Özel Tiyatroların düşmanı mıyız?

A.Ertuğrul Timur

   

Tiyatrom'u sürekli okuyanlar bilirler biz tiyatroyu sadece sahnede başlayıp sahnede biten yanıyla görmedik ve tiyatroyu her zaman sorunları sıkıntıları ile andık, gündeme getirdik, gündemde tutmaya çalıştık zaman zaman sayfalarımızdan başlayıp ulusal medyaya yansıyacak boyutta kampanyalara imza attık. Benim altta bir pencere halinde gördüğünüz yazıların hangisine tıklarsanız bunların her birinin 7 yıldır tiyatrom da ne çok gündeme değindiğini görecek tanıklık edeceksiniz.

Nedir bize göre tiyatromuzun sorunları?

-  Ödenekli tiyatrolara yapılan siyasi müdahaleler ve buralarda yükseltilmesi gereken özerklik talebi,

- Tiyatro derneklerinin işlevsizliği, duyarsızlığı ve tabela dernekleri olması

- Okullarda tiyatro ve buna bağlı çalışmaların yaygınlaştırılması ve gençlik tiyatroları, 

- Çocuk tiyatrolarında denetimsizlik ve bir sömürü aracı olarak kullanılması

- özel (özgür) tiyatrolarımızın işletmecilik anlamında amatör kalması kendi yetersizliklerini suni yollarla giderme kolaycılıkları (Tiyatronun manken gibi unsurlarla yozlaşması , medya tiyatro ilişkileri, tiyatroların devlet, hükümet, belediye gibi erklerle ilişkileri ve sponsor ilişkileri gibi)

İşte bu sonuncusu, yani özel tiyatrolara sıra gelince biraz daha insanların nasırına basmış oluyoruz maalesef ki. Neden? Çünkü Türkiye'de tiyatro yapmak zor, hele ki kendi yağıyla kavrulmak daha da zor o halde bu zorluklar altında tiyatrocularımızın da her yolu kullanması mübah, serbest.

Öyle mi gerçekten?

Elbette öyle değil. Hangi alanda olursa olsun kamuya açık bir faaliyet gösteriliyorsa bu alanda hesap vermekle karşı karşıya gelebilirsiniz. Hele ki alanınız doğrudan kamuyu etkilemeye yönelik bir alan, bir sanat dalı ise o zaman daha da fazla hesap vermekle yükümlüsünüz.

Tiyatromuz darboğazda, zaten zor ayakta duruyor diyerek sahneden gereksiz yere baldır bacak seyri (görsel fahişelik) pazarlayamazsınız, sahneyi medyatik unsurlara peşkeş çekemezsiniz, hele ki tiyatroyu siyasal erklerin güdümüne sokamazsınız. Bunlardan hangisini yaparsanız yapın bizi, gerçek tiyatroseverleri, sanatseverleri, bilinçli duyarlı insanımızı karşınızda bulursunuz.

Benim özel tiyatrolara yapılan devlet yardımı konusunu gündeme taşımam ilk değildir. Bugün birilerinin çözüm  olarak sarıldığı "Yardım yapılacaksa bu yardımı belirleyen kurulda dernek temsilcileri olmalı, kişiler değil"  düşüncesini de bir kaç yıl önce dile getirmiştim. Hatta tiyatro derneklerinin temsilcileri olmalı derken de yine çekince olarak bu durumda birilerine dernekler kurdurulabilir, sarı sendikalar gibi tiyatro dernekleri oluşturulup bunlara girmeye özendirilebilir, baskı yapılabilir, hükümetler belli dernekleri dikkate alıp diğerlerini muhatap almayabilir şeklinde çekincemi de yazmıştım.

Bu kampanyamız üstüne bazı görüşler dile getirildi yazıya döküldü. Sırası geldikçe bunlara değineceğim. Bunlardan birisi de benim bu yazımla aynı gün yine sitemizde yayına giren Tiyatro Dergisi editörü Mustafa Demirkanlı'ya ait yazıdır. Yıllardır tiyatro  dünyasına yayıncı katkısı veren biri olarak konuya vakıf, etraflıca görüp değerlendirebilen bir yazı olmuş ve büyük ölçüde onaylanabilecek bir yazı elbette. Fakat yüzdeyüz aynı görüşte olmadığımız da bir gerçek. Demirkanlı bazı özgün çalışmalar içersinde olan topluluk yada oyunların desteklenmesi gerektiğine dikkat çekiyor, eğer ille de tiyatroda özel çabalar desteklenecekse elbette olması gereken de budur özgün, deneysel çalışmalara, farklı eserlere destek vermek.

