"Nasıl bir gençlik oyunu, Nasıl bir dil?"


A.Ertuğrul Timur                  aetimur@gmail.com             aetimur@tiyatrodergisi.com.tr


BİR MSN SOHBETİNDEN YOLA ÇIKARAK GENÇLİK OYUNU METNİNDE ARAYIŞ DENEMELERİMİZ

Aşağıda okuyacağınız sohbet doğaçlama gelişmiş (ama chat dili mümkün olduğunca düzeltilmiş) bir MSN sohbetidir. Sitemize de zaman zaman yazan, Tiyatro Dergisi Gençlik bölümüne katkı sağlayarak Dünyadan Gençlik Tiyatroları sayfalarını hazırlayan, Bitmek tükenmek bilmez enerjisi ile beni zaman zaman hayrete düşüren , zaman zamanda hızına yetişemediğim Yeditepe Üniversitesi Mütercim Tercümanlık bölümü öğrencisi ve Üniversitesinin tiyatro kulübü Halkla İlişkiler sorumlusu, yönetmen yardımcısı (cümle çok uzadı bazı diğer özelliklerini saymadım) Sevgili Eda Atalay'la sohbetimizdir.

Kendisinin de izni ile bu doğaçlama sohbeti de bu yazı dizisi içine alıyorum. Elbette hatalar , yanılgılar olasıdır ama çıktığımız bu yol belirlenmiş bir doğru hedefe doğru değil bilinmeyen ve oluşturmaya çalıştığımız bir hedefe doğrudur, yanılgı hakkımız da vardır diye düşünüyorum.

İşte süren arayışlarımız ve bir çok kişiyle günlerce saatlerce de sürebilen düşünce egzersizlerimizden birisi

Eda - yani ben düşünüyorum oyuncu oynadığı karakterin içine iyice girmeli...o karakter olmayı becerebilmeli... gençlik oyunları olursa ve sahneleyenler genç olurlarsa oyundaki karakter özellikleri daha rahat kavrayacaklar ve kendilerinin performansları da eminim daha başarılı olacak

Ertuğrul - buna katılmıyorum çünkü gençlik oyunu demek ille de tüm karakterlerin genç olacağı demek değil. Belki de oyunda anne, baba, dede, anneanne, hala, teyze bir çok yetişkin ve sadece bir tek genç var. Onların tümünü gençlere oynatmak neden şart olsun?

Eda - illaki herkes genç olsun..biri kendi sorunundan, diğeri kendi sorunundan bahsetsin demiyorum ki. yani genç sporcu da olabilir...oyunda yetişkin bir antrenör de olur... sonuçta diyaloglar gençlerin yabancı olmayacakları diyaloglar olacak anne de olsa gençliğe yönelik konuşacağı için oyuncu daha rahat olacak bence

Ertuğrul - Ama antrenör büyük biri olarak konuşur. Yani ille de seyircinin hoşuna gitsin diye koçum benim dizisindeki babacan Tarık Akan gibi olmayabilir. Öğrenim hayatımız boyunca hayatın içindeki okullarda  karşılaştığımız bazı hocalardan birisi olabilir.

Eda -  Tamam abi.. ama konuşacağı şey genç sporcusuna yönelik yaptığı konuşmalardır...

Ertuğrul - Tabi ki yaptığı konuşma genç sporcusuna yönelik konuşmadır tıpkı gerçek yaşamda yetişkin bir antrenörün de genç sporcusuyla konuştuğu gibi. Ama yaşamda bunu bir genç konuşmuyor doğal yaşında bir erişkin konuşuyor. Sahnede de rolü bir yetişkin oyuncu oynar ve bir yetişkinin bir gence dönük konuşması olur.

Ertuğrul - Bu noktaya gelmişken konuyu başka bir yönden düşünmeye başladım. Şimdi sahnede antrenörü genç sporcusuna yönelik konuşturursak bu düzgün, didaktik, öğüt veren bir konuşmadan ibaret bir diyalog olur endişesi duydum. Yani salonda gençler dolu, oyunu gençler seyrediyor diye oyundaki antrenörü, öğretmeni, anneyi yada babayı gence göre konuşturmamız gerekmiyor tam tersine neyseler odurlar, asıl oldukları doğal halleriyle konuşurlar. önemli olan bütün bunları gencin cephesinden görmek göstermek..

