|
Tiyatrom'u
sürekli okuyanlar bilirler biz tiyatroyu sadece sahnede
başlayıp sahnede biten yanıyla görmedik ve tiyatroyu her zaman
sorunları sıkıntıları ile andık, gündeme getirdik, gündemde
tutmaya çalıştık zaman zaman sayfalarımızdan başlayıp ulusal
medyaya yansıyacak boyutta kampanyalara imza attık. Benim
altta bir pencere halinde gördüğünüz yazıların hangisine
tıklarsanız bunların her birinin 7 yıldır tiyatrom da ne çok
gündeme değindiğini görecek tanıklık edeceksiniz.
Nedir bize
göre tiyatromuzun sorunları?
- Ödenekli
tiyatrolara yapılan siyasi müdahaleler ve buralarda
yükseltilmesi gereken özerklik talebi,
- Tiyatro
derneklerinin işlevsizliği, duyarsızlığı ve tabela dernekleri
olması
- Okullarda
tiyatro ve buna bağlı çalışmaların yaygınlaştırılması ve
gençlik tiyatroları,
- Çocuk
tiyatrolarında denetimsizlik ve bir sömürü aracı olarak
kullanılması
- özel (özgür)
tiyatrolarımızın işletmecilik anlamında
amatör kalması kendi yetersizliklerini suni yollarla giderme
kolaycılıkları (Tiyatronun manken gibi unsurlarla yozlaşması ,
medya tiyatro ilişkileri, tiyatroların devlet, hükümet,
belediye gibi erklerle ilişkileri ve sponsor ilişkileri gibi)
İşte bu
sonuncusu, yani özel tiyatrolara sıra gelince biraz daha
insanların nasırına basmış oluyoruz maalesef ki. Neden? Çünkü
Türkiye'de tiyatro yapmak zor, hele ki kendi yağıyla kavrulmak
daha da zor o halde bu zorluklar altında tiyatrocularımızın da
her yolu kullanması mübah, serbest.
Öyle mi
gerçekten?
Elbette öyle
değil. Hangi alanda olursa olsun kamuya açık bir faaliyet
gösteriliyorsa bu alanda hesap vermekle karşı karşıya
gelebilirsiniz. Hele ki alanınız doğrudan kamuyu etkilemeye
yönelik bir alan, bir sanat dalı ise o zaman daha da fazla
hesap vermekle yükümlüsünüz.
Tiyatromuz
darboğazda, zaten zor ayakta duruyor diyerek sahneden gereksiz
yere baldır bacak seyri (görsel fahişelik) pazarlayamazsınız,
sahneyi medyatik unsurlara peşkeş çekemezsiniz, hele ki
tiyatroyu siyasal erklerin güdümüne sokamazsınız. Bunlardan
hangisini yaparsanız yapın bizi, gerçek tiyatroseverleri, sanatseverleri,
bilinçli duyarlı insanımızı karşınızda bulursunuz.
Benim özel
tiyatrolara yapılan devlet yardımı konusunu gündeme taşımam
ilk değildir. Bugün birilerinin çözüm olarak sarıldığı
"Yardım
yapılacaksa bu yardımı belirleyen kurulda dernek temsilcileri
olmalı, kişiler değil" düşüncesini de bir kaç yıl önce dile
getirmiştim. Hatta tiyatro derneklerinin temsilcileri olmalı
derken de yine çekince olarak bu durumda birilerine dernekler
kurdurulabilir, sarı sendikalar gibi tiyatro dernekleri
oluşturulup bunlara girmeye özendirilebilir, baskı
yapılabilir, hükümetler belli dernekleri dikkate alıp
diğerlerini muhatap almayabilir şeklinde çekincemi de
yazmıştım.
Bu kampanyamız
üstüne bazı görüşler dile getirildi yazıya döküldü. Sırası
geldikçe bunlara değineceğim. Bunlardan birisi de benim bu
yazımla aynı gün yine sitemizde yayına giren Tiyatro
Dergisi editörü Mustafa Demirkanlı'ya ait yazıdır.
Yıllardır tiyatro dünyasına yayıncı katkısı veren biri
olarak konuya vakıf, etraflıca görüp değerlendirebilen bir
yazı olmuş ve büyük ölçüde onaylanabilecek bir yazı elbette.
Fakat yüzdeyüz aynı görüşte olmadığımız da bir gerçek.
Demirkanlı bazı özgün çalışmalar içersinde olan topluluk yada
oyunların desteklenmesi gerektiğine dikkat çekiyor, eğer ille
de tiyatroda özel çabalar desteklenecekse elbette olması
gereken de budur özgün, deneysel çalışmalara, farklı eserlere
destek vermek.
