2. GÜN İLAVELERİ
Buraya dek
"yaşananların dökümü" idi. İlk bölümü yayınladıktan sonra oldukça
yankı buldu ve güzel bir tarihi belgeleme olduğu yönünde çokça
kutlama aldım. Bundan sonrasını merakla beklediklerini de ilettiler.
Ama doğrusu ya, yazının bundan sonrası nasıl gelişecek ben de
bilmiyorum. Elbette kafamda aktarılması gereken belli düşünceler var
fakat yazının sonunda kesin bir bir final bekleyenler için "Orhan
Alkaya bu göreve atanmıştır çünkü diye başlayıp bitecek bir cümle
yok." Bu aşamada bizlerin bunu söyleme şansı da yok zaten. Bu
nedenle bu yazının devamı aklımıza gelen irili ufaklı tüm
ihtimalleri ele alıp değerlendirmek şeklinde olacak kuşkusuz.
Yaşadıkça da bu düşüncelerden hangisine doğru evrildiğini görüp
düşüncelerimizi o yönde yoğunlaştıracağız.
son 14 yıla
baktığımızda siyasi erk'in şehir tiyatrolarına ve tiyatro dünyasına
müdahaleleri, bir olumsuz yaklaşımları sadece benim kuruntum değil
elbette. Neredeyse tüm tiyatro çevrelerinin paylaştığı görüşlerdir
ve Yönetiminde Orhan Alkaya'nın da uzunca dönem yer aldığı
İŞTİSAN'da benzer görüşleri , tepkileri çeşitli kereler bildirilerle
hatta eylemlerle dile getirmiştir. O halde ne değişti ? sorusuna
yanıt aramaya başlayabiliriz.
Orhan Alkaya'nın göreve
gelmesinde son dönemlerindeki soft yaklaşımları mı etkili oldu?
İŞTİSAN 14 Şubat
tarihinde bil bildiri yayımlamıştı. Şehir Tiyatroları Genel Sanat
Yönetmeninin yetkilerinin kısılıp Tiyatro müdürünün yetkilerinin
artırılmasına karşı bir bildiri. "Biz Sehir Tiyatrolular “Tiyatroyu
Tiyatrocular Yonetir” ilkesine sadık kalarak, kaygılarımızı basta bu
tarihi kurumun gercek sahibi olan Istanbul halkına ve tum kamuoyuna
duyuruyoruz." cümlesiyle biten bildiri şehir tiyatrosunda toplanan
kurum içinden ve kurum dışından konuklar önünde okunup görüşler dile
getirilmişti. Haftaiçi olduğu ve bende mesaiye dayalı çalışan biri
olduğum için katılamadığım bu toplantıya giden bazı dostlara
izlenimlerini sordum. Bir kaç kişiden Orhan Alkaya'nın "Biraz
ortadan konuştuğu" şeklinde değerlendirme geldi. Çeşitli
değerlendirmeler arasında biri dikkat çekiciydi "Orhan Genel Sanat
Yönetmenliğine mi oynuyor ne?"
Şehir Tiyatrolarını
artık yeterince tanıyan biri olarak doğrusu ya böyle bir iddia
sürpriz gelmedi. Zira sürekli yönetim değiştiren şehir
tiyatrolarında herkes herkesle ilgili sürekli yönetime talip olduğu
iddialarında bulunabiliyordu. "Tiyatro 1 YTL kampanyası fikri Erhan
Yazıcıoğlu'dan çıktı diyorlar, demekki Erhan başkanla yakın duruyor
Genel sanat yönetmenliğine mi oynuyor ne?" , "Kemal Kocatürk
Nurullah Tuncer'le ters düştü alternatif olsa olsa o olur" , "Levent
Kırca şehir tiyatrolarıyla iş yapmaya başladı kesin buranın başına
geçecek" , "Kenan Işık yeniden konuk sanatçı olarak oyun yönetiyor
kesin yeniden Genel Sanat Yönetmenliğine ısıtılıyor" ya da
"Orhan Alkaya son zamanlarda daha sakin, yapıcı görünme çabasında,
kesin Genel Sanat Yönetmenliğine oynuyor" Ortalıkta dolaşan onlarca
spekülasyonlardan bazılarıydı.
Ama tiyatro kamuoyu
olarak daha önce "şehir tiyatrolarından uzaklaştırma yaşamış",
"Birinci Nurullah Tuncer döneminde hakkında soruşturma açılmış,
muhalif söylemlerini her dönemde dile getirmiş, " Orhan Alkaya'dan üstelik de İŞTİSAN yönetiminde olup sanatçıların temsilcisi bir
derneğin sözcüsü olarak daha kesin ve daha keskin bir söylem
beklediğimizin de bir gerçekliği vardı. Bakın geçen yıl Belediye
Başkanı Kadir Topbaş'ın beni de davet ettiği yemek davetinin
ardından ben de aynı tavrı yadırgadığımı nasıl dile getirmişim
|
(...)
Mikrofonu önce
Şehir Tiyatroları Yönetim Kurulu seçilmiş üyesi Orhan
Alkaya aldı. Tanıştığımızdan bugüne fikirlerimin çok büyük
ölçüde uyuştuğu, zaten geçmişten gelen saygımın da sürdüğü
sayın Alkaya elbette yapması gerekeni yaptı ve çok kısa da
olsa özerklik kelimesi de geçen konuşmasında, duyulan
rahatsızlıkları başlık olarak vurguladı ve başkana 10
dakikasını alacak bir mektup sundu. Orhan Alkaya ve diğer
sayın İBŞT'li sanatçılar beni bağışlasın ama bu mektup bana
ortaokulda ilk flört yapma teşebbüslerimdeki çekingen halimi
hatırlattı. Konuşmaya cesaret bulamayıp yazarak kaçamak bir
şekilde uzatıverdiğimiz, bazen bunu bile yapacak ortam
bulamayıp bir süre cepte gezdirip atmak zorunda kaldığımız
mektupları hatırlattı. (Her zamanki provokatif tavrıma
bürünerek) Bence daha atak bir şeyler gerekiyordu. 10
dakikalık mektup yerine 5 dakikalık bir canlı konuşma ile
salonun alkışla inletmesiyle daha vurucu etki fırsatı
kaçırıldı. Sanatçılar Biz bu şartlarda bir gün boyunca
oyuna çıkmıyoruz deseler bu çok mu sivri bir eylem olur?
seyirciye saygısızlık mı olur? O zaman bir gün boyunca şehir
tiyatrolu tüm sanatçılar Harbiye şehir tiyatrosu önünde bağdaş
kurup oturuyoruz dese nasıl olur? Söz seyirci desteği için
bende tüm manşet gücümle desteklerim.. Yani demem o ki yemek
ve kokteyl arasına sıkıştırılmış serzenişlerden sanki biraz
fazlası gerekiyor.
yazının tamamı
:
http://www.tiyatrom.com/aetimur_yeni_14.htm |
Şimdi bütün
olasılıkları permutasyon hesabı alt alta sıralayıp kararı okuyanlara
bırakmak en doğrusu sanırım. Zira benim Orhan Alkaya bu göreve
gelmiş Çünkü ..... diye sunabileceğim bir doğru, bir somut bilgi
yada belge yok. Zaten bu doğru bilgiyi de hiç kimse bilemez.
