Bu yıl Dünya Tiyatro Günü daha hareketli geçecek.
ya da bildiri polemikleri

A.Ertuğrul Timur

 

Bu yıl Dünya Tiyatro Günü daha hareketli geçecek.

Hatırlanırsa kitlelere ulaşmayan ve adeta bir görevi savuşturmak gibi bir şekle bürünen Dünya Tiyatro Günü bildirisi ile Dünya Tiyatro gününün geçiştirilmesini geçen yıl da eleştirmiş ve hatta bu şekildeki bir geçiştirmeyi kınamak adına artık bildirileri yayınlamama gibi bir yöntemi bile deneyebileceğimi söylemiştim.

Elbette ki bildiriye karşı değilim, elbette dünya da ve ülkemizde gelenekselleşmiş Dünya Tiyatro Günü Bildirileri yine yazılsın yine tiyatrolarda okunsun. Ama bildirilere olan tepkim bu bildirilerin işlevden çok işlevsizliğe malzeme olur hale gelmesine dikkat çekmek içindir. Bir geçiştirmeye ve günü daha anlamlı kılacak etkinliklerin yerine bildirimizi yayınladık görevimizi yaptık rehavetine dönüşmesinden dolayıdır.

Diğer tiyatro sitesi yayıncıları da beni onaylayacaktır sanırım, Mart ayında bizim sitelerin okunma oranı ani bir yükselme kaydeder. Normalde geçen yıl ayda ortalama 21 bin tekil (farklı) okur giriş yapmışken mart ayında bu sayı 37 bine yükselmişti. Ve raporları incelediğimizde bunun arama motorlarında "Dünya Tiyatro Günü" ile ilgili aramalar sonucu yaşanan bir artış olduğunu da çok net görebiliyorduk. Ayrıca çok sayıda kişi de Dünya Tiyatro Günü için nerede ne etkinlik yapıldığını e-maillerle sorar bu ay boyunca bize.

Şimdi bu ne anlama gelmektedir düşünelim. Bu demektir ki normalde bu ülkede tiyatroyla ilgilenen insan sayısının Dünya Tiyatro günü nedeniyle çok daha fazlası rakamlara ulaştığını gösterir. Belki okulda verilen ödevi araştırmak için, belki dünya tiyatro gününe katılmak için ama çok açıktır ki Dünya Tiyatro günü bütün bir yıl boyunca görülen tiyatroya ilgisizliğin bir anda daha fazla ilgiye döndüğü bir dönemdir.

O halde tiyatro dünyamız adına, daha fazla kitlelere ulaşabilme adına bu sevindirici bir fırsattır. Peki bu ekstra bir çaba sarf etmeden önümüze çıkan fırsatı tiyatro dünyası yeterince değerlendiriyor mu?

Maalesef hayır. Ne dişe dokunur bir etkinlik, ne bir girişim.. En kolayından tiyatrocular olarak toplanıp bu anlamlı günde Atatürk anıtına çelenk koymak gibi bir girişim dahi yapmıyor. O gün tiyatrocularımız bu günü kitlelere mal edecek, sokaktaki insana o günün Dünya Tiyatro Günü olduğunu anlatacak, hatırlatacak bir etkinlik yapmıyorlar. Tiyatro sanatçıları okullara gidip söyleşilere katılmıyorlar. Tiyatronun onlara sağladığı görsellik avantajını kullanıp gösteriyi sokağa taşıyamıyorlar.

Ne yapıyorlar? Birisine sipariş verip bir bildiri yazdırıyorlar ve bunu salonlarda okuyan okuyor, okumayan okumuyor. Okunsa da salonlarda zaten tiyatroyu bilen, seven, ve seçen insanlara okunuyor farklı kesime ulaşılmıyor. Bir iki salon etkinliği yapılsa bile salona yine tiyatro dünyası ve sanatseverler çağrılı oluyor. Kısaca bildiri yayınlanıyor yasak savılıyor bildirinin üstüne yatılıyor.

Daha mart ayına bile girmeden bir okulumuzda Dünya Tiyatro Günü ve o hafta boyunca bir dizi etkinlikler planladık. Bu etkinliklerden bir tanesi de sanatçılarla söyleşi günüydü. "Günüydü" diyorum sanırım iptal etmek zorunda kalacağız. Zira yaklaşık 15 gündür çok ama çok sayıda sanatçımızı aradık bu söyleşiye davet ettik. Sanırım kırka yakın sanatçımıza götürdüğümüz bu daveti kaç kişi kabul etti dersiniz? "0" yazıyla "sıfır" Kiminin dizi çekimi vardı, kiminin evi karşıdaymış gelemezmiş, kimi yeni oyun provaları dedi, kimi İstanbul dışındayım dedi.

