www.tiyatrom.com

Tiyatro Haber, Tanıtım sitesi

A.Ertuğrul Timur

aetimur@gmail.com

 
A.E. Timur yazıları
 
 ARANIYOR...
YAPILAN EYLEME İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER VE TÜM TİYATRO ÖRGÜTLERİNE ÇAĞRI
4 KASIM KARANLIĞA KARŞI IŞIK EYLEMİ VE SAHNE IŞIKLARININ KÖR ETTİKLERİ
NASIL BİR TİYATRO YAYINCILIĞI
BARIŞAROCK ELEŞTİRİLERİNE İLİŞKİN
SAYIN MEHMET ESATOĞLU'NA AÇIK MEKTUP
YAŞASIN SANSÜR !
BEN DE OLSAM ÖZDEMİR NUTKU'NUN YAPTIĞINI YAPARDIM
Sol ve Ulusalcıların görmek istemediği tablo
Yaşam Kaya'ya ve Birleşen Topluluklara
Özel Tiyatroların düşmanı mıyız?
İmza defterine karşı görüş yazılmaz
Sözüm Devlet onu da yapsın bunu da yapsın diyenlere
ÖZEL TİYATROLARA YARDIM HAK MIDIR, RİSK MİDİR?
Kim Hayır Diyebilir ki?
İletişim Yorgunluğu
Lemi Bilgin'e açık mektup
Ulufeler dağıtıldı Ali Uyanığa yine büyük pasta
AKM, Tiyatral İstanbul, Karanlığa karşı Sanat Cephesi ve Farklı Görevlerin ayırdına varabilmek
Afife Jale Ödülünü yazmak Hiç içimden gelmedi...

"BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ DEĞİL GAZETECİ ÖZGÜRLÜĞÜ DEMİŞTİK"

Lysistrata'lığın Lüzumu Yok!
BİLİNÇLİ, YADA BİLİNÇSİZ GREV KIRICILIK YAPMA PAHASINA, HAYDİ TİYATROCULAR UYGUN ADIM ARŞ ARŞ !
Yıkmayalım da Besleyelim mi?
BEDENİ GİTTİ GİTMESİNE DE HRANT DİNK ADI POPİLİZME KURBAN GİTMESİN
BİZE "BİR CÜMLE" SÖYLER MİSİNİZ?
Manşet Manşet Üstüne

1 LİRAYA TİYATRO VE BAŞKANIN TİYATROCULARA YEMEĞİ

Bir kilo Orhan Pamuk'mu daha ağır vakadır yoksa Bir kilo ulusalcılık mı?
BENDEN BU KADAR, YA SİZDEN NE HABER?
KÜLTÜR BAKANINA AÇIK MEKTUP Harçlık üleştirmeye son verilsin desteğin daha akılcıl yolları da var
YİNE YEŞİLLENDİ FINDIK DALLARI, ACEP NE OLACAK TİYATRONUN HALLARI?
BİLİNMEYEN TİYATROLAR FESTİVALİNİN BİLİNEN KONUSU ÜZERİNE SON BİR YAZI
BİR MSN SOHBETİNDEN YOLA ÇIKARAK GENÇLİK OYUNU METNİNDE ARAYIŞ DENEMELERİMİZ
GENÇLİK OYUNUNDA EN BÜYÜK TEHLİKE "DİDAKTİK OLMAK"
GENÇLİK OYUNU YAZMAK CESARET İSTER

GENÇ KİMDİR? HANGİ OYUN HANGİ YAŞ GRUBUNA HİTAP EDECEK? BUNU NASIL BELİRLEYEBİLİRİZ?

