|
HABER DEĞERİ OLMAYAN KÜLTÜR BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY
AKP'li Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ın geçenlerde tiyatroya ilişkin
yaptığı bazı açıklamalar medyada yer aldı. Tabi tiyatro haberi
saydıkları için tiyatro siteleri de yer verdi. Ama Tiyatrom'da bu elenen
haberler arasına girdi. Zira haber değeri taşımayan bir yığın nafile
söylemden ibaret, yapmış olmak için yapılan konuşmalardı. Peki haber
değeri bile yoksa neden konuyu ele alıp köşe yazısı yapıyorsun
denilebilir. Haber değeri yok çünkü yeni somut bir açıklama yok,
habersel bir veri yok. Ama Bakanın tiyatroya, tiyatrocuya, ve özel
tiyatrolara yardım şekline bakışını yansıtacak çok enteresan
ipuçları var. Bu enteresan ipuçlarını irdeleyip altını
kalınlaştırmakta ve geleceğe not düşmekte yarar olduğunu
düşünüyorum.
Kültür
ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, özel tiyatrolara yardım konusunda
geçen dönem tiyatrocular arasında yaşanan tartışmalardan rahatsız
olduğunu, bu konuda objektif dağıtım sistemine dayalı yeni bir
düzenleme düşündüklerini söyledi....
Nedir objektif dağıtım sistemi? Nasıl olacaktır?
Kadroya, kurumsallaşmışlığa yada üye sayısına göre mi?
Kültür Bakanlığı
oyunculara yönetmenlere değil yapımlara destek verir. Yapımlardaki
kelle mi sayılacak? Senin yapımında 13 oyuncu var 39 milyar,
seninkinde 10 oyuncu var 30 milyar, seninki tek kişilik 1 milyar mı
denecek? Ya da sen 10 yıllık tiyatro topluluğusun 10 milyar, sen 5
yıllıksın 5 milyar mı denilecek? Tiyatro Derneklerine üye sayısına
göre kurulda temsil yetkisi mi verilecek? Örneğin TODER 900 üyesiyle
diyelim 10 temsilci yolladı bu 10 temsilci kendileri de oyuncu yada
yönetmen olduğuna göre nasıl kullanacak oy hakkını? 900 üyenin her
biri başka topluluklardan oluşurken onları mı göz önünde tutacak
kendi oyununu mu kurulda öne çıkarıp parlatacak?
Tiyatro Dernekleri akçalı maddelerde pazarlık yetkisindeki
sendika yöneticileri olabilir mi?
Tiyatro Derneklerini
Sendikalarla kıyaslarsak bir sendika yönetimindeki kişi diyelim A
firmasında çalışıyor ama sendika yönetiminde olduğu için B
firması işçileri için pazarlığa gitti. B firmasından
koparabildiği kadar büyük hakları koparmaya çalışır çünkü orada
koparacağı haklar kendi firmasıyla pazarlık içinde referans
olacaktır. Hem sendikacılığının gereği budur. Üstelik kendinin hiç
alakası olmadığı B firmasının vereceği fazla paranın kendine zararı
yoktur ama üyelerinin o firmaya bağlı olanlarının hayrınadır. Ama
tiyatro dernekleri öyle mi? Başka başka firma (topluluklardan)
olsalar da ortada paylaşılan para ve patron tektir. Bu durumda B
firmasının (topluluğunun) kasadan alacağı her lira geride
kalanların alacağını da etkileyecektir. (Çünkü bakanlığın o yıl
vereceği toplam yekun bellidir) O halde görüşmelere giden bir
Tiyatro Derneği temsilcisi bir sendikacı gibi düşünülemez. Bireysel
çıkarlar öne alınır. (Bunu zaten yapımcı derneği başkanlığı yapan ve
kurulda yer alan Ali Poyrazoğlu, Hadi Çaman örneklerinde defalarca
gördük)
Herkese eşit pay
edilse de çözüm bu değil
Düşünmeye devam
edelim. Nedir bakanın objektif dağıtım şekli? Tüm var olan tiyatro
topluluklarını tespit edip hepsine eşit pay vermek mi? Bu eşitlik
aslında eşitlik midir? Eşitlik her zaman doğru olan mıdır? Oldu mu
şimdi? 20 kişilik kadro kurup çok güçlü bir yapım ortaya koyan,
güçlü bir eser seçip yazarına hakkıyla telif ödeyip oyun çıkaranla,
belki de sırf yardım almak için kuruluvermiş üç kişilik kadroyla
çalakalem yazıverdikleri oyunu sahneleyenler eşit olmalı mıdır?
Seyirci ilgisi
objektiflik cetveli olabilir mi?
Biraz daha düşünelim.