Eda - ya didaktik olmasına gerek yok..antrenör gerekirse sporcusuna küfürde edecek.. çünkü sonuçta antrenör o gençle doğmuyor... kendi hayatı ailesi karakteri var.. gence yönelik konuşsun derken yaptıkları diyaloglar sporcu antrenör arasındaki ilişkiler gibi olacak.. dolayısıyla dili de kolay ve doğal olacak demek istiyorum

Ertuğrul - Anladım.... haklısın. Peki mesela şöyle olabilir mi?

Ertuğrul - Hayvan herifler. ben mecbur muyum sizin için uğraşmaya. siz buraya adam olmaya mı geliyorsunuz yoksa derslerden kaçmak için mi girdiniz bu takıma!!!

Eda - hocam saçmalamayın nerden çıkartıyorsunuz bunları...lütfen kendi ailenizdeki sorunları bize yansıtmayın...bizleri yanlış anlıyorsunuz..... biz gençler olarak buraya bir şeyler öğrenmeye geldik... kendimizi iyi ifade edebilmeye geldik..eve evet biz büyümeye geldik
 

Ertuğrul - Ben sana hadi bir genç olarak bana (yani hocaya) cevap ver bakalım demedim ama sen verdin iyide oldu hadi buradan devam edelim.  "ailenizdeki sorunları bize yansıtmayın"....... dedin mesela

Eda - dersek didaktik olur :)
 

Ertuğrul - Evet aynen öyle. Didaktik olmaya namzet ve gerçekçi olmaz. Bir de  "biz buraya kendimizi iyi ifade edebilmek için geldik" dürüst olmak gerekirse bunu bir genç söylemez bu ancak bir spor kulübünün reklam kitapçığında yazılır. "Spor gençleri bedenen geliştirirken dostluk paylaşım ve kendilerini ifade edebilmeleri için onlara özgüven aşılayan, grup çalışmasıyla sosyalleştiren.. vıdı vıdı vıdı...."  Biz burada sporun ve bir takımda yer almanın ne güzel olduğunu anlatmak derdinde değiliz. Bunu yaparsak sahte olur ve gereksiz bir didaktik olur. Gençler bunu zaten biliyor ki o takımdalar. Biz şimdi sporun nimetlerini anlatma derdinde değiliz, bizim şu an derdimiz kendilerine   "Hayvan herifler. ben mecbur muyum sizin için uğraşmaya. siz buraya adam olmaya mı geliyorsunuz yoksa derslerden kaçmak için mi girdiniz bu takıma!!!" diyen hoca karşısında gençlerin düştükleri psikolojiyi göstermeye çalışacağız.

Eda - evet:)
 

Ertuğrul - o zaman öğrenci ne diyecek, hadi bir cevap üret bakalım


Eda - Tamam ama cevabı verecek olanların karakterini bilmiyorum bazıları hiç bir şey demez, bazıları takmaz, bazıları bana bak sen bana hayvan diyemezsin...babanın oğlu yok karşında der , sen bana bunları diyorsun hoca bozuntusu ama seninle maç sonucunda görüşürüz der , sen ne öğrettin ki ne bekliyorsun der biri de... e bu farklı düşüncelerde oyundaki karakterleri ortaya çıkarır

Ertuğrul - Evet haklısın. Tümü muhtemel. Bu biraz da gencin yaşına da bağlı. İlköğretim yada Lise düzeyinde belki susup sinmeyi daha uygun bulacak, üniversiteliyse muhtemelen bir ölçüde tepki gösterecek. Ben olsam sanırım sesli söylemesem bile içimden şöyle derdim "Herife bak bee ben mecbur muyum diyor.. tabi mecbursun maaşını bu işten alıyorsun, işin bu senin. Asıl ben mecbur muyum? bana transfer parası mı ödedin yoksa maaşa mı bağladın? Asıl ben kendim istediğim için buradayım ama böyle giderse seneye zor oyuncu bulursun sen!!!"
 


Şimdi MSN de sohbet ederken o an aklımıza geliveren bu örneği sevdim ben ve bunun üzerine biraz düşünmek istedim.