Orhan Alkaya'nın
son dönemlerde bu yumuşak yada yapıcı denilebilecek yaklaşımları bu
göreve gelmesinde etken olmuş olabilir elbette. Ama bunu diyebilmek
için aşırı saf olmamız gerek. Zira başkanın tiyatronun başına
getirmek için tek kriteri soft biri ise düzineyle sof başka birileri de
olabilirdi bu. Üstelik soruşturmalar yaşamış muhalif biri olmayan ve
sosyalist kimlikle anılmayan. Tabi bir de meselenin bu yönü var,
"sosyalist kimlik"
Bugün sosyalistler
Orhan Alkaya'yı yeterince sosyalist bulmayabilir, hatta hiiiç
sosyalist de bulmayabilir. Ama muhafazakar taban bu konuda katıdır
ve geçmişte Ecevitçi olanları , cumhuriyet okuyanları bile gominist(!) olmakla suçlayacak
kadar solu dışlamıştır. Doğal olarak da geçmişinde sosyalist olduğu
için soruşturmalar yaşamış, bugün halen "Birgün" gazetesinde
yazarlık yapmakta olan Orhan Alkaya muhafazakar seçmen için
yeterince goministdir. "Başkan oyu bizden aldı sonra gidip
komünistleri, solcuları yönetici yaptı.. Kadir Topbaş bu
tepkiden çeknmeyecek miydi? Solcu birini yönetici yapmasını Saidi
Nursi oyunları izlemek, Ramazan gösterileri izlemek isteyen tabanına nasıl
anlatabilirdi? O halde sırf Orhan Alkaya son dönemlerde yumuşak bir
tavıra girmişti, başkan Topbaş'a ılık mesajlar veriyordu diye Genel
Sanat Yönetmeni seçildiğini düşünmek saflık olurdu.
Öte yandan İstanbul
Belediyesini kazanır kazanmaz İstanbul entelijansiya'sını yenmeyi
kafasına koymuş bir görüş bundan bu kadar kolayca vaz mı geçmişti?
AKP en iyi niyetle merkez sağ parti olmuş olsa dahi
bir merkez sağ parti "eski yada halen sosyalist birini" yönetici kadroya
oturtmazdı, (üstelik de bu yöneticilik insanları etkilemeye dayalı
bir sanat alanı ise hiç oturtmazdı) Belki ılımlılık adına ortadan
birini
"Tiyatro siyaset üstüdür" gibi söylemlerle kendini kandırmış
sevgili Can Doğan gibi birini seçerdi belki ama bu Orhan Alkaya
olmazdı. Eğer Orhan Alkaya seçilmişse daha derin nedenler aranması
gerekirdi. Yani bu seçim Orhan Alkaya'nın son dönemde yumuşak tavır göstermesiyle açıklanamayacak
bir olgudur.
Orhan Alkaya'nın göreve
gelmesinde Tiyatro üzerine görüşleri mi etkin oldu?
Orhan Alkaya oyuncu
yada yönetmenliğin dışında yazardı. Düşüncelerini değişik
platformlarda dile getirirdi. Özellikle son dönem Birgün gazetesinde
yazdığı köşe yazılarına baktığımızda tiyatro sorunlarına sürekli
değindiğini görmekteyiz. Tiyatroda komple yeniden yapılanmadan söz
etmekteydi. Hatta şu son yıllarda benim dışımda özerklik kelimesini
ağzına alan tek kişi Orhan Alkaya idi diyebilirim. Hani o da olmasa
acaba özerklik diye bir şey hiç olmadı mı? lügatimizde böyle bir
kelime yok mu? Ben mi yanlış hatırlıyorum diye şüpheye düşeceğim.
Acaba başkanı
etkileyen Orhan Alkaya'nın fikirleri ve tiyatroya bu kadar kafa
yoruyor olması mıydı? Olabilir mi sizce? Bana osrarsanız olmaz.
Neden? Çünkü Başkan Orhan Alkaya'nın fikirlerinden bir gecede
etkilenmediyse bu etkinin izlerini son dönemde az çok görmeliydik.
Oysa yakın zamana dek baktığımızda görülen Başkanın tiyatroya
yönelik uygulamaları değil şehir tiyatrosuna özerklik vermek tam
tersine daha da ipleri merkezileştirmek, tiyatroyu daha da
memurlaştırmak üzerineydi. Tiyatro müdürlüğünün yetki artırımı,
Emekliye sevk edilenlerden boşalan kadroları boş saklayıp şehir
tiyatrosu sanatçılarının bazılarının İBŞT'de değil belediye
kadrolarında
üstelik de vasıfsız işçi olarak çalışıyor gösterilmeleri, ve daha pek çok örnek
sıralayabiliriz. Demek ki Başkan'ın "Gel Orhan'cığım al şu
şehir tiyatrolarını özerkleştir, başınıza buyruk hale gelin ben
dahil hiç kimse asla bir daha size karışamasın" demediği de açık.
Üstelik Orhan
Alkaya'nın gerek tiyatro dergisine, gerek tiyatro Dünyasına gerekse
diğer yayınlara verdiği ilk demeçlere baktığımızda Orhan Alkaya
yazılarındakinin aksine yapılanmada devrimden hiç söz etmiyor
repertuarın nasıl oluşacağını, repertuar konularına yaklaşımlarını
öne çıkarıp anlatıyor. Sadece katma bütçe bir şekilde yeniden
uygulanmalı, ihale sözcüğü bir başka şekilde formüle edilmeli gibi
yüzeysel yaklaşımlar var ki, katma bütçeyi yeniden uygulayacak
başkan bir yıl önce neden kaldırmış idi?
Yani AKP'li
belediye Başkanı'nın muhalif Orhan Alkaya'yı yönetsel devrimler
gerçekleştirecek düşüncelerinden dolayı Genel Sanat Yönetmeni
ataması da çok mantıklı gelmedi bana ama kararı siz okuyanlara
bırakıyorum.
Nurullah
Tuncer'i görevden aldıran sebep peki neydi?
Orhan Alkaya neden
seçilmişti konusuna dönmek üzere yeniden gündeme ve peki Nurullah
Tuncer'in görevden alınma sebebi neydi ye dönelim. Yukarıda son 14
yılı sıralamıştık. Nurullah Tuncer bir önceki başkan tarafından
atanmıştı ve yeni başkan Kadir Topbaş onu zaten istememiş görevden
almayı denemişti ama mahkeme kararıyla Tuncer göreve dönmüştü (ki
yine dönmesi çok muhtemel ve benim bu satırları yazdığım anda
aldığım haberi ana sayfamıza girdim Nurullah Tuncer bugün maaş
bordrosunda "dekoratör" kadrosunu görüp mahkeme sürecini başlatma
kararı almış)
Tuncer'in görevden
ilk alınma sebebi bir önceki başkanın yönetici kadrolarının tasfiye
edilmesi olsa gerek diye yukarılarda açıklamıştık zira iki başkan
aynı kökten türese de ayrı konumlarda yol ayrımı yaşamışlardı.