PANELDEN İZLENİMLER

GENÇLİK OYUNU" ÜZERİNE

TİYATRO'DA GENÇLİK RÜZGARI - 2
TİYATRO'DA GENÇLİK RÜZGARI - 1
BU NE BİÇİM BİR SORUMSUZLUKTUR!
MAALESEF YENİDEN YAYINDAYIZ

VEDA YAZISI
BANA GÖRE GERÇEK ÖZGÜR SANATIN TEK YOLU
TÜM KOMPLOLARA KARŞI ŞİMDİ EN BÜYÜK KOZUMUZU OYNAMANIN ZAMANIDIR!
HERKES BAKANI KINIYOR BENSE HEPİNİZİ KINIYORUM
Şimdi Ne Olacak?
OKUR GÖRÜŞLERİNE İLİŞKİN YANITIMDIR
ÖDÜL ALMAK NASIL Bİ ŞEYMİŞ?
MUHALİF OLMANIN DAYANILMAZ YÜKÜ..
EĞİTİM, SANAT, SANAT SATICILARI, ASUMAN KRAUSE VE DİĞERLERİ
SİYASET MEYDANI
OKURLARDAN RİCALAR
İZMİT'TE BALE SALONU MECSİT OLMUŞ
EYVAH ! YOKSA REKABET Mİ BAŞLADI?..
VE SİZ HALA SUSUYORSUNUZ
YİNE ÇOCUK TİYATROSU HEP ÇOCUK TİYATROSU
PEKİ YA KEREM YILMAZER'İ GERİ GETİREBİLDİNİZ Mİ?

RADYOCUMU İSTİYORUM

İBST KÖPRÜ FESTİVALİ

TİYATROM.COM'LA İLGİLİ ÖNEMLİ BİLGİLER

TİYATROM.COM 4 YAŞINDA ŞAİR SUNAY AKIN İŞTE BUNU BİLMİYOR...
ÜZERİMİZE VAZİFE DEĞİL AMA "MUHALEFET ETME" EŞEKLİĞİNDE BULUNDUK BAĞIŞLAYIN!
RAGIP SAVAŞ'A VE RADİKAL'E TİYATROM.COM'UN YANITI!
İZMİT BİZE NE ÖĞRETTİ ?
PARTİZANLIK SANATIN CAN DÜŞMANI ! TEK ÇÖZÜM ÖZERKLİK!
ZİNA!
LİSELER ARASI TİYATRO FESTİVALLERİ ENFLASYONU VE FESTİVALLERİN DEĞERLENDİRMESİ
TEMEL EĞİTİMDE ZORUNLU DRAMA
İMAM HATİPLER BİZİM SORUNUMUZ DEĞİL
GENÇLERİN KADERİ HOCALARIN HOBİSİNE Mİ BAĞLI KALACAK
KIŞKIRTICI BİR YAZI
İYİ Kİ DE TEMİZ KALIYORUZ
OKUMA TİYATROSU
CEM KARACA'NIN ARDINDAN
BBG EVİ 70'Lİ YILLARDA YAPILSA NELER OLURDU?
STAR TV'DE YENİ BİR SHOW PROGRAMI MI?
MEDYA NE YAPIYOR?
KERİM AFŞAR'IN ARDINDAN
ALTIN KESER ÖDÜLLERİ
KÜRESEL SALDIRIDAN YÖRESEL SALDIRIYA İŞGAL ALTINDA TÜRKİYE
DİPLOMALI CAHİLLER ORDUSU MU OLUYORUZ?
BİRİSİ GENÇLERE DOĞRUYU SÖYLEMELİ
YİRMİYEDİMART GEREKMİYOR
GENÇ TİYATRODAN TİYATROM.COM'A
TİYATROCULARA MEKTUP
HÜSEYİN SORGUN'A YANIT
ALİ TAYGUN'A YANIT
İBŞT : TÜRKİYE'NİN AYNASI
İBŞT'NİN AYNASINDAN YANSIYAN NE?
FUTBOL MU O DA NE ?
İKİ KİŞİ OLMAK
LANET OLSUN SANSÜR YİNE SAHNEDE
İNTERNETTE TİYATRO
İŞTE MEYDAN
GENÇ TİYATROCULAR TOPLANTISI 2
GENÇ TİYATROCULAR TOPLANTISI 1
SİZLERLE DİYALOG
NEDEN Mİ TİYATRO?
AHMET ERTUĞRUL TİMUR KİMDİR?
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

