|
TİYATROM
ARŞİVİ TİYATRO'NUN YAKIN TARİHİNE TANIKTIR, SON 14 YILIN İKTİDAR
TİYATRO İLİŞKİLERİ İNCELENMEDEN ORHAN ALKAYA OLAYI
DEĞERLENDİRİLEMEZ...
|
 |
"Tayyip
Erdoğan'ın, azınlıkta olsalar da, fevkalade etkin, nüfuzlu ve
kudretli İstanbul entelijansiyasını, siyaseten karşısında olmalarına
rağmen pasifize etme başarısını göstermesinde, Kültür İşleri Daire
Başkanlığı'nın ve elbette Daire Başkanı Şenol Demiröz'ün payı
vardır." |
|
|
Geçtiğimiz haftanın ana gündem maddesi Orhan Alkaya'nın İBŞT Genel
Sanat Yönetmenliğine gelmesi değil, "İBŞT Genel sanat yönetmeninin
değişmesiydi." Bunu bu şekilde vurgulama nedenim konu sadece Orhan Alkaya boyutundan görülür hale gelmesi, adeta Orhan Alkaya ile
röportaj yapmanın magazinci deyimiyle "in" hale gelmesidir..
Oysa
meselenin daha geniş ele alınması gerekmektedir İşte bu uzun yazıda
bunu yapmaya çalışacağım. Sabırla okunursa ancak o zaman yukarıdaki
başlığı neden atma gereği duyduğum anlaşılacak, Tiyatro-iktidar
ilişkilerinin son 14 yılı daha netleşecektir. Konuyu temelinden
almadan Orhan Alkaya'yı ne alkışlamak, ne yuhalamak doğru bir tavır
olmayacaktır.
Yukarıda konu Orhan Alkaya isminden ibaret değil İBŞT Genel Sanat
yönetmeninin değişimi konusudur ve bu konu daha detaylı
görülebilmeliydi demiştim. Şimdi biraz geçmişe dönelim. Size 2002
yılında yazdığım yazından bir bölümü buraya aktarmak istiyorum.
Bu macera
yeni değildir ve Recep Tayyip Erdoğan'ın İstanbul Belediye Başkanı
olarak ilk kez iktidarla tanışmasıyla başlamıştır.
2002 yılında tiyatrom'da yazdığım yazıdan bir bölümü buraya
aktararak hafızaları canlandırmak istiyorum.
|
(...)
İstanbul'da R.Tayyip
Erdoğan ve takipcisi Gürtuna daha planlı ve adım adım hareket
etmeyi seçti.
1994 yerel seçimlerinin ardından Belediye Başkanı Recep
Tayyip Erdoğan bir TV kanalına yaptığı açıklamada “Şehir
Tiyatrosu’nda bundan sonra Necip Fazıl oyunları oynanacak”
diyerek bugünkü tartışmaların ilk ipuçlarını vermişti. O
dönemde Erdoğan’ın, tiyatroya 3 şey dayattığı söyleniyor.
Bunlar, Necip Fazıl oyunları, Türki oyunlar ve Ramazan
oyunlarının sahnelenmesi. Birinci dönemde göreve gelen Genel
Sanat Yönetmeni Erol Keskin’in, üç dayatmaya da itiraz ettiği
için yanlızca bir dönem kalarak görevinden alındığı, II.
dönemde göreve gelen ve beş yıl süreyle görevde kalan Kenan
Işık’ın döneminde Türki oyunlar ve Ortaoyunu repertuvara
alındı ancak Necip Fazıl oyunları alınmadı... Ardından
göreve gelen Şükrü Türen döneminde ise yanlızca Türki oyunlar
repertuvara alındı. Ali Müfit Gürtuna başkanlığındaki belediye
yönetimi döneminde bugüne kadar Şehir Tiyatrolarına beş ayrı
Genel Sanat Yönetmeni atandı. Yeni gelen ekipse şu an Necip
Fazıl’ın “Bir Adam Yaratmak” adlı oyununu sahneleyecek.
NİHAYET
ARADIKLARI EKİP BULUNDU VE 6 YIL ÖNCEDEN SENARYOSU YAZILMIŞ
OYUN SAHNELENMEYE BAŞLADI
* 31 Mayıs’ta 14 aylık Genel Sanat Yönetmeni Şükrü Türen
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna
tarafından gerekçe gösterilmeksizin görevinden alınarak yerine
dekoratör Nurullah Tuncer atandı. Yardımcılıklarına ise
Mustafa Aslan ve Kemal Kocatürk getirildi. Nilgün Kasapbaşoğlu
Sahne direktörlüğüne getirilirken Yönetim Kurulunda ise
sanatçılardan yeterli oyu alamayan Kemal Kocatürk ile Münir
Kutluğ ve Mustafa Aslan yeni üyeler olarak görevlendirildi.