Mahkeme kararıyla dönen Nurullah Tuncer'i ise çoğu konuda dikkate
bile almıyor, Tuncer tiyatroyle ilgili bir çok uygulamadan haberdar
bile edilmiyordu. Örneğin geçen sene ortaya çıkardığımız Şehir
Tiyatroları biletlerinin satışında bir nevi yolsuzluk sayılabilecek
biletlerin Tickettürk'e peşkeş çekilmesi haberini manşet yapmıştık
ve Nurullah Tuncer konuyla ilgili kendisine en ufak bilgi
verilmediğini açıklamıştı
http://www.tiyatrom.com/soruyoruz.htm yine 1 TYL ye tiyatro konusu
da bu şekilde idi. O halde şunu açıkça söyleyebiliriz ki Başkan
Topbaş zaten Nurullah Tuncer'i yok sayıyordu ve görevden almak için
fırsat bekliyordu.
İHALE İLE
SANATÇI ALIMI GÖREVDEN ALMANIN GEREKÇESİ Mİ?
Bu fırsat İhale ile
sanatçı alımı ile ele geçirilmiş oldu. Önce sanatsever kamuoyunda
bir öfke seli oluştu, ardından ihaleyle adı anılan kurumun (İBŞT) en
üstünde görünen kişi (Genel Sanat Yönetmeni) görevden alındı.
Böylece kamuoyuna bakın o terbiyesizi cezalandırdık mesajı verildi.
Peki durum böyle miydi acaba?
Öncelikle 5018
sayılı yasa yeni kalkmamıştı bir kaç yıl olmuştu, ve bu yasadan
dolayı bu ihaleyle sanatçı alımı konusu zaten uygulanıyordu (Bunu
biz yayıncıların bugüne dek görmemiş olmamız bizim ayıbımızdır bu
defa da TEB başkanı sayın Üstün Akmen'in bildirisi ile öğrendik)
Çoktandır uygulanan bu yöntem alışıldık bir hal almıştı ve Leyla ile
Mecnun müzikalinin neredeyse tamamı ihale açılarak alınmıştı.
İHALE YILDIZI
HEP KÜLTÜR AŞ VE ONUN YAN KURULUŞU
Bu tür hizmetler
için sanatçı yada teknik eleman alım ihalelerini nedense hep Kültür
AŞ ve onun yan kuruluşunun kazandığını öğreniyoruz. (Kültür AŞ
yukarıdaki 14 yıllık anlatımdan hatırlarsanız Recep Tayyip
Erdoğan'ın Belediye Başkanı olur olmaz kurdurduğu ve başına Akbil
yolsuzluğundan dava arkadaşı Şenol Demiröz'ü getirdiği belediye
iştirakidir) Ve Kültür AŞ bu anlamda sanıyoruz ki bir nevi taşeron
hizmeti görmekte ve oradan temin edilen oyuncu ve teknik ekip oradan
maaş almaya devam etmektedir. Üstelik de bugün halen 1,5 aydır maaş
alamayan çalışanlar olduğundan söz edilmektedir. Tabi bütün bunları
ayrıca araştırıp haber yapacağız zira pandora'nın kutusu açıldı mail
kutumuz çeşitli iddialarla dolmaya başladı.
TİYATRO
BÖLÜMLERİNİN VASIFSIZ İŞÇİ YETİŞTİRDİĞİNİ BİLİYOR MUYDUNUZ?
İhaleyle sanatçı
alımına bir sorumlu aranıyorsa bu 5018 sayılı yasayı düzenleyip
çıkaran AKP iktidarıdır kuşkusuz. Muhtemelen ihale kelimesi
değiştirilip Teklif alınmak suretiyle sanatçı alınacaktır gibi bir
cümleyle aynen devam da edecektir. Öte yandan bu kelime kullanılarak
yazılan ilan Genel Sanat Yönetmeni kararıyla değil Yönetim Kurulu
kararıyla çıkmıştır ki bu yönetim kurulunda şu an Genel Sanat
Yönetmeni olan Orhan Alkaya ve yine yardımcılığına getirilen
S.Volkan Sağırosmanoğlu da vardır. Dolaysıyla bu olay bu değişimin
yaşanmış olmasına sebep gösterilemez. Buna ancak gözlerini kültür
sanata yummuş , bu dünyada yaşananlara yabancı ama sadece böyle bir
sansasyonel olayla yada bir tek Genel Sanat Yönetmeni
değiştiğinde habercilikleri akıllarına gelen medya inanır. Ki zaten
bazı gazetelerin konuya ihale açarak sanatçı alımı yapılması
yüzünden Genel Sanat Yönetmeni görevinden alındı gibi bir izlenim
düşmüştür.
Üstelik aralarında üniversite tiyatro bölümü mezunu da olan bazı
tiyatro sanatçılarının İBŞT değil Belediyede "vasıfsız işçi olarak"
kadroya alınmaları da en az ihaleyle sanatçı aranması kadar abes bir
durum değil midir?
3. GÜN İLAVELERİ
| |
 |
"Tayyip
Erdoğan'ın, azınlıkta olsalar da, fevkalade etkin, nüfuzlu ve
kudretli İstanbul entelijansiyasını, siyaseten karşısında olmalarına
rağmen pasifize etme başarısını göstermesinde, Kültür İşleri Daire
Başkanlığı'nın ve elbette Daire Başkanı Şenol Demiröz'ün payı
vardır." |
|
|
|
NE OLDU DA AKP
ZİHNİYETİNİN SAVAŞ İLAN ETTİĞİ ENTELİJANSİYA'DAN SAYACAĞI BİR İSİM
GENEL SANAT YÖNETMENLİĞİNE GETİRİLDİ ARAYIŞIMIZ SÜRECEK.... MERKEZ
SAĞA YANAŞTIĞI, MERKEZ PARTİ OLDUĞU İDDİA EDİLEN AKP BUGÜN
İTİBARIYLA SANDIKTAN TÜRBAN'I ÇIKARIP YENİDEN KAFASINA
GEÇİRİRKEN TİYATRONUN KALESİNİ ELLERİYLE TESLİM Mİ EDİYORDU?
Kimdir nedir
bu entelijansiya ? Orhan Alkaya da bu pasifize edilmesi gereken
entelijansiya'lardan mıdır?
Zaman gazetesinin
münevverleri bu sözü nereden bulup kullanmışlar, sık sık böyle az
bilinen sözcükleri bulup kullanırlar mı, bu bir münevver olmanın
gereği midir? Türk Dil Kurumu
sözlükleri tanımıyor bu kelimeyi. Google ise çıkara çıkara karşımıza
ekşi sözlük gibi gayriciddi siteleri çıkarıyor. Güvenilmezliklerine
rağmen onlardan bir fikir edinmeye çalışıyoruz doğal olarak.