Sayın Demirkanlı
Kültür Bakanlığının kurulu oluştururken dernek başkanlarından
en az birini de kurula seçmeye bir temayül varmış görüntüsü
zaman zaman verilse de bunun da sadece temayülden ibaret
kaldığına, sağlıklı bir seçim yapılmadığına dikkat
çekiyor ve , TİYAP Tiyatro Yapımcıları
Derneği, Başkanı Ali Poyrazoğlu ve Ö.T.D. Özel Tiyatro
Yapımcıları Derneği - Başkanı Hadi Çaman'ın kurula
çağrılmasını örnek veriyor.
Buda
aslında kandırmacanın bir parçasıdır. Şöyle ki :
1- Bu tür
konular teamüle ve iyi niyete bırakılamaz, dünkü yada bugünkü kültür
bakanlığı bu teamüle uysa da yarın geleceklerin buna uyma
zorunluluğu yasada yada yönetmelikle kesin tanımlanmamıştır,
yardımı belirleyecek kuruldaki üç üye tanınmış tiyatroculardan seçilir denmiştir. Tanınmış sözcüğü
kesin tanım içermez yarın birileri bize göre, bizim
tanınmışlarımız şunlardır diyebilir. Yasalar yönetmelikler
kesin ifadeler içermelidir teamül yada iyi niyetin
bağlayıcılığı olamaz.
2- Bu yardımın
yapıldığı önemli alanlardan örneğin ikisi de çocuk tiyatroları
ve geleneksel tiyatrodur, neden bakanlığın teamül ibresi
ASSITEJ, ÇOGED, UNIMA gibi derneklerden yana hiç kaymıyor.
Evet bu yardımın tiyatro yapımlarına (oyunlara) yapıldığı
açıklanmaktadır bu anlamda yapımcı derneklerinin muhatap
alındığı iddia edilebilir fakat ÇOGED üyelerinin tamamı,
ASSITEJ ve UNIMA üyelerinin büyük bölümü yapımcıdır ve
buralardaki yapımcıların sayısının sözde yapımcı derneği
olarak kurulmuş TİYAP ve ÖTD'den de fazla yapımcı üyeye sahip
olduğu, öte yandan alanlarında tek dernek oldukları bakanlıkça
bilinmiyor mu?
3- Ali
Poyrazoğlu ve Hadi Çaman kurul üyeliğine davet edilseler de
dernek başkanı sıfatıyla değil şahıs olarak davet
edilmişlerdir.
4- Bu her iki
derneğin de üye sayısının çok az olduğunu biliyoruz seneye 10
tiyatro grubu yapımcısı bir araya gelip bir dernek kuruverirse
bunların da direkt temsil edileceğinin garantisini verebiliyor
muyuz?
5- Davet edilen
üyelerin diğerleri dernek üyesi değildir
Kısaca
Demirkanlı'nın da dikkat çektiği gibi Kültür Bakanlığı tiyatro
derneklerini muhatap almamaktadır böyle bir temayül varmış
izlenimi de aldatmacadır. Başta da dediğim gibi
teamül ve iyi niyetle resmi işler yürümez yasa ve
yönetmelikler kesin tanımlamalar ister. Yarın bir hükümet
tamamen kendi ideolojisine uygun bir heyet oluşturup tamamen
kendi ideolojisi doğrultusunda tiyatro yapanlara para
dağıttığında itiraz hakkınız kanunen de uygulamaya yönelik de
yoktur. Bu yuvarlak yönetmelikle de asla kanunen hiç bir hak
sahibi değilsiniz. Bu bir hak'tır diyenlere hadi bakalım şu
söz ettiğin hakkı hakkıyla dağıttır da görelim dediğimizde ne
yapabileceklerdir çok merak ediyorum. Bugün bu yardımın
sizlere yapılması gelecekte yine böyle süreceğini göstermez.
Açın AKP'nin hükümet programını. Bugünkü yapılan hiç bir sanat
çalışmasını beğenmediklerini, onaylamadıklarını ve öncelikle
Türk-İslam esasına dayalı çalışmaları destekleyeceklerini açık
açık parti programlarına yazmışlardır.
