www.tiyatrom.com

A.Ertuğrul Timur aetimur@gmail.com

SUNUŞ

Orhan Alkaya ile ilk olarak üç yıl kadar önce "Hadi Öldürsene Canikom" adlı oyunu yönettiği dönemde bu oyunun provalarında tanışmıştık.

Sonra benim Tiyatro Dergisi Yayın Kurulu üyeliğine katılmamla yayın kurulu toplantılarında bir araya gelmeye başladık, bir kaç kez de toplantı bitimi uzun sohbet ortamlarında bir arada bulunduk. Gerek Orhan Alkaya gerek Ahmet Levendoğlu, Ali Taygun, Üstün Akmen, Nihal Kuyumcu gibi diğer yayın kurulu üyeleri ile bir arada bulunmak benim gibi tiyatroya sonradan ve kenarından bulaşmış birisi için birikim devşirebileceğim bir alan oldu, öğretici oldu. Fakat Orhan Alkaya'nın bir süre sonra Şehir Tiyatroları yönetim kuruluna seçilmiş üye olarak girmesi ve etik olmayacağı düşüncesiyle bu görev süresinde dergi yayın kurulundan ayrılması ile ortak zemin paylaşımımız kısa sürdü.

Orhan Alkaya benden önce başladığı yaşamı ile, benden dolu özgeçmişi ile, ve elbette tiyatroyla dolu geçmiş yaşamı ile saygı duyacağım bir isimdir, bir çok konuda paralel düşündüğümüze inandığım bir isimdir. Eğer kişiliği yada tiyatrodaki yeterliliği açısından bakarsak Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği için de en az öncekiler kadar hatta bir çoğundan daha yeterli ve doğru bir isimdir diyebilirim. Ama konuyu sırf Orhan Alkaya'nın kişiliğinden ve tiyatrodaki yeterliliğinden ibaret ele almayacağım bu uzun yazının sonunda bunun tersini savunacak ve hayır Orhan Alkaya'nın bugün o koltuğa oturmuş olması bir tarihi hatadır görüşümü dile getirip muhalif olarak tetikte olacağımı da ilan edeceğimden emin olabilirsiniz.

Ne onunla tanışıklığımız, ne ona duyduğum saygı ne de bu görev için uygun bir isim olması benim konuyu farklı sorgulamama bu dönemde bu iktidar-tiyatro ilişkileri zinciri içerisinde görevi kabul edişini sorgulama konusu edinmeme engel değildir kuşkusuz.

 

***

BU KONUYLA İLİŞKİLİ DİĞER BÖLÜMLERİMİZ

 

 TİYATRO-İKTİDAR İLİŞKİLERİNDE SON 14 YIL

Recep Tayyip Erdoğan 14 Yıl önce İstanbul Belediye başkanı olarak ilk kez iktidarı tadıyordu ve ilk açıklamalarından biri Tiyatro'ya ilişkin emellerini içeriyordu...

Hemen yapılan atamalarla AlbarakaTürk, Yeni Şafak ve Zaman'dan birer kişi şehir tiyatrolarına yerleştiriliyordu

AKP iktidarlarının Tiyatro üzerinde oynadığı oyunları, uygulamaları  Editörümüz Ertuğrul Timur tiyatrom arşivinden tek tek belgeledi ve bütün bunların ardından Neden Orhan Alkaya sorusuna yanıt aradı

Tiyatro İktidar ilişkilerinde son 14 yıl okuyunuz

 

BELEDİYE'DE VASIFSIZ İŞÇİ YAPILAN SANATÇILARI İSİM İSİM YAYINLIYORUZ

İstanbul Belediyesinin sanatçıya bakışını gösteren bir örnek daha. Konservatuar yada ilgili bölüm mezunu çok sayıda sanatçıyı  vasıfsız işçi yaptılar.

Kenan Işık bakan müsteşarı, başkan danışmanı ama yönettiği oyunun oyuncuları vasıfsız işçi! İşte AKP Adaleti!

Sanatçılar huzursuz. Daha önce ülkemizde örneğini gördüğümüz şekilde Vasıfsız İşçi kadrosunda görünüyor olmalarından dolayı her an temizlik işçiliğine, yada park bahçeler müdürlüğüne göreve gönderilip istifaya zorlanabilirler.

  Şehir Tiyatroları Sanatçıları Belediye'de Vasıfsız işçi kadrosuna geçirildi. Okuyunuz

 

ŞEHİR TİYATROSUNDA TORPİL

SANATÇILAR YILLARCA KADRO BEKLEYİP ALAMAZKEN, ÖZELLİKLE MEKTEPSİZ OLANLAR HİÇ BİRİ KADROYA GEÇEMEZKEN

BÜLENT ARINÇ'IN MEKTEPSİZ TİYATROCU ARKADAŞI İBŞT'YE GİRER GİRMEZ BİR YILI DOLMADAN KADROYA ALINDI!

Kadir Topbaş'ın verdiği yemekte sanatçılar uygulanan çifte standarda ilişkin bir mektupla başkanı uyarmıştı. Onlarca sanatçı yıllardır kadro beklerken Osman Gidişoğlu isimli sanatçı daha bir yılını bile doldurmadan kadroya alınıvermişti.

İŞTE BÜLENT ARINÇ'IN OKUL ARKADAŞINA ŞEHİR TİYATROLARINDA YAPILAN TORPİL VE SANATÇILARIN BAŞKAN'A MEKTUBU

 

BAŞKANIN SALON AÇTIK ŞOVUNA CEVABIMIZDIR!

Belediye Başkanı Kadir Topbaş İskender Pala, Kenan Işık, İbrahim Tatlıses Destekli şovunda Dünyaya tiyatroyla, eve metroyla gidilecek bir İstanbul dan söz ederek tiyatro düşmanı olmadığını açtığı salonlarla ispatlamaya çalıştı.

Hizmeti yerinde gör adıyla (Sinan Çetin, İbrahim Tatlıses gibi) medyatik isimleri koluna takıp geziyor başkan. Oysa biz zaten hizmetleri tam da yerinde görüyorduk. Hangi salon ne amaçla kullanılıyor??

İşte başkana yanıtımız İşte gerçekler!