ATLADIKLARIM / DÜZELTMELER / EKLEMELER

iKTİDAR - TİYATRO İLİŞKİLERİNDE SON 14 YIL Başlıklı yazımdan sonra çokça tebrik aldım. ve bunun geliştirilerek kitaplaştırılmasına kadar teklifler geldi. İlk ödenekli tiyatromuzun kuruluşundan bu yana iktidar- tiyatro ilişkilerimiz e dönüştürmeye kadar vardı öneriler. Tabi bu beni aşacaktır. Ben hasbelkader yayıncılık yaptığım dönemde yayınladığım sorunları alt alta sıraladım ve belgesel nitelikten çok yoruma dayalıydı. Ne kadar doğru yorumladığımı yanlışlarımı zaman ortaya çıkaracaktır. Bir kısmı çıkmıştır, bir kısmı hala bilinmezdir. Elbette atladıklarım yanlış bilgilendirildiklerim de oldu. Fakat bunları göze almak zorundaydım. Zira muhalefetin iktidar temsilcisi yönetici olmasıyla muhalefet kalmamıştı bu durumda da ne kadar doğruluğunu sınama, doğrulatma şansımız da azalmıştı. Bazı düzeltme bilgileri geldi. Bunları ana yazımda (İktidar-tiyatro ilişkilerinde son 14 yıl) da düzelteceğim ki internette de olsa tarihe mümkün olduğunca doğru notlar düşmüş olalım.

Öte yandan bu iktidar-tiyatro ilişkilerinin son 14 yılı başlığını kullanma nedenim son 14 yılda İstanbul'da kesintisiz Fazilet- AKP  iktidarının sürmesi ana konumuzun da İstanbul Şehir Tiyatrosu olması; ardından ise ülke genelinde ikinci dönemdir süren AKP iktidarı idi. Oysa elbette yerel anlamda farklı iktidarlar ve farklı olaylar da yaşadık. Örneğin asla unutmayacağımız Adana Seyhan Belediyesinin sırf yeni belediye sarayında tiyatro salonu yok diye bir DSP'li belediyenin tiyatroya kapatmaya kalkması gibi. Yada yine asla unutmayacağımız ve unutturmayacağımız Eskişehir'in yine DSP'li belediye başkanının sırf kardeşine yer açmak üzere Yıldırım Fikret Urağ'ı Genel Sanat yönetmenliğinden alması gibi. Bu her iki olayı da sahiplenmiş desteklemiştik. Yani iktidar-tiyatro ilişkileri denilince elbette amacımız vur abalıya bir AKP düşmanlığı değil genel anlamda bir sahiplenme ve genel anlamda bir özerkleştirme mücadelesi olmalıydı.

Bu konuyu kapamadan bazı önemli düzeltmeleri yapmakta yarar var.

1- Nurullah Tuncer ilk kez İBŞT Genel Sanat Yönetmenliğine geldiğinde aralarında Orhan Alkaya, Macit Koper gibi isimlerinde olduğu muhalefet yapanlar hakkında soruşturma başlattı demiştik. Bu soruşturmaların, kınamaların vb. Genel Sanat Yönetmeni Nurullah Tuncer tarafından değil İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanlığı tarafından açıldığı bildirilmiştir.

2- Yayınladığımız Murat Gelende adıyla yazılmış bir emailde Nurullah Tuncer'in Festival döneminde ekstra bir kazanç elde ettiği iddiasında bulunulmuştu. Bunun kesinlikle gerçek dışı olduğu, bir tek kuruş artı bir gelir söz konusu olmadığı gibi tersine kendinden harcama olduğu sayın Nurullah Tuncer tarafından açıklanmıştır.

