hakkını kendimde buluyorum
ve
bunda da çok ciddiyim. Var mısınız önümüzdeki 50 yıl içerisinde adım adım
sanatın meslek olmasının önüne geçilmesi, hiç kimsenin sanat satıcısı olmaması
için çaba sarf etmeye?
Evet buraya kadar benim ütopyamdı.
Ama bu ütopya
gerçekleşene dek dışarıda süren bir gerçek yaşam var ve biz beğensek de
beğenmesek de bu süren yaşamın içerisinde olmaya ve insan olarak yaşanan her
olay karşısında birey olarak tavrımızı ortaya koymaya mecburuz.
Hiç
birinizin söyleyeceği benim yukarıdaki ütopyamdan daha uçta, daha radikal
olmayacaktır çünkü ben devletten maaş alan sanatçıya değil sanattan para
alan herkese hayır diyorum. Ama kendi kafamızda kendi içimizde ne düşünürsek
düşünelim bugün dışarıda devlet tiyatrosu var ve bu devlet tiyatrolarına
bizlerle aynı nedenlerle değil farklı art niyetli nedenlerle kefen biçenler var
o halde şimdi yapılması gereken bu sanat kurumuna sahip çıkma zamanıdır. Hiç bir
büyük amaca bir tek adımda ulaşılamaz. Bugün var olanın mümkün olduğunca
özgürlüğünü savunmayan yarınki daha özgür bir yapılanmaları hedefleyemez
Düşsüz ve
amaçsız kalmayın sevgili dostlar..
|