NASIL BİR TİYATRO YAYINCILIĞI ?

A.Ertuğrul Timur

 

17 EYLÜL 2007 PAZARTESİ

Koskoca tiyatromuzun bir tanecik dergisi vardı. (Ya da küçücük tiyatromuzun bir tane de dergisi vardı mı demeliydim? Eti ne budu ne ki koskoca tiyatromuz diye çıktı klavyemden?)

Arada kısa süreli farklı denemeler olsa da 17 yıl kesintisiz Mustafa Demirkanlı tek başına Türk tiyatrosunun tek dergisini sırtladı götürdü. (Beğenirsiniz beğenmezsiniz yeterli bulursunuz, yetersiz bulursunuz ama tiyatronun kendisinin iş yapmadığı bir ülkede dergisini çıkarmak ve ayakta tutabilmek az iş olmasa gerek)

Sonra internet çağı başladı. Kolay yayıncılık. Şirket kurmanız gerekmiyor, kağıt mürekkep, renk ayrım, kalıp, dizgi masraflarınız yok, belli yerlere denetime dergi göndermek yok yani her bakımdan kolay  yayıncılık. Önce sevgili Enver Başar Tiyatronline ile Tiyatroyu sanal dünyaya taşıyan ilk site sahibi olarak tiyatro tarihine geçti. (ironi falan yapmıyorum tiyatro tarihine geçti demekle.. Düşünsenize belki yüzlerce yıl gelişerek yaşamımızda var olacak sanal dünyaya Türk Tiyatrosu belki ilerde salonlara canlı bağlantılarla yada başka binbir türlü girecek ama bu yeni bir çağı başlatan sanal dünyaya Türk Tiyatrosunu ilk taşıyan kişi olarak "Enver Başar" adı kalacak) Onun ardından sevgili Şehir Tiyatromuzun çalışkan ismi Can Doğan sehirtiyatrolari.com ile giriş yaptı. Sanal alemin ilk yayılmaya başladığı yıllarda internetle erken haşır neşir olan ve biraz uyanık herkes 10-12 dolar verip ünlü markaların ismini kapmaya başlamıştı örneğin yanlış hatırlamıyorsam cocacola'nın Hürriyet'in ve daha pek çok yerli yabancı ünlü markanın internette adını şirketlerin kendileri akıl etmeden çok önce başkaları kapıvermişti. Hele bunları daha sonra bu şirketler büyük paralar ödeyip almaya çalışıyormuş lafları ortalıkta dolaşınca bazı sözde uyanıklar parasına kıyıp boş bulduğu onlarca şirketin adıyla site ismi almıştı. İşte bu dönemlere yakın Sevgili Can Doğan'da çalıştığı Şehir Tiyatrolarının adını şehir tiyatrolarımızın resmi kişilerini beklemeyip kendi adına almıştı. Bir hayli uzun zamandır da sürdürüyor. Son iki yıl öncesine dek ciddi bir yayıncılık çabası içindeyken sanırım işlerinin yoğunluğundan internet yayıncılığına biraz boşverdi. Üçüncü sırada da önce genctiyatro adımızla, ardından tiyatrom adına geçerek bizim sitemiz geldi. Bizim sitemizi de tiyatrokeyfi, tiyatroevi, tiyatrotarihi, tiyatrodergisi.com.tr, tiyatrodunyasi gibi pek çok site izledi ve bugün sanal dünyada pek çok tiyatro sitesi var.

Artık arama motorları da ortaya çıkınca sitelerin adını ille de tiyatro.com şeklinde almanızda gerekmez oldu zira kimse kolay ada bakmadan arattığı konuyu zor bir site ismi altında da yayın yapılsa da kolayca buluyor dolaysıyla ad avantajıyla değil sitenin içeriğine verdiğiniz emekle ve dolulukla daha çok ilişkin kelimeyle bulunur oluyorsunuz. Yani ne adınızın kolay olma avantajı ne "tiyatro" yazınca ilk sırada çıkmanız değil arama motorlarında yan kelimeler üzerinden de örneğin "sezon oyunları" "çocuk tiyatrosu" "tiyatro oyun tarihleri"  "hırçın kız shakespeare" ve daha binlerce tiyatroya ilişkin kelimeyi yazıp arattığınızda bulunmak sizi okunur kılmakta ve bu da içeriğe verilen emekle orantılı. Yani google'ın sizi daha çok buldurma mantığı ne kadar ekmek o kadar köfte mantığına dayanıyor. 

Tiyatro yayıncılığı internet üzerinden yayılırken basılı anlamda hala tek dergi Mustafa Demirkanlı'nın tiyatro...tiyatro dergisi idi. Sonra ne olduysa birdenbire tiyatro dergiciliğimiz bir anda atağa kalktı. Belki internette tiyatro sitelerinin ilgi gördüğünü düşünüp cesaretlenmenin etkisi belki başka ihtiyaçlarla ama ciddi bir tiyatro dergisi hamlesi başladı. Önce Ankara merkezli perde isimli dergiyi, ardından Tiyatral İstanbul'u duyduk. Bunu Gülsün Odabaşı'nın Oyun'u izledi. Bu dergi koşuşturmacası içinde tanıştığımız son derece özverili bir arkadaştı ve daha dergi çıkma aşamasına gelmeden çok yıprandığı belli olsa da azimle sürdürdü çabasını. Ardından Kadıköy Tiyatrom grubunun çıkardığı dergiyi duyduk. (Belki biraz eyvah tiyatrom adlı dergi tiyatrom sitesine mal edilirmi endişesi yaşayıp boşa panik de yaptık) Bununda ardından başka tiyatro dergilerinin de çıkacağı haberleri dolaşmaya başladı. Kocaeli'nde Erbil Göktaş bir dergi çıkarmaya hazırlanıyordu başka yerlerde başkaları. Ama ne yazık ki sanıyorum bunların da çoğu kısa ömürlü oldu, kimi 2 sayıda kimi 4 sayıda kimi de çıkma niyetinde kalakaldı. Halen düzenli süren "tiyatro...tiyatro"nun yanı sıra birde Yeni Tiyatro dergisi sürüyor bildiğim kadar.

Bu konuyu tiyatro dünyası içinde pek konuşmadık . Neden çıktılar, hangi ihtiyaçtan doğdular ve neden yaşama güçlüğü çekmekteler yada bundan sonra bu dergi çıkarma niyetinde olanlar neleri dikkate almalılar?

Öncelikle bundan sonra dergi çıkarmayı da düşünenlere kendi fikirlerimi yazmak istiyorum. Katılırsınız katılmazsınız ama çeyrek asırı aşan yayıncılık deneyimimle, gazetelerde, dergilerde edindiğim yayıncılık deneyimi üzerine 8 yıla varan internet tiyatro yayıncılığı deneyimimi de ekleyerek düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

NASIL BİR DERGİ?

FANZİN TÜRÜ , MİSYON YADA KİŞİSEL TATMİN DERGİSİ  :Eğer derginizin satmak ve artı bir okura ulaşmak gibi kaygısı yoksa belli bir çevreye, abone yada sabit bir çevreye ulaşmak düşüncenizse, bu işten para kazanmak gibi kaygınız yoksa bir misyon üstlenen bir yayıncılık yapacaksanız zaten sizin bir sorununuz yoktur. Gelişen teknolojiyle gayet kolayca üstesinden gelir çıkarırsınız. Dizgisini kendiniz yaparsınız (Eskiden bu iş bir sektördü özel makinalar ve bürolar vardı şimdi her bilgisayar bir dizgi makinası sayılır) Gerekiyorsa fanzin gibi fotokopide yada ufak bir matbaada kebap salonunun el ilanlarını bastırdığı gibi siz de derginizi bastırır çıkarırsınız ve kendi kitlenize, çevrenize eşinize dostunuza, örgütünüze, sempatizanlarınıza elden dağıtır yada bir kaç dağıtım tekeli dışında kalmış kitapçıda sattırmaya çalışırsınız.

AKADEMİK BİR DERGİ :  Elbette söylemeye gerek yok ki bu bir haber yada magazinsel amaçlı dergi değil,  Bir araştırma, çeviri yada Akademik dergi çıkarmak isteyenlerin hitap edeceği kitle bellidir, nerelerden güç ve destek alabileceği bellidir. Böyle bir derginin gazete bayiilerinde, migroslarda yada tiyatro gişelerinde satılması gerekmez. Buradaki çoğu yazı tiyatro izlemeyi seven pek çok kişi için bile ağır gelebilir. Pekala üniversitelerin bünyesinde yada akademik derneklerle çıkarılıp sürdürülebilir. Bunlarda yayın süreleri daha uzun olabilir, bazen yılda bir dergi de çıkabilir. Örneğin Mimesis Tiyatro / Çeviri - Araştırma Dergisi Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi tarafından çıkarılıyor ve 1988 den bu yana  yayınlanıyor. Üniversite yayınevi tarafından basılan ama özerk bir dergi. Giderek artan kendi okur kitlesini oluşturmakla birlikte çok büyük sayılarda satmak gibi bir çabada değil ve olması da gerekmez.

SEKTÖREL DERGİ : Tiyatro bir sektör olarak anılmasa da dergicilikteki adıyla sektörel demeyi tercih ediyorum. Bu dergiler mesleki haberleşme, dayanışma, paylaşım ve geliştirme amaçlıdır ve bu dergileri çıkarması gerekenler bana göre öncelikle sektördeki derneklerdir. Dernekler gerek üyeleriyle gerek üyesi olmayan meslektaşlarıyla ortak sorunları, konuları, bildiklerini paylaşmak dayanışmak için çıkarır. Dışardaki insana satmak, çok satmak gibi bir kaygıları yoktur. Üyeleri aboneleridir. aidatla, bağışla, bağış gibi verilmiş reklamlarla, ayakta kalırlar.

