www.tiyatrom.com

Tiyatro Haber, Tanıtım sitesi

BU FOTOĞRAFLARIN KONUYLA BİR ALAKASI YOKTUR

AMA BENİMLE ALAKASI VARDIR.

23.01.2008   17.30

3 saat kadar uykuyla geçirilen dördüncü gecenin (Bu sayfadaki ve önceki yazılmış sayfadaki yazıların araştırışıp, derlenip toparlanıp yayına verilmesi zira bir hayli zaman alıyor) sabahında yine işe gittiğim ve iş yerinde de yoğun geçen 8 saatin sonrası iş dönüşü.

Yer: Akmerkezin yan tarafından Zincirlikuyuya yeni açılan otoban bağlantı yolu.. Sebep : Dikkati toparlayamama. Sonuç: Öndeki servis minibüsüne bindirme Sonrası: Arabayı hurdaya çektirip aynı gece boyun kol ve kalça ağrısıyla yine klavye başında geçen saatler..

Bu sezon sonunda tiyatrom'un yayın yaşamına veda edeceğini açıklamıştım. Lütfen sözümü tutamazsam ve sezon sonuna kalamazsam beni bağışlayın ve başarısızlığıma verin... Bu sadece ve sadece benim başarısız yayıncılığımdır gerisi bahane...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BU SANATÇILAR İÇİN DEĞER Mİ?

 Geçen 2 hafta boyunca İstanbul Üniversitesi Tiyatro salonunun kapatılmasını haber yaptık. Bu ne biçim zihniyettir? Bir üniversite tiyatro salonu olmadan olabilir mi? Bir genç tiyatroyla üniversite yaşamında tanışmayacaksa nerede tanışacak? Öğrencilik gibi sosyalleşmeye en yatkın olunan dönemlerde kültür sanatla haşır neşir olunamayacaksa daha bu halkın (okumuş/okumamış) insanının sanata ilgi göstermemesinden yakınmaya hakkımız kalır mı? İstanbul üniversitesinin tiyatro salonu kapatan rektörünün kızlar türban taksın kavgası verenlerden daha aydın olduğunu kim iddia edebilir?

Peki İstanbul Üniversitesi gibi Türkiye'de üniversite denilince ilk akla gelen üniversitede tiyatro salonu kapatılırken kimler sahip çıktı? En başta tiyatro sanatçılarının destek vermesi gerekmez miydi? Nerede AKM, Harbiye kapatılırken ayağa kalkanlar? Nerede vasıfsız işçi yapılan ve kaderine isyan eden tiyatrocular? Yılan sizi ısırmadıkça Türkiye'de yaşanan tiyatroya ilişkin sorunlar sorun olmuyor mu?

Eminönü Halk Eğitim Merkezi nice tiyatrocular yetiştirmiş ve belki de daha nicelerini yetiştirecek bina sessiz sedasız depoya dönüştürüldü. Belediyeler bol bol boyama, makrame, el işi kursları açarken  tiyatro gibi kişisel yetenek geliştirmeden de öte toplumsal bir işlevi olan alanlar yok oluyor hızla. İki hafta ana sayfamızda tuttuk, orada mağdur olanlar e-maillerle feryat figan etti peki kim aldırış etti? Hangi duyarlı tiyatro sanatçılarımız "Haydi arkadaşlar bir şeyler yapalım dedi?

Şimdi üniversite gençliği okullarında tiyatroyla tanışıp tiyatro sevgisi, alışkanlığı kazanmazsa, dışarıdaki gençler halk eğitim merkezlerinde benzer olanak sağlayan ortamlarda tiyatroyla tanışıp tiyatro sevgisi, alışkanlığı kazanmaz ise sizin oyunlarınızı 10 yıl sonra kimler gelip izleyecek?