Sayın Demirkanlı Kültür Bakanlığının kurulu oluştururken dernek başkanlarından en az birini de kurula seçmeye bir temayül varmış görüntüsü zaman zaman verilse de bunun da sadece temayülden ibaret kaldığına, sağlıklı bir seçim yapılmadığına  dikkat çekiyor  ve , TİYAP Tiyatro Yapımcıları Derneği, Başkanı Ali Poyrazoğlu ve Ö.T.D. Özel Tiyatro Yapımcıları Derneği - Başkanı Hadi Çaman'ın kurula çağrılmasını örnek veriyor.

Buda  aslında kandırmacanın bir parçasıdır. Şöyle ki :

1- Bu tür konular teamüle ve iyi niyete bırakılamaz, dünkü yada bugünkü kültür bakanlığı bu teamüle uysa da yarın geleceklerin buna uyma zorunluluğu yasada yada yönetmelikle kesin tanımlanmamıştır, yardımı belirleyecek kuruldaki üç üye tanınmış tiyatroculardan seçilir denmiştir. Tanınmış sözcüğü kesin tanım içermez yarın birileri bize göre, bizim tanınmışlarımız şunlardır diyebilir. Yasalar yönetmelikler kesin ifadeler içermelidir teamül yada iyi niyetin bağlayıcılığı olamaz.

2- Bu yardımın yapıldığı önemli alanlardan örneğin ikisi de çocuk tiyatroları ve geleneksel tiyatrodur, neden bakanlığın teamül ibresi ASSITEJ, ÇOGED, UNIMA gibi derneklerden yana hiç kaymıyor. Evet bu yardımın tiyatro yapımlarına (oyunlara) yapıldığı açıklanmaktadır bu anlamda yapımcı derneklerinin muhatap alındığı iddia edilebilir fakat ÇOGED üyelerinin tamamı, ASSITEJ ve UNIMA üyelerinin büyük bölümü yapımcıdır ve buralardaki yapımcıların sayısının sözde yapımcı derneği olarak kurulmuş TİYAP ve ÖTD'den de fazla yapımcı üyeye sahip olduğu, öte yandan alanlarında tek dernek oldukları bakanlıkça bilinmiyor mu?

3- Ali Poyrazoğlu ve Hadi Çaman kurul üyeliğine davet edilseler de dernek başkanı sıfatıyla değil şahıs olarak davet edilmişlerdir.

4- Bu her iki derneğin de üye sayısının çok az olduğunu biliyoruz seneye 10 tiyatro grubu yapımcısı bir araya gelip bir dernek kuruverirse bunların da direkt temsil edileceğinin garantisini verebiliyor muyuz?

5- Davet edilen üyelerin diğerleri dernek üyesi değildir

Kısaca Demirkanlı'nın da dikkat çektiği gibi Kültür Bakanlığı tiyatro derneklerini muhatap almamaktadır böyle bir temayül varmış izlenimi de aldatmacadır.  Başta da dediğim gibi teamül ve iyi niyetle resmi işler yürümez yasa ve yönetmelikler kesin tanımlamalar ister. Yarın bir hükümet tamamen kendi ideolojisine uygun bir heyet oluşturup tamamen kendi ideolojisi doğrultusunda tiyatro yapanlara para dağıttığında itiraz hakkınız kanunen de uygulamaya yönelik de yoktur. Bu yuvarlak yönetmelikle de asla kanunen hiç bir hak sahibi değilsiniz. Bu bir hak'tır diyenlere hadi bakalım şu söz ettiğin hakkı hakkıyla dağıttır da görelim dediğimizde ne yapabileceklerdir çok merak ediyorum. Bugün bu yardımın sizlere yapılması gelecekte yine böyle süreceğini göstermez. Açın AKP'nin hükümet programını. Bugünkü yapılan hiç bir sanat çalışmasını beğenmediklerini, onaylamadıklarını ve öncelikle Türk-İslam esasına dayalı çalışmaları destekleyeceklerini açık açık parti programlarına yazmışlardır.

