|
Öncelikle eğer bizler Gençlik topluluklarını ve gençlik
oyunlarını bir platforma tıkıştırmaya kalkışırsak
1-
Profesyonellere kaçamak alanı yaratıyoruz ve Gençler
gençlik oyunu yapsın tabi ki.. Onlar kendi sorunlarını
zevklerini tarzlarını sahneye taşısın. Devlet
Tiyatroları yada şehir tiyatrolarıyla yarışır gibi
klasikleri oynamalarının ne alemi var tarzı bir yaklaşım
görebiliyoruz.
2-
Tiyatro yapan gençler yani başta okul grupları olmak
üzere genç topluluklar biz gençlik oyunundan söz
ettiğimizde sanki bunun onları gençlik oyunları oynamaya
zorlama, onları sadece bir alana sıkıştırmak gibi
algılayıp reaksiyon gösterebiliyorlar. (Düzenlediğimiz
son panelde de bunu açık gördük)
Bu
anlamda birinci maddede geçen profesyonellerin "gençler
gençlik oyunu oynasın" yaklaşımı elbette yanlıştır. Eğer
bu mantık doğru olsaydı çocuk tiyatrosunu da çocuklara
oynatmak gerekirdi.
İkinci
maddeye gelirsek, Tiyatro yapan gençlerin gençlik
tiyatrosu tartışılırken gösterdiği
reaksiyonu çok haklı buluyorum. Her gençlik topluluğu
aynı zamanda birer amatör topluluktur. Ve amatör
toplulukları da bir alana sıkıştırmak, siz ille de şu
tarzı oynamalısınız diye zorlamak yanlış olacaktır.
Öte
yandan tiyatro yapan gencin "hizmet vermek" gibi bir
yükümlülüğü yoktur. Yani seyircisine, yada diğer
gençlere hizmet vermek üzere orada değillerdir, bu
onların mesleği, kazanç kaynağı değildir. Onlar tiyatro
yapmak istedikleri için, önce bireysel isteklerinden
dolayı yani "kendileri için" oradadırlar. Ve muhtemelen
3-4 yıl tiyatro yapıp belki de okulun bitimiyle birlikte
bir daha tiyatro yapma olanağı da bulamayabileceklerdir.
Onlar sadece istedikleri için, sosyal bir hobi yada
kendini geliştirme yolu olarak bulundukları
topluluklarında elbette klasik de oynamak isteyebilir,
karşıt tiyatro, deneysel tiyatro örneklerini de yapmak
isteyebilir. Bu tamamen kendi tercihleri ve kendi
seçimleri olacaktır, olmalıdır da.
O halde
"Gençlik Topluluklarını" ülkemizde ihtiyaç olarak
gördüğümüz gençlik edebiyatı, gençlik oyunları gibi
olgular içinde anmak çok doğru olmayacaktır. Bu onların
sorunu değildir, Gençlik toplulukları gençlik oyunu
oynamakla ne yükümlüdürler, ne de olması gereken bu
değildir. Onların sorunları farklıdır ve bu
sorunları kendi platformu içinde "Gençlik Toplulukları"
başlığı altında araştırıp tartışmak
daha doğru olacaktır.
Elbette
ki tiyatro yapan gençlerin kendi sorunlarından, kendi
fikirlerinden ve kendi çağından beslenip kendisinden
yola çıkarak gençlik oyunlarını sahneye taşıması tercih edilecek bir durumdur. Ama ortada çok fazla oyun
örneği yokken ve ortada sadece "Ah şu Gençler" , "Çürük
Elma" gibi bir kaç örnek varken onların buna yönelmesini
ve gençlik oyunlarıyla sınırlı kalmalarını
istemek haksızlıktır. Önce bu hizmeti profesyoneller
vermelidir, önce yazarlar bu hizmeti vermelidir, önce
kurumlar bu hizmeti vermelidir. Ortada tiyatral değeri
de yüksek deneysel, karşıt, epik yada her ne tür
aklınıza gelirse çok sayıda gençlik oyunu örnekleri
oluşursa gençlik toplulukları da elbette bu yöne
kendiliklerinden daha fazla eğilecektir.