KİTLESEL (süreli) DERGİ : İşte geldik asıl bildiğimiz tanıdığımız dergiye. Galiba dergi çıkaranların çıkarmayı düşünenlerin de pek çoğunun asıl gönlünde yatan aslana. Öyle sadece üyelerimiz alsın, sadece meslektaşlarımıza ulaşsın gibi dar hedefler değil de bir Tempo, Aktuel vb gibi sokaktaki insana ulaşacak, çok kişinin parayı verip satın alacağı, bayide sokakta satılacak bir dergi düşünüyorsanız şimdi burada biraz durun. Burada biraz konuşacağız. Üstte saydıklarımızdan bize ne... Akademisyenler akademik dergilerini çıkarsın puanlarını alsın (Akademik her yazı akademisyenlere puan kazandırır ve bu da kariyerleri için gereklidir) yada mesleki dergiyi dernekler çıkarsın dayanışsın, haberleşsin evet bu onların görevi, biz bu küçük hedeflerle ne dergimizi yaşatabiliriz ne de bizi tatmin edecek kadar sayıda okura ulaşamayız.

Bir dergi çıkarmaya karar verdiniz. Haberleri toparladınız, yazıları toparladınız, makaleler fotoğraflar hazır, editör denetiminden geçti. Resmi işlemleri yaptınız varsayalım. Gelelim ofset hazırlık ve baskı aşamasına. Bir derginin basımı için gereken teknik aşamalar ı sayarsak: Önce dizgi yapılır. Yukarıda söylediğimiz gibi artık bunu bilgisayarda kendiniz yapabilirsiniz. Daha sonra pikaj montaj aşaması gelir. Fotoğraflar renk ayrıma yollanır. (Eğer sayfalar renkli olacaksa bu renk ayrım ve kalıp masrafı her ana renk için katlanarak artar) dizgi tamam, renk ayrım ve fotolar tamam, pikaj montaj artık daha çok macintoshlarda yapılıyor onu da muhtemelen matbaa üstlenir. Sayfaların kalıbı çekilir. Kapak ayrı bir işlemle ayrıca hazırlanıp basılır.

İşte buraya dek yapılan masraf sabittir. Yani tüm bu masraflar diyelim 1,5 milyar tuttu. Siz dergiyi sadece 10 tane de bastırsanız onbin tane de bastırsanız bu masraf sabittir. Eh bu durumda 10 tane basarsanız bu 1,5 milyarı 10 a bölerseniz derginizin bir tanesinin daha şimdiden maliyeti 150 milyondur. sonraki masrafları saymasak bile 150 milyona bir dergi satmak mucize olurdu değil mi? 100 tane bastırırsanız 15 milyon ve gene çok yüksek. 15 milyona da bir dergi satılmaz el insaf!... Demek ki bir dergi çıkaracaksanız artık önümüzde bir sorun var nedir? Biz öyle eşimize dostumuza sağımızdakine solumuzdakine dergi satarız bir iki kitapçı koyar satar diye düşünerek dergi çıkaramayız. Öyle sidik zoruyla 100-200-300 dergi satmakla bu iş olmaz. Demek ki artık bir finans sorunu var (Haa bu arada yazarlara, çizerlere para ödemiyoruz herkesin bedava yazdığını varsayıyoruz. Birde yazar çizer, muhabir fotoğrafçı ücreti ödesek, bir de dergi çıkarıyorum diye özenip bir büro falan açsak zaten yanmışız)


18 EYLÜL 2007 SALI

Çok satmak, Reklam almak, sponsor bulmak, dağıtım tekeli bütün bunlar nedir bize ve dergimize ne getirecek ne götürecek görelim bakalım..

Gördük ki eğer kendimizi tatmin etmek için az sayıda nüshalı, yada dar bir grup içinde dağıtılacak bir misyonu olan politik, akademik, mesleki vb) bir dergi değil de piyasada ulaşabildiğimiz kadar çok okura, tanımadık bir okur kitlesine ulaşacak süreli bir dergiden söz ediyorsak ya sağlam sponsorlarımız veya sağlam bir kasamız, ya hemen ilk sayıdan başlayarak okkalı reklamlar alabilecek bir geniş çevremiz yada  ille de çok satmamız gerekiyor. Çok satma konusu üstünde duracağız ama önce biraz daha sizi dergi çıkarmaktan vazgeçirecek unsurlardan söz edeyim ben.

Dağıtım Karteli : Türkiye'de gazete dergi satışı maalesef ki uzun süredir tekel-kartel halinde süregitmektedir. Büyük medya grupları (Tabi en büyük olarak da Doğan grubu)  Türkiye'de dağıtımın patronudurlar. Bu ne demektir? Bu onlar sadece kendi gazetelerini dergilerini satmaz başkalarının da çıkardığı dergileri gazeteleri de dağıtıp satışından pay alırlar demektir. Peki bunlara sattırmak/dağıttırmak zorunda mısınız? Hayır eğer kendi olanaklarınızla dağıtabilecekseniz dağıtırsınız ama bu ancak rica minnet yakın çevrenizi bir kaç eş dost yada bir iki kitapçıyla sınırlı kalmanız demektir. Sokaklarda, caddelerde gördüğünüz binlerce binlerce gazete bayiisinde, yüzlerce kitapçıda, alışveriş merkezinde, benzincide vs sattıramazsınız. Neden? Çünkü bu bayiiler bu kartelleşmiş dağıtım şirketinin anlaşmalı bayisidir ve sadece onlardan gelen dergi , gazete ve kitapları satabilirler. Onlardan gelmeyen bir tek tane dergiyi dahi dükkanlarında, tezgahlarında bulundururlarsa bayilikleri iptal edilir. Ve hiç bir bayii de sizin gül yüzünüzün hatırına sizin üç beş derginizi satma uğruna yüzlerce gazete dergi getiren dağıtım ağından atılmayı göze almaz ve satmaz.

Demek ki çok açık ve net ki eğer çıkardığınız dergi bayilerde, marketlerde, benzin istasyonlarında vs satılsın istiyorsanız o zaman bu kartelleşmiş dağıtım şirketleri ile çalışmak zorundasınız. O halde onlarla çalışırız mı dediniz? İşte şimdi yandığınızın resmidir. Bakalım şartları nasıl?

Benim bildiğim eskiden dağıtım şirketleri 3 bin tanenin altında basılmış dergiyi tenezzül bile edip kabul etmiyordu. Şimdi bin alt sınırmış sanırım ama sizin dergi 300 tane de satsa bu bin tanenin bedelini sizden alıyor bunu göze almanız gerekiyor. Ayrıca sizin derginizi satmak üzere sizden aldığı için asıl verecekli onlar olduğu halde sizden peşinen kapora alıyorlar.  Diyelim bin tane satacağına umudunuz yok ama bir miktarının satılmamasını da göze alıp gene de dağıtım şirketine girmeye kararlısınız, pekiyi buyurun bakalım devam edelim. Bu kartelleşmiş dağıtımcılar satılan dergilerden : % 40 komisyon almaktadır. Yani bütün yükü siz sırtlanıp yazar çizer, editör fotoğraf baskı matbaa uğraşıyorsunuz onlarsa sırf dağıttığı için sizin derginize %40 kar koyuyor. Siz 300 tane satarsanız zararınız büyük oluyor ama onlar 300 de satsanız bin tanenin parasını sizden söke söke alıyor. Tabi satılamadan dönen ve artık hurda bir kağıda dönüşmüş dergilerle ortada kalakalıyorsunuz.

Şimdi toparlayalım. Bayilerde benimde dergim satılıyor diyebilmeniz için, derginizi neden bayilerde bulup alamıyoruz dememeleri için en az bin basacaksınız dağıtıma gireceksiniz ve derginin size bütün maliyetinin üstüne bir de %40 dağıtımcı sırf dağıttı diye ona pay koyacaksınız. Oldu mu sizin 2,5 milyon liralık dergi 3,5 milyon? Hadi bunu da göze aldınız. Durun daha bitmedi. Dağıtım şirketi size paranızı 4 er hafta sonra öder. yani her bir sayının satılan dergisinin bedelini siz ancak 4 hafta sonra alırsınız bu da demektir ki ilk dört sayının çıkması boyunca bütün masrafları cebinizden karşılamanız gerekiyor. Devam mı? (Sizin maddi durumunuz baya baya iyi anlaşılan)

Her şeyi göze aldık dağıtım şirketine verdik oh şimdi dergimiz bol bol satacak....mı acaba? Hiç heveslenmeyin. Bu tekelci dağıtım şirketi var ya!!!! Sizin derginin dağıtımından gelecek üç beş kuruştansa sizin batmanız işlerine mi geliyor ne??? Niye canım Alllallaaa satarsak onlarda kazanacak neden işlerine gelsin ki diyebilirsiniz. Eğer gazete dergi dağıtımcıları gazete dergi yayıncılığı yapamaz diye bir yasa olsaydı haklı olabilirdiniz ama unutmayın bu dağıtım kartelindekilerin asıl işi gazete ve dergi çıkarmak. Dağıtım onlar için amaç değil araç. Neyin aracı? Kendi gazete ve yüzlerce dergilerinin satışını yaparken kendilerinin dışında çıkmayı başaran gazete ve dergileri de kontrolde tutabilmelerinin aracı. Yani onları dergiler çıksın da dağıtıp ek para kazanalımdan çok bizim dışımızda pek de yayınların çıkıp gelişmesine fırsat vermeyelim düşüncesi daha çok çekiyor olabilir değil mi?

