Ahmet Ertuğrul Timur

aetimur@tiyatrom.com  


 

BANA GÖRE GERÇEK ÖZGÜR SANATIN TEK YOLU

Bugün size hiç söylemediğim ama içimden hep düşündüğüm bir sırrı paylaşarak yazıma başlamak istiyorum.

"Bana sorarsanız sanat bir meslek olmamalı" Hiç kimse ekmek parasını sanata bağlamamalı sanat asla bir iş kapısı olmamalı.

Hiç bir ressamın tablosu sadece bir kişinin malı olup bir kişinin evini süslememeli, bir yatırım aracı gibi görülüp satın alınıp depolarda saklanmamalı. Hiç bir oyuncu bakanlıktan, devletten yada bir tiyatro işletmecisinden maaş aldığı için sahneye çıkmamalı, sahneye çıkıp tutkuyla oyununu sahneleyen biri bunun karşılığında asla para almamalı.

Evet çok içten duygularla söylüyorum ki gerçek düşüncem budur sanat asla meslek olmamalı asla hiç kimse bir form doldururken "mesleği" sütununa sanatçı yazmamalı. Sanat yine olmalı, sanatçı liyakatı, sıfatı hak edenlere verilmeli, bu alanda öne çıkanlar teşvik edilip olanaklar sunulmalı, ona çeşitli kolaylıklar sağlanmalı ama meslek asla olmamalı... Sanatın eğitimcileri, akademisyenleri ve sanatın teknik yükünü omuzlayanlar hariç hiç kimse sanattan geçimini sağlamamalı.

Peki nasıl olmalı?

Bir ülke düşlüyorum, belli bir refah düzeyine ulaşmış insanlar iş güç sahibi. Yine işten yoruluyor ama zihinler bulanık değil, stres yok. Gün yine 24 saat.. üçte biri çalışma.., üçte biri uyku, yemek, ulaşım, tembellik hakkı.., hah işte geri kalan diğer üçte biri beni ilgilendiriyor. O üçte bir "asıl bizim olan zaman dilimi" Kendimiz için ve kendi tercihlerimiz doğrultusunda yaşayacağımız üçte biri.

 İşte o üçte birde herkes öncelikle bir yetişkinler okuluna gidiyor. Buna "Halk akademileri" deniyor. Bir nevi ikinci üniversite bunlar. İlk üniversite meslek sahibi olmak için, bu ikinciler ise birey artık öğrenciliği geride bırakıp toplum yaşamına katıldıktan sonra gönlüne, yeteneğine göre seçtiği ve dilediğince öğrenme hakkını kullandığı okullar.

 

Akşamları iş sonrası gidilen bu Halk akademilerde çok ciddi eğitimler veriliyor, bugünkü konservatuarlara eşdeğer, ama alternatif bölümleri de olan. İsteyene müzik, isteyene tiyatro, isteyene çanak çömlek, incik boncuk tasarımı. Sanatın tüm kolları var bu akademilerde. Sanata ilgi duymayanlar için alternatiflerde olacak elbet. Yani kısaca dostlar 12 yıllık zorunlu Temel eğitimden sonra herkes meslek sahibi olmak için mesleki bir üniversiteye gidiyor,  iş yaşamına atılıyor, bu söz ettiğim Halk akademileri ise insanı insan yapan özellikler edinebilmesi için iş yaşamı başladıktan sonra akşamları devam edebileceği halk akademileri.

 Gelelim sonrasına

Bir mühendissiniz, muhasebecisiniz yada teknik eleman. işiniz bitti çıktınız. kendinize seçtiğiniz ve akademide eğitimini aldığınız tutkunuzun artık uygulayıcısı olmuşsunuz. "Altıdan sonra tiyatro topluluğu"nun adındaki gibi altıdan sonra tiyatro yapmaya, müzik yapmaya,dilerseniz çömlek yapmaya, dilerseniz sadece evde resim yapmaya.

Televizyon karşısında saatler geçirmek yok, barlarda saatlerce tünemek yok, kahvehanelerde okey oynamak yok, salak futbol maçları izlemek yok. Yasak değil elbette ama böyle hobilerin içinde olmak varken kim ne yapsın onları??? Sporu seven seyretmiyor spor yapıyor, çünkü spor seyirlik bir gösteri değil fiziksel bir aktivitedir. Yeteneği olan ve eğitimini alan para kaygısı duymadan sanatını yapıyor. Akşam 5 den sonra boş duran mahallelerimizdeki bütün okullar akşam saatlerinde (biraz masraf, biraz araç gereç ve tabi eğitimcileriyle) birer halk akademisi oluveriyor..

Şu sayıda işçi çalıştıran her firma çalışanlarına sosyal yada sportif faaliyet gösterebilecekleri alanlar tesis etmek zorunda.. Şirketler profesyonellere yada başka alanlara trilyonlar akıtmak yerine kendi bünyelerinde spor ve sanat alanları kuruyor. Devlet yada belediye tiyatro işletmiyor. Devlet yada şehir tiyatroları yok. Devletin  sanat için yaptığı hizmet eğitimcilerin, teknik elemanların maaşlarını karşılayıp kültür merkezleri açmak.

