|
4 KASIM KARANLIĞA
KARŞI IŞIK EYLEMİ VE SAHNE IŞIKLARININ KÖR ETTİKLERİ
Çoktandır
kendi sitemde yazmıyordum. Ama bu tiyatromun müdavimleri için
şaşırtıcı değil bazen haftalarca ara veririm bazen üstüste
yazarım. İstisna bir kaç defa hariç tiyatrom'u
ille de her pazar gecesi güncellerim ama yazı yazma konusunda
ille de benimde yazım olsun gibi çabam olmayabilir. İşte bu
haftada tiyatrom güncellendi ve pazar gecesi 03.39 da yayına
verildi. Neden bu kadar geciktiğime gelince, Hep olduğu gibi
dün akşam (cumartesi) başlamıştım haftalık yenileme sürecine
ki gecenin 02'si gibi bir ani bel ağrısı.. Bu benim gibi 44
yıl boyunca hayatında nezleden başka hastalık yaşamamış biri
için korkutan ve rahatsız eden bir garip ve ani ağrıydı.
Sonrası hızla hayatımın ilklerini yaşadım. Apar topar hastane,
ilk defa iğne (hem de 3-4 ayrı iğne) ilk defa serum, ilk defa
tomogrofi (yoksa emarmıydı o girdiğim şey?.. her neyse) Sonuç
böbrekten mesaneye yola çıkmış taş. Ağrılı ve ağrı kesicili
gecenin ardından sabaha karşı eve dönüş ve hayatımda içmediğim
kadar çeşit ilaç ve bugün de az buçuk sıkıntı. Her neyse
bakalım yola çıkan taş nasıl ve ne zaman dışarı düşecek.
Ama prensipli yaşamaya alışmış birinin kahrolası prensibiyle
bu şartlarda da işte yine bir kaç saat gecikmeyle de olsa
tiyatrom yayında. Haftaya ne olur bilemem.
Dün sayfaları hazırlamaya başladığımda bir fikir gelmişti
aklıma. En son yapılan 4 Kasım Tiyatrocu eylemindeki
yayıncıların eylemle ilgili düşüncelerini bir arada toplamak.
O gün orada olduğunu bildiğim (o gün eyleme katılan Tiyatro
yayıncılığı yapan başkaları da var mıydı bilmiyorum)
Tiyatro tiyatro dergisi editörü Mustafa Demirkanlı,
Tiyatronline editörü Yaşam Kaya, Yeni Tiyatro Dergisi
yayıncısı Erbil Göktaş'dan birer değerlendirme alıp
kendiminkini de ekleyip alt alta yayınlamak. İlk etapta
Mustafa Demirkanlı'ya ilettim ve tamam yazarım dedi ve yazıp
yolladı da. Diğerlerine ise ulaşamadan yukardaki sağlık sorunu
oldu. Bense kendim de şu satıra dek bir şey yazmış değilim.
İşte şimdi başlıyorum. Zaten bazı
dostlarımız bu eylemi değerlendirdi. Ama ben yayıncı gözüyle
yayıncılardan istemeyi, yayıncı objektifliğini yansıtabilmeyi
arzuladım birazda. Şimdi bende olabildiğince objektif olmaya
çalışacağım.
Durun hatta
biraz fazla objektif başlayayım. Eğer ben o gün eylemi uzaktan
izleyen İstanbul Belediye Başkanı yada Kültür Bakanı olsaydım
o binayı yıkma konusunda tereddütlüysem o gün orada yıkmaya
kesin karar verirdim. Evet evet o gün kararımı kesinleştirir
ve "yıkılacak bu binalar!" derdim.
Neden mi?
Cevabını onlardan biriymiş
gibi düşünmeye devam ederek vereyim.
"Yahu kardeşim bunlar
aylardır bu binalar yıkılmasın diye eylem yapıyor, yayın
yapıyor, yok mimarlar odası, yok gazeteler kapı kapı
dolaşıyor, taraftar bulmaya çalışıyor, örgütlenmeye çabalıyor
hepi topu bir araya getirebildikleri kitle 1000 kişi.. hadi
taş çatlasın 1500 kişi. Şu koca şehirde tiyatrocu, tiyatrosever,
sanatçı, sanatsever hepi topu sadece bu kadarcık ise bunların
tepkisinden ne olacak? Ve hem İstanbul'un bu kadar güzel bir
semtinde bu koca alanı sadece bu bir avuç kişinin zevki için
köreltmeye değer mi? 10 milyonu aşmış bir kentte
1000-1500 kişinin talebi nedir ki? Her onbin kişide sadece
biri..
