Bir kilo Orhan Pamuk'mu daha ağır vakadır yoksa Bir kilo ulusalcılık mı?

A.Ertuğrul Timur aetimur@gmail.com

 

Uzun bir süre sabırla bekledim.

Orhan Pamuk, Nobel Ödülü, Fransız Parlamentosunun kabul ettiği Ermeni soykırımı inkar yasası konusunda daha düzeyli, daha teorik, daha araştırmacı ve görünenin gösterilenin ardını da irdelemeye yönelik bir yazı basında yer alacak mı diye ama yazılan yazılar "Allah kahretsin Orhan Pamuk Ermenilerin katledildiğini ima etti  bunun karşılığında da Nobel ödülünü aldı, nobel için Türkiye'yi sattı" basit söyleminden ileri geçemedi maalesef.

Bir kilo pamuk mu ağırdır bir kilo demir mi sorusuna ilk kez muhatap olan hemen herkesin ilk anda pamukla demirin bilinç altındaki edindiği yer itibarıyla demir ağırdır yanıtını vermesi gibi şu sıralar farkında olmadan bize birileri benzer kıyaslamayı yaptırıyor. Bir kilo Orhan Pamuk'mu daha ağır vakadır  yoksa Bir kilo ulusalcılık mı? Bunlar insanımızın önüne konulduğunda tercihler bilinç altında elbette ulusalcılığa doğru kaymaktadır. Öyle ya bir yanda Türkiye aleyhine ağır sözler sarf etmiş bir (alçak,hain) yazar var, diğer yanda ulus sevgisi, ulusal onur, ulusal karşı koyuş... Kolay bir seçim gibi görünüyor öyle değil mi? Tıpkı demirin pamuktan ağır olduğundan emin olduğumuz kadar eminiz seçimimizden.

Bu konuyu dört yönden incelemeden taraf olmayı "Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak" sayıyorum.

1- Her fırsatı kullanarak yükselen Ulusalcılık hareketi, ve ulusalcıların konuyu kullanma şekilleri

2- Nobel ödülü nedir? Kimler tarafından verilir, nobel ödülü verenler Türk düşmanı mıdır? Bu jüri daha önce kimlere ödül vermiştir?, Ödül verilenler arasında Amerika, İsrail, Avrupa, hatta Fransa karşıtları da olmuş mudur?

3- Nobel ödülü verenlerle Fransa'da Ermeni soykırımı İnkar yasasını çıkaranlar aynımıdır?

4- Orhan Pamuk Ermeni soykırımı iddiaları konusunda neler söylemiştir?, Türkiye aleyhinde ne gibi sözler sarf etmiştir? Ermeni soykırımı konusunda biz vatandaş olarak ne kadar bilgilendirilmişizdir? Orhan Pamuk'un Ermeni Soykırımı yapıldığına ilişkin düşüncesi olması hakkı var mıdır? Bu yönde düşüncesi olan birinin bunu Türkiye'de yada yurtdışında ifade etmeye hakkı var mıdır?

YÜKSELEN ULUSALCILIK HAREKETİ :

12 eylül 1980 askeri darbesine dek (kabaca bakışla) Türkiye'de karşıt iki büyük güç vardı. Sosyalistler ve Milliyetçiler.  80 sonrası dünyada da sosyalist bloğun çökmesi ile dengeler değişti. Türkiye'de beklenmedik şekilde Merkez sol ve sağ partiler tükendi islami söylemleri öne çıkaran bir iktidar kuruldu ve bir sonraki seçimde dahi güçlü bir alternatifi, rakibi görünmemekte idi. Çok dar kadrolarla eski radikal söylemli bir kaç sosyalist örgüt ve giderek daralan kadroyla ırkçılık boyutunda milliyetçi kesim eski çizgilerini korurken solun ve milliyetçiliğin geniş tabanı sisteme dahil olabilecekleri alanlar aramayı tercih etti. Solculuk, sosyalistlik, milliyetçilik, faşizm, Sosyal demokratlık gibi tüm adlandırmalardan uzak Türkiye'de henüz fazla kullanılmamış, yıpratılmamış, milliyetçilik kadar keskin de gelmeyen, ürkütmeyen, kimsenin itiraz etmeyeceği kulağa hoş gelen bir ad "ulusalcılık"

Ulusalcılık medya dahil pek çok güç tarafından yükselen ve iktidar olan, iktidarını da ikinci kez perçinlemeye hazırlanan AKP iktidarının karşısına rakip olarak çıkarılmaya hazırlanıyor. AKP'de bundan sonraki asıl rakibinin Ulusalcılık olacağını farketmiş olmalı ki Milli Eğitim Bakanı Çelik, verdiği bir konferansta ulusalcıları eleştirdi. Ulusalcılığın içe kapanmanın, Türkiye'yi dünyadan koparmanın, soyutlamanın, AB'ye karşı olmanın adı haline geldiğini söyleyerek daha şimdiden bu yeni rakiple mücadeleye başladı.

