TİYATRO'DA GENÇLİK RÜZGARI - 2


A.Ertuğrul Timur                 aetimur@mynet.com                aetimur@tiyatrodergisi.com.tr


           4 aydan bu yana daha yoğun bir şekilde gençlik tiyatroları konusunu gündeme getirdim, farklı platformlarda bu konuda girişimler başlatılmasının öncülerinden oldum. Ama neredeyse pes etme noktasına da geldiğimi söylemeliyim. Acaba aslında tiyatromuzun da gençliğin de böyle bir sorunu yok mu gerçekten deme noktasına geldim.

          Gençlik Tiyatrosu konusunda düşüncelerimi ilk kez ASSITEJ Türkiye üyelerinin oluşturduğu mail grubu içerisinde dile getirmeye başlamıştım. ASSITEJ Bildiğiniz gibi Uluslararası Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Birliğidir. Ortada bir gençlik tiyatroları örgütü olduğu için, ve bende burada üye olduğuma göre bu konunun öncelikli olarak ele alınması gereken adres olarak ASSITEJ'i görmüştüm doğal olarak.

           ASSITEJ Türkiye her biri alanında çok verimli işlere imza atan oldukça değerli üyelere sahip bir örgütlenmedir. Fakat ülkemizde gençlik tiyatroları örneğinin pek olmaması yada Çocuk tiyatromuzdaki gerçekten çok vahim gerçeklerin varlığı nedeniyle Gençlik Tiyatrosu maalesef ASSITEJ bünyesinde biraz göz ardı edilmiş bir alandı. Bu nedenle ASSITEJ bünyesinde gerçekleştirdiğimiz toplantılarımız sürekli çocuk tiyatrolarının gölgesinde kaldı uzun süre. Hatta öyle ki Gençlik Tiyatroları için yıllarca öncülük etmiş değerli yazarımız Ahmet Önel'in kaleme aldığı en son 20 Mart Dünya Çocuk ve Gençlik Tiyatroları bildirisinde Gençlik Tiyatrosunun başlıktan sonra isim olarak dahi hiç anılmaması da ASSITEJ Türkiye'nin adeta sadece Çocuk Tiyatrolarıyla özdeşleşmiş bir durumda olduğunu gösteriyordu sanki.

Bu nedenle Gençlik Tiyatrolarını tartışmaya başlamamızın hemen ardından ASSITEJ-Türkiye bünyesinde hemen bir Gençlik Komisyonu kuruldu. Böylece Çocuk Tiyatrosunu elbette önemseyen ama Gençlik Tiyatrosu alanında özellikle çalışma yapacak bir oluşum başlatılmış oldu.

Gençlik Tiyatrosu kavramını Çocuk Tiyatrosu'nun gölgesinden çıkararak gündeme sokmayı tam başardık diyorduk ki bu kez yeni bir ikilem yaşanmaya başladı. "Gençlik Toplulukları" , "Gençlik Oyunları"

Ortada oluşmuş, şekillenmiş, hatları çizilmiş, ve örnekleri olan bir Gençlik oyunu kavramı olmayınca bu kez bu olmayan şeyin üzerine olan çıkmaya başladı. Yani Gençlik toplulukları baskın gelmeye başladı.

ASSITEJ'in gençlik Tiyatrosu kavramına yaklaşımı "Gençlik için yapılan yada gençler tarafından yapılan Tiyatro çalışmalarının tümü" şeklindedir. Ve elbette ki gençlerin yaptığı tiyatro çalışmaları da Gençlik Tiyatroları örgütü olan Assitej'in ilgi alanı içerisinde olacaktır, olmalıdır.

Ama 4 ayda geldiğimiz noktada benim fark ettiğim şudur ki Gençlik Toplulukları her ne kadar bizim ilgi alanlarımızın en önemlilerinden biri olsa da Gençlik Topluluğu ve Gençlik oyunlarının da kesinlikle ayrı ayrı ele alınması gerekmektedir, ayrı platformlarda dile getirilmesi gerekmektedir.

