www.tiyatrom.com

A.Ertuğrul Timur aetimur@gmail.com

SUNUŞ

Orhan Alkaya ile ilk olarak üç yıl kadar önce "Hadi Öldürsene Canikom" adlı oyunu yönettiği dönemde bu oyunun provalarında tanışmıştık.

Sonra benim Tiyatro Dergisi Yayın Kurulu üyeliğine katılmamla yayın kurulu toplantılarında bir araya gelmeye başladık, bir kaç kez de toplantı bitimi uzun sohbet ortamlarında bir arada bulunduk. Gerek Orhan Alkaya gerek Ahmet Levendoğlu, Ali Taygun, Üstün Akmen, Nihal Kuyumcu gibi diğer yayın kurulu üyeleri ile bir arada bulunmak benim gibi tiyatroya sonradan ve kenarından bulaşmış birisi için birikim devşirebileceğim bir alan oldu, öğretici oldu. Fakat Orhan Alkaya'nın bir süre sonra Şehir Tiyatroları yönetim kuruluna seçilmiş üye olarak girmesi ve etik olmayacağı düşüncesiyle bu görev süresinde dergi yayın kurulundan ayrılması ile ortak zemin paylaşımımız kısa sürdü.

Orhan Alkaya benden önce başladığı yaşamı ile, benden dolu özgeçmişi ile, ve elbette tiyatroyla dolu geçmiş yaşamı ile saygı duyacağım bir isimdir, bir çok konuda paralel düşündüğümüze inandığım bir isimdir. Eğer kişiliği yada tiyatrodaki yeterliliği açısından bakarsak Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği için de en az öncekiler kadar hatta bir çoğundan daha yeterli ve doğru bir isimdir diyebilirim. Ama konuyu sırf Orhan Alkaya'nın kişiliğinden ve tiyatrodaki yeterliliğinden ibaret ele almayacağım bu uzun yazının sonunda bunun tersini savunacak ve hayır Orhan Alkaya'nın bugün o koltuğa oturmuş olması bir tarihi hatadır görüşümü dile getirip muhalif olarak tetikte olacağımı da ilan edeceğimden emin olabilirsiniz.

Ne onunla tanışıklığımız, ne ona duyduğum saygı ne de bu görev için uygun bir isim olması benim konuyu farklı sorgulamama bu dönemde bu iktidar-tiyatro ilişkileri zinciri içerisinde görevi kabul edişini sorgulama konusu edinmeme engel değildir kuşkusuz.

 

***

BU KONUYLA İLİŞKİLİ DİĞER BÖLÜMLERİMİZ

 

 TİYATRO-İKTİDAR İLİŞKİLERİNDE SON 14 YIL

Recep Tayyip Erdoğan 14 Yıl önce İstanbul Belediye başkanı olarak ilk kez iktidarı tadıyordu ve ilk açıklamalarından biri Tiyatro'ya ilişkin emellerini içeriyordu...

Hemen yapılan atamalarla AlbarakaTürk, Yeni Şafak ve Zaman'dan birer kişi şehir tiyatrolarına yerleştiriliyordu

AKP iktidarlarının Tiyatro üzerinde oynadığı oyunları, uygulamaları  Editörümüz Ertuğrul Timur tiyatrom arşivinden tek tek belgeledi ve bütün bunların ardından Neden Orhan Alkaya sorusuna yanıt aradı

Tiyatro İktidar ilişkilerinde son 14 yıl okuyunuz

 

BELEDİYE'DE VASIFSIZ İŞÇİ YAPILAN SANATÇILARI İSİM İSİM YAYINLIYORUZ

İstanbul Belediyesinin sanatçıya bakışını gösteren bir örnek daha. Konservatuar yada ilgili bölüm mezunu çok sayıda sanatçıyı  vasıfsız işçi yaptılar.

Kenan Işık bakan müsteşarı, başkan danışmanı ama yönettiği oyunun oyuncuları vasıfsız işçi! İşte AKP Adaleti!

Sanatçılar huzursuz. Daha önce ülkemizde örneğini gördüğümüz şekilde Vasıfsız İşçi kadrosunda görünüyor olmalarından dolayı her an temizlik işçiliğine, yada park bahçeler müdürlüğüne göreve gönderilip istifaya zorlanabilirler.

  Şehir Tiyatroları Sanatçıları Belediye'de Vasıfsız işçi kadrosuna geçirildi. Okuyunuz

 

ŞEHİR TİYATROSUNDA TORPİL

SANATÇILAR YILLARCA KADRO BEKLEYİP ALAMAZKEN, ÖZELLİKLE MEKTEPSİZ OLANLAR HİÇ BİRİ KADROYA GEÇEMEZKEN

BÜLENT ARINÇ'IN MEKTEPSİZ TİYATROCU ARKADAŞI İBŞT'YE GİRER GİRMEZ BİR YILI DOLMADAN KADROYA ALINDI!

Kadir Topbaş'ın verdiği yemekte sanatçılar uygulanan çifte standarda ilişkin bir mektupla başkanı uyarmıştı. Onlarca sanatçı yıllardır kadro beklerken Osman Gidişoğlu isimli sanatçı daha bir yılını bile doldurmadan kadroya alınıvermişti.

İŞTE BÜLENT ARINÇ'IN OKUL ARKADAŞINA ŞEHİR TİYATROLARINDA YAPILAN TORPİL VE SANATÇILARIN BAŞKAN'A MEKTUBU

 

BAŞKANIN SALON AÇTIK ŞOVUNA CEVABIMIZDIR!

Belediye Başkanı Kadir Topbaş İskender Pala, Kenan Işık, İbrahim Tatlıses Destekli şovunda Dünyaya tiyatroyla, eve metroyla gidilecek bir İstanbul dan söz ederek tiyatro düşmanı olmadığını açtığı salonlarla ispatlamaya çalıştı.

Hizmeti yerinde gör adıyla (Sinan Çetin, İbrahim Tatlıses gibi) medyatik isimleri koluna takıp geziyor başkan. Oysa biz zaten hizmetleri tam da yerinde görüyorduk. Hangi salon ne amaçla kullanılıyor??

İşte başkana yanıtımız İşte gerçekler!

 

 

* * *

 
A.E. Timur yazıları
HABER DEĞERİ OLMAYAN KÜLTÜR BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY
KİRLENEN İNTERNET DEĞİL, BU O İNSANLARIN KENDİ BEYİN VE SÖZ KİRLİLİĞİ...
 ARANIYOR...
YAPILAN EYLEME İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER VE TÜM TİYATRO ÖRGÜTLERİNE ÇAĞRI
4 KASIM KARANLIĞA KARŞI IŞIK EYLEMİ VE SAHNE IŞIKLARININ KÖR ETTİKLERİ
NASIL BİR TİYATRO YAYINCILIĞI
BARIŞAROCK ELEŞTİRİLERİNE İLİŞKİN
SAYIN MEHMET ESATOĞLU'NA AÇIK MEKTUP
YAŞASIN SANSÜR !
BEN DE OLSAM ÖZDEMİR NUTKU'NUN YAPTIĞINI YAPARDIM
Sol ve Ulusalcıların görmek istemediği tablo
Yaşam Kaya'ya ve Birleşen Topluluklara
Özel Tiyatroların düşmanı mıyız?
İmza defterine karşı görüş yazılmaz
Sözüm Devlet onu da yapsın bunu da yapsın diyenlere
ÖZEL TİYATROLARA YARDIM HAK MIDIR, RİSK MİDİR?
Kim Hayır Diyebilir ki?
İletişim Yorgunluğu
Lemi Bilgin'e açık mektup
Ulufeler dağıtıldı Ali Uyanığa yine büyük pasta
AKM, Tiyatral İstanbul, Karanlığa karşı Sanat Cephesi ve Farklı Görevlerin ayırdına varabilmek
Afife Jale Ödülünü yazmak Hiç içimden gelmedi...

"BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ DEĞİL GAZETECİ ÖZGÜRLÜĞÜ DEMİŞTİK"

Lysistrata'lığın Lüzumu Yok!
BİLİNÇLİ, YADA BİLİNÇSİZ GREV KIRICILIK YAPMA PAHASINA, HAYDİ TİYATROCULAR UYGUN ADIM ARŞ ARŞ !
Yıkmayalım da Besleyelim mi?
BEDENİ GİTTİ GİTMESİNE DE HRANT DİNK ADI POPİLİZME KURBAN GİTMESİN
BİZE "BİR CÜMLE" SÖYLER MİSİNİZ?
Manşet Manşet Üstüne

1 LİRAYA TİYATRO VE BAŞKANIN TİYATROCULARA YEMEĞİ

Bir kilo Orhan Pamuk'mu daha ağır vakadır yoksa Bir kilo ulusalcılık mı?
BENDEN BU KADAR, YA SİZDEN NE HABER?
KÜLTÜR BAKANINA AÇIK MEKTUP Harçlık üleştirmeye son verilsin desteğin daha akılcıl yolları da var
YİNE YEŞİLLENDİ FINDIK DALLARI, ACEP NE OLACAK TİYATRONUN HALLARI?
BİLİNMEYEN TİYATROLAR FESTİVALİNİN BİLİNEN KONUSU ÜZERİNE SON BİR YAZI
BİR MSN SOHBETİNDEN YOLA ÇIKARAK GENÇLİK OYUNU METNİNDE ARAYIŞ DENEMELERİMİZ
GENÇLİK OYUNUNDA EN BÜYÜK TEHLİKE "DİDAKTİK OLMAK"
GENÇLİK OYUNU YAZMAK CESARET İSTER

GENÇ KİMDİR? HANGİ OYUN HANGİ YAŞ GRUBUNA HİTAP EDECEK? BUNU NASIL BELİRLEYEBİLİRİZ?

PANELDEN İZLENİMLER

GENÇLİK OYUNU" ÜZERİNE

TİYATRO'DA GENÇLİK RÜZGARI - 2
TİYATRO'DA GENÇLİK RÜZGARI - 1
BU NE BİÇİM BİR SORUMSUZLUKTUR!
MAALESEF YENİDEN YAYINDAYIZ

VEDA YAZISI
BANA GÖRE GERÇEK ÖZGÜR SANATIN TEK YOLU
TÜM KOMPLOLARA KARŞI ŞİMDİ EN BÜYÜK KOZUMUZU OYNAMANIN ZAMANIDIR!
HERKES BAKANI KINIYOR BENSE HEPİNİZİ KINIYORUM
Şimdi Ne Olacak?
OKUR GÖRÜŞLERİNE İLİŞKİN YANITIMDIR
ÖDÜL ALMAK NASIL Bİ ŞEYMİŞ?
MUHALİF OLMANIN DAYANILMAZ YÜKÜ..
EĞİTİM, SANAT, SANAT SATICILARI, ASUMAN KRAUSE VE DİĞERLERİ
SİYASET MEYDANI
OKURLARDAN RİCALAR
İZMİT'TE BALE SALONU MECSİT OLMUŞ
EYVAH ! YOKSA REKABET Mİ BAŞLADI?..
VE SİZ HALA SUSUYORSUNUZ
YİNE ÇOCUK TİYATROSU HEP ÇOCUK TİYATROSU
PEKİ YA KEREM YILMAZER'İ GERİ GETİREBİLDİNİZ Mİ?

RADYOCUMU İSTİYORUM

İBST KÖPRÜ FESTİVALİ

TİYATROM.COM'LA İLGİLİ ÖNEMLİ BİLGİLER

TİYATROM.COM 4 YAŞINDA ŞAİR SUNAY AKIN İŞTE BUNU BİLMİYOR...
ÜZERİMİZE VAZİFE DEĞİL AMA "MUHALEFET ETME" EŞEKLİĞİNDE BULUNDUK BAĞIŞLAYIN!
RAGIP SAVAŞ'A VE RADİKAL'E TİYATROM.COM'UN YANITI!
İZMİT BİZE NE ÖĞRETTİ ?
PARTİZANLIK SANATIN CAN DÜŞMANI ! TEK ÇÖZÜM ÖZERKLİK!
ZİNA!
LİSELER ARASI TİYATRO FESTİVALLERİ ENFLASYONU VE FESTİVALLERİN DEĞERLENDİRMESİ
TEMEL EĞİTİMDE ZORUNLU DRAMA
İMAM HATİPLER BİZİM SORUNUMUZ DEĞİL
GENÇLERİN KADERİ HOCALARIN HOBİSİNE Mİ BAĞLI KALACAK
KIŞKIRTICI BİR YAZI
İYİ Kİ DE TEMİZ KALIYORUZ
OKUMA TİYATROSU
CEM KARACA'NIN ARDINDAN
BBG EVİ 70'Lİ YILLARDA YAPILSA NELER OLURDU?
STAR TV'DE YENİ BİR SHOW PROGRAMI MI?
MEDYA NE YAPIYOR?
KERİM AFŞAR'IN ARDINDAN
ALTIN KESER ÖDÜLLERİ
KÜRESEL SALDIRIDAN YÖRESEL SALDIRIYA İŞGAL ALTINDA TÜRKİYE
DİPLOMALI CAHİLLER ORDUSU MU OLUYORUZ?
BİRİSİ GENÇLERE DOĞRUYU SÖYLEMELİ
YİRMİYEDİMART GEREKMİYOR
GENÇ TİYATRODAN TİYATROM.COM'A
TİYATROCULARA MEKTUP
HÜSEYİN SORGUN'A YANIT
ALİ TAYGUN'A YANIT
İBŞT : TÜRKİYE'NİN AYNASI
İBŞT'NİN AYNASINDAN YANSIYAN NE?
FUTBOL MU O DA NE ?
İKİ KİŞİ OLMAK
LANET OLSUN SANSÜR YİNE SAHNEDE
İNTERNETTE TİYATRO
İŞTE MEYDAN
GENÇ TİYATROCULAR TOPLANTISI 2
GENÇ TİYATROCULAR TOPLANTISI 1
SİZLERLE DİYALOG
NEDEN Mİ TİYATRO?
AHMET ERTUĞRUL TİMUR KİMDİR?
 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 

TİYATROM ARŞİVİ TİYATRO'NUN YAKIN TARİHİNE TANIKTIR, SON 14 YILIN İKTİDAR TİYATRO İLİŞKİLERİ İNCELENMEDEN ORHAN ALKAYA OLAYI DEĞERLENDİRİLEMEZ...

"Tayyip Erdoğan'ın, azınlıkta olsalar da, fevkalade etkin, nüfuzlu ve kudretli İstanbul entelijansiyasını, siyaseten karşısında olmalarına rağmen pasifize etme başarısını göstermesinde, Kültür İşleri Daire Başkanlığı'nın ve elbette Daire Başkanı Şenol Demiröz'ün payı vardır."