Ne kadar seyirciye ulaşma başarısı göstermişse ona göre pay etmek
mantıklı olabilir mi? O zaman deneysel çalışmaları destekleyebilir
mi bakanlık? Asıl belki de desteklenmesi gereken yeni açılımlar
sağlayacak bu çalışmalar değil midir? Ve ne kadar izlenirsen o kadar
yardım kıstası ile tiyatronun reyting canavarını elimizle yaratmak
olmaz mı? Çok izlenme uğruna TV'lerin düştüğü batağı tiyatroya
taşımaz mı? Popüler isimler, popülist oyunlar öne çıkmaz mı?
Evet Kültür Bakanı
objektif dağıtım kriterleri demiş. Bu objektifin ne olduğunu bilen
varsa beri gelsin.
Ertuğrul Günay : ''Topluma sahne aracılığıyla olumlu, güzel mesajlar
verilmesine katkı yapmaya çalışıyoruz, küfürleşmeye katkı yapmak
istemiyoruz. Kamuoyu, 'bunlara mı yardım ediyorsunuz' diye bizi
yargılamamalı, sorgulamamalıdır''
Kamuoyu dediğiniz homojen bir karışım değildir, salt tek bir kütle
değildir, kamuoyu içindeki kesimlerde en değerli yapıma da
vereceğiniz yardım eleştirilebilir. Bakanın burada Küfürleşmeyi öne
koyup da "Hımmm bakın kulağınızı çekerim, yaramazlık yapana,
arkadaşıyla iyi geçinmeyene para yok" gibi bir tutumda konuşması
abestir. Para yardımı konusunda hırlaşan ve seviyesizleşen
tiyatrocuları elbette biz de eleştirdik, ama bakan bu gücünü para
bende patron benim anlayışından almaya kalkıyor. Tiyatro
dünyasındaki seviyenin yada seviyesizliğin önüne geçecek olan
kamuoyunun arkasına sığınıp para kozunu elinde tutan bakan olamaz.
Bunun önüne geçecek tiyatro dünyasının kendi iç dinamikleri ve belki
bir gün kurulacağına inandığımız meslek örgütleridir.
(Bu
konuda gelen sorular üzerine sonradan eklenmiştir)
Tiyatronun iç
dinamikleri neler olabilir? Tiyatronun iç dinamikleri
tiyatro kadrolarının kendileri, seyircileri, yayıncıları,
eleştirmenleri, akademisyenleri, dernekleridir. Örneklemek gerekirse
bir eleştirmen eleştiriye tahammül edemeyen bir topluluğu ister
artık görmezden gelerek ister tersine üstüne giderek kendi
kıstaslarıyla, bir yayıncı seviyesizleşen bir oyuncu yada tiyatro
adamını kendi kıstaslarıyla, bir oyun yazarı seviyesiz bulduğu kişi
yada topluluğa oyununu satmayarak kendi kıstasıyla, seyirci
öfkelendiği bir yönetmeni izlemeyerek kendi kıstasıyla bir
etkileşime geçebilir tabi bunun tersine işleyişle kötü bir yayıncıya
haber geçilmeyerek, okunmayarak, önemsenmeyerek; kötü bir eleştirmen
önemsenmeyerek, davet edilmeyerek, kötü yada sorunlu bir yazar
oyunları sahnelenmeyerek, kötü bir dernek üye olunmayıp
alternatifleri oluşturularak bu iç dinamikler işler hale
getirilebilir. Elbette bu kişisel görüştür tartışılıp
genişletilebilir, değiştirilebilir.
Kültür ve Turizm Bakanı Günay, özel tiyatrolara yardım konusundan
bundan böyle tartışma yaşanmaması için uğraştıklarını dile getirdi.
Şimdiye kadar bu yardımları tiyatrolardan gelen temsilcilerin
belirlediğini anlatan Günay, ''Ama tiyatro dünyasında kurullarda
kimler olursa yardımlar daha çok oraya yöneliyor diye yaygın bir
kanaat var. Böyle bir yakınmanın olmaması konusunda biz gereken
dikkati göstermeye ve daha geniş bir temsilin olmasını sağlamaya
çalışacağız'' diye konuştu.
Aynı cümlelerin nakaratı. Daha geniş bir temsille neyin kastedildiği
umarım bir çapanoğlu olarak karşımıza çıkmaz.
Günay : Yaşanan tartışmaların ''gerçek sanatçıları'' da rahatsız
ettiğini dile getiren Günay, şunları söyledi: ''Ben geçen dönem bu
konudaki kamuoyuna çıkan incitici tartışmalardan çok rahatsız oldum
doğrusu. Kamu tiyatroya niye destek veriyor?
İşte burada gözden kaçırılmaması gereken bir bit yeniği var.
Nedir?