 

 

* * *

 
A.E. Timur yazıları
HABER DEĞERİ OLMAYAN KÜLTÜR BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY
KİRLENEN İNTERNET DEĞİL, BU O İNSANLARIN KENDİ BEYİN VE SÖZ KİRLİLİĞİ...
 ARANIYOR...
YAPILAN EYLEME İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER VE TÜM TİYATRO ÖRGÜTLERİNE ÇAĞRI
4 KASIM KARANLIĞA KARŞI IŞIK EYLEMİ VE SAHNE IŞIKLARININ KÖR ETTİKLERİ
NASIL BİR TİYATRO YAYINCILIĞI
BARIŞAROCK ELEŞTİRİLERİNE İLİŞKİN
SAYIN MEHMET ESATOĞLU'NA AÇIK MEKTUP
YAŞASIN SANSÜR !
BEN DE OLSAM ÖZDEMİR NUTKU'NUN YAPTIĞINI YAPARDIM
Sol ve Ulusalcıların görmek istemediği tablo
Yaşam Kaya'ya ve Birleşen Topluluklara
Özel Tiyatroların düşmanı mıyız?
İmza defterine karşı görüş yazılmaz
Sözüm Devlet onu da yapsın bunu da yapsın diyenlere
ÖZEL TİYATROLARA YARDIM HAK MIDIR, RİSK MİDİR?
Kim Hayır Diyebilir ki?
İletişim Yorgunluğu
Lemi Bilgin'e açık mektup
Ulufeler dağıtıldı Ali Uyanığa yine büyük pasta
AKM, Tiyatral İstanbul, Karanlığa karşı Sanat Cephesi ve Farklı Görevlerin ayırdına varabilmek
Afife Jale Ödülünü yazmak Hiç içimden gelmedi...

"BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ DEĞİL GAZETECİ ÖZGÜRLÜĞÜ DEMİŞTİK"

Lysistrata'lığın Lüzumu Yok!
BİLİNÇLİ, YADA BİLİNÇSİZ GREV KIRICILIK YAPMA PAHASINA, HAYDİ TİYATROCULAR UYGUN ADIM ARŞ ARŞ !
Yıkmayalım da Besleyelim mi?
BEDENİ GİTTİ GİTMESİNE DE HRANT DİNK ADI POPİLİZME KURBAN GİTMESİN
BİZE "BİR CÜMLE" SÖYLER MİSİNİZ?
Manşet Manşet Üstüne

1 LİRAYA TİYATRO VE BAŞKANIN TİYATROCULARA YEMEĞİ

Bir kilo Orhan Pamuk'mu daha ağır vakadır yoksa Bir kilo ulusalcılık mı?
BENDEN BU KADAR, YA SİZDEN NE HABER?
KÜLTÜR BAKANINA AÇIK MEKTUP Harçlık üleştirmeye son verilsin desteğin daha akılcıl yolları da var
YİNE YEŞİLLENDİ FINDIK DALLARI, ACEP NE OLACAK TİYATRONUN HALLARI?
BİLİNMEYEN TİYATROLAR FESTİVALİNİN BİLİNEN KONUSU ÜZERİNE SON BİR YAZI
BİR MSN SOHBETİNDEN YOLA ÇIKARAK GENÇLİK OYUNU METNİNDE ARAYIŞ DENEMELERİMİZ
GENÇLİK OYUNUNDA EN BÜYÜK TEHLİKE "DİDAKTİK OLMAK"
GENÇLİK OYUNU YAZMAK CESARET İSTER

GENÇ KİMDİR? HANGİ OYUN HANGİ YAŞ GRUBUNA HİTAP EDECEK? BUNU NASIL BELİRLEYEBİLİRİZ?

PANELDEN İZLENİMLER

GENÇLİK OYUNU" ÜZERİNE

TİYATRO'DA GENÇLİK RÜZGARI - 2
TİYATRO'DA GENÇLİK RÜZGARI - 1
BU NE BİÇİM BİR SORUMSUZLUKTUR!
MAALESEF YENİDEN YAYINDAYIZ

VEDA YAZISI
BANA GÖRE GERÇEK ÖZGÜR SANATIN TEK YOLU
TÜM KOMPLOLARA KARŞI ŞİMDİ EN BÜYÜK KOZUMUZU OYNAMANIN ZAMANIDIR!
HERKES BAKANI KINIYOR BENSE HEPİNİZİ KINIYORUM
Şimdi Ne Olacak?
OKUR GÖRÜŞLERİNE İLİŞKİN YANITIMDIR
ÖDÜL ALMAK NASIL Bİ ŞEYMİŞ?
MUHALİF OLMANIN DAYANILMAZ YÜKÜ..
EĞİTİM, SANAT, SANAT SATICILARI, ASUMAN KRAUSE VE DİĞERLERİ
SİYASET MEYDANI
OKURLARDAN RİCALAR
İZMİT'TE BALE SALONU MECSİT OLMUŞ
EYVAH ! YOKSA REKABET Mİ BAŞLADI?..
VE SİZ HALA SUSUYORSUNUZ
YİNE ÇOCUK TİYATROSU HEP ÇOCUK TİYATROSU
PEKİ YA KEREM YILMAZER'İ GERİ GETİREBİLDİNİZ Mİ?

RADYOCUMU İSTİYORUM

İBST KÖPRÜ FESTİVALİ

TİYATROM.COM'LA İLGİLİ ÖNEMLİ BİLGİLER

TİYATROM.COM 4 YAŞINDA ŞAİR SUNAY AKIN İŞTE BUNU BİLMİYOR...
ÜZERİMİZE VAZİFE DEĞİL AMA "MUHALEFET ETME" EŞEKLİĞİNDE BULUNDUK BAĞIŞLAYIN!
RAGIP SAVAŞ'A VE RADİKAL'E TİYATROM.COM'UN YANITI!
İZMİT BİZE NE ÖĞRETTİ ?
PARTİZANLIK SANATIN CAN DÜŞMANI ! TEK ÇÖZÜM ÖZERKLİK!
ZİNA!
LİSELER ARASI TİYATRO FESTİVALLERİ ENFLASYONU VE FESTİVALLERİN DEĞERLENDİRMESİ
TEMEL EĞİTİMDE ZORUNLU DRAMA
İMAM HATİPLER BİZİM SORUNUMUZ DEĞİL
GENÇLERİN KADERİ HOCALARIN HOBİSİNE Mİ BAĞLI KALACAK
KIŞKIRTICI BİR YAZI
İYİ Kİ DE TEMİZ KALIYORUZ
OKUMA TİYATROSU
CEM KARACA'NIN ARDINDAN
BBG EVİ 70'Lİ YILLARDA YAPILSA NELER OLURDU?
STAR TV'DE YENİ BİR SHOW PROGRAMI MI?
MEDYA NE YAPIYOR?
KERİM AFŞAR'IN ARDINDAN
ALTIN KESER ÖDÜLLERİ
KÜRESEL SALDIRIDAN YÖRESEL SALDIRIYA İŞGAL ALTINDA TÜRKİYE
DİPLOMALI CAHİLLER ORDUSU MU OLUYORUZ?
BİRİSİ GENÇLERE DOĞRUYU SÖYLEMELİ
YİRMİYEDİMART GEREKMİYOR
GENÇ TİYATRODAN TİYATROM.COM'A
TİYATROCULARA MEKTUP
HÜSEYİN SORGUN'A YANIT
ALİ TAYGUN'A YANIT
İBŞT : TÜRKİYE'NİN AYNASI
İBŞT'NİN AYNASINDAN YANSIYAN NE?
FUTBOL MU O DA NE ?
İKİ KİŞİ OLMAK
LANET OLSUN SANSÜR YİNE SAHNEDE
İNTERNETTE TİYATRO
İŞTE MEYDAN
GENÇ TİYATROCULAR TOPLANTISI 2
GENÇ TİYATROCULAR TOPLANTISI 1
SİZLERLE DİYALOG
NEDEN Mİ TİYATRO?
AHMET ERTUĞRUL TİMUR KİMDİR?
 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 

TİYATROM ARŞİVİ TİYATRO'NUN YAKIN TARİHİNE TANIKTIR, SON 14 YILIN İKTİDAR TİYATRO İLİŞKİLERİ İNCELENMEDEN ORHAN ALKAYA OLAYI DEĞERLENDİRİLEMEZ...