Yıpranan sağ ve soldan devşirilen kişilerle kurdurulan ulusalcılık hızla halkın takdirini toplamalı, AKP'nin halktan, adaletten, popilist söylemlerden topladığı oya karşılık daha halkı yakalayacak söylemler bulmalıydı ki giderek halkı yanına alabilsin. Bu söylemleri bulmak da zor değildi. Yıllardır yıpratılan ulusal onurumuzu okşayacak, Amerika karşıtlığı yapacak, gerektiğinde onurumuzla oynayan AB'ye rest çekecek, Kuvayı milliye ruhunu, Lozan ruhunu dile getirecek, sosyalistlerin anti-emperyalistliği milliyetçiliğin söylemleriyle harmanlanıp bol Atatürkçü sloganlarla kamufle edilecek tam da ulusal onurumuzun yıprandığı bu dönemde "Aslanlar gibi ulusal onurumuzu savunanlar" olarak pirim yapacaklardı.

Tabi halkın nabzını yakalayarak duymak istediği sözleri edip yükselmeyi uman bu hareket böyle bir ortamda PKK karşıtlığını ve Ermeni meselesini de alabildiğine kullanacaktı. Sınıf söylemini çoktan bırakmış ve sınıf tabanlı eylemlilikten vazgeçmiş olan bu yeni(!) kesim eylemlerine de yeni şekiller vereceklerdi. Fransız mallarını boykot et, Paranı şu bankaya yatırma, şu marka otomobiller alma..... gibi. Sanki alınmayan bu malların yerine tercih edilecek diğer markalar ve diğer sermayeler daha az günahkar yada onlar kadar çok uluslu firmalar değilmiş gibi.

Ulusalcılık ilk bakışta solun ve sağın birleştiği oldukça ılımlı, ulustan, ulusaldan yana, onurlu bir ulus olmanın uzlaşma anahtarı gibi görünüyor. Peki gerçekten böyle mi? Irkçılığın bir yumuşak perdeden uzantısı milliyetçilik, milliyetçiliğin bir yumuşak perdeden uzantısı ise ulusalcılık olarak duruyor karşımızda. Ama ne yazık ki altında bu köklerini de taşıyarak gelişiyor. Daha şimdiden azınlıklar üzerinden olumsuz propagandalar, Orhan Pamuk üzerinden sürdürülen protesto politikaları tehlikeli bir noktaya doğru gidebiliyor ve ben nobel ödülünün açıklandığının ertesi günü sokakta "Kimleri vurmadılar bu pis herifimi yaşatacaklar, hiç merak etmeyin indirirler aşarğı yakında" sözlerini kulaklarımla duyabiliyorsam varın bu okşanan ulusalcılık gururumuzun nerelere varabileceğini siz hesap edin.

     Hain Orhan Pamuk, Fransız mallarının protestosu, milli onur söylemleriyle yükseltilen tansiyonla yeni bir akım doğuyor ve evet kitlelere hızla mal ediliyor ama öte yandan farklı düşünen yazar avcılığına, yeni 6-7 eylüllere dek varabilecek tehlikeli bir ortamında risklerini içerisinde barındırarak prim yapıyor.

6-7 Eylül Olayları Kıbrıs görüşmelerinin sürdüğü 1955 yılında Yunanistan'a gözdağı vermek amacıyla Türkiye'de azınlıklara karşı bir protesto harekatının başlatılmasının yararlı olacağı düşünülerek 6-7 Eylül olayları iktidardaki Demokrat Partisi, Milli Emniyet Hizmetleri (MAH), öğrenci/gençlik dernekleri, sendikalar ve Kıbrıs Türktür Cemiyeti'nin (KTC) işbirliğiyle organize edildiği gibi Yunanlı araştırmacılar bu işbirliğinde İngilizlerin de parmağı olduğu yönündedir. (kaynak) Dışişleri yetkilileri Londra'da Kıbrıs temaslarına devam ederken, Atatürk'ün Selanik'teki evinde bir bomba patlamasıyla ilgili haber, önce 6 Eylül 1955 günü Türkiye radyolarında yayımlandı. Bunun üzerine, “Atamızın evi bombalandı” manşetiyle ikinci baskı yapan İstanbul Ekspres gazetesi o dönemde kurulmuş olan Kıbrıs Türktür Cemiyeti üyelerince bütün İstanbul'da satılmaya ve halkı galeyana getirmek üzere kullanılmaya başladı. 6 Eylül akşamı başlayıp ve yaklaşık 9 saat sürmüş İstanbul’un 52 yerinde, İzmir’de ve adalarda aynı anda gerçekleştirilen yağmalarla çok sayıda tarihsel yapı harabeye çevrildi. Yağmalanan bölgelerde yollar boydan boya kırılıp dökülmüş eşyalarla doluydu. Rumların mezarlarına dahi saldırılarak kemikler sokaklara saçılmış, yeni defnedilen cesetler parçalanmıştı. (aralarında iki Ortodoks papaz da olmak üzere) 13 ile 16 arası Rum ve en az bir Ermeni vatandaşı hayatını kaybetmiş, 32 Rum da ağır yaralanmıştı. Fiziksel zarar, 4.348 Ruma ait işyeri, 110 otel, 27 eczane, 23 okul, 21 fabrika ve 73 kilise ve mezarlıklar ile 1000'in üzerinde Rumlara ait evin tahrip edilmesi ya da yakılması şeklinde ortaya çıkmıştır. İstanbul'u tarihte misli görülmemiş bir perişanlığa düşüren ve milyonlarca lira değerinde millî servetin sokaklara saçılması, binlerce dükkânın yağma edilmesi, 73 kilise, havra ve ayazmanın yıkılması ile neticelendi.

"Bir kilo Orhan Pamuk'mu daha ağır vakadır, yoksa Bir kilo ulusalcılık mı?" ya da bir başka deyimle "Kırk katır mı, kırk satır mı?" Türkiye'de yükselen ulusalcılığı da şöyle bir araştırmanızı önererek birinci bölümü burada noktalamak istiyorum.


