|
Bu yıl Dünya
Tiyatro Günü daha hareketli geçecek.
Hatırlanırsa
kitlelere ulaşmayan ve adeta bir görevi savuşturmak gibi bir
şekle bürünen Dünya Tiyatro Günü bildirisi ile Dünya Tiyatro
gününün geçiştirilmesini geçen yıl da eleştirmiş ve hatta bu
şekildeki bir geçiştirmeyi kınamak adına artık bildirileri
yayınlamama gibi bir yöntemi bile deneyebileceğimi
söylemiştim.
Elbette ki
bildiriye karşı değilim, elbette dünya da ve ülkemizde
gelenekselleşmiş Dünya Tiyatro Günü Bildirileri yine yazılsın
yine tiyatrolarda okunsun. Ama bildirilere olan tepkim bu
bildirilerin işlevden çok işlevsizliğe malzeme olur hale
gelmesine dikkat çekmek içindir. Bir geçiştirmeye ve günü daha
anlamlı kılacak etkinliklerin yerine bildirimizi yayınladık
görevimizi yaptık rehavetine dönüşmesinden dolayıdır.
Diğer tiyatro
sitesi yayıncıları da beni onaylayacaktır sanırım, Mart ayında
bizim sitelerin okunma oranı ani bir yükselme kaydeder.
Normalde geçen yıl ayda ortalama 21 bin tekil (farklı) okur
giriş yapmışken mart ayında bu sayı 37 bine yükselmişti. Ve
raporları incelediğimizde bunun arama motorlarında "Dünya
Tiyatro Günü" ile ilgili aramalar sonucu yaşanan bir artış
olduğunu da çok net görebiliyorduk. Ayrıca çok sayıda kişi de
Dünya Tiyatro Günü için nerede ne etkinlik yapıldığını
e-maillerle sorar bu ay boyunca bize.
Şimdi bu ne
anlama gelmektedir düşünelim. Bu demektir ki normalde bu
ülkede tiyatroyla ilgilenen insan sayısının Dünya Tiyatro günü
nedeniyle çok daha fazlası rakamlara ulaştığını gösterir.
Belki okulda verilen ödevi araştırmak için, belki dünya
tiyatro gününe katılmak için ama çok açıktır ki Dünya Tiyatro
günü bütün bir yıl boyunca görülen tiyatroya ilgisizliğin bir
anda daha fazla ilgiye döndüğü bir dönemdir.
O halde tiyatro
dünyamız adına, daha fazla kitlelere ulaşabilme adına bu
sevindirici bir fırsattır. Peki bu ekstra bir çaba sarf
etmeden önümüze çıkan fırsatı tiyatro dünyası yeterince
değerlendiriyor mu?
Maalesef hayır.
Ne dişe dokunur bir etkinlik, ne bir girişim.. En kolayından
tiyatrocular olarak toplanıp bu anlamlı günde Atatürk anıtına
çelenk koymak gibi bir girişim dahi yapmıyor. O gün
tiyatrocularımız bu günü kitlelere mal edecek, sokaktaki
insana o günün Dünya Tiyatro Günü olduğunu anlatacak,
hatırlatacak bir etkinlik yapmıyorlar. Tiyatro sanatçıları
okullara gidip söyleşilere katılmıyorlar. Tiyatronun onlara
sağladığı görsellik avantajını kullanıp gösteriyi sokağa
taşıyamıyorlar.
Ne yapıyorlar?
Birisine sipariş verip bir bildiri yazdırıyorlar ve bunu
salonlarda okuyan okuyor, okumayan okumuyor. Okunsa da
salonlarda zaten tiyatroyu bilen, seven, ve seçen insanlara
okunuyor farklı kesime ulaşılmıyor. Bir iki salon etkinliği
yapılsa bile salona yine tiyatro dünyası ve sanatseverler
çağrılı oluyor. Kısaca bildiri yayınlanıyor yasak savılıyor
bildirinin üstüne yatılıyor.
Daha mart ayına
bile girmeden
bir okulumuzda Dünya Tiyatro Günü ve o hafta boyunca bir dizi
etkinlikler planladık. Bu etkinliklerden bir tanesi de
sanatçılarla söyleşi günüydü. "Günüydü" diyorum sanırım iptal
etmek zorunda kalacağız. Zira yaklaşık 15 gündür çok ama çok
sayıda sanatçımızı aradık bu söyleşiye davet ettik. Sanırım
kırka yakın sanatçımıza götürdüğümüz bu daveti kaç kişi kabul
etti dersiniz? "0" yazıyla "sıfır" Kiminin dizi çekimi vardı,
kiminin evi karşıdaymış gelemezmiş, kimi yeni oyun provaları
dedi, kimi İstanbul dışındayım dedi.