3- "Bundan da acısı sanatçıların çoğunun tepki göstermeksizin bu vasıfsız işçiliğe imza atmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? " ifadesini kullanmıştım. Oysa hiç bir Şehir Tiyatrosu sanatçısı ,Geçici yevmiyeli statüsünden 5620 sayılı kanunla Sürekli işçi (Vasıfsız işçi) statüsüne geçerken hiç bir imza ya da onay vermemiştir." açıklaması Şehir Tiyatrosu sanatçıları tarafından yapılmıştır.

Elbette yeni düzeltmeler açıklamalar geldikçe yer verilecek esas yazımız üzerinde de not düşülerek bu düzeltmelere gidilecektir.

Buna bir de ekleme yaparak; Genel Sanat yönetmenliğinden alınan Nurullah Tuncer'in önce Baş dekoratör olarak yeniden adlandırılması ki yıllardır şehir tiyatrolarında baş dekoratör makamı boşmuş, kısa bir süre sonra ise yanlışlık yaptık sadece dekoratörsün denilmesi de bir resmi kurumun ciddiyetiyle bağdaşmayacak bir durum olsa gerek.

Bu uzun bir çalışma üzerine ilk düzeltmeler, eklemelerdir bilgi geldikçe geliştirilecektir. İktidar - Tiyatro ilişkilerinin araştırılarak kitaplaştırılması ise daha akademik, daha belgeye dayalı ve ancak bir ekip çalışmasının ürünü olmalıdır bu nedenle ben bu görevi üstlenmeyi düşünemem, kuşkusuz ki benim birikimimi aşacaktır, benim yaptığım sadece yayınladıklarımı yeniden gündeme getirip hatırlatmak ve son yıllarda yaşananlara ışık tutmak, tartışılmaya başlamasını sağlamak için bir adım atmaktı

Burada bir de özel açıklama girmek istiyorum. Orhan Alkaya bir miktar da olsa büyüğümdür, dostluğunu görmüşümdür. Belki nezaketen önce kutlamam ve hayırlı olsun dileğini/ziyaretini yapmam sonra kafama takılanları onunla konuşmam ikna olmamışsam yazmam doğru olabilirdi. Bunun doğru olacağını savunanlar da olacaktır kuşkusuz. Ama ben bir nezaket ziyaretinin ardından bu derece objektif olabilir miydim sayın Orhan Alkaya'dan değil kendi hissiyatımdan kuşku duyduğum için bu yolu seçmedim. Öte yandan birebir görüşmeyle belki kafamdaki kuşkulara yanıt alacaktım ama ya aynı kuşkuları duyan başkaları nasıl yanıt alacaktı? Bu durumda artık dostluk ilişkileri değil yönetici, yayıncı ilişkileri öne çekilerek kuşkular da endişeler de kişisel yorumlar da, eleştiriler de sadece kendi adıma değil benzer kuşku, endişe, yorum ve eleştiride olanların da adına olacak şekilde kamuoyu önünde olmalıydı. 

04.Şubat Ptesi


Şehir Tiyatrolarında Yaşananlara dalmışken atladıklarım

Şehir Tiyatroları konusuna öylesine girdik ki kadrosu kısıtlı bir yayın olarak bu süreç içerisinde atladığım konular oldu elbette. Hala uzun cevap yazmam gerekiyor diye cevaplandırmayı sonraya bıraktığım e-maillerle dolu kutum.

Kendimi değinmek zorunda hissettiğim diğer bazı konuları bugün başlıklar olarak verip yarına bırakmak istiyorum.