Geçtiğimiz haftanın ana gündem maddesi Orhan Alkaya'nın İBŞT Genel Sanat Yönetmenliğine gelmesi değil, "İBŞT Genel sanat yönetmeninin değişmesiydi." Bunu bu şekilde vurgulama nedenim konu sadece Orhan Alkaya boyutundan görülür hale gelmesi, adeta Orhan Alkaya ile röportaj yapmanın magazinci deyimiyle "in" hale gelmesidir.. Oysa meselenin daha geniş ele alınması gerekmektedir İşte bu uzun yazıda bunu yapmaya çalışacağım. Sabırla okunursa ancak o zaman yukarıdaki başlığı neden atma gereği duyduğum anlaşılacak, Tiyatro-iktidar ilişkilerinin son 14 yılı daha netleşecektir. Konuyu temelinden almadan Orhan Alkaya'yı ne alkışlamak, ne yuhalamak doğru bir tavır olmayacaktır.

Yukarıda konu Orhan Alkaya isminden ibaret değil İBŞT Genel Sanat yönetmeninin değişimi konusudur ve bu konu daha detaylı görülebilmeliydi demiştim. Şimdi biraz geçmişe dönelim. Size 2002 yılında yazdığım yazından bir bölümü buraya aktarmak istiyorum.

Bu macera yeni değildir ve Recep Tayyip Erdoğan'ın İstanbul Belediye Başkanı olarak ilk kez iktidarla tanışmasıyla başlamıştır.

2002 yılında tiyatrom'da yazdığım yazıdan bir bölümü buraya aktararak hafızaları canlandırmak istiyorum.

(...)

İstanbul'da R.Tayyip Erdoğan ve takipcisi Gürtuna daha planlı ve adım adım hareket etmeyi seçti.
 1994 yerel seçimlerinin ardından Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan bir TV kanalına yaptığı açıklamada “Şehir Tiyatrosu’nda bundan sonra Necip Fazıl oyunları oynanacak” diyerek bugünkü tartışmaların ilk ipuçlarını vermişti. O dönemde Erdoğan’ın, tiyatroya 3 şey dayattığı söyleniyor. Bunlar, Necip Fazıl oyunları, Türki oyunlar ve Ramazan oyunlarının sahnelenmesi. Birinci dönemde göreve gelen Genel Sanat Yönetmeni Erol Keskin’in, üç dayatmaya da itiraz ettiği için yanlızca bir dönem kalarak görevinden alındığı, II. dönemde göreve gelen ve beş yıl süreyle görevde kalan Kenan Işık’ın döneminde Türki oyunlar ve Ortaoyunu repertuvara alındı ancak Necip Fazıl oyunları alınmadı...   Ardından göreve gelen Şükrü Türen döneminde ise yanlızca Türki oyunlar repertuvara alındı. Ali Müfit Gürtuna başkanlığındaki belediye yönetimi döneminde bugüne kadar Şehir Tiyatrolarına beş ayrı Genel Sanat Yönetmeni atandı. Yeni gelen ekipse şu an Necip Fazıl’ın “Bir Adam Yaratmak” adlı oyununu sahneleyecek.

NİHAYET ARADIKLARI EKİP BULUNDU VE 6 YIL ÖNCEDEN SENARYOSU YAZILMIŞ OYUN SAHNELENMEYE BAŞLADI
* 31 Mayıs’ta 14 aylık Genel Sanat Yönetmeni Şükrü Türen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna tarafından gerekçe gösterilmeksizin görevinden alınarak yerine dekoratör Nurullah Tuncer atandı. Yardımcılıklarına ise Mustafa Aslan ve Kemal Kocatürk getirildi. Nilgün Kasapbaşoğlu Sahne direktörlüğüne getirilirken Yönetim Kurulunda ise sanatçılardan yeterli oyu alamayan Kemal Kocatürk ile Münir Kutluğ ve Mustafa Aslan yeni üyeler olarak görevlendirildi.
(...)

yazımın tamamı http://www.tiyatrom.com/aetimur_ibst_ayna.htm den okunabilir.

Ayrıca yine Recep Tayyip Erdoğan'ın Belediye başkanı olarak kurdurduğu Kültür A.Ş.'nin şehir tiyatrolarına alternatif yada son darbe vurulduğunda boşaltılacak şehir tiyatrolarına gerekli yeni kadroları hazırlamak için kurulduğuna da çeşitli yazılarımda dikkat çekmiştim. (Bugün halihazırda süren Kültür AŞ farklı bir noktadadır bugünkü Kültür AŞ yi aynı nitelemeyle suçlamakta değilim)

İslamcı siyasetin Şehir Tiyatrolarında yapılanmasına diğer örnekler : Şenol Demiröz'le başlayan ele geçirme operasyonları

Al Baraka-Türk’ün eski Yönetim Kurulu üyesi Ali Göçer, en üst düzey “konuk sanatçı” kadrosundan, Genel Sanat Yönetmeni Danışmanı olarak maaşa bağlandı; Yeni Şafak ve Zaman gazetesinin birer kişi Şehir tiyatrolarında görevlendirildi. Kültür İşleri Daire Başkanı’nın başkanlığındaki Repertuar Kurulu, ilk günden bu yana taşıdığı “sansür kurulu” işlevini tiyatro yönetimin desteğiyle, daha da ağırlaştırarak sürdürmeye başladı. Büyükşehir Belediye Başkanı eski Özel Kalem Müdürü ise, tiyatronun Müdürü olarak, “harekâtın” siyasi eşgüdümünü yürütüyor.

Zaman gazetesinde yer alan şu satırlar ise tarihe geçilecek bir dönüşüm harekatının ilanıdır

"Tayyip Erdoğan'ın, azınlıkta olsalar da, fevkalade etkin, nüfuzlu ve kudretli İstanbul entelijansiyasını, siyaseten karşısında olmalarına rağmen pasifize etme başarısını göstermesinde, Kültür İşleri Daire Başkanlığı'nın ve elbette Daire Başkanı Şenol Demiröz'ün payı vardır."

Bu dönem Türkiye siyasetinin de yeniden şekillenme dönemidir. Özellikle İslami kesimde ilk kez ikinci bir partinin ortaya çıkması dengeleri değiştirmekte; geçmişte MHP'den kopan milliyetçi ama islamcı yanı daha güçlü BBP'li Nizamı Alemciler, MHP tabanından kitleler , Fetullahçılar ve değişik kesimler AKP'ye kah yakınlaşmakta kah ayrılmaktadırlar. O dönem Şehir tiyatrolarına yapılan bu atamaları Nizam-ı Alem'ciler (Büyük Birlik Partisi) de övgüyle karşılamaktadır.

MHP Kökenli de olsa Recep Tayyip Erdoğan'la yolsuzlukta ve iktidarda kader birliği etmiş Şenol Demiröz İstanbul'un Kültür İşlerini teslim almış, şehir tiyatrolarının repertuar kurulu başkanı olmuş, Al Baraka Türk'den bir kişi, Yeni Şafah ve Zaman Gazetelerinden birer kişi  Şehir Tiyatrolarına danışman , basın sorumlusu gibi görevlerle getirilmiş, Tiyatro Müdürlüğünü geçenlerde salon açılışı yapan şimdiki AKP'li Beykoz Belediye Başkanı Muharrem Ergül üstlenmiştir.

Şimdi mümkün olduğunca çok genişletmemeye çalışarak tiyatro ekseninde  kronolojik sırayla ilerlemeye çalışalım.

1.NURULLAH TUNCER DÖNEMİ VE ŞEHİR EFSANESİNE DÖNEN genctiyatro.com

      Tuncer'in ataması bir hayli tepki görmüştü. Sayın Tuncer'in ilk dönemleri de otoriteyi sağlamak adına sert geçen günler olarak yansıyacaktı. Bu atamanın ardından Başar Sabuncu, Orhan Alkaya ve Macit Koper ‘izinsiz demeç vermek’ gerekçesiyle, Yönetim Kurulu üyesi Ali Taygun ise yönetim kurulu karar defterine yazdığı ‘muhalefet şerhi’ nedeniyle disiplin kuruluna verilmişti. Bu dönemde tiyatrom.com (o zamanki adıyla genctiyatro.com) da muhalif kanadın sesi olmayı üstlenmiş, basının ilk günlerdeki ilgisi çabucak geçmesiyle muhalif sesler sitemiz   genctiyatro.com'dan kendini duyurmaya başlamıştı.

    Genctiyatro.com bu dönem Şehir Tiyatrosunda yaşananlara ve Sayın Nurullah Tuncer'e karşı oldukça sert bir muhalefet yapmaktaydı. sitemizde yayınlanan muhalif yaklaşımlar ulusal basının dikkatini çekip genctiyatro'yu referans göstererek haberleri sayfasına, ekranına taşımaktaydı. Henüz zaten profesyonel tiyatro dünyasında yeni yeni tanınan sitemiz adeta bir şehir efsanesine dönüşmüştü. Bu devirde Nurullah Tuncer'in sitemizde hakkında çıkan yazılardan dolayı koridorlarda avazı çıktığı kadar bağırıp öfkelendiği, bu siteye bilgi iletenlere ağır sözler sarf ettiği bildirilirdi tarafımıza.

     Şehir Tiyatrosu çalışanlarının aralarında genctiyatro'yu yayınlayan kim sorularına "Almanya'da yaşayan birisiymiş, demek ki o nedenle bu kadar cesur davranıyor" gibi varsayımların dolaştığı rivayet edilir. Yine bu günlerde Genç Tiyatro sitesi Tiyatro Dergisinde yer alacak Ali Taygun imzalı ve "Gençlerin Şehir Tiyatrolarına Bühtanı var" başlıklı uzunca bir yazıyla iftiracılıkla suçlanacaktık. Bu yazıya verdiğim yanıttan kısa bir bölüm o günlerde Şehir Tiyatrolarındaki İslamcı yapılanmaya dikkat çekecektir.

(...)

 2 NİSAN CUMA, 1994  RECEP TAYYİP ERDOĞAN, BELEDİYE BAŞKANLIĞI GÖREVİNE BAŞLADI  ve ilk atamalardan biri olarak Şenol DEMİRÖZ 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi kuruluşlarından olan İstanbul Kültür ve Sanat Ürünleri Tic. Ve San. A.Ş. Genel Müdürlüğü görevine getirildi. Aynı yıl içinde Kültür İşleri Daire Başkanlığı’na tayin edildi. Halen bu görevi yürütmekte ve ayrıca İstanbul Şehir Tiyatroları Repertuar Kurulu Başkanlığı’nı yapmaktadır.      Peki Şenol Demiröz kimdir? ŞENOL DEMİRÖZ Ülkü Ocakları'nın ilk kurucularındandır. Milliyetci Cephe iktidarları döneminde  Şenol Demiröz,  6 Şubat 1976 - TRT'ye danışman oldu. MHP bir ideoloji partisidir. Her ideoloji partisi gibi MHP'de kültür ve eğitim kurumlarının ideolojik yayılmada önemini bildiği için Milli Eğitim Bakanlıkları, TRT, Kültür Sanat Kurumları ilk politize olunacak alanlar olarak görür. 1976'da bir MHP'li olarak gördüğümüz Kemal Demiröz'ü 1994'lere geldiğimizde Recep Tayyip Erdoğan'ın yakın arkadaşı olarak görmekteyiz ve bu kez de Recep Tayyip Erdoğan tarafından yine politizasyonun köprü başı olan alanlara yani halen yürüttüğü görevlere getirilir. Sadece belediyede değil ülke genelinde iktidara gelinen bu dönemde belki de Demiröz'ün yeni mekanı da TRT Genel Müdürlüğü olacaktır göreceğiz.

Tamamı

Güncel bir not : Daha o zaman benim bir iddia olarak ortaya attığım gibi  Şenol Demiröz gerçekten benim bu yazımdan 2 yıl kadar sonra TRT Genel müdürü yapılmıştır. Ayrıca Şenol Demiröz Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte ismi AKBİL yolsuzluğuna karışmış bir isimdir. 

Ayrıca Konuylao dönem kaleme aldığım diğer yazılar

HÜSEYİN SORGUN'A YANIT

İBŞT'NİN AYNASINDAN YANSIYAN NE?

İBŞT : TÜRKİYE'NİN AYNASI

TİYATROCULARA MEKTUP

Tiyatrom'un ortaya serdiği İBŞT'de İslamcı-Faşist yapılanma Medya'da yankı yarattı

Konuya az da olsa duyarlı davranan ulusal basın konuyu sitemizin o dönemdeki adıyla genctiyatro.com  sayfalarından takip ediyor ve sitemizi referans göstererek haber yapabiliyordu Bunlardan bir örnek : http://www.tiyatrom.com/aet_ntv_msnbc.htm

Oldukça sancılı bir şekilde göreve başlayan Nurullah Tuncer'in bu ilk görev dönemiydi. Ali Müfit Gürtuna Fazilet Partisinden seçilmiş Belediye Başkanı idi. Fazilet Partisi / AKP ayrışmasından sonra Ali Müfit Gürtuna kendi yolunu çizip her iki partiye de dahil olmayıp Turkuaz hareketini başlatınca AKP'nin Belediye başkan adayı Kadir Topbaş oldu ve seçilerek başkan oldu.

NURULLAH TUNCER GÖREVDEN ALINIYOR. Göreve gelen Kadir Topbaş 2004 yılında Nurullah Tuncer'i görevinden aldı. Zira Fazilet Parti sonrası kendi içinde bir bölünme yaşayan islamcı muhafazakar kesim partisel ayrışmanın yanısıra birbirlerinin atadıklarını, kadrolarını da hızla tasfiye ediyorlardı. Dolaysıyla AKP'li Topbaş Fazilet'li Gürtuna'nın atadığı Nurullah Tuncer'i de görevden almıştı. Yerine atadığı isim ise tartışma yaratmaması en muhtemel, herkesin üzerinde uzlaşabileceği, şehir tiyatrolarında genel bir saygı gören Mazlum Kiper'di.

2.NURULLAH TUNCER DÖNEMİ

Mazlum Kiper kurum içinde fazla tartışılmayacak bir isimdi ama Kadir Topbaş'ın hesaplayamadığı bir konu vardı. Önceki Belediye Başkanı Müfit Gürtuna Nurullah Tuncer'i asaleten göreve atamıştı.