(...)
yazımın
tamamı
http://www.tiyatrom.com/aetimur_ibst_ayna.htm den
okunabilir. |
Ayrıca yine Recep Tayyip Erdoğan'ın Belediye başkanı olarak
kurdurduğu Kültür A.Ş.'nin şehir tiyatrolarına alternatif yada son
darbe vurulduğunda boşaltılacak şehir tiyatrolarına gerekli
yeni kadroları hazırlamak için kurulduğuna da çeşitli yazılarımda dikkat
çekmiştim. (Bugün halihazırda süren Kültür AŞ farklı bir noktadadır
bugünkü Kültür AŞ yi aynı nitelemeyle suçlamakta değilim)
İslamcı
siyasetin Şehir Tiyatrolarında yapılanmasına diğer örnekler : Şenol
Demiröz'le başlayan ele geçirme operasyonları
|
Al
Baraka-Türk’ün eski Yönetim Kurulu üyesi Ali Göçer, en üst
düzey “konuk sanatçı” kadrosundan, Genel Sanat Yönetmeni
Danışmanı olarak maaşa bağlandı; Yeni Şafak ve Zaman gazetesinin birer
kişi Şehir tiyatrolarında görevlendirildi. Kültür İşleri Daire
Başkanı’nın başkanlığındaki Repertuar Kurulu, ilk günden bu
yana taşıdığı “sansür kurulu” işlevini tiyatro yönetimin
desteğiyle, daha da ağırlaştırarak sürdürmeye başladı.
Büyükşehir Belediye Başkanı eski Özel Kalem Müdürü ise,
tiyatronun Müdürü olarak, “harekâtın” siyasi eşgüdümünü
yürütüyor. |
Zaman
gazetesinde yer alan şu satırlar ise tarihe geçilecek bir dönüşüm
harekatının ilanıdır
|

|
"Tayyip
Erdoğan'ın, azınlıkta olsalar da, fevkalade etkin, nüfuzlu ve
kudretli İstanbul entelijansiyasını, siyaseten karşısında olmalarına
rağmen pasifize etme başarısını göstermesinde, Kültür İşleri Daire
Başkanlığı'nın ve elbette Daire Başkanı Şenol Demiröz'ün payı
vardır." |
|
Bu
dönem Türkiye siyasetinin de yeniden şekillenme dönemidir. Özellikle
İslami kesimde ilk kez ikinci bir partinin ortaya çıkması dengeleri
değiştirmekte; geçmişte MHP'den kopan milliyetçi ama islamcı yanı
daha güçlü BBP'li Nizamı Alemciler, MHP tabanından kitleler ,
Fetullahçılar ve değişik kesimler AKP'ye kah yakınlaşmakta kah
ayrılmaktadırlar. O
dönem Şehir tiyatrolarına yapılan bu atamaları Nizam-ı Alem'ciler
(Büyük Birlik Partisi) de övgüyle karşılamaktadır.
MHP
Kökenli de olsa Recep Tayyip Erdoğan'la yolsuzlukta ve iktidarda
kader birliği etmiş Şenol Demiröz İstanbul'un Kültür İşlerini teslim
almış, şehir tiyatrolarının repertuar kurulu başkanı olmuş, Al
Baraka Türk'den bir kişi, Yeni Şafah ve Zaman Gazetelerinden birer
kişi Şehir Tiyatrolarına danışman , basın sorumlusu gibi
görevlerle getirilmiş, Tiyatro Müdürlüğünü geçenlerde salon açılışı
yapan şimdiki AKP'li Beykoz Belediye Başkanı Muharrem Ergül
üstlenmiştir.
Şimdi
mümkün olduğunca çok genişletmemeye çalışarak tiyatro ekseninde
kronolojik sırayla ilerlemeye çalışalım.
1.NURULLAH TUNCER DÖNEMİ VE ŞEHİR EFSANESİNE DÖNEN genctiyatro.com
Tuncer'in ataması bir hayli tepki görmüştü. Sayın Tuncer'in ilk
dönemleri de otoriteyi sağlamak adına sert geçen günler olarak
yansıyacaktı. Bu atamanın ardından Başar Sabuncu, Orhan Alkaya ve
Macit Koper ‘izinsiz demeç vermek’ gerekçesiyle, Yönetim Kurulu
üyesi Ali Taygun ise yönetim kurulu karar defterine yazdığı
‘muhalefet şerhi’ nedeniyle disiplin kuruluna verilmişti. Bu dönemde
tiyatrom.com (o zamanki adıyla genctiyatro.com) da muhalif kanadın sesi olmayı üstlenmiş, basının ilk
günlerdeki ilgisi çabucak geçmesiyle muhalif sesler sitemiz genctiyatro.com'dan kendini duyurmaya başlamıştı.
Genctiyatro.com bu dönem Şehir Tiyatrosunda yaşananlara ve Sayın
Nurullah Tuncer'e karşı oldukça sert bir muhalefet yapmaktaydı.
sitemizde yayınlanan muhalif yaklaşımlar ulusal basının dikkatini
çekip genctiyatro'yu referans göstererek haberleri sayfasına,
ekranına taşımaktaydı. Henüz zaten profesyonel tiyatro dünyasında
yeni yeni tanınan sitemiz adeta bir şehir efsanesine dönüşmüştü. Bu
devirde Nurullah Tuncer'in sitemizde hakkında çıkan yazılardan dolayı
koridorlarda avazı çıktığı kadar bağırıp öfkelendiği, bu siteye
bilgi iletenlere ağır sözler sarf ettiği bildirilirdi tarafımıza.
Şehir
Tiyatrosu çalışanlarının aralarında genctiyatro'yu yayınlayan kim
sorularına "Almanya'da yaşayan birisiymiş, demek ki o nedenle bu
kadar cesur davranıyor" gibi varsayımların dolaştığı rivayet edilir.