Biz geçen yıl her okula bir salon kampanyası yapmıştık, bırakın vazgeçtik her okula bir salonu en köklü üniversitemizdeki salonun kapatılmasına dönüp aldırış eden yok. Bırakın her okula bir salon yapılmasını her ilçede bir tane Halk Eğitim Merkezi kalmadı, kalmıyor. Profesyonel sanatçılarımız ek iş olarak gidip özel liselerde tiyatro çalıştırıcılığı yapıyor gençlere tiyatro sevgisi aşılıyor ama bir devlet üniversitesinde salon kapatılması umurlarında bile olmuyor. Bir tacizcilik iddiasını manşetlerde tutup namussal konularda son derece duyarlı davranan ve bizi yeterince kesin tavırda olmamakla suçlayanları kendileri gibi üniversiteli gençlerin, halk eğitim merkezlerinde tiyatro yapanların elinden salonlarının alınması namussuzluğuna karşı aynı duyarlılıkta göremiyoruz, ya hiç yer vermediklerini yada sadece yasak savar kabilinden yer verdiklerini görüyoruz.. Hatta bireysel bir tacizcinin suçu karşısında aslan kesilenleri ne Harbiye kapatılacak dendiğinde, ne AKM yıkılacak dendiğinde, ne başka hiç ama hiç bir tiyatral sorunda, tiyatral politik sorunlarda seslerini soluklarını duyamıyoruz. Oysa kapatılmasından yanaysalar bile seslerini duymak istiyoruz. Kendi toplantılarını, panellerini yaparlarken arada tiyatro dünyasına da kulak kabartmalarını, seslerine ses katmalarını bekliyoruz.

Kaç profesyonel tiyatrocu salonuna sahip çıkma telaşındaki bu insanlara destek verdi? Özel tiyatrolara yardımdan 5-10 milyar koparmak için verilen kavgadan milyon kat onurlu bir kavga değil miydi bu gençlerin kendi salonları için verdiği kavga? Şimdi tiyatrocularımızın kendi salonları yıkılırken, vasıfsız işçi yapılırken, taşeron oyuncuya dönüşürlerken, kendi eserlerine haksızlık yapıldığını düşünürlerken, kendi salonlarına, kendi topluluklarına  haksızlık yapıldığını düşünürlerken  bizlerden destek bekleme, toplumsal destek bekleme hakları var mı? Onlar İstanbul Üniversitesinde salon kapatılırken gençlere destek verdi mi? Eminönü Halk Eğitimin e-maillerden yükselen feryadına destek verdi mi? Kişisel çekişmelerine 10 dakika ara verip bir tek satır yazı yazdılar mı? Şimdi halkımız niye böyle demeye hakları var mı? Özel tiyatro yapanların neden bu halk tiyatroya ilgisiz demeye hakkı var mı?

Bu sanatçılar için bu çabaya değer mi? Bu sanatçılar için bu halleriyle  gerçekten değmez.. Ama biz, biraz da "Bu kavga içinde olurlarsa bu sanatçılar da acaba değişir mi?" ihtimali için çabalıyoruz. En iyi öğreti mücadelenin içerisinde olur anlayışımızdan çabalıyoruz. Kendi sorunlarına sahip çıkarak kavganın tarafı olmaya başlasınlar çabasındayız.

KANDIRILDIĞIMIN FARKINDAYIM AMA BU KANDIRILMAYI DA DEĞERLENDİRMEYE ÇALIŞIYORUM

Şehir Tiyatrolarımızda Genel Sanat Yönetmeni değişti ve hazır kazan kaynamaya başlamışken bir kaç odun da ben atayım fırsatçılığı ile biriktirilenler gündeme saçıldı. Bu değişen Genel Sanat Yönetmeni değişimine karşı olanlar bize bilgiler aktarmaya başladı.

Peki bu yaşananlar yeni miydi? Leyla ile Mecnun oyununun tüm kadrosu Kültür AŞ'den taşeron oyuncu olarak kiralanmıştı bu oyun bir senedir sahnelenmiyor mu? Bu taşeronlaşma neden şimdi dile getiriliyor? Neden geçen yıl bildirilmemişti?