Asaleten göreve atanma nedir ve Nurullah Tuncer asaleten atanmış mıydı? : Kamu kurumlarında ve 657 sayılı yasaya bağlı çalışanlar iş ve makam güvencesi altındadır. Yüz kızartıcı bir suç işlemedikçe (Hırsızlık, yolsuzluk, gasp, öldürme, tecavüz gibi) görevden alınamazlar ya da kadroları indirilemez. İşte bu güvenceden dolayı Lemi Bilgin Kültür Bakanına rağmen, Nurullah Tuncer'de Belediye Başkanına rağmen mahkeme kararıyla görevine dönebilmişti. Bu dönem Nurullah Tuncer aslında hiç bir zaman bu göreve asaleten atanmadı iddiaları da duyulmuştu. Fakat Nurullah Tuncer asaleten atanma cebimde deyip artık ne belediyenin adamı ne de arkasında kendisini destekleyen kurum çalışanları yokken bir yalnız adam olarak gidip mahkemeye başvuracak ve göreve dönecekti. Bugün hala Nurullah Tuncer aslında hiç bir zaman asaleten atanmamıştı şeklinde iddialar olsa da vekalet eden birisi asla mahkeme kararıyla göreve dönemezdi. Mahkemeyi kazanıp ikinci kez Genel Sanat Yönetmenliğine dönmüş olması başlı başına asaleten görevde olduğunun kanıtı olsa gerek

Nurullah Tuncer'den önceki Tüm Genel Sanat Yönetmenleri göreve vekaleten geldikleri için rahatlıkla görevden alınırken Nurullah Tuncer göreve mahkeme kararıyla geri dönecekti. 2004 sonlarında  alınan ve mahkeme kararıyla 5 Şubat 2006'da göreve dönen Nurullah Tuncer ilk röportajını tiyatrom muhabiri Ceren Aşkın ile yapmıştı.

İkinci Nurullah Tuncer dönemi ilk döneme göre oldukça farklıydı. İlk dönemde Tuncer görevden almalar, kınama cezaları gibi kurum içinde bir anda otoriter bir yapı ile kendinden söz ettirirken mahkeme kararıyla yeniden geldiği görevde artık yeni bir anlayış ve hoşgörü vardı. Artık kendisini atamış bir belediye başkanı görevde değil, görevde olan ve bağlı olduğu belediye başkanı ise kendisiyle çalışmayı seçmiş değildi. Nurullah Tuncer gerçekten farklı ve yapıcı bir tutumla var olmayı seçmiş, ilk röportajını kendisine en ağır muhalefeti yapan, yıpranmasında bir ölçüde payı olan Sitemize vermişti. Kurum içinde yapıcı olan tutumunun yanı sıra muhabirimize "Belediye başkanına rağmen görevde değilim" gibi Belediyeyle de bir ılımlılığın altını çizse de kurumla ilgili pek çok konuda Belediye Başkanı Topbaş ilerleyen günlerde kendisine bağlı şehir tiyatrolarıyla ilgili kararlar alırken kurumun başındaki Nurullah Tuncer'i çok da dikkate almayacaktı. bazı uygulamaları Nurullah Tuncer'de herhangi birisi gibi gazetelerden öğreniyordu. (Örneğin tiyatro 1 YTL gibi kampanyalar)

İkinci Tuncer döneminde göze çarpan en önemli hususlardan birisi de ilk dönem Nurullah Tuncer'in yardımcı olarak seçtiği Kemal Kocatürk gibi isimlerle 180 derece ters düşmesi hatta aleyhte yapılan açıklamalardı. Ama hepsinden önemlisi artık arkasında belediye başkanı atamasından doğan bir minnet borcu yada görevden alınma korkusu olmadığından kurum sanatçıları ile daha sıcak diyaloglar kurma çabaları, kurum çalışanlarını bilgilendirme toplantıları yada belirli birimlerin yeniden kurulması, örneğin Çocuk ve Gençlik Tiyatroları biriminin canlandırılıp bu konuda sayılı isimlerden olan Eftal Gülbudak'ın bu göreve getirilmesi, çocuk oyunlarında artış, Tayyip Erdoğan'ın Necip Fazıl özlemine cevap verecek seçimler değil repertuara alınacak oyunların kurum çalışanlarının önerisiyle, oylamasıyla  seçilmesi gibi uygulamalardı. Ve sürekli bir muhalefetin medyaya yansıdığı, medyada cadı kazanı olarak anılan İBŞT sessiz sakin bir döneme girecek şehir tiyatroları son 2 yıldır sitemize ve medyaya sadece oyunları yada Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın kendi iradesiyle yaptığı abuk sabuk uygulamalarla gelecekti.

Fakat şu bir gerçekti ki Nurullah Tuncer kurum içinde ılımlı, barışçıl ve üretken bir çaba sergilerken kendisini görevden almayı denemiş olsa da "Ben Belediye Başkanına rağmen görevdeyim" gibi bir zıtlaşmaya da girmemişti. Ama Başkan mahkeme kararıyla göreve dönen kendisine bağlı bu Genel Sanat Yönetmenini yok saymayı seçiyordu. Bununla kalmayıp Genel Sanat Yönetmeninin yetkilerini budayıp asıl işi sadece idari konular olması gereken Tiyatro Müdürünü yetkiyle donatmayı deniyor ama bu karar tepkilerle geri püskürtülüyordu.

AKP'NİN TİYATROYA İLİŞKİN ÇOK AÇIK GÖRÜLMEYE BAŞLAYAN NİYETLERİ

Şimdi bir süre Nurullah Tuncer'i görevde bırakalım ve Tiyatro açısından ülke gündemini hatırlayalım. Yukarıdan beri anlatageldiğimiz gibi Tayyip Erdoğan özlemlerindeki tiyatroyu ifade etmişti. Bu çok da yadırganacak bir durum değildi. Zira her ideoloji elinden gelen her fırsatta ve kendi kontrol alanında kendi ideolojisine, kendi fikir yapısına uygun oyunları görmek isterdi. Tayyip Erdoğan'ın da görmeyi arzulayacağı oyun Necip Fazıl oyunları hatta zamanla saidi Nursi'nin hayatı olabilirdi. Muhafazakar diyebileceğimiz bir sanatçı kesimi ise zaten Türk tiyatrosunun gelişmemesinin, toplumun tiyatroya çok fazla ilgi göstermemesinin nedeni olarak "Batı oyunlarına" ve "Batılı Tiyatro modeline" bağlıyor bunu zaman zaman dile getiriyordu. Muhafazakar sanatçı kesim "geleneksel" sahipliğine soyunuyordu. (Oysa bugün geleneksel olarak anılan örneğin bir "Karagöz-Hacivat yada ortaoyunu, meddah" döneminin ilerici sanat olaylarıydı ve dönemlerinde bağnaz saldırılardan nasibini almaktaydı. Bu ayrı bir yazı konusu olarak uzmanlarınca incelenmeye değer bir konu olsa gerek)

Evet Tayyip Erdoğan'a yada muhafazakar kesime göre Türk Tiyatrosu değişmeliydi. Tüm sosyal yaşam şeklinde olduğu gibi tiyatro konusunda da bakışları, özlemleri elbette farklıydı. Ama bunun bu kadrolarla ve mevcut süregiden kurumlarla olamayacağı da gün gibi aşikardı. Kültür Bakanlığı kendilerinde olsa da, Belediye Başkanlığı kendilerinde olsa da, İzmit'de hayatında sahneye çıkmamış bir din Bilgisi öğretmenini Sanat'tan ve tiyatrodan sorumlu yapsalar da, AKM'nin başına bir imam hatipli ve yardımcılığına başörtülü sanatla hiç ilgisi olmayan bir hanım atasalar da, Şehir Tiyatrolarına  atamayı kendileri yapıyor olsalar da bu oluşmuş yapıyı komple değiştirmeye yetmiyordu. İşte bu noktada AKP genel ve yerel iktidarları artık bu kurumsallaşmış yapılardan kurtulmayı, bu kurumsal yapıları sırtlarından atmayı ve belki uzun vadede yeni bir yapılanmayı düşüneceklerdi doğal olarak.

5018 sayılı yasa çıkarılması, Şehir Tiyatroları Katma bütçeden çıkarılması,  Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni yetkilerinin budanıp tam bir müdürlüğe dönüştürülmesi denenmesi ve ardından simgeleşmiş 2 binanın yıkılması kararı artık yönetsel tasarruflardan çok bu kurumları küçültmeye ve adıma adım silmeye doğru atılmış adımlardı. Yıkılması düşünülen Harbiye, Taksim gibi sahnelere alternatif yeni salonlar da kendi kalelerinin içerisine kuruluyordu. Tuzla, Fatih, Kağıthane, Beykoz gibi.

YENİ SALONLAR BİLE BİR İPUCU DEĞİL Mİ?

Evet bu hükümet ve AKP'li belediyeler salonlar da inşaa ediyordu yıktığı gibi. Ama, çekindikleri entelijansiya'nın Taksim ve Harbiye'deki kümelenmişliklerine karşı, tiyatroyu kendi kalelerine çekmeye çalışıyorlardı. Bu dahi bir uzun vadeli planın parçaları gibiydi. Üstelik Tuzla'da yapılan ve hayatında tiyatroyla hiç ilgisi olmamış AKP'li  İdris Güllüce'nin adı verilen muhteşem Kültür Merkezinin neredeyse haftada bir Mehter gösterisi dışında işlev görmemesi, Atatürk'ün annesinin adını taşıyan, Fatih Vatan caddesi Zübeyde hanım salonunun bir dönem şehir tiyatrosunca kullanılıp, bir dönem Ali Poyrazoğlu'na peşkeş de çekilip ama son yıllarda ise  Fatih Belediyesi amatör gençlerinin az sayıdaki oyunu dışında tiyatro dünyasına adeta unutturulup özel seminerlerde her haftasonu sarıklı çarşaflılarca dolup boşalması tiyatro binalarının nasıl bir işleve de bürünebileceğinin işareti olsa gerek.

Tiyatromun arşiv  Haberi : İŞGALİN ADI KONDU  SİYASETİN SANAT ÜZERİNDEKİ TAHAKKÜMCÜ VE İŞGALCİ TUTUMUNUN ADI KONDU VE TABELALAR ASILARAK ADETA BAYRAK ÇEKİLDİ

 (Tiyatrom'un notu: Bu semtlerde salon açılmasına kesinlikle karşı değiliz. Elbette tiyatro halkın olduğu her yerde olmalı ama öncelikle seçilen semtler ve açılan salonların ne kadar tiyatroya adandığı da dikkate alınmalı)

Peki AKP'yi tiyatrolar üzerinde bu denli kararlı kılan neydi?

Çok açık. Kitleler üzerinde etkili olan tüm güçleri kontrol altında tutma isteği. AKP yeterli çoğunlukla hükümetteydi, Cumhurbaşkanlığını almıştı. Medyada İslami basın artık güçlü bir şekilde vardı, Aydın Doğan medyası kredi borçlarıyla bertaraf edilmekteydi, diğer büyük medya grubu Fetullah Gülen'in damadına geçiyordu, Adalet Bakanlığı hakim ve savcı atamaları konusunda kanun çıkarıp adım adım yargıda istedikleri yapılanmanın yolunu açıyordu. Kısaca toplum üzerinde direk yada dolaylı etkisi olan tüm güçleri yada unsurları adım adım kontrole alma söz konusuydu. Sanat'ta toplum üzerinde etkili kollardan biri değil midir? Ve direk, doğrudan mesajlar içeren tiyatro bunun en etkili ve önemli kollarından biri değil midir? O halde kitleler üzerinde belli bir etkisi olan tiyatro başına buyruk bırakılamazdı. (Daha geçtiğimiz günlerde Trabzon Devlet Tiyatrosu başbakan'ın eleştirisini yapmıştı) Elbette ki iktidar olan kendi bütçesinden beslendiğini düşündüğü kurumları kendine muhalefet etsin diye barındırmak istemeyecekti.

VE YÜKSELEN MUHALEFET

AKP zihniyeti daha Recep Tayyip Erdoğan'ın belediye başkanlığından başlayarak tiyatroyla bu denli yakın ilgi ve operasyon içerisindeyken ve adım adım ödenekli tiyatroların kurumsal yapısına budamalar yapılırken tiyatro dünyamızdan beklediğimiz duyarlılığı göremediğimiz bir gerçek. Bu toplumun genel durumundan çok da ayrı düşünülemez. Artık ne 68'lerde ne 70'lerde gördüğümüz üniversitelerden yükselen tepkiler, ne işçi hareketlerini göremediğimiz gibi tiyatrocularımız da bu genel sindirilmişlikten, yozlaşmadan, apolitik tavırdan farklı değildi. Beklediğimiz ölçüde sanatçı tavrı, aydın tavrı göremiyorduk. Fakat beklediğimiz, arzuladığımız ölçülerde asla olmasa dahi tiyatro dünyasında bir muhalif duruş başlamıştı.

TİYATRO DÜNYASINDA İLK EYLEM BAYRAĞI  TİYATROM.COM'UN LOKOMOTİF ROL ÜSTLENMESİYLE MAYIS 2004 DE İZMİT'TE AÇILDI

Yücel Erten'in görevden alınması ve Tiyatronun da bağlı olduğu Kültür ve Eğitim Daire Başkanlığına Din Bilgisi öğretmeni Sait Karaçorlu'nun atanmasıyla başlayan Tiyatrom sayfalarından muhalif yayınlarımız giderek vücut buldu. Sitemizin ardından ulusal basın, TV kanalları, yerel basın "tiyatrom sitemizi" referans göstererek ve öncü rolünün altını çizerek yer verdi.

   

http://www.evrensel.net/04/07/07/kultur.html#2

Sahipsiz değil
Tiyatrom.com sitesinin de yayınlarıyla etkin destek verdiği kampanya
, “Ne kısa zamanda ciddi başarılara imza atmış İzmit Şehir Tiyatrosu, ne Türk tiyatrosu sahipsiz değildir” vurgusuyla, somut adıma dönüştü. Tiyatro ve sanat dünyası, “Başta İzmit olmak üzere ülkemizdeki tüm yerel ve merkezi yöneticileri, başarısız kalmaya mahkûm olumsuz uygulamalardan kaçınmaya davet ediyor, kültür ve sanat alanlarında atacakları her olumlu adımda desteğimizi sakınmayacağımızı duyuruyoruz” diyerek, hep birlikte İzmit’e gitme kararı aldılar.
İstanbul’dan yola çıkacak sanatçılar, bugün saat saat 14.00’te İzmit Şehir Tiyatrosu’nda olacaklar ve oluşturdukları bu metni, oradaki meslektaşları ile paylaşacaklar. 

..

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?viewid=436064

İzmit Şehir Tiyatrosu sanatçıları bütün tiyatrolara gönderdikleri ve meslektaş dayanışması istedikleri bir metin yayınladılar. Metinde, durumlarını özetledikten sonra Yerel Yönetim'in sanatçıların talebini, isteklerini dikkate almadığını belirtiyor ve şöyle diyorlar: “Oysa bizler, bütün yetkili makamlara, Yücel Erten'le çalışmak istediğimizi söyledik. Hatta bir basın toplantısıyla bunu İzmit halkına ve kamuoyuna bildirdik. “Bizler tepemizde dolaşan karanlık bulutlara inat, bu körpe, bu sadece yedi yıllık tiyatronun kurtarılması için gerekli savaşı vermekte kararlıyız."
İzmit Şehir Tiyatrosu'nun içinde bulunduğu durumun nasıl çözüleceği, Büyükşehir Belediyesi'nin kuruma ilişkin tasarruflarının hangi boyutta süreceği merak konusu…
Bu konudaki tepkilerinizi www.tiyatrom.com  sitesinde dile getirebilirsiniz.