Kampanyamızda öne çıkan yanlar :

Bu konuda bu yıl yazdığım ilk yazıda özel tiyatrolara doğrudan yardım yerine bir dizi önermede buılunmuştum. Kısaca başlıklar olarak yinelersem :

Hala bir çok vilayetimizde yerleşik tiyatro yok her il'e, belde'ye salon yapılmalı, Bu turneleri teşvik edecektir, bu da herkesin yararına olacaktır)

Tiyatro biletlerinde sıfır vergi olmalı (Bu ayırmasız tüm tiyatrolara ve tiyatro seyircisine teşvik demektir)

Tiyatro salonu kazandırana sıfır faizle kredi vermeli (Bu olsaydı herkes tarafından haksızlığa uğradığı söylenen semaver kumpanya da çoktan destek almıştı, bazı tiyatrocularımız da kendi salonunu açmakta cesaretlenirdi)

İhtiyaç duyan topluluklara kredi verilmeli, Yeni oyun yazımını teşvik etmeye bütçe ayrılmalı, Tiyatro programlarının yayınlanmasını teşvik etmeli gibi uzayan bir dizi öneri vardı. Bunlar bir topluluğun yararına değil genel anlamda Türk tiyatrosunun ve halkımızın yararına, onların vergisini onlara döndürmeye yönelik önerilerdi. Bu öneriler adeta görmezden gelinip sadece okullara salon açılması üzerine yazıldı.

Evet bunda son aşamada bizim kampanyamızı bunu önererek vurgulamamız etken oldu ama diğer önerileri de defalarca yeniden kopyalayıp bu konudaki her yazımın altına yeniden yazmıştım.

Neden her okula bir salonu öne çıkardık?

Mustafa Demirkanlı ve bazılarının dile getirdiği "Bu iş Milli Eğitimin işidir onun bütçesinde yer almalıdır" düşüncesine katılmıyorum. Bu Milli Eğitim Bakanlığı ve Kültür Bakanlığının ortak görevidir. Nasıl ki meslek liseleri açılmasını sanayi ve Ticaret bakanlığı ve ticaret odaları destekliyorsa bunda da benzer işbirliği olmalıdır. Meslek Liseleri açılması sanayii ve ticaret Bakanlığının da sanayiye bir yatırımıdır çünkü orada yetişecek vasıflı eleman sanayiye hizmet anlamına gelmektedir. Aynen bunun gibi okullarda yapılacak sanatsal her yatırım da ülke kültür sanatına yatırımdır. Kaldı ki açılan salonlar sadece okul öğrencilerinin kullanımına değil özel tiyatrolarımızın da kiralama yöntemiyle her kasabaya, beldeye mahallelere dek ulaşmasına yarayacaktır. Bugün Hadi Çaman bir devlet Lisesinin salonunu kullanmıyor mu? Bugün 10 tane daha lisemizde Hadi Çaman'ın sahne aldığı gibi tiyatro salonu olsa, on yıl sonra İstanbul'da ikiyüz tane okulumuzda teşkilatlı bir tiyatro salonu olsa bu Türk tiyatrosunda canlanmanın, tiyatromuzun daha fazla halka ulaşmasının çözümü değil midir? Bu tiyatromuzda bir devrim olmaz mı? İstanbul'un Anadolu yakasında sadece 3-4 tane tiyatro salonu varken orada özel tiyatrolara da hizmet veren AFL (Atatürk Fen Lisesi) salonunun olması bir nimet değil mi? neden bu nimetten her semtte bir tane olmasın? Bünyesinde tiyatro salonu bulunduran özel okulların bunu bir gelir kaynağı olarak da kullandığını ve buradan elde edilen geliri eğitimin kalitesine aktardığını biliyoruz. Bu dahi başlıbaşına bir etken değil midir? Okulların salona kavuşması okullarımızın biraz daha kendi yağıyla kavrulur olmasının da bir yolu değil midir? Hepsi bir yana yüzlerce okulumuzda salonu olan ve tiyatronun ne olduğunu görerek, uygulayarak yetişen binlerce öğrenci insan niteliğimizin artırılmasında önemli bir etken değil midir?

Kısaca okullarda salonu öne çıkardık ama bu salt okulların öğrencileri için değil tiyatromuz içindir. Kent içinde bir karış arsa kalmayan İstanbul'da Avrupa ülkelerine göre salon azlığından şikayet ederken bu salonlaşmanın en pratik ve verimli kullanılacak yolu okullardan yararlanmak değil midir?