Bir
diğer hata ise Gençlik oyunlarının gereğinden söz
ederken en azından tiyatro kültürü almış oldukları için
öncelikle Gençlik topluluklarını yanımızda görelim
düşüncesi de sanırım bizi yanılgılara götürecektir. Zira
ister üniversiteli, ister liseli olsun tiyatro yapan
gençler artık belli bir tiyatro dilini yakalamış belli
bir tiyatro kültürü oluşmuş bir gençliktir ki bunlar
artık tiyatro dünyası olarak hizmet götüreceğimiz
sokaktaki milyonlarca diğer gençlere ölçüt
olamayacaklardır. Bu çoktan Gorki okumaya başlamış
birisinin önüne senin yaşın 17, bak bunları okumalısın
deyip bir düzine İpek Ongun kitabı koymak gibi
olacaktır. Edebiyat da kendini hızla geliştirip belli
bir yol almış birisi için belki artık bunlar fazla
gerekli görülmeyecektir, "Neden gençlik edebiyatı ayrımı
yapılsın ki?" karşı çıkışı bu belli düzeye
ulaşmış genç için haklı bir karşı çıkış olacaktır. Oysa dışarıda
binlerce bu yaştaki genç için onların psikolojisi,
onların dilini, onların zevklerini ve heyecanlarını
dikkate alarak yazılmış bu kitaplar bir başlangıç olarak
ilgi çeken eser olarak gelebilecektir. (Ki satışlarına
bakarsak geliyor)
Aynen
yukarıdaki Gorki/İpek Ongun örneklerinden yola çıkarsak, Aristophanes'in "Lysistrata"sını,
Cehov'un "Martı"sını, George Orwell'in Hayvan Çiftliğini
özümsemiş, bununla kalmayıp çıkıp oynamış birileri için
Gençlik oyunu ihtiyaç olarak görülmeyebilir. Ama öte
yandan dışarıda tiyatroya sadece seyirci olarak giden
hele ki gitmeyen, tiyatro dünyasının ulaşmadığı,
yakalayamadığı milyonlarca genç vardır. Bunların belli bir
tiyatro kültürüne erişebilmeleri için önce tiyatro
onları çekebilmelidir. Onları tiyatro seyircisi
yapabilmelidir. Popülizme kaymadan bu gençlerin dilini,
heyecanını ve psikolojisini yakalayabilmelidir. Kapıdaki
afişinden başlayarak, afişin altında yazan müziğe,
sahnede kullanılan ışıkların renginden oyunun metnine
dek bu gençliği yakalamaktan söz ediyoruz. Eğer bugün
gençlik oyunları ile bu gençleri "seyirci" yapmayı
başarırsak bu sadece gençlerin ve gençlik tiyatrolarının
değil Türk tiyatrosunun da hayrına olacaktır.
Eğer ki
çocuk oyunlarının gereğinden söz ediyorsak, çocuklar
için oyunlar yazılmasından, sahnelenmesinden söz
ediyorsak gençlik içinde bu şarttır. Eğer 6-7-10-11
yaşları için onların dili ve psikolojisine uygun oyun
diye bir şeyler söylüyorsak 12-13 yada 16-17 yaşında bir
psikolojisi var, bir dili var onu nasıl görmezden
gelebiliriz?
Muhsin
Ertuğrul Çocuk tiyatrolarını yarının seyircilerini
yetiştirme alanı gibi görmüş. Onun bu görüşüne tam
olarak katılmam mümkün değil. Çocuk tiyatrosu sırf
çocukların ayağı tiyatroya alışsın diye olamaz tabi ki.
Tiyatro birey için varsa çocuk tiyatrosu da o alanda o
yaştaki birey için var. Ama Muhsin Ertuğrul'un sözü de
hepten yanlış değil elbette. Eğer bir birey henüz
çocukken tiyatro alışkanlığı edinirse büyükken de bunu
ihtiyaç olarak görmesi doğal. Peki ama biz bu yetişen
bireye 5-6 yada 10-11 yaşına dek tiyatroya gitme
alışkanlığı verelim, sonra 11 yaşından itibaren
görmezden gelelim en az 8-9 yıl süren ilk gençlik
döneminde onlar için onların dilinde hiç bir şey
vermeyelim beklemeye alalım. Bu nasıl bir tiyatro
alışkanlığı vermektir? Siz bir çocuğu 12 yaşından
başlayarak 10 yıl anasından ayırırsanız artık anasızlığa
bile alışacaktır değil
ki tiyatro...