Lütfen düşünün!

27 mart günü o güne mahsus olarak gündüz saatlerine prova konmasa, dizi çekimi yapılmasa, sanatçılarımız da üşenmese ve o gün onlarca tiyatrocumuz onlarca liseye, üniversiteye dağılıp söyleşilere gitse, gençlere tiyatroyu ve oyunlarını anlatsalar sizce ne olurdu? Ben söyleyeyim, her bir okulda bir salon dolusu öğrenciden sadece on öğrenci dahi anlatılanlardan etkilenip, o sanatçının oyununu ya da bir tiyatro oyunu izleme gereği hissetse, bunlardan da bir kısmı kalıcı tiyatro seyircilerine eklense fena mı olurdu? Medya bize yer vermiyor diye serzenişte bulunanlar neden medya dışındaki kitlelere ulaşma yollarını ellerinin tersiyle iteler?

Bu bir örnektir, elbette 27 martı bir tiyatro şöleni havasında ya da farklı yollardan tiyatronun halka hatırlatılması ve yozlaşan dünya da tiyatro alternatifine insanların ilgisini çekmenin daha pek çok yolu olabilir.

Ama hiç biri yapılmıyor. Bildiriler yayınlanıyor ve üstüne yatılıyor. Artık  27 mart akşamı çoğu özel tiyatro bildirileri dahi okumuyor. Eskisi gibi ücretsiz oyun oynayanda fazla kalmadı. Ödenekli tiyatroların ücretsiz oyunları ise topluca bir yerlere tahsisle geçiştiriliyor sanırım.

Yani sivil toplum kuruluşları kendilerine özel bir gün edinme için uğraş verirken Tiyatro dünyamız sahip olduğu 27 mart gibi önemli bir günü kullanamıyor. Benim Dünya tiyatro gününe olan tepkim işte buna tepkidir, bu eylemsizliğe, bu duyarsızlığa dikkat çekme amaçlıdır. Bildirilerin işlevselliğin değil işlevsizliğin aracı haline gelmesine tepkidir.

Bu yılki bildiriler ve polemikler

Bu yıl Dünya Tiyatro Günü bildiri polemikleriyle başladı. Her yıl bir uluslararası bir de ulusal bildirinin yanısıra son yıllarda ATÇ (Amatör Tiyatrolar Çevresi) bir de alternatif bildiri yazdırır ve yayımlardı. (Örneğin 2006 Ersan Uysal, 2005'de Mehmet Akan, 2004'de Aslı Öngören ATÇ adına bildiriyi kaleme almıştı) Yani bu yıl Ferhan Şensoy'a yazdırılan Alternatif bildiri  yeni bir şey değil ve ATÇ'nin Amatör Tiyatrolar örgütü olmasına karşın bildirilerini profesyonellere yada ödenekli tiyatro çalışanlarına yazdırması da yeni bir şey değil. Yeni olan bu yıl ATÇ'nin sadece kendisi değil başkalarını da bu alternatif bildiriye imza atmaya davetidir. Bu yıl bildiri Ferhan Şensoy'a yazdırılmış ve altına sadece ATÇ değil Nazım Hikmet Kültür Merkezi, Ortaoyuncular, Tiyatro Dergisi, Tiyatral Dergisi gibi topluluk ya da kurumlar da imza atmıştır. (Bize de altına imza atmamız için iletilen bildiriyi imzalamayı reddettik bu konuya değineceğim)

