Muhtıra paklamaz darbe eh belki..

A.Ertuğrul Timur

   

            Her askeri müdahale öncesi askeri adeta davet eden, askeri siyasete müdahale etmeye ikna etmeye çabalayan demokratlar(!) hatta solcular(!) gördük. Ve her ne hikmetse askere davetiye çıkaranların bir on yıl kadar geçtikten sonra da darbe eleştiriciliğine tanık olduk. Sanki "Yaa evet.., biliyoruz sivil demokrasilerde askeri müdahale olmaz doğru ama çok sıkıştık hadi bu seferlik de bi el at, bi omuz ver de sonra biz bakarız çaresine" gibi aymazlıktır.

          Başı sıkışınca askeri müdahaleden yana olan, rakipleri zapturap altına alınıp dikensiz gül bahçesini teslim alınca da demokrat olduğunu hatırlayıp darbeleri mahkum eden aydın tipi bizim ülkemize özgü olsa gerek.

         Geçenlerde bir arkadaşım Zülfü Livaneli'nin 2005 de yazdığı bir yazıyı bulup yollamış. Livaneli tek başına ve meclis çoğunluğuyla iktidar olan AKP'nin günü gelince cumhurbaşkanı da atayacağına işaret ediyormuş. Normal zamanlarda magazin programı izleyip sadece ülke siyasetinin trend olduğu günlerde biraz ülke sorunlarına eğilenler için bu "ileri görüşlülük" örneği bir yazı olsa gerek. Vay beee adam daha o zamandan bunu görmüş.. Ne zamandan? Sadece 2 yıl önce.

            Bunu görmek ileri görüşlülük mü? Hayır bana göre bunu görmemek salaklık. Tek başına iktidar olan ve meclis yeter sayısını elde eden bir partinin günü geldiğinde cumhurbaşkanını da seçeceğini görememiş olmak salaklıktır. Yine eğer bir süre sonra bu görüşte birisinin cumhurbaşkanı olması, bu görüşün de hükümet olarak kalması halinde bugün hala güvenilerek yaslanılan Anayasa mahkemesi üyelerini, YÖK üyelerini, hatta ordu komutanlarını da atayacağını görememek gibi.

        Bu gerçekleri görmek eğer bir ileri görüşlülükse bunu ben AKP'nin galip çıktığı seçim sonuçları açıklandığı dakika söylemiş ve yazmıştım ama şimdi o yazılarımı arayacak zamanım yok ve gerekmezde. Çünkü bu övünülecek bir ileri görüşlülük değil zaten görünen köye kılavuzluk etmektir o kadar.

Bakın ben size hepimizden daha ileri görüşlü birinin sözlerini aktarayım. Kim bu ileri görüşlü?

Recep Tayyip Erdoğan.

Ne demiş?

"Cumhurbaşkanı'nın imam hatipli*1 olacağı günler yakındır"

Ne zaman demiş?

Taa 11 yıl önce (5.2.1996'da Akit gazetesinde)

O bunu söyledikten sonra ne yapmış? Çok şey. ve adım adım bu amacına yaklaşmış. Peki ya biz ne yapmışız? Neredeyse hiç bir şey. Şimdi ne istiyoruz? Bir iki mitingle, olmadı anayasa mahkemesi sayesinde, o da olmadı ordunun höt demesiyle terazinin ibresi bize dönsün istiyoruz.

Hadi şimdi biraz ileri görüşlülük yapalım bakalım çare olarak gördüğümüz erken seçim hakikaten çare midir?