Konumuza dönersek
Gençlik topluluklarının ve gençlik oyunlarının ayrı
anılmasının gereğinden söz ediyordum.
Bildiğiniz gibi 21 Mayıs 2006'da İBŞT (İstanbul
Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları) Gençlik
Günlerinin devamında Şehir Tiyatrolarının bizlere
Kadıköy Haldun Taner salonunu açmasıyla "Gençlik ve
Tiyatro" başlıklı bir panel düzenledik. Panel başlığımız
çok geniş kapsamlıydı ama asıl üstünde daha çok durmaya
çalıştığımız konu "Gençlik için oyun" konusuydu.
Paneli
düzenlemeye karar verdiğimizde Şehir Tiyatroları
sanatçısı, ASSITEJ Türkiye Merkezi Başkan vekili, ve
Anatole Sokak Oyuncuları kurucularından olan Sevgili
Ümran İnce ile kıyasıya kapıştık kimlerin
panelist olacağı konusunda. Ben çok sevdiğim
isimler olmasına rağmen önerilen bazı isimlere itiraz
ettim. Bu itirazlarım aslında Gençlik oyunu ihtiyacının
altını çizmek olan bu panelin Gençlik oyunlarından çok
gençlik toplulukları sorunları, hedefleri paneline
dönüşmemesi adınaydı. Benim için bu panelin önceliği
seyirci yada seyirci bile olmayan gençler için tiyatro
yapılması fikrini yerleştirmekti. İşte bu nedenle
sizlere belki de ilginç gelecek iki isim önerdim.
Perihan Mağden yada İpek Ongun'du bu isimler. Evet
bunlar hiç tiyatro oyunu yazmamıştı belki ama yazdıkları
kitaplar (sizler belki beğenirsiniz belki beğenmezsiniz
ama) onlarca gencin elinde dolaşan kitaplardı ve belki
bunlar sayesinde gençlerin dilini, heyecanını
yakalayabiliriz bazı ipuçları elde edebiliriz ve
yararlanabiliriz diye düşündüm.
Perihan
Mağden'in bir kaç yıl önce tiyatro için sarf ettiği
sözler elbette tiyatro dünyası için ağır gelen sözlerdi
ve ben de bu sözleri hala sorgulayabilirim. Ama öte
yandan Onun yazdığı "İki Genç Kızın Romanı"nın sinemadan
da çok sahneye yakışacağını, çok kolayca
oyunlaştırılacağını da hep düşündüm doğrusu. Ve bu
kitabın yayınlandığı dönemde yüzlerce gencin başucu
kitabı olduğunu yüzlerce genç tarafından okunduğunu da
biliyorum, kısmen gözlemledim de. Yine bu kitabın
didaktik olmadan, reçeteler koymadan, politik
göndermeler yapmadan ama günümüz gençlerinin reel
sorunlarından bir yansıma olduğunu da biliyorum. İşte bu
nedenle doğrusu ya bu panelde Sayın Perihan Mağden'in
olmasını gerçekten istedim. Yoğun bir didaktiklik
tuzağına düşmeden gençlerden yola çıkıp gençleri
yakalayan dil konusunda bir keşfe götürebilirdi bizi.
Tabi
kime bu düşüncemi açtımsa bu isme itirazlar geldi . Daha
çok onun tiyatroya yaklaşımından kaynaklanan, gelip
sonra köşe yazısında dalgasını geçeceği endişesinden,
Gelirse salonda asıl konunun bırakılıp Perihan Mağden'in
tiyatroya bakışının yargılanmaya başlanacağından, zaten
kendisinin de bu panele gelmeyeceğinden, onun söyleyecek
çok fazla fikri olduğunu düşünmeyenlerden ve daha bazı
nedenler sıralayanlardan sonra benim ısrarım da bir yere
dek sürdü ve çoğunluk düşüncesini dikkate alarak bu
düşünceden vazgeçtim. Bilmem böyle bir öneriye sayın
Mağden olumlu yanıt verir miydi?
