|
BİR MSN SOHBETİNDEN YOLA ÇIKARAK GENÇLİK
OYUNU METNİNDE ARAYIŞ DENEMELERİMİZ
Aşağıda
okuyacağınız sohbet doğaçlama gelişmiş (ama chat dili mümkün olduğunca
düzeltilmiş) bir MSN sohbetidir. Sitemize de zaman zaman yazan, Tiyatro Dergisi
Gençlik bölümüne katkı sağlayarak Dünyadan Gençlik Tiyatroları sayfalarını
hazırlayan, Bitmek tükenmek bilmez enerjisi ile beni zaman zaman hayrete düşüren
, zaman zamanda hızına yetişemediğim Yeditepe Üniversitesi Mütercim Tercümanlık
bölümü öğrencisi ve Üniversitesinin tiyatro kulübü Halkla İlişkiler sorumlusu,
yönetmen yardımcısı (cümle çok uzadı bazı diğer özelliklerini saymadım) Sevgili
Eda Atalay'la sohbetimizdir.
Kendisinin de
izni ile bu doğaçlama sohbeti de bu yazı dizisi içine alıyorum. Elbette hatalar
, yanılgılar olasıdır ama çıktığımız bu yol belirlenmiş bir doğru hedefe doğru
değil bilinmeyen ve oluşturmaya çalıştığımız bir hedefe doğrudur, yanılgı
hakkımız da vardır diye düşünüyorum.
İşte süren
arayışlarımız ve bir çok kişiyle günlerce saatlerce de sürebilen düşünce
egzersizlerimizden birisi
Eda - yani ben düşünüyorum oyuncu oynadığı karakterin içine iyice girmeli...o
karakter olmayı becerebilmeli... gençlik oyunları olursa ve
sahneleyenler genç olurlarsa oyundaki karakter özellikleri daha rahat
kavrayacaklar ve kendilerinin performansları da eminim daha başarılı olacak
Ertuğrul -
buna katılmıyorum çünkü gençlik oyunu demek ille de tüm karakterlerin genç
olacağı demek değil. Belki de oyunda anne, baba, dede, anneanne, hala, teyze bir
çok yetişkin ve sadece
bir tek genç var. Onların tümünü gençlere oynatmak neden şart olsun?
Eda -
illaki herkes genç olsun..biri kendi sorunundan, diğeri kendi sorunundan
bahsetsin demiyorum ki.
yani genç sporcu da olabilir...oyunda yetişkin bir antrenör de olur... sonuçta diyaloglar
gençlerin yabancı olmayacakları diyaloglar olacak anne de olsa
gençliğe yönelik konuşacağı için oyuncu daha rahat olacak bence
Ertuğrul - Ama antrenör büyük
biri olarak konuşur. Yani ille de seyircinin hoşuna
gitsin diye koçum benim dizisindeki babacan Tarık Akan gibi olmayabilir. Öğrenim
hayatımız boyunca hayatın
içindeki okullarda karşılaştığımız bazı
hocalardan birisi olabilir.
Eda - Tamam abi.. ama konuşacağı şey genç sporcusuna yönelik yaptığı
konuşmalardır...
Ertuğrul - Tabi
ki yaptığı konuşma genç sporcusuna yönelik konuşmadır tıpkı gerçek yaşamda
yetişkin bir antrenörün de genç sporcusuyla konuştuğu gibi. Ama yaşamda bunu bir
genç konuşmuyor doğal yaşında bir erişkin konuşuyor. Sahnede de rolü bir
yetişkin oyuncu oynar ve bir yetişkinin bir gence dönük konuşması olur.
Ertuğrul - Bu
noktaya gelmişken konuyu başka bir yönden düşünmeye başladım. Şimdi sahnede antrenörü genç sporcusuna yönelik konuşturursak bu düzgün,
didaktik, öğüt veren bir konuşmadan ibaret bir diyalog olur endişesi duydum.
Yani salonda gençler dolu, oyunu gençler seyrediyor diye oyundaki antrenörü,
öğretmeni, anneyi yada babayı gence göre konuşturmamız gerekmiyor tam tersine
neyseler odurlar, asıl oldukları doğal halleriyle konuşurlar.
önemli olan bütün bunları gencin cephesinden görmek göstermek..