Anayasa mahkemesi meclis seçimini iptal etti yada ordunun mesajı etkili oldu ve Cumhurbaşkanlığı seçimi ertelenip hemen bir seçime gidildi. Şimdi seçim sonuçlarını görelim. AKP'nin aynı oranda milletvekili çıkarmasa da en güçlü parti olarak çıkacağı açıktır (çünkü seçim kanunu değiştirilmemiştir, %10 barajı durmaktadır ve AKP medyayı da büyük oranda kontrolüne almıştır en önemlisi de özellikle Anadolu'da hala büyük bir taraftar kitlesi vardır) . CHP muhtemelen başlayan laiklik rüzgarının etkisi ile biraz daha güçlenecektir fakat Deniz Baykal'ın varlığı hala bir çok kişiyi rahatsız etmektedir, hala halk yığınlarından uzaktır, Anadolu insanından kopuktur, ancak elit çevrelerde (Beşiktaş Kadıköy, Bakırköy) varlık gösterir hale gelmiştir. MHP muhtemelen AKP'ye kaptırdığı tabanının bir kısmını geri alacak, PKK karşıtlığı ve yükseltilen milli duygularla genç kesimden biraz daha oy alarak meclise anahtar partilerden biri olarak girecektir. ANAP ve DYP ise AKP de umduğunu bulamayan ama solu asla onaylamayan kitlelerin merkez sağa geri dönmesiyle meclise girecektir.

Hadi şimdi de bu muhtemel seçim sonuçlarına göre yeni hükümeti kuralım.

Bir kez daha en fazla milletvekilini çıkarmış AKP ye hükümet kurma yetkisi verilecektir. AKP bu kez tek başına iktidara gelemeyecek kadar oy kaybetmiş ise (aslında tabanı da birbirine yakın olan) MHP ile koalisyon kuracaktır. Ya da merkez sağ partiler olan DYP-ANAP ile. Eğer MHP ile koalisyon kurarsa MHP muhtemelen İçişleri, Mili Savunma gibi asayişe dönük kilit bakanlıkları isteyecektir. Yok DYP-ANAP ile koalisyon kurarsa Polis ve derin devlet kökenli Mehmet Ağar yine aynen bu bakanlıkları isteyecektir. MHP'li yada DYP'li AKP iktidarında Milli Eğitim Bakanlığı en fazla pazarlık konusu olacak bakanlık olacaktır. Ve sonuçta taa birinci MC hükümetlerinden beri olduğu gibi yine Milliyetçi, dinci kadroların paylaştığı alan olarak sürmeye devam edecektir. 

    Olmayacak şıklar nedir? AKP-CHP kolasiyonu kurulamaz, MHP-CHP koalisyonu yürümediği görülmüştür. Olabilecek en iyimser görüş CHP-DYP-ANAP koalisyonu olarak düşünülebilir ki seçim anketi yapılırsa bu üçlünün koalisyona yetecek sayılara ulaşacağını sanmıyorum. Kaldı ki adı susurlukla, derin devletle anılmış Mehmet Ağar'ın liderliğindeki merkez sağ ile CHP'nin koalisyonu ne kadar yürür? İç işleri, Milli Eğitim politikaları ne kadar çatışmadan sürer sizce? En fazla 1 yıl ve sonra yıkılır hükümeti kurma yetkisi yine AKP'ye geçer.

Yani neresinden bakarsanız bakın bu muhtıra yada internetten yayınlanmış ordu mektubunun etkisi ile gidilecek erken seçimin çok da çözüm olmadığı açıktır. Muhtemelen 70'li yıllarda yaşadığımız MC (Milliyetçi Cephe) iktidarlarından da kötü bir koalisyon iktidarı söz konusu olabilecektir. Ne bu mektup, ne de aslında örgütsüz ve bir tek partide odaklanmamış dağınık olan "Çağlayan yada Tandoğan kitlesi" sandıktan çıkacak sonucu değiştiremeyecektir.