Derginiz nasıl hurda kağıt olur?

Dergi çıkardık bütün gazete bayilerinde satılacak dedik ama sonuçta olanaklarımız paramız sınırlı, tiyatro dergisinin okunma ihtimali belli o nedenle gazete gibi 500-600 bin tane bastırıp bol bol her yere dağıttıracak değiliz. Bin hadi taş çatlasın başlangıçta  2bin dergi bastırmak mantıklı görünüyor. Bastırdık dağıtım şirketine verdik ohh şimdi gelsin deste deste paralar derseniz avucunuzu yalarsınız. Çünkü gelecek olan deste deste para değil balya balya hurda kağıda dönüşmüş iadelerdir. Çünkü 2 binle sınırlı derginizi dağıtım şirketi rastgele bayilere yollar ve ne gariptir ki bir sanat dergisini taksimdeki bayiye 5 tane Güngören'dekine 20 tane yollar. Ankaraya 200 tane, Viranşehir'e de 50 tane yollar. Beşiktaş'ta okurlarınız ya bir türlü dergi bulamadık der ama sizin dergilerden 50 tanesi sefaköy'de bir bayide satılma ihtimali olmayan ama dağıtım

 şirketinin bıraktığı dergiler arasında bir köşede süresi dolunca geri verilmek üzere yığılı bekler. Sonra  ne mi olur? Dağıtım şirketi 2 bin derginin 1600 tanesi iade oldu gel al diye sizi arayabilir :)

Şimdi bakalım hesap ne alemde

3,5 milyon etiket koyup bayiye verdiğimiz derginin 400 ü satılmış bunun parasını (4 hafta sonra) dağıtım şirketi bize öder. yani 1 milyar400 milyon. Ama en az bin dergi dağıtım bedeli alacağı için bundan bin derginin dağıtım bedelini keser. Dağtımcının payı derginin üzerinde yazan net satış fiyatı üzerinden %40 dı yani her bir dergi için 1milyon400bin dağıtımcı alacaktır bunu bin dergiyle çarpalım ne çıktı ? 1 milyar 400 milyon :) Tuhaf bir rastlantı değil mi? dağıtımcının bize yollaması gereken 400 derginin tutarı kendinin bin dergi üstünden aldığı payla aynı çıktı ve bize "0" lira yazılı bir çek ve hurda kağıda dönüşmüş 1600 dergi yolladı. Tabi illede bu rastlantı olmayabilir dergimiz 300 satsa birde borçlu çıkacaktık yada 500 satsaydı 35 milyon alacaklı olabilirdik. Neyse sonuçta üç aşağı beş yukarı dergimizin satılanının getirdiği para ancak dağıtımcının bedelini karşıladı. Eeee peki sizin dergi çıkana dek harcadığınız dizgi, renk ayrım, ofset hazırlık, matbaa, kağıt vs parası ne olacak? uçtu gitti. Birde yazara çizere en azından ofisboya yada açtınızsa büronun kirasına verilecek paralar da cabası. Hadi bir sayılığına bu maceraya girdiniz matbaa ve ofset hazırlık paraları cepten gitsin dediniz.  Buna kaç sayı daha dayanabileceğinizi düşünüyorsunuz?

 

Eğer umudunuzu sadece satıştan gelecek paraya bağladınızsa böyle bir dergiyle piyasaya çıkabilirsiniz. En azından tiyatroseverler tatmin etmese de bayide bu kapağı görüp alabilecek 400-500 okur(!) sizi batmaktan kurtarabilir (!)

Hala vazgeçmediniz mi bir tiyatro dergisi çıkarıp bayilerde sattırmaktan? Peki helal olsun size ve azminize.. O halde işin sırrını çözdünüz demek ki. İşin sırrı eğer onbinlere varan satışlar yapamıyorsanız asla ve asla dergiden okurdan para kazanılmaz hatta zarar edilir bu nedenle dergi basıp satarım satıştan para kazanırım diye hayal kurmayıp artık derginize reklam alma gerçeğini keşfettiniz demektir. Hadi bakalım reklamı nasıl alacağız bu da yarına kalsın. Bakalım bu dergi macerası bizi nerelere doğru götürecek...


19 EYLÜL 2007 ÇARŞAMBA

Bayide satılacak güçlü bir tiyatro dergisi çıkarma maceramız devam ediyor. Yukarıda hazırladığımız sanal dergi kapağı gibi ve öylesi bir içerikle sansasyonel ve çekici(!) bir dergicilik yapmayacaksanız dergi satışıyla 1-2 sayı bile çıkarmamızın zor olduğunu hissetmeye başladık, reklam alma fikrine doğru yöneldik. Olabilir kınamıyoruz yani sonuçta kapitalist bir dünyada yaşıyoruz ağabeylerimiz yada biz devrimi başaramadık henüz, o halde yaşadığımız model içinde bir şekilde ister istemez zaten parçası konumundayız o halde reklamda alırız napalım. Hem canım yani bu bir sanat dergisi yine de prensipli olacağız söz. Öyle abuk sabuk reklam da almayacağız. (Sanki veren var da)

Efendim moralinizi bozmak gibi olmasın da nereden kimden alacaksınız? Eğer sırtınızı dayayacağınız bir sözü geçen dayınız yoksa zor varsa zaten bu yazıyı neden okuyorsunuz ki durduğunuz kabahat siz ne iş olsa deneyin nasıl olsa başarırsınız.

Önce reklam almaya başladığınıza göre sizin az çok resmileşmeniz, şirketleşmeniz, bir muhasebeciniz falan da olması gerekecek artık. Boru değil işin içine para girecek stopajı var çeşit çeşit vergisi var bilmem nesi var.

Önce bir bakalım reklam fiyatları nasıl piyasada ve kurtaracak mı bizi?

Büyük medya holdinglerinin aylık dergilerinin ilan-reklam tarifelerine bakıyoruz Hey-Girl, Elele falan gibi..

O da ne?

"ön kapak, arka kapak, kapak içi, iç sayfalar tam boy, yarım boy Allahhhhh yaşadık! sayfasına göre 30 milyar- 40 milyar , 15 milyar işte bu! Böyle 2 ilan alsak köşeyiz!"

Alabilir misiniz? Alırsınız tabi bunun için önce yapmanız gereken ihaleye girip TMSF'den sabah grubunu satın almak yada Doğan Yayıncılık gibi bir şirket kurmak, günlük gazeteler zincirinizin, onlarca derginizin, TV kanallarınızın verdiği güçle ve binlerce satan yayınlarınızla üstelik de kocaman ve bir çok uzman elemanın çalıştığı reklam-ilan departmanınızla bu işe başlarsanız alırsınız neden almayasınız. Ama önce böyle bir medya holdingi olmalısınız. Ne? Bir tiyatro dergisi için bu kadar uğraşmaya değmez mi? E peki o halde biraz daha küçük yayınlara bakalım.

Mesela Öğretmen Dünyası dergisine bakıyoruz arka kapak Hey Girl deki gibi 35 milyarlar değil 750 bin liracık. Eh olsun bu da iyi, iki üç sayfa böyle ilan alsak dergiyi kurtarırız dediğinizi duydum. İyi o halde alın bakalım.

Ama Nereden ve kimden? Eğer bu alanda tecrübeniz alt yapınız, çevreniz yoksa aynen okul yıllığı çıkaran öğrenciler gibi kendi eşinizin dostunuzun kapısını aşındırarak hatır gönül ilişkilerine sığınarak başlarsınız. Sırf çocuğu da o yıllıkta diye ve çocuğu üzerinden okul yönetimlerinin yaptığı psikolojik baskıya boyun eğip reklam veren orta ölçekli, hatta küçük esnaf veliler gibi sizi de kıramayıp oflaya puflaya bir bu eksikti diye reklam veren bir kaç dost çıkabilir. "Köşem Manavı köşede" , "Kırtasiyecilik bizim işimiz üçgen kırtasiye" gibi..  Ama kaç sayı sürer bu hatır ilanları?

Derginizin kaç tane satacağı ortadayken ve bir tiyatro dergisinin bu ülkede 5-10 bin satmayacağı gün gibi aşikarken hangi şirketin reklamcısı reklam mantığıyla böyle bir dergiye reklam verir? Açıktır ki hatır gönül ilişkileri ile tanıdıklar araya konulup şirketlerin reklam tanıtım bütçelerinden bir küçücük paycık kapma çabasına girilecektir.

Peki sektörümüzden (tiyatrodan) pay gelir mi? Bence gelmez. Ama siz bir deneyin madem kararlısınız. Neden gelmez? Çünkü sizin derginiz tiyatroculara ulaşıyor birazda tiyatroseven okuyucuya. Onlar zaten Hadi Çaman'ın, Tiyatro İstanbul'un, Yıldız Kenter'in ne oynadığını takip ediyor biliyor sevdiği tarzsa zaten gidecek. Bunlar Hürriyet'e ilan verir ki başkaları da görsün sahi ya çoktandır tiyatroya gitmiyorduk hazır Yıldız Kenter'in de yeni bir oyunu varmış gidelim" desin. (Ben bugüne dek tiyatro...tiyatro dergisinde ödenekli tiyatrolar ve aksanat hariç hiç bir özel tiyatronun paralı ilanını gördüğümü hatırlamıyorum yanılıyorsam sayın Mustafa Demirkanlı lütfen düzeltsin)

Kaldı ki sektör içinden alacağınız reklamlar sizi ister istemez objektif yayıncılıktan alıkoyabilecektir. Reklam verenin hesabınıza yatıracağı ve sonraki sayı için çok da ihtiyacınız olan para giyotin gibi kafanızın üzerinde sallanır dururken siz reklamın iki sayfa ilerisinde onu eleştirip yerden yere vurabilir misiniz bunu ben bilmiyorum siz bilebilirsiniz.