Eda -
ya didaktik olmasına gerek yok..antrenör gerekirse sporcusuna küfürde
edecek.. çünkü sonuçta antrenör o gençle doğmuyor... kendi hayatı ailesi karakteri
var.. gence yönelik konuşsun derken yaptıkları diyaloglar sporcu antrenör
arasındaki ilişkiler gibi olacak.. dolayısıyla dili de kolay ve doğal olacak
demek istiyorum
Ertuğrul - Anladım....
haklısın. Peki
mesela şöyle olabilir mi?
Ertuğrul - Hayvan herifler. ben mecbur muyum sizin için uğraşmaya. siz buraya adam olmaya
mı geliyorsunuz yoksa derslerden kaçmak için mi girdiniz bu takıma!!!
Eda - hocam saçmalamayın nerden çıkartıyorsunuz bunları...lütfen kendi ailenizdeki
sorunları bize yansıtmayın...bizleri yanlış anlıyorsunuz.....
biz gençler olarak buraya bir şeyler öğrenmeye geldik... kendimizi iyi ifade
edebilmeye geldik..eve evet biz büyümeye geldik
Ertuğrul - Ben
sana hadi bir genç olarak bana (yani hocaya) cevap ver bakalım demedim ama sen
verdin iyide oldu hadi buradan devam edelim. "ailenizdeki sorunları bize yansıtmayın".......
dedin mesela
Eda -
dersek didaktik olur :)
Ertuğrul - Evet
aynen öyle. Didaktik olmaya namzet ve gerçekçi olmaz. Bir de "biz buraya kendimizi iyi ifade edebilmek için geldik"
dürüst olmak gerekirse bunu bir genç söylemez
bu ancak bir spor kulübünün reklam kitapçığında yazılır. "Spor gençleri bedenen
geliştirirken dostluk paylaşım ve kendilerini ifade edebilmeleri için onlara
özgüven aşılayan, grup çalışmasıyla sosyalleştiren..
vıdı vıdı vıdı...." Biz burada sporun ve bir takımda yer almanın ne güzel
olduğunu anlatmak derdinde değiliz. Bunu yaparsak sahte olur ve gereksiz bir
didaktik olur. Gençler bunu zaten biliyor ki o takımdalar.
Biz şimdi sporun nimetlerini anlatma derdinde değiliz, bizim şu an derdimiz kendilerine "Hayvan herifler. ben mecbur muyum sizin için uğraşmaya. siz buraya adam olmaya
mı geliyorsunuz yoksa derslerden kaçmak için mi girdiniz bu takıma!!!" diyen
hoca karşısında gençlerin düştükleri psikolojiyi göstermeye çalışacağız.
Eda -
evet:)
Ertuğrul -
o zaman öğrenci ne diyecek, hadi bir cevap üret bakalım
Eda -
Tamam ama cevabı verecek olanların karakterini bilmiyorum bazıları hiç bir şey
demez,
bazıları takmaz, bazıları bana bak sen bana hayvan diyemezsin...babanın oğlu yok
karşında der ,
sen bana bunları diyorsun hoca bozuntusu ama seninle maç sonucunda görüşürüz der
,
sen ne öğrettin ki ne bekliyorsun der biri de...
e bu farklı düşüncelerde oyundaki karakterleri ortaya çıkarır
Ertuğrul - Evet haklısın. Tümü
muhtemel. Bu biraz da gencin yaşına da bağlı. İlköğretim yada Lise düzeyinde
belki susup sinmeyi daha uygun bulacak, üniversiteliyse muhtemelen bir ölçüde
tepki gösterecek. Ben olsam sanırım sesli söylemesem bile içimden şöyle derdim
"Herife bak bee ben mecbur muyum diyor.. tabi mecbursun maaşını bu işten
alıyorsun, işin bu senin. Asıl ben mecbur muyum? bana transfer parası mı ödedin yoksa maaşa mı
bağladın? Asıl ben kendim istediğim için buradayım ama böyle giderse seneye zor
oyuncu bulursun sen!!!"
Şimdi MSN de sohbet ederken
o an aklımıza geliveren bu örneği sevdim ben ve bunun üzerine biraz düşünmek
istedim.