Peki ne yapılmalı? Nasıl etmeli de kurtulmalı AKP'den? Eğer demokratik çözümlerden değil de asker gelsin düzeltsin kolaycılığından yanaysanız, eğer "Ya evet biliyoruz sivil demokrasilerde askeri müdahale olmaz doğru, ama çok sıkıştık hadi bu seferlik de bi el at, bi omuz ver de sonra biz bakarız çaresine" diyenlerdenseniz muhtıra değil darbeye davetiye çıkarabilirsiniz. *2

Çünkü ancak o zaman sandığa müdahale etme şansı doğar. Darbe bir yıllığına meclis dışından bir hükümet atar, bu arada AKP'yi kapatmaya yetecek suç unsurları bulunup kapatılır, yeniden toparlanmaya girişenler olsa da en azından bir seçim dönemliğine veto edilir, gerici faaliyetleri kontrol atlına alacak tutuklamalar yapılır, seçim kanununda bir kaç değişiklik yapılır, tabi bu arada ordudan bir cumhurbaşkanı atanır, geriye kalan partilerle bir seçime gidilir sivil yaşama dönülür, tehlike geçiştirilmiş olur (!)

ne zamana kadar?

Bir seçim dönemi yada hadi on yıl kadar.

(Önemli not: Burada yazdıklarım benim düşüncelerim yada önerilerim değildir alenen darbe davetiyesi çıkarmak sanırım kanunen de suçtur sadece bilinç altında bu düşünceyi muhafaza edenlerin bu düşüncelerinin devamında nelerin söz konusu olabileceğini dile getirmek gayesiyle yazılmıştır)

Kapitalizmin Demokrasisi ortaçağın feodal rejimlerine göre elbette bir ileri adımdı. Bugün biraz olsun bunun nimetlerini görebiliyoruz. Nedir bu? Demokratik sistemde seçimle gelmiş yöneticilerin bir imparatorun yetkilerine sahip olmaması. Onlarında her istediğini yapamaması, onları da bağlayan bağımsız kurumlar olması. Örneğin Anayasa hükümetin de, başbakanın da üstündedir. Başbakan da olsanız anayasaya aykırı davranamazsınız. Dolaysıyla Anayasa mahkemesinin cumhurbaşkanlığı seçim şeklini uygun bulmayıp iptal etme hakkı vardır.

İşte çok taze bir örnek. Mahkeme Devlet Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Lemi Bilgin'i göreve iade etmiştir. Bu karar Kültür bakanının suratına bir tokat gibi patlamıştır. Yani mahkeme burası bir hukuk devletidir sen bakan olabilirsin ama bakan bile olsan da en tepesinde olduğun kurumun başındaki kişiye hukuk dışı davranamazsın, bakan bile olsan da padişah değilsin demiştir. Aynısını anayasa mahkemesi de Cumhurbaşkanlığı konusunda AKP hükümetine söyleyebilir. "Sen hükümet olabilirsin ama hükümet yada başbakan olman yasal olmayan şekilde davranmanı ve istediğin şekilde hareket etmeni sağlamaz" diyebilir.

Yukarıda da söylediğim gibi "hukuk devleti" , "burjuva demokrasisi" yada kapitalist sistem gibi adlandırılabilen bu model elbette feodal yada diktatoryal sisteme göre ileridir ve bir nimettir. Ama nereye kadar?

Dönelim başa. Ne demiştik? Bir hükümet yeterli sayıyı sağlarsa cumhurbaşkanını da atayabilir, daha sonra anayasa mahkemesi üyelerini de atayabilir, YÖK başkanını da, rektörleri de, ve ordu komutanlarını da. Ve yine yeterli sayıya ulaştığında yasaları da değiştirebilir, anayasayı da.

Bütün bunların neticesinde geleceğimiz nokta nedir? Aslında söylemeye bile gerek yok..Burjuva demokrasimiz olur yeniden feodal bir sistem, adeta bir padişahlık ve uzantısında da ortaçağ karanlığı.

Peki ne yapmalıyız?

En az onlar kadar çalışmaya ihtiyacımız var.

11 yıl önce bir gün cumhurbaşkanı da imam hatipli olacak diyen Tayyip Erdoğan ve Mili görüşçüler kadar çalışmaya ihtiyacımız var.