 

Tiyatrom sayfalarından yüksek sesle başlatılan "Eylem" çağrısı profesyonel tiyatro sanatçılarının pek de alışık olmadığı bir tepki biçimiydi. Kısa sürede bazı tiyatro dernekleri, sanat dernekleri, sivil toplum örgütleri de eylemin öncüsü olarak yerini alırken kimi dernekler de biraz yayın yoluyla yapılan psikolojik baskıyla da olsa bu yükselen muhalif eyleme katılmışlardı. Başlayan bu muhalif eyleme bir çok tiyatro derneğinin temsilcilerinin yanı sıra amatör tiyatrocular, öğrenciler de İstanbul, İzmir, Ankara, Eskişehir gibi illerden gelerek katılmışlardı.

O sıralar henüz tanışmadığımız için orada kendisi var mıydı hatırlamıyorum ama bugün İBŞT Genel Sanat Yönetmenliği görevini üstlenen Orhan Alkaya'nın da aktif olduğu İŞTİSAN'da İzmit'de AKP'li bir yerel iktidarın bir Genel Sanat Yönetmenini  görevden alması ve yerine yenisini atamasına karşı eylemdeydi. İŞTİSAN yönetim kurulu Macit KOPER, Arif AKKAYA, Orhan ALKAYA, Aslı ÖNGÖREN, Burak DAVUTOĞLU'dan oluşuyordu. (Bunu neden belirtme gereği duyduğumu ilerleyen sayfalarda açıklayacağım)

İzmit Eylemi ile ilgili sitemizde yayınlanmış çok sayıda yazıya : http://www.tiyatrom.com/izmit_dosyasi_ana.htm

Eylem fotoğraflarına : http://www.tiyatrom.com/izmit_eylem.htm

arşiv sayfalarımızdan ulaşabilirsiniz.


TİYATRO DÜNYASININ İKİNCİ BÜYÜK EYLEMİ  AĞUSTOS 2005 AKM ÖNÜ

Tiyatro Dünyasının AKP'ye karşı ikinci kitlesel eylemi Ağustos 2005 de yapıldı. Lemi Bilgin'in görevden alınmasının ardından Devlet Tiyatrolarında bir deprem yaşanmış Bölgelerden çok sayıda istifalar gerçekleşmiş, hatta istifa edenlerin yerine atananlar bile istifa etmiş, yazarlar, yönetmenler oyunlarını çekmişti (Daha sonra çözülmeler olup bir kısmı geri dönmekte ve yeniden işbirliği yapmakta sakınca görmese de ilk anda yaratılan atmosfer etkili olmuştu)  "siyasetin sanat üzerinden elini çekmesi" çağrıları AKM eylemine dönüştü. Üstelik ilk kez bir kuruma yönelik hükümet tasarrufu sadece o kurum çalışanları değil diğer tiyatrocularca da sahiplenilmişti. Yıldız Kenter belki de tüm yaşamında ilk kez sokağa çıkıp eylem yapıyordu. İşlerini Ankara'ya gidip bakanlarla kafakafaya görüşmekle halletmeye alışmış, başbakanlardan örtülü ödeneklerle destek alıp ayakta kalmış, sanatçı payesiyle elit olmaya hak kazandığı düşüncesiyle davranmış bir kesim için bu elbette alışılmadık bir durumdu. Genco Erkal, Haldun Dormen, Göksel Kortay, Tamer Karadağlı, Seçkin Selvi, Rutkay Aziz gibi pek eylem alanlarında görmeye alışık olmadığımız ünlü tiyatro sanatçılarının yanısıra destek için orada bulunan sinemacılar, müzisyenler de vardı. Yine Devlet Tiyatroluların yanısıra Şehir Tiyatrolular, amatör tiyatro dernekleri hatta liseli tiyatroculara kadar geniş bir katılım yaşanmıştı.

Onlarca tiyatro insanı, köşe yazarı bu yükselen muhalefet içerisinde görüşlerini dile getirmişti. Konuya ilgi duyanlar o günlerdeki arşiv sayfalarımızdan okuyabilir http://www.tiyatrom.com/dt_dosyasi.htm

Ağustos 2005 AKM Eylemi ve tiyatronun iktidara karşı muhalif sesini yükseltmesi önemli bir eylemdi. Fakat elitist tiyatro çevrelerinde çözülmeler de çabuk oldu, oyunlarını çekenler yeniden oyun vermeye, görevden çekilenler yeniden görev almaya başladı.

Bu eyleme ilişkin sitemizde yayınlanan diğer fotoğraflar http://www.tiyatrom.com/dt_eylemi.htm  


AKP TİYATROYA KARŞI YILMADAN SAVAŞIYOR

"Tayyip Erdoğan'ın, azınlıkta olsalar da, fevkalade etkin, nüfuzlu ve kudretli İstanbul entelijansiyasını, siyaseten karşısında olmalarına rağmen pasifize etme başarısını göstermesinde, Kültür İşleri Daire Başkanlığı'nın ve elbette Daire Başkanı Şenol Demiröz'ün payı vardır."

İzmit yada AKM Eylemleri Alıştığımız kitlesel yada devrimci eylemlerine benzemiyordu elbette. Ne katılan onbinlerce kişi vardı, ne katılımcılar yeterince politize değildi. Zaten aslında görevden alınan Lemi Bilgin yada Nurullah Tuncer muhalif hareketlerin gücüyle değil mahkeme kararlarıyla görevlerine dönebiliyorlardı. İktidar da bu 700 kişiyi geçememiş eylemlerle, yada mahkeme kararları karşısında  geri adım atacağa benzemiyordu.

    Lemi Bilgin'in yerine atadığı yolsuzluktan şaibeli isim Mine Acar'ı Kültür Bakanı Attila Koç kendisine danışman yapıyor, AKM'nin başına bir imam hatip mezunu ve yardımcılığına başörtülü sanatla hiç bir ilişiği olmayan bayan getiriliyordu. Devlet Tiyatrosu bütçesini kısıyor, sahnelenmeye hazırlanan yeni oyunların sahnelenmesi olanaksız hale getiriliyordu. Zaten 5018 sayılı yasayla ödenekli tiyatrolar yeterince açmaza sokulmuştu. Bununla da kalınmayacak ve Türk tiyatrosunun iki önemli binası, simgeleşmiş iki binası için biri belediyeden diğeri kültür bakanlığından peşpeşe iki yıkım kararı çıkartılacaktı. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi o alanın uluslararası kongrelere ev sahipliği yapacak vadiye dönüştürülme bahanesiyle, AKM ise çok eskidi havalandırmaları bile doğru dürüst çalışmıyor, tadilatı yenisinden pahalı gibi sudan gerekçelerle yıkılmak istenecekti. Oysa Türkiye'nin en önemli meydanı Taksim'in en güzel ve tek deniz gören köşesindeki AKM binası için düşünülen deniz gören arka cephenin hotel, ön cephenin alışveriş merkezi yapılması, altına da (tiyatro değil) çok amaçlı bir salon yapılması gündemdeydi. AKM elbette çok para kazandırmayacaktı, tiyatro seyircisi elbette çok fazla olmayabilirdi ama her ülkenin en önemli merkezlerinde kültür-sanat merkezleri o ülkenin kültür sanat aynası olarak yerini korurdu, korumalıydı. Ama asıl olan baştan beri tiyatro üzerinde planlanan AKP politikası uyarınca kurtulunması gereken tiyatro yapılarından kurtulmak ve kendi politikaları doğrultusunca yapılanmalara gitmekti ve gerek AKM gerekse Muhsin Ertuğrul binaları mevcut kurumların simgeleşmiş binalarıydı.

EYLEMLER SÜRÜYOR


25 MART 2007 TAKSİM

AKM ve Harbiye sahnelerinin yıkım kararlarına karşılık ilk Eylem benim de kurucusu olduğum Gençlik Tiyatroları Oluşumunun düzenlediği ve liseli üniversiteli genç tiyatrocuların tiyatro kostümleriyle katıldığı AKM önüyle sınırlı kalmayıp tüm Taksim alanına yayılan "AKM, Harbiye Yıkılamaz"  eylemiydi. Bu Türk Tiyatrosunun Taksim meydanında yaptığı ilk eylemdi ve bu tiyatrocu eylemine imza atanlar liseli, üniversiteli tiyatrocu gençlerdi.

26 MART KARANLIĞA KARŞI SANAT EYLEMİ

Ertesi gün ise çok daha geniş katılımlı bir eylem AKM önünde gerçekleştirilecekti. Çok sayıda meslek örgütü, sanat derneği, sivil toplum örgütü eylemde hazır bulundu. Konuşmalar gösterilerle, konserlerle devam etti. 26 Mart "Karanlığa karşı sanat eylemi" yapıldı. Tiyatro dünyasının bugüne kadarki en geniş katılımlı sanatçı eylemiydi.

 EYLEMLER DAHA DA TIRMANIYOR

Eylemler artık tiyatrocular, tiyatro dernekleri ile sınırlı kalmıyor Sivil Toplum örgütleri, Dernekler, partiler tarafından da kabul görerek giderek artan bir ivme kazanıyordu. Eylemlerle sınırlı kalınmıyor TOMEB (Tiyatro Meslek Oyuncuları Birliği) İstanbul Temsilcisi Orhan Kurtuldu'nun öncülüğünde, mimarlar odasının katkılarıyla Kültür Bakanlığının raporları çürütülüyor, yeni eylemler, paneller, toplantılar birbiri ardına organize edilmeye başlanıyordu.

AKM'NİN SAĞLAMLIĞINA DAİR RAPORLAR

Son Eylem "Karanlığa Karşı Sanat" eylemiydi. Artık eylem bir adım daha ileri gitmiş ve bina önünde toplanmaktan yürüyüşe dönüşmüştü. Harbiye Muhsin Ertuğrul sahnesinde başlayan eylem Taksime yürüyüşün ardından AKM önünde devam ettirilmişti. Katılım önceki eylemlere göre daha da artmıştı. Sivil toplum örgütleri, partiler, diğer bazı sanat örgütleri de eyleme aktif olarak katılmıştı.

Bu eylemi öncekilerden ayıran bir diğer özellik ise daha siyasal bir çizgiye kaydığı izlenimi verecek Yurtsever Cephe gibi siyasal derneklerin TKP, DTP bayraklarının açılmış olmasıydı. AKM önünde ilk yapılan Ağustos 2005'le yanyana getirilip bakıldığında gözle görülür bir farklılaşmayı saptamak çok zor değildi. Amatör, yarı profesyonel tiyatrolar, ödenekli tiyatro çalışanları ve özel tiyatrolardan katılım elbette vardı ama Ağustos 2005 eylemine göre tiyatrocuların katılımında düşüş, siyasal görüntü verecek tarzda sivil toplum örgütleri ve partililerin katılımında ise artış vardı. Elbette bir toplumsal harekete, bir karşı duruşa muhalif güçlerin, örgütlerin ve partilerin destek vermesi alkışlanacak bir durumdur fakat zaten duyarlı olan bu hazır kıta muhalif güçlerin desteği kadar bu alanın kendi insanlarının mücadelelerine sahip çıkması ve onları bu mücadeleye çekmek de önemliydi. Muhalif harekete yeni katılımlar kazanırken eskilerini kaybetme pahasına olmamasının yolları aranmalıydı. Tiyatrom olarak buna dikkat çekmeyi de görev bildik.  Tiyatro Karanlığa karşı ışık eylemine ilişkin değerlendirme ve fotoğraflar için : . http://www.tiyatrom.com/karanliga.htm

EYLEMLER VE TİYATROM'UN KONUMUNA DAİR :

12 Eylül sonrası yükselen islamcı yerel ve genel iktidarına karşı tiyatronun karşı duruşunda Önce Genctiyatro ardından tiyatrom adıyla yayın yapan sitemiz henüz ilk eylem olan İzmit eyleminde tetikleyici unsur olmuş, İBŞT'de islamcı-faşist atamalara karşı cephe açılmasının zemini olmuştur. Yine ikinci dalga yükselen eylemlerde 25 martta ilk eylemi üstelik Taksim meydanında bu sitenin içerisinden doğan Gençlik Tiyatroları Oluşumu gerçekleştirmiş, ertesi günkü 26 mart kitlesel ve çok imzalı derneklerin ortak organizasyonu eylemde de Gençlik Tiyatroları oluşumu imzasıyla, ve tiyatrom yayın desteğiyle bulunmuştur. Ancak en son en son yapılan Harbiye-Taksim yürüyüşünde tiyatrom elbette vurgulu bir şekilde haber yapıp katılımın artması için yayıncı duyarlılığını gösterse de aktif olarak belirlenmesinde yada gerçekleştirilmesinde bulunmamış zaten böyle bir çağrı da olmamıştır. Ancak benim, tiyatrom okurlarının yada gençlik oluşumumuzun bireysel katılımları olmuştur. Bu eylemi bir kilometre taşı olarak saygıyla karşılasak da sayı çokluğuna rağmen daraltılan bir çevreye kaydığına hem o günlerde hem de yukarıda dikkat çektik.

Sanatçı unvanı taşıyan ve sanatçılığın duyarlılık değil elitlik olduğu zannında bir kitleyi eyleme taşımak elbette kolay değildi. Kaldı ki artık yazdığı şiir için hapislerde yatan, bir yazı için işkenceler görmüş, sürgünler yaşamış sanatçıların yerini sanatçılığı toplum önderliği olarak değil, zor bir konservatuarlılığın ardından elde edilmiş, toplumun üstünde olma, elit olma  hakkı zanneden bir sanatçı kitlesi çoğunluk olmuşsa bu daha da zordu.

Ama sendikaların eylemci değil adeta işçilere pranga olduğu, adında yada ardında sosyalizm, komünizm olan bazı partilerin bile ulusalcılaştığı yada soros bürosuna dönüştüğü bir dönemde adeta muhalefetsizliğin hüküm sürmeye başladığı bu ülkede tiyatro dünyasında bir eylemlilik, bir kıpırtı, bir muhalif hareket küçümsenmeyecek ölçüde yaşanıyordu tırmanıyordu.
 