"Tayyip Erdoğan'ın, azınlıkta olsalar da, fevkalade etkin, nüfuzlu ve kudretli İstanbul entelijansiyasını, siyaseten karşısında olmalarına rağmen pasifize etme başarısını göstermesinde, Kültür İşleri Daire Başkanlığı'nın ve elbette Daire Başkanı Şenol Demiröz'ün payı vardır."

Geçtiğimiz haftanın ana gündem maddesi Orhan Alkaya'nın İBŞT Genel Sanat Yönetmenliğine gelmesi değil, "İBŞT Genel sanat yönetmeninin değişmesiydi." Bunu bu şekilde vurgulama nedenim konu sadece Orhan Alkaya boyutundan görülür hale gelmesi, adeta Orhan Alkaya ile röportaj yapmanın magazinci deyimiyle "in" hale gelmesidir.. Oysa meselenin daha geniş ele alınması gerekmektedir İşte bu uzun yazıda bunu yapmaya çalışacağım. Sabırla okunursa ancak o zaman yukarıdaki başlığı neden atma gereği duyduğum anlaşılacak, Tiyatro-iktidar ilişkilerinin son 14 yılı daha netleşecektir. Konuyu temelinden almadan Orhan Alkaya'yı ne alkışlamak, ne yuhalamak doğru bir tavır olmayacaktır.

Yukarıda konu Orhan Alkaya isminden ibaret değil İBŞT Genel Sanat yönetmeninin değişimi konusudur ve bu konu daha detaylı görülebilmeliydi demiştim. Şimdi biraz geçmişe dönelim. Size 2002 yılında yazdığım yazından bir bölümü buraya aktarmak istiyorum.

Bu macera yeni değildir ve Recep Tayyip Erdoğan'ın İstanbul Belediye Başkanı olarak ilk kez iktidarla tanışmasıyla başlamıştır.

2002 yılında tiyatrom'da yazdığım yazıdan bir bölümü buraya aktararak hafızaları canlandırmak istiyorum.

(...)

İstanbul'da R.Tayyip Erdoğan ve takipcisi Gürtuna daha planlı ve adım adım hareket etmeyi seçti.
 1994 yerel seçimlerinin ardından Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan bir TV kanalına yaptığı açıklamada “Şehir Tiyatrosu’nda bundan sonra Necip Fazıl oyunları oynanacak” diyerek bugünkü tartışmaların ilk ipuçlarını vermişti. O dönemde Erdoğan’ın, tiyatroya 3 şey dayattığı söyleniyor. Bunlar, Necip Fazıl oyunları, Türki oyunlar ve Ramazan oyunlarının sahnelenmesi. Birinci dönemde göreve gelen Genel Sanat Yönetmeni Erol Keskin’in, üç dayatmaya da itiraz ettiği için yanlızca bir dönem kalarak görevinden alındığı, II. dönemde göreve gelen ve beş yıl süreyle görevde kalan Kenan Işık’ın döneminde Türki oyunlar ve Ortaoyunu repertuvara alındı ancak Necip Fazıl oyunları alınmadı...   Ardından göreve gelen Şükrü Türen döneminde ise yanlızca Türki oyunlar repertuvara alındı. Ali Müfit Gürtuna başkanlığındaki belediye yönetimi döneminde bugüne kadar Şehir Tiyatrolarına beş ayrı Genel Sanat Yönetmeni atandı. Yeni gelen ekipse şu an Necip Fazıl’ın “Bir Adam Yaratmak” adlı oyununu sahneleyecek.

NİHAYET ARADIKLARI EKİP BULUNDU VE 6 YIL ÖNCEDEN SENARYOSU YAZILMIŞ OYUN SAHNELENMEYE BAŞLADI
* 31 Mayıs’ta 14 aylık Genel Sanat Yönetmeni Şükrü Türen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna tarafından gerekçe gösterilmeksizin görevinden alınarak yerine dekoratör Nurullah Tuncer atandı. Yardımcılıklarına ise Mustafa Aslan ve Kemal Kocatürk getirildi. Nilgün Kasapbaşoğlu Sahne direktörlüğüne getirilirken Yönetim Kurulunda ise sanatçılardan yeterli oyu alamayan Kemal Kocatürk ile Münir Kutluğ ve Mustafa Aslan yeni üyeler olarak görevlendirildi.
(...)

yazımın tamamı http://www.tiyatrom.com/aetimur_ibst_ayna.htm den okunabilir.

Ayrıca yine Recep Tayyip Erdoğan'ın Belediye başkanı olarak kurdurduğu Kültür A.Ş.'nin şehir tiyatrolarına alternatif yada son darbe vurulduğunda boşaltılacak şehir tiyatrolarına gerekli yeni kadroları hazırlamak için kurulduğuna da çeşitli yazılarımda dikkat çekmiştim. (Bugün halihazırda süren Kültür AŞ farklı bir noktadadır bugünkü Kültür AŞ yi aynı nitelemeyle suçlamakta değilim)

İslamcı siyasetin Şehir Tiyatrolarında yapılanmasına diğer örnekler : Şenol Demiröz'le başlayan ele geçirme operasyonları

Al Baraka-Türk’ün eski Yönetim Kurulu üyesi Ali Göçer, en üst düzey “konuk sanatçı” kadrosundan, Genel Sanat Yönetmeni Danışmanı olarak maaşa bağlandı; Yeni Şafak ve Zaman gazetesinin birer kişi Şehir tiyatrolarında görevlendirildi. Kültür İşleri Daire Başkanı’nın başkanlığındaki Repertuar Kurulu, ilk günden bu yana taşıdığı “sansür kurulu” işlevini tiyatro yönetimin desteğiyle, daha da ağırlaştırarak sürdürmeye başladı. Büyükşehir Belediye Başkanı eski Özel Kalem Müdürü ise, tiyatronun Müdürü olarak, “harekâtın” siyasi eşgüdümünü yürütüyor.

Zaman gazetesinde yer alan şu satırlar ise tarihe geçilecek bir dönüşüm harekatının ilanıdır

"Tayyip Erdoğan'ın, azınlıkta olsalar da, fevkalade etkin, nüfuzlu ve kudretli İstanbul entelijansiyasını, siyaseten karşısında olmalarına rağmen pasifize etme başarısını göstermesinde, Kültür İşleri Daire Başkanlığı'nın ve elbette Daire Başkanı Şenol Demiröz'ün payı vardır."

