TÜRKİYE'DE EĞİTİME YATIRIM EN AHMAKÇA YATIRIM GİBİ GÖRÜNÜYOR

A.Ertuğrul Timur

               Sevgili İsa Karslı konservatuara girmeyi düşünenler için oldukça yararlı derlemeler yaptı bu yıl Tiyatrom okurları için. Bir süredir sayfalarımızda yer alıyor. Zaman zaman da karşılıklı sohbetlerle bu konuyu gündeme getiriyoruz. Geçenlerde yine böyle bir sohbette kendiliğinden gelişen bir noktaya gitti ve ben kabaca bir hesap yapmaya giriştim. Ne kadar bilimseldir, ne kadar akılcıdır ben kendi yaptığım bu hesabın geçerliliğini ne kadar onaylıyorum bu elbette tartışmalıdır ama ortaya çıkan hesap çok akılcıl olmasa da yada kesinlik içermese de çarpıcı bir noktaya götürdü bizi ve "eğer ticari zihniyetle düşünürsek" Türkiye'de eğitim en ahmakça yatırım çeşididir noktasına geldik.

Bilimsellikten uzak bir hesap kitap ve fikir yürütmeyi neden bir yayında dile getirdin diye kızanlarda olacaktır muhtemelen ama ben yine de bunu yazmadan yapamadım. Hem sadece bu hesapla kalmaz arada belki gerçek sorunlara da değinip geçeriz.

Efendim malumunuz Devlet konservatuarları tiyatro bölümleri  oldukça sınırlı sayıda öğrenci alıyor. Bu sınırlı sayının da büyük oranda torpille doldurulduğu hep söylenir ama her tür usulsüzlük gibi bunun da ispatı pek mümkün olmaz. Ne kadar gerçekçidir ne kadar iddiadır bunun ispatını şu an yapmamız mümkün değil. Konservatuarlardaki öğrenciler arasında annesi, babası tiyatrocu olanların olmasını tesadüfe mi, aileden gelen temelden iyi yetiştirilip hazırlanmaya mı yoksa anne babanın çevresinin sınavlardaki etkisine mi bağlamak lazım bu konuda da bir şey dememiz mümkün değil. Bunları bilemem ama her sene bu dönemler henüz yaşadıkları ilde yerleşik tiyatro bile yokken bir şekilde tiyatrocu olmayı kafaya koymuş onlarca genç bana mail yollayıp ne yapmaları gerektiğini sorduğunda içim cızlar. Onlara bazen pek de fazla şansları olmadığını anlatmaya çalışırım. Öyle ya İstanbul'da tiyatro içinde doğup büyümüş, okulunda sürekli tiyatro kulübünde olmuş, ayrıca gidip belki de sınavı yapacak jüride bile yer alan hocalardan (oyunculardan) özel ders almış rakipleri arasında bir iki tane oyun seyretmekten fazla bir şey yapmamış adayın ne kadar şansı olabilir ki? Ben kötü olmayı göze alıp biraz gerçekçi konuştuğumda tümünün karşı savunusu "Ama ben çokkkkkkkk istiyorum" demek oluyor. Oysa onlar bir tek kendilerinin çok istediğini sanıyor. Oysa bu yarış zaten aynen bu çokkkkkkk isteyenler arasında bir yarış büyük oranda ve alınacak öğrenci sayısı iki elin parmakları kadar.

Konuya geniş girdik geniş devam edelim. Her ilgi olan birilerince değerlendirilip mala dönüştürülür. Kimdir birileri? Ticari düşünmeyi bilenler. Nedir mala dönüştürülen? Tiyatro eğitimi. Yani meşhur arz talep meselesi. Madem talep vardır o halde arz edilmelidir. İşte bu nedenle olsa gerek tiyatrocular aç, tiyatrolar kapanıyor denilse de özel üniversitelerimizin neredeyse hepsi patır patır tiyatro bölümleri açıyor.