Seçimden önce kapı kapı dolaşan sıkmabaşlı kızlar kadar çalışmaya, kahvehaneleri dolaşıp çalışan Milli görüşçüler kadar çalışmaya ihtiyacımız var.

Elit aydınlar, sanatçılar olmaktan çıkıp halkla kucaklaşmaya ihtiyacımız var.

Birbiriyle eylemlilik yarışı (siz ona sidik yarıştırmak da diyebilirsiniz) yapan sivri yada teorik dilli sosyalistler olmaktan çıkıp biraz daha halkın diliyle konuşan solcular olmaya ihtiyacımız var.

Girip mabedlerde sanat yapıp rahatlamaya, sadece mükemmel rejilere kafa yormaya, elit bir sanat çevresi içinde mutlu olmaya, sadece yurtdışında nasıl, hangi etkinliğe katılırım gibi çabalarla sınırlı kalmamaya, dernekçiliği sadece bazı kapıları açmak için anahtar olarak görmemeye, sadece çalıştığımız kurum kapatılacak, bina yıkılacak diye değil her daim duyarlı olmaya ihtiyacımız var. (Siz liman işletmeleri özelleştirilirken, paşabahçe kapatılırken ve daha pek çok kurum yere çalınırken ne kadar onların kurumuyla ilgilendinizse bugünde onlar sizin Muhsin Ertuğrul sahnenizle, AKM binanızla o kadar ilgilidir)

Yani en az onlar kadar ve sürekli duyarlı olmaya ve kendimizin çizgiyi aşmış olmasının yetmediğini, halkın da çizgiyi aşması için halka dönük çalışmamız gerektiğini görmeye ihtiyacımız var.

Yani sadece yumurta kapıya dayandı mitinglerinde değil tüm ömrümüzü demokratik haklardan sonuna dek yararlanıp sürekli duyarlı olmaya ihtiyacımız var.

Son çare olarak ordu gelir kurtarır kolaycılığından sıyrılmaya ihtiyacımız var. Zira bu vurdumduymazlıkla bir gün onları dahi bulamama ihtimalimiz var.

Hadi vazgeçtik daha ileri daha insandan yana, emekten yana modelleri talep etmenizden bari burjuva demokrasisinin size tanıdığı kadar haktan yararlanın. Daha ileri değil daha geri rejimlerin özlemcileri dahi bugünkü demokrasinin tanıdığı nimetlerle gayet kanuni şekilde bakın nerelere gelebilmişken ya siz neredesiniz?

*1- Burada söz edilen İmam Hatipli salt bu okulun mezunu olması değil onların prototipine uygun insan modeli elbette

*2 Yakın tarih yazarlarımızın neredeyse hepsi Türkiye'de yapılan darbelerin ABD onayıyla olduğunu iddia etmektedir. Ve biz artık biliyoruz ki ABD bu kez Türkiye'de sosyalizm tehlikesine karşı mevcut sistemin korumacılığından yana değil Türkiye'nin AKP kadrolarıyla "ılımlı islam" modeline geçmesinden yanadır. Bu nedenle eğer bu yakın tarihçilerin iddasını göz önüne alırsak darbeden medet ummak ne derece doğrudur? Kominizm, sosyalizm tehlikesini bertaraf ettiğini düşünen ABD'nin bugün karşısında gördüğü en büyük tehlike radikal İslami hareketlerdir. Bu nedenle Irak, İran, Filistin gibi güçleri silahla sindirme çabası gösterirken öte yandan İslam dünyasına örnek teşkil edecek bir İslam ülkesi olarak Türkiye'yi hazırlamaktadır. Türbanlı eşiyle devletin en üst kademesinde oturan Cumhurbaşkanı'nın cuma namazlarında ibadetini yaparken öte yandan Batı'yla entegre olmuş bir Türkiye'nin vereceği görüntü İslam ülkeleri için yeterince ikna edici olacaktır. Sadece Türkiye'de ve Türki cumhuriyetlerde değil tüm İslam ülkelerinde okullar açan yarı ABD'lileşmiş Fetullah Gülen ise muhtemelen Ilımlı, uysal islam dünyasının gelecekteki halifeliğine hazırlanılmaktadır.