Yine bu günlerde Genç Tiyatro sitesi Tiyatro Dergisinde yer alacak
Ali Taygun imzalı ve "Gençlerin Şehir Tiyatrolarına Bühtanı var"
başlıklı uzunca bir yazıyla iftiracılıkla suçlanacaktık. Bu yazıya
verdiğim yanıttan kısa bir bölüm o günlerde Şehir Tiyatrolarındaki
İslamcı yapılanmaya dikkat çekecektir.
|
(...)
2
NİSAN CUMA, 1994 RECEP TAYYİP ERDOĞAN, BELEDİYE BAŞKANLIĞI
GÖREVİNE BAŞLADI ve ilk
atamalardan biri olarak Şenol DEMİRÖZ 1994 yılında İstanbul
Büyükşehir Belediyesi kuruluşlarından olan İstanbul Kültür ve
Sanat Ürünleri Tic. Ve San. A.Ş. Genel Müdürlüğü görevine
getirildi. Aynı yıl içinde Kültür İşleri Daire Başkanlığı’na
tayin edildi. Halen bu görevi yürütmekte ve ayrıca İstanbul
Şehir Tiyatroları Repertuar Kurulu Başkanlığı’nı yapmaktadır. Peki Şenol Demiröz kimdir?
ŞENOL
DEMİRÖZ
Ülkü Ocakları'nın ilk
kurucularındandır. Milliyetci Cephe iktidarları döneminde
Şenol Demiröz, 6 Şubat 1976 - TRT'ye danışman oldu.
MHP bir ideoloji
partisidir. Her ideoloji partisi gibi MHP'de kültür ve eğitim
kurumlarının ideolojik yayılmada önemini bildiği için Milli
Eğitim Bakanlıkları, TRT, Kültür Sanat Kurumları ilk politize
olunacak alanlar olarak görür. 1976'da bir MHP'li olarak
gördüğümüz Kemal Demiröz'ü 1994'lere geldiğimizde Recep Tayyip
Erdoğan'ın yakın arkadaşı olarak görmekteyiz ve bu kez de
Recep Tayyip Erdoğan tarafından yine politizasyonun köprü başı
olan alanlara yani halen yürüttüğü görevlere getirilir. Sadece
belediyede değil ülke genelinde iktidara gelinen bu dönemde
belki de Demiröz'ün yeni mekanı da TRT Genel Müdürlüğü
olacaktır göreceğiz.
Tamamı
Güncel bir not :
Daha o zaman benim bir iddia olarak ortaya attığım gibi
Şenol Demiröz gerçekten benim bu yazımdan 2 yıl kadar sonra TRT Genel
müdürü yapılmıştır. Ayrıca Şenol Demiröz Recep Tayyip Erdoğan
ile birlikte ismi AKBİL yolsuzluğuna karışmış bir isimdir.
Ayrıca
Konuylao dönem kaleme aldığım diğer yazılar
HÜSEYİN
SORGUN'A YANIT
İBŞT'NİN
AYNASINDAN YANSIYAN NE?
İBŞT :
TÜRKİYE'NİN AYNASI
TİYATROCULARA MEKTUP
|
Tiyatrom'un ortaya serdiği İBŞT'de İslamcı-Faşist yapılanma Medya'da
yankı yarattı
|
 |
Konuya az da olsa duyarlı davranan
ulusal basın konuyu sitemizin o dönemdeki adıyla
genctiyatro.com sayfalarından takip ediyor ve
sitemizi referans göstererek haber yapabiliyordu
Bunlardan bir örnek :
http://www.tiyatrom.com/aet_ntv_msnbc.htm
|
|
Oldukça sancılı bir şekilde göreve başlayan Nurullah Tuncer'in bu
ilk görev dönemiydi. Ali Müfit Gürtuna Fazilet Partisinden seçilmiş
Belediye Başkanı idi. Fazilet Partisi / AKP ayrışmasından sonra Ali
Müfit Gürtuna kendi yolunu çizip her iki partiye de dahil olmayıp Turkuaz hareketini başlatınca
AKP'nin Belediye başkan adayı Kadir Topbaş oldu ve seçilerek
başkan oldu.
NURULLAH TUNCER GÖREVDEN ALINIYOR. Göreve gelen Kadir Topbaş 2004 yılında Nurullah
Tuncer'i görevinden aldı. Zira Fazilet Parti sonrası kendi içinde
bir bölünme yaşayan islamcı muhafazakar kesim partisel ayrışmanın
yanısıra birbirlerinin atadıklarını, kadrolarını da hızla tasfiye
ediyorlardı. Dolaysıyla AKP'li Topbaş Fazilet'li Gürtuna'nın atadığı
Nurullah Tuncer'i de görevden almıştı. Yerine atadığı isim ise
tartışma yaratmaması en muhtemel, herkesin üzerinde uzlaşabileceği,
şehir tiyatrolarında genel bir saygı gören Mazlum Kiper'di.
2.NURULLAH TUNCER DÖNEMİ
Mazlum Kiper kurum içinde fazla tartışılmayacak bir isimdi ama Kadir Topbaş'ın
hesaplayamadığı bir konu vardı. Önceki Belediye Başkanı Müfit
Gürtuna Nurullah Tuncer'i asaleten göreve atamıştı.