Hükümetten, belediyeden, devlet birimlerinden çevreniz var, oralardan bir şeyler koparırız diyorsanız sanırım basın ilan kurumu engelini de aşmanız gerekecek. Ve bütün bunlarda her zaman birer risk olarak başınızın üzerindeki giyotin olarak kalacak. Buranın ilgili amirinin, yöneticisinin tepesi atıp ya ilanı keserse, ya gelecek ay çıkamazsanız? ya belediye , hükümet değişir yeni atamalar yapılır gelenler size gıcıksa?

Yani çok net şekilde bellidir ki ipleriniz de varlığınız da reklamla birlikte adım adım başkalarının eline geçmiştir, geçmektedir. Ne oldu sizin idealinize, çok istediğiniz derginize? Yoksa giderek kendi derginizin işçisi, hatta kölesi mi oluyorsunuz ipleri teslim ettikçe?

O halde önce belli bir satış başarısı yakalayıp ben şu kadar insana ulaşıyorum bu alanda varım, şu özelliklerde bir hedef kitleye benimle ulaşabilirsiniz deyip kuralları kendinizin koyacağı bir güç haline gelebilmeniz gerekiyor. Yani yine geldik ne kadar ekmek  o kadar köfte mantığına. Eeee ne de olsa kapitalist model. Olun bir medya grubu o zaman reklam şartlarımız şudur diye koyun şartlarınızı, bırakın 2-3 sayfa ilanı yeni üçüncü nesil GSM operatörü ihalesi bile kafadan sizindir.

   

Bu akşamda dergimizi çıkaramadık hayırlısı yarın ola hayır ola, kolay pes etmek yok. Çok sıkışırsanız bir havlu bir takke alıp kahvehaneleri dolaşıp tuluat da yapar, gider bir iki dublaj da yapar yada 8-10 heveskar genç toplayıp oyunculuk kursu da verir geçinirsiniz ama dergicilik tiyatroculuğa benzemez durun bakalım biraz sabır. Dergi çıkarma maceramız sürecek


20 EYLÜL 2007 PERŞEMBE

Sevgili Günlük!

Sen şöyle çekil de şu tiyatro dergisi çıkarmayı kafasına koymuş arkadaşla konuşmayı sürdürelim. Sonra sana dönerim sevgili günlük.

Anlaşıldı siz bu dergiyi çıkaracaksınız. İyi o halde kolay gelsin. Bakalım içerik nasıl olacak. İçeriği belirlemek için önce hedef kitlenizi belirlemelisiniz. Sahi siz bu dergiyi kimin için ve ne için çıkarıyorsunuz? Önce siz kimsinizden başlamak gerekiyor belki de.

Eğer bir akademisyenseniz doğal olarak derginiz akademik yazılar, çeviriler, eski ve yeni ekoller, eserler, sahneleme teknikleri, reji, incelemeler ve beni aşan daha nice başlık altında yazıların toplanacağı bir dergi olmalı. Amacı da tiyatro sanatının dününe bugününe yarınına yönelik analizlerle, eğiticilikle ivme kazandırmak olmalı. Peki tüm bunlar seyirciyi ilgilendirir mi? İlgilendirmeli mi? Bence ilgilendirmez. O tüm bu akademik çalışmaların sahneye yansımasıyla ilgilenir. Sanatçının ve rejinin sahneye yansıttığı farklı tatla ilgilenir genel olarak. O halde hiç inat etmeyin siz akademik derginizi çıkarın ve meslektaşlarınıza, diğer akademisyenlere, tiyatro okuyan öğrencilere, tiyatroda deneysellik arayışında olanlara ve ivme içinde yol alan amatör tiyatroculara yönelmeye bakın. Evet az satarsınız ama tiyatro sanatına katkılarınız büyük ve ses getirici olabilir bu da az değildir.

Eğer sizi tiyatro dünyasındansanız ve Tiyatro dünyasında yaşananlar, haberler, polemikler, farklı görüşler ilgilendiriyorsa, bu mesleğin içinde olanlarla diyalog halinde olmak ve onların kendi ortak dünyası içinde diyalogda olmaları, dünya görüşünden sahnede duruşlarına dek tartışmak ve tartıştırmaksa derdiniz..., Tiyatro dünyasında yaşanan olumlu ve olumsuzluklardan haberdar etmekse sizi mesleki bir dergi paklar. Zira tiyatro dünyasında geri planda yaşananlar ne kadar önemli olursa olsun salt seyirci olan birini çok da ilgilendirmeyebilir. Mesela sinema dergilerinde siz hiç sinema dünyasında yaşanan sorunları, polemikleri, kavgaları okudunuz mu? Kime ne kadar destek verildiğini yada verilmediğini? ham filme ödenen bedele gelen zammı? Yada bir müzik dergisinde müzisyenlerin sen ne kadar yardım aldın ben ne kadar yardım aldım kavgasını? Seyirci sahnedeki eserle, perdedeki filmle, dinlediği müzikle ve orada kullanılan teknikle, rejiyle, oyunculukla, filmde yada şarkıda anlatılan mesajla , hikayeyle ilgilidir bunları tanımak, irdelemek konuşmak tartışmak ister daha çok. Oradaki sanatçıyla röportajla onu biraz daha tanımayı, bir eleştiri yazısı ile fark edemediklerini fark etmeyi, ön bilgi edinmeyi ister. Oyunun Taksim sahnesinde mi Cevahir'de mi sergilendiği de pek sorunu değildir onun için devlet tiyatrosunun bu yıl hangi oyunları sahnelediği önemlidir. Ha elbette duyarlı bir vatandaş, aydın bir kişi, bir sanatsever olarak yılların Taksim sahnesinin kapanmasını yada sanatın alışveriş merkezlerine sıkıştırılmasını sorgulayabilir, protestoya da katılabilir ama bunu da sanatın götürüldüğü ivmeye tepkiden dolayı yapar oyunu hangi salonun koltuğunda oturup izlediğinden dolayı değil. AKM'nin kapatılmasına hem bir mimariye ve döneme sahip çıkma adına, hem hükümetin sanat düşmanı görünen tavrına karşı olmak adına karşı durabilir ama bir oyun sever olarak bir hafta sonra da gidip Cevahir'de oyun izleyebilir hatta iyi çalışan kliması ve yeni koltuklarıyla daha da rahat edip kendini oyuna daha rahat verebilir. Yani uzun sözün kısası oyunsever, sanat sever birini senin mesleki sorunların bir yere kadar ilgilendirir.  Nalburiye diye bir dergi vardır mesela. Nalburlar, Hırdavatçılar takip eder yeni ürünlerden, gelişmelerden, yeni makinelerden haberdar olur, birbirlerinden faaliyetlerden derneklerinden haberdar olur. Seyirciyi..pardon müşteriyi ilgilendirmez bu dergidekiler. Müşteri gelir krom yada alaşım , sıcak soğuk sulu musluğunu seçer alır gider. Seyirciyi de senin mesleki sorunlarından çok beklentisi sahnedeki performansa ilişkindir. O halde mesleki bir dergi çıkaracaksan bunu meslektaşların için yap ki daha bir sorgulayıcı ol, daha bir örgütleyici ol, daha bir dimdik durarak sorunlara odaklan. Hah işte sende mesleki dergini çıkar ve bu dergi üzerinden örgütlenmeni yap.

Eğer amacın seyirciye ve seyirci olması muhtemel geniş kitlelere yönelikse, amacın bu dergiyle hem tiyatroya daha fazla dikkat çekmek hem daha bilinçli seyirci oluşturmak hem de biraz daha salonların dolmasını sağlamaksa, toplumun biraz daha sanatla iç içeliğine bir katkı sunmaksa, daha kültürlü, daha sanatla yoğrulmuş insanlardan oluşan bir toplum için bir sanat vitrini sunmaksa, varını yoğunu, emeğini sahneye harcayanların ve gerçekten izlenesi eserler ortaya koyanların halka ulaşmasında bir köprü olup tiyatroya hizmet etmekse, Çocuk oyununda yada yetişkin oyununda daha nitelikli ve seyredilmesi gereken oyunları tiyatro seyircisine gösterip tüccar zihniyetli, sanatsal değerden yoksun oyunlardan uzak tutmaksa o halde seyirciye dön yüzünü ve onun dilinden konuş. Mutlaka görülmeli türünden eserleri tanıt, güzel rejileri anlat, başarılı oyuncuları söyleşilerle daha fazla tanıt, oyun arayışındakileri eleştirilerle tanıtımlarla aydınlat, eserlerin içerisindeki değerlerin altının çizilmesine katkı sun, tasarımınla, görselliğinle, renklerinle, dilinle sıcak atmosferin içine çek. Akademik, ağdalı, entel söylemlerden mesleki sorunlardan, nefret kokan açıklamalardan, kişisel husumetlerden, kuyruk acılarından alaycı tavırlardan uzak dur. İç hesaplaşmalarını başka dergilere, farklı mercilere, panellere, toplantılara kongrelerine sakla.

Peki şimdi durum nasıl?

Açık konuşmak gerekirse tiyatro yayıncıları olarak hepimiz ortaya karışık salata durumundayız. Nalburiye dergisinde yeni fitings boru sisteminin tanıtıldığı gibi bizde de kostüm satanların duyurusuna da yer var. (Bana ne kardeşim senin kostümünden? Alırsın bir eleman her gün tiyatroları ziyaret edip biz size yönelik üretim yapan bir firmayız diye tanıtımını yaptırırsın kartını bırakırsın) Akademik yazılara da yer var, kuyruk acılarına da yer var, para pul kavgasına da yer var,  mesleki sorunlara da yer var. Şehir yada Devlet tiyatrosunda yaşanan yönetsel, idari hatalara da yer var eh arada oyun tanıtmaya da yer var.

