|
İATP (İstanbul
Alternatif Tiyatrolar Platformu) internet sayfalarında Hrant
Dink olayıyla ilgili olarak Tiyatro sitelerine bir eleştiri
getirdi ve Tiyatro sitelerinin Hrant Dink'in öldürülmesini
haber yapmamasını kınadı. Bu Tiyatro Haber sitelerinden biri
olarak bizde madem bu konuda bir açıklama isteniyor bu
duyarsızlığımızın(!) hesabını veririz elbette. (Yazı için
http://www.iatp-web.org/headline.asp?act=view&hid=72 )
Habercilik
yapmanın gereği olarak bu haberi vermemiz gerektiğine işaret
ediliyor. Eğer habercilik denilen şey Edirne'den Ardahan'a,
hatta Amerika'sına, yedisinden yetmişine herkesin bildiği bir
şeyi bir de bizim yinelememiz ise (ki bunu herkes gibi daha
vurulduktan 3 dakika sonra canlı bağlantı yapan ekranlardan
izledik tabi bizde) bu habercilik olmazdı. Belli ki yazıyı
kaleme alan arkadaşımın habercilik dediği yada sitelerden
beklediği kamuoyunu haberdar etmemiz değil bu konuda duyarlı
olduğumuzu, bu olayı lanetlediğimizi bizim de ilan etmemizdi.
Sitemizin köşesine göndere bayrak çeker gibi resmi çekip,
altına da solgan gibi bir söz girip bu konudaki
taraflılığımızı, duyarlılığımızı sergilememizdi. Eğer böyle
sembolik bir tavır bekleniyorsa bunun adına tavır denmez
popülistlik denir. Herkesin duyarlılığını gösterme şekli
farklıdır, kusura bakmasınlar bizimki arkadaşların beklediği
tarzda olmadığı için. Ve kusura bakmasınlar ben şahsen cenaze
yürüyüşüne de katılmadım, Hepimiz Ermeni'yiz diye de
bağırmadım.
Yaşamında
görüşlerine yer vermeyen medya bol bol konuyu işledi,
yaşamında bir tek yazısını okumayan, hatta belki adını bile
bilmeyenler yürüyüşe giderken, bir kez bile ermeni sorununa
beynini beş dakika ayırmayanlar "Biz Ermeni'yiz" diye bağırdı
ama ben yapmadım. Hatta bir mail grubunda daha geçen hafta
milliyetçi denilebilecek yazılar yazan bir arkadaş Hrant
Dink'in ölümünün ardından anarşist imzalı bir metni çok
beğendim deyip mail grubuna taşırken...
Hrant Dink'in
katledilmesinin ardından bir popülist rüzgar estirildi. Kusura
bakmasınlar ben bu rüzgarın dinmesini beklemeyi seçtim. Hrant
Dink için estirilen rüzgar acaba gerçekten anti-emperyalizm,
anti-faşizmin rüzgarımıydı? Yoksa bu rüzgar dünyaya ırkçı
olmadığını(!), azınlıklarıyla aslında çok iyi geçindiğini,
halkın büyük kesiminin azınlıkları ne kadar çok sevdiğini(!)
bunun münferit bir olay olduğunu ispatlama telaşı mıydı? Ne
dersiniz? Bu eyvah AB'ye girişimiz ya daha da zorlaşırsa
kaygısının kişisel yada onlara göre toplumsal çıkarı için
kullandığı açıkça ortada değil midir?
Hrant
Dink'in tepkisini ben biraz Susurluk olayı sonrası yaşanan ve
Türkiye'nin en kitlesel eylemi olan Işık söndürme eylemine
benzettim. Öyle bir eylem ki düşünün, sosyalistler de
katılıyor, renksizler de katılıyor, askerler, generaller de
katılıyor, Sabancılar'da katılıyor, ve hatta o dönem Süleyman
Demirel'in yaşadığı Çankaya köşkü de katılıyor. Dünya'da
görülmüş müdür sosyalistlerle generallerin ortak eylemi?,
Dünyada görülmüş müdür sosyalistlerle ülkenin en büyük iş
adamının ortak eylemi? Eğer bir ülkede bu yaşanıyorsa durup
orda biraz düşünmek gerek. Birilerinin rüzgarına kapılan değil
kendi rüzgarını yaratan olmak gerek. Hrant Dink konusunda da
rüzgarı kim kontrolüne aldı bunu iyi yorumlamak gerek. Hrant
Dink olayı konusunda ne kadar çabuk tepki gösterdiğin değil ne
kadar doğru kişilerle ya da ne kadar doğru mesajlarla tepki
gösterdiğin önemli olsa gerek.