GELDİK BU GÜNE

Bugüne geldik gelmesine de o denli detaylı bir 14 yıllık "iktidar ve tiyatro" tarihçesi oldu ki şimdi izninizle çok kısa birer satırla hatırlatma yapmayı gerekli görüyorum

- 1994 Recep Tayyip Erdoğan İstanbul Belediye Başkanı olur ve basına yaptığı ilk açıklamalarından birisi Şehir Tiyatrolarında bir değişim yaşanacağıdır.

- Tayyip belediyesi şehir tiyatrolarına Necip Fazıl oyunları, Türki oyunlar ve Ramazan oyunları dayatmasıyla 3 şart koyar bu şartlara uymadıkları için 5 genel sanat yönetmeni değişir.

- Bu zihniyetin 3 isteğinden ikisi Kenan Işık tarafından, üçüncüsü Nurullah Tuncer tarafından uygulanır

- Yine Tayyip Erdoğan Belediye başkanı olduğunda Ak-Bil yolsuzluğundan dava arkadaşı MHP kökenli Şenol Demiröz'ü Kültür İşleri Daire başkanı yapar Zaman gazetesi bunu bir avuç ama etkili İstanbul entelijasyonunun bertaraf edilme harekatı ilan edip muştular

- İslami Finans kurumu Al Baraka Türk'den bir kişi, İslami Yenişafak ve Zaman gazetelerinden birer kişi Şehir Tiyatrolarına atanır

- Tayyip Erdoğan'ın yerine devamı olarak gelen Ali Müfit Gürtuna Nurullah Tuncer'i genel sanat yönetmeni olarak göreve getirir. Kurum sanatçılarından aralarında Orhan Alkaya'nın da bulunduğu önemli isimler kınama cezaları alır, bir çok otoriter uygulama başlar

- Ali Müfit Gürtuna Tayyip Erdoğan'la yollarını ayırır, siyasetten silinir, yerini Kadir Topbaş alır. Recep Tayyip Erdoğan ise artık Ülke yönetimindedir

(Buradan itibaren "İstanbul Belediyesi - Tiyatro" değil , "AKP iktidarı-Türk Tiyatrosu" olarak bakacağız)

- 5018 sayılı yasa çıkarılarak sanat kurumlarının bütçesi, ayrıcalıkları, özel harcama kalemleri yok edilmiştir

- 60 yaş emeklilik yasası ile ilk olarak kurumlardan çok sayıda sanatçı uzaklaştırılır

- İzmit'te bir Din Bilgisi öğretmeni tiyatronun da üzerinde söz sahibi olacağı Eğitim- Kültür İşleri Daire Başkanlığı + Tiyatro yönetim Kurulu üyeliğine getirilir, Genel Sanat Yönetmeni görevinden alınır. Bale salonu mescit yapılır tiyatro medyasına (Tiyatro Dergisi ve bize) yansımasıyla basına da konu olur geri adım atılır.

- Devlet Tiyatrolarında Lemi Bilgin görevden alınarak yerine tartışmalı bir isim Mine Acar getirilir

- AKM'nin başına sanatla ilgisi olmayan İmam Hatipli bir yönetici ve yardımcılığına başörtülü bir hanım getirilir

- Şehir tiyatroları katma bütçeden çıkarılır

- Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeninin yetkilerinin budanıp müdürlüğe yetkilerin devri denenir

- Özel tiyatrolara devlet desteği kaldırılması denenir geniş medya yankısı ile yeniden konur

- Milyarlarca liralık XRay cihazı mecburiyeti gibi bazı gerekçelerle bazı özel tiyatro salonlarının kapatılması denenir

- Şehir Tiyatroları bilet fiyatları 1 YTL ve 50 kuruşa çekilerek özel tiyatroların rekabet gücü iyice zayıflatılır

- Sağ basın Şehir Tiyatrolarının ve Devlet Tiyatrolarının artık tamamen kaldırılması gerektiğinden söz etmeye başlamıştır

- Türk Tiyatrosunun en büyük iki kurumunun en büyük ve simgeleşmiş iki binasının yıkımı gündeme gelir

     PEKİ NE DEĞİŞTİ DE ?...

"Tayyip Erdoğan'ın, azınlıkta olsalar da, fevkalade etkin, nüfuzlu ve kudretli İstanbul entelijansiyasını, siyaseten karşısında olmalarına rağmen pasifize etme başarısını göstermesinde, Kültür İşleri Daire Başkanlığı'nın ve elbette Daire Başkanı Şenol Demiröz'ün payı vardır."

    Recep Tayyip Erdoğan İstanbul Belediye Başkanı seçilir seçilmez İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları nezrinde savaşı ilan etmiştir, ilk adımı Şenol Demiröz'le başlatmıştır, Zaman gazetesi müjdeyi vermiştir, hatırlayalım :

"Tayyip Erdoğan'ın, azınlıkta olsalar da, fevkalade etkin, nüfuzlu ve kudretli İstanbul entelijansiyasını, siyaseten karşısında olmalarına rağmen pasifize etme başarısını göstermesinde, Kültür İşleri Daire Başkanlığı'nın ve elbette Daire Başkanı Şenol Demiröz'ün payı vardır."

Recep Tayyip Erdoğan başbakandır. Dahası ikinci kez ve daha sağlam bir şekilde görevdedir. Üstelik En yakın arkadaşı, ikinci adam Abdullah Gül'de cumhurbaşkanıdır.

Kronolojik akışa bakarsak Siyasi erk'in tiyatro üzerindeki 14 yıllık düşü değişmemiş tersine güçlenerek bugüne gelmiştir. Sayfalardır sıraladığımız kronolojik gelişmeler bunun delili değil ise, tüm apolitikliklerine karşın sokaklara dökülen tiyatrocular bunun delili değilse ne delilidir?

Peki şimdi ne olmuştur da Orhan Alkaya Şehir Tiyatrolarının başına getirilip oturtulmuştur?


2. GÜN İLAVELERİ

Buraya dek "yaşananların dökümü" idi. İlk bölümü yayınladıktan sonra oldukça yankı buldu ve güzel bir tarihi belgeleme olduğu yönünde çokça kutlama aldım. Bundan sonrasını merakla beklediklerini de ilettiler. Ama doğrusu ya, yazının  bundan sonrası nasıl gelişecek ben de bilmiyorum. Elbette kafamda aktarılması gereken belli düşünceler var fakat yazının sonunda kesin bir bir final bekleyenler için "Orhan Alkaya bu göreve atanmıştır çünkü diye başlayıp bitecek bir cümle yok." Bu aşamada bizlerin bunu söyleme şansı da yok zaten. Bu nedenle bu yazının devamı aklımıza gelen irili ufaklı tüm ihtimalleri ele alıp değerlendirmek şeklinde olacak kuşkusuz. Yaşadıkça da bu düşüncelerden hangisine doğru evrildiğini görüp düşüncelerimizi o yönde yoğunlaştıracağız.

son 14 yıla baktığımızda siyasi erk'in şehir tiyatrolarına ve tiyatro dünyasına müdahaleleri, bir olumsuz yaklaşımları sadece benim kuruntum değil elbette. Neredeyse tüm tiyatro çevrelerinin paylaştığı görüşlerdir ve Yönetiminde Orhan Alkaya'nın da uzunca dönem yer aldığı İŞTİSAN'da benzer görüşleri , tepkileri çeşitli kereler bildirilerle hatta eylemlerle dile getirmiştir. O halde ne değişti ? sorusuna yanıt aramaya başlayabiliriz.

Orhan Alkaya'nın göreve gelmesinde son dönemlerindeki soft yaklaşımları mı etkili oldu?

İŞTİSAN 14 Şubat tarihinde bil bildiri yayımlamıştı. Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeninin yetkilerinin kısılıp Tiyatro müdürünün yetkilerinin artırılmasına karşı bir bildiri. "Biz Sehir Tiyatrolular “Tiyatroyu Tiyatrocular Yonetir” ilkesine sadık kalarak, kaygılarımızı basta bu tarihi kurumun gercek sahibi olan Istanbul halkına ve tum kamuoyuna duyuruyoruz." cümlesiyle biten bildiri şehir tiyatrosunda toplanan kurum içinden ve kurum dışından konuklar önünde okunup görüşler dile getirilmişti. Haftaiçi olduğu ve bende mesaiye dayalı çalışan biri olduğum için katılamadığım bu toplantıya giden bazı dostlara izlenimlerini sordum. Bir kaç kişiden Orhan Alkaya'nın "Biraz ortadan konuştuğu" şeklinde değerlendirme geldi. Çeşitli değerlendirmeler arasında biri dikkat çekiciydi "Orhan Genel Sanat Yönetmenliğine mi oynuyor ne?"

Şehir Tiyatrolarını artık yeterince tanıyan biri olarak doğrusu ya böyle bir iddia sürpriz gelmedi. Zira sürekli yönetim değiştiren şehir tiyatrolarında herkes herkesle ilgili sürekli yönetime talip olduğu iddialarında bulunabiliyordu. "Tiyatro 1 YTL kampanyası fikri Erhan Yazıcıoğlu'dan çıktı diyorlar, demekki Erhan başkanla yakın duruyor Genel sanat yönetmenliğine mi oynuyor ne?" , "Kemal Kocatürk Nurullah Tuncer'le ters düştü alternatif olsa olsa o olur" , "Levent Kırca şehir tiyatrolarıyla iş yapmaya başladı kesin buranın başına geçecek" , "Kenan Işık yeniden konuk sanatçı olarak oyun yönetiyor kesin yeniden Genel Sanat Yönetmenliğine ısıtılıyor"  ya da "Orhan Alkaya son zamanlarda daha sakin, yapıcı görünme çabasında, kesin Genel Sanat Yönetmenliğine oynuyor" Ortalıkta dolaşan onlarca spekülasyonlardan bazılarıydı.

Ama tiyatro kamuoyu olarak daha önce "şehir tiyatrolarından uzaklaştırma yaşamış", "Birinci Nurullah Tuncer döneminde hakkında soruşturma açılmış, muhalif söylemlerini her dönemde dile getirmiş, " Orhan Alkaya'dan üstelik de İŞTİSAN yönetiminde olup sanatçıların temsilcisi bir derneğin sözcüsü olarak daha kesin ve daha keskin bir söylem beklediğimizin de bir gerçekliği vardı. Bakın geçen yıl Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın beni de davet ettiği yemek davetinin ardından ben de aynı tavrı yadırgadığımı nasıl dile getirmişim

(...) Mikrofonu önce Şehir Tiyatroları Yönetim Kurulu seçilmiş üyesi Orhan Alkaya aldı. Tanıştığımızdan bugüne fikirlerimin çok büyük ölçüde uyuştuğu, zaten geçmişten gelen saygımın da sürdüğü sayın Alkaya elbette yapması gerekeni yaptı ve çok kısa da olsa özerklik kelimesi de geçen konuşmasında, duyulan rahatsızlıkları başlık olarak vurguladı ve başkana 10 dakikasını alacak bir mektup sundu. Orhan Alkaya ve diğer sayın İBŞT'li sanatçılar beni bağışlasın ama bu mektup bana ortaokulda ilk flört yapma teşebbüslerimdeki çekingen halimi hatırlattı. Konuşmaya cesaret bulamayıp yazarak kaçamak bir şekilde uzatıverdiğimiz, bazen bunu bile yapacak ortam bulamayıp bir süre cepte gezdirip atmak zorunda kaldığımız mektupları hatırlattı. (Her zamanki provokatif tavrıma bürünerek) Bence daha atak bir şeyler gerekiyordu. 10 dakikalık mektup yerine 5 dakikalık bir canlı konuşma ile salonun alkışla inletmesiyle daha vurucu etki fırsatı kaçırıldı. Sanatçılar Biz bu şartlarda bir gün boyunca oyuna çıkmıyoruz deseler bu çok mu sivri bir eylem olur? seyirciye saygısızlık mı olur? O zaman bir gün boyunca şehir tiyatrolu tüm sanatçılar Harbiye şehir tiyatrosu önünde bağdaş kurup oturuyoruz dese nasıl olur? Söz seyirci desteği için bende tüm manşet gücümle desteklerim.. Yani demem o ki yemek ve kokteyl arasına sıkıştırılmış serzenişlerden sanki biraz fazlası gerekiyor. 

yazının tamamı : http://www.tiyatrom.com/aetimur_yeni_14.htm

Şimdi bütün olasılıkları permutasyon hesabı alt alta sıralayıp kararı okuyanlara bırakmak en doğrusu sanırım. Zira benim Orhan Alkaya bu göreve gelmiş Çünkü ..... diye sunabileceğim bir doğru, bir somut bilgi yada belge yok. Zaten bu doğru bilgiyi de hiç kimse bilemez.

Orhan Alkaya'nın son dönemlerde bu yumuşak yada yapıcı denilebilecek yaklaşımları bu göreve gelmesinde etken olmuş olabilir elbette. Ama bunu diyebilmek için aşırı saf olmamız gerek. Zira başkanın tiyatronun başına getirmek için tek kriteri soft biri ise düzineyle sof başka birileri de olabilirdi bu. Üstelik soruşturmalar yaşamış muhalif biri olmayan ve sosyalist kimlikle anılmayan. Tabi bir de meselenin bu yönü var, "sosyalist kimlik"

Bugün sosyalistler Orhan Alkaya'yı yeterince sosyalist bulmayabilir, hatta hiiiç sosyalist de bulmayabilir. Ama muhafazakar taban bu konuda katıdır ve geçmişte Ecevitçi olanları , cumhuriyet okuyanları bile gominist(!) olmakla suçlayacak kadar solu dışlamıştır. Doğal olarak da geçmişinde sosyalist olduğu için soruşturmalar yaşamış, bugün halen "Birgün" gazetesinde yazarlık yapmakta olan Orhan Alkaya muhafazakar seçmen için yeterince goministdir. "Başkan oyu bizden aldı sonra gidip komünistleri, solcuları yönetici yaptı..  Kadir Topbaş bu tepkiden çeknmeyecek miydi? Solcu birini yönetici yapmasını Saidi Nursi oyunları izlemek, Ramazan gösterileri izlemek isteyen tabanına nasıl anlatabilirdi? O halde sırf Orhan Alkaya son dönemlerde yumuşak bir tavıra girmişti, başkan Topbaş'a ılık mesajlar veriyordu diye Genel Sanat Yönetmeni seçildiğini düşünmek saflık olurdu.

Öte yandan İstanbul Belediyesini kazanır kazanmaz İstanbul entelijansiya'sını yenmeyi kafasına koymuş bir görüş bundan bu kadar kolayca vaz mı geçmişti?