Kampanyamızda
öne çıkan yanlar :
Bu konuda bu yıl
yazdığım ilk yazıda özel tiyatrolara doğrudan yardım yerine
bir dizi önermede buılunmuştum. Kısaca başlıklar olarak
yinelersem :
Hala bir çok
vilayetimizde yerleşik tiyatro yok her il'e, belde'ye salon
yapılmalı, Bu turneleri teşvik edecektir, bu da herkesin
yararına olacaktır)
Tiyatro
biletlerinde sıfır vergi olmalı (Bu ayırmasız tüm tiyatrolara
ve tiyatro seyircisine teşvik demektir)
Tiyatro salonu
kazandırana sıfır faizle kredi vermeli (Bu olsaydı herkes
tarafından haksızlığa uğradığı söylenen semaver kumpanya da
çoktan destek almıştı, bazı tiyatrocularımız da kendi salonunu
açmakta cesaretlenirdi)
İhtiyaç duyan
topluluklara kredi verilmeli, Yeni oyun yazımını teşvik etmeye
bütçe ayrılmalı, Tiyatro programlarının yayınlanmasını teşvik
etmeli gibi uzayan bir dizi öneri vardı. Bunlar bir topluluğun
yararına değil genel anlamda Türk tiyatrosunun ve halkımızın
yararına, onların vergisini onlara döndürmeye yönelik
önerilerdi. Bu öneriler adeta görmezden gelinip sadece
okullara salon açılması üzerine yazıldı.
Evet bunda son
aşamada bizim kampanyamızı bunu önererek vurgulamamız etken
oldu ama diğer önerileri de defalarca yeniden kopyalayıp bu
konudaki her yazımın altına yeniden yazmıştım.
Neden her
okula bir salonu öne çıkardık?
Mustafa
Demirkanlı ve bazılarının dile getirdiği "Bu iş Milli
Eğitimin işidir onun bütçesinde yer almalıdır" düşüncesine
katılmıyorum. Bu
Milli Eğitim Bakanlığı ve Kültür Bakanlığının ortak görevidir.
Nasıl
ki meslek liseleri açılmasını sanayi ve Ticaret bakanlığı ve
ticaret odaları destekliyorsa bunda da benzer işbirliği
olmalıdır.
Meslek Liseleri açılması sanayii ve ticaret Bakanlığının da
sanayiye bir yatırımıdır çünkü orada yetişecek vasıflı eleman
sanayiye hizmet anlamına gelmektedir. Aynen bunun gibi okullarda yapılacak sanatsal her
yatırım da ülke kültür sanatına yatırımdır. Kaldı ki açılan salonlar sadece okul
öğrencilerinin kullanımına değil özel tiyatrolarımızın da
kiralama yöntemiyle her kasabaya, beldeye mahallelere dek
ulaşmasına yarayacaktır. Bugün Hadi Çaman bir devlet Lisesinin
salonunu kullanmıyor mu? Bugün 10 tane daha lisemizde Hadi
Çaman'ın sahne aldığı gibi tiyatro salonu olsa, on yıl sonra
İstanbul'da ikiyüz tane okulumuzda teşkilatlı bir tiyatro
salonu olsa bu Türk tiyatrosunda canlanmanın, tiyatromuzun
daha fazla halka ulaşmasının çözümü değil midir? Bu
tiyatromuzda bir devrim olmaz mı? İstanbul'un Anadolu
yakasında sadece 3-4 tane tiyatro salonu varken orada özel
tiyatrolara da hizmet veren AFL (Atatürk Fen Lisesi) salonunun
olması bir nimet değil mi? neden bu nimetten her semtte bir
tane olmasın? Bünyesinde tiyatro salonu
bulunduran özel okulların bunu bir gelir kaynağı olarak da
kullandığını ve buradan elde edilen geliri eğitimin kalitesine
aktardığını biliyoruz. Bu dahi başlıbaşına bir etken değil
midir? Okulların salona kavuşması okullarımızın biraz daha
kendi yağıyla kavrulur olmasının da bir yolu değil midir?
Hepsi bir yana yüzlerce okulumuzda salonu olan ve tiyatronun
ne olduğunu görerek, uygulayarak yetişen binlerce öğrenci
insan niteliğimizin artırılmasında önemli bir etken değil
midir?
Kısaca okullarda
salonu öne çıkardık ama bu salt okulların öğrencileri için
değil tiyatromuz içindir. Kent içinde bir karış arsa kalmayan
İstanbul'da Avrupa ülkelerine göre salon azlığından şikayet
ederken bu salonlaşmanın en pratik ve verimli kullanılacak
yolu okullardan yararlanmak değil midir?