Asaleten göreve atanma nedir ve Nurullah Tuncer asaleten atanmış
mıydı? : Kamu kurumlarında ve 657 sayılı yasaya bağlı çalışanlar
iş ve makam güvencesi altındadır. Yüz kızartıcı bir suç işlemedikçe
(Hırsızlık, yolsuzluk, gasp, öldürme, tecavüz gibi) görevden
alınamazlar ya da kadroları indirilemez. İşte bu güvenceden dolayı
Lemi Bilgin Kültür Bakanına rağmen, Nurullah Tuncer'de Belediye
Başkanına rağmen mahkeme kararıyla görevine dönebilmişti. Bu dönem
Nurullah Tuncer aslında hiç bir zaman bu göreve asaleten atanmadı
iddiaları da duyulmuştu. Fakat Nurullah Tuncer asaleten atanma
cebimde deyip artık ne belediyenin adamı ne de arkasında kendisini
destekleyen kurum çalışanları yokken bir yalnız adam olarak gidip
mahkemeye başvuracak ve göreve dönecekti. Bugün hala Nurullah Tuncer
aslında hiç bir zaman asaleten atanmamıştı şeklinde iddialar olsa da
vekalet eden birisi asla mahkeme kararıyla göreve dönemezdi.
Mahkemeyi kazanıp ikinci kez Genel Sanat Yönetmenliğine dönmüş
olması başlı başına asaleten görevde olduğunun kanıtı olsa gerek
Nurullah Tuncer'den önceki Tüm Genel Sanat Yönetmenleri göreve
vekaleten geldikleri için rahatlıkla görevden alınırken Nurullah
Tuncer göreve mahkeme kararıyla geri dönecekti. 2004 sonlarında
alınan ve mahkeme kararıyla 5 Şubat 2006'da göreve dönen Nurullah
Tuncer ilk röportajını tiyatrom muhabiri Ceren Aşkın ile yapmıştı.
İkinci Nurullah Tuncer dönemi ilk döneme göre oldukça farklıydı. İlk
dönemde Tuncer görevden almalar, kınama cezaları gibi kurum içinde
bir anda otoriter
bir yapı ile kendinden söz ettirirken mahkeme kararıyla yeniden
geldiği görevde artık yeni bir anlayış ve hoşgörü vardı. Artık
kendisini atamış bir belediye başkanı görevde değil, görevde olan ve
bağlı olduğu belediye başkanı ise kendisiyle çalışmayı seçmiş
değildi. Nurullah Tuncer gerçekten farklı ve yapıcı bir tutumla
var olmayı seçmiş, ilk röportajını kendisine en ağır muhalefeti
yapan, yıpranmasında bir ölçüde payı olan Sitemize vermişti. Kurum
içinde yapıcı olan tutumunun yanı sıra muhabirimize "Belediye
başkanına rağmen görevde değilim" gibi Belediyeyle de bir ılımlılığın altını çizse
de kurumla ilgili pek çok konuda Belediye Başkanı Topbaş ilerleyen
günlerde kendisine
bağlı şehir tiyatrolarıyla ilgili kararlar alırken kurumun başındaki
Nurullah Tuncer'i çok da dikkate almayacaktı. bazı uygulamaları Nurullah Tuncer'de herhangi birisi gibi gazetelerden öğreniyordu. (Örneğin
tiyatro 1 YTL gibi kampanyalar)
İkinci Tuncer döneminde göze çarpan en önemli hususlardan birisi de
ilk dönem Nurullah Tuncer'in yardımcı olarak seçtiği Kemal Kocatürk
gibi isimlerle 180 derece ters düşmesi hatta aleyhte yapılan
açıklamalardı. Ama hepsinden önemlisi artık arkasında belediye
başkanı atamasından doğan bir minnet borcu yada görevden alınma
korkusu olmadığından kurum sanatçıları ile daha sıcak diyaloglar
kurma çabaları, kurum çalışanlarını bilgilendirme toplantıları yada
belirli birimlerin yeniden kurulması, örneğin Çocuk ve Gençlik
Tiyatroları biriminin canlandırılıp bu konuda sayılı isimlerden olan
Eftal Gülbudak'ın bu göreve getirilmesi, çocuk oyunlarında artış,
Tayyip Erdoğan'ın Necip Fazıl özlemine cevap verecek seçimler değil
repertuara alınacak oyunların kurum çalışanlarının önerisiyle,
oylamasıyla
seçilmesi gibi uygulamalardı. Ve sürekli bir muhalefetin medyaya
yansıdığı, medyada cadı kazanı olarak anılan İBŞT sessiz sakin bir
döneme girecek şehir tiyatroları son 2 yıldır sitemize ve medyaya
sadece oyunları yada Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın kendi
iradesiyle yaptığı abuk sabuk uygulamalarla gelecekti.
Fakat şu bir gerçekti ki Nurullah Tuncer kurum içinde ılımlı,
barışçıl ve üretken bir çaba sergilerken kendisini görevden almayı
denemiş olsa da "Ben Belediye Başkanına rağmen görevdeyim" gibi bir
zıtlaşmaya da girmemişti. Ama Başkan mahkeme kararıyla göreve dönen
kendisine bağlı bu Genel Sanat Yönetmenini yok saymayı seçiyordu.