AKP en iyi niyetle merkez sağ parti olmuş olsa dahi bir merkez sağ parti "eski yada halen sosyalist birini" yönetici kadroya oturtmazdı, (üstelik de bu yöneticilik insanları etkilemeye dayalı bir sanat alanı ise hiç oturtmazdı) Belki ılımlılık adına ortadan birini "Tiyatro siyaset üstüdür" gibi söylemlerle kendini kandırmış sevgili Can Doğan gibi birini seçerdi belki ama bu Orhan Alkaya  olmazdı. Eğer Orhan Alkaya seçilmişse daha derin nedenler aranması gerekirdi. Yani bu seçim Orhan Alkaya'nın son dönemde yumuşak tavır göstermesiyle açıklanamayacak bir olgudur.

Orhan Alkaya'nın göreve gelmesinde Tiyatro üzerine görüşleri mi etkin oldu?

Orhan Alkaya oyuncu yada yönetmenliğin dışında yazardı. Düşüncelerini değişik platformlarda dile getirirdi. Özellikle son dönem Birgün gazetesinde yazdığı köşe yazılarına baktığımızda tiyatro sorunlarına sürekli değindiğini görmekteyiz. Tiyatroda komple yeniden yapılanmadan söz etmekteydi. Hatta şu son yıllarda benim dışımda özerklik kelimesini ağzına alan tek kişi Orhan Alkaya idi diyebilirim. Hani o da olmasa acaba özerklik diye bir şey hiç olmadı mı? lügatimizde böyle bir kelime yok mu? Ben mi yanlış hatırlıyorum diye şüpheye düşeceğim.

Acaba başkanı etkileyen Orhan Alkaya'nın fikirleri ve tiyatroya bu kadar kafa yoruyor olması mıydı? Olabilir mi sizce? Bana osrarsanız olmaz. Neden? Çünkü Başkan Orhan Alkaya'nın fikirlerinden bir gecede etkilenmediyse bu etkinin izlerini son dönemde az çok görmeliydik. Oysa yakın zamana dek baktığımızda görülen Başkanın tiyatroya yönelik uygulamaları değil şehir tiyatrosuna özerklik vermek tam tersine daha da ipleri merkezileştirmek, tiyatroyu daha da memurlaştırmak üzerineydi. Tiyatro müdürlüğünün yetki artırımı, Emekliye sevk edilenlerden boşalan kadroları boş saklayıp şehir tiyatrosu sanatçılarının bazılarının İBŞT'de değil belediye kadrolarında üstelik de  vasıfsız işçi olarak çalışıyor gösterilmeleri, ve daha pek çok örnek sıralayabiliriz. Demek ki Başkan'ın "Gel Orhan'cığım al şu şehir tiyatrolarını özerkleştir, başınıza buyruk hale gelin ben dahil hiç kimse asla bir daha size karışamasın" demediği de açık.

Üstelik Orhan Alkaya'nın gerek tiyatro dergisine, gerek tiyatro Dünyasına gerekse diğer yayınlara verdiği ilk demeçlere baktığımızda Orhan Alkaya yazılarındakinin aksine yapılanmada devrimden hiç söz etmiyor repertuarın nasıl oluşacağını, repertuar konularına yaklaşımlarını öne çıkarıp anlatıyor. Sadece katma bütçe bir şekilde yeniden uygulanmalı, ihale sözcüğü bir başka şekilde formüle edilmeli gibi yüzeysel yaklaşımlar var ki, katma bütçeyi yeniden uygulayacak başkan bir yıl önce neden kaldırmış idi?

Yani AKP'li belediye Başkanı'nın muhalif Orhan Alkaya'yı yönetsel devrimler gerçekleştirecek düşüncelerinden dolayı Genel Sanat Yönetmeni ataması da çok mantıklı gelmedi bana ama kararı siz okuyanlara bırakıyorum.

Nurullah Tuncer'i görevden aldıran sebep peki neydi?

Orhan Alkaya neden seçilmişti konusuna dönmek üzere yeniden gündeme ve peki Nurullah Tuncer'in görevden alınma sebebi neydi ye dönelim. Yukarıda son 14 yılı sıralamıştık. Nurullah Tuncer bir önceki başkan tarafından atanmıştı ve yeni başkan Kadir Topbaş onu zaten istememiş görevden almayı denemişti ama mahkeme kararıyla Tuncer göreve dönmüştü (ki yine dönmesi çok muhtemel ve benim bu satırları yazdığım anda aldığım haberi ana sayfamıza girdim Nurullah Tuncer bugün maaş bordrosunda "dekoratör" kadrosunu görüp mahkeme sürecini başlatma kararı almış)

Tuncer'in görevden ilk alınma sebebi bir önceki başkanın yönetici kadrolarının tasfiye edilmesi olsa gerek diye yukarılarda açıklamıştık zira iki başkan aynı kökten türese de ayrı konumlarda yol ayrımı yaşamışlardı. Mahkeme kararıyla dönen Nurullah Tuncer'i ise çoğu konuda dikkate bile almıyor, Tuncer tiyatroyle ilgili bir çok uygulamadan haberdar bile edilmiyordu. Örneğin geçen sene ortaya çıkardığımız Şehir Tiyatroları biletlerinin satışında bir nevi yolsuzluk sayılabilecek biletlerin Tickettürk'e peşkeş çekilmesi haberini manşet yapmıştık ve Nurullah Tuncer konuyla ilgili kendisine en ufak bilgi verilmediğini açıklamıştı http://www.tiyatrom.com/soruyoruz.htm  yine 1 TYL ye tiyatro konusu da bu şekilde idi. O halde şunu açıkça söyleyebiliriz ki Başkan Topbaş zaten Nurullah Tuncer'i yok sayıyordu ve görevden almak için fırsat bekliyordu.

İHALE İLE SANATÇI ALIMI GÖREVDEN ALMANIN GEREKÇESİ Mİ?

Bu fırsat İhale ile sanatçı alımı ile ele geçirilmiş oldu. Önce sanatsever kamuoyunda bir öfke seli oluştu, ardından ihaleyle adı anılan kurumun (İBŞT) en üstünde görünen kişi (Genel Sanat Yönetmeni) görevden alındı. Böylece kamuoyuna bakın o terbiyesizi cezalandırdık mesajı verildi. Peki durum böyle miydi acaba?

Öncelikle 5018 sayılı yasa yeni kalkmamıştı bir kaç yıl olmuştu, ve bu yasadan dolayı bu ihaleyle sanatçı alımı konusu zaten uygulanıyordu (Bunu biz yayıncıların bugüne dek görmemiş olmamız bizim ayıbımızdır bu defa da TEB başkanı sayın Üstün Akmen'in bildirisi ile öğrendik) Çoktandır uygulanan bu yöntem alışıldık bir hal almıştı ve Leyla ile Mecnun müzikalinin neredeyse tamamı ihale açılarak alınmıştı.

İHALE YILDIZI HEP KÜLTÜR AŞ VE ONUN YAN KURULUŞU

Bu tür hizmetler için sanatçı yada teknik eleman alım ihalelerini nedense hep Kültür AŞ ve onun yan kuruluşunun kazandığını öğreniyoruz. (Kültür AŞ yukarıdaki 14 yıllık anlatımdan hatırlarsanız Recep Tayyip Erdoğan'ın Belediye Başkanı olur olmaz kurdurduğu ve başına Akbil yolsuzluğundan dava arkadaşı Şenol Demiröz'ü getirdiği belediye iştirakidir) Ve Kültür AŞ bu anlamda sanıyoruz ki bir nevi taşeron hizmeti görmekte ve oradan temin edilen oyuncu ve teknik ekip oradan maaş almaya devam etmektedir. Üstelik de bugün halen 1,5 aydır maaş alamayan çalışanlar olduğundan söz edilmektedir. Tabi bütün bunları ayrıca araştırıp haber yapacağız zira pandora'nın kutusu açıldı mail kutumuz çeşitli iddialarla dolmaya başladı.

TİYATRO BÖLÜMLERİNİN VASIFSIZ İŞÇİ YETİŞTİRDİĞİNİ BİLİYOR MUYDUNUZ?

İhaleyle sanatçı alımına bir sorumlu aranıyorsa bu 5018 sayılı yasayı düzenleyip çıkaran AKP iktidarıdır kuşkusuz. Muhtemelen ihale kelimesi değiştirilip Teklif alınmak suretiyle sanatçı alınacaktır gibi bir cümleyle aynen devam da edecektir. Öte yandan bu kelime kullanılarak yazılan ilan Genel Sanat Yönetmeni kararıyla değil Yönetim Kurulu kararıyla çıkmıştır ki bu yönetim kurulunda şu an Genel Sanat Yönetmeni olan Orhan Alkaya ve yine yardımcılığına getirilen S.Volkan Sağırosmanoğlu da vardır. Dolaysıyla bu olay bu değişimin yaşanmış olmasına sebep gösterilemez. Buna ancak gözlerini kültür sanata yummuş , bu dünyada yaşananlara yabancı ama sadece böyle bir sansasyonel olayla yada  bir tek Genel Sanat Yönetmeni değiştiğinde habercilikleri akıllarına gelen medya inanır. Ki zaten bazı gazetelerin konuya ihale açarak sanatçı alımı yapılması yüzünden Genel Sanat Yönetmeni görevinden alındı gibi bir izlenim düşmüştür. Üstelik aralarında üniversite tiyatro bölümü mezunu da olan bazı tiyatro sanatçılarının İBŞT değil Belediyede "vasıfsız işçi olarak" kadroya alınmaları da en az ihaleyle sanatçı aranması kadar abes bir durum değil midir?

3. GÜN İLAVELERİ

 

"Tayyip Erdoğan'ın, azınlıkta olsalar da, fevkalade etkin, nüfuzlu ve kudretli İstanbul entelijansiyasını, siyaseten karşısında olmalarına rağmen pasifize etme başarısını göstermesinde, Kültür İşleri Daire Başkanlığı'nın ve elbette Daire Başkanı Şenol Demiröz'ün payı vardır."

 

NE OLDU DA AKP ZİHNİYETİNİN SAVAŞ İLAN ETTİĞİ ENTELİJANSİYA'DAN SAYACAĞI BİR İSİM GENEL SANAT YÖNETMENLİĞİNE GETİRİLDİ ARAYIŞIMIZ SÜRECEK.... MERKEZ SAĞA YANAŞTIĞI, MERKEZ PARTİ OLDUĞU İDDİA EDİLEN AKP BUGÜN İTİBARIYLA SANDIKTAN  TÜRBAN'I ÇIKARIP YENİDEN KAFASINA GEÇİRİRKEN TİYATRONUN KALESİNİ ELLERİYLE TESLİM Mİ EDİYORDU?

Kimdir nedir bu entelijansiya ? Orhan Alkaya da bu pasifize edilmesi gereken entelijansiya'lardan mıdır?

Zaman gazetesinin münevverleri bu sözü nereden bulup kullanmışlar, sık sık böyle az bilinen sözcükleri bulup kullanırlar mı, bu bir münevver olmanın gereği midir? Türk Dil Kurumu sözlükleri tanımıyor bu kelimeyi. Google ise çıkara çıkara karşımıza ekşi sözlük gibi gayriciddi siteleri çıkarıyor. Güvenilmezliklerine rağmen onlardan bir fikir edinmeye çalışıyoruz doğal olarak. Yazılanlardan bir kısmına bakalım.

üst kultur, folk kultur , populer kultur ucleminde ust kulturun temsilcisi, lokomotifi. / kitapların hasından, müziklerin hislisinden, damak zevkinin en iyisinden anladıklarını her fırsatta belirten ve hedonist yasam sergileyen zümre / kısacası "aydın" demek... / tam anlamı ''aydınlar takımı''dır... / entellerin efendileri...

Burada yazılanları çok da resmi tanım kabul etmemekle yapılan tariflerden biraz hem elit hem aydın olanları çıkarmak mümkün. Yani kendini yetiştirmiş bir işçi önderi, bir halk aydını değil de toplumsal konumuyla, yaşam kalitesiyle de elit bir kesimi çıkarabiliyoruz. Ama bir başka kaynağa göre entelijansiya 19.yy Rusya'sında devrime öykünen entelektüellerin tümüne verilen isim imiş.

Biraz daha arandığımızda ise İslamcı bir kaynakta rastlıyoruz "entelijansiya" kelimesine. Üstelik de bu Risale Yayınlarının Sosyal Bilimler Ansiklopedisi. Bu Sosyal Bilimler Ansiklopedisi tam 4 ciltlik detaylı bir ansiklopediymiş. İşte bu çok kapsamlı İslamcı ansiklopedi uzun bir yer verdiği Aydınlar sayfasının başında aynen şu şekilde kullanmış AYDINLAR (ENTELİJANSİYA) Başlıkta parantez içinde kullanılan bu entelijansiya bir anlamda aydınlar eşittir entelijansiya anlamı taşıyor ve doğal olarak da tüm aydınları kastettiği çıkarılabiliyor. Acaba Zaman gazetesi de islamcı düşüncenin yayını olduğuna göre bu tanımı mı esas alsak? Yani zaman gazetesinin yorumunda tüm aydınlar sindirilmesi gereken hedef olarak gösterilmiş olabilir mi? Pek ihtimal vermiyorum zira bu kadar geniş bir cephenin, İstanbul'un veya ülkenin tüm aydınlarını karşısında görmezdi sanırım. Cümlede yerine koyarsak... 

"Tayyip Erdoğan'ın, azınlıkta olsalar da, fevkalade etkin, nüfuzlu ve kudretli İstanbul aydınlarını, siyaseten karşısında olmalarına rağmen pasifize etme başarısını...

Nice diktatörlerin zulümlerle alt edemediği aydınları Tayyip Erdoğan bir tek Şenol Demiröz'le pasifize etmiş olamazdı herhalde. Kaldı ki her aydın solcu demek de değildir çeşitli kaynaklarda milliyetçi , islamcı entelijiyansiya yada aydınlardan da söz edilmektedir. Örneğin Zaman gazetesi yazarı, Kültür Üniversitesi Profesörü İskender Pala aydın değildir denilebilir mi? Elbette kendi uzmanlık alanında aydındır. Enteljansiya karşıtı Zaman gazetesi içerisinde bir entelijiyansiyadır. (Zaten bu nedenle olsa gerek İstanbul'un Kültür Sanat Daire başkanı yapılmıştır ama bildiğimiz yaptığı iki somut işten birisi halen geniş bir kadroyla İBŞT'de sahnelenen Leyla ile Mecnun" Müzikalini yazmak diğeri de İstanbul'un lalelerle donatılması parlak fikrinin fikir babası olmak)

Bu konu dışına bir hayli saptığımız ama aslında zaman zaman kafamızda oluşacak soru işaretlerini de giderecek entelijiyansa konusundan artık biraz ana konumuza dönelim.