Asıl sorun
Biz elbette özel
tiyatro düşmanı değiliz. Özel tiyatroların yüzlerce sayfalık
tanıtımını yaparken, elimizden gelen desteği verirken bunu
ispatlamış olmalıyız. Bizim dikkat çektiğimiz nokta bu
devletin gerçek bir kültür sanat politikası olmadığına, gerçek
anlamda kültür sanat yatırımları olmadığına, bundan kaçtığına,
bundan kaçarken de kamuflaj olarak üç beş tiyatrocuya yaptığı
yardımı kullanıp maskelediğine dikkat çektik. Fikri Sağlar'în
popülistçe başlattığı bu uygulama devamında gelenlerinde
maskeleme için sarıldığı bir kolaycılık olmuştur. Sözde Sosyal
Demokrat Şişli Belediyesi, Kadıköy Belediyesi de bu yıl
aynı kolaycılığa popülizme doğru kaymıştır. Tiyatroculara para
dağıtıyorum diye şov yapan Kadıköy ve Şişli Belediyesi sanatı
tiyatroyu çok önemsiyordu da 4 yılda neden yeni bir salon daha
açmadı diye sormak yanlış mıdır? Hatta İstanbul'un en güzide
bu iki semtinin elindeki eski salonların birer mezbelelik gibi
bakımsız halinden utanmıyorlar mı? Kişilere para
dağıtacaklarına önce bu salonları temizleyip bakımını
yaptıramazlar mıydı?
Asıl sorun
devletin ve hükümetlerin kültür sanat politikaları
olmamasıdır. Seçimler yaklaşıyor ve biz sanatseverler de oy
vereceğiz. Acaba hangimiz hangi parti programında kültür sanat
üstüne neler planlanmış inceledi? Acaba partiler programlarına
iktidara gelirsek beş-on tane özel tiyatroya para dağıtacağız
mı yazmışlar? yazabilirler mi?
CHP'nin seçim
bildirgesinde sanata ilişkin sadece bir tek cümle yer alıyor
"Kültüre ve sanata layık olduğu en yüksek değer verilecek,
sanatçılar korunacaktır." Böyle bir kültür sanat
politikası olabilir mi? bu şimdi kültür sanat politikası
mıdır? meclisteki en demokrat, en sosyal parti olan
partinin programı 1 tek afaki cümleden ibarettir sanat dünyası
bunu tartışıyor mu? Kültüre ve sanata layık olduğu en yüksek
değer verilecektir de nedir bu değer? nasıl verilecek? Ali Poyrazoğlu'na verilen 90 milyar 900 milyara çıkarılarak mı
yapılacak? Ne biçim bir tanımlamadır bu? Bu resmen
geçiştirmecedir ve programda da uygulamada da aynen kültür
sanat geçiştirilmektedir. Neden bütçenin yüzde şu kadarı
kültür sanat yatırımlarına , salonlarına, ve kültür sanat
eğitiminin yaygınlaştırılmasına harcanacaktır diyemiyorlar?
Neden kültür sanat etkinliklerinden vergi alınmayacağını
programlarına koyamıyorlar? Salon başına hatta koltuk başına düşen seyirci sayısı şudur
bunu şu oranda bir yatırımla şu hedefe ulaştırabileceğiz diye
bir politikayı laf olsun diye dahi programlarına almaktan
acizler. Kültür ve sanata en yüksek değer verilecek sanatçılar
korunacak "nokta"
Sanat
insanlarının umurunda mı devletin ve partilerin kültür sanat
politikaları ?
Heeey size sesleniyorum!
Semaver neden almadı,
Ankara Ekin aldı ama satılmadı, Ali neden verdi, veli neden
almadı, Öyle dağıtılmasın şöyle dağıtılsın, ona verilsin ama
buna da verilsin, o da olsun bu da olsun, deveden kıl tüy
kopardık, tiyatro aşktır, meşktir, kabemizdir vs vs
diyenler !
Yeşiller,
çevreciler, eşcinseller, biseksüeller, odalar, borsalar,
sanayiciler, tüccarlar,fenerliler, cimbomlular onlar, şunlar,
bunlar lobiler kurarken parti programlarına müdahale ederken,
maddeler koydururken, yasalar çıkarılsın diye mücadeleler
ederken siz ne yapıyorsunuz? Hiç bir şey. Sus payını alıp
oturuyorsunuz yada sus payı alamamış olmaya hayıflanıyorsunuz. Haa bu arada sus payı alanlar bize veryansın etmeyi,
alamayanlar da kampanyamızı nasıl kendi istedikleri doğrultuya
(para kapma kavgasına)
çekebileceklerini düşünüyor.
|