Bu kanıya nereden vardım?

 

Öncelikle eğer bizler Gençlik topluluklarını ve gençlik oyunlarını bir platforma tıkıştırmaya kalkışırsak

1- Profesyonellere kaçamak alanı yaratıyoruz ve Gençler gençlik oyunu yapsın tabi ki.. Onlar kendi sorunlarını zevklerini tarzlarını sahneye taşısın. Devlet Tiyatroları yada şehir tiyatrolarıyla yarışır gibi klasikleri oynamalarının ne alemi var tarzı bir yaklaşım görebiliyoruz.

2- Tiyatro yapan gençler yani başta okul grupları olmak üzere genç topluluklar biz gençlik oyunundan söz ettiğimizde sanki bunun onları gençlik oyunları oynamaya zorlama, onları sadece bir alana sıkıştırmak gibi algılayıp reaksiyon gösterebiliyorlar. (Düzenlediğimiz son panelde de bunu açık gördük)

Bu anlamda birinci maddede geçen profesyonellerin "gençler gençlik oyunu oynasın" yaklaşımı elbette yanlıştır. Eğer bu mantık doğru olsaydı çocuk tiyatrosunu da çocuklara oynatmak gerekirdi.

İkinci maddeye gelirsek, Tiyatro yapan gençlerin gençlik tiyatrosu tartışılırken gösterdiği reaksiyonu çok haklı buluyorum. Her gençlik topluluğu aynı zamanda birer amatör topluluktur. Ve amatör toplulukları da bir alana sıkıştırmak, siz ille de şu tarzı oynamalısınız diye zorlamak yanlış olacaktır.

    Öte yandan tiyatro yapan gencin "hizmet vermek" gibi bir yükümlülüğü yoktur. Yani seyircisine, yada diğer gençlere hizmet vermek üzere orada değillerdir, bu onların mesleği, kazanç kaynağı değildir. Onlar tiyatro yapmak istedikleri için, önce bireysel isteklerinden dolayı yani "kendileri için" oradadırlar. Ve muhtemelen 3-4 yıl tiyatro yapıp belki de okulun bitimiyle birlikte bir daha tiyatro yapma olanağı da bulamayabileceklerdir. Onlar sadece istedikleri için, sosyal bir hobi yada kendini geliştirme yolu olarak bulundukları topluluklarında elbette klasik de oynamak isteyebilir, karşıt tiyatro, deneysel tiyatro örneklerini de yapmak isteyebilir. Bu tamamen kendi tercihleri ve kendi seçimleri olacaktır, olmalıdır da.

O halde "Gençlik Topluluklarını" ülkemizde ihtiyaç olarak gördüğümüz gençlik edebiyatı, gençlik oyunları gibi olgular içinde anmak çok doğru olmayacaktır. Bu onların sorunu değildir, Gençlik toplulukları gençlik oyunu oynamakla ne yükümlüdürler, ne de olması gereken bu değildir.  Onların sorunları farklıdır ve bu sorunları kendi platformu içinde "Gençlik Toplulukları" başlığı altında araştırıp tartışmak daha doğru olacaktır.

Elbette ki tiyatro yapan gençlerin kendi sorunlarından, kendi fikirlerinden ve kendi çağından beslenip kendisinden yola çıkarak gençlik oyunlarını sahneye taşıması tercih edilecek bir durumdur. Ama ortada çok fazla oyun örneği yokken ve ortada sadece "Ah şu Gençler" , "Çürük Elma" gibi bir kaç örnek varken onların buna yönelmesini ve gençlik oyunlarıyla sınırlı kalmalarını istemek haksızlıktır. Önce bu hizmeti profesyoneller vermelidir, önce yazarlar bu hizmeti vermelidir, önce kurumlar bu hizmeti vermelidir. Ortada tiyatral değeri de yüksek deneysel, karşıt, epik yada her ne tür aklınıza gelirse çok sayıda gençlik oyunu örnekleri oluşursa gençlik toplulukları da elbette bu yöne kendiliklerinden daha fazla eğilecektir.