Bununla kalmayıp Genel Sanat Yönetmeninin yetkilerini budayıp asıl
işi sadece idari konular olması gereken Tiyatro Müdürünü yetkiyle
donatmayı deniyor ama bu karar tepkilerle geri püskürtülüyordu.
AKP'NİN
TİYATROYA İLİŞKİN ÇOK AÇIK GÖRÜLMEYE BAŞLAYAN NİYETLERİ
Şimdi bir süre Nurullah Tuncer'i görevde bırakalım ve Tiyatro
açısından ülke gündemini hatırlayalım. Yukarıdan beri
anlatageldiğimiz gibi Tayyip Erdoğan özlemlerindeki tiyatroyu ifade
etmişti. Bu çok da yadırganacak bir durum değildi. Zira her ideoloji
elinden gelen her fırsatta ve kendi kontrol alanında kendi
ideolojisine, kendi fikir yapısına uygun oyunları görmek isterdi.
Tayyip Erdoğan'ın da görmeyi arzulayacağı oyun Necip Fazıl oyunları
hatta zamanla saidi Nursi'nin hayatı olabilirdi. Muhafazakar
diyebileceğimiz bir sanatçı kesimi ise zaten Türk tiyatrosunun
gelişmemesinin, toplumun tiyatroya çok fazla ilgi göstermemesinin
nedeni olarak "Batı oyunlarına" ve "Batılı Tiyatro modeline"
bağlıyor bunu zaman zaman dile getiriyordu. Muhafazakar sanatçı
kesim "geleneksel" sahipliğine soyunuyordu. (Oysa
bugün geleneksel olarak anılan örneğin bir "Karagöz-Hacivat yada
ortaoyunu, meddah" döneminin ilerici sanat olaylarıydı ve dönemlerinde bağnaz
saldırılardan nasibini almaktaydı. Bu ayrı bir yazı konusu olarak
uzmanlarınca incelenmeye değer bir konu olsa gerek)
Evet Tayyip Erdoğan'a yada muhafazakar kesime göre Türk Tiyatrosu
değişmeliydi. Tüm sosyal yaşam şeklinde olduğu gibi tiyatro
konusunda da bakışları, özlemleri elbette farklıydı. Ama bunun bu
kadrolarla ve mevcut süregiden kurumlarla olamayacağı da gün gibi
aşikardı. Kültür Bakanlığı kendilerinde olsa da, Belediye Başkanlığı
kendilerinde olsa da, İzmit'de hayatında sahneye çıkmamış bir din
Bilgisi öğretmenini Sanat'tan ve tiyatrodan sorumlu yapsalar da,
AKM'nin başına bir imam hatipli ve yardımcılığına başörtülü sanatla
hiç ilgisi olmayan bir hanım atasalar da, Şehir Tiyatrolarına
atamayı kendileri yapıyor olsalar da bu oluşmuş yapıyı komple
değiştirmeye yetmiyordu. İşte bu noktada AKP genel ve yerel
iktidarları artık bu kurumsallaşmış yapılardan kurtulmayı, bu
kurumsal yapıları sırtlarından atmayı ve belki uzun vadede yeni bir
yapılanmayı düşüneceklerdi doğal olarak.
5018 sayılı yasa çıkarılması, Şehir Tiyatroları Katma bütçeden
çıkarılması, Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni
yetkilerinin budanıp tam bir müdürlüğe dönüştürülmesi denenmesi ve
ardından simgeleşmiş 2 binanın yıkılması kararı artık yönetsel
tasarruflardan çok bu kurumları küçültmeye ve adıma adım silmeye
doğru atılmış adımlardı. Yıkılması düşünülen Harbiye, Taksim gibi
sahnelere alternatif yeni salonlar da kendi kalelerinin içerisine
kuruluyordu. Tuzla, Fatih, Kağıthane, Beykoz gibi.
YENİ
SALONLAR BİLE BİR İPUCU DEĞİL Mİ?
 |
Evet bu hükümet ve AKP'li belediyeler salonlar da inşaa ediyordu yıktığı
gibi. Ama, çekindikleri entelijansiya'nın Taksim ve
Harbiye'deki kümelenmişliklerine karşı, tiyatroyu kendi
kalelerine çekmeye çalışıyorlardı. Bu dahi bir uzun vadeli
planın parçaları gibiydi. Üstelik Tuzla'da yapılan ve
hayatında tiyatroyla hiç ilgisi olmamış AKP'li İdris
Güllüce'nin adı verilen muhteşem Kültür Merkezinin neredeyse
haftada bir Mehter gösterisi dışında işlev görmemesi,
Atatürk'ün annesinin adını taşıyan, Fatih Vatan caddesi Zübeyde
hanım salonunun bir dönem şehir tiyatrosunca kullanılıp, bir
dönem Ali Poyrazoğlu'na peşkeş de çekilip ama son yıllarda ise
Fatih Belediyesi amatör gençlerinin az sayıdaki oyunu dışında
tiyatro dünyasına adeta unutturulup özel
seminerlerde her haftasonu sarıklı çarşaflılarca dolup
boşalması tiyatro binalarının nasıl bir işleve de
bürünebileceğinin işareti olsa gerek. |
|
Tiyatromun
arşiv Haberi :
İŞGALİN ADI KONDU SİYASETİN
SANAT ÜZERİNDEKİ TAHAKKÜMCÜ VE İŞGALCİ TUTUMUNUN ADI KONDU VE
TABELALAR ASILARAK ADETA BAYRAK ÇEKİLDİ |
|
(Tiyatrom'un
notu: Bu semtlerde salon açılmasına kesinlikle karşı değiliz.