Bülent Arınç'ın Liseden sınıf arkadaşı bir oyuncunun İBŞT'ye girip daha bir yılı dolmadan kadroya alındığı bilgisini alıyoruz. Bu kişi yeni mi kadroya alınmış? Hayır. Peki neden üç ay önce, altı ay önce değil de şimdi bize bildiriliyor? Neden özel yemek davetlerinde Belediye Başkanının cebine mektup olarak konuluyor da geçen bir yıl içinde basına bu bilgiyi bir tek kişi aktarmıyor?

Şehir Tiyatrolarında sanatçıların vasıfsız işçiliğe geçirilmesi ocak başında gerçekleştirilmiş, çoktan imzaları atmışlar kadroya geçmişler hatta sendikalı da olmuşlar. Peki neden bu imzalar atılmadan önce, atıldığında sanatçılar vasıfsız işçi yapılıyor diye bir tek kişi feryat etmiyor? Neden "Eyy ahali ben konservatuar okudum beni vasıfsız sayıyorlar" demiyor? Ve acaba Genel Sanat Yönetmeni değişmeseydi bu bilgi bize verilecek miydi yoksa içerde kendi aralarında mı kalacaktı tıpkı Bülent Arınç'ın torpilli arkadaşı gibi, tıpkı Kültür AŞ aracılığıyla çoktan taşeronlaşmış sanatçı olayı gibi.

Biz bunları ne zaman öğreniyoruz? Genel Sanat Yönetmeni değişince toz bulutu oluşunca. Biz bunları 15 gün daha önce öğrenmiş olsaydık TV'lere çıkıp savunma yapmak zorunda kalacak kişi kimdi? Nurullah Tuncer. Şimdi kim? Orhan Alkaya. O halde sanatçılarımızın ne taşeronlaşmaları umurlarında, ne şehir tiyatrolarında torpil mekanizmasının işlemesi, ne başka bir şey. Onların umurlarında olan bizimki gitti öbürlerininki geldi gibi basit hesaplar, hınçlar, öfkeler. Yani sınıf bilinci yok, aydın bilinci yok, kurumsal duyarlılık yok, hiç bir şey yok sadece kişiler üzerinden hınç mücadelesi var.

NEDEN İNTİKAMLARA ALET OLUYORUZ?

Peki biz bunu bile bile neden alet oluyoruz? Çünkü ortada gerçekten bir sorun var. Bize yansıma şekli ve zamanı doğru olmasa bile bunu gündeme taşımanın, basında ve kamuoyunda yer almasının getireceği coşku ile sanatçılar arasında  acaba bir yeniden düşünme sürecine girilebilir mi, acaba bir örgütlenme ve sorunlarına sahip çıkma bilinci tetiklenebilir mi? İşte bu umuttur bile bile kandırılmaya razı olma. Bu amaçla gerekirse bir ölçüde provokatör  olmayı da göze alarak bir yayıncılık yapıyoruz. Sonuç veriyor mu? Hayır sadece Nurullah Tuncer ilk göreve geldiğinde bize bilgi sızdırmış dostlarımız başkalarıydı, Orhan Alkaya göreve geldiğinde bilgi sızdıran dostlarımız başka. Geriye kalan bilumum sanatçı kütlesinde hala dal kımıldamıyor. Dolaysıyla kendi sorununa sahip çıkmayan bir kitlenin İstanbul Üniversitesinde salon kapatılmasına, Halk Eğitim salonunun depo yapılmasına "Ne oluyoruz yahu!" deyip ayağa kalkmasını beklemek nafile. Hele hele tiyatro dışı toplumsal konulara sanatçı tavrı göstermesini beklemek hepten nafile.