Bir diğer hata ise Gençlik oyunlarının gereğinden söz ederken en azından tiyatro kültürü almış oldukları için öncelikle Gençlik topluluklarını yanımızda görelim düşüncesi de sanırım bizi yanılgılara götürecektir. Zira ister üniversiteli, ister liseli olsun tiyatro yapan gençler artık belli bir tiyatro dilini yakalamış belli bir tiyatro kültürü oluşmuş bir gençliktir ki bunlar artık tiyatro dünyası olarak hizmet götüreceğimiz sokaktaki milyonlarca diğer gençlere ölçüt olamayacaklardır. Bu çoktan Gorki okumaya başlamış birisinin önüne senin yaşın 17, bak bunları okumalısın deyip bir düzine İpek Ongun kitabı koymak gibi olacaktır. Edebiyat da kendini hızla geliştirip belli bir yol almış birisi için belki artık bunlar fazla gerekli görülmeyecektir, "Neden gençlik edebiyatı ayrımı yapılsın ki?" karşı çıkışı  bu belli düzeye ulaşmış genç için haklı bir karşı çıkış olacaktır. Oysa dışarıda binlerce bu yaştaki genç için onların psikolojisi, onların dilini, onların zevklerini ve heyecanlarını dikkate alarak yazılmış bu kitaplar bir başlangıç olarak ilgi çeken eser olarak gelebilecektir. (Ki satışlarına bakarsak geliyor)

Aynen yukarıdaki Gorki/İpek Ongun örneklerinden yola çıkarsak, Aristophanes'in "Lysistrata"sını, Cehov'un "Martı"sını, George Orwell'in Hayvan Çiftliğini özümsemiş, bununla kalmayıp çıkıp oynamış birileri için Gençlik oyunu ihtiyaç olarak görülmeyebilir. Ama öte yandan dışarıda tiyatroya sadece seyirci olarak giden hele ki gitmeyen, tiyatro dünyasının ulaşmadığı, yakalayamadığı milyonlarca genç vardır. Bunların belli bir tiyatro kültürüne erişebilmeleri için önce tiyatro onları çekebilmelidir. Onları tiyatro seyircisi yapabilmelidir. Popülizme kaymadan bu gençlerin dilini, heyecanını ve psikolojisini yakalayabilmelidir. Kapıdaki afişinden başlayarak,  afişin altında yazan müziğe, sahnede kullanılan ışıkların renginden oyunun metnine dek bu gençliği yakalamaktan söz ediyoruz. Eğer bugün gençlik oyunları ile bu gençleri "seyirci" yapmayı başarırsak bu sadece gençlerin ve gençlik tiyatrolarının değil Türk tiyatrosunun da hayrına olacaktır.

Eğer ki çocuk oyunlarının gereğinden söz ediyorsak, çocuklar için oyunlar yazılmasından, sahnelenmesinden söz ediyorsak gençlik içinde bu şarttır. Eğer 6-7-10-11 yaşları için onların dili ve psikolojisine uygun oyun diye bir şeyler söylüyorsak 12-13 yada 16-17 yaşında bir psikolojisi var, bir dili var onu nasıl görmezden gelebiliriz?

Muhsin Ertuğrul Çocuk tiyatrolarını yarının seyircilerini yetiştirme alanı gibi görmüş. Onun bu görüşüne tam olarak katılmam mümkün değil. Çocuk tiyatrosu sırf çocukların ayağı tiyatroya alışsın diye olamaz tabi ki. Tiyatro birey için varsa çocuk tiyatrosu da o alanda o yaştaki birey için var. Ama Muhsin Ertuğrul'un sözü de hepten yanlış değil elbette. Eğer bir birey henüz çocukken tiyatro alışkanlığı edinirse büyükken de bunu ihtiyaç olarak görmesi doğal. Peki ama biz bu yetişen bireye 5-6 yada 10-11 yaşına dek tiyatroya gitme alışkanlığı verelim, sonra 11 yaşından itibaren görmezden gelelim en az 8-9 yıl süren ilk gençlik döneminde onlar için onların dilinde hiç bir şey vermeyelim beklemeye alalım. Bu nasıl bir tiyatro alışkanlığı vermektir? Siz bir çocuğu 12 yaşından başlayarak 10 yıl anasından ayırırsanız artık anasızlığa bile alışacaktır değil ki tiyatro...