Nobel ödülü nedir? Kimler tarafından verilir, nobel ödülü verenler Türk düşmanı mıdır? Daha önce kimler almıştır?

"Ardımdan bıraktığım gayrimenkulumun ve servetimin tamamı, aşağıdaki şekilde dağıtılacaktır. Kapital, emniyetli bir şekilde Fon'da toplanmalıdır. Bu fon'un geliri her yıl İnsanlığa en büyük hizmeti yapan kişilere dağıtılmalıdır. Bu gelir beş ana bölüme ayrılmalı ve aşağıdaki şekilde dağıtılmalıdır. Bir kısım fizik sahasında en büyük keşfi yapan kişiye verilmelidir. Bir kısım kimya sahasında en büyük keşfi yapan kişiye verilmelidir. Bir kısmı fizyoloji ya da tıp alanında en büyük keşfi yapan kişiye verilmelidir. Bir kısım edebiyat sahasında en büyük eseri yazan kişiye verilmelidir. Bir kısım Milletlerarası barış ve kardeşlik için en büyük çalışmayı yapan kişiye verilmelidir. Fizik ve kimya konusundaki keşifler, Isveç ilim konseyince değerlendirilmelidir. Tıp konusundaki çalışmalar Stockholm'deki Caroline Enstitüsü tarafından değerlendirilmelidir. Edebiyat ve barış konusundaki mükafatlar Norveç Parlementosu tarafından seçilen beş kişilik bir heyet tarafından değerlendirilmelidir. En büyük ve kesin arzum mükafatlar adaylara dağıtılırken kesinlikle milliyet tefrika yapılmamasıdır. En mühimi, mükafatı alacak şahıs bir İskandinavyalı da olabilir, olmayabilir de "
Paris, Kasım 27, 1895
Alfred Bernard Nobel


Ödülü verenler : İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi. Yani Fransız parlementosu yada Ermeni lobisi değil

Nobel Edebiyat Ödülü'nün kime verileceği nasıl belirleniyor? İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi gerek kendi üyelerinden gerekse benzer akademi, kurum ve kuruluşlardan; öğretim üyesi edebiyat ve dilbilim profesörlerinden, Nobel Edebiyat Ödülü sahiplerinden ve edebiyat dernekleri başkanlarından aday göstermelerini istiyor. 18 üyeli İsveç Kraliyet Bilimleri Akademisi'ne bağlı dört ya da beş üyeli Nobel Komitesi adayları değerlendirip sonucunu Akademi'ye sunuyor ve nihayet o yılki ödülü kimin kazandığı Akademi tarafından açıklanıyor.

Yani Orhan Pamuk Nobel'e Türkiye'nin Yazar Dernekleri tarafından da aday gösterilmiştir. Neden o seçildi? Elbetteki bir çok neden vardı ama en başta aday gösterilebilecek romanları 45 dile çevrilmiş ve Dünyada en çok satan kitaplar listesine girmiş çok da fazla Türk romancısı seçeneği yoktu.

Orhan Pamuk Ermeni soykırımı ile ilgili konuşmasından önce ödül almış mıdır?

Evet hemen her romanı, çeyrek yüzyıldır, ulusal ve uluslararası ödüller elde etmiş bir Türk yazarıdır. 1975 Altın Portakal Hikâye Ödülü / 1979 Milliyet Roman Yarışması Ödülü "Karanlık ve Işık" / 1983 Orhan Kemal Roman Ödülü "Cevdet Bey ve Oğulları" / 1984 Madaralı Roman Ödülü "Sessiz Ev" / 1990 Independent Yabancı Roman Ödülü (İngiltere) "Beyaz Kale" / 1991 Prix de la Decouverte Europeene (Fransa) "Sessiz Ev" / 1991 Antalya Altın Portakal Film Festivali En İyi Senaryo Ödülü "Gizli Yüz" / 2002 Prix du Meilleur Livre Etranger (Fransa) "Benim Adım Kırmızı" / 2003 Premio Rinzane Cavour (İtalya) "Benim Adım Kırmızı" / 2005 Alman Yayıncılar Birliği Barış Ödülü (Almanya) / 2005 Prix Medicis Etranger (Fransa) "Kar"


Nobel Ödülünü Daha önce kimler almıştır şimdi buna bir göz atmaya var mısınız? İşte bir kaç örnek  

GEÇEN YILIN ÖDÜLÜ BİR AMERİKAN KARŞITI YAHUDİ ASILLI YAZARAYDI.. Türkiye ABD'nin Irak işgaline bir anlamda ortak olmanın koşullarını düşünürken Harold Pinter bulduğu her kürsüden ABD'nin dünden bugüne tüm işgallerine ağır eleştiriler dile getiriyordu

2005 Harold Pinter (Büyük Britanya)
(...) Guantanamo Körfezinde yaşananlar İstila, yalan üstüne yalan söyleyerek, medyayı ve dolayısıyla kamu oyunu manipüle ederek başvurulan keyfi bir askeri harekâttır, Orta Doğuda ABD’nin askeri ve ekonomik hakimiyetini pekiştirmeyi amaçlamaktadır (...)
(...) Biz Irak halkına işkence getirdik, bombalar, hafifletilmiş uranyum, haddi hesabı olmayan rastgele öldürmeler, sefalet, çürüme ve ölüm getirdik, bütün bu yapılanların adını da "Orta Doğuya özgürlük ve demokrasi getirmek" koyduk. SAVAŞ SUÇLUSU İLAN EDİLMEK İÇİN DAHA NE KADAR ÖLDÜRMENİZ GEREK? (...)
(...) ABD İkinci Dünya Savaşının sonunda ve sonrasında hemen her sağcı askeri diktatörlüğü desteklemiştir. Endonezya, Yunanistan, Uruguay, Brezilya, Paraguay, Haiti, Türkiye, Filipinler, Guatemala, El Salvador ve tabi ki Şili. ABD’nin 1973de Şili’de yol açtığı dehşet hiç bir zaman aklanamaz ve asla mazur görülemez (...)