İLGİ DUYANLAR İÇİN BU HAFTA İKİNCİ BİR YAZI

TAYYİP ERDOĞAN + KANAL 7 + DENİZ FENERİ

Geçtiğimiz günlerde Alman polisi meşhur Deniz Feneri yardım derneğinin Almanya temsilciliğini bastı ve evraklarına el koydu. Deniz Feneri alel acele açıklamalarla bu Almanya'daki Deniz Fenerinin kendileriyle ilgisi olmadığını, işten çıkarılan 2 kişinin asılsız ihbarından dolayı basıldığını vs iddia ettiyse de elbette inandırıcı değildi. Zira Alman polisi 2 kişinin ihbarı değil 1,5 yıllık araştırma sonucu bu el koymanın yapıldığını açıklıyordu. Ve Kanal 7 int'le Deniz Feneri aynı binada bulunmaktaydı.  Öte yandan Deniz Fenerinin bu hükümet tarafından  ülke dışında temsilcilik açma  izni alan tek yardım derneği olduğu da bazı yerlerde yazıldı. Frankfurt Başsavcısı Doris Möller-Scheu, 14 apartman dairesinde arama yapıldığını ve iki kişi için tutuklama kararı çıkarıldığını söyledi. Başsavcı, daha sonra tutuklanan iki kişiden birinin Kanal 7 INT'in yöneticisi olduğunu belirtti. Baskına dek Türkiye'deki Deniz feneri sitesi ile Almanya'daki Deniz Feneri sitesinde ortak geçmiş ve aynı kuruluş anlatısı yer almakta, Almanya Deniz Feneri faaliyetlerimiz başlığı altında Türkiye'deki Deniz Feneri faaliyetlerini anlatmakta Türkiye Deniz Feneri buna her nasılsa müdahale edip sizin bizimle ilginiz yok demezken şimdi Almanya'daki Deniz Feneri başka, bizimle ilgisi yok açıklaması yapmakta. Hesapların gizlenemeyeceği düşüncesinden olsa gerek kabul ettikleri tek şey Almanya'daki Deniz Feneri bize (Türkiye'deki Deniz Fenerine) arada para yardımı yapıyordu şeklinde. Muhtemelen Deniz Feneri Kızılay, Türk Hava Kurumu gibi kurumlara alternatif olarak ortaya çıkarılmış bir projeydi.

Deniz Feneri ile ilgili iddia neydi? Almanya da milyarlarca lira yardım topladığı o yardımın çok az bir kısmını ihtiyacı olanlara dağıtıp toplanan paranın büyük bir kısmını kanal 7 ye aktarmasıydı. Kanal 7'nin kuruluş öyküsünü bilmeyenler için burada o dönemi yaşamış biri olarak aktarıp bazı hatırlatmalar yapmayı görev biliyorum

GELELİM TAYYİP ERDOĞAN KANAL 7 DENİZ FENERİ İLİŞKİSİNE

SHP'li Nurettin Sözen'in İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde belediyeye ait bir televizyon kurulması için 5 milyon dolar değerinde radyo ve televizyon yayın ve yapım cihazları satın alındı. BRT'nin (Belediye Radyo-Televizyon) işletmesi yayına geçti. Rahmetli Altan Aşar'ın başında bulunduğu ve benimde dışarıdan destek verdiğim bir dönemdir.