Yukarıda bahsettiğim bir konuya dönmek istiyorum. Eğer bu sorunlar 15 gün önce bize ulaşsa bizim suçlayacağımız kesim yine aynı olacaktı. (Gerekli kanuni düzenlemeyi yapmayan hükümet , çözümü zorlamayan belediye, 5018 den sorumlu AKP) bizim suçlayacağımız kesim aynı olacaktı ama TV'lerde savunma yapacak kişi farklı olacaktı. Nurullah Tuncer. Yada Tuncer benim bilgim ve iradem dışında diyecekti ve muhtemelen Kenan Işık öne sürülecekti çık konuş diye (En son ihale konusunu hatırlayınız) Nurullah Tuncer savunurdu yada savunmazdı, Orhan Alkaya savundu yada savunmayabilirdi.. İşte benim anlamadığım nokta budur. Orhan Alkaya neden gardını almak zorunda hissediyor ve neden savunmaya geçiyor? Bu kararları almaya yetkisi olan kişi değildir, bu kararları alan kişi değildir. 5018 sayılı yasayı çıkaran hükümettir, katma bütçeyi kaldıran belediyedir, boş sanatçı kadrolarına atama izni vermeyen maliye bakanlığıdır, binaları yıkmaya kalkan hükümettir, belediyedir, Torpille işe alan , torpili yapan başkasıdır uzun lafın kısası bunların hiç birinin yetkisi Genel Sanat Yönetmenlerinde değildir. Ve Genel Sanat Yönetmenlerinin görevlerinin arasında hükümetin veya belediyenin sanata ve tiyatroya yönelik aldığı kararları sıkı sıkıya savunmak yada bu kararlardan doğacak sorunları kamufle etmeye çalışmak olduğunu hiç sanmıyorum. Eğer Orhan Alkaya "Evet sanatçı arkadaşlarımız vasıfsız işçi yapılmıştır çünkü hükümet şu yasayı çıkarmıştır, yevmiyeli yolunu kapamıştır, Maliye Bakanlığı boş kadrolarımız olmasına rağmen sanatçı alımı için atama yolunu açmamaktadır, sanatçılarımızın vasıfsız işçi yapılmasını ben de bir sanatçı olarak onaylamıyorum bunun muhatabı hükümet ve kadro vermeyen maliye bakanlığıdır gidip oradan öğreniniz, hem de basın olarak bunu siz sorarsanız belki işlerliği hızlanır" deseydi ne olurdu? Ne olacak muhtemelen ilk fırsatta görevden geri alınırdı en fazla.

FAZIL SAY'IN YAPTIĞINI ORHAN ALKAYA'DAN BEKLEMEK

(Not İlk yazılışta Fahir Atakoğlu yazılması gibi bir hata olmuştur düzeltilmiştir hata için özür diliyorum)

Asında bunun aynen benzerini geçtiğimiz günlerde yaşadık. Fazıl Say  okullara müzik öğretmeni atanmadığını iddia etti, hükümet yetkilileri de ne kadar müzik öğretmeni atadıklarını açıkladı yada açıklayamadı. Burada da aynen benzer durum vardır. Eğer şehir tiyatroları boşalan kadroların yerine atamanın yolunu açsa zaten sanatçılar aynen diğerleri gibi atanacaktı vasıfsızlık vs de olmayacaktı. Buna ne 5018 sayılı yasa, ne katma bütçe engel de değildir. Şimdi neden hiç kimse gerekli kadro açılmadığını sormuyor da bir ara formül bulacağız, adlarının başına işçi sanatçı koydurabiliriz, yeniden özel statü çıkartabiliriz vs gibi lafı dolandırıyor?

Neden olmuyor? Çünkü Fazıl Say Genel Sanat Yönetmeni değildi bunu pat diye medyanın önünde söyledi yetkililer de paçası tutuşup açıklama yapmaya girişti. Aynı kadro verilmemesi olayı neden tiyatro için söylenemiyor? Çünkü her bir kanalda Orhan Alkaya ekrana çıkarıldı, Orhan Alkaya Genel Sanat Yönetmeniydi "Kadro vermiyorlar, gidenin yerine bile kadro vermiyorlar, biz de adam gibi arkadaşlarımızı olması gerektiği gibi aynen kendimiz gibi sanatçı olarak alamıyoruz bu da taşeronlaşmaya, vasıfsız işçiliğe sebep oluyor diyemezdi.