ONBİNLER HRANT DİNK’İN CENAZESİNDE BULUŞTU!
diye manşet atmak ne kadar doğru yada bu
popülerleştirmeye denk mi düşüyor düşünmek gerek.
Bir katliamın
sonucunun, bir ölüm olayının bile popülerleştirildiğini iddia
ediyorum. Ne bundan önce bu konuya duyarlı olmamış, ne de
muhtemelen bundan sonra olmayacak büyük bir kitle ulusal ve
kişisel çıkarlar ve beklentiler uğruna olağanüstü çabayla
harekete geçirildi. Medya yaşamı boyunca göstermediği
duyarlılığı gösterip kitleleri seferber etmeyi başardı. Bu
seferberliğin içine de kodlamalarını yaptı. "Münferit suç",
"işsiz gençler" , "yoldan çıkaran kötü abiler" , "silaha
meraklı Trabzon halkı" , "dünya bizi yanlış tanıyor" bu
aralara yerleştirilip kitlelerin beynine işlenen kodlamalardı.
Bu popülerleşen cenaze merasimi içerisinde doğru tanımlamaları
aktarabilmenizin de yolları tıkanmış oluyordu. Askerler,
siyasetçiler, geniş halk yığınları, ve bir grup sosyalist aynı
eylemin parçası oluyor, kuvvetli çıkan sesin, yani yukarıdaki
kodlamaları veren tarafın eyleminin içinde asıl kendi
mesajlarını vermekten uzak birer sayı olmayı seçiyorlardı.
|
"Ermeni diasporasi,
Ermeniler ve asala yıllar boyunca
yaptıklarıyla/söyledikleriyle Türk halkının kalbine öyle
kin tohumları ektiler ki; 'ermeni' kelimesi düşman,
'ermeni dölü' sıfatı orospu çocuğu anlamına gelmeye
başladı. Türk halkının damarlarında akan bu kin ve
nefret dolu kanın boşaltılması ve yerine doldurulacak
temiz kan -yani iyi niyetli normal düşünceler- bu nefret
tohumlarını eken Ermenistan'ın ve ermeni diasporasının
yapabileceği birseydir. bunu yaptığımız takdirde
Ermenistan ve Ermeniler için daha huzurlu bir yasam
ortaya çıkacaktır. tabii Türkler için de" . |
Bu açıklamayı
okudunuz... Şimdi bir de şunu okuyunuz lütfen,
| Türk’ten
boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan,
Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarında
mevcuttur. yeter ki bu mevcudiyetin farkında olunsun |
Eğer bir gazete
üstteki açıklamayı kesip alttaki şekle sokmuşsa, ve bunu
kitlelere böyle yansıtmışsa Hrant Dink'in hesabı bu
yayınlandığı gün kesilmiş, ipi o gün çekilmiş, ölüm emri o gün
verilmiştir. Haber yapmak, ya da tepki göstermek için yerde
yatan bir Hrant Dink cesedini beklemek gerekmezdi. Ama
haklısınız gerekli duyarlılığı gösteremedik, toplum olarak
önce "cesedi görelim"i bekledik.
Siz!
Eğer bu
manşetinizdeki onbinlerin gerçekten sizin düşündüğünüz
duyarlılıkta olduğunu düşünüyorsanız bu onbinleri neden bu
hedef göstermenin ardından yürütmediniz? Yok eğer bugün söz
ettiğiniz onbinler sizin onbinleriniz değilse kimin ne amaçlı
eyleminin propagandasına alet olmaktasınız?
HRANT DİNK
KONUSUNDA KİŞİSEL DÜŞÜNCELERİM
Hrant Dink'i bir
kenara bırakıp önce Ortaasya'ya uzanalım. Bu dönemde
Ortaasya'dan başlatılmayan hiç bir siyasal açılım diyalektik
sonuca varmayacaktır. sıcak petrol bölgesi... Bu bölgede
Amerika ile uyumlu güçlü müttefik İsrail bir yanda duruyor.