Sonuç olarak diyebiliriz ki "aydın" bir genel kavramdır ve her görüşün yada her bir bilim dalının aydını vardır. Ayrıca her bir görüşün içinde elit olanlar da elit olmayanlar da vardır, söz ve karar sahibi olanlar vardır, olamayanlar vardır. Doğal olarak zaman gazetesinin pasifize edilmeleri gereken unsurlar olarak gördüğü kudret sahibi aydınlar islamcı düşüncenin karşısında olan kesimlerdir ki bu da yine doğal olarak sol düşüncedekilere düşmektedir. Ve yine doğal olarak yıllardır Şair, yazar, yönetmen , derneklerde aktif üye, yönetici olarak yer almış (bu anlamda kudret-etki sahibi) Orhan Alkaya değilse kimdir? Evet ondan daha radikal sol düşüncede olanlar elbette vardır ama kentin kültür sanat politikasında, kentin tiyatrosunda söz sahibi falan değildirler. Açık ve net şekilde diyebiliriz ki zaman gazetesi, İstanbul belediyesi ve Recep Tayyip iktidarına göre burada işaret edilen pasifize edilmesi gereken entelijansiya bir anlamda Orhan Alkaya'nın ta kendisidir. O halde Kadir Topbaş görüşü zaten Orhan Alkaya'nın karşısında değildi ki neden onu atamamış olmasın diyemeyiz ve Sevgili Can Doğan her ne kadar neden Orhan Alkaya olmasın ki diye sorsa da biz şimdi bir kez daha aynı soruyu sormak zorundayız. Neden Orhan Alkaya bu makama oturtulmuştur?

"Tayyip Erdoğan'ın, azınlıkta olsalar da, fevkalade etkin, nüfuzlu ve kudretli İstanbul entelijansiyasını, (Orhan Alkaya'yı da) siyaseten karşısında olmalarına rağmen pasifize etme başarısını göstermesinde, Kültür İşleri Daire Başkanlığı'nın ve elbette Daire Başkanı Şenol Demiröz'ün payı vardır."

Sevgili Can Doğan'a ara sıra atıfta bulunmaktayım satır aralarında. Belki bu uzun yazı ilerde okunur da Can Doğan'a neden atıflar olduğuna anlam verilemezse diye düşünerek çok kısaca not düşeyim. Sitemiz'de bu hafta yer alan Orhan Aydın yazısında Orhan Alkaya'ya yönelik sert bir eleştiri vardı. Sevgili Can sitemizde işte bu eleştiriye bir yanıt yazdı. Her ne kadar bu yanıt bana değil de Orhan Aydın'a yazılmış olsa da Can Doğan'ın cevabı tipik bir ortada duran adamın hayata olumlu bakalım arkadaşlar, ille de her şeyde bir bit yeniği aramayalım yaklaşımını yansıtıyor ve kendi sözleriyle "sanat siyaset üstüdür" deyip sanat siyaset ilişkisinden bir ulvi cümleyle sıyrılabilme amacını yansıtıyordu. Oysa bu koca bir yalandı. İnsanlar, sanat ve siyaset var oldu olalı bu iki sözcük hiç biri diğerinin üstünde değil iç içe yada taban tabana karşı karşıya olmuşlardı. Sonuçta sanat bir düşüncenin dışa vurumu, bir düşüncenin insana yansıması ve doğal olarak o düşüncenin propagandisti diğer  pek çok düşüncenin de doğal olarak karşıtı değil midir? Düşüncelerin yansıması ve propagandası olan sanatın yine düşüncelerin siyasallaşması olan güçle karşı karşıya yada iç içe olması kadar doğal ne olabilir? Bilim evet siyaset üstüdür diyebiliriz. İki kere iki her ideolojide gerçekliktir ve hiç bir ideolojinin gücü bunu değiştiremez ama sanat bir bilim değil yaşama dair önermelerdir. En içi boş roman, en içi boş film, en içi boş oyun dahi bir siyasetin yansıması değil midir? (etliye sütlüye karışma koyun ol güdül siyasetinin, yani mevcut sistemin sürdürülmesine göz yum siyasetinin) O halde ne zaman gazetesi, ne Recep Tayyip Erdoğan Can Doğan gibi düşünmüyordu ki Recep Tayyip Erdoğan Kültür İşleri Daire başkanı aracılığıyla bu kültür işleri kapsamındaki bir kesimden kurtulmak istiyordu. Ve işte yukarıda uzun uzun açıkladık ki Orhan Alkaya da tam da bu kurtulunması gerekilen entelijansiya'dan biriydi. Şimdi anladın mı sevgili Can Doğan neden Orhan Alkaya'nın bu iktidarın atamasıyla Genel Sanat yönetmeni olması akla mantığa aykırıdır? Hangi görüş karşıtını kanatlarının altına alır yada kanatlarının altında büyüyüp gelişip serpilmesine izin verir? Yada hangi diğer bir görüş karşıtının kanatlarının altına girmeyi kabul eder? Karşıtının kanatlarının altında ufalanıp yok edilmeyi kabul eder?

İŞTE GALİBA ŞİMDİ BAM TELİNE GELDİK KONUNUN...

Yukarıda kavramları irdelemeyi biraz uzun tuttum belki ama meselenin bam telinin yakıcılığını hissettirmek için gerekiyordu da.

Uzlaşamayacak gibi görünen iki karşıt gücün ateşkes yapmasını belli zaman ve zeminlerde uygun görebiliriz. Faşist Almanya ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti de anlaşma imzalayabilmişti. Ama sözü edilen durum ateşkes değil karşıtıyla işbirliği durumudur. O halde yeniden permütasyonumuza dönelim ve elimizde kalan şıkları sıralayalım

a) Bu iki karşıt güçlerden birinin komutanlarından biri karşı tarafa geçmiştir (yani kendini satmıştır)

b) Bu iki karşıt güç (karşıt düşünce) artık karşıt değildir

c) Karşıtlardan biri yada her ikisi de bir taktik oyununa girmiştir

d) Bu iki gücün de karşıt olduğu daha büyük bir tehlike belirmiştir ve bu geçici ittifak sağlanmıştır

e) Aklıma gelirse yazacağım veya sizin aklınıza gelen yada bir türlü hiç birimizin akıl edemediği etken.

Şimdi geriye kalan bu şıkları incelemeye başlayabiliriz.. Hala okuyanlarla tabi..

KARŞIT GÖRÜŞLER NE ŞARTLARDA VE NEREYE DEK UYUMLU OLABİLİR?

Elimizde kesin veriler olmaması ne acı. Olasılıkları tek tek incelemek zorunda kalıyoruz. Eğer Belediye bir basın bildirisi yayınlayıp Nurullah Tuncer'i şu nedenle görevden aldık ve şu şu etkenlerden dolayı Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliğine Orhan Alkaya'yı getirdik deseydi ; Yada Orhan Alkaya'ya röportaj yapanlardan birisi de "kardeşim sizin dünya görüşleriniz sanattan beklentileriniz ayrı nasıl birlikte çalışabileceksiniz?" diye sorsaydı işimiz belki daha kolaylaşabilirdi.

Elbette ki karşıt görüşün yönetimi altında çalışılmak zorunda kalınabilir bir eleman olarak. Ve bu bir anlamda zaten emeğimizi, yaşamımızın bir kısmını satmaktır. Satılık olmaksa aslında hepimiz bu anlamda satılmışızdır aslında. Kapitalist bir sistem altında sosyalist bir bireysel yaşam sürülebilir mi? Bir işçiysek bir sermayedarın biraz daha kazanması için satmaz mıyız emeğimizi? Bir öğretmensek sistemin yada sermayenin emrine girip ona hizmet edecek elemanlar hazırlamak için değil midir yaptığımız? Kendi adına çalışan bir bakkalsak küçük bir kar için  sermayedarların ürünlerini tüketiciyle buluşturan değil miyiz? Çok istisna meslekler ve çok istisna kişiler dışında bir sermayedara, kurulu devlete yada sisteme hizmet etmeden yaşamak, ömrümüzün bir kısmını ücret mukabili satmak ve ücretli köleliği sürdürmek zorunda değil miyiz?

Ama söz konusu olan bir fabrikada işçilik yada bir oyunda oyunculuk, yönetmenlik değildir. Sonuçta Belediye başkanı AKP'de olsa CHP'de olsa Orhan Alkaya çıkıp (sansürlenmedikçe, yasaklanmadıkça) "Hadi Öldürsene Canikom"u yönetip oynayabilir. Ama söz konusu olan bir oyun yönetmek yada bir oyunda oyunculuk yapmak değil yönetsel konumda işbirliği içinde çalışmaksa işte o zaman durum değişiyor. Çünkü belediye tarafından atanmış olmak aynı zamanda belediyeyi temsil makamında bulunmak demektir. Orhan Alkaya bu durumda Belediye Başkanının İBŞT'deki temsilcisi değil midir? (çünkü Özerklik falan yok İBŞT'de)

Orhan Alkaya İŞTİSAN'lı olarak karşı çıktığı belediye tasarruflarına belediyenin atadığı yani belediyeyi temsil makamında da karşı çıkabilecek midir? Belediye biz burayı müdürlüğe dönüştürüyoruz, Harbiye sahnesini yıkıyoruz dediğinde belki karşı çıkıp ikna etmeye çabalayacak ama diyelim ki ikna edemediği benzer konular çıktığında "Peki ben buna karşıyım ama G.S. Yönetmeni olarak karşı bir direniş örgütlemem de doğru olmaz ben sessiz kalayım ne sizden, ne onlardan yana olayım" mı diyecektir? Ve Orhan Alkaya'yı AKP'li Sosyal demokrat Kültür Bakanı Ertuğrul Günay gibi tiyatro-opera salonlarında zemzem suyu içerken görecek miyiz?

ACABA HERKES DEĞİŞİYOR MU? YADA HERKES TAKİYE Mİ YAPIYOR?

Mutlaka değişiyoruz. 12 Eylül öncesinin bir AK-GENÇ (Akıncı Gençlik Derneği üyesi) AK Partiyi kurup başbakan olup sahte de olsa Atatürk mozolesi önünde saygı duruşunda bulunuyor, aynı AK-GENÇ (Akıncı Gençlik Derneğinin) bir kolu İBDA-C (İslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi) kurup bir bayram töreninde uçakla anıtkabire dalış yapmayı planlayabiliyor. Aynı kökten aynı siyasal uzantıdan gelen Ak-Genç'ten AkPartiye yada Ak-Genç'ten İBDA-C'ye az değişim değildir.

Öte yandan Marksist-Leninist silahlı örgütlerden özel üniversitelere hocalığa varan bir yaşamın iki ucu arasında büyük bir değişim olduğu da bir gerçektir. (ki o dönemler eğitimde özelleşme en şiddetli tepki duyulacak alanların başında gelirdi) Bu anlamda örneğin herkesin öldüğü çarpışmadan hayatını zor kurtarmış bir Ertuğrul Kürkçü'nün yaşamı enteresan bir film senaryosu olsa gerek.

Ve yine bugün artık bazılarınca yerli Soros olarak da anılan Osman Kavala sermayesinin eklemlendiği dile getirilen Birgün gazetesinin herhangi bir köşe yazarının, İbrahim Kaypakkaya ile aynı yere bastığı söylenebilir mi? Acaba bugün solcularımız AKP ile uzlaşıp tiyatroyu düzeltebileceğini düşünebiliyorlar da İbrahim Kaypakkaya istese Demirel hükümetlerinde bir makam bulamaz mıydı kendine? O günlerde üniversite mezunlarının çok daha kıymetli olduğu düşünülürse isteseydi Deniz'ler, Mahir'ler, Kaypakkaya'lar dişini sıkıp diplomalarını paraya ve makama çeviremezler miydi?

Yada tersten bakarsak Baskın Oran ne kadar benziyor İbrahim Kaypakkaya'ya?.. 17 yaşında idam sehpasına çıkarılıp asılan TDKP'li Erdal Eren ölenlerden değil kalanlardan olsaydı romantik bir şair yada Şehir Tiyatrolarında bir aktör, yönetmen  olur muydu? Ya Nazım Hikmet televizyonlara dizi yazar mıydı?

Galiba değişmemek için ölmek gerek...

Yada bir kez daha tersinden bakarak Orhan Alkaya'nın şehir tiyatrolarında çalışırken Mahir Çayan olmasını mı bekliyoruz?

Elbette hayır hiç birimiz bunu beklemiyoruz bu kesin. Tayyip Erdoğan'ın da İBDA-C yi tercih etmiş arkadaşlarına kürsüden el sallamasını bekleyen yoktur sanırım. Ama birileri devletin makamlarına oturduğu halde Hrant Dink'in katiliyle fotoğrafa poz verirken, birileri (Kadir Topbaş'ın belediyesi)  Sivas katliamının sorumlularından -ve aranan- birine İstanbul metrosunda iş verirken, ötekilerde bu gizliden ben değişmedim makamımla seninleyim mesajlarını görürken berikilerin geçmişlerindeki görüşlerini tamamen silip onların televizyonunda basit pis propaganda dizilerinde oynayıp , onların inayetiyle onları temsilen makamlara oturması var ya... işte bu koyuyor adama.

Akparti değişmiş olabilir mi sorusunu yanıtladık bir anlamda. Elbette değişti fakat yeniden yapılandırılan ve ılımlı islam modeline gün be gün yaklaştırılan Türkiye'de kültür sanat politikasını şekillendirmekten asla vaz geçmeyecekleri bir gerçektir hele ki yeniden Türban'ın gündeme çıkarıldığı şu günlerde.

Peki Orhan Alkaya değişti mi? Elbette İBŞT Genel Sanat Yönetmeni makamına sosyalist biri başlığını atarken bu makama Deniz Gezmiş, Mahir Çayan oturuyor demedik bunu da kimse diyemez de Orhan Alkaya'dan bekleyemez de. Fakat Orhan Alkaya elbette AKP'li de olmuş demek değildir bu ve asla olacağını da aklımıza şaka olarak dahi getiremeyiz de. O halde içlerinden biri değişti öteki oldu gibi bir varsayım da nafile bir varsayımdır. Ne (her birimizin kendini sattığından daha fazla) bir satış söz konusudur ne de bir ötekinden olma.

KARŞIT GÜÇLERİN ORTAK DÜŞMANA KARŞI İTTİFAKI MI?

Tarih zaman zaman karşıt güçleri de ittifaka götürmüştür. Örneğin şimdi güçlü bir faşist iktidar tehlikesi olsaydı sanırım sol ille de seçecekse faşist değil dinsel temelden geleni seçerdi. Bir dönem İran'da Şaha karşı Marksistler'in Humeynicilerle omuz omuza çarpıştığı gibi. 80 sonrası bir dönem Türkiye'de de islamcı, devrimci ortak eylemlilikleri de olmadı değil. Hatta şimdi dahi en son Boğaziçi üniversitesinde  sol düşüncedekilerle islamcılar birlikte etkinlikler yapabiliyor. Ama ortada belirgin ve güçlü bir düşman olmadığına göre Şehir Tiyatrolarının Genel Sanat Yönetmenliğindeki bir sol düşüncedeki kişiyle AKP'li belediye başkanının kollektif çalışmasını Şah dönemi İranı'na benzetmek çok uçta bir örnekleme olurdu. 