Lütfen düşünün!
27 mart günü o
güne mahsus olarak gündüz saatlerine prova konmasa, dizi
çekimi yapılmasa, sanatçılarımız da üşenmese ve o gün onlarca
tiyatrocumuz onlarca liseye, üniversiteye dağılıp söyleşilere
gitse, gençlere tiyatroyu ve oyunlarını anlatsalar sizce ne
olurdu? Ben söyleyeyim, her bir okulda bir salon dolusu
öğrenciden sadece on öğrenci dahi anlatılanlardan etkilenip, o
sanatçının oyununu ya da bir tiyatro oyunu izleme gereği
hissetse, bunlardan da bir kısmı kalıcı tiyatro seyircilerine
eklense fena mı olurdu? Medya bize yer vermiyor diye
serzenişte bulunanlar neden medya dışındaki kitlelere ulaşma
yollarını ellerinin tersiyle iteler?
Bu bir örnektir,
elbette 27 martı bir tiyatro şöleni havasında ya da farklı
yollardan tiyatronun halka hatırlatılması ve yozlaşan dünya da
tiyatro alternatifine insanların ilgisini çekmenin daha pek
çok yolu olabilir.
Ama hiç biri
yapılmıyor. Bildiriler yayınlanıyor ve üstüne yatılıyor. Artık
27 mart akşamı çoğu özel tiyatro bildirileri dahi okumuyor.
Eskisi gibi ücretsiz oyun oynayanda fazla kalmadı. Ödenekli
tiyatroların ücretsiz oyunları ise topluca bir yerlere
tahsisle geçiştiriliyor sanırım.
Yani sivil
toplum kuruluşları kendilerine özel bir gün edinme için uğraş
verirken Tiyatro dünyamız sahip olduğu 27 mart gibi önemli bir
günü kullanamıyor. Benim Dünya tiyatro gününe olan tepkim işte
buna tepkidir, bu eylemsizliğe, bu duyarsızlığa dikkat çekme
amaçlıdır. Bildirilerin işlevselliğin değil işlevsizliğin
aracı haline gelmesine tepkidir.
Bu yılki bildiriler ve
polemikler
Bu yıl Dünya
Tiyatro Günü bildiri polemikleriyle başladı. Her yıl bir
uluslararası bir de ulusal bildirinin yanısıra son yıllarda
ATÇ (Amatör Tiyatrolar Çevresi) bir de alternatif bildiri
yazdırır ve yayımlardı. (Örneğin 2006 Ersan Uysal, 2005'de
Mehmet Akan, 2004'de Aslı Öngören ATÇ adına bildiriyi kaleme
almıştı) Yani bu yıl Ferhan Şensoy'a yazdırılan Alternatif
bildiri yeni bir şey değil ve ATÇ'nin Amatör Tiyatrolar
örgütü olmasına karşın bildirilerini profesyonellere yada
ödenekli tiyatro çalışanlarına yazdırması da yeni bir şey
değil. Yeni olan bu
yıl ATÇ'nin sadece kendisi değil başkalarını da bu alternatif
bildiriye imza atmaya davetidir. Bu yıl bildiri Ferhan
Şensoy'a yazdırılmış ve altına sadece ATÇ değil Nazım Hikmet
Kültür Merkezi, Ortaoyuncular, Tiyatro Dergisi, Tiyatral
Dergisi gibi topluluk
ya da kurumlar da imza atmıştır. (Bize de altına imza atmamız
için iletilen bildiriyi imzalamayı reddettik bu konuya
değineceğim)
Bildiri polemiği
işte bu bildiriden dolayı yaşanmaktadır. Öncelikle daha Önce
yıllarca Amatör Tiyatrolar Çevresi olarak bildiğimiz bu
bildirinin bu yıl bir profesyonele yazdırılması tartışılmaktadır. Ama
polemiğe asıl malzeme edilen konu Ferhan Şensoy'un bildiriyi
yazmış olması ve kısa bir süre önce oyununu
Diyarbakır'da sahnelerken "Kredi kartı dağıtan bankalar
PKK'dan bile beter" esprisi yapması ve bu espriden sonra
salonda protesto edilmesi, bazılarının salonu PKK lehinde
sloganlarla boşaltması nedeniyledir. Bu yaşanmış olay Ferhan
Şensoy imzalı bildiri tartışmasını öyle bir
garip noktaya sürükledi ki adeta bu bildiriye karşı çıkanlar
bu bildiriyi eleştirenler Ferhan Şensoy PKK yı eleştirdi diye
onun yazdığı bildiriye karşı çıkıyormuş gibi bir hava oluştu.