Yazılanlardan bir kısmına bakalım.
üst kultur, folk
kultur , populer kultur ucleminde ust kulturun temsilcisi,
lokomotifi. / kitapların hasından, müziklerin hislisinden, damak
zevkinin en iyisinden anladıklarını her fırsatta belirten ve
hedonist yasam sergileyen zümre / kısacası "aydın" demek... / tam
anlamı ''aydınlar takımı''dır... / entellerin efendileri...
Burada yazılanları
çok da resmi tanım kabul etmemekle yapılan tariflerden biraz hem
elit hem aydın olanları çıkarmak mümkün. Yani kendini yetiştirmiş
bir işçi önderi, bir halk aydını değil de toplumsal konumuyla, yaşam
kalitesiyle de elit bir kesimi çıkarabiliyoruz. Ama bir başka
kaynağa göre entelijansiya 19.yy Rusya'sında devrime öykünen
entelektüellerin tümüne verilen isim imiş.
Biraz daha
arandığımızda ise İslamcı bir kaynakta rastlıyoruz "entelijansiya"
kelimesine. Üstelik de bu Risale Yayınlarının Sosyal Bilimler
Ansiklopedisi. Bu Sosyal Bilimler Ansiklopedisi tam 4 ciltlik detaylı
bir ansiklopediymiş. İşte bu çok kapsamlı İslamcı ansiklopedi uzun
bir yer verdiği Aydınlar sayfasının başında aynen şu şekilde
kullanmış AYDINLAR (ENTELİJANSİYA) Başlıkta parantez içinde
kullanılan bu entelijansiya bir anlamda aydınlar eşittir
entelijansiya anlamı
taşıyor ve doğal olarak da tüm aydınları kastettiği çıkarılabiliyor.
Acaba Zaman gazetesi de islamcı düşüncenin yayını olduğuna göre bu
tanımı mı esas alsak? Yani zaman gazetesinin yorumunda tüm aydınlar
sindirilmesi gereken hedef olarak gösterilmiş olabilir mi? Pek
ihtimal vermiyorum zira bu kadar geniş bir cephenin, İstanbul'un
veya ülkenin tüm aydınlarını karşısında görmezdi sanırım. Cümlede
yerine koyarsak...
"Tayyip
Erdoğan'ın, azınlıkta olsalar da, fevkalade etkin, nüfuzlu ve
kudretli İstanbul aydınlarını, siyaseten karşısında olmalarına
rağmen pasifize etme başarısını...
Nice diktatörlerin zulümlerle
alt edemediği aydınları Tayyip Erdoğan bir tek Şenol Demiröz'le
pasifize etmiş olamazdı herhalde. Kaldı ki her aydın solcu demek de
değildir çeşitli kaynaklarda milliyetçi , islamcı entelijiyansiya
yada aydınlardan da söz edilmektedir. Örneğin Zaman gazetesi yazarı,
Kültür Üniversitesi Profesörü İskender Pala aydın değildir
denilebilir mi? Elbette kendi uzmanlık alanında aydındır.
Enteljansiya karşıtı Zaman gazetesi içerisinde bir
entelijiyansiyadır. (Zaten bu nedenle olsa gerek İstanbul'un Kültür
Sanat Daire başkanı yapılmıştır ama bildiğimiz yaptığı iki somut
işten birisi halen geniş bir kadroyla İBŞT'de sahnelenen Leyla ile
Mecnun" Müzikalini yazmak diğeri de İstanbul'un lalelerle
donatılması parlak fikrinin fikir babası olmak)
Bu konu dışına bir
hayli saptığımız ama aslında zaman zaman kafamızda oluşacak soru
işaretlerini de giderecek entelijiyansa konusundan artık biraz ana
konumuza dönelim.
Sonuç olarak
diyebiliriz ki "aydın" bir genel kavramdır ve her görüşün yada her
bir bilim dalının aydını vardır. Ayrıca her bir görüşün içinde elit
olanlar da elit olmayanlar da vardır, söz ve karar sahibi olanlar
vardır, olamayanlar vardır. Doğal olarak zaman gazetesinin pasifize
edilmeleri gereken unsurlar olarak gördüğü kudret sahibi aydınlar
islamcı düşüncenin karşısında olan kesimlerdir ki bu da yine doğal
olarak sol düşüncedekilere düşmektedir. Ve yine doğal olarak
yıllardır Şair, yazar, yönetmen , derneklerde aktif üye, yönetici
olarak yer almış (bu anlamda kudret-etki sahibi) Orhan Alkaya
değilse kimdir? Evet ondan daha radikal sol düşüncede olanlar
elbette vardır ama kentin kültür sanat politikasında, kentin
tiyatrosunda söz sahibi falan değildirler. Açık ve net şekilde
diyebiliriz ki zaman gazetesi, İstanbul belediyesi ve Recep Tayyip
iktidarına göre burada işaret edilen pasifize edilmesi gereken
entelijansiya bir anlamda Orhan Alkaya'nın ta kendisidir. O halde
Kadir Topbaş görüşü zaten Orhan Alkaya'nın karşısında değildi ki
neden onu atamamış olmasın diyemeyiz ve Sevgili Can Doğan her ne
kadar neden Orhan Alkaya olmasın ki diye sorsa da biz şimdi bir kez
daha aynı soruyu sormak zorundayız. Neden Orhan Alkaya bu makama
oturtulmuştur?
 |
"Tayyip
Erdoğan'ın, azınlıkta olsalar da, fevkalade etkin, nüfuzlu ve
kudretli İstanbul entelijansiyasını,
(Orhan Alkaya'yı da) siyaseten karşısında olmalarına
rağmen pasifize etme başarısını göstermesinde, Kültür İşleri Daire
Başkanlığı'nın ve elbette Daire Başkanı Şenol Demiröz'ün payı
vardır." |
|
|
Sevgili Can Doğan'a
ara sıra atıfta bulunmaktayım satır aralarında. Belki bu uzun yazı
ilerde okunur da Can Doğan'a neden atıflar olduğuna anlam
verilemezse diye düşünerek çok kısaca not düşeyim. Sitemiz'de bu
hafta yer alan Orhan Aydın yazısında Orhan Alkaya'ya yönelik sert
bir eleştiri vardı. Sevgili Can sitemizde işte bu eleştiriye bir
yanıt yazdı. Her ne kadar bu yanıt bana değil de Orhan Aydın'a
yazılmış olsa da Can Doğan'ın cevabı tipik bir ortada duran adamın
hayata olumlu bakalım arkadaşlar, ille de her şeyde bir bit yeniği
aramayalım yaklaşımını yansıtıyor ve kendi sözleriyle "sanat siyaset
üstüdür" deyip sanat siyaset ilişkisinden bir ulvi cümleyle
sıyrılabilme amacını yansıtıyordu. Oysa bu koca bir yalandı.