Elbette tiyatro halkın olduğu her yerde olmalı ama öncelikle
seçilen semtler ve açılan salonların ne kadar tiyatroya
adandığı da dikkate alınmalı) |
Peki AKP'yi tiyatrolar üzerinde bu denli kararlı kılan neydi?
Çok
açık. Kitleler üzerinde etkili olan tüm güçleri kontrol altında
tutma isteği. AKP yeterli çoğunlukla hükümetteydi,
Cumhurbaşkanlığını almıştı. Medyada İslami basın artık güçlü bir
şekilde vardı, Aydın Doğan medyası kredi borçlarıyla bertaraf
edilmekteydi, diğer büyük medya grubu Fetullah Gülen'in damadına
geçiyordu, Adalet Bakanlığı hakim ve savcı atamaları konusunda kanun
çıkarıp adım adım yargıda istedikleri yapılanmanın yolunu açıyordu.
Kısaca toplum üzerinde direk yada dolaylı etkisi olan tüm güçleri
yada unsurları adım adım kontrole alma söz konusuydu. Sanat'ta
toplum üzerinde etkili kollardan biri değil midir? Ve direk,
doğrudan mesajlar içeren tiyatro bunun en etkili ve önemli
kollarından biri değil midir? O halde kitleler üzerinde belli bir
etkisi olan tiyatro başına buyruk bırakılamazdı. (Daha geçtiğimiz
günlerde Trabzon Devlet Tiyatrosu başbakan'ın eleştirisini yapmıştı)
Elbette ki iktidar olan kendi bütçesinden beslendiğini düşündüğü
kurumları kendine muhalefet etsin diye barındırmak istemeyecekti.
VE
YÜKSELEN MUHALEFET
AKP
zihniyeti daha Recep Tayyip Erdoğan'ın belediye başkanlığından
başlayarak tiyatroyla bu denli yakın ilgi ve operasyon
içerisindeyken ve adım adım ödenekli tiyatroların kurumsal yapısına
budamalar yapılırken tiyatro dünyamızdan beklediğimiz duyarlılığı
göremediğimiz bir gerçek. Bu toplumun genel durumundan çok da ayrı
düşünülemez. Artık ne 68'lerde ne 70'lerde gördüğümüz
üniversitelerden yükselen tepkiler, ne işçi hareketlerini
göremediğimiz gibi tiyatrocularımız da bu genel sindirilmişlikten,
yozlaşmadan, apolitik tavırdan farklı değildi. Beklediğimiz ölçüde
sanatçı tavrı, aydın tavrı göremiyorduk. Fakat beklediğimiz,
arzuladığımız ölçülerde asla olmasa dahi tiyatro dünyasında bir
muhalif duruş başlamıştı.
TİYATRO
DÜNYASINDA İLK EYLEM
BAYRAĞI TİYATROM.COM'UN LOKOMOTİF ROL ÜSTLENMESİYLE MAYIS 2004
DE İZMİT'TE
AÇILDI
Yücel Erten'in görevden alınması ve Tiyatronun da bağlı olduğu
Kültür ve Eğitim Daire Başkanlığına Din Bilgisi öğretmeni Sait
Karaçorlu'nun atanmasıyla başlayan Tiyatrom sayfalarından muhalif
yayınlarımız giderek vücut buldu. Sitemizin ardından ulusal basın,
TV kanalları, yerel basın "tiyatrom sitemizi" referans göstererek ve
öncü rolünün altını çizerek yer verdi.
|
http://www.evrensel.net/04/07/07/kultur.html#2
Sahipsiz değil
Tiyatrom.com sitesinin de yayınlarıyla
etkin destek verdiği kampanya, “Ne kısa zamanda
ciddi başarılara imza atmış İzmit Şehir Tiyatrosu, ne Türk
tiyatrosu sahipsiz değildir” vurgusuyla, somut adıma dönüştü.
Tiyatro ve sanat dünyası, “Başta İzmit olmak üzere ülkemizdeki
tüm yerel ve merkezi yöneticileri, başarısız kalmaya mahkûm
olumsuz uygulamalardan kaçınmaya davet ediyor, kültür ve sanat
alanlarında atacakları her olumlu adımda desteğimizi
sakınmayacağımızı duyuruyoruz” diyerek, hep birlikte İzmit’e
gitme kararı aldılar.
İstanbul’dan yola çıkacak sanatçılar, bugün saat saat 14.00’te
İzmit Şehir Tiyatrosu’nda olacaklar ve oluşturdukları bu
metni, oradaki meslektaşları ile paylaşacaklar.
|
..
|
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?viewid=436064
İzmit Şehir Tiyatrosu
sanatçıları bütün tiyatrolara gönderdikleri ve meslektaş
dayanışması istedikleri bir metin yayınladılar. Metinde,
durumlarını özetledikten sonra Yerel Yönetim'in sanatçıların
talebini, isteklerini dikkate almadığını belirtiyor ve şöyle
diyorlar: “Oysa bizler, bütün yetkili makamlara, Yücel
Erten'le çalışmak istediğimizi söyledik. Hatta bir basın
toplantısıyla bunu İzmit halkına ve kamuoyuna bildirdik.