Kısa bir süre sonra 27 Mart 1994 yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na RP'den Recep Tayyip Erdoğan seçildi. Erdoğan'ın başkan seçilmesinden sonra BRT'nin 5 milyon dolara mal olan cihaz, link ve vericilerini aylık 200 milyon TL karşılığında 1993 yılında 100 milyar lira sermaye ile kurulan ve aralarında Recai Kutan, İsmail Karahan ve Azmi Ateş gibi RP'li yöneticiler ile Kombassan Yönetim Kurulu Başkanı Haşim Bayram 'ın ortak olduğu Yeni Dünya AŞ'ye 99 yıllığına kiraladı. Bu kiracılar BRT'nin adını Kanal 7 olarak değiştirdi.

Kira sözleşmesinin hükümlerine göre Kanal 7 adıyla yayın yapacak Yeni Dünya AŞ, teçhizatlar için belediyeye ayda 200 milyon TL kira ödeyecek ve ayrıca belediye çalışmaları, İstanbul tarihi ve kültürel birikimleri, kentteki kültürel ve bilimsel faaliyetler, halkın yaşamını ilgilendiren hava durumu, yol, ulaşım, elektrik, su, altyapı haberleri konusunda düzenli yayınlar ve tanıtım filmleri yapıp yayımlayacaktı.

1 Temmuz 1994 tarihinde yapılan kira sözleşmesinde, kiracı Yeni Dünya AŞ'nin bu filmleri ''kiralama karşılığında yerine getirilmesi gereken hüküm'' olarak yayımlanması öngörülüyor. Ancak İstanbul Büyükşehir Belediyesi, 1994-1997 yılları arasında Kanal 7 televizyonunda yayımlanması için 240 adet spot filmi belediye bütçesinden para ödeyerek özel film şirketlerine yaptırdı. Bu filmler için davet usulüyle yapılan ihale, belediyenin kendi iştiraki olan Kültür AŞ'ye verildi. Spot film yapım ihalesini alan Kültür AŞ, daha sonra bu film yapım işini İlta İletişim ve Tanıtım Hizmetleri AŞ'ye verdi.

Belediye otobüslerinin reklamı mı olur?

İstanbul Belediyesinin (yani bizim paralarımızın) Kanal 7 ye aktarılması için olmadık reklamlar belediye tarafından bu kanala yaptırılmaktaydı. Örneğin Belediye otobüslerinin reklamı. O dönem Kanal 7 çok az evde çektiğinden ve çok az bilindiğinden kamuoyu bu reklamı pek görmüyordu. Bu nedenle Hürriyet de yazarlık yaptığım dönemde bu konuya değinmiş belediye otobüslerinin reklamı mı olur? diye sormuştum. Reklamda izledik diye yarın gidip bir kaç otobüs yolculuğumu yapacağız? Bu ne saçmalıktır? Bari mezarlıklar müdürlüğünün de reklamını yapın Tayyip bey! yazmıştım. Neyse ilişkiler zincirine dönelim.

İhaleyi alan ve daha sonra bunu İlta AŞ'ye devreden belediye iştiraki Kültür AŞ'nin Murahhas Azası olan, ve sonra TRT Genel Müdürüde olan Şenol Demiröz, aynı zamanda 240 film yapım işini alan taşeron firma İlta AŞ'nin hem ortağı hem de eski yönetim kurulu üyesi. Şenol Demiröz'ün ortağı ve eski yönetim kurulu üyesi bulunduğu İlta AŞ'ye Aralık 1994 tarihi ile Mart 1997 tarihleri arasında ödenen para KDV hariç 80 milyar 945 milyon TL. Kültür AŞ'nin Demiröz'ün eski ortağı olduğu şirkete ödediği paranın ortalama dolar kuru baz alındığında bugünkü karşılığı 993 bin dolar, yani yaklaşık 1 milyon dolar. Kanal 7'ye de 142 milyar ödeme yapıldı
BRT'nin cihazlarını 200 milyon lira gibi düşük bir bedelle Kanal 7 televizyonuna aktaran Tayyip Erdoğan ve Şenol Demiröz, İlta AŞ'ye hazırlattıkları 240 adet spot filmin yayını için aynı televizyona ayrıca 142 milyar 485 milyon TL ödeme yaptı. Kanal 7'ye ödenen bu paranın ortalama dolar bazındaki bugünkü karşılığı 1 milyon 750 bin dolar.
 