İnsanlar, sanat ve siyaset var oldu olalı bu iki sözcük hiç biri
diğerinin üstünde değil iç içe yada taban tabana karşı karşıya
olmuşlardı. Sonuçta sanat bir düşüncenin dışa vurumu, bir düşüncenin
insana yansıması ve doğal olarak o düşüncenin propagandisti diğer
pek çok düşüncenin de doğal olarak karşıtı değil midir? Düşüncelerin
yansıması ve propagandası olan sanatın yine düşüncelerin
siyasallaşması olan güçle karşı karşıya yada iç içe olması kadar
doğal ne olabilir? Bilim evet siyaset üstüdür diyebiliriz. İki kere
iki her ideolojide gerçekliktir ve hiç bir ideolojinin gücü bunu
değiştiremez ama sanat bir bilim değil yaşama dair önermelerdir. En
içi boş roman, en içi boş film, en içi boş oyun dahi bir siyasetin
yansıması değil midir? (etliye sütlüye karışma koyun ol güdül
siyasetinin, yani mevcut sistemin sürdürülmesine göz yum
siyasetinin) O halde ne zaman gazetesi, ne Recep Tayyip Erdoğan Can
Doğan gibi düşünmüyordu ki Recep Tayyip Erdoğan Kültür İşleri Daire
başkanı aracılığıyla bu kültür işleri kapsamındaki bir kesimden
kurtulmak istiyordu. Ve işte yukarıda uzun uzun açıkladık ki Orhan
Alkaya da tam da bu kurtulunması gerekilen entelijansiya'dan
biriydi. Şimdi anladın mı sevgili Can Doğan neden Orhan Alkaya'nın
bu iktidarın atamasıyla Genel Sanat yönetmeni olması akla mantığa
aykırıdır? Hangi görüş karşıtını kanatlarının altına alır yada
kanatlarının altında büyüyüp gelişip serpilmesine izin verir? Yada
hangi diğer bir görüş karşıtının kanatlarının altına girmeyi kabul
eder? Karşıtının kanatlarının altında ufalanıp yok edilmeyi kabul
eder?
İŞTE GALİBA ŞİMDİ BAM
TELİNE GELDİK KONUNUN...
Yukarıda kavramları
irdelemeyi biraz uzun tuttum belki ama meselenin bam telinin
yakıcılığını hissettirmek için gerekiyordu da.
Uzlaşamayacak gibi
görünen iki karşıt gücün ateşkes yapmasını belli zaman ve zeminlerde
uygun görebiliriz. Faşist Almanya ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
de anlaşma imzalayabilmişti. Ama sözü edilen durum ateşkes değil
karşıtıyla işbirliği durumudur. O halde yeniden permütasyonumuza
dönelim ve elimizde kalan şıkları sıralayalım
a) Bu iki karşıt
güçlerden birinin komutanlarından biri karşı tarafa geçmiştir (yani
kendini satmıştır)
b) Bu iki karşıt
güç (karşıt düşünce) artık karşıt değildir
c) Karşıtlardan
biri yada her ikisi de bir taktik oyununa girmiştir
d) Bu iki gücün de
karşıt olduğu daha büyük bir tehlike belirmiştir ve bu geçici
ittifak sağlanmıştır
e) Aklıma gelirse
yazacağım veya sizin aklınıza gelen yada bir türlü hiç birimizin
akıl edemediği etken.
Şimdi geriye kalan
bu şıkları incelemeye başlayabiliriz.. Hala okuyanlarla tabi..
KARŞIT GÖRÜŞLER NE
ŞARTLARDA VE NEREYE DEK UYUMLU OLABİLİR?
Elimizde kesin
veriler olmaması ne acı. Olasılıkları tek tek incelemek zorunda
kalıyoruz. Eğer Belediye bir basın bildirisi yayınlayıp Nurullah
Tuncer'i şu nedenle görevden aldık ve şu şu etkenlerden dolayı Şehir
Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliğine Orhan Alkaya'yı getirdik
deseydi ; Yada Orhan Alkaya'ya röportaj yapanlardan birisi de
"kardeşim sizin dünya görüşleriniz sanattan beklentileriniz ayrı
nasıl birlikte çalışabileceksiniz?" diye sorsaydı işimiz belki daha
kolaylaşabilirdi.
Elbette ki karşıt
görüşün yönetimi altında çalışılmak zorunda kalınabilir bir eleman
olarak. Ve bu bir anlamda zaten emeğimizi, yaşamımızın bir kısmını
satmaktır. Satılık olmaksa aslında hepimiz bu anlamda satılmışızdır
aslında. Kapitalist bir sistem altında sosyalist bir bireysel yaşam
sürülebilir mi? Bir işçiysek bir sermayedarın biraz daha kazanması
için satmaz mıyız emeğimizi? Bir öğretmensek sistemin yada
sermayenin emrine girip ona hizmet edecek elemanlar hazırlamak için
değil midir yaptığımız? Kendi adına çalışan bir bakkalsak küçük bir
kar için sermayedarların ürünlerini tüketiciyle buluşturan
değil miyiz? Çok istisna meslekler ve çok istisna kişiler dışında
bir sermayedara, kurulu devlete yada sisteme hizmet etmeden yaşamak,
ömrümüzün bir kısmını ücret mukabili satmak ve ücretli köleliği
sürdürmek zorunda değil miyiz?
Ama söz konusu olan
bir fabrikada işçilik yada bir oyunda oyunculuk, yönetmenlik
değildir. Sonuçta Belediye başkanı AKP'de olsa CHP'de olsa Orhan
Alkaya çıkıp (sansürlenmedikçe, yasaklanmadıkça) "Hadi Öldürsene
Canikom"u yönetip oynayabilir. Ama söz konusu olan bir oyun yönetmek
yada bir oyunda oyunculuk yapmak değil yönetsel konumda işbirliği
içinde çalışmaksa işte o zaman durum değişiyor. Çünkü belediye
tarafından atanmış olmak aynı zamanda belediyeyi temsil makamında
bulunmak demektir. Orhan Alkaya bu durumda Belediye Başkanının
İBŞT'deki temsilcisi değil midir? (çünkü Özerklik falan yok İBŞT'de)
Orhan Alkaya
İŞTİSAN'lı olarak karşı çıktığı belediye tasarruflarına belediyenin
atadığı yani belediyeyi temsil makamında da karşı çıkabilecek midir?
Belediye biz burayı müdürlüğe dönüştürüyoruz, Harbiye sahnesini
yıkıyoruz dediğinde belki karşı çıkıp ikna etmeye çabalayacak ama
diyelim ki ikna edemediği benzer konular çıktığında "Peki ben buna
karşıyım ama G.S. Yönetmeni olarak karşı bir direniş örgütlemem de
doğru olmaz ben sessiz kalayım ne sizden, ne onlardan yana olayım"
mı diyecektir? Ve Orhan Alkaya'yı AKP'li Sosyal demokrat Kültür
Bakanı Ertuğrul Günay gibi tiyatro-opera salonlarında zemzem suyu
içerken görecek miyiz?