“Bizler tepemizde dolaşan karanlık bulutlara inat, bu körpe,
bu sadece yedi yıllık tiyatronun kurtarılması için gerekli
savaşı vermekte kararlıyız."
İzmit Şehir Tiyatrosu'nun içinde bulunduğu durumun nasıl
çözüleceği, Büyükşehir Belediyesi'nin kuruma ilişkin
tasarruflarının hangi boyutta süreceği merak konusu…
Bu konudaki tepkilerinizi
www.tiyatrom.com sitesinde dile getirebilirsiniz.
|
|



 |
Tiyatrom
sayfalarından yüksek sesle başlatılan "Eylem" çağrısı
profesyonel tiyatro sanatçılarının pek de alışık olmadığı bir
tepki biçimiydi. Kısa sürede bazı tiyatro dernekleri, sanat
dernekleri, sivil toplum örgütleri de eylemin öncüsü olarak
yerini alırken kimi dernekler de biraz yayın yoluyla yapılan
psikolojik baskıyla da olsa bu yükselen muhalif eyleme katılmışlardı.
Başlayan bu muhalif eyleme bir çok tiyatro derneğinin
temsilcilerinin yanı sıra amatör tiyatrocular, öğrenciler de
İstanbul, İzmir, Ankara, Eskişehir gibi illerden gelerek
katılmışlardı.
O sıralar henüz
tanışmadığımız için orada kendisi var mıydı hatırlamıyorum ama
bugün İBŞT Genel Sanat Yönetmenliği görevini üstlenen Orhan
Alkaya'nın da aktif olduğu İŞTİSAN'da İzmit'de AKP'li bir
yerel iktidarın bir Genel Sanat Yönetmenini görevden
alması ve yerine yenisini atamasına karşı eylemdeydi.
İŞTİSAN yönetim kurulu Macit KOPER, Arif AKKAYA, Orhan ALKAYA,
Aslı ÖNGÖREN, Burak DAVUTOĞLU'dan oluşuyordu. (Bunu neden
belirtme gereği duyduğumu ilerleyen sayfalarda açıklayacağım)
İzmit Eylemi
ile ilgili sitemizde yayınlanmış çok sayıda yazıya :
http://www.tiyatrom.com/izmit_dosyasi_ana.htm
Eylem
fotoğraflarına :
http://www.tiyatrom.com/izmit_eylem.htm
arşiv
sayfalarımızdan ulaşabilirsiniz.
|
|
|
TİYATRO
DÜNYASININ İKİNCİ BÜYÜK EYLEMİ AĞUSTOS 2005 AKM ÖNÜ

Tiyatro Dünyasının AKP'ye karşı ikinci kitlesel eylemi Ağustos 2005
de yapıldı. Lemi Bilgin'in görevden alınmasının ardından Devlet
Tiyatrolarında bir deprem yaşanmış Bölgelerden çok sayıda istifalar
gerçekleşmiş, hatta istifa edenlerin yerine atananlar bile istifa
etmiş, yazarlar, yönetmenler oyunlarını çekmişti (Daha sonra
çözülmeler olup bir kısmı geri dönmekte ve yeniden işbirliği
yapmakta sakınca görmese de ilk anda yaratılan atmosfer etkili
olmuştu) "siyasetin sanat üzerinden elini çekmesi" çağrıları
AKM eylemine dönüştü. Üstelik ilk kez bir kuruma yönelik hükümet
tasarrufu sadece o kurum çalışanları değil diğer tiyatrocularca da
sahiplenilmişti. Yıldız Kenter belki de tüm yaşamında ilk kez sokağa
çıkıp eylem yapıyordu. İşlerini Ankara'ya gidip bakanlarla
kafakafaya görüşmekle halletmeye alışmış, başbakanlardan örtülü
ödeneklerle destek alıp ayakta kalmış, sanatçı payesiyle elit olmaya
hak kazandığı düşüncesiyle davranmış bir kesim için bu elbette
alışılmadık bir durumdu. Genco Erkal, Haldun Dormen, Göksel Kortay,
Tamer Karadağlı, Seçkin Selvi, Rutkay Aziz gibi pek eylem
alanlarında görmeye alışık olmadığımız ünlü tiyatro sanatçılarının
yanısıra destek için orada bulunan sinemacılar, müzisyenler de
vardı. Yine Devlet Tiyatroluların yanısıra Şehir Tiyatrolular,
amatör tiyatro dernekleri hatta liseli tiyatroculara kadar geniş bir
katılım yaşanmıştı.