Yine
özellikle ilk gençlik dönemini yaşayan genç kızlar
tarafından çok okunan İpek Ongun'dan da aynı şekilde bir
yarar sağlayabileceğimizi düşünmüştüm ama Mersin'de
yaşadığını öğrendiğimiz sayın Ongun'a da ulaşamadık bu
süreçte.
Gençlerin dilini yakalamış bir yazarı mutlaka
istiyordum. Böylece neden gençler için ayrı bir metin,
gençler için ayrı oyun ve nasıl bir dil, nasıl bir
yaklaşım sorularına çözüm aramaya bu sınanmış
örneklerden ulaşabilirdik. Gençlik oyunu yazarının çok
az olduğu ülkemizde edebiyatta az da olsa örnekler vardı
bunların deneyimlerinden yararlanabilirdik. Bunu
başaramayınca Sevgili Ümran'dan Coşkun Irmak
önerisi geldi. Ülkemizin en fazla gençlik oyunu yazmış
(3 adet) oyun yazarı olarak aramızda olması son derece
yararlı olacaktı. Bizi kırmadı ve geldi değerli
düşüncelerini bizimle paylaştı.
Diğer
panelistlere de kısaca değinirsem,
Sayın
Yardımcı Doçent Doktor Tülin Sağlam ülkemizdeki
tek gençlik tiyatroları örgütünün başındaki kişi olarak
Yani ASSITEJ başkanı olarak orada olmalıydı, bunda her
birimiz itirazsız hemfikirdik. İtiraf etmeliyim ki diğer
akademisyen konuğumuz Yrd. Doç. Dr. Mustafa Sekmen' e
ben önce itiraz ettim. Sayın Sekmen bir kaç yıldır
tanıdığım son derece sevip, saygı duyduğum çok naif çok
değerli bir hocadır. Peki neden itiraz ettim? önce Tülin
hocam ASSITEJ başkanı, ben ASSITEJ üyesiyim ve bizler
zaten ASSITEJ bünyesinde saatler günler süren
toplantılar tartışmalar yaşadık, yaşayacağız. Ama bu
panel bir ASSITEJ paneli olmasın biraz kendimiz
dışındakilere açılalım isteğindeydim. Yine bir ASSITEJ
üyesi olan Mustafa Sekmen hocamla panel fazla ASSITEJ
damgalı olabilirdi. Öte yandan sayın hocamın (ve
neredeyse tüm ASSITEJ'lilerin) genelde çocuk tiyatrosu
ağırlıklı çalışmaları öne çıkıyordu Gençlik Tiyatrosu
anlamında fazla ilgisini bilmiyordum açıkçası. Ama Sayın
Mustafa Sekmen hocamın aynı zamanda Uluslararası
Üniversite Tiyatrosu üyesi olduğunu öğrenince tamam
dedim, işte bu kimliğinden dolayı aramızda olmalı
gerçekten.
İBŞT
Genel Sanat Yönetmeni Nurullah Tuncer'de
tartışmasız ortak düşünceyle panelistlerimiz arasında
idi. Hem ev sahibi olarak, hem de ülkemizin en büyük
ödenekli tiyatrolarından birinin başındaki en yetkili
kişi olarak orada olmalıydı. Ödenekli tiyatroların
Gençlik oyunlarına bakışını görmek, ve bu bakışı belki
de biraz daha Gençlik oyunlarından yana çevirebilmek
için orada olmalıydı.
Panelimizde iki de Genç arkadaşımız vardı. Gençler adına
panel düzenleyip de gençlere söz hakkı vermemek olmazdı.