Nobel Jürisi edebiyat ödülüne Bir Fransa aleyhtarı Fransızı da uygun buldu. Ama o bunu prensiplerine aykırı bularak ve bu ödülü de Fransa'nın Cezayir politikasına karşı propaganda vesilesi yaparak almadı.

Jean Paul Sartre Eğitimini Ecole Normale Supérieure'de, İsviçre'deki Fribourg Üniversitesi'nde ve Berlin'deki Fransız Enstitüsü'nde sürdürdü. 2. Dünya Savaşı sırasında, Almanlar tarafından hapse atıldı; hapisten çıktıktan sonra Direniş Hareketi'ne katıldı. Fransa'nın Cezayir'e karşı yürüttüğü savaşa karşı çıkanların başında geliyordu;Les Temps Modernes, sömürgelerdeki savaşlara karşı 1953'ten başlayıp, 1957'de yoğunlaşan bir savaş yürüttü.
 Jean Paul Sartre'ın ödül törenine gelerek, 'evinde yer olmadığı' için ödülü reddetmesi ödüller tarihinin en önemli olaylarından biriydi. Ret cevabının arkasındaki gerçek ise Cezayirlilerin Fransa'ya karşı sürdürdüğü bağımsızlık savaşıydı.

Fransa ve İsveç'in de aralarında olduğu Çağdaş Avrupa toplumlarını romanlarında eleştiren, İsrail'de mülteci kamplarını Nazilerle özdeşleştirerek dile getiren bu Portekiz'li yazarda Nobel Edebiyat Ödülü almıştır

1998 José Saramago (Portekiz) Yitik Adanin Öyküsü Sabit noktalar ve değişen hedefler üzerine yalın ve ustaca bir üslupla yazılmış olan bu romanda José Saramago çağdaş Avrupa toplumlarını zekice ve alaylı bir dille eleştirmektedir.
Bir ara gittiği israil'de, işgal altındaki topraklara da uğramış, buraları nazi almanyası işgali altındaki yerlere, mülteci kamplarını da auschwitz'e benzetmiş yazar. bu benzetmenin tarihsel açıdan doğruluğu ve israil siyasetinde istenilen etkiyi yapıp yapmayacağı tartışılsa da, yazarın aldığı risk açısından gerçekten saygıdeğer bir harekettir bu.

Macaristanlı yazar Nazi vahşetini yaşamıştır. Ömrünü her tür baskı ve soykırımı lanetlemeye adamıştır. ve 2002 Nobel Ödülü sahibidir.

Imre Kertész 2002, 1929 yılında Budapeşte'de doğdu. 1944'te Auschwitz Toplama Kampı'na gönderildi ilk gençlik çağında Nazilerin toplama kamplarının vahşetini yaşamış bir yazar. Türkiyeli okuyucunun Kadersizlik, Fiyasko ve Doğmamış Çocuk İçin Dua adlı romanlardan oluşan yarı-otobiyografik üçlemesiyle tanıdığı Macar yazar, Tasfiye adlı romanında, Auschwitz Kampı’nda dünyaya gelmiş bir yazarın intiharla sonlanan yaşamöyküsünü anlatıyor. Dostlarının, yazarın belgeleri arasında buldukları "Tasfiye" adlı üç perdelik komedi, intiharın gizlerini açığa çıkaracak mıdır? Imre Kertész’in Tasfiye'si, yalnızca Nazilerin gerçekleştirdiği soykırımı değil, aynı zamanda insanoğlunu insanlıktan çıkaran tüm baskı yönetimlerini yaşamış olanların ruh yaralarının romanı

  Nobel içlerinde Fransa ve İsveç'in de yer aldığı "Batı uygarlıklarını" eleştiren Güney Afrikalı bir yazara da verildi

john maxwell coetzee Güney Afrikalı yazar
doğru ve yanlışı öylesine birbirine geçirir, öylesine bulanıklaştırır, batı uygarlığının taşıdığı insafsız akılcılığı ve ahlakı inceden ama o kadar insafsız eleştirir ki hayran kalmamak elde değildir.

Nereye varmak istedim?