Kısaca sevgili okurlar, sanat, edebiyat, spor ve benzeri insana özgü ve insan için yapılan çalışmalar bir meslek olmaktan çıkıyor maddi kaygılardan ve beklentilerden uzak olarak bir yaşam tercihi oluyor. Ne zaman ki hiç kimse geçimini sanata bağlamamışsa, sanat eserinin satışı, pazarlanması düşünülmüyorsa ancak o zaman gerçek anlamda özgür sanattan, özgür sanatçıdan bahsedilebilir.

Bende biliyorum elbetteki geçimini devlete bağlamış bir sanatçı özgür olamaz..

Bende biliyorum ki özerklik de aslında yüzde yüz özgürlük demek değildir, orada da alabildiğince haklarla donatılmış bürokratlaşmış yönetimdeki sanatçıların tercihleri ve bazılarının bu yönetsel tabakaya yaranma güdüleri harekete geçebilecektir.

Ama ben şunu da biliyorum ki piyasa şartları, gişe geliri, vergiler, salon kiraları, elektrik, reklam giderleri gibi maddi zorluklar altındaki özel tiyatrolar da asla ve asla özgür değildir ve hatta iddia ediyorum ki Devlet Tiyatroları kadar dahi özgür değildir.

Bu şartlar onları piyasaya göre oynamaya götüren şartlardır, seyirci çekecek oyun seçmek, manken oyuncu oynatmak, sponsoru memnun edecek oyunlar seçmek, okullara gidip rüşvet/bağışlar vermek, devlet yardımı peşinde dolaşmak, dizilerde oynayıp ayakta kalmaya çabalamak ve daha onlarca olumsuzluklar özel tiyatroların da özgür olamadığının, sadece sanatsal kaygılarla hareket edemediğinin göstergesi değilse nedir?

Bundan dolayı diyorum ki sanat profesyonel eğitim alınsa bile, sanatçı unvanı taşınsa bile, uluslararası başarılara imza atacak yetkinlik ve ustalığa ulaşsa bile sanatçı amatör olmalıdır sanat hiç kimsenin "iş"i olmamalıdır hiç kimse geçimini sanattan sağlamamalıdır ancak o zaman özgür sanattan söz edilebilir.

Peki bu olabilir mi? İnsanlar sanattan para kazanmadan tutarlı bir şekilde sanat yapar mı?

Bence olur.

Unutmayın ki bu sitenin yapımcısının uzunca bir dönem boyunca yazdığı her satırdan oldukça iyi paralar aldığı da oldu, TV dizisi de yazdı, parodide yazdı bugün de bunu yapabilir ama bugün bunu yapmayıp yazmak benim gençlik ve çocukluk tutkumdu onu bu koşullarda "bu medyaya" satıp ihanet edemem deyip fiziki işçiliği seçip üçüncü zaman dilimini ise tiyatrom yayıncılığına ayırdı ise demek ki oluyormuş. Eğer ki ben günde 8-10 saat fiziki olarak çalışıp üstüne de amatör yayıncılık yapıyorsam ve sizler bu yayıncılığı beğeniyorsanız, ben yeter yoruldum dediğimde "Hayır Ertuğrul Timur buna hakkın yok bu siteyi sen açmış olabilirsin ama artık herkesindir, sürdürmek zorundasın deme hakkını kendinizde buluyorsanız bende sanattan kimse para kazanmamalı, bu işi gerçekten özgür olabilmek için bedava ve toplum yararına yapmalıdır deme hakkını kendimde buluyorum

ve bunda da çok ciddiyim. Var mısınız önümüzdeki 50 yıl içerisinde adım adım sanatın meslek olmasının önüne geçilmesi, hiç kimsenin sanat satıcısı olmaması için çaba sarf etmeye?

Evet buraya kadar benim ütopyamdı.

Ama bu ütopya gerçekleşene dek dışarıda süren bir gerçek yaşam var ve biz beğensek de beğenmesek de bu süren yaşamın içerisinde olmaya ve insan olarak yaşanan her olay karşısında birey olarak tavrımızı ortaya koymaya mecburuz.

Hiç birinizin söyleyeceği benim yukarıdaki ütopyamdan daha uçta, daha radikal olmayacaktır çünkü ben devletten maaş alan sanatçıya değil sanattan para alan herkese hayır diyorum. Ama kendi kafamızda kendi içimizde ne düşünürsek düşünelim bugün dışarıda devlet tiyatrosu var ve bu devlet tiyatrolarına bizlerle aynı nedenlerle değil farklı art niyetli nedenlerle kefen biçenler var o halde şimdi yapılması gereken bu sanat kurumuna sahip çıkma zamanıdır. Hiç bir büyük amaca bir tek adımda ulaşılamaz. Bugün var olanın mümkün olduğunca özgürlüğünü savunmayan yarınki daha özgür bir yapılanmaları hedefleyemez

Düşsüz ve amaçsız kalmayın sevgili dostlar..