Konumuza dönersek

Gençlik topluluklarının ve gençlik oyunlarının ayrı anılmasının gereğinden söz ediyordum.

Bildiğiniz gibi 21 Mayıs 2006'da İBŞT (İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları) Gençlik Günlerinin devamında Şehir Tiyatrolarının bizlere Kadıköy Haldun Taner salonunu açmasıyla "Gençlik ve Tiyatro" başlıklı bir panel düzenledik. Panel başlığımız çok geniş kapsamlıydı ama asıl üstünde daha çok durmaya çalıştığımız konu "Gençlik için oyun" konusuydu.

Paneli düzenlemeye karar verdiğimizde Şehir Tiyatroları sanatçısı, ASSITEJ Türkiye Merkezi Başkan vekili, ve Anatole Sokak Oyuncuları kurucularından olan Sevgili Ümran İnce ile kıyasıya kapıştık kimlerin panelist olacağı konusunda. Ben çok sevdiğim isimler olmasına rağmen önerilen bazı isimlere itiraz ettim. Bu itirazlarım aslında Gençlik oyunu ihtiyacının altını çizmek olan bu panelin Gençlik oyunlarından çok gençlik toplulukları sorunları, hedefleri paneline dönüşmemesi adınaydı. Benim için bu panelin önceliği seyirci yada seyirci bile olmayan gençler için tiyatro yapılması fikrini yerleştirmekti. İşte bu nedenle sizlere belki de ilginç gelecek iki isim önerdim. Perihan Mağden yada İpek Ongun'du bu isimler. Evet bunlar hiç tiyatro oyunu yazmamıştı belki ama yazdıkları kitaplar (sizler belki beğenirsiniz belki beğenmezsiniz ama) onlarca gencin elinde dolaşan kitaplardı ve belki bunlar sayesinde gençlerin dilini, heyecanını yakalayabiliriz bazı ipuçları elde edebiliriz ve yararlanabiliriz diye düşündüm.

Perihan Mağden'in bir kaç yıl önce tiyatro için sarf ettiği sözler elbette tiyatro dünyası için ağır gelen sözlerdi ve ben de bu sözleri hala sorgulayabilirim. Ama öte yandan Onun yazdığı "İki Genç Kızın Romanı"nın sinemadan da çok sahneye yakışacağını, çok kolayca oyunlaştırılacağını da hep düşündüm doğrusu. Ve bu kitabın yayınlandığı dönemde yüzlerce gencin başucu kitabı olduğunu yüzlerce genç tarafından okunduğunu da biliyorum, kısmen gözlemledim de. Yine bu kitabın didaktik olmadan, reçeteler koymadan, politik göndermeler yapmadan ama günümüz gençlerinin reel sorunlarından bir yansıma olduğunu da biliyorum. İşte bu nedenle doğrusu ya bu panelde Sayın Perihan Mağden'in olmasını gerçekten istedim. Yoğun bir didaktiklik tuzağına düşmeden gençlerden yola çıkıp gençleri yakalayan dil konusunda bir keşfe götürebilirdi bizi.

Tabi kime bu düşüncemi açtımsa bu isme itirazlar geldi . Daha çok onun tiyatroya yaklaşımından kaynaklanan, gelip sonra köşe yazısında dalgasını geçeceği endişesinden, Gelirse salonda asıl konunun bırakılıp Perihan Mağden'in tiyatroya bakışının yargılanmaya başlanacağından, zaten kendisinin de bu panele gelmeyeceğinden, onun söyleyecek çok fazla fikri olduğunu düşünmeyenlerden ve daha bazı nedenler sıralayanlardan sonra benim ısrarım da bir yere dek sürdü ve çoğunluk düşüncesini dikkate alarak bu düşünceden vazgeçtim. Bilmem böyle bir öneriye sayın Mağden olumlu yanıt verir miydi?