Bu dönem Türkiye siyasetinin de yeniden şekillenme dönemidir. Özellikle İslami kesimde ilk kez ikinci bir partinin ortaya çıkması dengeleri değiştirmekte; geçmişte MHP'den kopan milliyetçi ama islamcı yanı daha güçlü BBP'li Nizamı Alemciler, MHP tabanından kitleler , Fetullahçılar ve değişik kesimler AKP'ye kah yakınlaşmakta kah ayrılmaktadırlar. O dönem Şehir tiyatrolarına yapılan bu atamaları Nizam-ı Alem'ciler (Büyük Birlik Partisi) de övgüyle karşılamaktadır.

MHP Kökenli de olsa Recep Tayyip Erdoğan'la yolsuzlukta ve iktidarda kader birliği etmiş Şenol Demiröz İstanbul'un Kültür İşlerini teslim almış, şehir tiyatrolarının repertuar kurulu başkanı olmuş, Al Baraka Türk'den bir kişi, Yeni Şafah ve Zaman Gazetelerinden birer kişi  Şehir Tiyatrolarına danışman , basın sorumlusu gibi görevlerle getirilmiş, Tiyatro Müdürlüğünü geçenlerde salon açılışı yapan şimdiki AKP'li Beykoz Belediye Başkanı Muharrem Ergül üstlenmiştir.

Şimdi mümkün olduğunca çok genişletmemeye çalışarak tiyatro ekseninde  kronolojik sırayla ilerlemeye çalışalım.

1.NURULLAH TUNCER DÖNEMİ VE ŞEHİR EFSANESİNE DÖNEN genctiyatro.com

      Tuncer'in ataması bir hayli tepki görmüştü. Sayın Tuncer'in ilk dönemleri de otoriteyi sağlamak adına sert geçen günler olarak yansıyacaktı. Bu atamanın ardından Başar Sabuncu, Orhan Alkaya ve Macit Koper ‘izinsiz demeç vermek’ gerekçesiyle, Yönetim Kurulu üyesi Ali Taygun ise yönetim kurulu karar defterine yazdığı ‘muhalefet şerhi’ nedeniyle disiplin kuruluna verilmişti. Bu dönemde tiyatrom.com (o zamanki adıyla genctiyatro.com) da muhalif kanadın sesi olmayı üstlenmiş, basının ilk günlerdeki ilgisi çabucak geçmesiyle muhalif sesler sitemiz   genctiyatro.com'dan kendini duyurmaya başlamıştı.

    Genctiyatro.com bu dönem Şehir Tiyatrosunda yaşananlara ve Sayın Nurullah Tuncer'e karşı oldukça sert bir muhalefet yapmaktaydı. sitemizde yayınlanan muhalif yaklaşımlar ulusal basının dikkatini çekip genctiyatro'yu referans göstererek haberleri sayfasına, ekranına taşımaktaydı. Henüz zaten profesyonel tiyatro dünyasında yeni yeni tanınan sitemiz adeta bir şehir efsanesine dönüşmüştü. Bu devirde Nurullah Tuncer'in sitemizde hakkında çıkan yazılardan dolayı koridorlarda avazı çıktığı kadar bağırıp öfkelendiği, bu siteye bilgi iletenlere ağır sözler sarf ettiği bildirilirdi tarafımıza.

     Şehir Tiyatrosu çalışanlarının aralarında genctiyatro'yu yayınlayan kim sorularına "Almanya'da yaşayan birisiymiş, demek ki o nedenle bu kadar cesur davranıyor" gibi varsayımların dolaştığı rivayet edilir. Yine bu günlerde Genç Tiyatro sitesi Tiyatro Dergisinde yer alacak Ali Taygun imzalı ve "Gençlerin Şehir Tiyatrolarına Bühtanı var" başlıklı uzunca bir yazıyla iftiracılıkla suçlanacaktık. Bu yazıya verdiğim yanıttan kısa bir bölüm o günlerde Şehir Tiyatrolarındaki İslamcı yapılanmaya dikkat çekecektir.

(...)

 2 NİSAN CUMA, 1994  RECEP TAYYİP ERDOĞAN, BELEDİYE BAŞKANLIĞI GÖREVİNE BAŞLADI  ve ilk atamalardan biri olarak Şenol DEMİRÖZ 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi kuruluşlarından olan İstanbul Kültür ve Sanat Ürünleri Tic. Ve San. A.Ş. Genel Müdürlüğü görevine getirildi. Aynı yıl içinde Kültür İşleri Daire Başkanlığı’na tayin edildi. Halen bu görevi yürütmekte ve ayrıca İstanbul Şehir Tiyatroları Repertuar Kurulu Başkanlığı’nı yapmaktadır.      Peki Şenol Demiröz kimdir? ŞENOL DEMİRÖZ Ülkü Ocakları'nın ilk kurucularındandır. Milliyetci Cephe iktidarları döneminde  Şenol Demiröz,  6 Şubat 1976 - TRT'ye danışman oldu. MHP bir ideoloji partisidir. Her ideoloji partisi gibi MHP'de kültür ve eğitim kurumlarının ideolojik yayılmada önemini bildiği için Milli Eğitim Bakanlıkları, TRT, Kültür Sanat Kurumları ilk politize olunacak alanlar olarak görür. 1976'da bir MHP'li olarak gördüğümüz Kemal Demiröz'ü 1994'lere geldiğimizde Recep Tayyip Erdoğan'ın yakın arkadaşı olarak görmekteyiz ve bu kez de Recep Tayyip Erdoğan tarafından yine politizasyonun köprü başı olan alanlara yani halen yürüttüğü görevlere getirilir. Sadece belediyede değil ülke genelinde iktidara gelinen bu dönemde belki de Demiröz'ün yeni mekanı da TRT Genel Müdürlüğü olacaktır göreceğiz.

Tamamı

Güncel bir not : Daha o zaman benim bir iddia olarak ortaya attığım gibi  Şenol Demiröz gerçekten benim bu yazımdan 2 yıl kadar sonra TRT Genel müdürü yapılmıştır. Ayrıca Şenol Demiröz Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte ismi AKBİL yolsuzluğuna karışmış bir isimdir. 

Ayrıca Konuylao dönem kaleme aldığım diğer yazılar

HÜSEYİN SORGUN'A YANIT

İBŞT'NİN AYNASINDAN YANSIYAN NE?

İBŞT : TÜRKİYE'NİN AYNASI

TİYATROCULARA MEKTUP

Tiyatrom'un ortaya serdiği İBŞT'de İslamcı-Faşist yapılanma Medya'da yankı yarattı

Konuya az da olsa duyarlı davranan ulusal basın konuyu sitemizin o dönemdeki adıyla genctiyatro.com  sayfalarından takip ediyor ve sitemizi referans göstererek haber yapabiliyordu Bunlardan bir örnek : http://www.tiyatrom.com/aet_ntv_msnbc.htm

Oldukça sancılı bir şekilde göreve başlayan Nurullah Tuncer'in bu ilk görev dönemiydi. Ali Müfit Gürtuna Fazilet Partisinden seçilmiş Belediye Başkanı idi. Fazilet Partisi / AKP ayrışmasından sonra Ali Müfit Gürtuna kendi yolunu çizip her iki partiye de dahil olmayıp Turkuaz hareketini başlatınca AKP'nin Belediye başkan adayı Kadir Topbaş oldu ve seçilerek başkan oldu.