Bu bölümde varmak istediğim nokta şudur. Nobel Jürisinin derdinin bir Türk'e ödül verelim de listemizde bir farklı ülke daha olsun gibi iyi niyetle; yada  Türkleri aşağılayan biri çıktı bu aşağılamanın karşılığı ödüllendirelim gibi bir anlayışla hareket ettiğini düşünmüyorum. Örnektekilerin ortak paydalarını incelediğimizde karşımıza çıkan şudur:  Nobel Edebiyat ödülü baskıyı, savaşı, şiddeti, soykırımı mahkum eden, eleştiren bunlara direnen yazarları ödüllendirmiştir. Bunun içinde Cezayir'i sömürge olarak tutmayı sürdürmek isteyen Fransa'yı eleştiren bir yazar da olabilmiştir, ABD'nin dış politikalarını ve işgallerini ağır eleştiren bir yazar da. Orhan Pamuk'un bu yazarlarla ortak paydasına baktığımızda o da kendi ülkesi sınırları içerisinde yapıldığı varsayılan (iddia edilen) bir soykırımı eleştirmiştir. Orhan Pamuk'un bu açıklaması Nobel ödülünü almasında etkili olmuş mudur? Evet şahsi düşünceme göre elbette etkili olmuş olabilir. Peki bu durumda yapılması gereken nedir? Orhan Pamuk'u, Nobel Ödül jürisini ve dünyayı bu soykırımın olmadığına inandırmaktır, ikna etmektir. Eğer bu ödülde bu soykırıma ilişkin açıklama etkili olmuşsa demek ki Nobel Jürisi bu soykırımın yapıldığını düşünmekte ve Tıpkı Fransa'nın Cezayir politikasını eleştiren bir yazarı, Tıpkı ABD işgallerini eleştiren bir yazarı, Tıpkı Batı uygarlıklarını eleştiren bir çok yazarı ödüle layık gördüğü gibi Türkiye'yi eleştiren bir yazarı da ödüllendirmeyi uygun görecektir. Bunun dışında bir bakış bizi yanlış noktalara ve yanlış çözümlere götürebilecektir. Hele ki en son mail adresime gönderilen Orhan Pamuk ABD ile bağlantılıdır, son yıllarda ABD'ye çok gidip gelmiştir, Abisi orada hocadır bu Amerikancılığı sayesinde ödül almıştır gibi zoraki ilişkilendirmeleri yapanlara en güzel yanıt çok eskiden değil daha geçen yıl aynı jüriden aynı ödülü alan Harold Pinter'dir. Eğer ABD Nobel ödülünde etkili ise neden bu en büyük ABD karşıtı yazarlardan biri geçen yıl bu ödülü alabilmiştir?


Orhan Pamuk Türkiye Aleyhinde ne demiştir ? Türkiye buna karşılık şimdi ne yapmalıdır?

İsviçre’de yayınlanan günlük Tagesanzeiger gazetesine verdiği, 6 Şubat tarihinde yayınlanan bir röportajda Orhan Pamuk’un şu sözleri aktarılıyor: "Türkiye’de otuz bin Kürt ve bir milyon Ermeni öldürüldü. Neredeyse benim dışımda hiç kimse konuşmaya cesaret edemiyor ve milliyetçiler bunun için benden nefret ediyorlar."

Şimdi bundan şıklar türetmeye çalışmalıyız.

1- Orhan Pamuk sıkı bir rejim yada Devlet muhalifidir, Türkiye'nin Ermeni Soykırımı yaptığını ciddi olarak düşünmektedir. Bunu da yurt içi veya yurtdışında söylemekten çekinmemektedir. Bu anlamda bize göre yanlış  olsa da o inandığı fikri, düşünceyi dile getirmektedir. Orhan Pamuk'un ermeni soykırımı yapıldığına inanma hakkı var mıdır? Evet vardır. Bunu dile getirmeye hakkı var mıdır? Evet vardır (Çünkü Türkiye'de Fransa'dakine benzer bir yasa çıkarılmamıştır)

2- Hayır, Orhan Pamuk'un elinde bu anlamda bir belge yada bilgi birikimi yoktur, o bu fikre inanmasa da sadece ve sadece bazılarının duymak istediği cümleleri bir Türk yazarı kimliği ile dile getirerek kendine uluslararası arenada yer edinmek gibi bir çıkarcılık peşindedir.

Peki Orhan Pamuk'la ilgili şıklar bunlar...  Biz ona karşı ne gibi bir uygulama yapabiliriz şimdi de onu şıklar olarak inceleyelim.

1- Orhan Pamuk'a karşı bir kampanya yürütebilir, ona karşı yoğun propaganda sürdürebilir, çeşitli psikolojik baskılarla sindirip susturabiliriz.

2- Radikal bazı güçler daha önce sevmedikleri düşüncelerin sahibi yazarlara yaptıkları gibi suikast düzenleyerek öldürmeyi dahi düşünebilir

3- Hakkında dava açar, yargılar mahkum edebiliriz, vatandaşlıktan atabiliriz

4- Bir Televizyon kanalına yada bir panele davet ederek karşısına da bir tarihçi çıkararak bizi bu açıklamasına söz konusu olan soykırımı iddiasına ikna etmesini yada aksine ikna olmasını deneyebiliriz.

Şıklar elbette artırılabilir. Ama bana sorarsanız ilk iki şık Fransa'nın bir yasa çıkararak Ermeni Soykırımı olmadığının söylenmesini yasaklamasından çok da farklı değil, hele ikincisi düşünülmesi bile suç bir durumdur. Üçüncü şık ise zaten uygulanmış dava açılmış ama netice alınmamıştır. O halde ben derim ki buyursun Orhan Pamuk "Türkiye’de otuz bin Kürt ve bir milyon Ermeni öldürüldü" iddiasını ispatlasın ya da biz ona aksini ispatlayalım. Şimdi köşesinden Orhan Pamuk konusuna değinen bütün gazeteci, yazar, Televizyonculara sesleniyorum ne dersiniz Orhan Pamuk'la karşı karşıya bu konuyu tartışmaya? Tüm dünyanın Nobel ödüllü bu yazarla ilgilendiği bu günlerde böylesi bir tartışma dünyaya Ermeni Soykırımı iddiaları konusunda Türk görüşünü aktarmada vesile de olmaz mı? Elbette Orhan Pamuk'un bu daveti kabul etmeme ihtimali de vardır ama bu da sizin hanenize 1-0 lık galibiyet olarak geçmez mi?