ACABA HERKES DEĞİŞİYOR
MU? YADA HERKES TAKİYE Mİ YAPIYOR?
Mutlaka değişiyoruz.
12 Eylül öncesinin bir AK-GENÇ (Akıncı Gençlik Derneği üyesi) AK
Partiyi kurup başbakan olup sahte de olsa Atatürk mozolesi önünde
saygı duruşunda bulunuyor, aynı AK-GENÇ (Akıncı Gençlik Derneğinin)
bir kolu İBDA-C (İslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi) kurup bir
bayram töreninde uçakla anıtkabire dalış yapmayı planlayabiliyor.
Aynı kökten aynı siyasal uzantıdan gelen Ak-Genç'ten AkPartiye yada
Ak-Genç'ten İBDA-C'ye az değişim değildir.
Öte yandan
Marksist-Leninist silahlı örgütlerden özel üniversitelere hocalığa
varan bir yaşamın iki ucu arasında büyük bir değişim olduğu da bir
gerçektir. (ki o dönemler eğitimde özelleşme en şiddetli tepki
duyulacak alanların başında gelirdi) Bu anlamda örneğin herkesin
öldüğü çarpışmadan hayatını zor kurtarmış bir Ertuğrul Kürkçü'nün
yaşamı enteresan bir film senaryosu olsa gerek.
Ve yine bugün artık
bazılarınca yerli Soros olarak da anılan Osman Kavala sermayesinin
eklemlendiği dile getirilen Birgün gazetesinin herhangi bir köşe
yazarının, İbrahim Kaypakkaya ile aynı yere bastığı söylenebilir mi?
Acaba bugün solcularımız AKP ile uzlaşıp tiyatroyu düzeltebileceğini
düşünebiliyorlar da İbrahim Kaypakkaya istese Demirel hükümetlerinde
bir makam bulamaz mıydı kendine? O günlerde üniversite mezunlarının
çok daha kıymetli olduğu düşünülürse isteseydi Deniz'ler, Mahir'ler,
Kaypakkaya'lar dişini sıkıp diplomalarını paraya ve makama
çeviremezler miydi?
Yada tersten
bakarsak Baskın Oran ne kadar benziyor İbrahim Kaypakkaya'ya?.. 17
yaşında idam sehpasına çıkarılıp asılan TDKP'li Erdal Eren
ölenlerden değil kalanlardan olsaydı romantik bir şair yada Şehir
Tiyatrolarında bir aktör, yönetmen olur muydu? Ya Nazım Hikmet
televizyonlara dizi yazar mıydı?
Galiba değişmemek
için ölmek gerek...
Yada bir kez daha
tersinden bakarak Orhan Alkaya'nın şehir tiyatrolarında çalışırken
Mahir Çayan olmasını mı bekliyoruz?
Elbette hayır hiç
birimiz bunu beklemiyoruz bu kesin. Tayyip Erdoğan'ın da İBDA-C yi
tercih etmiş arkadaşlarına kürsüden el sallamasını bekleyen yoktur
sanırım. Ama birileri devletin makamlarına oturduğu halde Hrant
Dink'in katiliyle fotoğrafa poz verirken, birileri (Kadir Topbaş'ın
belediyesi) Sivas katliamının sorumlularından -ve aranan-
birine İstanbul metrosunda iş verirken, ötekilerde bu gizliden ben
değişmedim makamımla seninleyim mesajlarını görürken berikilerin
geçmişlerindeki görüşlerini tamamen silip onların televizyonunda
basit pis propaganda dizilerinde oynayıp , onların inayetiyle onları
temsilen makamlara oturması var ya... işte bu koyuyor adama.
Akparti değişmiş
olabilir mi sorusunu yanıtladık bir anlamda. Elbette değişti fakat
yeniden yapılandırılan ve ılımlı islam modeline gün be gün
yaklaştırılan Türkiye'de kültür sanat politikasını şekillendirmekten
asla vaz geçmeyecekleri bir gerçektir hele ki yeniden Türban'ın
gündeme çıkarıldığı şu günlerde.
Peki Orhan Alkaya
değişti mi? Elbette İBŞT Genel Sanat Yönetmeni makamına sosyalist
biri başlığını atarken bu makama Deniz Gezmiş, Mahir Çayan oturuyor
demedik bunu da kimse diyemez de Orhan Alkaya'dan bekleyemez de.
Fakat Orhan Alkaya elbette AKP'li de olmuş demek değildir bu ve asla
olacağını da aklımıza şaka olarak dahi getiremeyiz de. O halde
içlerinden biri değişti öteki oldu gibi bir varsayım da nafile bir
varsayımdır. Ne (her birimizin kendini sattığından daha fazla) bir
satış söz konusudur ne de bir ötekinden olma.
KARŞIT GÜÇLERİN ORTAK
DÜŞMANA KARŞI İTTİFAKI MI?
Tarih zaman zaman
karşıt güçleri de ittifaka götürmüştür. Örneğin şimdi güçlü bir
faşist iktidar tehlikesi olsaydı sanırım sol ille de seçecekse
faşist değil dinsel temelden geleni seçerdi. Bir dönem İran'da Şaha
karşı Marksistler'in Humeynicilerle omuz omuza çarpıştığı gibi. 80
sonrası bir dönem Türkiye'de de islamcı, devrimci ortak
eylemlilikleri de olmadı değil. Hatta şimdi dahi en son Boğaziçi
üniversitesinde sol düşüncedekilerle islamcılar birlikte
etkinlikler yapabiliyor. Ama ortada belirgin ve güçlü bir düşman
olmadığına göre Şehir Tiyatrolarının Genel Sanat Yönetmenliğindeki
bir sol düşüncedeki kişiyle AKP'li belediye başkanının kollektif
çalışmasını Şah dönemi İranı'na benzetmek çok uçta bir örnekleme
olurdu.
Peki nedir olan
biten?
İkinci bölümün başında (Sivas'ta insan yakan kişiyi koruyup iş veren
AKP'li bir belediyenin) başkanının sosyalist Orhan Alkaya'yı
bir belediye kuruluşunun başına getirmesinin nedeni şudur diye
kesin bir yanıt veremeyeceğimizi belirtmiştim. Ama bu benim tahmin
yürütemeyeceğim anlamına gelmez.
Tahminimize geçmeden
bazı verileri alt alta koyalım :
AKP tiyatro
alanındaki emellerini 14 yıldır göstermiştir
Buna karşı hayal
ettiğimiz ölçülerde olmasa da sürekli bir karşı duruş gelişmiştir
Bu muhalif hareket
giderek tırmanmıştır içerisine sivil toplum kuruluşlarını, liseli
üniversiteli gençleri, siyasal örgütleri ve partileri de katarak
artmıştır. Daha da tırmanacağı açıktır.