Peki tamam arz var, talep var, alan memnun satan memnun açsınlar. Peki bu açılan bölümler yeterli mi? Dışarıdan gözlemlediğim kadar yetersiz. Neden ? Çünkü en başta bünyelerinde yeterince akademisyen yok. Oysa uygulamacılık farklıdır öğretim farklıdır. Bazen en iyi uygulamacı çok kötü öğreticidir. Yapar ama anlatamaz, öğretemez. Harika bir kimya mühendisidir ama bir lisede kimya dersine soksanız kimseye öğretemez, anlatma kendini dinletme kabiliyeti yoktur. Genç psikolojisini bilmez, eğitim formasyonu almamıştır vs vs. İşte tam da bu nedenle edebiyat bölümünü bitirene edebiyat öğretmenliği , kimya bölümünü bitirene kimya öğretmenliği hakkı verilmemiştir. Edebiyat öğretmenliği bölümünü bitirene edebiyat öğretmenliği bölümü hakkı verilmiştir. diğerleri ancak ek olarak eğitim formasyonu eğitimi aldıktan sonra öğretmenlik yapma hakkı elde eder. Liselerde dahi "Hoppp dur bakalım hemşerim sen bu işin eğitimini almış, uygulamacısı olabilirsin ama burada öğretmen olamazsın" gibi bir durum varken daha bilimsel ve daha üst düzeyde eğitim kurumu olan üniversitelerde önüne gelenin öğretmenlik yaptığını (öğretim görevlisi yada okutman olarak, hatta bazen bölümde yetkili olarak) görüyoruz. İlköğretim ve liselerde uygun görülmeyen bu durum üniversitelerde gayet bolca uygulanıyor.

Peki tamam yeterince öğretim üyesi olmadığı, mesleki eğitim verilen üniversitelerde meslekten kişilerin deneyimlerini aktarmasını da bir yere dek kabul edelim. Ama yine de belli şartlar olması gerekirmiş gibi geliyor bana. Örneğin bir bölümde şu sayıda akademisyene karşılık şu sayıda meslek erbabı olabilir, yada en az şu sayıda akademisyen olmadan bölüm açılmaz, yada akademisyen olmayanlar sadece uygulamaya yönelik ders verse de akademik ders veremez, akademik yönetsel kadrolara gelemez gibi.

Yeterince akademik yetişmiş kadro olmayışı, yada o alandaki popüler isimlerin tercih edilmesi, yada daha ucuz işgücü düşüncesi ile üniversitelerde giderek bilimsellikten ve akademik değerde eğitimden uzaklaşılıp adeta kursa dönüşme başlıyor.

Özel üniversitelerde eğitim kalitesi elbette sorgulanması gereken bir önemli konu ama şimdi başka bir yöne, yazımın başında söz ettiğim işin matematiksel yönüne geleyim.

Efendim özel üniversitelerde eğitim ücretleri değişken. Ücreti neye göre değişiyor hocaların niteliğine göre mi, binaların sosyal ve eğitimsel olanakların fazlalığına göre mi, kampusun deniz manzaralı olmasına göre mi anlamak zor tabi. Tiyatro bölümlerinde de fiyatlar değişken. Biz ortalama bir fiyat alalım. Yıllık ücreti 17 milyar sayalım.

Buna 1,5 milyar yemek masrafı, 500 milyon yol masrafı, 1 milyar kitap, defter, ve diğer tüm masrafları eklersek yıllık 20 milyar. Bunu 4 yılla çarptığımızda çıkan rakam 80 milyar.

Şimdi.., Eğer bu öğrenci bu süre içinde okumak yerine bir işe girmiş olsaydı doğal olarak bir girdi olacaktı. Okumayı seçmekle bu girdiyi de feda etmektedir. Diyelim ki vasıfsız biri olarak ayda sadece 600 milyonla çalışacaktı. Bu yılda 7.200 4 yılda ise 28.800 yapar. Bunu da eklersek 4 yılın öğrencimize maddi yansıması 108.800 milyardır.

Bunlar ortalama ve düz rakamlardır. Eğer bu öğrenci ailesinden ayrı bir şehirde okuyorsa yurt yada ev kirası, 3 öğün yemek parası, kalınan her bir ders için 100 dolar gibi rakamlarla yaz okulu... Kaybedilen yıl için bir misli artış.. bu ihtimalleri de düşünürsek belki bu rakam iki mislini de aşacaktır ama biz en düz mantıkla en az masraf ihtimaliyle bitirdiğini varsayalım.

Şimdi şunu da göz ardı etmeyelim. Bu paralar yıldan yıla ve indirimden yararlanmak adına genelde peşin ödenen rakamlardır. Dolaysıyla ilk yıl verilen para 4 yıl sonraki diploma için erkenden bağlanmış paradır. ikinci yıl üç yıllığına. O halde bu paraların birde para olarak saklansa faiz getirisi olacaktır.