NURULLAH TUNCER GÖREVDEN ALINIYOR. Göreve gelen Kadir Topbaş 2004 yılında Nurullah Tuncer'i görevinden aldı. Zira Fazilet Parti sonrası kendi içinde bir bölünme yaşayan islamcı muhafazakar kesim partisel ayrışmanın yanısıra birbirlerinin atadıklarını, kadrolarını da hızla tasfiye ediyorlardı. Dolaysıyla AKP'li Topbaş Fazilet'li Gürtuna'nın atadığı Nurullah Tuncer'i de görevden almıştı. Yerine atadığı isim ise tartışma yaratmaması en muhtemel, herkesin üzerinde uzlaşabileceği, şehir tiyatrolarında genel bir saygı gören Mazlum Kiper'di.

2.NURULLAH TUNCER DÖNEMİ

Mazlum Kiper kurum içinde fazla tartışılmayacak bir isimdi ama Kadir Topbaş'ın hesaplayamadığı bir konu vardı. Önceki Belediye Başkanı Müfit Gürtuna Nurullah Tuncer'i asaleten göreve atamıştı.

Asaleten göreve atanma nedir ve Nurullah Tuncer asaleten atanmış mıydı? : Kamu kurumlarında ve 657 sayılı yasaya bağlı çalışanlar iş ve makam güvencesi altındadır. Yüz kızartıcı bir suç işlemedikçe (Hırsızlık, yolsuzluk, gasp, öldürme, tecavüz gibi) görevden alınamazlar ya da kadroları indirilemez. İşte bu güvenceden dolayı Lemi Bilgin Kültür Bakanına rağmen, Nurullah Tuncer'de Belediye Başkanına rağmen mahkeme kararıyla görevine dönebilmişti. Bu dönem Nurullah Tuncer aslında hiç bir zaman bu göreve asaleten atanmadı iddiaları da duyulmuştu. Fakat Nurullah Tuncer asaleten atanma cebimde deyip artık ne belediyenin adamı ne de arkasında kendisini destekleyen kurum çalışanları yokken bir yalnız adam olarak gidip mahkemeye başvuracak ve göreve dönecekti. Bugün hala Nurullah Tuncer aslında hiç bir zaman asaleten atanmamıştı şeklinde iddialar olsa da vekalet eden birisi asla mahkeme kararıyla göreve dönemezdi. Mahkemeyi kazanıp ikinci kez Genel Sanat Yönetmenliğine dönmüş olması başlı başına asaleten görevde olduğunun kanıtı olsa gerek

Nurullah Tuncer'den önceki Tüm Genel Sanat Yönetmenleri göreve vekaleten geldikleri için rahatlıkla görevden alınırken Nurullah Tuncer göreve mahkeme kararıyla geri dönecekti. 2004 sonlarında  alınan ve mahkeme kararıyla 5 Şubat 2006'da göreve dönen Nurullah Tuncer ilk röportajını tiyatrom muhabiri Ceren Aşkın ile yapmıştı.

İkinci Nurullah Tuncer dönemi ilk döneme göre oldukça farklıydı. İlk dönemde Tuncer görevden almalar, kınama cezaları gibi kurum içinde bir anda otoriter bir yapı ile kendinden söz ettirirken mahkeme kararıyla yeniden geldiği görevde artık yeni bir anlayış ve hoşgörü vardı. Artık kendisini atamış bir belediye başkanı görevde değil, görevde olan ve bağlı olduğu belediye başkanı ise kendisiyle çalışmayı seçmiş değildi. Nurullah Tuncer gerçekten farklı ve yapıcı bir tutumla var olmayı seçmiş, ilk röportajını kendisine en ağır muhalefeti yapan, yıpranmasında bir ölçüde payı olan Sitemize vermişti. Kurum içinde yapıcı olan tutumunun yanı sıra muhabirimize "Belediye başkanına rağmen görevde değilim" gibi Belediyeyle de bir ılımlılığın altını çizse de kurumla ilgili pek çok konuda Belediye Başkanı Topbaş ilerleyen günlerde kendisine bağlı şehir tiyatrolarıyla ilgili kararlar alırken kurumun başındaki Nurullah Tuncer'i çok da dikkate almayacaktı. bazı uygulamaları Nurullah Tuncer'de herhangi birisi gibi gazetelerden öğreniyordu. (Örneğin tiyatro 1 YTL gibi kampanyalar)

İkinci Tuncer döneminde göze çarpan en önemli hususlardan birisi de ilk dönem Nurullah Tuncer'in yardımcı olarak seçtiği Kemal Kocatürk gibi isimlerle 180 derece ters düşmesi hatta aleyhte yapılan açıklamalardı. Ama hepsinden önemlisi artık arkasında belediye başkanı atamasından doğan bir minnet borcu yada görevden alınma korkusu olmadığından kurum sanatçıları ile daha sıcak diyaloglar kurma çabaları, kurum çalışanlarını bilgilendirme toplantıları yada belirli birimlerin yeniden kurulması, örneğin Çocuk ve Gençlik Tiyatroları biriminin canlandırılıp bu konuda sayılı isimlerden olan Eftal Gülbudak'ın bu göreve getirilmesi, çocuk oyunlarında artış, Tayyip Erdoğan'ın Necip Fazıl özlemine cevap verecek seçimler değil repertuara alınacak oyunların kurum çalışanlarının önerisiyle, oylamasıyla  seçilmesi gibi uygulamalardı. Ve sürekli bir muhalefetin medyaya yansıdığı, medyada cadı kazanı olarak anılan İBŞT sessiz sakin bir döneme girecek şehir tiyatroları son 2 yıldır sitemize ve medyaya sadece oyunları yada Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın kendi iradesiyle yaptığı abuk sabuk uygulamalarla gelecekti.

Fakat şu bir gerçekti ki Nurullah Tuncer kurum içinde ılımlı, barışçıl ve üretken bir çaba sergilerken kendisini görevden almayı denemiş olsa da "Ben Belediye Başkanına rağmen görevdeyim" gibi bir zıtlaşmaya da girmemişti. Ama Başkan mahkeme kararıyla göreve dönen kendisine bağlı bu Genel Sanat Yönetmenini yok saymayı seçiyordu. Bununla kalmayıp Genel Sanat Yönetmeninin yetkilerini budayıp asıl işi sadece idari konular olması gereken Tiyatro Müdürünü yetkiyle donatmayı deniyor ama bu karar tepkilerle geri püskürtülüyordu.