Yine özellikle ilk gençlik dönemini yaşayan genç kızlar tarafından çok okunan İpek Ongun'dan da aynı şekilde bir yarar sağlayabileceğimizi düşünmüştüm ama Mersin'de yaşadığını öğrendiğimiz sayın Ongun'a da ulaşamadık bu süreçte.

Gençlerin dilini yakalamış bir yazarı mutlaka istiyordum. Böylece neden gençler için ayrı bir metin, gençler için ayrı oyun ve nasıl bir dil, nasıl bir yaklaşım sorularına çözüm aramaya bu sınanmış örneklerden ulaşabilirdik. Gençlik oyunu yazarının çok az olduğu ülkemizde edebiyatta az da olsa örnekler vardı bunların deneyimlerinden yararlanabilirdik. Bunu başaramayınca Sevgili Ümran'dan Coşkun Irmak önerisi geldi. Ülkemizin en fazla gençlik oyunu yazmış (3 adet) oyun yazarı olarak aramızda olması son derece yararlı olacaktı. Bizi kırmadı ve geldi değerli düşüncelerini bizimle paylaştı.

Diğer panelistlere de kısaca değinirsem,

Sayın Yardımcı Doçent Doktor Tülin Sağlam ülkemizdeki tek gençlik tiyatroları örgütünün başındaki kişi olarak Yani ASSITEJ başkanı olarak orada olmalıydı, bunda her birimiz itirazsız hemfikirdik. İtiraf etmeliyim ki diğer akademisyen konuğumuz Yrd. Doç. Dr. Mustafa Sekmen' e ben önce itiraz ettim. Sayın Sekmen bir kaç yıldır tanıdığım son derece sevip, saygı duyduğum çok naif çok değerli bir hocadır. Peki neden itiraz ettim? önce Tülin hocam ASSITEJ başkanı, ben ASSITEJ üyesiyim ve bizler zaten ASSITEJ bünyesinde saatler günler süren toplantılar tartışmalar yaşadık, yaşayacağız. Ama bu panel bir ASSITEJ paneli olmasın biraz kendimiz dışındakilere açılalım isteğindeydim. Yine bir ASSITEJ üyesi olan Mustafa Sekmen hocamla panel fazla ASSITEJ damgalı olabilirdi. Öte yandan sayın hocamın (ve neredeyse tüm ASSITEJ'lilerin) genelde çocuk tiyatrosu ağırlıklı çalışmaları öne çıkıyordu Gençlik Tiyatrosu anlamında fazla ilgisini bilmiyordum açıkçası. Ama Sayın Mustafa Sekmen hocamın aynı zamanda Uluslararası Üniversite Tiyatrosu üyesi olduğunu öğrenince tamam dedim, işte bu kimliğinden dolayı aramızda olmalı gerçekten.

İBŞT Genel Sanat Yönetmeni Nurullah Tuncer'de tartışmasız ortak düşünceyle panelistlerimiz arasında idi. Hem ev sahibi olarak, hem de ülkemizin en büyük ödenekli tiyatrolarından birinin başındaki en yetkili kişi olarak orada olmalıydı. Ödenekli tiyatroların Gençlik oyunlarına bakışını görmek, ve bu bakışı belki de biraz daha Gençlik oyunlarından yana çevirebilmek için orada olmalıydı.