Hatta bazı mail gruplarda Ferhan Şensoy ve onun kaleme aldığı
bildiri sırf PKK ya olan öfkeden dolayı gayet safiyane milli duygularla savunulur hale geldi. Oysa Ferhan Şensoy'a bu bildiriyi sipariş verenler (ATÇ, Nazım
Hikmet Kültür Merkezi gibi) solda duran örgütlenme ya da
kurumlardır. Zaten bu Diyarbakır'da yaşanan olaydan sonra Ferhan Şensoy bu espriyi bir daha kullanmadığı gibi kısa bir
süre sonra da başka bir yerde Fetullah Gülen'i eleştiren
cümlesi için de o görüşü benimseyenler tarafından protesto edilmiştir. Ferhan Şensoy bir sanatçıdır ve eğer eleştirme gereği
duyuyorsa elbette PKK'yı da eleştirebilir, başbakanı da
eleştirebilir, Fetullah Gülen'i de eleştirebilir ya da Muhsin Yazıcı'yı, Devlet Bahçeli'yi, Deniz Baykal'ı da eleştirebilir.
Kısaca olayı magazinleştirmek, Ferhan Şensoy PKK'lıları
kızdırdı diye onu kendine mal etmek ya da dışlamak, bu
bildiriyi de sırf bu yaşanan olaydan dolayı sahiplenmek
ya da reddetmek yanlıştır.
Peki biz
neden bu bildirinin altına imza atmadık?
Bana bu bildiri
Ferhan Şensoy'un bildirisi olarak gelmedi. Bu bildiri bir
hayli süre önce, henüz daha forumlarda tartışılmaya başlamadan
önce Nazım Hikmet Kültür Merkezi adına sayın Orhan Aydın
tarafından iletildi ve ortak imzaya katılıp katılmayacağım
soruldu. Ben öncelikle Tiyatrom yayıncısı olarak reddettim.
Reddetme nedenim asla
bildiriyi kimin kaleme aldığına bakmaksızın sunum şeklinden
dolayı etik ve demokratik bulmadığımdan dolayıdır. Bunu
yazdığım e-mailde çok net olarak açıkladım ve "Eğer ki ortak
bir bildiri yazılacak ve yayınlanacaksa bu bildiri yazılıp
ya da yazdırılıp ondan sonra hadi sizde altına imza atın
şeklinde olmamalıdır, madem ki ortak bir bildiri altına imza
atılması isteniyor o halde yapılması gereken daha yazım
aşamasında bir araya gelip bildiriyi birlikte kaleme almaktır,
aksi türde bir uygulama ne etik ne de demokratik bir model
olmayacaktır" düşüncesini dile getirip
imzalamayacağımı ama bir yayıncı olarak yorumsuz bir şekilde
haber niteliğinde yer vereceğimi bildirdim. Gerekçe olarak
asla kimin yazdığı söz konusu olmadı, her kim yazarsa yazsın
bu kararımız da değişmezdi. Bu bildirinin içeriği elbette
doğru cümleler içerebilir ama Türk tiyatrosunun yaşadığı bu
sıkıntıları bizler yayıncı olarak zaten 27 mart'ı beklemeden
her zaman dile getirip yer veriyoruz, bildiri yeni hiç bir şey
söylemediği gibi eklektik imzalarla (bir araya gelmeden ve
ortak bir tavır geliştirmeden) bir netice de vaat etmiyor.
Yani yine bir yasaksavar kabilinden günah çıkarma bildirisi
olarak duruyor. Bu nedenle de bildirinin içeriğinde doğru
şeyler var bunların gündeme getirilip söylenmesi fena mı tarzı
polemikler de çok fazla anlam ifade etmiyor.
Bildiriyi
imzalama konusunda verdiğim yanıt aynen şu şekildedir.
Merhaba
Bu bildiriyi sitemizde yayınlar ve kamuoyuna
duyurulmasında elimizden geldiğince katkı sunmaya
çalışırız
Fakat altına imza atma konusuna gelince, bildirinin
İçeriğini tartışmadan önce yaklaşımı doğru bulmadığımızı
ifade etmeliyim
Eğer ki ortak bir bildiri kaleme alınacaksa önce bu
alanda kimlerle yakın durduğunuza karar verip bir araya
gelip ortak bir şekilde kaleme alınır ve altına da
imzalar ortak olarak atılır. Yani daha yazım aşamasından
bir ortaklık bir görüş paylaşımı söz konusu olmalıdır.