Aman altını bir
kez daha çizeyim bu görüş benim görüşüm değil, konuya düz
mantık ve sayılarla bakacak bir siyasetçinin görüşü olabilir
ancak. Benim görüşümü sorarsanız eğer on milyonluk İstanbul'da
tiyatroya sahip çıkan sadece bin kişiyse işte asıl bu nedenle
yıkılmamalı, tam tersine derhal bir çok yeni salon açılmalı
çünkü sanattan bu derece kopuk ve sanat tüketicisi bu derece
düşük bir ülke bitmiştir, tükenmiştir.
Neyse lafı bu
kadar döndürüp dolandırdığım yeter gelelim şimdi iğneyi de
çuvaldızı da kendimize, eylemimize , organize eden
dostlarımıza, katılan ve katılmayanlara batırmaya.
8 yıl önce bir
tek tiyatrocu dostum yok ama şimdi neredeyse tümünü tanıyorum
derim hep ve artık gittiğim davetlerde, galalarda nerdeyse
herkesi tanır hale geldiğimi fark ederim sevgili dostlar. O
gün eylemdeyse yabancılık çektim. (hatta bir ara uzatılan bir
eli kendime sanıp gereksiz el sıktım alakasız biriymiş el de
bana uzanmamış) İnanın bana başka bir yerde gibiydim. Yani
1000-1500 kişi mi var dediniz? Ben orda 50 tanıdığa 50
tanıdığım yada 50 profesyonel tiyatrocuya bile rastlamadım.
Hayır lütfen
yanlış anlaşılmasın gelenleri neden geldiniz diye asla
eleştirmiyorum elbette ben sadece orda olmayanları konu
ediniyorum şu an. Gelenlere değineceğim daha sonra.
Mesela Oyun
Yazarları ve Çevirmenleri Derneği başkanı sevgili dostum Dersu
Yavuz Altun'u görmek isterdim (Eğer ordaydı da ben göremedimse
bağışlasın) zira Harbiye'nin ya da AKM'nin yıkılması
"herhalde" Türk Oyun Yazarlarını ilgilendiriyor olmalı bilmem
yanlış mı düşünüyorum? Sadece Sevgili Dersu'yu değil kocaman
uzun bir "OYÇED" pankartı arkasına dizilmiş oyun yazarlarımızı
görmeyi olmazsa olmaz sayarım ben birbirinden 2 önemli tiyatro
binamızın yıkılmasına karşı eylemde.
Mesela Sevgili
Ulvi Alacakaptan abimizin duyarlılığını çok iyi bilirim ve onu
da Genel sekreteri olduğu TODER'in daha da büyük bir
TODER pankartı arkasında Tiyatro Oyuncuları Derneği olarak
kalabalık bir kitleyle görmek isterdim.
Şu Barışarock'da
3 günlüğüne geçici kurulmuş sahneyi cengaverce savunan
amatör tiyatrocularımız yılların Harbiye Muhsin Ertuğrul
sahnesini neden savunmak için yoklardı pankartlarının ardında?
(belki tek tek olanlar vardır tabi kişileri tenzih ederek
örgütlülük bazında ele aldığımı belirtirim)
Sahi Şehir
Tiyatrolarımızdan kaç kişi vardı? Hani şu sahip çıkıp önünde
toplandığımız binanın içinde asıl rolü oynayanlardan? Kaç
şehir tiyatrolu vardı o eylemde? İŞTİSAN pankartı arkasında
yürüyen var mıydı? Sahi öyle bir pankart var mıydı? Hiç kimse
yoktu demiyorum ama kaç kişi vardı?
Ya Devlet
Tiyatrolarından? TOBAV adına bu eylemlerin yılmaz önderi,
savunucusu Orhan Kurtuldu her zaman olduğu gibi yine en
öndeydi ama ya TOBAV üyeleri? Ya göremediğimiz TOBAV pankartı
arkasındaki kitle?
Ya şu özel
tiyatroların para kavgası veren sözde derneklerinden hangisi
ordaydı?
Ferhan Şensoy'u,
kenterler'i, BKM oyuncularını, ve diğer onlarcası "Tiyatroyu
iş ve yaşam gayesi edinmiş" ismi ilgilendirmiyor muydu
İstanbul'un bu iki en değerli kültür hazinesine indirilecek
kepçeler? Orada bir sürü tiyatro topluluğu pankartı görmek ne
hoş olurdu. Gözlerinizi kapayın hayal edin.. Semaver Kumpanya,
Oyun Atölyesi, Tiyatro Kedi, Kent Oyuncuları, Bakırköy
Belediye Tiyatroları, Tiyatro İstanbul.... saf saf geçiyorlar.