Bütün bunların sebebi nedir sevgili günlük?

Yayıncılığı geçtik tiyatroda örgütlülük üzerine

Bana göre tembellik, duyarsızlık, kolaycılık. Koca bir tiyatro dünyasının içindeki fertlerin yapmaları gerekenleri üç beş gönüllü sırtlanmış oflaya puflaya taşımaya çalışıyoruz. Tiyatrodaki örgütsüzlüğün, kötü dernekçiliğin, duyarsız sanatçıların günahlarını sırtlanıp temizlemeye çalışıyoruz. Tiyatro Derneklerinin görmezden geldiği sorunları görmeyi ve derneklerin yapması gerekip yapmadıklarını tamamlamaya çalışıyoruz.

Tüm sorunları tiyatrocularla ilgili konuları gündeme getirecek, kamuoyu yaratacak, örgütlülükle karşısında durup direnecek, çözümler üretecek, gerektiğinde protesto edecek, gerektiğinde alkışlayacak, gerektiğinde bir çırpıda tiyatrocuları seferber edecek, bıkmadan usanmadan bunlar için çabalayacak mesleki örgütler olmalıdır. Tiyatrocuların normalde örgütlülüğü aklına bile getirmezken ancak ihtiyaç duyduklarında bizleri (tiyatro yayınlarını) seferber edip yada arkamıza takılıp örgütlülüğün eksiğini üzerimizden gidermeleri gibi bir kolaycılığı getirmiştir. Konu yada sorun gündemden düşünce de yine kendi dünyasına çekilmiştir. Oysa bunları, bu kampanyaları, bu karşı duruşları yapacak olan tiyatrocuların örgütleri ve örgütlerinin üyesi olarak kendileri olmalıdır. Biz ancak onların başlattığı bu kampanyaları hareketleri haber yapıp duyurarak destek vermeliydik. Örgütlü mücadelenin sahibi ve yürütücüsü onlar destekleyeni yada haber yapanı biz olmalıyız. Hele ki tiyatro siteleri yayın kurulları, yayının geneli üzerinde söz sahibi kişilerden oluşmadığı için (Örneğin Tiyatrom'da yazılar dışardan tek tek bağımsız kaleme alınmış şekilde gelmektedir, sitenin genel yayını üzerinde bir tek kişi (ben) söz sahibiyim) Bu durumda da yayın politikası bir tek kişinin inisiyatifinde olan bir siteyi dernekmiş bir konumuna oturtmak hem benim hatamdır hem de bizi bu misyona doğru iteleyen tiyatro dünyasının hatasıdır. Bu durumda bizim için iki şık kalmaktadır. Ya davul benim boynumda tokmak başkalarının elinde olacak , dahası her defasında, her başı sıkışandan sıkışana tokmak da el değiştirip duracak ve davuldan her defasında başka türlü ses çıkacaktır, ya da ben davula da tokmağa da sıkı sıkı sarılıp dediğim dedik ben ne dersem neyi uygun görürsem o şekilde ve o kadar yer alır diyeceğimdir. Elbette her ikisi de yanlış çünkü bu yayınların bu şekilde bir misyona itelenip örgütlülükten kaçış yanlış. Bu hatalara düştük mü? Elbette düştük bundan sonrada düşeceğiz. Ne zamana kadar? Herkes kendi rolünü oynamaya başlayana kadar ve tiyatro dünyası tabandan gelen örgütlülüğünü kurana kadar.

 



21 EYLÜL 2007 CUMA

Sevgili Günlük

Dün pat diye klavyem bozuldu yazı kelimenin ortasında yarım kaldı.

Acaba kaç kişinin başına gelmiştir gecenin bir yarısı klavyenin bozulup yazının yarım kalması? Kalemimin bittiği çok olurdu ama mutlaka bir yedek kalem bulur devam ederdim klavyenin de yedeği olmuyor ki evlerde. Bir gazete yazarı asla yarım kalıveren bir yazısını öylece yayına verir miydi? Vermezdi elbet. işte biraz da bundan ne kadar işimizi ciddiye alsak da ve başkaları da bizim yaptıklarımızı ciddiyetle okusa da internetin bir yanı hep gayriciddi kalacak. Daha rahat, daha esnek, daha gayriciddi. Hem canım ben Güneş'de çalıştığım yıllardan bilirim bir oda vardı kapısında "Tashih" servisi yazan. İçerde 4-5 kişi kafasını gömmüş dizgiden çıkan yazıları tek tek okurlardı elden ele geçirerek. Birinin kaçırdığını diğeri yakalardı. Masalarında kalın kalın sözlükler, imla kılavuzları. Hem de üç vardiya çalışan vardı bu serviste, yani 24 saat. Yüzleri nedense en gülmeyen arkadaşlar bu servisteydi. Herkes yazar verirdi bunlar tek tek kelime kelime hata arar düzeltirdi acaba hata bulanların yüzümü gülmez hiç? Neyse sevgili günlük ne diyordum? Ha işte düşün sırf kelimelerdeki tashih hatalarını düzeltmek için 3 vardiyadan beşer altışar kişi çalışırdı. Hoş yine de hatalı kelimeler kaçardı ya bazen. Şimdi biz hiç o yayınla bir olabilir miyiz? Çalakalem yazıyoruz bazen geriye dönüp okumaya vaktimiz olmuyor. Bak yine gecenin kaçı olmuş bir şeyler yazıp yatıcam. Bırak tashih yapacak elemanları windowsun altını kırmızı çizip işaret ettiği kelime hatalarını bile üst satıra başımızı kaldırıp bakmıyoruz bazen. Bak yukarıda gayriciddi lerin altı kırmızı.. gayri ciddi olacak demek. Neyse işte bizimki de böyle bir fastfood çağında fastfood yaşamların içinde fastfood bir yayıncılık. Evet sevgili günlük belki asla yazılı-basılı basın ciddiyetini yakalayacak ne ekibimiz ne ortamımız olmayacak ama bizde de mangal gibi yürek ve özgür bir bilgisayar var be günlük. Bir de klavye arızalanmasa, elektrik kesilmese sorun yok.

En son ne demişiz? tiyatro dünyası tabandan gelen örgütlülüğünü kurana kadar demişiz. İşte yine bir bam teli yakalamışız sevgili günlük.

Ne demek şimdi tabandan gelen örgütlenme? "Sanki başka türlüsünü kurdu güzelce işletti de bu türlüsünü mü arıyoruz?" deme sakın. Başka türlüsünü kuramadıysa yada güzelce işletemediyse işte tam da bu nedenle. Tabandan gelmediği, tabana dayanmadığı, tabana yayamadığı, kısaca tabansız olduğu için sevgili günlük.

Bazıları adeta profesyonel dernek kurucu olmuş. Nereye baksak hangi tiyatro örgütüne baksak kurulumunda yada ön ayak olmada hep aynı isimler. Şimdi onlar ne yani bu kadar duyarsız insan arasında biz duyarlı davranıyorsak elimizi taşın altına koyuyorsak kabahat mi şimdi bu diyebilir. Haklılar tabi. Onlara da bir şey dediğimiz yok helali hoş olsun kursunlar. Ellerine kollarına, aydın tavırlarına sağlık. Ama işte bir yanlışlık var be günlük. Ne zamanki taban örgütlülüğün gereğini hissetmeye başlayıp kendi "gereksinim olduğu için" örgüt kurma arayışına girerse o zaman kelime anlamına kavuşur ve örgütlülük örgütlülük olur. Şimdi de işte öncü rolü unutmamak gerek birileri öncü rol üstlenecektir tabanda öncülerin peşinden seyirtecektir diyebilir. İşte buna o kadar da katılmıyorum  sevgili günlük. Öncünün görevi halk adına, yada taban adına dernek kurup hadi gelin demek olmamalı da sanki öncü şu demin bahsettiğimiz tabanın "gereksinim olduğu için" örgütlenme ihtiyacı duyma sürecine katkı sağlamalı gibi geliyor bana.

Hani geçmişte de yaşadık ya, bilmem ne işçi derneği diye kurulur bakarsın kurucular aydınlar, yarı aydınlar, küçük burjuva kökenli solcular, gençler öğrenciler. Hayatlarında bir tek gün amelelik yapmamış, işçilik yapmamış, aylıkla çalışmamış ama kurup tabelasına da "...... işçi derneği/partisi/birliği" diye yazarlar. Kurduktan sonra işçi bulup kaydettirmeye çalışırlar, ama pek de başaramazlar. Üye olanlar olsa da bu kuruluştan ve kuruculuk hakkından gelen hiyerarşik yapı içinde pek de söz sahibi olamazlar. Sonra ne olur? bir avuç kalırlar.