Bu diyalog bir okul takımında geçmekte. Sinirlenen takım çalıştırıcısı öğretmen "Hayvan herifler. ben mecbur muyum sizin için uğraşmaya. siz buraya adam olmaya mı geliyorsunuz yoksa derslerden kaçmak için mi girdiniz bu takıma!!!" diye bağırıyor. Bu maalesef ki (özel okullarda olmasa da devlet okullarında zaman zaman) yaşanabilen sıradan bir durumdur. Önce hocanın sözünü inceleyelim istiyorum.

 (Elbetteki her okulda her öğretmen böyledir demiyorum ama istisna da olsa böyle öğretmenler de vardır, bizim konumuz da şu an bu öğretmenlerdir)

1- "Hayvan herifler. ben mecbur muyum sizin için uğraşmaya" : Önce onlar için uğraşmamaktadır onun  işi, mesleği bu olduğu için uğraşmaktadır. İkincisi Evet mecburdur çünkü mesleği budur geçim kaynağı budur. Bu kişi öğretmen değil bir banka memuru olsaydı ve muhatabı olan kişiler öğrencileri değil banka müşterileri olsaydı "Hayvan herifler. ben mecbur muyum sizin için uğraşmaya" diyemeyecekti kuşkusuz. Bir bakkal da olsa, avukat da olsa, yada başka hangi meslekten olursa olsun büyük ihtimalle "Hayvan herifler. ben mecbur muyum sizin için uğraşmaya" diyemeyecekti. O halde burada sorun bir öğretmenin öğrencisi karşısındaki hoyrat tutumudur, Bir başka meslek dalında yapamayacağı bir tutumu öğrenci karşısında sergileme hakkını kendinde bulmasıdır.

2- "Siz buraya adam olmaya mı geliyorsunuz yoksa derslerden kaçmak için mi girdiniz bu takıma!!!" Öğrenciler okullarda derslere ve sınavlara katılmaya mecburdur ama herhangi bir sportif yada sosyal etkinliğe katılımı gönüllülüğe dayanır. O halde bu öğrencilerin içinde gerçekten ders saatlerine denk gelebilecek saatlerden kaytarmak için katılanlar olsa dahi genel doğru olan öğretmenin bu iş mesleği olduğu için mecburen; gençlerin ise tamamen gönüllülük esasına dayanarak bulunduğu bir durumdur.

Sonuç olarak, bu gibi durumlar az yada çok okullarda yaşanabiliyor mu?

evet yaşanıyor

Bu tür hakaret yada aşağılamalar gençler için gurur kırıcı olabiliyor mu?

evet olabiliyor.

Bu yaklaşımlar gençleri sindirebiliyor mu?

Evet sindiriyor (Ki muhtemelen hocanın bu sözünden sonra bir yanıt gelmeyecektir susulacaktır)

Gençleri suçluluk psikolojisine sokuyor mu?

evet sokuyor.

Bu tür sindirilmelerle yetişen bireyler sindirilmiş bir toplum üyesi olarak şekillenebiliyor mu?

evet şekillenebiliyor.

Kendi isteği ile bir sportif yada sosyal faaliyete katılmışken yaşamının sonraki aşamalarında bu tür sosyal aktivitelerden soğumalarına ve kendi iç dünyalarına, yada bir takım başka alanlarda olumlu yada olumsuz yönelimlere götürebilir mi?

evet götürebilir..

Ve daha pek çok olumsuzluk sıralanabilir.

Bu yanlış tutum içerisindeki bir öğretmenin davranışı bir gençlik gerçeğidir. Üstelik de uyuşturucudan da, diğer pek çok tehlikeden de daha doğallaştırılmış, daha fazla genci etkileyen  bir gençlik gerçeğidir. Bu yanlış tutum genç için de toplum içinde bir tehlikedir. Ve bir düzine sigara kötüdür oyunu yerine bir tane de böyle gençliğe hitaplar üzerine oyun yazılabilir sanırım. Ama bu oyuna Milli Eğitim camiası tepki gösterir mi, ödenekli tiyatrolar alıp böyle bir oyunu sahneler mi? nasıl yankı bulur bunu bilemem...