İstanbul halkı bu tanıdıkları bildikleri tiyatrocuların neden
resmi geçit töreninde gibi sokaklara döküldüğüyle ilgileniyor
Harbiyeden Taksim'e doğru kitle büyüye büyüye geliyor. Yol
boyunca cafelerde oturanlar sanatçıların sokaklara
dökülmesiyle ayıkıp hızla hesaplarını ödeyip kitlenin arkasına
ekleniyor... Ama orada ne tiyatrocular vardı ne de onları
seven seyircileri ne de profesyonel bir tek topluluğun
topluluk halinde katılımı.
Örneğin geçen
yıl kendi salonları boşaltılırken desteklediğimiz Kartal Sanat
Tiyatrosu şimdi İstanbul'un salonları için aynı desteği
sunmuşlar mıydı inanın çok merak ettim. Eğer ordaydılar da ben
göremedimse çok özür dilerim. Neden özellikle onları yazdığımı
merak ederlerse az önce onların haberini girdim siteye. Çöp
isimli oyunlarını bu sezonda sahneliyorlar. Hani şu düzenin
kokuşmuşluğunu anlatan oyun.. Eğer sahnede düzenin
kokuşmuşluğunu anlatıp yaşadıkları kentte hem de kendi
meslekleri çevresindeki kokuşmuşluğa dur demiyorlarsa doğrusu
ya çok da hazmedemeyeceğimi düşünüyorum.
Çağdaş Drama
Derneğinin bir pankartı vardı. Tiyatro Kitle Örgütü olarak da
sanırım sadece o pankart vardı. Kitlesi ne kadardı bilemem ama
en azından biz buradayız diyorlardı bu pankartla.
Galalara
gittiğimde gördüğüm tiyatroseverleri neden tiyatronun binasına
sahip çıkma eyleminde göremedim? Ödül gecelerinde,
kokteyllerde gördüğüm onca tiyatrocuyu neden göremedim? Acaba
aslında bu binaları tiyatrocuların ve tiyatroseverlerin
umurunda bile değil mi biz mi kuruntu yapıyoruz? Harbiye
olmazsa Sadabatda, AKM olmazsa Cevahir'de gideriz galamıza
deyip hiç de umursamıyorlar mı?
Ne yazdıkları
oyunlar buralarda sahnelenen yada sahnelenecek Oyun
yazarlarımızı OYÇED pankartı arkasında, ne Özel yada ödenekli
onlarca tiyatrocumuzu TODER pankartı arkasında görmedim. Hatta
Bir pankart arkasında yarın bu iş bizim mesleğimiz olacak
salonlarımızı yıktırtmayız diyen onlarca Genç konservatuar
öğrencisini, tiyatro bölümü öğrencisini görmeyi hayal ederek
gelmiştim Harbiye'ye. Ama bırakın tiyatrocuları tiyatro bölüm
öğrencilerini bile göremedim. Bizim lisede, üniversitede
tiyatroya bulaşmış gençler vardı da onlar yoktu.
Hiç birinin
pankartı yoktu, arkasında da kitlesi yoktu. Peki neler vardı?
Onlarca "Yurtsever Cephe" flaması vardı.
Çokça TKP bayrağı vardı.
Hayır bunlar olmasın demiyorum elbette. Sivil Toplum
Kuruluşları ve partiler duyarlıysalar duyarlı oldukları
kitlesel eylemlere elbette katılmalı, omuz vermeli, destek
olmalı. Ama burada kim eylemci kim destekçi biraz karışmış
gibiydi. Yurtsever Cephe pankart ve flamaları, TKP
bayrakları altında geniş
bir kitle ve arada tek tek tiyatrocular... Belki
Yurtsever Cephe buraya onlarca flamayla "damgasını vurmaya"
gelmiş gibi değil destek vermeye gelmiş gibi davranıp sadece
bir pankart arkasında toplanıp yürüme alçakgönüllülüğünü
gösterselerdi daha etik ve daha şık olabilirdi ama doğrusu ya
geceye damgalarını vurdular ve dışardan bakan birisi için
sanırım bu tiyatrocuların yürüyüşünden çok o cephenin bir
eylemi gibi yansıdı. TKP parti bayrağı açılmayacak kararına
son dakika uyarısıyla değil en baştan o alana gelirken uyarak
gelseydi ve TKP (yada herhangi bir siyasi parti) bayrağı
arkasında yürümek istemeyecek kitleye de saygı gösterilmiş
olsa daha doğru olabilirdi. (Ezgi Besen'in bu konuda
anekdotları
kendi
yazısında yer alıyor) Ben görmedim ama bir ara DTP bayrağı
da açılmış ve polis müdahalesi de olmuş.