Bildiri polemiği işte bu bildiriden dolayı yaşanmaktadır. Öncelikle daha Önce yıllarca Amatör Tiyatrolar Çevresi olarak bildiğimiz bu bildirinin bu yıl bir profesyonele yazdırılması tartışılmaktadır. Ama polemiğe asıl malzeme edilen konu Ferhan Şensoy'un bildiriyi yazmış olması ve kısa bir süre önce oyununu Diyarbakır'da sahnelerken "Kredi kartı dağıtan bankalar PKK'dan bile beter" esprisi yapması ve bu espriden sonra salonda protesto edilmesi, bazılarının salonu PKK lehinde sloganlarla boşaltması nedeniyledir. Bu yaşanmış olay Ferhan Şensoy imzalı bildiri tartışmasını öyle bir garip noktaya sürükledi ki adeta bu bildiriye karşı çıkanlar bu bildiriyi eleştirenler Ferhan Şensoy PKK yı eleştirdi diye onun yazdığı bildiriye karşı çıkıyormuş gibi bir hava oluştu. Hatta bazı mail gruplarda Ferhan Şensoy ve onun kaleme aldığı bildiri sırf PKK ya olan öfkeden dolayı gayet safiyane milli duygularla savunulur hale geldi. Oysa Ferhan Şensoy'a bu bildiriyi sipariş verenler (ATÇ, Nazım Hikmet Kültür Merkezi gibi) solda duran örgütlenme ya da kurumlardır. Zaten bu Diyarbakır'da yaşanan olaydan sonra Ferhan Şensoy bu espriyi bir daha kullanmadığı gibi kısa bir süre sonra da başka bir yerde Fetullah Gülen'i eleştiren cümlesi için de o görüşü benimseyenler tarafından protesto edilmiştir.  Ferhan Şensoy bir sanatçıdır ve eğer eleştirme gereği duyuyorsa elbette PKK'yı da eleştirebilir, başbakanı da eleştirebilir, Fetullah Gülen'i de eleştirebilir ya da Muhsin Yazıcı'yı, Devlet Bahçeli'yi, Deniz Baykal'ı da eleştirebilir. Kısaca olayı magazinleştirmek, Ferhan Şensoy PKK'lıları kızdırdı diye onu kendine mal etmek ya da dışlamak, bu bildiriyi de  sırf bu yaşanan olaydan dolayı sahiplenmek ya da reddetmek yanlıştır.

Peki biz neden bu bildirinin altına imza atmadık?

Bana bu bildiri Ferhan Şensoy'un bildirisi olarak gelmedi. Bu bildiri bir hayli süre önce, henüz daha forumlarda tartışılmaya başlamadan önce Nazım Hikmet Kültür Merkezi adına sayın Orhan Aydın tarafından iletildi ve ortak imzaya katılıp katılmayacağım soruldu. Ben öncelikle Tiyatrom yayıncısı olarak reddettim. Reddetme nedenim asla bildiriyi kimin kaleme aldığına bakmaksızın sunum şeklinden dolayı etik ve demokratik bulmadığımdan dolayıdır. Bunu yazdığım e-mailde çok net olarak açıkladım ve "Eğer ki ortak bir bildiri yazılacak ve yayınlanacaksa bu bildiri yazılıp ya da yazdırılıp ondan sonra hadi sizde altına imza atın şeklinde olmamalıdır, madem ki ortak bir bildiri altına imza atılması isteniyor o halde yapılması gereken daha yazım aşamasında bir araya gelip bildiriyi birlikte kaleme almaktır, aksi türde bir uygulama ne etik ne de demokratik bir model olmayacaktır" düşüncesini dile getirip imzalamayacağımı ama bir yayıncı olarak yorumsuz bir şekilde haber niteliğinde yer vereceğimi bildirdim. Gerekçe olarak asla kimin yazdığı söz konusu olmadı, her kim yazarsa yazsın bu kararımız da değişmezdi. Bu bildirinin içeriği elbette doğru cümleler içerebilir ama Türk tiyatrosunun yaşadığı bu sıkıntıları bizler yayıncı olarak zaten 27 mart'ı beklemeden her zaman dile getirip yer veriyoruz, bildiri yeni hiç bir şey söylemediği gibi eklektik imzalarla (bir araya gelmeden ve ortak bir tavır geliştirmeden) bir netice de vaat etmiyor. Yani yine bir yasaksavar kabilinden günah çıkarma bildirisi olarak duruyor. Bu nedenle de bildirinin içeriğinde doğru şeyler var bunların gündeme getirilip söylenmesi fena mı tarzı polemikler de çok fazla anlam ifade etmiyor.

Bildiriyi imzalama konusunda verdiğim yanıt aynen şu şekildedir.