Panelimizde iki de Genç arkadaşımız vardı. Gençler adına panel düzenleyip de gençlere söz hakkı vermemek olmazdı. Bu arkadaşları seçimimiz nasıl oldu kısaca bahsetmek gerekirse Bilgi Üniversitesi Tiyatro Candela yönetmeni Bora Severcan ismi benim önerimdi. Bora'nın olmasını sadece bir genç olduğu için yada bir Gençlik topluluğunu yönettiği için istemedim. Onun olmasını istememin asıl nedeni bu yıl bir Gençlik Müzikali yani "Hair"i sahnelemiş olmaları idi. Böylece bir gençlik oyununun yarattığı etkiyi, gençlerin gençlik oyununa gösterdiği ilgiyi, sahnede gençlik oyunu çalışmanın hazzını, ve daha pek çok olguyu bize taşıyacaktır diye düşündüm. Yani Bora severcan ismi de panelin daha fazla "Gençlik Oyunu" ekseninde sürmesi adına doğru bir isimdi. İkinci Genç isim önerisi ise Sevgili Ümran'dan geldi ve Yıldız Teknik Üniversitesi Tiyatro topluluğu yönetmeni Önder Öndemir de panelistlerimiz arasında yer aldı. Neden onlarca üniversite yada lise topluluğundan bir başkası değil de Önder Öndemir di diye bir soru aklınıza gelirse bunun yanıtını sevgili Ümran'dan sorarız ama benim açımdan özel bir nedeni yoktu, Gençlikle ilgili bir panelde en azından genç panelist sayısı bir fazla olması doğru olacaktı ve bunun Önder Öndemir olmaması için de bir neden yoktu. Önder 14 yıllık tiyatro geleneğine sahip bir okul topluluğunun temsilcisi idi, farklı tarzları deneyen bir topluluğun temsilcisiydi, ve alternatif düşünceleriyle de panele zenginlik kattı.

Şimdi gelelim orasından burasından bardağın hem dolu hem de boş taraflarını görmeye çalışarak ve cevap haklarını saklı tutarak "Gençlik ve tiyatro" genel başlığını irdelemeye.

Gençlik ve Tiyatro kapsamında ilgili olduğunu düşündüğüm kişi yada oluşumları alt alta sıralamaya çalışacağım, umarım atlamam.

ASSITEJ :

(BOŞ) Bunca yıldır Çocuk ve Gençlik Tiyatroları alanında örgütlü olmasına karşın kapsamında olması gereken "gençlik" kısmını göz ardı etmesi

(DOLU) Bu eleştiriyi gündeme getirmemizin hemen ardından konuya sıcak bakıp 2 günlük bir toplantının arından hemen  "ASSITEJ Gençlik Komisyonu"nun kurulması

ASSITEJ GENÇLİK KOMİSYONU

(BOŞ) Benim de üyeleri arasında olduğum ASSITEJ Gençlik Komisyonunun yaş ortalamasının 50'nin üzerinde olması. Karşılıklı etkileşimi sağlamak ve doğru hedefleri önüne koymak üzere bünyesine hemen gençleri ve gençlikle ilgili olduğuna inandığı tiyatro çevrelerini katmalıydı. ASSITEJ bir sivil toplum örgütüdür ve sivil toplum örgütleri gücünü, enerjisini kitlesinden alır, bunun uzantısı olan bir komisyonda kendi kitlesini, oluşumunu derhal başlatmalı ve gençlik tiyatroları ile bu konuyla ilgili taraflarla kucaklaşmalı, bünyesine katmalıydı. Bir sivil toplum örgütü, bir mesleki dayanışma örgütü olarak toparlayıcı olma hedefine yönelmeyince geçen 4 aylık sürecin başında da sonunda da hiç bir yaptırım gücü olmayan 8 üye ile kaldı. Teorileri, hedefleri, amaçları ve gereken tanımlamaları ancak konunun muhataplarını bünyesine kattıktan sonra demokratik şekilde belirlemesi gerekirken önce teoriler, tanımlamalar, amaç, hedef belirlemelerine öncelik verip sahadan uzak kaldı. Toplam 4 aylık geçmişi olan komisyon bunun son 2 ayında ise toplantı gerçekleştiremedi.