Hah işte onun diyemediği şeyleri de biz dedik hiç bize kızmasın. Zaten bu kabahatlerin hiç biri Orhan Alkaya'nın da değildir, ne 5018'i Orhan Alkaya çıkarmıştır, ne Katma bütçeyi Orhan Alkaya kesmiştir, bizim karşı mücadeleyi yükselteceğimiz Orhan Alkaya yada Nurullah Tuncer yada herhangi bir kişi değildir belediyedir, hükümettir.

ORHAN ALKAYA KAZ GELECEK YER İÇİN TAVUĞU MU ATEŞE ATIYOR?

İki gün önce bu konuyu bir arkadaşımla konuşurken "Yahu bunlar Orhan Alkaya'nın sorunu yada kabahati yada sorumluluk alanında değil ki neden çıkıp o savunmak zorunda hissediyor ki kendini?" dediğimde şu yanıtı aldım. Son bir kaç dönemdir Genel Sanat Yönetmenleri geriye itelendi, tiyatro müdürleri öne çıkarıldı, bu tehlikeli bir durumdur, bu nedenle Orhan kurumla ilgili her konuya hakim olma çabasına girdi ve bence son derece doğru yapıyor"

Evet doğrudur tiyatroda Genel Sanat Yönetmeninin yetkisi azaltılmaya müdürlüğe dönüştürülmeye de kalkışılmıştır. Şimdi Belediye Başkanı olan Muharrem Ergül'ün müdürlüğü, kenan Işık'ın Genel Sanat Yönetmenliği döneminden bu yana bazı konular tiyatro müdürüne doğru kaydırılmıştır. Evet bu kurumun ana amacı sanat yapmaktır o halde sanatın yöneticisi idari yöneticinin üstünde olmalıdır. Ama...,

Ama bu müdür hiç olmasın yada belediyenin ve hükümetin kararlarını da Genel Sanat Yönetmeni sözcü gibi üstlensin anlamına gelmiyor. Şehir Tiyatrolarında yetki ve sorumluluk alanı çizilmek suretiyle bir idari müdür olması son derece doğrudur, hatta keşke yeterli para kazanabilseler de bütün tiyatrolarımızda birer idari müdür, birer de halkla ilişkiler müdürü olsa. Böylece oyunların yönetmenleri bir yandan oyun çıkarmaya, diğer yandan salonun tıkanan lavabosuna kırılan koltuğuna, dekor taşıyacak kamyon bulmaya yada oyununu tanıtmaya kafa yormazdı ki zaten sanatçılar bu konularda çok da beceriksiz.

Önemli olan bu yapılanmanın doğru hale gelmesidir. Uzun yıllar çalıştığım için gazetelerden örnek vereceğim. Gazetelerin ana işlevi yayıncılık olduğu için her anlamda önce yayın kadrosu gelir. Diper kadroların tümü bunların işlerini kolaylaştırmakla yükümlü destek birimleridir. Oralarda da İdari İşler müdürleri vardır ve bunların kendi kadroları vardır. Böylece Genel Yayın Yönetmeni gazetenin tıkanan tuvaletine, habere gidecek muhabirin aracının teminine kafa yormaz oturur kendi kadrosu ile yayın politikasını, yayın içeriğini belirler, ona kafa yorar. İdari İşler müdürü ise kendi kadrosunun yöneticisidir yayın kısmının beklentilerini en iyi şekilde yerine getirmek üzere kendi kadrosunu yönetir. Gazetenin Genel Yayın yönetmeni bana ne efendim en yetkili benim diye gidip şöförlerin çalışma saatlerini de ben hazırlayacağım demez. Ve İdari işlerin en yetkili kişisi bile yayın kadrosunun en yeni en yetkisiz muhabirine hizmet vermeye yükümlü olduğunu bilerek davranır. Habere gidiyorum diyen muhabire "Dünkü çömez ben burada müdürüm sen bana uyacaksın bin otobüse git" demez. Çünkü o müessesenin asal işlevi yayıncılıktır diğer bütün unsurlar bunu sağlamak için vardır.