"Gerçek Sanatçı"
Oradaki bir tek gazeteci bunun tanımını sormayı akıl edememiş mi?
Nedir gerçek sanatçı? Kıstasları nedir? Bakan Günay'a göre gerçek
sanatçı kimlerdir? Kime göre kimler gerçek sanatçıdır?
Bu
tartışmaya katılanlar gerçek sanatçı değil midir? Ali Poyrazoğlu,
Hadi Çaman, Ferhan Şensoy, Yıldız Kenter...(Sahi bu tartışmaya
katılmayan kimler vardı?) Bakanın elindeki kumpasa göre bu kişiler gerçek
sanatçı değil mi daha net açıklamalıdır. Bu durumda bakan kendine
göre gerçek sanatçı tanımına girenleri de açıklamalıdır.
Günay :
Dilimizin
kullanmasına, sanatın gelişmesine, topluma sahne aracılığıyla
olumlu, güzel mesajlar verilmesine katkı yapmaya çalışıyoruz,
küfürleşmeye katkı yapmak istemiyoruz. Onun için devletin verdiği
katkının doğru bir hedefe yöneldiği konusunda bir ortak kanaatin
oluşmasını dikkatle takip edeceğiz.
Her
tiyatro oyunu ille de dili geliştirmek zorunda mıdır? Tiyatronun
asal işlevi yada tek işlevi bu mudur? Tamamı argo, mahalle ağzı yada
özellikle bozuk bir dille, şiveyle yazılmış ve oynanan bir oyun
olamaz mı? Bu oyunun belki de tiyatro sanatına ve insanımıza
katacağı dil dışında başka artılar olamaz mı? Bakan Günay tiyatrodan
okul müsamerelerini mi anlıyor? Her oyun güzel mesaj vermek zorunda
mı acaba? Ve bu güzel mesaj kime göre güzel mesaj olmalı? Mesela
Aziz Nesin'in "Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz" adlı eseri güzel
mesaj veriyor mu bakana göre? Peki bir sonra gelecek bakana göre
veriyor olabilir mi? Bir devrimci yazarın kendince güzel mesajı, bir
milliyetçi yazarın kendince güzel mesajı farklı olamaz mı? Kime ve
hangi değerlere göre güzel mesaj? İlle de ortak değerlerden ve ortak
güzel mesajlardan ibaret mi olmalı? Sahi bakan tiyatroyu okul
müsameresi mi sanıyor? Bakan en son hangi oyunları izledi soran oldu
mu?
Bir de bakan dilimizi
güzel kullanma ve güzel mesaj vermenin ardına yine yeniden
küfürleşmeyi eklemiş. Şimdi dili iyi kullanma, güzel mesaj ve
küfürleşme sahneden mi bahsediyor yoksa sahne dışından mı?
Sahnedense sahnede gerekiyorsa küfür de olamaz mı? Bakan Günay
tiyatronun RTÜK'ünü ve dıııt uygulamalarını mı başlatacak yoksa? Yok
eğer bu dili güzel kullanma , güzel mesaj ve küfürleşme sahne dışını
dile getiriyorsa bir sanatçı sahne dışında kimle nasıl konuşur ne
kadar hangi konuda örnek alınır bunu belirleme yetki ve salahiyeti
de bakanda olmasa gerek.
Daha önce bir yazımda
yer vermiştim. AKP Parti programında Türk-İslam düşüncesini öne
çıkaracak kültür ve sanata öncelik vermekten söz eden satırlar yer
almaktadır. Sosyal demokrat kökenli bakan AKP'nin bakanıdır.
Dolaysıyla da bu programın uygulayıcısı olacak bakandır. Sosyal
demokrat kökenine bakıp da çok şey beklemek ancak hayal kırıklığı
olacaktır. İyisi mi Bakan ve hükümet bir an önce özel ve özgür
tiyatroların yakasından düşsün, kendi ahlaksal anlayışı ile dilde
ahlakta, güzel mesaj vermekte bir şeyleri empoze etmesin, empoze
ediyor izlenimi de vermesin.
Özel tiyatrolara bakanlık yardımı konusuna gelince, bu konuda tek
başıma kalmak pahasına ben görüşlerimi defalarca yazdım ve yukarıda
bir kez daha anlattım ki kişilere yada topluluklara yapılacak
yardımın hiç bir şekli tartışmasız olmayacaktır, objektif(?)
olmayacaktır ve yanlıştır. Asla kişilere yada topluluklara özel
yardım olamaz, yapılamaz.