Genel seçimde çok
büyük bir başarı yakalayan ve bunu kaybetmeden belediyeleri de
yeniden artırarak garantilemek isteyen Recep Tayyip Erdoğan
belediyelere erken seçim startını vermiş ve yapabileceğiniz en
verimli çalışmaları yapın talimatını açıklamıştır
Zaman gazetesinin
aralara sıklıkla serpiştirdiğimiz yaklaşımından AKP iktidarının ve
İstanbul belediyesinin (...azınlıkta
olsalar da, fevkalade etkin, nüfuzlu ve kudretli İstanbul
entelijansiyasını...) sayıca binleri sokağa dökemeseler de
nüfuzlu, etkin ve kudertli bu güçten çekindikleri bir gerçektir.
Kısaca henüz bu kavga
bitmemiş sanat cephesi teslim alınamamış, AKP'ye karşı neredeyse hiç
bir kitlesel eylem, bir muhalif hareket, bir karşı duruş görülmeyen
bu dönemde neredeyse tek karşı muhalif hareket tiyatro cephesinden
gelmekte ve giderek yükselmektedir. Atatürk Kültür Merkezi sırf
adından dolayı büyük bir kesimin sahiplenmesine sebep olabilecektir,
sembolleşmiş Harbiye binasının yıkımı dikkatleri çekmiştir. Nüfuzlu
sanatçı kesiminin açtığı karşı cephe medyaya basına yansımaktadır
(Sayıca daha fazla Yörsan işçilerinin eylemi yansımaz örneğin, çünkü
onlar yoğurt üretiyor)
İşte erken seçim
startı verildiği bu dönemde;
Tiyatromuz yok edilmek isteniyor, AKP
hükümetinin gerici yüzünü görün, sanat kurumlarına saldırıyor
yıkıyor tarzında çıkış yapacak ve seçim atmosferinde tırmanacak bir
muhalif hareket istanbul gibi riskli bir bölgede AKP ye toplanmış
merkez oylardan büyük bir kopuşa neden olabilecektir. Ve AKP merkez
oylardan gelen potansiyel olmadan sadece kendi kararlı seçmeniyle
seçim kazanıp kazanamayacağından emin değildir.
O halde şu an hiç
bir risk göze alınamaz, en ufak bir olumsuz sese tahammül
gösterilemez.
O halde seçim
dönemi bazı tavizlerle durum kurtarılabilir.
AKM nin yıkım kararı
durdurulur,
Yıkım için neredeyse dozerler geldi gelecek diye
beklenen Harbiye bir ay kapalı tutulmuşken birden yeniden açılır,
ve
o güne dek muhalif kanadın sesi olarak görülen, şehir tiyatrolarına
sürekli öneriler üreten kesimin temsilcisi Orhan Alkaya şehir
Tiyatrolarının Genel Sanat Yönetmenliğine getirilir.
Hadi şimdi yapın
bakalım eylem!
Ne diye eylem yapabileceğiz biz şimdi? Harbiye
yıkılacak desek yerinde duruyor oyunlar sahneleniyor. AKM yerinde
duruyor. Sahnelerde Aziz Nesin oyunu var, Nazım Hikmet oyunu var.
Türkiye'nin en büyük sanat kurumu İstanbul Şehir Tiyatrolarının
başına solcu birini
Orhan Alkaya'yı getirdiler ve böylece partizan olmadıklarını tiyatro
ve sanat uğruna yararlı olacağına inanırlarsa, gerekirse bir
sosyalisti bile getirebileceklerini ispatladılar... Orhan Alkaya
katma bütçe yeniden konulabilir diyor.
Arkadaşlar size soruyorum şimdi
biz eylem yapabilir miyiz?
Biz yaparız ama
kitleselleştirebilmek için elimizde koz bıraktılar mı? Kimi hangi
sebebe dayandırıp nasıl çıkarabilirsiniz tiyatro için sokağa?
Bitti.
Bir tek manevrayla
bitti gitti...
Şimdi Can Doğan'ın e
şart mı canım eylem yapmak? Daha ne istiyorsunuz ki işte istenen her
şey barışçıl bir şekilde oldu daha ne? ne yani şimdi de sorun yok
eylem yapamıyoruz diye mi üzüleceksiniz? dediğini duyar gibiyim.
Taaa yukarıdan beri sayıp döktüğümüz 14 yıldır süren düşmanca tavrı,
sinsice planları bilmeseydim ben dahi inanırdım buna ve yarın başkan
Kadir Topbaş'a bir buket çiçek gönderirdim.
Orhan Alkaya ister 6 aydır görüşüp pazarlık yapsın, ister 1 yıldır..
İster biz kesin sözler aldık diye emin olsun ister başkana yazılı
sözleşme imzalatsın. Bu düpedüz seçim öncesi manevrasıdır ve Orhan Alkaya kullanılmaktadır.
Şimdi bundan sonraki olasılıkları da
düşünelim.
Orhan Alkaya 6 ayda, 1 yılda şehir tiyatrolarında devrim yapamaz,
özerliğe geçemez, katma bütçeyi yeniden koyduramaz, Harbiye bir daha
asla yıkılamasın diye çelik konstrüksiyonla kaplatamaz.. Zaten idari
yapılanmaya ilişkin fazla da söylencesi yok repertuarı öne çıkarıyor
söyleşilerinde.
Seçim olur geçer gider.
Muhtemelen AKP yeniden
belediye başkanlığını alır. Bu arada Nurullah Tuncer'in de mahkemesi
sonuçlanır ve bir öncekiyle şartlar aynı olduğu için aynen döner
makamına geçer. Kadir Topbaş kusura bakma ben ne yapabilirim
bağımsız yargı benim de elimi bağlıyor der Orhan Alkaya ile
tokalaşır, Orhan Alkaya emekli olur ayrılır.
Oldu ki belediye haklı
işten çıkarma gerekçeleri gösterdi Nurullah Tuncer mahkeme kararıyla
dönemedi, olsun bu AKP'nin ilk takiyesi değildir seçim sonrası
başkan aynı başkan olsa bile yeni bir dönemdir önceki verilmiş
sözler bağlayıcı değildir Orhan Alkaya'ya teşekkür edilir ve
isteklere uygun yeni bir kişi atanır, yıkım kararları uygulamaya
konur. Belediye'de vasıfsız işçi olarak çalıştırılmaya başlanılan
Tiyatro bölümü mezunu personel park ve bahçeler yada temizlik
işlerine kaydırılarak istifaya zorlanır.
5018 sayılı yasa bahane
gösterilerek İBŞT giderek Kültür AŞ'nin yolladığı taşeron
oyuncularla ramazan eğlenceleri yada İstanbul Kültür İşleri Daire
Başkanı İskender Pala'nın yeni yazacağı oyunları sahnelemeye
doğru gider. Seçim bitmiştir artık uzunca bir dönem ne İstanbul
entelijasyonu ne başka bir güç başkanı indiremez dileyen eylemini
dilediği kadar yapıp tatmin olabilir.
Bekleyelim görelim....