Asıl sorun

Biz elbette özel tiyatro düşmanı değiliz. Özel tiyatroların yüzlerce sayfalık tanıtımını yaparken, elimizden gelen desteği verirken bunu ispatlamış olmalıyız. Bizim dikkat çektiğimiz nokta bu devletin gerçek bir kültür sanat politikası olmadığına, gerçek anlamda kültür sanat yatırımları olmadığına, bundan kaçtığına, bundan kaçarken de kamuflaj olarak üç beş tiyatrocuya yaptığı yardımı kullanıp maskelediğine dikkat çektik. Fikri Sağlar'în popülistçe başlattığı bu uygulama devamında gelenlerinde maskeleme için sarıldığı bir kolaycılık olmuştur. Sözde Sosyal Demokrat Şişli Belediyesi, Kadıköy Belediyesi de bu yıl aynı kolaycılığa popülizme doğru kaymıştır. Tiyatroculara para dağıtıyorum diye şov yapan Kadıköy ve Şişli Belediyesi sanatı tiyatroyu çok önemsiyordu da 4 yılda neden yeni bir salon daha açmadı diye sormak yanlış mıdır? Hatta İstanbul'un en güzide bu iki semtinin elindeki eski salonların birer mezbelelik gibi bakımsız halinden utanmıyorlar mı? Kişilere para dağıtacaklarına önce bu salonları temizleyip bakımını yaptıramazlar mıydı?

Asıl sorun devletin ve hükümetlerin kültür sanat politikaları olmamasıdır. Seçimler yaklaşıyor ve biz sanatseverler de oy vereceğiz. Acaba hangimiz hangi parti programında kültür sanat üstüne neler planlanmış inceledi? Acaba partiler programlarına iktidara gelirsek beş-on tane özel tiyatroya para dağıtacağız mı yazmışlar? yazabilirler mi?

CHP'nin seçim bildirgesinde sanata ilişkin sadece bir tek cümle yer alıyor "Kültüre ve sanata layık olduğu en yüksek değer verilecek, sanatçılar korunacaktır." Böyle bir kültür sanat politikası olabilir mi? bu şimdi kültür sanat politikası mıdır? meclisteki en demokrat, en sosyal parti olan partinin programı 1 tek afaki cümleden ibarettir sanat dünyası bunu tartışıyor mu? Kültüre ve sanata layık olduğu en yüksek değer verilecektir de nedir bu değer? nasıl verilecek? Ali Poyrazoğlu'na verilen 90 milyar 900 milyara çıkarılarak mı yapılacak? Ne biçim bir tanımlamadır bu? Bu resmen geçiştirmecedir ve programda da uygulamada da aynen kültür sanat geçiştirilmektedir. Neden bütçenin yüzde şu kadarı kültür sanat yatırımlarına , salonlarına, ve kültür sanat eğitiminin yaygınlaştırılmasına harcanacaktır diyemiyorlar? Neden kültür sanat etkinliklerinden vergi alınmayacağını programlarına koyamıyorlar? Salon başına hatta koltuk başına düşen seyirci sayısı şudur bunu şu oranda bir yatırımla şu hedefe ulaştırabileceğiz diye bir politikayı laf olsun diye dahi programlarına almaktan acizler. Kültür ve sanata en yüksek değer verilecek sanatçılar korunacak "nokta"

Sanat insanlarının umurunda mı devletin ve partilerin kültür sanat politikaları ?

Heeey size sesleniyorum!

Semaver neden almadı, Ankara Ekin aldı ama satılmadı, Ali neden verdi, veli neden almadı, Öyle dağıtılmasın şöyle dağıtılsın, ona verilsin ama buna da verilsin, o da olsun bu da olsun, deveden kıl tüy kopardık, tiyatro aşktır, meşktir, kabemizdir vs vs  diyenler !

Yeşiller, çevreciler, eşcinseller, biseksüeller, odalar, borsalar, sanayiciler, tüccarlar,fenerliler, cimbomlular onlar, şunlar, bunlar lobiler kurarken parti programlarına müdahale ederken, maddeler koydururken, yasalar çıkarılsın diye mücadeleler ederken siz ne yapıyorsunuz? Hiç bir şey. Sus payını alıp oturuyorsunuz yada sus payı alamamış olmaya hayıflanıyorsunuz. Haa bu arada sus payı alanlar bize veryansın etmeyi, alamayanlar da kampanyamızı nasıl kendi istedikleri doğrultuya (para kapma kavgasına) çekebileceklerini düşünüyor.