***

TODER Tiyatro Oyuncuları Derneğinin artık içinden biri olarak TODER'e ve Genel kuruluna ilişkin düşüncelerim

***

Can Doğan'ın Orhan Aydın'a yazdığı yanıtın içine sıkıştırdığı bana yönelik eleştirisine ilişkin değerlendirmem

***

Yine Can Doğan'ın son dakika yolladığı ve yayına verdiğimiz Üstün Akmen'e ve eleştirmenlik üzerine yazısına ilişkin düşüncelerim

***

Ardından AKP-Türban-Tiyatro-Sanatçı-Duyarlılık-Poplaşan değerler üzerine uzayıp gideceğini tahmin ettiğim bir yazı


6.Şubat çarşamba

ŞEHİR TİYATROLARINDA DIŞARI ATILAN AİLE KONUSUNDA CAN DOĞAN'A YANIT

Zaman zaman günlük gibi yazmaya başladım. Gündem hızlı akıyor ve yazılacaklar birikiyor. bu kez de öyle oldu. Şehir Tiyatrolarıyla başladığımıza göre önce Can Doğan'la hesaplaşmamızı bitirelim. Hesaplaşma dedikse yakasına yapışmak değil elbette. Hoş gerçi biz bir gün birbirimizin yakasına bile yapışsak inanın iyi bir şeyler içindir endişeye gerek yok :)

Sırayla gidelim. Önce Can Doğan'a bir sorayım. Sen Orhan Aydın'a bir yanıt verdin yanıtının Orhan Aydın'a olmasına rağmen ben geçen haftalarda uzun yazılarımda ara ara hep sanata atıfta bulundum okudun mu? Çok uzun diye okumadınsa şimdi o uzun uzun yazılar (İBŞT dosyası içinde duruyor) şimdi merak edip eşelen dur bakalım.. Aslında orda seni biraz da simgeleştirerek tiyatroyu bişeyler üstü ilan edip konulara fazlaca düz mantık ve nötr bakanlaraydı biraz da yanıt.

Bu Orhan Aydın'a verdiğin yanıt içinde bir konuda da bana seslenen satırların vardı geç oldu yorgan gitti kavga bitti ama yine de yanıtsız bırakmamış olayım. Önce senin satırlarından konuyu hatırlayalım.

Bir sözüm de Ertuğrul Timur kardeşime...
www.tiyatrom.com'un etkisinin ve gücünün pek farkında olduğunu sanmıyorum...

En son küçük yaştaki bir çocuğun salonu girip girmemesiyle ilgili
meseleyi (ki annesi babası önce bana yazmıştı) ve ben de yazdıklarını
zamanın GSY Nurullah Tuncer'e iletmiştim. O da konuyla ilgilendi.
Mesele bir soruşturmayla çözülüp tiyatro tarafında kusurlu birileri
varsa cezalandırılacakken www.tiyatrom.com'a da gelen bu yazı anında
sahne aldı... Nurullah Tuncer soruşturma açma çabasındayken hadise
yozlaşıverdi...

Orhan Aydın'ın yazısı da öyle zaar... Canım Ertuğrul Kardeşim, böyle
bir yazı eline ulaştığında yazının öteki muhatabının okuduğundan emin
olmadan yayına verilmez...

Yani yarın bir gün ben de kendi sitemde "Ertuğrul Timur şöyledir
böyledir." diye bir yazıyı yayınlarsam ayıp etmiş olurum... Böylesine
iddialı yazılar "öteki" taraf da okumadan yayınlanması iyi olur...
Yayınlama demiyorum, ama keşke bu yazıyı
keşke Orhan Alkaya'ya da gönderip "Söyleyecek sözünüz varsa 24 saat
içinde bildirin." deseydin... 24 saat çok uzun bir süre değil...
 

Can Doğan http://www.tiyatrom.com/can_dogan_1.htm

Sevgili Can etki ve güçten ne anladığına bağlı.