AKP'NİN TİYATROYA İLİŞKİN ÇOK AÇIK GÖRÜLMEYE BAŞLAYAN NİYETLERİ

Şimdi bir süre Nurullah Tuncer'i görevde bırakalım ve Tiyatro açısından ülke gündemini hatırlayalım. Yukarıdan beri anlatageldiğimiz gibi Tayyip Erdoğan özlemlerindeki tiyatroyu ifade etmişti. Bu çok da yadırganacak bir durum değildi. Zira her ideoloji elinden gelen her fırsatta ve kendi kontrol alanında kendi ideolojisine, kendi fikir yapısına uygun oyunları görmek isterdi. Tayyip Erdoğan'ın da görmeyi arzulayacağı oyun Necip Fazıl oyunları hatta zamanla saidi Nursi'nin hayatı olabilirdi. Muhafazakar diyebileceğimiz bir sanatçı kesimi ise zaten Türk tiyatrosunun gelişmemesinin, toplumun tiyatroya çok fazla ilgi göstermemesinin nedeni olarak "Batı oyunlarına" ve "Batılı Tiyatro modeline" bağlıyor bunu zaman zaman dile getiriyordu. Muhafazakar sanatçı kesim "geleneksel" sahipliğine soyunuyordu. (Oysa bugün geleneksel olarak anılan örneğin bir "Karagöz-Hacivat yada ortaoyunu, meddah" döneminin ilerici sanat olaylarıydı ve dönemlerinde bağnaz saldırılardan nasibini almaktaydı. Bu ayrı bir yazı konusu olarak uzmanlarınca incelenmeye değer bir konu olsa gerek)

Evet Tayyip Erdoğan'a yada muhafazakar kesime göre Türk Tiyatrosu değişmeliydi. Tüm sosyal yaşam şeklinde olduğu gibi tiyatro konusunda da bakışları, özlemleri elbette farklıydı. Ama bunun bu kadrolarla ve mevcut süregiden kurumlarla olamayacağı da gün gibi aşikardı. Kültür Bakanlığı kendilerinde olsa da, Belediye Başkanlığı kendilerinde olsa da, İzmit'de hayatında sahneye çıkmamış bir din Bilgisi öğretmenini Sanat'tan ve tiyatrodan sorumlu yapsalar da, AKM'nin başına bir imam hatipli ve yardımcılığına başörtülü sanatla hiç ilgisi olmayan bir hanım atasalar da, Şehir Tiyatrolarına  atamayı kendileri yapıyor olsalar da bu oluşmuş yapıyı komple değiştirmeye yetmiyordu. İşte bu noktada AKP genel ve yerel iktidarları artık bu kurumsallaşmış yapılardan kurtulmayı, bu kurumsal yapıları sırtlarından atmayı ve belki uzun vadede yeni bir yapılanmayı düşüneceklerdi doğal olarak.

5018 sayılı yasa çıkarılması, Şehir Tiyatroları Katma bütçeden çıkarılması,  Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni yetkilerinin budanıp tam bir müdürlüğe dönüştürülmesi denenmesi ve ardından simgeleşmiş 2 binanın yıkılması kararı artık yönetsel tasarruflardan çok bu kurumları küçültmeye ve adıma adım silmeye doğru atılmış adımlardı. Yıkılması düşünülen Harbiye, Taksim gibi sahnelere alternatif yeni salonlar da kendi kalelerinin içerisine kuruluyordu. Tuzla, Fatih, Kağıthane, Beykoz gibi.

YENİ SALONLAR BİLE BİR İPUCU DEĞİL Mİ?

Evet bu hükümet ve AKP'li belediyeler salonlar da inşaa ediyordu yıktığı gibi. Ama, çekindikleri entelijansiya'nın Taksim ve Harbiye'deki kümelenmişliklerine karşı, tiyatroyu kendi kalelerine çekmeye çalışıyorlardı. Bu dahi bir uzun vadeli planın parçaları gibiydi. Üstelik Tuzla'da yapılan ve hayatında tiyatroyla hiç ilgisi olmamış AKP'li  İdris Güllüce'nin adı verilen muhteşem Kültür Merkezinin neredeyse haftada bir Mehter gösterisi dışında işlev görmemesi, Atatürk'ün annesinin adını taşıyan, Fatih Vatan caddesi Zübeyde hanım salonunun bir dönem şehir tiyatrosunca kullanılıp, bir dönem Ali Poyrazoğlu'na peşkeş de çekilip ama son yıllarda ise  Fatih Belediyesi amatör gençlerinin az sayıdaki oyunu dışında tiyatro dünyasına adeta unutturulup özel seminerlerde her haftasonu sarıklı çarşaflılarca dolup boşalması tiyatro binalarının nasıl bir işleve de bürünebileceğinin işareti olsa gerek.

Tiyatromun arşiv  Haberi : İŞGALİN ADI KONDU  SİYASETİN SANAT ÜZERİNDEKİ TAHAKKÜMCÜ VE İŞGALCİ TUTUMUNUN ADI KONDU VE TABELALAR ASILARAK ADETA BAYRAK ÇEKİLDİ

 (Tiyatrom'un notu: Bu semtlerde salon açılmasına kesinlikle karşı değiliz. Elbette tiyatro halkın olduğu her yerde olmalı ama öncelikle seçilen semtler ve açılan salonların ne kadar tiyatroya adandığı da dikkate alınmalı)

Peki AKP'yi tiyatrolar üzerinde bu denli kararlı kılan neydi?

Çok açık. Kitleler üzerinde etkili olan tüm güçleri kontrol altında tutma isteği. AKP yeterli çoğunlukla hükümetteydi, Cumhurbaşkanlığını almıştı. Medyada İslami basın artık güçlü bir şekilde vardı, Aydın Doğan medyası kredi borçlarıyla bertaraf edilmekteydi, diğer büyük medya grubu Fetullah Gülen'in damadına geçiyordu, Adalet Bakanlığı hakim ve savcı atamaları konusunda kanun çıkarıp adım adım yargıda istedikleri yapılanmanın yolunu açıyordu. Kısaca toplum üzerinde direk yada dolaylı etkisi olan tüm güçleri yada unsurları adım adım kontrole alma söz konusuydu. Sanat'ta toplum üzerinde etkili kollardan biri değil midir? Ve direk, doğrudan mesajlar içeren tiyatro bunun en etkili ve önemli kollarından biri değil midir? O halde kitleler üzerinde belli bir etkisi olan tiyatro başına buyruk bırakılamazdı. (Daha geçtiğimiz günlerde Trabzon Devlet Tiyatrosu başbakan'ın eleştirisini yapmıştı) Elbette ki iktidar olan kendi bütçesinden beslendiğini düşündüğü kurumları kendine muhalefet etsin diye barındırmak istemeyecekti.