Öğrencilerle yaptığımız toplantılarda en çok şikayet ettikleri konu tiyatro kulüplerini Edebiyat Öğretmenlerinin çalıştırması yada müdahale etmeleriydi. İstisnaları saymazsak bir edebiyat öğretmeni bir edebiyat öğretmeni gibi düşünür. Yani ideal olanı vermeye şartlanmıştır, öğreticiliğe şartlanmıştır, Kendini toplumsal ideal kalıpları korumakla yükümlü hissedecektir.

Örneğin bir öğretmene bir oyun yaz dersek babayı mükemmel çizer. aklı başında halimselim öğüt veren, öğütleri tecrübeli görmüş geçirmiş... Genci ise işte tecrübesiz heyecanlarıyla hareket eden yanılgılar içinde çizer.. Bu "olması istenen standart" kalıptır.

Birde şöyle bakalım.. Genç denemek görmek yaşamak ve kimliğini kanıtlamak istiyor, evliya değildir bazı ufak yanlışları da yaşayıp görmek istiyor.

Baba evet doğru söylüyor belki ama aşırıya kaçan müdahaleleri bu kez genci pısırık kendine güvensiz yada yaptıklarını anne babasından saklayarak bir şeyler yapan biri yapıyor.

Biz tecrübeli, çocuğunun üstüne titreyen ve ona yol gösteren bir mükemmel baba çizersek, böyle bir oyun sahnelersek genç seyircilere babasının günlük hayatta söyleyip durduklarını bir de sahneden biz söylemiş olacağız. Tu kaka, yapma, etme, giyme, çalış!...

Bu ona hiç bir yeni önerme yada yeni açılım getirmeyecek zaten bunaltan bu çemberi birde biz yineleyerek onu kaçıracağız. Tiyatroyu genç için ikinci bir okula yada ikinci bir ebeveyne çevirivermiş olacağız.

Peki bir büyüğün bakışıyla değil gencin bakışıyla yani "denemek görmek yaşamak ve kimliğini kanıtlamak isteyen, bazı ufak yanlışları da yaşayıp görmek isteyen gencin bakışıyla" yada ilk örneğimizdeki gibi ezen, aşağılayan, psikolojik baskı yapan öğretmeni anlatan bir oyun yazarsak ne kazandıracağız? Bunu genç zaten kendi yaşıyor, bizim onun zaten düşündüklerini istediklerini, yaşadıklarını sahneye taşımamız onu neden tiyatroya çeksin ki?

Bu tür bir çalışmayı izleyen gençler bu tür sorunların sadece kendi sorunu olmadığını, bunun doğal bir kuşaklar arası çatışma yada anne-baba refleksi, yada ilk örnekteki gibi asıl sorunun kendi değil yanlış eğitimci sorunu olduğunu algılayacak ve artık bundan dolayı susmak yerine bu doğal engellemelere rağmen "kendisi olmak için" , "birey olabilmek için", "daha onurunu korumak için" daha ikna edici olması gerektiğini, daha kararlı olması gerektiğini fark edebilecektir. Sorunlarının sahneye taşınıp dile getirildiğini görmek onları rahatlatacak kendilerine bir soluk borusu açıldığını görüp abuk sabuk ve belki de zararlı yöntemleri denemek yada kaçış yollarına sapmak yerine kendilerini sanatla, sözle ifade edebileceklerini hissedeceklerdir. Birilerinin yaşadıkları sorunların farkında olduğunu ve yüksek sesle dile getirildiğini görüp umutsuzluklarını umutlu bekleyişe dönüştürebileceklerdir.

Üstelik ille de oyunun sonunu didaktik bağlamak gerekmeyecektir, Kötü öğretmenin oyunun sonunda cezasını bulması yada yaptığı hatayı anlayıp iyi öğretmen olması, yada ailenin gence güvenip daha uzlaşmacı mutlu sona ulaşması da gerekmeyecektir. Çözüm sunulmasa dahi tutulan bu ayna onlara sorunlarının farkında olunulduğunu, asıl sorunun kendi öğretmenleri yada aileleri olmadığını, bunun bir bakış sorunu bir genel sorun olduğunu hissettirmeye yetecektir ve sorunla yüzleşme onun kafasında yeni açılımları ve güveni sağlayacaktır.

DEVAM EDECEK