Tiyatroya dönelim biz yine sevgili günlük. Dedim ya bakıyoruz hep aynı isimler duyarlı hep aynı kişiler kurucu, hep aynı isimler Ankara'lara koşturuyor, elinde belge topluyor, eylem planı yapıyor, tüzük yazıyor çiziyor, değiştiriyor sonra ondan umudunu kesip bir tane de başka türlüsünü kuruyor falan falan falan. Yahu ben bir oyun izlemeye gittiğimde orda bir sürü gencecik oyuncular var pırıl pırıl nerdeler? sezon başladı mı onlarca tiyatrodan haberler geliyor kadrolar dolu dolu her birinde onar, onbeşer, otuzar oyuncu neredeler? Mesela ilk aklıma gelenleri sıralıyorum Işıl Kasapoğlu'nun ara sıra (haklı) serzenişlerini duyuyoruz iyi güzel ama semaver kumpanyanın bir çok yetenekli genç oyuncusu var onlar şu tiyatro derneklerine üye mi? gerçekten bilmediğim için ve gerçekten merak ettiğim için soruyorum sevgili günlük.. Mesela Mahir Günşiray da sık sık haklı isyanıyla duyduğumuz tiyatrocu. Acaba tiyatroevi oyuncuları da ses verir mi arada yoksa bu sorunlar sadece Günşiray'ın sorunları mı? Mesela Tiyaro Kedi, Tiyatro Pera, Tiyatro İstanbul, Oyun atölyesi, tiyatro mie, tiyatro yeniden kadrolarında sahneye çıkan tiyatrocularımızın tiyatroda yaşanan sorunlara tepkileri ne? var mı bir sorunları? beklentileri, umutları kaygıları var mı? ve onlar birer tiyatro derneğine üye mi? değilse neden değil üyeyse memnunlar mı? Mesela Tiyatro Alkışın kadrosundaki herhangi bir arkadaşın birilerinin onun da adına meslek birliği kurmaya çalıştığını kendince tüzükler falan hazırladıklarını biliyor mu? Mesela Ses ortaouyncular kadrosundan kimler tiyatro dünyasının hangi sorununun neresinde ve bir dernekleri var mı var olan örneğin TODER gibi derneklerde sorunlarına çözüm arıyorlar mı? Sevgili günlük 8 yıdır bu siteyi yapıyorum ama cahilliğimi bağışla bunlar gerçekten bilmediğimden ve gerçekten merak ettiğimden soruyorum. Acaba yarın bu yazıyı okuyup da açıklama yollayan olur mu?

Şimdi biraz farazi olacak ama eğer ki sahnelerden gördüğümüz o kadrolar tahmin ettiğim gibi pek de işin bu kısmıyla ilgili değillerse tiyatro dünyasının tüm sorunları ve beklentileri sadece yönetmenlerin ve yapımcıların sorunları ve beklentilerden ibaret mi? Sadece onlar mı şu meşhur anayasanın 64. maddesinden haberdar ve bu maddeyi kendilerine yardım olarak görüyorlar? Neydi 64.madde? Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur. Sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi, desteklenmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gereken tedbirleri alır. Yahu ben burada tiyatro yapımcılarına nakdi yardım yapılır diye bir şey görmüyorum mesela bu maddedeki sanatçının korunması da salt yapımcının yada yapımın korunması değil. Demek ki pekala örneğin mesela topluluğundan herhangi bir sanatçı çıkıp biz her yıl bir oyunda görev alamayabiliyoruz bizim düzenli işimiz olmayabiliyor devlet Anayasanın 64.maddesine göre biz sanatçıları korumakla yükümlü, bize çalışmadığımız dönemler için sigorta primi, sağlık primi, kendi işini (topluluğunu) kurma kredisi vermelidir diyebilir.

Neden bu madde ve gündeme gelen tüm tiyatro sorunları yapımlar için oluyor? Ha birileri yapımcılara yapılacak her destek oyuncuya da yarayacaktır bu destek sayesinde oyun konulacaktır ve bu sayede oyuncu da bir oyunda görev alabilecektir diyebilir, doğrudur. Evet bu sorun ortak sorun bu yarar ortak yarardır ama bu ortak sorunun yanı sıra birde oyuncunun "artı" sorunları vardır. Neden hiç bu sorunları ve sahnedeki onlarca sanatçıdan kendi sorunlarını duymuyoruz yada derneklerde onları özlük hakları mücadelesi içinde görmüyoruz?

İşte sevgili günlük şimdi anladın mı neden dernekçi kesilmiş üç beş kişinin derneği tabanı yansıtamıyor ve tabanda orda kendini ifade etmiyor? Ve sonra da derneğe üye olmuyorlar, üye olsalar da gelmiyorlar, gelseler de aidat vermiyorlar, seçimleri bile zor yapıyoruz vs vs şikayetlerine. Olacağı bu tabi sen kendi kendine gelin güvey ol, kendin kur sonrada onlar gelsin sahiplensin aidat versin gelip seni bir kere daha seçmek için parmak kaldırsın diye bekle.

Sevgili günlük, bir süre önce sevgili/sayın Ulvi Alacakaptan benim TODER'e fahri üye olmamı önermişti. Ben ki oyuncu değilken buna davet edilmişsem onur duyar teşekkür ederim ama yayıncılıktan gelen gerektiğinde eleştirme hakkımı saklı tutarak üye olabilirim demiştim. Sağolsun Ulvi abimiz de biz seni eleştirilerinle istiyoruz tabi ki demişti. Henüz devamını getiremedik o yurtdışındaydı falan bende açıkçası çok da üstüne atlamadım bu üyeliğin öyle kaldı neyse. Lafı şuraya getireceğim. Diğerleri neyse de TODER direk Tiyatro oyuncuları Derneği. Yani salt yapımcı yönetmen değil en geniş çerçevesi ile tüm tiyatro yapanların derneği. Yani tabelası böyle olduğunu söylüyor ama üye kayıt defteri bu kadar geniş mi yada gerçekten fiili olarak aktif olanlar bu kadar katılımlı mı bilmiyorum ama doğrusu ya sanmıyorum da.

Genelde hep aynı kısır döngüyü yaşarız. Dernek yönetimleri gelmiyorlar ilgilenmiyorlar, aidat yatırmıyorlar der durur, üyelerde ne yaptılar ki bizim için der dışında kalır. İşte bütün bunlar tabansız kurulmanın tabansız yola çıkmanın ve tabana uzak tüzükler, planlar yapmanın neticesi değil mi?

Ulvi abi bana TODER üyeliğini önerdiğinde şöyle beş dakika düşündüm çok değil. Ne yapmalı ki Tiyatro Oyuncuları Tiyatro Oyuncuları Derneğini sahiplensin? Öncelikle dağınık bir sektör olduğu için sendika geleneğinin de pek yerleşmediği bu camiada oyuncu derneği oyuncunun güvencesi de olmalıdır. Bir çırpıda aklıma gelenler şunlar oldu

1- Bu oyuncuların çoğunun her sene düzenli bir toplulukta her sene sahneye çıkacağının garantisi yok bu nedenle görev alamadıkları dönemler için bir güvence şartı zorlanmalıdır

2- Bu oyuncuların sağlık sorunları olacaktır yeterli sağlık güvenceleri yoktur Bir sigorta şirketi ile anlaşarak bütün tiyatro salonlarında reklam panolarına yer vermek gibi bir barter anlaşmayla dernek üyesi oyuncuların ücretsiz sigorta yaptırılmasına çalışılmalıdır.

3- Üyelerine ücretsiz avukat hizmeti vermelidir (bu maddelerin kimisi belki zaten vardır bilemiyorum)

4- "Tiyatrocu"nun tanımını yapıp Milli Eğitim müdürlükleri ile işbirliğine gidilmeli okullara gidip oyun sahneleyecek toplulukların belirlenmesinde üyeleri yararına çerçeve anlaşmalar yapmalıdır böylece hem bu alanı tanımlı üyeleri yararına değerlendirip hem de korsan, niteliksiz tiyatroculuğun okullardan uzak tutulmasına katkı sağlamalıdır

5- Bir iki yıl sonra tiyatro oyuncuları arasına katılacak tiyatro bölümü öğrencileri ile köprüler sağlanmalıdır

6- Kültür Bakanlığı ile görüşülerek kökleşmiş toplulukların kurulması kadar genç tiyatrocuların kendi topluluklarını kurabilmesinin de tiyatro sanatı ve Türk tiyatrosu için önemli olduğu bu nedenle 64  maddeden dolayı ayrılan bütçenin en az yarısının kendi topluluğunu kuracak üyelerine dağıtılmasına uğraşmalıdır.

7- Üyeleri için bankalarla özel kredi anlaşması, tatil olanakları, vb gibi sosyal aktivite anlaşmaları sağlamaya çalışmalıdır.

8- Üyesi oyuncuların mesleki sanatsal birikimlerini geliştirici seminer ve kurslar düzenlemelidir.

İşte Oyuncular Derneği bunlardan bir tekini yada bir kaçını dahi başarsa oraya tüm oyuncular da üye olur, seve seve de geciktirmeden aidatlarını yatırır. Aksi takdirde bu dernekler hiç bir işlevi olmayan sadece birilerinin kartvizitine birer sıfat daha ekleyen tabela dernekleri olarak kalır.

Ne dersin iyi gibi görünüyor dimi sevgili günlük? Yok hayır iyi değil.. Haydaaa hem kendin önerip hem de kendin beğenmiyorsun dediğini duyar gibiyim.. İşte bazen ben de bu hataya düşüyorum sevgili Günlük. Bak ne yaptık şimdi? oturduk bizde tepeden maddeler yazdık sıraladık sonra hadi şimdi gelsin oyuncular üye olsun dedik. Hangi sıfatla ve hangi hakla? Hadi ben zaten tiyatroda bir sıfatı olmayan biriyim de tiyatroda sıfat bakımından feriştahı olsa bunu yazan ne olur ki? Olmaz sevgili günlük olmaz. Bu böyle olmaz. Ne oldu bizim tabanın kendi örgütlenmesini kurup kendi tüzüğünü oluşturup kendi planlamasına gitmesi iddiamıza? unuttuk gitti. Oysa bunları, yada bunların benzerlerini, yada çok daha farklılarını ihtiyaç olarak görüp bir araya gelip örgütünü kurup talep edecek olan tabanın kendisi olmalı. Biz tepeden albenili yaldızlı vaatler sunup hadi gelin dersek Süleyman Demirel'den ne farkımız kalacak? Galiba öncülükle liderliği gene karıştırdık sevgili günlük. o halde?