VE YÜKSELEN MUHALEFET

AKP zihniyeti daha Recep Tayyip Erdoğan'ın belediye başkanlığından başlayarak tiyatroyla bu denli yakın ilgi ve operasyon içerisindeyken ve adım adım ödenekli tiyatroların kurumsal yapısına budamalar yapılırken tiyatro dünyamızdan beklediğimiz duyarlılığı göremediğimiz bir gerçek. Bu toplumun genel durumundan çok da ayrı düşünülemez. Artık ne 68'lerde ne 70'lerde gördüğümüz üniversitelerden yükselen tepkiler, ne işçi hareketlerini göremediğimiz gibi tiyatrocularımız da bu genel sindirilmişlikten, yozlaşmadan, apolitik tavırdan farklı değildi. Beklediğimiz ölçüde sanatçı tavrı, aydın tavrı göremiyorduk. Fakat beklediğimiz, arzuladığımız ölçülerde asla olmasa dahi tiyatro dünyasında bir muhalif duruş başlamıştı.

TİYATRO DÜNYASINDA İLK EYLEM BAYRAĞI  TİYATROM.COM'UN LOKOMOTİF ROL ÜSTLENMESİYLE MAYIS 2004 DE İZMİT'TE AÇILDI

Yücel Erten'in görevden alınması ve Tiyatronun da bağlı olduğu Kültür ve Eğitim Daire Başkanlığına Din Bilgisi öğretmeni Sait Karaçorlu'nun atanmasıyla başlayan Tiyatrom sayfalarından muhalif yayınlarımız giderek vücut buldu. Sitemizin ardından ulusal basın, TV kanalları, yerel basın "tiyatrom sitemizi" referans göstererek ve öncü rolünün altını çizerek yer verdi.

   

http://www.evrensel.net/04/07/07/kultur.html#2

Sahipsiz değil
Tiyatrom.com sitesinin de yayınlarıyla etkin destek verdiği kampanya
, “Ne kısa zamanda ciddi başarılara imza atmış İzmit Şehir Tiyatrosu, ne Türk tiyatrosu sahipsiz değildir” vurgusuyla, somut adıma dönüştü. Tiyatro ve sanat dünyası, “Başta İzmit olmak üzere ülkemizdeki tüm yerel ve merkezi yöneticileri, başarısız kalmaya mahkûm olumsuz uygulamalardan kaçınmaya davet ediyor, kültür ve sanat alanlarında atacakları her olumlu adımda desteğimizi sakınmayacağımızı duyuruyoruz” diyerek, hep birlikte İzmit’e gitme kararı aldılar.
İstanbul’dan yola çıkacak sanatçılar, bugün saat saat 14.00’te İzmit Şehir Tiyatrosu’nda olacaklar ve oluşturdukları bu metni, oradaki meslektaşları ile paylaşacaklar. 

..

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?viewid=436064

İzmit Şehir Tiyatrosu sanatçıları bütün tiyatrolara gönderdikleri ve meslektaş dayanışması istedikleri bir metin yayınladılar. Metinde, durumlarını özetledikten sonra Yerel Yönetim'in sanatçıların talebini, isteklerini dikkate almadığını belirtiyor ve şöyle diyorlar: “Oysa bizler, bütün yetkili makamlara, Yücel Erten'le çalışmak istediğimizi söyledik. Hatta bir basın toplantısıyla bunu İzmit halkına ve kamuoyuna bildirdik. “Bizler tepemizde dolaşan karanlık bulutlara inat, bu körpe, bu sadece yedi yıllık tiyatronun kurtarılması için gerekli savaşı vermekte kararlıyız."
İzmit Şehir Tiyatrosu'nun içinde bulunduğu durumun nasıl çözüleceği, Büyükşehir Belediyesi'nin kuruma ilişkin tasarruflarının hangi boyutta süreceği merak konusu…
Bu konudaki tepkilerinizi www.tiyatrom.com  sitesinde dile getirebilirsiniz.

 

Tiyatrom sayfalarından yüksek sesle başlatılan "Eylem" çağrısı profesyonel tiyatro sanatçılarının pek de alışık olmadığı bir tepki biçimiydi. Kısa sürede bazı tiyatro dernekleri, sanat dernekleri, sivil toplum örgütleri de eylemin öncüsü olarak yerini alırken kimi dernekler de biraz yayın yoluyla yapılan psikolojik baskıyla da olsa bu yükselen muhalif eyleme katılmışlardı. Başlayan bu muhalif eyleme bir çok tiyatro derneğinin temsilcilerinin yanı sıra amatör tiyatrocular, öğrenciler de İstanbul, İzmir, Ankara, Eskişehir gibi illerden gelerek katılmışlardı.

O sıralar henüz tanışmadığımız için orada kendisi var mıydı hatırlamıyorum ama bugün İBŞT Genel Sanat Yönetmenliği görevini üstlenen Orhan Alkaya'nın da aktif olduğu İŞTİSAN'da İzmit'de AKP'li bir yerel iktidarın bir Genel Sanat Yönetmenini  görevden alması ve yerine yenisini atamasına karşı eylemdeydi. İŞTİSAN yönetim kurulu Macit KOPER, Arif AKKAYA, Orhan ALKAYA, Aslı ÖNGÖREN, Burak DAVUTOĞLU'dan oluşuyordu. (Bunu neden belirtme gereği duyduğumu ilerleyen sayfalarda açıklayacağım)

İzmit Eylemi ile ilgili sitemizde yayınlanmış çok sayıda yazıya : http://www.tiyatrom.com/izmit_dosyasi_ana.htm

Eylem fotoğraflarına : http://www.tiyatrom.com/izmit_eylem.htm

arşiv sayfalarımızdan ulaşabilirsiniz.


TİYATRO DÜNYASININ İKİNCİ BÜYÜK EYLEMİ  AĞUSTOS 2005 AKM ÖNÜ

Tiyatro Dünyasının AKP'ye karşı ikinci kitlesel eylemi Ağustos 2005 de yapıldı. Lemi Bilgin'in görevden alınmasının ardından Devlet Tiyatrolarında bir deprem yaşanmış Bölgelerden çok sayıda istifalar gerçekleşmiş, hatta istifa edenlerin yerine atananlar bile istifa etmiş, yazarlar, yönetmenler oyunlarını çekmişti (Daha sonra çözülmeler olup bir kısmı geri dönmekte ve yeniden işbirliği yapmakta sakınca görmese de ilk anda yaratılan atmosfer etkili olmuştu)  "siyasetin sanat üzerinden elini çekmesi" çağrıları AKM eylemine dönüştü. Üstelik ilk kez bir kuruma yönelik hükümet tasarrufu sadece o kurum çalışanları değil diğer tiyatrocularca da sahiplenilmişti. Yıldız Kenter belki de tüm yaşamında ilk kez sokağa çıkıp eylem yapıyordu. İşlerini Ankara'ya gidip bakanlarla kafakafaya görüşmekle halletmeye alışmış, başbakanlardan örtülü ödeneklerle destek alıp ayakta kalmış, sanatçı payesiyle elit olmaya hak kazandığı düşüncesiyle davranmış bir kesim için bu elbette alışılmadık bir durumdu. Genco Erkal, Haldun Dormen, Göksel Kortay, Tamer Karadağlı, Seçkin Selvi, Rutkay Aziz gibi pek eylem alanlarında görmeye alışık olmadığımız ünlü tiyatro sanatçılarının yanısıra destek için orada bulunan sinemacılar, müzisyenler de vardı. Yine Devlet Tiyatroluların yanısıra Şehir Tiyatrolular, amatör tiyatro dernekleri hatta liseli tiyatroculara kadar geniş bir katılım yaşanmıştı.