(DOLU) Bünyesinde tümü de bu konuda gönüllü hizmet vermeye hazır üyeleri olan bir komisyonun kurulmuş olması ve tümünün aynı amaçla gençlik için yola çıkmış olması. Halen bu üyelerin zaten bu alanda önemli girişimleri olması. Komisyonun karar alıp uygulamakta zorlanan hantal bir yapıya düşmeden Bu tek tek yapılan faaliyetlerin tarafı ve toparlayıcısı olmayı başarması.

 

İGTD (İstanbul Gençlik Tiyatroları Dayanışması)

4-5 Yıl öncesi Önce İATP (İstanbul Alternatif Tiyatrolar Platformu) ye bağlı olarak İLTP (İstanbul Lise Tiyatroları Platformu) adı altında bir araya gelen lise topluluklarından bazılarının (Sakıp Sabancı Anadolu Lisesi, Beşiktaş Atatürk Anadolu Lisesi, Galatasaray Lisesi gibi) bu platformdan ayrılarak oluşturdukları bir örgütlenme girişimiydi. Önceleri zaman zaman toplantılar ve ortak workshoplar yapan bu topluluklar daha sonra bunu sürdüremeyerek sessiz sedasız dağılmışlardı. Geçtiğimiz bir kaç aydır ise başta Beşiktaş Atatürk Anadolu Lisesinin tiyatro yönetmeni sayın Ali Kırkar ve yine bu topluluğun mezunlarından Erdal Kantarcı'nın çabasıyla yeniden kurulması gündeme gelmiştir.

(DOLU) Böyle bir örgütlenmenin başlatılmış olması, kısa zamanda Gençlik tiyatro çalışmaları alanında deneyimli isim Haluk Şevket Ataseven ile gerçekleştirilen atölye çalışması

(BOŞ) Henüz yolun çok başında. Bünyesine kattığını varsaydığı topluluklarla homojen bir örgütlenmeyi başarabilmiş değil. Örneğin örgütlenmenin öncülüğünü yapan Erdal Kantarcı'nın örgütlenmeye kattığını varsaydığı 5-6 lisenin adını defterini açmadan hatırlayamaması da henüz tam bir benimsenmiş oturmuş bir örgütlülük olmadığını gösteriyor. Yine İGTD'nin kuruculuğunu üstlenmiş BAALOY Beşiktaş Atatürk Anadolu Lisesi Oyuncularının bazılarının İGTD adını duyunca "İGTD ne?" diye sormaları da manidar ve Liseli tiyatro yapan gençler adına olduğu varsayılan bu örgütlenmenin henüz Liseli Gençlere mal olmadığının ve topluluk yönetmenleri bazında kaldığının bir işareti olsa gerek. Diğer yandan

(DOLU) Bu yılki gençlik festivallerinde adından söz ettirmesi

(BOŞ) Bu yılki Gençlik Tiyatroları Festivaline İGTD adını kullanarak katılmalarına karşın bu katılımın İGTD kararı alınmadan yapılmış olması. Örneğin Terakki Vakfı Kapanış Bildirisi altına İGTD imzası atılmıştır ama ortak karar almak bir yana İGTD üyesi Galatasaray Lisesi Topluluğunun böyle bir etkinlikten haberi dahi olmadığı açıklaması gelmiştir. Bu etkinliklerde İGTD adıyla yer alınması kararı o gün orada olan yada olmayan diğer tüm okullarla birlikte alınmış mıdır? Bu mümkün olmadıysa bile böyle bir etkinlik yapılacağı diğer okul temsilcilerine bildirilmiş midir?

(DOLU) Bu yılki gençlik festivallerinde adından söz ettirmesi

(BOŞ) İGTD adıyla katıldığı festivaller "yarışmalı" festivaldir ve bildiğimiz kadar İGTD nin ilk döneminde de yeni döneminde de yarışmalı Festivallere karşı bir yapılanma söz konusudur. Okulların tek tek karşı da olsalar bu festivallere katılmalarının kendilerine göre bir açıklaması olabilir yada kendi sorumluluklarındadır fakat bir örgütün, oluşumun  karşı olduğu bir tarza kendi imzası ile etkinlik yaparak destek vermesi tartışılır bir durumdur.