Onlarca tiyatro insanı, köşe yazarı bu yükselen muhalefet içerisinde
görüşlerini dile getirmişti. Konuya ilgi duyanlar o günlerdeki arşiv
sayfalarımızdan okuyabilir
http://www.tiyatrom.com/dt_dosyasi.htm
Ağustos 2005 AKM Eylemi ve tiyatronun iktidara karşı muhalif sesini
yükseltmesi önemli bir eylemdi. Fakat elitist tiyatro çevrelerinde
çözülmeler de çabuk oldu, oyunlarını çekenler yeniden oyun vermeye,
görevden çekilenler yeniden görev almaya başladı.
|
 |
 |
 |
 |
 |
|
Bu eyleme
ilişkin sitemizde yayınlanan diğer fotoğraflar
http://www.tiyatrom.com/dt_eylemi.htm
|
AKP
TİYATROYA KARŞI YILMADAN SAVAŞIYOR
 |
"Tayyip
Erdoğan'ın, azınlıkta olsalar da, fevkalade etkin, nüfuzlu ve
kudretli İstanbul entelijansiyasını, siyaseten karşısında olmalarına
rağmen pasifize etme başarısını göstermesinde, Kültür İşleri Daire
Başkanlığı'nın ve elbette Daire Başkanı Şenol Demiröz'ün payı
vardır." |
|
|
İzmit yada AKM Eylemleri Alıştığımız kitlesel yada devrimci
eylemlerine benzemiyordu elbette. Ne katılan onbinlerce kişi vardı,
ne katılımcılar yeterince politize değildi. Zaten aslında görevden alınan Lemi Bilgin yada Nurullah Tuncer muhalif hareketlerin gücüyle değil
mahkeme kararlarıyla görevlerine dönebiliyorlardı. İktidar da bu 700
kişiyi geçememiş eylemlerle, yada mahkeme kararları karşısında
geri adım atacağa benzemiyordu.
Lemi Bilgin'in yerine atadığı
yolsuzluktan şaibeli isim Mine Acar'ı Kültür Bakanı Attila Koç
kendisine danışman yapıyor, AKM'nin başına bir imam hatip mezunu ve
yardımcılığına başörtülü sanatla hiç bir ilişiği olmayan bayan
getiriliyordu. Devlet Tiyatrosu bütçesini kısıyor, sahnelenmeye
hazırlanan yeni oyunların sahnelenmesi olanaksız hale getiriliyordu.
Zaten 5018 sayılı yasayla ödenekli tiyatrolar yeterince açmaza
sokulmuştu. Bununla da kalınmayacak ve Türk tiyatrosunun iki önemli
binası, simgeleşmiş iki binası için biri belediyeden diğeri kültür
bakanlığından peşpeşe iki yıkım kararı çıkartılacaktı. Harbiye
Muhsin Ertuğrul Sahnesi o alanın uluslararası kongrelere ev
sahipliği yapacak vadiye dönüştürülme bahanesiyle, AKM ise çok
eskidi havalandırmaları bile doğru dürüst çalışmıyor, tadilatı
yenisinden pahalı gibi sudan gerekçelerle yıkılmak istenecekti. Oysa
Türkiye'nin en önemli meydanı Taksim'in en güzel ve tek deniz gören
köşesindeki AKM binası için düşünülen deniz gören arka cephenin
hotel, ön cephenin alışveriş merkezi yapılması, altına da (tiyatro
değil) çok amaçlı bir salon yapılması gündemdeydi. AKM elbette çok
para kazandırmayacaktı, tiyatro seyircisi elbette çok fazla
olmayabilirdi ama her ülkenin en önemli merkezlerinde kültür-sanat
merkezleri o ülkenin kültür sanat aynası olarak yerini korurdu,
korumalıydı. Ama asıl olan baştan beri tiyatro üzerinde planlanan
AKP politikası uyarınca kurtulunması gereken tiyatro yapılarından
kurtulmak ve kendi politikaları doğrultusunca yapılanmalara gitmekti
ve gerek AKM gerekse Muhsin Ertuğrul binaları mevcut kurumların
simgeleşmiş binalarıydı.
EYLEMLER SÜRÜYOR
EYLEMLER
DAHA DA TIRMANIYOR
 |
Eylemler artık
tiyatrocular, tiyatro dernekleri ile sınırlı kalmıyor Sivil
Toplum örgütleri, Dernekler, partiler tarafından da kabul
görerek giderek artan bir ivme kazanıyordu. Eylemlerle sınırlı
kalınmıyor TOMEB (Tiyatro Meslek Oyuncuları Birliği) İstanbul
Temsilcisi Orhan Kurtuldu'nun öncülüğünde, mimarlar odasının
katkılarıyla Kültür Bakanlığının raporları çürütülüyor, yeni
eylemler, paneller, toplantılar birbiri ardına organize
edilmeye başlanıyordu. |
|
AKM'NİN
SAĞLAMLIĞINA DAİR RAPORLAR |
|
Son Eylem
"Karanlığa Karşı Sanat" eylemiydi. Artık eylem bir adım daha
ileri gitmiş ve bina önünde toplanmaktan yürüyüşe dönüşmüştü.
Harbiye Muhsin Ertuğrul sahnesinde başlayan eylem Taksime
yürüyüşün ardından AKM önünde devam ettirilmişti. Katılım
önceki eylemlere göre daha da artmıştı. Sivil toplum
örgütleri, partiler, diğer bazı sanat örgütleri de eyleme
aktif olarak katılmıştı.
Bu eylemi
öncekilerden ayıran bir diğer özellik ise daha siyasal bir
çizgiye kaydığı izlenimi verecek Yurtsever Cephe gibi siyasal
dernekle | |