Yukarılara doğru çıkılınca yine ABD'le uyumlu Arap ülkelerinin
yanı sıra başı ezilmiş yada ezilmeye çalışılan bir çıban olan
Irak ve yine başı ezilmek üzere yavaş yavaş suyu ısıtılan bir
İran. Öbür yanda Sovyet dönemindeki kadar olmasa dahi
güçlenilmesi istenmeyen Rusya. Burada güçlü bir Amerika ve
Çokuluslu sermaye ile uyumlu güçlü bir Ermenistan ne de güzel
yakışır.. İşte birilerinin hayali..
Bunu da bir
kenara not edip geçelim. Ermenistan... Tıpkı museviler gibi
yıllarca kendi devletleri olmamış, pek çok ülkeye dağılmış
Ermeniler. Ancak Sovyetlerin dağılmasıyla bağımsız bir
devletleri olmuş. Ama pek çok yere dapılmış Ermenilerin
desteğini almak, güçlü bir Ermenistan olabilmek.. İşte
birilerinin hayali...
Güçlü bir devlet
olmak için milliyetçi duyguları uyandırmak, canlı tutmak
şartır. Milliyetçiliğin beslendiği kaynak ise "düşman
güçlerdir" Ermeni milliyetçiliğinin de güçlü bir Ermenistan
için sık sık başvurduğu politika burada başlamaktadır. Ermeni
milliyetçiliği Türk düşmanlığını olabildiğince bu anlamda
kullanmaktadır.
Şimdi gelelim
bıraktığımız yerden Hrant Dink'e. Neler biliyoruz hakkında?
Barışsever, aydın, sosyalist. Yani Ermeni milliyetçiliği de
dahil hiç bir milliyetçi politikanın peşinde sürüklenecek
yapıda değil. Ermeni ama TC vatandaşı. Güçlü bir Ermenistan
kaygısı yok, Türkiye'de yaşamakta kararlı. Verdiği mesajlar
Ermeni milliyetçilerini de Türk Milliyetçilerini de
öfkelendirecek kadar net. Ama acaba hangisini daha çok
öfkelendirecek kadar?
Şimdi de gelelim
Hrant din'in katiline. Sizce bu dünyanın en salak insanı
mıdır? Verilere bakarsanız öyle. Bir insan kazayla bile adam
öldürse, eğer teslim olmayı düşünmüyorsa yapacağı ilk şey
öldürdüğü silahtan kurtulmak, bunu ilk fırsatta denize
atmaktır. Silahın ortaya çıkarılamadığı hiç bir cinayette suç
kolay kolay ispatlanamaz. Ama bizim aptal katilimiz silahını
belinde taşımaya devam ediyor, Bununla da yetinmiyor bütün
gazete ve TV'lerde sözü geçen beyaz beresini bile çıkarıp
atmıyor, bununla da yetinmiyor herhangi bir yere
kaçmak yerine şüphelenildiğinde ilk aranılacak yer olmasına
rağmen otobüse binip memleketine gidiyor. Ve bu dünyanın en
salak katili bir güzel yakalanıyor. Yetkililer haberlerde bu
müthiş başarılarının şovunu yapıyor. Çok açıktır ki bunun
yakalanması istenmiştir, bunun yakalanması senaryonun
içindedir. Hiç ama hiç kimse bu kadar aptal olamaz, bu kadar
aptal olan gelip Şişlide bir suikast yapamaz. Peki neden
yakalanması istenmiştir? Çünkü kamuoyunda ve dünyada çok yankı
yaratacağı ve çok fazla baskı yapılacağı, konunun üstüne
gidilmek zorunda kalınacağı düşünülmüştür. Ama suçlu
yakalanırsa işte yakaladık denilip konu birilerine ve bir
görüşe mal edilip kolayca kapanacaktır. Geriye bu delikanlının
ikna edilmesi kalmıştır ki 17 yaşında olduğu, bir süre sonra
kolayca kurtulacağı, milliyetçi kesimde bir kahraman gibi
tanınacağı, bu işten sonra artık sırtının yere gelmeyeceği
anlatılınca kim bilir kaç düzine katil adayı bulunur bu
ülkede.
Şimdi bütün
bunları bir arada gözden geçirelim. Güçlü bir Ermenistan için
Türk düşmanlığını kullanan Ermeni milliyetçileri mutludur
çünkü hem dünya Türkiye'de hala ermeni katliamı yapıldığına
tanık olacaktır, hem de muhalif bir ermeni ses yok olacaktır..