Peki nedir olan biten?

İkinci bölümün başında (Sivas'ta insan yakan kişiyi koruyup iş veren AKP'li bir belediyenin) başkanının sosyalist  Orhan Alkaya'yı bir belediye kuruluşunun başına  getirmesinin nedeni şudur diye kesin bir yanıt veremeyeceğimizi belirtmiştim. Ama bu benim tahmin yürütemeyeceğim anlamına gelmez.

Tahminimize geçmeden bazı verileri alt alta koyalım :

AKP tiyatro alanındaki emellerini 14 yıldır göstermiştir

Buna karşı hayal ettiğimiz ölçülerde olmasa da sürekli bir karşı duruş gelişmiştir

Bu muhalif hareket giderek tırmanmıştır içerisine sivil toplum kuruluşlarını, liseli üniversiteli gençleri, siyasal örgütleri ve partileri de katarak artmıştır. Daha da tırmanacağı açıktır.

Genel seçimde çok büyük bir başarı yakalayan ve bunu kaybetmeden belediyeleri de yeniden artırarak garantilemek isteyen Recep Tayyip Erdoğan belediyelere erken seçim startını vermiş ve yapabileceğiniz en verimli çalışmaları yapın talimatını açıklamıştır

Zaman gazetesinin aralara sıklıkla serpiştirdiğimiz yaklaşımından AKP iktidarının ve İstanbul belediyesinin (...azınlıkta olsalar da, fevkalade etkin, nüfuzlu ve kudretli İstanbul entelijansiyasını...) sayıca binleri sokağa dökemeseler de nüfuzlu, etkin ve kudertli bu güçten çekindikleri bir gerçektir.

Kısaca henüz bu kavga bitmemiş sanat cephesi teslim alınamamış, AKP'ye karşı neredeyse hiç bir kitlesel eylem, bir muhalif hareket, bir karşı duruş görülmeyen bu dönemde neredeyse tek karşı muhalif hareket tiyatro cephesinden gelmekte ve giderek yükselmektedir. Atatürk Kültür Merkezi sırf adından dolayı büyük bir kesimin sahiplenmesine sebep olabilecektir, sembolleşmiş Harbiye binasının yıkımı dikkatleri çekmiştir. Nüfuzlu sanatçı kesiminin açtığı karşı cephe medyaya basına yansımaktadır (Sayıca daha fazla Yörsan işçilerinin eylemi yansımaz örneğin, çünkü onlar yoğurt üretiyor)

İşte erken seçim startı verildiği bu dönemde;

Tiyatromuz yok edilmek isteniyor, AKP hükümetinin gerici yüzünü görün, sanat kurumlarına saldırıyor yıkıyor tarzında çıkış yapacak ve seçim atmosferinde tırmanacak bir muhalif hareket istanbul gibi riskli bir bölgede AKP ye toplanmış merkez oylardan büyük bir kopuşa neden olabilecektir. Ve AKP merkez oylardan gelen potansiyel olmadan sadece kendi kararlı seçmeniyle seçim kazanıp kazanamayacağından emin değildir.

O halde şu an hiç bir risk göze alınamaz, en ufak bir olumsuz sese tahammül gösterilemez.

O halde seçim dönemi bazı tavizlerle durum kurtarılabilir.

AKM nin yıkım kararı durdurulur,

Yıkım için neredeyse dozerler geldi gelecek diye beklenen Harbiye bir ay kapalı tutulmuşken birden yeniden açılır,

ve o güne dek muhalif kanadın sesi olarak görülen, şehir tiyatrolarına sürekli öneriler üreten kesimin temsilcisi Orhan Alkaya şehir Tiyatrolarının Genel Sanat Yönetmenliğine getirilir.

Hadi şimdi yapın bakalım eylem!

Ne diye eylem yapabileceğiz biz şimdi? Harbiye yıkılacak desek yerinde duruyor oyunlar sahneleniyor. AKM yerinde duruyor. Sahnelerde Aziz Nesin oyunu var, Nazım Hikmet oyunu var. Türkiye'nin en büyük sanat kurumu İstanbul Şehir Tiyatrolarının başına solcu birini Orhan Alkaya'yı getirdiler ve böylece partizan olmadıklarını tiyatro ve sanat uğruna yararlı olacağına inanırlarsa, gerekirse bir sosyalisti bile getirebileceklerini ispatladılar...  Orhan Alkaya katma bütçe yeniden konulabilir diyor.

Arkadaşlar size soruyorum şimdi biz eylem yapabilir miyiz?

Biz yaparız ama kitleselleştirebilmek için elimizde koz bıraktılar mı? Kimi hangi sebebe dayandırıp nasıl çıkarabilirsiniz tiyatro için sokağa?

Bitti.

Bir tek manevrayla bitti gitti... 

Şimdi Can Doğan'ın e şart mı canım eylem yapmak? Daha ne istiyorsunuz ki işte istenen her şey barışçıl bir şekilde oldu daha ne? ne yani şimdi de sorun yok eylem yapamıyoruz diye mi üzüleceksiniz? dediğini duyar gibiyim.

      Taaa yukarıdan beri sayıp döktüğümüz 14 yıldır süren düşmanca tavrı, sinsice planları bilmeseydim ben dahi inanırdım buna ve yarın başkan Kadir Topbaş'a bir buket çiçek gönderirdim.

       Orhan Alkaya ister 6 aydır görüşüp pazarlık yapsın, ister 1 yıldır.. İster biz kesin sözler aldık diye emin olsun ister başkana yazılı sözleşme imzalatsın. Bu düpedüz seçim öncesi manevrasıdır ve Orhan Alkaya kullanılmaktadır.

Şimdi bundan sonraki olasılıkları da düşünelim.

Orhan Alkaya 6 ayda, 1 yılda şehir tiyatrolarında devrim yapamaz, özerliğe geçemez, katma bütçeyi yeniden koyduramaz, Harbiye bir daha asla yıkılamasın diye çelik konstrüksiyonla kaplatamaz.. Zaten idari yapılanmaya ilişkin fazla da söylencesi yok repertuarı öne çıkarıyor söyleşilerinde.

Seçim olur geçer gider.

Muhtemelen AKP yeniden belediye başkanlığını alır. Bu arada Nurullah Tuncer'in de mahkemesi sonuçlanır ve bir öncekiyle şartlar aynı olduğu için aynen döner makamına geçer. Kadir Topbaş kusura bakma ben ne yapabilirim bağımsız yargı benim de elimi bağlıyor der Orhan Alkaya ile tokalaşır, Orhan Alkaya emekli olur ayrılır.

Oldu ki belediye haklı işten çıkarma gerekçeleri gösterdi Nurullah Tuncer mahkeme kararıyla dönemedi, olsun bu AKP'nin ilk takiyesi değildir seçim sonrası başkan aynı başkan olsa bile yeni bir dönemdir önceki verilmiş sözler bağlayıcı değildir Orhan Alkaya'ya teşekkür edilir ve isteklere uygun yeni bir kişi atanır, yıkım kararları uygulamaya konur. Belediye'de vasıfsız işçi olarak çalıştırılmaya başlanılan Tiyatro bölümü mezunu personel park ve bahçeler yada temizlik işlerine kaydırılarak istifaya zorlanır.

5018 sayılı yasa bahane gösterilerek İBŞT giderek Kültür AŞ'nin yolladığı taşeron oyuncularla ramazan eğlenceleri yada İstanbul Kültür İşleri Daire Başkanı İskender Pala'nın yeni yazacağı oyunları  sahnelemeye doğru gider. Seçim bitmiştir artık uzunca bir dönem ne İstanbul entelijasyonu ne başka bir güç başkanı indiremez dileyen eylemini dilediği kadar yapıp tatmin olabilir.

Bekleyelim görelim.... Zaten bu aşamada başka ne yapabiliriz ki?

 

Not 1 : Bu resmi çektiğim gün biz neden İzmit'teydik? Bir kaç yıl önce yapılan İzmit eyleminde Orhan Alkaya katılmış mıydı emin değilim yazmıştım. Katıldığını öğrendim. Bu fotoğraf karesinde görülen Sayın Macit Koper ve çok sevgili arkadaşım, dostum Suha Volkan Sağırosmanoğlu İstanbul Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni yardımcılığına, Orhan Alkaya ise Genel Sanat Yönetmenliğine getirilmiştir. Hayırlı uğurlu olsun diyor ve soruyorum. Değerli arkadaşlar, Bu resmin çekildiği gün biz neden İzmit'teydik? AKP'li
bir belediye Şehir Tiyatrolarının Genel Sanat Yönetmeni'ni görevden aldı yerine başka birisini atadı diye.

Peki bugün İstanbul'da yaşanan nedir? AKP'li bir belediye bir genel sanat yönetmenini görevden aldı ve bir başkasını (sizi) atadı.

Bir belediye başkanının gerek İzmit'te gerek İstanbul'da buna yetkisi var mı? Evet yasal yollardan yaptıkça var. Peki biz neden eylem yapmıştık? AKP'li belediyeye olan güvensizliğimiz ve bu müdahaleyi, bu müdahale öncesi,sonrası yaşanmış yada yaşanacak politik manevralara karşı durmak ve "siyasetçi elini sanatın üzerinden çek" demek için. Sanıyorum zaman sizi karşısında eylem yaptığınız AKP ile bir protokol yapabilme ve anlaşma zeminine getirmiş, umarım haklı çıkarsınız ama ben hala AKP'li bir belediyeye güvensizliğe devam ediyor ve yeni bir politik manevrayla karşı karşıya olmamayı diliyorum. 


Not 2 : İBŞT'DEN BANA YAPILMIŞ BİR İŞ TEKLİFİNE DAİR AÇIKLAMAMDIR : Bazı olaylar ve konular yaşayan kişi tarafından değil de başka kişiler tarafından açıklandığı zaman ortada sanki şaibeli bir durum varmış görüntüsü verebilmektedir. Bu nedenle kendimle ilgili bir durumu ilk kez kamuoyuyla paylaşıyorum.

Şehir Tiyatrolarında hiç çalışmadım, oradan bugüne dek maaş almadım, hiç bir akrabam dolaylı yada direkt tiyatrodan para kazanmadı, bu kurumlarda çalışmadı. Bu nedenle de her zaman rahatça muhalif kalabildim. Nurullah Tuncer'in göreve geldiği dönem yaptığımız muhalefet oldukça sert ve kararlı bir muhalefetti. Fakat Nurullah Tuncer ikinci kez göreve geldiğinde bazı ortak dostlarımıza bana çok kızdığını çok öfkelendiğini ama söylediklerimde haklı çıktığım noktalar olduğunu, eleştirilerimin kurumu düşünen ve aslında yapıcı olduğunu dile getirerek, öte yandan tiyatro yayıncılığımdaki titizliğimi dikkate alıp şehir tiyatrolarının böylesi bir tanıtım çalışmasına ihtiyacı olduğunu vurgulayarak bana önce dolaylı yoldan sonra direkt kendisi iş teklifinde bulunmuştur

Bulunulan iş teklifi İstanbul Şehir Tiyatroları Basın Bürosunda şehir tiyatrolarının basın-yayın-tanıtımında yetkili bir şekilde görev almamdır. Bu gayet açık ve medenice yapılmış bir iş teklifidir ve benim de gerek dolaylı yoldan gelen tekliflerde, gerek daveti üzerine yüz yüze görüşmemde yanıtım hep aynı olmuştur. "Bu benim için onurdur, yaşı Türkiye Cumhuriyetinden eski bir sanat kurumunun tanıtımından sorumlu olmak onurdur, ve geçmişte uzun yıllar basında çalışmış olsam da son 10 yıldır (ve halen) bir kurumda teknisyen sıfatı ile işçi statüsünde  çalıştığım düşünülürse teklif edilen görev de ayrıca bir gurur vesilesidir. Fakat kabul etmeyi düşünmüyorum.  Hem Şehir Tiyatrolarında çalışmayı düşünmüyorum, hem çalıştığım kurumdan memnunum ve çalıştığım kurumda bir hayli yatırım yaptırdığım için bu kurumu yüzüstü bırakıp ayrılmanın etik olmayacağını düşünüyorum. cevabını verdim.

Yani kısaca bana yapılan iş teklifi ne bir yolsuzluk, ne bir kayırmacadır yasal statüde bir görevin yasal bir şekilde teklif edilmesi ve benim de kabul etmememden ibarettir. Ayrıca ne bu tekliften önce ne sonra gerektiğinde yayıncı olarak muhalefetten vaz geçmiş olmadığım, bu tekliften hemen sonra geçen yıl tickettürk konusuyla, ve daha geçtiğimiz haftalarda ihaleyle sanatçı konusunda ve benzer bazı konularda muhalif tavrımın değişmediği görülmüş olsa gerek.


Not  3: Bu yazı boyunca gelen genelde olumlu, istisna olarak olumsuz tüm tepkilere teşekkür ediyorum. Yazım Kurum dışından görülenlere, duyulanlara göre yazılmıştır mutlaka hatalar olabilecektir bu yazım üzerine gelecek görüş, düzeltme, eleştiriler sitemizde yer alacaktır. Ayrıca bu değişimi kaynama sebebi ve birikmiş intikam duygularının kusulmasına vesile yapmak isteyenlere prim vermeden ama gelen olumsuzlukları da bu kurumu vergileriyle besleyen kamuoyunun bilgilenme hakkı olarak mutlaka yayınlayacağız.

Son Söz :

8 yıl önce tiyatro dünyasından bir tek kişi tanımıyordum. Şimdi tanıyorum. Şu an İstanbul'umuzun şehir tiyatrolarının başında tanıdık bildik ve şahıslarına güvendiğimiz dostlarımız görevlerdedir. Olaya kuşku duyarak (AKP'den dolayı) baksak da yüreğimiz gelişmelerin tiyatro çalışanlarından, tiyatro emekçilerinden ve halkımızın  yararına olmasından yanadır. Tiyatrom olarak görevde dostlarımız bulunsa da bize düşen oyunlarını olabildiğince tanıtmak, gerektiği zaman uygulamalarına eleştiri getirmek, muhalefet etmektir. Sizi eleştireceğim için şimdiden üzgünüm diyorum.

Sabrınız için teşekkür ediyorum

 

A.Ertuğrul Timur

 

YAYINDAN SONRA İLAVELER

 İktidar ve Tiyatro İlişkilerinde son 14 yıl yazıma dair gelen takma isimli bir mail üzerine yazışmalar