Nobel ödülü verenlerle Fransa'da Ermeni soykırımı İnkar yasasını çıkaranlar aynı mıdır?

Şöyle bir düşünüyorum.. Türkiye Uluslararası bir edebiyat ödülü verecek olsaydı Jüride kimler yer alabilirdi? Uluslararası ünlerini de düşünerek roman yazarlıklarını da tabi ki dikkate alarak ilk aklıma gelen isim Yaşar Kemal oluyor..

Peki Türkiye'de Fransa'dakine benzer bir Ermeni Soykırımı iddiasını savunmayı yasaklayan bir yasa çıkarılacak olsa kim çıkaracaktı? Tabi ki Meclis. Yani Recep Tayyip Erdoğan, Deniz Baykal... Daha eskilerde olsa Süleyman Demirel hatta Kenan Evren..

Senaryoyu Türkiye'ye uyarlamaya devam ettiriyorum. Acaba Yaşar Kemal Recep Tayyip Erdoğan'la yada Demirel'le, yada daha öncelerde olsa Kenan Evren'le kafa kafaya verip "Hadi gel siz meclisten bu yasayı çıkarın biz de aynı gün şu Ermeni aleyhtarı Ermeni yazara edebiyat ödülü verelim görsünler nasıl oluyormuş" diye bir karar alır mıydılar?

Yok canım... Olacak şey değil.. Bir edebiyatçı, Bir Yaşar Kemal, politikacı lider Süleyman Demirel'le ortak karar alıp aynı gün biri yasayı çıkaracak diğeri ödülü açıklayacak..

Olaya buradan bakınca çok olası görülmüyor. edebiyatçılarla politikacılar yan yana gelip ortak politika belirleyecek.. Bunu 10 yıl önce söyleseler inanmazdım şaka gibi gelirdi.

Ama artık daha olası geliyor. Sosyalistler önce sosyal demokratlaştı, şimdi ulusalcılaşıyor. Bu ulusallaşma artık Ülkücülerle Perinçekciler sınırında da kalmıyor giderek yayılıyor. Örneğin Zülfü Livaneli önce Sosyal demokratlaşıp milletvekili oldu. Bir dönem şarkı sözlerinde ordu aleyhinde sözler olduğu iddiası ile soruşturmalara uğrarken şimdilerde ordu mensupları, eski sağ muhafazakar liderler eşliğinde resmi üniversite açılışlarında konuşup komutanlarca alkışlanıyor..

Bu yazıyı bir hafta önce yazsam belki saçmalamayın Nobel ödülünü verenler başka, Ermeni yasasını çıkaran siyasetçiler başka yazardım. Ama artık o kadar emin değilim ne Türkiye adına ne de  Fransa yada İsveç adına.

Şimdi Fransa'yı incelemeye geçebiliriz...

ULUSALCILIK ŞEMSİYESİ ALTINDA BİR FRANSA MI?

Fransa cumhurbaşkanı Chirac : 1954'te Institut d'Etudes Politiques'den siyaset bilimi diploması alarak mezun olan Chirac, 1956'da orduya katıldı. Cezayir'e gönderilen Chirac, bu Fransız sömürgesinde bağımsızlık istemiyle başkaldıranlara karşı savaştı. Muhafazakar politikacı Chirac, 1974-1976 ve 1986-1988 yılları arasında başbakanlık görevinde bulunmasının yanısıra 1977-1995 yılları arasında da Paris Belediye Başkanlığı yaptı. Sert dış politika ve güçlü ulusal hükümet fikrini savunan Chirac, bu düşünceleriyle Fransa eski Devlet Başkanı Charles de Gaulle'un görüşlerine yakın görünüyor. Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, 30 eylülde iki günlük resmi ziyaret için gittiği Ermenistan'ın başkenti Erivan'da 'Ermeni soykırımı' anıtını ziyaret etmiş ve 'Türkiye'nin geçmişteki hatalarını kabul etmesi gerektiğini' söylemişti

Fransız Cumhurbaşkanı Chirac konusunda şunların altını çizmek istiyorum. Fransa'ya başkaldıran sömürge Cezayirde savaşmış, kıyım yapmış ama Türklerin Ermeni soykırımı nedeniyle özür dilemesini talep ediyor. Sert dış politika ve güçlü ulusal hükümet fikrini savunuyor. Yani geçmişin despot lideri şimdinin ulusalcısı.

Fransa incelememizi sürdürelim..

Milliyetçi Cephe ittifakına karşı çoğu solcu Fransız parlamenter bu eski muhafazakar yeni ulusalcı Chirac'a sorgulamadan gözü kapalı destek verdi.