Amerika ve çokuluslu sermaye mutludur çünkü petrole giden
yolda güçlü bir Ermenistan için bir adım daha atılmış çok
nüfuslu Türkiye'nin AB yoluna bir tıkaç daha konmuştur. Türk
ırkçıları mutludur çünkü Türkiye aleyhine düşünceleri olduğunu
düşündükleri bir Ermeni cezalandırılmıştır. Hrant Dink
ölümüyle ne çok kişiyi mutlu etmiş meğer...
Peki katil kim?
azmettiren kim? tezgahlayan kim? Görülen bir Türk milliyetçisi
evet. Ama siz eğer Hrant Dink'in ölümüne karar vermişseniz
inanın bu ülkede her zaman bunu yapmaya hazır bir kaç
milliyetçi tetikçi bulabilir ve onu bu cinayeti vatan millet
aşkına yaptığına inandırabilirsiniz. Ortalık da taşerondan çok
ne var? En azından bu çek senet mafyası gibi basit bir iş
değil vatan-millet gibi ulvi bir amaç uğruna(!)
Senaryo o kadar
düşünülmüş ki kamuoyunun tetikçinin yakalanmasıyla
yetinmeyeceği de düşünülerek azmettirenler de hazırda
bekletilmiş. Ve armut toplar gibi alınıvermiş. Acaba olan
biten bu kadar basit mi? perde arkasındaki azmettiriciler
açığa çıkar mı? Hiç ama hiç sanmıyorum.
Dönelim
cenazeye, merasime ve onbinlerce ermeni(!)nin yürüyüşüne
Yukarıda
yazdıklarımı bir kez daha yineleyecek değilim.
Popülerleştirilmiş bir tepki, popülerleştirilmiş bir yürüyüş ve
arasına sıkıştırılmış kodlanmış mesajlar. Anti-emperyalist
değil, anti-faşist değil. Dünyaya millet olarak aslında ırkçı
olmadığımızı(!), azınlıklarımızla aslında çok iyi
geçindiğimizi, halkın büyük kesiminin azınlıkları ne kadar çok
sevdiğini(!) bunun münferit bir olay olduğunu ispatlama telaşı
mıydı? Ne dersiniz? Bu eyvah AB'ye girişimiz ya daha da
zorlaşırsa kaygısının kişisel yada onlara göre toplumsal
çıkarı için kullandığı ispatlanmıştır. 6-7 Eylül olaylarında
farklı bir rolde, bugünse farklı bir rolde kullanılan
onbinlerce İstanbullu.
Ve
sosyalistlerin her zaman düştüğü hataya bir kez daha
düşülerek, Türk milliyetçiliği reddedilirken diğer tüm
milliyetçiliklere adeta sempatiyle bakılarak..... Hepimiz
Ermeni'yiz sloganlarıyla.. Bir etnik ayrımcının cinayetini
lanetlemek için başka bir etnik kimliği slogan yaparak... İşte
bundan dolayı anti emperyalist değil, anti faşirt değil,
kararlı, bilinçli değil.. Medyanın onbinleriyle medyanın
kodlamalarıyla..
Hayır ben orada
değildim... Özür dilerim. Hayır ben Ermeni değilim, ve etnik
herhangi bir kimliği hiç sıfat olarak kullanmadım yine de
kullanmayacağım, özür dilerim. Hayır ben bunu yasak savar
kabilinden haber yapmadım, resmini koyup altına hepimiz
Hrant'ız yazmadım. Çünkü henüz Hrant'ın kimliğini paylaşacak
kadar bir şeyi başardığımı sanmıyorum, özür dilerim..
Duvarlara defalarca Kahrolsun Faşizm yazdığım halde
kahrolmadığını gördüğümden beri sembolik, seremonik, sloganik
avuntuları bıraktım özür dilerim... Ama ben ben olarak
düşüncelerimi yazmak üzere bulanık, medyatik, timsah
gözyaşlarıyla gölgelenen ortamın netleşmesini bekledim özür
dilerim. Hayır ben sizin gibi onbinler yürüdü manşeti de
atmadım çünkü o onbinlerin nasıl ve niçin yürüdüğünden ve bu
yürüyüşün nereye varacağından emin değilim, özür dilerim.. Ve
en kötüsü de etrafımızda bu kadar diyalektik düşünmekten uzak
aydınlar varken bu onbinleri (eğer elimizden gelseydi) nereye
kanalize etmemiz gerektiğinden de bir hayli süredir emin
değilim özür dilerim... |