Bu diyalog bir okul takımında
geçmekte. Sinirlenen takım çalıştırıcısı öğretmen "Hayvan herifler. ben mecbur muyum sizin için uğraşmaya. siz buraya adam olmaya
mı geliyorsunuz yoksa derslerden kaçmak için mi girdiniz bu takıma!!!" diye
bağırıyor. Bu maalesef ki (özel okullarda olmasa da devlet okullarında zaman
zaman) yaşanabilen sıradan bir durumdur. Önce hocanın sözünü inceleyelim
istiyorum.
(Elbetteki
her okulda her öğretmen böyledir demiyorum ama istisna da olsa böyle öğretmenler
de vardır, bizim konumuz da şu an bu öğretmenlerdir)
1- "Hayvan herifler. ben
mecbur muyum sizin için uğraşmaya" : Önce onlar için uğraşmamaktadır
onun işi,
mesleği bu olduğu için uğraşmaktadır. İkincisi Evet mecburdur çünkü mesleği
budur geçim kaynağı budur. Bu kişi öğretmen değil bir banka memuru olsaydı ve
muhatabı olan kişiler öğrencileri değil banka müşterileri olsaydı "Hayvan
herifler. ben mecbur muyum sizin için uğraşmaya" diyemeyecekti kuşkusuz. Bir
bakkal da olsa, avukat da olsa, yada başka hangi meslekten olursa olsun büyük
ihtimalle "Hayvan herifler. ben mecbur muyum sizin için uğraşmaya"
diyemeyecekti. O halde burada sorun bir öğretmenin öğrencisi karşısındaki hoyrat
tutumudur, Bir başka meslek dalında yapamayacağı bir tutumu öğrenci karşısında
sergileme hakkını kendinde bulmasıdır.
2- "Siz buraya adam olmaya mı
geliyorsunuz yoksa derslerden kaçmak için mi girdiniz bu takıma!!!" Öğrenciler
okullarda derslere ve sınavlara katılmaya mecburdur ama herhangi bir sportif
yada sosyal etkinliğe katılımı gönüllülüğe dayanır. O halde bu öğrencilerin
içinde gerçekten ders saatlerine denk gelebilecek saatlerden kaytarmak için
katılanlar olsa dahi genel doğru olan öğretmenin bu iş mesleği olduğu için
mecburen; gençlerin ise tamamen gönüllülük esasına dayanarak bulunduğu bir
durumdur.
Sonuç olarak,
bu gibi durumlar az yada çok okullarda yaşanabiliyor mu?
evet yaşanıyor
Bu tür hakaret
yada aşağılamalar gençler için gurur kırıcı olabiliyor mu?
evet
olabiliyor.
Bu yaklaşımlar
gençleri sindirebiliyor mu?
Evet sindiriyor
(Ki muhtemelen hocanın bu sözünden sonra bir yanıt gelmeyecektir susulacaktır)
Gençleri
suçluluk psikolojisine sokuyor mu?
evet sokuyor.
Bu tür
sindirilmelerle yetişen bireyler sindirilmiş bir toplum üyesi olarak
şekillenebiliyor mu?
evet
şekillenebiliyor.
Kendi isteği
ile bir sportif yada sosyal faaliyete katılmışken yaşamının sonraki aşamalarında
bu tür sosyal aktivitelerden soğumalarına ve kendi iç dünyalarına, yada bir
takım başka alanlarda olumlu yada olumsuz yönelimlere götürebilir mi?
evet
götürebilir..
Ve daha pek çok
olumsuzluk sıralanabilir.
Bu yanlış tutum
içerisindeki bir öğretmenin davranışı bir gençlik gerçeğidir. Üstelik de
uyuşturucudan da, diğer pek çok tehlikeden de daha doğallaştırılmış, daha fazla
genci etkileyen bir gençlik gerçeğidir. Bu yanlış tutum genç için de
toplum içinde bir tehlikedir. Ve bir düzine sigara kötüdür oyunu yerine bir tane
de böyle gençliğe hitaplar üzerine oyun yazılabilir sanırım. Ama bu oyuna Milli
Eğitim camiası tepki gösterir mi, ödenekli tiyatrolar alıp böyle bir oyunu
sahneler mi? nasıl yankı bulur bunu bilemem...