Bu şekilde hazır yazılıp sonra altına imza atıp ortak
olun, sorumluluğu ya da buradaki tüm düşünceleri sizinde
onayladığınızı deklare edin demek etik olarak da
demokrat olmak adına da doğru gelmiyor.
Bu durumda ITI'nın her yıl herhangi birini seçip
yazdırdığı bildiri ile bu alternatif kesimin birini
seçip yazdırıverdiği bildiri bizim açımızdan aynı
yaklaşımı ifade etmektedir.
Biz ancak bu durumda haberci olarak haber yapar
yayınlarız
Anlayışla karşılayacağınızı umarak
saygıyla
Tiyatrom.com adına
Ertuğrul Timur |
GENÇLİK
TİYATROLARI OLUŞUMU ADINA
Bu bildiriye
imza koyup koymamak konusunu kurucularından olduğum Gençlik
Tiyatroları Oluşumunda da tartıştık. Henüz resmi anlamda
dernekleşmemiş, yönetim kurulu oluşmamış bir oluşumda her bir
konuyu sağlıklı bir örgütlenme prensibinde değerlendirmemiz
mümkün olmasa da günümüz gençlerine demokrat davranma
alışkanlığını edindirme adına oluşumu ilgilendiren her konuyu
mümkün olduğunca gençlerin katılımı ile tartışıyor, görüş
alıyor ve bu görüşler doğrultusunda karar veriyoruz. Bu
hazırlanmış bildiriye imza atıp atmama konusunu da gençlerle
tartıştık, görüşleri aldık. Yazdırılan kişinin bizi
yansıtmadığı, içeriğin kısmen eleştirildiği, dilin kısmen
eleştirildiği, sunum şeklinin kısmen eleştirildiği tartışma
sonucu hiç tereddütsüz tüm katılanların ortak kararı ile bu bildiriye
ya da ısmarlama
yazdırılmış herhangi bir 27 mart bildirisine Gençlik
Tiyatroları Oluşumu olarak imza atmama ve burada bir kez daha
uzun uzadıya anlatmaya gerek duymayacağım kitlelere dönük ve
bildiriden ibaret değil fiili etkinlikler yapıp belki de örnek
oluşturma kararını onayladık. Bu detaylıca tiyatro dünyasına
haber olarak ve davet olarak sunulacaktır. Gençlik Tiyatroları
oluşumu bu bildirye imza atma konusunda ortak tavırla
reddederken iki gün sonra AKM'nin yıkımı konusunda gelen bir
ortak tavıra ise herkes coşku dolu, duygu dolu satırlarla onay
veriyor ve elbette bu amaçla her girişime bizde katılalım
diyordu.
Bunlar Gençlik
Tiyatroları Oluşumu bünyesinde eğitim çalışmaları yaparken öte
yandan gençlere demokratik davranma alışkanlığı kazandırmada
önemli adımlardır diye düşünüyoruz. Ne mutludur ki biz gençler
bu alışkanlığı kazansın derken onlar zaten bu alışkanlığa
sahip olduklarını sergiliyor, ama ne yazıktır ki 60'ların
70'lerin örgütlenmeci, eşitlikçi ve demokrat gençleri bizi
hayal kırıklığına uğratabiliyor. Ortak bir tavır geliştirmek
ve ortak bir bildiri kaleme alabilmek yerine eklektik
imzalarla tepeden sunulan bildirilere imza atabiliyor daha da
vahimi biz ortak bildiri yanyana durarak, tartışarak,
konuşarak ve ortak bir metin kaleme alınarak yapılmalıydı
dediğimizde "35 yıllık sanat yaşamımda duyduğum ilk farklı
yöntem" gibi bir serzenişle karşılaşabiliyoruz. Aklımıza gelen
tek şey acaba aslında 35 yıldır hiç mi demokrat olamadılar
oluyor. Elbette kolay değildir bir araya gelip çok görüşten
ses çıkarıp ortak bir metinde ve ortak kararlarda, ortak
tavırlarda, ortak çözümlerde buluşmak. İyisimi siz verin
siparişinizi her yıl birine yazdırın bildirinizi. Biz yokuz.
Bizim o gün kitlelerle randevumuz var. Haa, bir de
eğleneceğiz.. Gençlerden geldi bu öneri. Daha hızlı ve çabuk
kaynaşmanın bir yöntemi olarak sunuldu. Ben çok sevdim bu
fikri. Size de öneririm. |