Ermeni yasa tasarısını Fransa'da meclise sunan Fransız sosyalist partisi... Bu sosyalist partilerin sadece adının sosyalist olduğunu çok önceden Sosyal demokratlaştıklarını hatırlatmaya gerek yok. Ama şimdilerde de giderek ulusalcı ittifaklar içerisine dahil oldukları da açıkça görülmekte. (Bizde Dinci gelişmeye karşı orada Milliyetçi gelişmeye karşı bir ulusalcılık hareketi gelişmekte)

Geçmiş savaşlarla ve kıyımlarla doludur, Eğer geçmişten dolayı özürler gerekiyorsa tüm ülkelerin diğer ülkelerden ve insanlıktan özür dilemesi gerekmez mi? Haçlı seferlerinden dolayı, Viyana kuşatmalarından dolayı, Dünya savaşları ve sonrasındaki işgallerden dolayı özür dilenmesi gerekmez mi? Hangi savaş kansız, ölümsüz ve kıyımsızdır ki? Söz konusu olan özürse tüm ülkelerin tüm dünya halklarından özür dilemesi gerekmez mi?

Ama söz konusu olan elbette "özür dilerim, pardon" demekten ibaret değildir. Söz konusu olan aslında kendi içinde milliyetçi, şoven bir yanı olan Ermenistan'ı ayakta tutabilmenin zamkı olarak bu konuyu sürekli sıcak tutmaktır, toprak talebine zemin hazırlamaktır. Bu Ermeni iddiasına destek vermek de salt bir soykırımı lanetlemek değil aslında Ermeni milliyetçiliğini, Ermeni Irkçılığını desteklemektir. Bu durumda Fransız sosyalistleri bir soykırım kapağı altında bir ırkçı çabanın, milliyetçi tırmanışın destekçisi olmuyor mu? Acaba ulusalcı çizgiye dek gerileyen Fransız sosyalistlerinin asıl çabası ermeni milliyetçiliği üstünden ermeni nüfus üstünde etki yapmak mıdır? Gerçek anlamda Sosyalist bakışta ille de sınıfsal izler aramamız gerekmez mi? Burada sınıfsaldan çok milliyetçi izler ve ulusalcı ittifaklar görülmüyor mu?


BU DÜZLEMDE YENİDEN ORHAN PAMUK

Bütün bunların ardından Yeniden Orhan Pamuk'a dönmek istiyorum. Saint-John Perse Nobel Ödül Töreni'nde  "Şair, çağının kötü bilinci olsa yeter" demiş. Orhan Pamuk'u bir yazar, bir aydın olarak düşünürsek elbetteki çağına tanıklık edecektir, etmelidir. Ve muhalif olması da doğaldır. Ama bir aydın önce konuya vakıf olmalıdır. Orhan Pamuk Ermeni soykırımı konusuna ne kadar vakıftır bir cümlelik açıklamasından ben bir fikir sahibi olamadım. Açıklamasının Ermeni milliyetçilerini destekler düşünceler olduğunun, soykırım üzerinden yürütülen ırkçı bir toparlanışın tutkalı olduğunun sanırım bilincindedir. Öte yandan aynı açıklamalarının Türk milliyetçi ve ulusalcılara iştah kabartan bir malzeme olduğunu da sanırım yeterince fark etmektedir. Ama her ne olur olsun acaba başkalarına da yarar mı gibi bir endişeyle söylemek istediklerinden vazgeçmemelidir bir yazar. Orhan Pamuk buna inanıyorsa varsın söylesin size düşen onu afaroz etmek değil tersini ispatlamaktır.

Ama çağının tanığı olmakla yükümlü olan aynı Orhan Pamuk'un Türkiye üzerine cesurca yaptığı açıklamaları yaparken dünya üzerinde işgalciliği günden güne artarak süren, Büyük Ortadoğu Projesini her geçen gün daha fazla uygulamaya koyan, ülkelerde darbeler tezgahlayan, terör örgütlerini destekleyen, gelmiş geçmiş en büyük emperyalist güç olan ABD üzerine yaptığı hiç bir kınama olmaması da düşündürücü değil midir? Yoksa Orhan Pamuk'un ışığı sadece dibine mi yetmektedir? Orhan Pamuk'un aydın tavrı sadece Türkiye ile mi sınırlıdır? Yoksa çağının tanıklığını etmek ve aydın tavır aslında Orhan Pamuk'un hiç de derdi değil midir? Onun derdi başka bir şey midir?

Sanırım Türk Sosyalistlerinin yıllarca sürdürdükleri hataları Orhan Pamuk'da da gözlemlemekteyiz. Türk sosyalistleri kapitalist sistem karşıtı olanları desteklemeyi, ilerici olmayı zaman içerisinde Türkiye karşıtı olan her şeyi desteklemek gibi algılar olmuştu. Bu nedenle sırf T.C. karşıtı olduğu için aslında sosyalizmle taban tabana zıt bazı milliyetçi akımları da desteklememişler miydi? Türk milliyetçiliğine karşı savaş ama Kürt milliyetçiliğini destekle, Türk milliyetçiliğine karşı savaş  Çerkez milliyetçiliğini destekle hatta ellerinle oluşturmaya çabala.. Bir yandan din insanların afyonudur deyip resmi din anlayışına karşı savaşım ver öte yandan sırf azınlıkları yanına alma pahasına sanki o bir dini uzantılı mezhep değilmiş gibi alevi temaları sosyalizminin içinde bol bol kullan bir şekilde bağdaştır... Kendi milliyetçiliğini mahkum et ama azınlık milliyetçiliklerini yandaş olarak gör destekle. Bugün Türk sosyalistlerinin büyük bir kesimi sosyaldemokrat yada ulusalcılığı yaşamaya başladı. Küçük bir kesim ise tavizsiz sosyalist tavırlarını sürdürüyorlar. Ama bunlar da aynı hatayı yinelemeye devam ediyor ve sadece T.C. ye karşı bir girişim olduğu için Ermeni milliyetçiliğinin yanında yer almaya devam ediyor. Türk yada Fransız sosyalistleri bu konuda kendi söylemlerini geliştiremiyor, konuya diyalektik yada sınıfsal bir açıklama getiremiyor, kendi tavırlarını geliştiremiyor yaklaşımları düşmanımın düşmanı dostumdur oportünizminde kalıyor, ermeni milliyetçiliğinin emrine giriliveriyor.