O halde ilk yılın 20 milyarı 4 yıllık faiz, ikinci yılın 20 milyarı 3 yıllık faiz, üçüncü yılın 20 milyarı 2 yıllık faiz, son yılın 20 milyarı ise 1 yıllık faiz getirecektir. Ortalama 1 yıl vadeli hesaba uygulanan faiz oranını %17 alarak hesabı sürdürelim. 20 milyar bir yılda 3,4 milyar getirecektir. Bu durumda

1. Yılın 20 milyarı = 3,4 X 4 yıl = 13,6 milyar

2. Yılın 20 milyarı = 3,4 X 3 yıl = 10,2 milyar

3. Yılın 20 milyarı = 3,4 X 2 Yıl = 6,8 milyar

4. Yılın 20 milyarı = 3,4 X 1 Yıl = 3,4 milyar

Toplam 34 milyar

Eğer biz çocuğumuzu Özel okulda tiyatro bölümünde okutmak yerine ona harcadığımız parayı her yıl bankaya yatırsak çocuğumuza harcadığımız bu paraya dördüncü yılın sonunda 34 milyar YTL faiz geliri alacakmışız Şimdi bunu da toplam masrafın üstüne ekleyelim.

108.800 + 34 = 142.8 milyar YTL

Yani sonuç olarak

Bir öğrenciyi bir özel üniversitede tiyatro bölümünde hiç yıl kaybetmeden ve ekstra masrafa girmeden maliyeti görünen nakdi ve görünmeyen (gelirsiz geçen 4 yılı ve paranın faiz karşılığı gibi) tüm bedeli 142.8 milyar.

Şimdi artık öğrencimiz mezun genç bir tiyatrocudur. Bakalım bu yatırımı nasıl geri alacağız?

Genç mezun bir tiyatrocu için en iyi iş olanağı, güvenceli düzenli gelirli ve sağlam iş kapısı Devlet Tiyatrolarıdır ve bu nedenle de çoğunun hedefi burasıdır. Tabi mezun olur olmaz direkt kadrolu bir DT sanatçısı olmak da ayrı bir mucize olsa gerek ama hadi biz DT de çalıştırmaya başlayalım gencimizi. Devlet Tiyatrosu sanatçıları ne kadar aylık alıyor bilmiyorum ama hadi yeni işe girişte 1,5 milyar aldıklarını sayalım eğer bilgi veren olursa düzeltiriz. Şimdi toplam masrafı bu 1,5 milyar aylığa bölelim.

Bir özel üniversitenin tiyatro bölümünde en az masrafla ve ekstra masraf yada kayıp olmadan mezun olan bir genç 142,8 milyara tiyatrocu ünvanını kazanıp Devlet Tiyatrosuna 1,5 milyar aylıkla işe girdi. Yatırdığı parayı ne kadar zamanda geri alıyor biliyor musunuz? Yaklaşık 8 yıl sonra.

Ve kendisi bu parayı 4 yıl içinde büyük meblağlar halinde ödüyor ama 8 yılda aydan aya bölük pörçük topluyor. Bir anlamda 8 yıl sermayeyi kurtarıyor yani bedava çalışıyor. Yani tüm bu maliyeti diyelim ailesine geri ödemesi gerekse 8 yıl hiç harcamadan kazandığı parayı vermesi gerekiyor. Ancak 8 yıldan sonra kazanmaya başlıyor.

Bu tiyatro için böyle de diğer alanlar için farklı mı? Eminim ki bir çok meslek dalı için benzer hesaplar çıkacaktır. Yani matematiksel hesapla bir özel üniversitede öğrenciliğe yatırım yapmak yapılacak en mantıksız yatırım olarak görünüyor. Bu parayla hıyar bile yetiştirseniz size 8 yılda çok daha büyüyen bir gelir getirir ve çocuğunuzda sizde daha mutlu refah içinde bir yaşam sürersiniz.

Not : Elbetteki bilimsellikten uzak ve basit matematiksel bir hesaptır. Gerçeklik payı olsa da espri niyetine de sayabilirsiniz.

Bu çocuk yeter ki oyuncu olsun dizi de de oynar çok da fazla da kazanabilir vs de diyebilirsiniz evet mümkündür. Ama bazıları bu masrafı yapmadan hiç okula gitmeden de dizilerde oynayabiliyor sonuçta. Biz bunu bir iş kabul edip normal akışını irdeledik yoksa okula giderken aldığı piyangoya parada çıkabilir yada araba çarpıp öle de bilir ve tamamen ölü yatırım da olabilir.

Kaldı ki üniversite aşamasına gelebilmek için harcadığı eğitim ve kurs paralarını da sayarsak emekli olana dek yatırdığı parayı kurtaramaz gibi görünüyor.

Elbetteki her zaman eğitimden ve her şart altında eğitimli insandan yanayız ve hiç bir zaman maddi geri dönüşü düşünülmeden eğitime olabildiğince yatırımdan yanayız. Fakat özel üniversite anlayışı ile ticari bir şekle bürünen eğitimi bizde onların yaklaşımı ile ticari bir bakışla irdeledik hepsi budur.