Şimdi tiyatroda da asal görev sanat hizmeti vermektir, sanat yapmaktır. O halde asla idari işler müdürü Genel Sanat yönetmeninden daha yetkili olamaz. Gidip de repertuar belirleme masasına da oturmaz çünkü işi değildir ve anlamaz da. Onun kendi kadrosu vardır. Örneğin şoför, aşçı, kantinci, çaycı, temizlikçi, bina elektrikçisi vb. Onları yönetir ve onları sürdürülen sanatsal hizmetin aksamaması için sanatsal birimlerim hizmetinde olarak yönetir.

Bu bu kadar basittir. Bir gazete genel yayın yönetmeni şoförlerin nöbet çizelgesini de ben yapacağım gibi katharsise girmiyorsa, kendini bunun için üzmüyorsa Tiyatroda da genel Sanat Yönetmeninin buradaki asal unsur ve asıl hakim kişinin ben olduğum anlaşılsın diye kendini angaryaya boğması ancak saçmalık olurdu. Aynen bunun gibi belediyenin, maliye bakanının, hükümetin günahlarının sözcülüğünü yapmak da Genel sanat yönetmeninin görev mecburiyetlerinden olmasa gerek.

DÜĞÜM BİR KEZ DAHA CAN DOĞAN'DA BAĞLANIYOR

İşte yine başa dönüyoruz ve Can Doğan'ın mektubunda kilitleniyoruz. Şehir Tiyatrolarına ille de bir Genel Sanat Yönetmeni atanacaksa bu neden Orhan Alkaya olmasın?

Biz de diyoruz ki evet neden olmasın? İyi bir isim, herkesten daha tecrübeli. Özgün fikirlere sahip, en az eskileri kadar ve hatta onlardan daha hakim tiyatroya..

Ama olamaz. Neden olamaz? Çünkü şehir tiyatrolarımız özerk değildir, "Alın size şu kadar bütçe ve şu da anayasanız. Bu anayasanın dışına çıkmadan ve bu bütçeyi de aşmadan özgürsüzünüz. ister kadrolarınızı şişirin dekora para kalmasın, ister oyunların bütçesini düşük tutun çok sayıda oyun çıkarın ister oyuncu yönetmen kiralayın, ister içinizden bir kısmını bankamatik sanatçısı olarak boşa besleyip az adamla iş yapın bütçeniz budur, dışına çıkamayacağınız anayasanız budur ve sizden beklenen genel asgari hizmet şudur, batarsanız siz aç kalırsınız, ayakta kalırsanız siz ayakta kalırsınız, seyirci sağlayıp daha fazlasını kazanırsanız daha fazla arkadaşınızı kadroya alırsınız, seyirciye değil ego tatminine yönelik oyun yönetip siz bile işsiz kalabilirsiniz" denmedikçe, kadroların açılması maliye bakanlığına, dekor kostüm alınması belediye encümenine, sanatçı temini taşeron belediye firmasına bırakılmışsa, birde üstüne 5018 sayılı yasa, katma bütçe prangası vurulmuşsa Genel Sanat Yönetmeni de kendi icraatlarını değil belediyenin, hükümetin, maliye bakanlığının günahlarının savunucusu olmak zorunda kalır.i AKP'li bir hükümetin, AKP'li maliye bakanının, AKP'li belediyenin yasasını, atamasını, yönetmeliğini savunmak zorunda kalır ki bu da abesle iştigaldir.

Haa Orhan Alkaya işte ben bunları temin etmek için söz aldım özerkliğin yolunu açmak için devreye girdim diyorsa biz de diyoruz ki Halep oradaysa arşın burada. daha bir yıl önce müdürün yetkisini artıranları, 2 ay önce Harbiye'yi yıkmak için kapatanları, evvelki yıl katma bütçeyi, 2002'de 5018'i çıkarıp boşalan kadroları açmayanları cin mi çarptı da değiştiler?

Yazının bundan sonrasının devam edip etmeyeceği gelişmelere bağlı...

A.Ertuğrul Timur

26.01.2008 06.52 şimdi uyku vakti. neyse ki yarın cumartesi ve neyse ki artık kaza yapabileceğim bir arabam yok...

aetimur@gmail.com