Merhaba
Bu bildiriyi sitemizde yayınlar ve kamuoyuna duyurulmasında elimizden geldiğince katkı sunmaya çalışırız
Fakat altına imza atma konusuna gelince, bildirinin İçeriğini tartışmadan önce yaklaşımı doğru bulmadığımızı ifade etmeliyim
Eğer ki ortak bir bildiri kaleme alınacaksa önce bu alanda kimlerle yakın durduğunuza karar verip bir araya gelip ortak bir şekilde kaleme alınır ve altına da imzalar ortak olarak atılır. Yani daha yazım aşamasından bir ortaklık bir görüş paylaşımı söz konusu olmalıdır.
Bu şekilde hazır yazılıp sonra altına imza atıp ortak olun, sorumluluğu ya da buradaki tüm düşünceleri sizinde onayladığınızı deklare edin demek etik olarak da demokrat olmak adına da doğru gelmiyor.
Bu durumda ITI'nın her yıl herhangi birini seçip yazdırdığı bildiri ile bu alternatif kesimin birini seçip yazdırıverdiği bildiri bizim açımızdan aynı yaklaşımı ifade etmektedir.
Biz ancak bu durumda haberci olarak haber yapar yayınlarız

Anlayışla karşılayacağınızı umarak
saygıyla

Tiyatrom.com adına
Ertuğrul Timur

GENÇLİK TİYATROLARI OLUŞUMU ADINA

Bu bildiriye imza koyup koymamak konusunu kurucularından olduğum Gençlik Tiyatroları Oluşumunda da tartıştık. Henüz resmi anlamda dernekleşmemiş, yönetim kurulu oluşmamış bir oluşumda her bir konuyu sağlıklı bir örgütlenme prensibinde değerlendirmemiz mümkün olmasa da günümüz gençlerine demokrat davranma alışkanlığını edindirme adına oluşumu ilgilendiren her konuyu mümkün olduğunca gençlerin katılımı ile tartışıyor, görüş alıyor ve bu görüşler doğrultusunda karar veriyoruz. Bu hazırlanmış bildiriye imza atıp atmama konusunu da gençlerle tartıştık, görüşleri aldık. Yazdırılan kişinin bizi yansıtmadığı, içeriğin kısmen eleştirildiği, dilin kısmen eleştirildiği, sunum şeklinin kısmen eleştirildiği tartışma sonucu hiç tereddütsüz tüm katılanların ortak kararı ile   bu bildiriye ya da ısmarlama yazdırılmış herhangi bir 27 mart bildirisine Gençlik Tiyatroları Oluşumu olarak imza atmama ve burada bir kez daha uzun uzadıya anlatmaya gerek duymayacağım kitlelere dönük ve bildiriden ibaret değil fiili etkinlikler yapıp belki de örnek oluşturma kararını onayladık. Bu detaylıca tiyatro dünyasına haber olarak ve davet olarak sunulacaktır. Gençlik Tiyatroları oluşumu bu bildirye imza atma konusunda ortak tavırla reddederken iki gün sonra AKM'nin yıkımı konusunda gelen bir ortak tavıra ise herkes coşku dolu, duygu dolu satırlarla onay veriyor ve elbette bu amaçla her girişime bizde katılalım diyordu.

Bunlar Gençlik Tiyatroları Oluşumu bünyesinde eğitim çalışmaları yaparken öte yandan gençlere demokratik davranma alışkanlığı kazandırmada önemli adımlardır diye düşünüyoruz. Ne mutludur ki biz gençler bu alışkanlığı kazansın derken onlar zaten bu alışkanlığa sahip olduklarını sergiliyor, ama ne yazıktır ki 60'ların 70'lerin örgütlenmeci, eşitlikçi ve demokrat gençleri bizi hayal kırıklığına uğratabiliyor. Ortak bir tavır geliştirmek ve ortak bir bildiri kaleme alabilmek yerine eklektik imzalarla tepeden sunulan bildirilere imza atabiliyor daha da vahimi biz ortak bildiri yanyana durarak, tartışarak, konuşarak ve ortak bir metin kaleme alınarak yapılmalıydı dediğimizde "35 yıllık sanat yaşamımda duyduğum ilk farklı yöntem" gibi bir serzenişle karşılaşabiliyoruz. Aklımıza gelen tek şey acaba aslında 35 yıldır hiç mi demokrat olamadılar oluyor. Elbette kolay değildir bir araya gelip çok görüşten ses çıkarıp ortak bir metinde ve ortak kararlarda, ortak tavırlarda, ortak çözümlerde buluşmak. İyisimi siz verin siparişinizi her yıl birine yazdırın bildirinizi. Biz yokuz. Bizim o gün kitlelerle randevumuz var. Haa, bir de eğleneceğiz.. Gençlerden geldi bu öneri. Daha hızlı ve çabuk kaynaşmanın bir yöntemi olarak sunuldu. Ben çok sevdim bu fikri. Size de öneririm.

 

"birlikte eğlenemeyen insanlar, birlikte bir gelecek kuramazlar"

Gökhan Semiz'in mezar taşı yazısından