Bu arkadaşları seçimimiz nasıl oldu kısaca bahsetmek
gerekirse Bilgi Üniversitesi Tiyatro Candela yönetmeni
Bora Severcan ismi benim önerimdi. Bora'nın
olmasını sadece bir genç olduğu için yada bir Gençlik
topluluğunu yönettiği için istemedim. Onun olmasını
istememin asıl nedeni bu yıl bir Gençlik Müzikali yani "Hair"i
sahnelemiş olmaları idi. Böylece bir gençlik oyununun
yarattığı etkiyi, gençlerin gençlik oyununa gösterdiği
ilgiyi, sahnede gençlik oyunu çalışmanın hazzını, ve
daha pek çok olguyu bize taşıyacaktır diye düşündüm.
Yani Bora severcan ismi de panelin daha fazla "Gençlik
Oyunu" ekseninde sürmesi adına doğru bir isimdi. İkinci
Genç isim önerisi ise Sevgili Ümran'dan geldi ve Yıldız
Teknik Üniversitesi Tiyatro topluluğu yönetmeni Önder
Öndemir de panelistlerimiz arasında yer aldı. Neden
onlarca üniversite yada lise topluluğundan bir başkası
değil de Önder Öndemir di diye bir soru aklınıza gelirse
bunun yanıtını sevgili Ümran'dan sorarız ama benim
açımdan özel bir nedeni yoktu, Gençlikle ilgili bir
panelde en azından genç panelist sayısı bir fazla olması
doğru olacaktı ve bunun Önder Öndemir olmaması için de
bir neden yoktu. Önder 14 yıllık tiyatro geleneğine
sahip bir okul topluluğunun temsilcisi idi, farklı
tarzları deneyen bir topluluğun temsilcisiydi, ve
alternatif düşünceleriyle de panele zenginlik kattı.
Şimdi
gelelim orasından burasından bardağın hem dolu hem de
boş taraflarını görmeye çalışarak ve cevap haklarını
saklı tutarak "Gençlik ve tiyatro" genel başlığını
irdelemeye.
Gençlik
ve Tiyatro kapsamında ilgili olduğunu düşündüğüm kişi
yada oluşumları alt alta sıralamaya çalışacağım, umarım
atlamam.
ASSITEJ :
(BOŞ)
Bunca yıldır Çocuk ve Gençlik Tiyatroları alanında
örgütlü olmasına karşın kapsamında olması gereken
"gençlik" kısmını göz ardı etmesi
(DOLU)
Bu eleştiriyi gündeme getirmemizin hemen ardından konuya
sıcak bakıp 2 günlük bir toplantının arından hemen
"ASSITEJ Gençlik Komisyonu"nun kurulması
ASSITEJ GENÇLİK KOMİSYONU
(BOŞ)
Benim de üyeleri arasında olduğum ASSITEJ Gençlik
Komisyonunun yaş ortalamasının 50'nin üzerinde olması.
Karşılıklı etkileşimi sağlamak ve doğru hedefleri önüne
koymak üzere bünyesine hemen gençleri ve gençlikle
ilgili olduğuna inandığı tiyatro çevrelerini katmalıydı.
ASSITEJ bir sivil toplum örgütüdür ve sivil toplum
örgütleri gücünü, enerjisini kitlesinden alır, bunun
uzantısı olan bir komisyonda kendi kitlesini, oluşumunu
derhal başlatmalı ve gençlik tiyatroları ile bu konuyla
ilgili taraflarla kucaklaşmalı, bünyesine katmalıydı.
Bir sivil toplum örgütü, bir mesleki dayanışma örgütü
olarak toparlayıcı olma hedefine yönelmeyince geçen 4
aylık sürecin başında da sonunda da hiç bir yaptırım
gücü olmayan 8 üye ile kaldı. Teorileri, hedefleri,
amaçları ve gereken tanımlamaları ancak konunun
muhataplarını bünyesine kattıktan sonra demokratik
şekilde belirlemesi gerekirken önce teoriler,
tanımlamalar, amaç, hedef belirlemelerine öncelik verip
sahadan uzak kaldı. Toplam 4 aylık geçmişi olan komisyon
bunun son 2 ayında ise toplantı gerçekleştiremedi.
(DOLU)
Bünyesinde tümü de bu konuda gönüllü hizmet vermeye
hazır üyeleri olan bir komisyonun kurulmuş olması ve
tümünün aynı amaçla gençlik için yola çıkmış olması.