Onlarca tiyatro insanı, köşe yazarı bu yükselen muhalefet içerisinde görüşlerini dile getirmişti. Konuya ilgi duyanlar o günlerdeki arşiv sayfalarımızdan okuyabilir http://www.tiyatrom.com/dt_dosyasi.htm

Ağustos 2005 AKM Eylemi ve tiyatronun iktidara karşı muhalif sesini yükseltmesi önemli bir eylemdi. Fakat elitist tiyatro çevrelerinde çözülmeler de çabuk oldu, oyunlarını çekenler yeniden oyun vermeye, görevden çekilenler yeniden görev almaya başladı.

Bu eyleme ilişkin sitemizde yayınlanan diğer fotoğraflar http://www.tiyatrom.com/dt_eylemi.htm  


AKP TİYATROYA KARŞI YILMADAN SAVAŞIYOR

"Tayyip Erdoğan'ın, azınlıkta olsalar da, fevkalade etkin, nüfuzlu ve kudretli İstanbul entelijansiyasını, siyaseten karşısında olmalarına rağmen pasifize etme başarısını göstermesinde, Kültür İşleri Daire Başkanlığı'nın ve elbette Daire Başkanı Şenol Demiröz'ün payı vardır."

İzmit yada AKM Eylemleri Alıştığımız kitlesel yada devrimci eylemlerine benzemiyordu elbette. Ne katılan onbinlerce kişi vardı, ne katılımcılar yeterince politize değildi. Zaten aslında görevden alınan Lemi Bilgin yada Nurullah Tuncer muhalif hareketlerin gücüyle değil mahkeme kararlarıyla görevlerine dönebiliyorlardı. İktidar da bu 700 kişiyi geçememiş eylemlerle, yada mahkeme kararları karşısında  geri adım atacağa benzemiyordu.

    Lemi Bilgin'in yerine atadığı yolsuzluktan şaibeli isim Mine Acar'ı Kültür Bakanı Attila Koç kendisine danışman yapıyor, AKM'nin başına bir imam hatip mezunu ve yardımcılığına başörtülü sanatla hiç bir ilişiği olmayan bayan getiriliyordu. Devlet Tiyatrosu bütçesini kısıyor, sahnelenmeye hazırlanan yeni oyunların sahnelenmesi olanaksız hale getiriliyordu. Zaten 5018 sayılı yasayla ödenekli tiyatrolar yeterince açmaza sokulmuştu. Bununla da kalınmayacak ve Türk tiyatrosunun iki önemli binası, simgeleşmiş iki binası için biri belediyeden diğeri kültür bakanlığından peşpeşe iki yıkım kararı çıkartılacaktı. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi o alanın uluslararası kongrelere ev sahipliği yapacak vadiye dönüştürülme bahanesiyle, AKM ise çok eskidi havalandırmaları bile doğru dürüst çalışmıyor, tadilatı yenisinden pahalı gibi sudan gerekçelerle yıkılmak istenecekti. Oysa Türkiye'nin en önemli meydanı Taksim'in en güzel ve tek deniz gören köşesindeki AKM binası için düşünülen deniz gören arka cephenin hotel, ön cephenin alışveriş merkezi yapılması, altına da (tiyatro değil) çok amaçlı bir salon yapılması gündemdeydi. AKM elbette çok para kazandırmayacaktı, tiyatro seyircisi elbette çok fazla olmayabilirdi ama her ülkenin en önemli merkezlerinde kültür-sanat merkezleri o ülkenin kültür sanat aynası olarak yerini korurdu, korumalıydı. Ama asıl olan baştan beri tiyatro üzerinde planlanan AKP politikası uyarınca kurtulunması gereken tiyatro yapılarından kurtulmak ve kendi politikaları doğrultusunca yapılanmalara gitmekti ve gerek AKM gerekse Muhsin Ertuğrul binaları mevcut kurumların simgeleşmiş binalarıydı.

EYLEMLER SÜRÜYOR


25 MART 2007 TAKSİM

AKM ve Harbiye sahnelerinin yıkım kararlarına karşılık ilk Eylem benim de kurucusu olduğum Gençlik Tiyatroları Oluşumunun düzenlediği ve liseli üniversiteli genç tiyatrocuların tiyatro kostümleriyle katıldığı AKM önüyle sınırlı kalmayıp tüm Taksim alanına yayılan "AKM, Harbiye Yıkılamaz"  eylemiydi. Bu Türk Tiyatrosunun Taksim meydanında yaptığı ilk eylemdi ve bu tiyatrocu eylemine imza atanlar liseli, üniversiteli tiyatrocu gençlerdi.

26 MART KARANLIĞA KARŞI SANAT EYLEMİ

Ertesi gün ise çok daha geniş katılımlı bir eylem AKM önünde gerçekleştirilecekti. Çok sayıda meslek örgütü, sanat derneği, sivil toplum örgütü eylemde hazır bulundu. Konuşmalar gösterilerle, konserlerle devam etti. 26 Mart "Karanlığa karşı sanat eylemi" yapıldı. Tiyatro dünyasının bugüne kadarki en geniş katılımlı sanatçı eylemiydi.

 EYLEMLER DAHA DA TIRMANIYOR

Eylemler artık tiyatrocular, tiyatro dernekleri ile sınırlı kalmıyor Sivil Toplum örgütleri, Dernekler, partiler tarafından da kabul görerek giderek artan bir ivme kazanıyordu. Eylemlerle sınırlı kalınmıyor TOMEB (Tiyatro Meslek Oyuncuları Birliği) İstanbul Temsilcisi Orhan Kurtuldu'nun öncülüğünde, mimarlar odasının katkılarıyla Kültür Bakanlığının raporları çürütülüyor, yeni eylemler, paneller, toplantılar birbiri ardına organize edilmeye başlanıyordu.

AKM'NİN SAĞLAMLIĞINA DAİR RAPORLAR

Son Eylem "Karanlığa Karşı Sanat" eylemiydi. Artık eylem bir adım daha ileri gitmiş ve bina önünde toplanmaktan yürüyüşe dönüşmüştü. Harbiye Muhsin Ertuğrul sahnesinde başlayan eylem Taksime yürüyüşün ardından AKM önünde devam ettirilmişti. Katılım önceki eylemlere göre daha da artmıştı. Sivil toplum örgütleri, partiler, diğer bazı sanat örgütleri de eyleme aktif olarak katılmıştı.

Bu eylemi öncekilerden ayıran bir diğer özellik ise daha siyasal bir çizgiye kaydığı izlenimi verecek Yurtsever Cephe gibi siyasal dernekle