Zaten bu aşamada başka ne yapabiliriz ki?
 |
Not 1
:
Bu resmi çektiğim gün
biz neden İzmit'teydik? Bir kaç yıl
önce yapılan İzmit eyleminde Orhan Alkaya katılmış mıydı emin
değilim yazmıştım. Katıldığını öğrendim. Bu fotoğraf karesinde
görülen Sayın Macit Koper ve çok sevgili arkadaşım, dostum
Suha Volkan Sağırosmanoğlu İstanbul Şehir Tiyatroları Genel
Sanat Yönetmeni yardımcılığına, Orhan Alkaya ise Genel
Sanat Yönetmenliğine getirilmiştir. Hayırlı uğurlu olsun diyor
ve soruyorum. Değerli arkadaşlar, Bu resmin çekildiği gün biz
neden İzmit'teydik? AKP'li |
|
bir belediye
Şehir Tiyatrolarının Genel Sanat Yönetmeni'ni görevden aldı
yerine başka birisini atadı diye.
Peki bugün İstanbul'da
yaşanan nedir? AKP'li bir belediye bir genel sanat yönetmenini
görevden aldı ve bir başkasını (sizi) atadı.
Bir belediye
başkanının gerek İzmit'te gerek İstanbul'da buna yetkisi var
mı? Evet yasal yollardan yaptıkça var. Peki biz neden eylem
yapmıştık? AKP'li belediyeye olan güvensizliğimiz ve bu
müdahaleyi, bu müdahale öncesi,sonrası yaşanmış yada yaşanacak
politik manevralara karşı durmak ve "siyasetçi elini sanatın
üzerinden çek" demek için. Sanıyorum zaman sizi karşısında
eylem yaptığınız AKP ile bir protokol yapabilme ve anlaşma
zeminine getirmiş, umarım haklı çıkarsınız ama ben hala AKP'li bir belediyeye
güvensizliğe devam ediyor ve yeni bir politik manevrayla karşı
karşıya olmamayı diliyorum. |
|
| Not 2
:
İBŞT'DEN BANA YAPILMIŞ BİR İŞ TEKLİFİNE DAİR AÇIKLAMAMDIR :
Bazı olaylar ve konular yaşayan kişi tarafından değil de başka
kişiler tarafından açıklandığı zaman ortada sanki şaibeli bir
durum varmış görüntüsü verebilmektedir. Bu nedenle kendimle
ilgili bir durumu ilk kez kamuoyuyla paylaşıyorum.
Şehir
Tiyatrolarında hiç çalışmadım, oradan bugüne dek maaş almadım,
hiç bir akrabam dolaylı yada direkt tiyatrodan para kazanmadı,
bu kurumlarda çalışmadı. Bu nedenle de her zaman rahatça
muhalif kalabildim. Nurullah Tuncer'in göreve geldiği dönem
yaptığımız muhalefet oldukça sert ve kararlı bir muhalefetti.
Fakat Nurullah Tuncer ikinci kez göreve geldiğinde bazı ortak
dostlarımıza bana çok kızdığını çok öfkelendiğini ama
söylediklerimde haklı çıktığım noktalar olduğunu,
eleştirilerimin kurumu düşünen ve aslında yapıcı olduğunu dile
getirerek, öte yandan tiyatro yayıncılığımdaki titizliğimi
dikkate alıp şehir tiyatrolarının böylesi bir tanıtım
çalışmasına ihtiyacı olduğunu vurgulayarak bana önce dolaylı
yoldan sonra direkt kendisi iş teklifinde bulunmuştur
Bulunulan iş teklifi İstanbul Şehir Tiyatroları Basın
Bürosunda şehir tiyatrolarının basın-yayın-tanıtımında yetkili
bir şekilde görev almamdır. Bu gayet açık ve medenice yapılmış
bir iş teklifidir ve benim de gerek dolaylı yoldan gelen
tekliflerde, gerek daveti üzerine yüz yüze görüşmemde yanıtım
hep aynı olmuştur. "Bu benim için onurdur, yaşı Türkiye
Cumhuriyetinden eski bir sanat kurumunun tanıtımından sorumlu
olmak onurdur, ve geçmişte uzun yıllar basında çalışmış olsam
da son 10 yıldır (ve halen) bir kurumda teknisyen sıfatı ile
işçi statüsünde çalıştığım düşünülürse teklif edilen
görev de ayrıca bir gurur vesilesidir. Fakat kabul etmeyi
düşünmüyorum. Hem Şehir Tiyatrolarında çalışmayı
düşünmüyorum, hem çalıştığım kurumdan memnunum ve
çalıştığım kurumda bir hayli yatırım yaptırdığım için bu
kurumu yüzüstü bırakıp ayrılmanın etik olmayacağını
düşünüyorum. cevabını verdim.
Yani kısaca
bana yapılan iş teklifi ne bir yolsuzluk,
ne bir kayırmacadır yasal statüde bir görevin yasal bir
şekilde teklif edilmesi ve benim de kabul etmememden
ibarettir. Ayrıca ne bu tekliften önce ne sonra gerektiğinde
yayıncı olarak muhalefetten vaz geçmiş olmadığım, bu tekliften
hemen sonra geçen yıl tickettürk konusuyla, ve daha geçtiğimiz
haftalarda ihaleyle sanatçı konusunda ve benzer bazı konularda
muhalif tavrımın değişmediği görülmüş olsa gerek.
Not 3:
Bu yazı
boyunca gelen genelde olumlu, istisna olarak olumsuz tüm tepkilere
teşekkür ediyorum. Yazım Kurum dışından görülenlere, duyulanlara
göre yazılmıştır mutlaka hatalar olabilecektir bu yazım
üzerine gelecek görüş, düzeltme, eleştiriler sitemizde yer
alacaktır. Ayrıca bu değişimi kaynama sebebi ve birikmiş
intikam duygularının kusulmasına vesile yapmak isteyenlere
prim vermeden ama gelen olumsuzlukları da bu kurumu
vergileriyle besleyen kamuoyunun bilgilenme hakkı olarak
mutlaka yayınlayacağız. |
Son Söz :
8 yıl önce tiyatro
dünyasından bir tek kişi tanımıyordum. Şimdi tanıyorum. Şu an
İstanbul'umuzun şehir tiyatrolarının başında tanıdık bildik ve
şahıslarına güvendiğimiz dostlarımız görevlerdedir. Olaya kuşku
duyarak (AKP'den dolayı) baksak da yüreğimiz gelişmelerin tiyatro
çalışanlarından, tiyatro emekçilerinden ve halkımızın yararına
olmasından yanadır. Tiyatrom olarak görevde dostlarımız bulunsa da
bize düşen oyunlarını olabildiğince tanıtmak, gerektiği zaman
uygulamalarına eleştiri getirmek, muhalefet etmektir. Sizi
eleştireceğim için şimdiden üzgünüm diyorum.
Sabrınız için teşekkür
ediyorum
A.Ertuğrul Timur |