Halen bu üyelerin zaten bu alanda önemli girişimleri
olması. Komisyonun karar alıp uygulamakta zorlanan
hantal bir yapıya düşmeden Bu tek tek yapılan
faaliyetlerin tarafı ve toparlayıcısı olmayı başarması.
İGTD (İstanbul Gençlik
Tiyatroları Dayanışması)
4-5 Yıl öncesi Önce
İATP (İstanbul Alternatif Tiyatrolar Platformu) ye bağlı
olarak İLTP (İstanbul Lise Tiyatroları Platformu) adı
altında bir araya gelen lise topluluklarından
bazılarının (Sakıp Sabancı Anadolu Lisesi, Beşiktaş
Atatürk Anadolu Lisesi, Galatasaray Lisesi gibi) bu
platformdan ayrılarak oluşturdukları bir örgütlenme
girişimiydi. Önceleri zaman zaman toplantılar ve ortak
workshoplar yapan bu topluluklar daha sonra bunu
sürdüremeyerek sessiz sedasız dağılmışlardı. Geçtiğimiz
bir kaç aydır ise başta Beşiktaş Atatürk Anadolu
Lisesinin tiyatro yönetmeni sayın Ali Kırkar ve yine bu
topluluğun mezunlarından Erdal Kantarcı'nın çabasıyla
yeniden kurulması gündeme gelmiştir.
(DOLU) Böyle bir
örgütlenmenin başlatılmış olması, kısa zamanda Gençlik
tiyatro çalışmaları alanında deneyimli isim Haluk Şevket
Ataseven ile gerçekleştirilen atölye çalışması
(BOŞ) Henüz yolun çok
başında. Bünyesine kattığını varsaydığı topluluklarla
homojen bir örgütlenmeyi başarabilmiş değil. Örneğin
örgütlenmenin öncülüğünü yapan Erdal Kantarcı'nın
örgütlenmeye kattığını varsaydığı 5-6 lisenin adını
defterini açmadan hatırlayamaması da henüz tam bir
benimsenmiş oturmuş bir örgütlülük olmadığını
gösteriyor. Yine İGTD'nin kuruculuğunu üstlenmiş BAALOY
Beşiktaş Atatürk Anadolu Lisesi Oyuncularının
bazılarının İGTD adını duyunca "İGTD ne?" diye sormaları
da manidar ve Liseli tiyatro yapan gençler adına olduğu
varsayılan bu örgütlenmenin henüz Liseli Gençlere mal
olmadığının ve topluluk yönetmenleri bazında kaldığının
bir işareti olsa gerek. Diğer yandan
(DOLU) Bu yılki gençlik
festivallerinde adından söz ettirmesi
(BOŞ) Bu yılki Gençlik
Tiyatroları Festivaline İGTD adını kullanarak
katılmalarına karşın bu katılımın İGTD kararı alınmadan
yapılmış olması. Örneğin Terakki Vakfı Kapanış Bildirisi
altına İGTD imzası atılmıştır ama ortak karar almak bir
yana İGTD üyesi Galatasaray Lisesi Topluluğunun böyle
bir etkinlikten haberi dahi olmadığı açıklaması
gelmiştir. Bu etkinliklerde İGTD adıyla yer alınması
kararı o gün orada olan yada olmayan diğer tüm okullarla
birlikte alınmış mıdır? Bu mümkün olmadıysa bile böyle
bir etkinlik yapılacağı diğer okul temsilcilerine
bildirilmiş midir?
(DOLU) Bu yılki gençlik
festivallerinde adından söz ettirmesi
(BOŞ) İGTD adıyla
katıldığı festivaller "yarışmalı" festivaldir ve
bildiğimiz kadar İGTD nin ilk döneminde de yeni
döneminde de yarışmalı Festivallere karşı bir yapılanma
söz konusudur. Okulların tek tek karşı da olsalar bu
festivallere katılmalarının kendilerine göre bir
açıklaması olabilir yada kendi sorumluluklarındadır
fakat bir örgütün, oluşumun karşı olduğu bir tarza
kendi imzası ile etkinlik yaparak destek vermesi
tartışılır bir durumdur.
|