Ama sonuçta
elbette destek verene neden destek verdin demek gibi, gelene
neden geldin demek gibi bir amacımız yok geldiler katıldılar
hoş geldiler safa getirdiler. Biz gelmeyenleri konu edinmeye
devam edelim. Acaba organize yetersizliği denilebilir mi? Ben
Sayın Orhan Aydın'ın da , Sayın Orhan Kurtuldu'nun da bu ve
önceki eylemler için nasıl canla başla mesai ve emek
harcadıklarını biliyorum, günler önceden duyurdular. Ama acaba
sanal duyurunun ötesine geçildi mi bunu da açıklarlarsa
öğrenmek isterim. Örneğin TODER, OYÇED, ATÇ, İATP-G , İŞTİSAN ve
aklıma şu an gelmeyen tiyatro dernekleri aranıp
yöneticileriyle birebir görüşüldü mü? Yoksa biz duyurduk
geleceklerse gelirler mi denildi? Görüşüldüyse bunların
yanıtları ne oldu? Katılacağız deyip katılmadılar mı? Baştan
mı reddettiler, yoksa bir iki temsilen gelen olup arada
kayboldular mı? Neredeydi bu Tiyatro Dernekleri biri
açıklamalı bana ve tiyatro kamuoyuna.
Öte yandan acaba
siyasal grupların ve parti flamalarının olması yada olma
ihtimali bu katılımı önlemiş midir görüşünde haklılık ihtimali
olsa da, en azından sonradan halktan katılımı büyük ölçüde
önlemiş olsa bile düzenleme aşamasında ben buna hak
veremiyorum. Zira siz sahip çıkmazsanız başkaları
sahiplenebilir. Yada bu eylemi şüpheyle karşılıyorsanız siz
neden yapmıyorsunuz? TODER, İSTİŞAN, OYÇED ve diğerleri
nerede? kafalarını kuma mı gömdüler? O halde siz organize
edin. Kitleniz mi yok, kitlenize mi güvenemiyorsunuz? Eğer
buysa siz neden varsınız?
Sanıyorum biz
bir yerde hata yapıyoruz. Ben tiyatrom ile tiyatro dünyasına
bulaştığımdan beri AKP yerel yada ülke iktidarında ve bu
iktidarların da sanata ve tiyatroya karşı bir saldırısı
tırmanarak hep sürdü. Bu manzara karşısında sürekli eylemlilik
çağrısı yaptık, sürekli derneklerin dernek işlevini
görmemesinin boşluğunu doldurmaya çalıştık ve örgütleyen olma
konumunda kaldık. Zannettik ki ülkedeki gerici gidişe önce
ışığı alnında ilk hisseden sanatçılar karşı çıkacaklardandır.
Bu karanlığa elbette önce tiyatrocular, yazarlar, sanatçılar
tepki verecektir. Evet ben şahsen bunu zannettim. Çünkü benim
bildiğim sanatçı aydındır, aydın olan öncüdür, önderdir bir
bakıma. Ama sanıyorum ki artık gerçeği görmek gerekiyor.
Sanatçı artık aydın olan değil elit olan anlamına geliyor
olmalı. Bu gerçeği ben kabul etmek zorundayım ki siz sevgili
okurları da yanıltıp durmayayım. Evet demek ki sanatçı aydın
olan değil elit olanmış... İşte bu nedenle galalarda, ödül
törenlerinde, kokteyllerde gördüğünü meydanlara beklemek
benim salaklığımmış. Sanki işçi eylemindeki gibi pankartların
arkasında saf tutmuş tiyatrocuları beklemek de baya safça bir
beklentiymiş. Üniversite hocaları, savcılar, hakimler daha bir
çok meslek örgütünün her kademeden mensubu demokratik bir
davranış biçimi olarak yürür ama sanatçılara yakışmaz. O girilmesi oldukça zor sınavı geçip
konservatuarlı olmayı başarıp bitirip sanatçı ünvanı aldıktan
sonra elbette elit olacaklar amele gibi sokakta hak arayacak
değiller ya canım.... Hem onlar mesajını sahneden verir çıkar
oynarlar. Haa sahnede kendi ağızlarından çıkan bu mesajlar bir
karış bile uzakta olmayan kendi kulaklarından girmiyor
olabilir, ses atma tekniğiyle salonun en arkasına veriyorlar ya mesajı
önemli olanda bu..(!)
Sanıyorum ben
bir süre daha yazı yazmasam iyi olacak..... Çünkü yazarsam
kötü olacak.
|