O haldesi falan yok dergi kurmayı beceremediğimiz gibi dernek kurmayı da beceremedik bak gördün mü? Ama neyse belki birilerinin kulağına kar suyu kaçırmışızdır belki tabandan birileri düşünmeye başlamıştır "Naapsak ki? acaba olur mu ki?"


 

22 EYLÜL 2007 CUMARTESİ

Sevgili Günlük bakma yukarıdaki tarihe. Bu bilgisayarın başına oturduğum tarih olsa da şu an 04.42 yani çoktan 23 eylül pazar oldu. Millet savuru bile yaptı yatacak. Hadi onlar inançları için sabahın bu saatinde ayakta ben ne için? doğrusu ya pek bi inancım bile kalmamış bir sanat dalı için mi? Neyse bu gece sitenin geneli için uğraştım malum yarın gece haftalık güncelleme gecesi ve iki günde ancak toparlanıyor. Yani bu gece ve yarın gece pek benden sana fayda yok hadi iyi sabahlar.


 

23 EYLÜL PAZAR (daha doğrusu 24 eylül 00:52)

Bak demiştim sana bu iki gün benden hayır yok diye. Site bitti yayına verdim neyse ki fazla gecikmedim bu kez. Sabah 08.15 de hemen bir çalışma varmış ve kesinlikle gecikmemem lazım. Traş olup yatmam 01:30 kalkış 07.00 malum ptesi trafiği ve yol uzun. neyse her zaman böyle liseli günlüğü gibi özel yazmayacağım merak etme sevgili günlük. Yarın gene bir konu buluruz konuşacak. Sorun mu yok tiyatroda. Ha, bu hafta Anayasa'da 64 maddenin yerine nasıl bir sanatı ve sanatçıyı koruyacak madde konmalı diye sanatçılara sordum, defter açtım bakalım yanıt gelecek mi? Yani anayasa dediğin nedir ki aslında orada yuvarlak laflar geçer önemli olan uygulamada neye dönüştüğüdür. Eğer doğru bir devlet, doğru bir hükümet, doğru bir bakan olsaydı (bu sistemde mi diye sorma farzı misal diye yazdım) yıllardır yer alan 64.maddede güzel bir madde denilebilirdi. Sanatın ve sanatçının korunması diyor. Sanatçının korunmasına sanatçılar için dokunulmazlık hakkı da girer buna, sanatçılar için sosyal güvence hakkı da girer, sanatçıların geçim şartları, sigortaları, emeklilikleri, kimsesiz sanatçıların bakılması, genç sanatçılara iş güvencesi sağlanması, salon açmalarına olanak sağlanması bütün bunlar da girer. Bütün bunlar sanatçının korunması değil mi? Ama ne yapılmış? alın size 2 trilyon diye havaya bi demet para fırlatılmış bir avuç yapımcı da kapışmak için hırlaşa hırlaşa birbirine girmiş olmuş bu 64.maddenin karşılığı.  Oh ne kolay yol. Yardım yaptın mı yaptım oldu bitti anayasanın yüklediği bu görevi savuşturdum. Bakan memnun alan memnun. Alan kim? Yapımcılar. Ama ya sanatçılar? ya yukarıda saydığımız ilk anda akla gelmesi gerekenler? İşte onlardan söz eden yok. İşte biraz şu adından menkul derneklerin bildirisini bırakıp biraz sesi çıkmayan sanatçıları konuşturalım dinleyelim dinletelim istedim bakalım yazacaklar mı? Yada yine sahte isimlerle, uydurma nicklerle sanatçımı sadece liseli mi yoksa rastgele biri mi anlayamayacağımız üç beş yazanla mı sınırlı kalacak. Sezon açıldı günlük okunma oranımız tekil 800'leri aştı  ben biliyorum gayette takip ettiklerini ama hem takip edip hem de görmezden gelirlerse yuh olsun ve ne halleri varsa görsünler demekte haksız mıyım sevgili günlük?

Yazmayacaktım ama yine yazdım bak bir şeyler ve saat 01.07 hadi iyi geceler


24 EYLÜL PTESİ


25 EYLÜL SALI

 


26 EYLÜL ÇARŞAMBA 01.34

Evet dün hiç sebep yokken yazmadım... ne yazacaktım ki? ne yazmamı bekliyordun ki? Kim için ve ne için?

Bugünse çok uzun süreden sonra ilk kez saat 22.30 da yattım. Uyandığımda sabah oldu sandım ama henüz saat gece 01miş.... bari kalkıp oturayım biraz dedim

Yeni anayasa yapılırken her kesim görüş bildirerek şekillenmesinde yardımcı oluyor. (Sivil ve örgütlü baskı grubu oluşturmaya çalışıyor) Bizde yeni anayasada sanat ve sanatçıya dair tek maddenin de kaldırılmış olduğuna dikkat çektik, Haydi yazın bizlerde görüş yansıtalım dedik. Sanatçı kesimi toplumun en dinamik en duyarlı, en aydın kesimlerindendir ya (!?) Sonuç mu?

Sitemize bu konuyu girdiğimiz ilk 24 saatte (24 Eylül 2007) Toplam 890 tekil (farklı) ziyaretçi girmiştir. 

İkinci gün ise 946.

Ana sayfamızın baş köşesinde duyurulan bu önemli konuyu İki günün toplamında 1836 kişi görmüştür.

Fakat ilk 48 saat içinde konuyla ilgilenen, duyarlı davranan kişi sayısı 7 (yedi)kişidir.

Bu sanatçı ve sanatsever duyarlılığı bizi şaşırtmaktadır.

inanmak istemediğimiz önerme "Herkes hak ettiğini yaşar"

Bugün de yazasım yok sevgili Günlük. Yarın da ondan sonrası günde olacağını sanmıyorum. Niye yazacakmışım ki? kim için ne için? Bu sanat dünyası için mi? Hak ettiklerini sanmıyorum be sevgili günlük. En iyisi hadi yeniden uyumayı deneyelim


27 Eylül 2007 Perşembe  - 02:10

Sevgili Günlük,

Nasıl başladık nasıl sürüyor görüyor musun? Ama burası da benim özgür köşem olsun. kuralsız kendi halinde. Aslında çok az kişinin okuduğundan da eminim. Bu nedenle bırak da şurada bari rahat bir dil, sohbet tadında bir dil kullanıp rahatlayayım. Tiyatrom bana hitap etmiyor (Ne garip yayıncısı benim ama bu yayın bana hitap etmiyor) bende burada kendi kendime söylenip söylenip dır dır edip rahatlayayım ki sitenin geneline yansıtmayayım agresif tutumumu. Eğer okuyan üç beş kişi de varsa onlarda artık tahammül etsin ne yapalım.

Evet sezon yaklaşırken günlük okur sayımız tırmanıyor ve yaz aylarında 400-450'lere düşen sayı bugün yine bini aştı uzun bir süreden sonra 1100 günlük tekil hite ulaştık. Buna sevindiğimi söylemek isterdim. Ama sevinemiyorum. Açtığımız deftere bu yukarda dün bahsettiğim sayfaya her tiyatrocunun ve her tiyatro severin ilgi gösterip tam da yeri gelmişken sesini yükseltmesini beklerdim. Bugün sadece 1 (bir tek) ilave oldu. O da zaten duyarlı tavrı ile tanıdığımız İATP-G'den Sayın Ömer F. Kurhan. Toplamda üç günden 2936 kişiden sadece 8 kişinin umurunda galiba. Herkes normalse belli ki biz anormaliz.

Burada zaman zaman yazacaklarımı daha önce de yazmış olabilirim.

Bazıları için tiyatro sahnede başlayıp sahnede bitiyor. Adeta onlar için tiyatro bir tapınma yeri. Çıksınlar dekorlarını kursunlar, ışıklarını yapsınlar, kostümlerini giysinler oyunlarını oynasınlar ve huşu içinde ruhlarını egolarını rahatlatıp insinler.

Onun dışında ne tiyatroya ilişkin ne sosyal yaşama ilişkin bir sanatçı kimliği üstünde durmuyorlar. Gereksinim de duymuyorlar. Örneğin sahnede oyunun metni gereği savaş aleyhtarlığı yapıyorlar ama şu an halen devam eden savaşa ilişkin duyarlılık göstermek bir yana habersiz bile olabiliyorlar. Bırakın dünya sorunlarını, ülke sorunlarını, tiyatronun düştüğü durumu, tiyatronun içindeki mikropları, mikroplukları da bırakın çoğunun salonlarına seyircinin gelip gelmemesi bile umurunda değil. Nerden mi biliyorum? Çünkü burada günde bin kişinin üstünde okuru olan bir site varsa ve bunun tamamı tiyatroya ilgi duyan kişiyse ve bu site 7-8 yıldır bir tek kuruş talep etmeden yollayın yayınlayalım çağrısı yaptığı halde hala bu yadsınamaz köprüyü kullanmak için zahmete girip tanıtım yollamıyorsa, doğru dürüst afiş, tanıtım vb çalışması yapmıyorsa demek ki oyununu çıkaracak kadar, idare edecek kadar para kazanıyorsa seyirci de daha çok izlenmek de umurunda değil. Eminim ki yarın kültür bakanı çıkıp biz tüm tiyatroların tüm masraflarını karşılayacağız sanatçılara da maaş bağlıyacağız dese salonuna seyirci girişine izin vermeden oyun sahneleyecekler bile çıkabilir. Dedim ya abartmıyorum gerçekten ibadet eder gibi sahneye çıkanlar var ve seyirci bile umursamayanlar var sadece ve sadece o kostümü giymek o sahneye çıkmak belli ki onların ruhunu rahatlatan. (Hoş gerçi kimilerinde o bile yok devletin zaten geçimlerini sağladığı bir kesim var (Devlet Tiyatroları) ve bu kesim içinde de oh bu sene de bana oyun yazılmamış diye sevinenler var.