BİTİRİRKEN

Fransa : Eski muhafazakar, sömürge Cezayir'de soykırımcı, yeni ulusalcı Cumhurbaşkanı; Ermeni milliyetçileri; eski sosyalistler.. Ortak noktaları Ulusalcılık...

Türkiye : Eski sosyalistler, milliyetçiler, bazı devlet erkanı kişiler.. ortak noktaları Ulusalcılık...

Adolf Hitler : Tanınan en ünlü ulusalcı lider. Nasyonal-Sosyalist. Gelmiş geçmiş En büyük soykırımcı

Nobel Edebiyat Ödülü : Alfred Nobel "Bu fon'un geliri her yıl İnsanlığa en büyük hizmeti yapan kişilere dağıtılmalıdır" vasiyetinde bulunmuştur. Edebiyat ve Barış ödülü ise bu yıl en büyük kıyımlara sebebiyet verebilecek tehlikeli bir model olan ulusalcılıkları tetiklemeye sebep olmuştur.

Orhan Pamuk : Esas oğlan.., Baş kahraman.. Hem Fransız Ulusalcılığına , hem Türk ulusalcılığına büyük katkı yaptı.. Birinde olumlu , diğerinde olumsuz propagandanın maşası oldu. Hangisine katkısı daha büyük oldu bunu ölçecek somut verimiz ne yazık ki yok. Ama şunu biliyoruz ki Bir kilo Orhan Pamuk vakası bir kilo Ulusalcılık vakasına denktir. Bize düşense ne kırk katır, ne kırk satır demeyi becerebilmektir...

Ben : Edebiyatta ve sanatta yarışmaya ve ödüle karşı olduğumu lise tiyatroları yarışmalarının ardından deklare etmiştim. dünya ölçeğinde de olsa, uluslararası boyutta da olsa, adı Nobel de olsa spor gibi kesin kıstasları ölçütleri olmayan edebiyat ve sanatta yarışmaları reddetmeye devam ediyorum. Kime göre iyi? Neye göre iyi? İsveç yada Fransız.., burjuvalaşmış, elitleşmiş yazarlarının, aydınlarının verdiği ödülün benim açımdan bir değeri yok. Ulusalcılığa gelince : Yeni bir ekonomik model sunmayan hiç bir model asla yeni bir model değildir. Ulusalcılık yeni bir maske, yeni bir kandırmaca ve yeni kıyımların makyajıdır.

 

SARTRE ÖDÜLLERİNİ NEDEN REDDETTİ ? sartre, bir yazarın görevi ne olmalıdır anlayışı doğrultusunda göre resmi ödülleri her zaman reddettiğini, bu yüzden nobel'i reddedeceğinin de önceden tahmin edilmesi gerektiğini açıklamış. aynı nedenlerden dolayı frankofon dizbağı legion of honour'u geri çevirdiğini ve college de france'da görev almayı da reddettiğiini, hatta kendisine önerilse ordera lenina'yı bile reddedeceğini eklemiş. sartre'a göre bir yazarın resmi kurumlarca bahşedilen böyle bir ödülü kabul etmesi, onun kişisel hedeflerini ödül veren bir kuruma göre yönlendirmesi anlamına geliyor, her şeyden önce, bir yazarın kendisinin bir "kurum" a dönüştürülmesine izin vermemesi gerektiğine inanıyormuş.
sartre, nesnel nedenleri arasında, doğu ve batı arasındaki kültürel alışverişin insanlar ve kültürler arasında, herhangi bir kurumun aracılığı olmadan yapılması gerektiği tezini öncelikli neden olarak göstermiş. ayrıca, sartre'a göre, geçmişteki ödüllerin dağıtımı da her ideoloji ve ulustan yazarları eşit bir şekilde temsil etmemekteymiş. ödülü kabul etmesinin haksız yorumlara yol açabileceğini düşünüyormuş. sartre resmi açıklamasını isveç halkından özür dileyerek bitirmiş.

SİZİ BİLMEM AMA BEN ALKIŞLIYORUM...

 

Önemli Not : Yazımda örnekler arasında yer verdiğim yazar Günter Grass'la ilgili En alttakiler kitabının yazarı olduğu yolundaki bilgilerde hata yapmış olduğum için yazıdan çıkarılmıştır. Henüz öğrencilik yıllarında okuduğum En alttakiler kitabının yazarı ile ilgili olarak hafızamın beni yanıltma olasılığını dikkate alarak internette arama yaptım. Fakat pek çok kaynakta da Gunter Grass ve Gunter Walraff karıştırılmıştır. Tarafımdan da bu hatalı kaynaklar dikkate alınarak aynı yanlışlık yinelenmiştir.  Özür dileyerek okurların dikkatine sunulur. A.E.Timur