Öğrencilerle
yaptığımız toplantılarda en çok şikayet ettikleri konu tiyatro kulüplerini
Edebiyat Öğretmenlerinin çalıştırması yada müdahale etmeleriydi. İstisnaları
saymazsak bir edebiyat öğretmeni bir edebiyat öğretmeni gibi düşünür. Yani ideal
olanı vermeye şartlanmıştır, öğreticiliğe şartlanmıştır, Kendini toplumsal ideal
kalıpları korumakla yükümlü hissedecektir.
Örneğin bir
öğretmene bir oyun yaz dersek babayı mükemmel çizer. aklı başında halimselim
öğüt veren, öğütleri tecrübeli görmüş geçirmiş... Genci ise işte tecrübesiz
heyecanlarıyla hareket eden yanılgılar içinde çizer.. Bu "olması istenen
standart" kalıptır.
Birde şöyle
bakalım.. Genç denemek görmek yaşamak ve kimliğini kanıtlamak istiyor, evliya
değildir bazı ufak yanlışları da yaşayıp görmek istiyor.
Baba evet doğru
söylüyor belki ama aşırıya kaçan müdahaleleri bu kez genci pısırık kendine
güvensiz yada yaptıklarını anne babasından saklayarak bir şeyler yapan biri
yapıyor.
Biz tecrübeli,
çocuğunun üstüne titreyen ve ona yol gösteren bir mükemmel baba çizersek, böyle
bir oyun sahnelersek genç seyircilere babasının günlük hayatta söyleyip
durduklarını bir de sahneden biz söylemiş olacağız. Tu kaka, yapma, etme, giyme,
çalış!...
Bu ona hiç bir
yeni önerme yada yeni açılım getirmeyecek zaten bunaltan bu çemberi birde biz
yineleyerek onu kaçıracağız. Tiyatroyu genç için ikinci bir okula yada ikinci
bir ebeveyne çevirivermiş olacağız.
Peki bir
büyüğün bakışıyla değil gencin bakışıyla yani "denemek görmek yaşamak ve
kimliğini kanıtlamak isteyen, bazı ufak yanlışları da yaşayıp görmek isteyen
gencin bakışıyla" yada ilk örneğimizdeki gibi ezen, aşağılayan, psikolojik baskı
yapan öğretmeni anlatan bir oyun yazarsak ne kazandıracağız? Bunu genç zaten
kendi yaşıyor, bizim onun zaten düşündüklerini istediklerini, yaşadıklarını
sahneye taşımamız onu neden tiyatroya çeksin ki?
Bu tür bir
çalışmayı izleyen gençler bu tür sorunların sadece kendi sorunu olmadığını,
bunun doğal bir kuşaklar arası çatışma yada anne-baba refleksi, yada ilk
örnekteki gibi asıl sorunun kendi değil yanlış eğitimci sorunu olduğunu
algılayacak ve artık bundan dolayı susmak yerine bu doğal engellemelere rağmen
"kendisi olmak için" , "birey olabilmek için", "daha onurunu korumak için" daha
ikna edici olması gerektiğini, daha kararlı olması gerektiğini fark
edebilecektir. Sorunlarının sahneye taşınıp dile getirildiğini görmek onları
rahatlatacak kendilerine bir soluk borusu açıldığını görüp abuk sabuk ve belki
de zararlı yöntemleri denemek yada kaçış yollarına sapmak yerine kendilerini
sanatla, sözle ifade edebileceklerini hissedeceklerdir. Birilerinin yaşadıkları
sorunların farkında olduğunu ve yüksek sesle dile getirildiğini görüp
umutsuzluklarını umutlu bekleyişe dönüştürebileceklerdir.
Üstelik ille de
oyunun sonunu didaktik bağlamak gerekmeyecektir, Kötü öğretmenin oyunun sonunda
cezasını bulması yada yaptığı hatayı anlayıp iyi öğretmen olması, yada ailenin
gence güvenip daha uzlaşmacı mutlu sona ulaşması da gerekmeyecektir. Çözüm
sunulmasa dahi tutulan bu ayna onlara sorunlarının farkında olunulduğunu, asıl
sorunun kendi öğretmenleri yada aileleri olmadığını, bunun bir bakış sorunu bir
genel sorun olduğunu hissettirmeye yetecektir ve sorunla yüzleşme onun kafasında
yeni açılımları ve güveni sağlayacaktır.
DEVAM EDECEK
|