Peki Kültür Bakanlığı kültürü, sanatı desteklemesin mi? Desteklesin
elbette. Zaten onlar bu işin hizmetçileri. Seçildiler oturtuldular
bu hizmetleri verin diye. Elbette halkımızdan toplanan vergilerin
bir kısmı da halkın bu ihtiyacına kullanılmak zorunda (Halkımız
önüne sürülen yoz yaşam tarzı içerisinde bugün kültür-sanatı ihtiyaç
olarak görmeyebilir ama gerekiyorsa halka rağmen halkın yararına
olan bu ihtiyaca para ayrılmalıdır)
Peki nasıl?
Defalarca yazdım bir
kez daha bir kaç maddeyle sıralıyorum
Hala bir çok
vilayetimizde yerleşik tiyatro yok, her il'e, belde'ye salon
yapılmalı ve ücretsiz olarak turneye gelecek topluluklara tahsis
edilmelidir. Salon olması hem o bölgelere turneleri teşvik edecek,
hem oralarda toplulukların kurulması fikrini hızlandıracaktır.
Tiyatro biletlerinde (bilet satış fiyatı üzerinden belirli bir
miktara kadar) sıfır vergi olmalı. Bu ayırmasız tüm tiyatro
topluluklarına ve tiyatro seyircisine teşvik demektir, alın size
objektif yardım. Parantez içindeki belirli miktara kadarı açarsak
biletini 10 YTL ye satanla, medyatikliğine güvenip 40 YTL ye satanı
kıyasladığımızda gereksiz yere fahiş fiyatla bilet satan birde
o fahiş fiyattan vergisizlik avantajıyla katmerlenmesin diye 10
YTL'nin üzerindeki seyirciden alacağı her kuruş vergilendirilebilir.
(10 YTL örnekleme içindir Ortalama bilet fiyatı tespiti çok zor
değildir)
Kendi olanakları ile tiyatro salonu yapanlara sıfır faizle kredi
verilmelidir, tiyatrocularımız kendi salonunu açmakta
cesaretlendirilir. (Kiralamak için salon yaptıran alışveriş
merkezleri, müteahhitler değil sanatın içinden olup kendi salonunu
kuranlar)
İhtiyaç duyan topluluklara (iane, yardım değil) düşük faizle kredi
verilmeli, Yeni oyun yazımını teşvik etmeye bütçe ayrılmalı, Tiyatro
programlarının yayınlanmasını teşvik etmeli ve daha bir çok
etken düşünülebilir.
Devletin Özel tiyatrolara yardımı aslında denetimsiz olması gereken
özel tiyatroları denetlemenin bir aracıdır artık tiyatro dünyası
bunu görmek ve bu şekilde iane yardımları reddetmek zorundadır.
Bu
iki türlü bir denetimdir. Birincisi Bakan Günayın da altını çizdiği
gibi halka olumlu mesajlar veren iyi dil kullanan gibi genel
tanımlamalar altına sıkıştırılıp ne mesaj verdiğini gözlüyorum ona
göre mesajıdır. Örneğin oyununda küfür olan Tiyatro Dot asla yardım
alamayabilir, yada muhalif söylemli bir oyun asla yardım
almayabilir. Ve yaşam koşullarının, kapitalist piyasa koşullarının
dayatmalarıyla topluluklar pes ettirilip istenilen (!) tarz ve
metinlere zorlanabilir ya da kapanmak zorunda kalabilir. Mutlaka
inatla yaşayanlar kalabileceği gibi kapanmak zorunda olanlar da
olabilir. Bu istenen mesaj türü iktidarın perçinlenmesi ile
çizgisini daha da farklı çizerek bir gün bu yardımın ille de
milliyetçi, maneviyatçı, Türk-İslamcı metinlere verilmesi noktasına
dek götürülebilir. Halkın parası olan bu yardım salt kendi
görüşündeki toplulukların propaganda yapması için kullanılan bir
ödeneğe dönüşebilir.
İkincisi Devlet yardımı sadece parasal yardım gibi kullanılmayıp bir
çizginin üstünde kalanlar yada altında kalanlar gibi bir intiba
yaratmaktadır. Devlet yardımına başvurmayan toplulukların bazı
haklardan men edildiğini Işıl Kasapoğlu kamuoyuna açıklamıştı.
Önerilerim arasında her beldeye salon yapılması vardır. Salon bir
iskelettir. İskeleti devlet yapsa da içinin nasıl doldurulacağını
belirleyemeyecektir. İktidarı sürdükçe salonun denetimini de en ufak
beldeye kadar sıkı bir politize memurla (kimlere salonu verip
kimlere yok hemşerim denileceğini) denetleyebilse de iktidarı
kalıcı olamayabilecektir. İşte bu da onu korkutacaktır. Kimlerin ne
zaman gelip ne için kullanacağını, ne tür bir oyunla halka ne tür
mesaj vereceğini bilmedikleri bir alana para harcamaktansa bu
parayla özel tiyatroların iplerini elinde tutmayı elbette tercih
edecektir. |