Biliyorum lafı uzattım. Yani demem o ki doğal olarak kendi meslekleri, kendi sanatları dahil hiç bir şeye duyarlı olmayan hiç bir yaşam belirtisi göstermeyen sanatçı (!) modeli var maalesef. Ama bu kadar da beklemiyordum açıkçası.

Sevgili günlük şimdi yazacaklarım aramızda kalsın (üç beş okuyan varsa onlardan da rica edelim sır olarak saklasınlar alıntılayıp en azından manşet yapmasınlar) Ben bu siteden artık kurtulmak istiyorum. İnan bu gerçek. İnan başka hangi alana el atsam bundan daha yararlı olacağına eminim. Burada kör bir dünyanın içinde kendimi de köreltiyorum. Ne isa'ya ne Musa'ya yaranamıyoruz. Hoş gerçi yaranmak gibi derdim de yok ya. Hadi yaranmaktan vazgeçtik de bir sürü ağır sözle itham edilmek, yalancı ilan edilmek vs bunlar da çok umurumda değil... Ama zaman kaybediyoruz... İşte bu umurumda en çok. Kaybedecek zamanımız yok sevgili günlük. Her şey çok hızlı akıyor ve her gün çok hızla geriye savruluyoruz. Ve burada suni teneffüsle hayata döndürülecek bir yaşam belirtisi bile kalmamış. Burada harcadığım zamanla başka hangi alana el atsam çok daha yararlı olacak. Biliyorsun bir kez kapatmıştım. Hem de kesin kararlılıkla kapatmıştım ama gelen maillerle ısrarlarla yine açmıştık. İşte bu nedenle aramızda kalsın dedim. Hani ikide bir küsüp gidiyorum diye mızmızlanan biri gibi görünmek istemiyorum. Hem bu defa kapatırsam karar verdim hiç veda yazısı bile yazmadan birden bire pattadanak yok olacak tiyatrom ve ben.. Kullandığım maili hatta aynı gün cep, ev, iş telefon numaralarımı bile değiştirerek. Hiç kimse ulaşmasın hiç kimse sormasın, hiç kimse caydırmaya çalışmasın kararıyla. Uzun bir süre tiyatrocu dostum bile olmasın hatta uzun bir süre oyun bile izlemeyeyim diye düşünüyorum. Sadece başkası alıp bu adın mazisini kendine mal etmesin, art niyetliler kirletmesin diye bu adı ücretini ödeyip bir iki yıl unutulana kadar saklı tutarak tamamen yok olmak. Ama gelgitler yaşıyorum. Tiyatroya değil kendi emeğime acıyorum bunca yılın birikimi bir "hepsini seç" ve "delete" tuşuna mı bakmalı? Bakalım işte sidik zoruyla gidiyor gidecek ama nereye kadar? Belki azcık da olsa heyecan duyarım diye bir şeyler eklemeye , renklerle, logolarla oynamaya çalışsam da nafile. Taciz her renk altında taciz, küfür her logo altında küfür, kokuşmuşluk her halükarda kokuşmuşluk, duyarsızlık hep duyarsızlık.

Belki bir renk olur diye bugün burada insanlarla olumlu ve olumsuz örneklerle gündelik dille yaptığımız MSN sohbetlerini yayınlamaya karar verdim. İşte bir örneği

(Karşıdaki kişinin nicki hariç olduğu gibi ve sohbet diliyle)

Ö...... slm
aetimur selam
Ö...... iyi akşamlar
aetimur tanıyomuyum sizi
Ö...... yok ben de sizi tanımıyorum?
aetimur eklenme isteği geldi sizden
aetimur ben Ertuğrul
aetimur tiyatrom.com sitesinin sahibiyim ordan eklemiş olabilirsiniz
Ö...... müjdat gezen tiyatro dan aldım herhalde bende tam olarak
Ö...... hatırlamıyorum
aetimur neyse :)
Ö...... sen
aetimur tiyatroyla ilgilisiniz demek ki
Ö...... oraya üyemisin
aetimur hayır
Ö...... yaaa
aetimur müjdat gezene üye değilim
Ö...... senin msn adresin vardı herhalde orda
aetimur olabilir ama ben yazmadım belki bazıları önermek için yazmıştır sitemden dolayı
aetimur yani tiyatroyla ilgim oyuncu olarak değil yayıncı olarak
Ö...... tmm ben müjdat gezenin sayfasından tıkladım burayı
Ö...... ordan girdim bugün müjdat gezenin sayfasındaydım
aetimur iyi olmuş :)
aetimur tanışmış olduk
Ö...... siz ilgilisiniz zannnettim ordan aldım
aetimur tiyatro konusunda yardımcı olabileceğim bir şey olursa söyleyin
Ö...... oyunculukla ilgili
Ö...... tiyatro.com da ne yapıyorsun ne üzerine yanee
aetimur tiyatro.com değil
aetimur :)tiyatrom
Ö...... tmm işte
aetimur tiyatrom.com  çok okunan tiyatro yayındır tüm tiyatrocular takip eder böylece birbiriyle haberleşir
aetimur tiyatro haberleri oyun tanıtımları
aetimur kurs vs duyuruları
aetimur oyuncu arayanlar
aetimur herkes yararlanır ordan
Ö...... ok
Ö...... nasıl kayıt olabiliyoruz
aetimur kayıt gerekmez ki
Ö...... yaaa
aetimur istediğnizde girip okuyabilirsin ve gerek duyduğunda mail yazabilirsin
Ö...... hımm
aetimur diyelimki sende oyununu tanıtmak istedin yada başka bi şekilde yazı yazmak istedin maille yollarsın
Ö...... ok
Ö...... yani konservatuvarla alakası yok yanii
Ö...... ben onu anlatmak istemiştim
aetimur yok hayır
Ö...... hımm
Ö...... beni tanıştırabilecegin kimse yokmu tanıdıkların yanii??
aetimur sen tam olarak ne yapmak istediğini anlatırsan yardımcı olmaya çalışırım tiyatro kursumu arıyosun konsrv. mmı girmek istiyosun nedir?
Ö...... konsrv ra gitmek istiyorum
aetimur tabi bu yıl için geçti
Ö...... kayıtlar bittimi
aetimur sınavlar bile bitti
aetimur sonuçlar da açıklandı
Ö...... hadiii
Ö...... yaaa
Ö...... ne zaman sınavlara girebilirim ben
aetimur ağustos ayında
Ö...... seneye
aetimur tabi önce öss ye girip barajı aşacaksın sonra yetenek sınavına gireceksin
Ö...... lise mezunu olmak mı gerekiyoo
aetimur sen ne mezunusun?
Ö...... ben liseden terk nasıl olacak
aetimur üzgünüm
Ö...... ama acıktan okurum
aetimur konservatuara giremezsin
aetimur lise bitmeden imkansız
Ö...... yanii illa lise olacak demii
aetimur tabiki sonuçta orası da bir üniversite
aetimur ama illede oyuncu olmak istiyosan tiyatro kurslarına gidebilirsin
aetimur ama konservatıar değil sadece kurs
Ö...... ok anladım senii
Ö...... yanii ben liseyi bitirdikten sonra beni tanıştırabilecegin birileri varmı tanıyormusun
aetimur daha önce hiç oynadın mı okulda falan
Ö...... yok
aetimur ya bak yanlış yerden başlıyosun
aetimur daha liseyi bitirmeden şimdiden seni konservatuara kimse hazırlamaz
aetimur sen liseyi bitir bu arada git bi yandan bi amatör tiyatroda oyna yada bi kursa devam et
Ö...... TMM BEN senin dediklerini anlıyorum ama lise bittikten sonra diyiyorum
aetimur sen en az 4 yıl sonra sana yardımı olacak bi arkadaş aramalısın
Ö...... ondan sonra girip sınavı kazandıktan sonra
aetimur 4 yıl sonra ben hala seninle haberleşiyo olurmuyum sen hala birinden yardıma gereksinim duyarmısın bilemeyizki
Ö...... beni tanıştırabilecegin birileri varmı??
aetimur olur elbet
Ö...... tmm bende onu anlatmak istiyorum sana
Ö...... ben ondan sonra seni nasıl bulacagım
aetimur burdan bulursun
aetimur msn den
aetimur yada internet sitemde mail adresim var
Ö...... arada bi 3 sene olacak
aetimur 4
aetimur lise 4 yıl oldu biliyosun
aetimur ya 3-4 yıl sonraya şimdi,den nasıl söz verebilirim? belki ben ölücem belki kaza geçiricem sen önce liseyi bitir sonra bunu düşün.
Ö...... ok
aetimur ama istiyorsan kurs bul
aetimur ve
aetimur bi yandan kursa git tiyatro yapmaya başla
Ö...... yada senle tel varsa ordan da bulaşabilriz
aetimur bişeyler öğrenmeye başla
Ö...... ok
aetimur kaç yaşındasın
Ö...... 20
aetimur ismin ne
Ö...... ömer
aetimur ömer bir kursa  yazıl yada amatör topluluğa katıl orası faydalı olur senin için hem bi dene bakalım sevecek misin oyunculuğu. Henüz hiç denemeden konservatuara girmeyi düşünüyosun
Ö...... yaşım gec deil bu işler için demii