Belki bazıları için bu ilişkiler ağının anlatımı karmaşık gelmiştir kısa bir özetle toparlayayım

SHP'li Nurettin Sözen belediye başkanıyken BRT adıyla bir Belediye TV kurdurur. Sözen seçimi kaybedip Tayyip Erdoğan belediye başkanı olur. O sırada belediyelerin TV açamayacağına ilişkin kanunu da fırsat bilen Tayyip Erdoğan kendisine bağlı Kültür AŞ nin başındaki Şenol Demiröz vasıtası ile belediyenin bu TV'sini kendi yandaşlarına 200 milyona kiralar. Sonra bununla da kalmaz Belediye otobüsü reklamı gibi olur olmadık reklam ve tanıtım filmleri hazırlatıp bu kanalda yayınlatarak İstanbul belediyesinin milyarlarca lirasını bu kanala aktarır. Yani hem belediyenin TV'sini bunlara vermiştir, hem de kanalı vermekle kalmayıp belediyeden milyarlarca lirayı da reklam tanıtım vs yoluyla bu kanala aktarmıştır. Muhtemelen AKP'nin kurulmasında da bu paralar oldukça yararlı olmuştur.

İşte şimdi Almanya'da bir bomba patlıyor. Kanal 7 den doğan ve bir TV programından bir yardım derneğine dönüşen Deniz Feneri fakir fukaraya bulgur makarna dağıtıp insanların gönlünde taht kurarken meğer yardım olarak dağıttıkları devede kulakmış ve halkın duyguları sömürülerek toplanan paralar kanal 7 ye aktarılmaktaymış. Kanal 7 eşittir kimler söylemeye gerek yok.

Peki Almanya da ortaya çıkarılan bu yolsuzluk Türkiye'de ortaya çıkarılabilir mi? Kanal 7 kimin? Onu yaratan ve besleyen kim? ondan beslenen kim? ve bugün hükümet olan kim? Bir taşla ne çok kuş dimi? Hem Türk Hava kurumu gibi çekiştiğin cumhuriyetin yardım derneklerine alternatif oluştur. Hem yardımsever kimlikle halkın gönlünde taht kur, hem kendine destek bir medyayı elinin altında tut, hem de bu toplanan paralardan beslen.
 

TAYYİP ERDOĞAN : Söz konusu usulsüz sözleşme, spot film yapım ve yayın işinin taraflarından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan bugün Başbakan,

ŞENOL DEMİRÖZ : Kültür AŞ Murahhas Azası ve Genel Müdürü Şenol Demiröz TRT Genel Müdürü iken hakkındaki yolsuzluk iddialarının ayyuka çıkması ve Başbakanlık Teftiş Kurulunun, kendisiyle ilgili soruşturmanın genişletilme kararı vermesi üzerine emekliliğini isteyerek kurumdan ayrılmıştır.


AZMİ ATEŞ : Kanal 7 televizyonunun bağlı olduğu Yeni Dünya AŞ'nin ortağı Azmi Ateş  AK Parti İstanbul Milletvekilidir. TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu Başkanlığı yapmaktadır..

PEKİ BENİM DİKKAT ÇEKTİĞİM BU İLİŞKİLER AĞINI NEDEN HİÇ BİR YAYIN ORGANINDA GÖREMEDİK GEÇEN HAFTA BU KONU GÜNDEMDEYKEN?

Galiba artık medyadan umudu kesmenin zamanı geldi de çoktan geçti. Bizim de tiyatrom'la yetinme zamanımız geçti. Ne dersiniz tiyatro dışında bir haber-yorum sitesi kursak mı? Var mı bu konuda gönüllüler aranızda?