Eğer bunlar ölçüyse en çok köşe yazısı bizde, en çok söyleşi bizde, en çok haber girişi bizde, en fazla okunan genelde biziz, İstanbul'la sınırlı kalmayıp haberde, köşe yazısında, röportajda en yaygın kabul gören biziz, en fazla tiyatronun sorunları ortaya saçıp üstünde tepinen biziz, en istikrarlı yayın periyodu bizde, en geniş ansiklopedik içerik bizde... En fazla medyanın referans aldığı tiyatro sitesi vesaire vesaire. Üstelik bunlarla yetinmeyip haber appleti ve sezon oyunları appleti hazırladık ve tiyatrom aynı anda 50'ye yakın siteden birden yayın yapar oldu. Yani sadece tiyatrom'a girenler değil 50'ye yakın farklı farklı sitelere girenlerde bir bakıma tiyatrom'a girmiş tiyatrom haber yada oyun tanıtımlarını okumuş oluyorlar. Eğer bunlar güç göstergesi ise güçlüyüz galiba. Ama öte yandan en samimi arkadaşlarım örneğin Salim Dörtcan, örneğin  Dersu Yavuz Altun defalarca bunu konuşmamıza rağmen oyun tarihlerini yayınlamam için göndermiyorlar ama gidip gazetelere dünyanın parasına ilan veriyorlar. Şimdi biz güçlü ve etkili miyiz? Yoksa "Aman canım orda çıksa ne olur çıkmazsa ne olur" durumda mıyız?

Bütün bunlardan nereye geleceğim biliyor musun? Tiyatrom'un bir sorun olduğunda gücü akıllara geliyor galiba.... Yoksa farkında olmadan bana tetikçilik mi yaptırılıyor sevgili Can Doğan? Evet evet sen işte bir bakıma bunu söylemiş oluyorsun eleştirinle. Tiyatrom'un gücünden etkisinden bahsetmen de bu anlamda bir bakıma.

Şimdi somut konuya gelelim. Konumuz çocuklarının yaşı tutmadığı için kötü muameleye maruz kalan bir aile idi. Önce sana bildirmişler, sen GSY'ye bildirmişsin o soruşturma açacakmış ama o arada ben yayına girince konu yozlaşmış. Şimdi 1-Demekki önce sana bildirdiler netice göremediler ki başka yerlere de bildirme gereği duydular 2-Benim yayınlamamla netice nasıl yozlaşmış bunu anlayamadım. Ortada soruşturmalık bir durum varsa asıl şimdi  açılmalıydı çünkü konu kamuoyuna yansımıştı. Onların sana, senin merdivende rastlayıp (yada odasına gidip her neyse)  GSY'ye bildirmen vs vs bunlar gayriresmi ve kulak ardı edilmesi muhtemel durumlardır, asıl kamuoyuna yada resmi makamlara yansıdığında konu ister istemez ciddiyete alınmalıdır. O ailenin de yaptığı budur yaşadıkları durumun ciddiye alınmasını sağlamak. Bizim yaptığımız da budur yaşandığı iddia edilen bir durumun ciddiye alınıp incelenmesine vasıta olmak. Ama tetikçi değil vasıta. Çünkü soruşturmayı yapacak kusur varsa karar verecek ve cezayı kesecek, yoksa dosyayı kapatacak biz değiliz yetkili birimler. Yani tiyatrom'un gücü etkisi tetikçilik değil, dikkate alınmayı kulak ardı edilmemeyi sağlamak.

Canım Ertuğrul Kardeşim, böyle bir yazı eline ulaştığında yazının öteki muhatabının okuduğundan emin olmadan yayına verilmez... demişsin. Bunu hangi basın ahlak yasasına dayanarak söyledin sevgili Can Doğan? Nereden bulup çıkardın bu kuralı? Haberi doğrulatma olabilir, ama böyle bir şart yok iddia olarak verirsin gerekirse karşı taraftan gelen açıklamayı da verip iddiayla savunmayı vererek kararı okuruna bırakırsın. Bende aynen üstüne düştüğüm notla bunu yaptım.

Ha ben GSY'nizi tanıyorum gerekirse telefonda edebilirdim O da hımm öyle mi? Sen bana bir yolla inceleyeyim gerekirse soruştururuz derdi eminim bundan. Ama aynen sonrası senin merdivende ya şöyle bir şey varmış demen gibi olurdu dost muhabbeti gibi söylenip geçilirdi. Şimdi konu kamuoyuna yansıtılarak bir anlamda suç duyurusu yapılmıştır göz ardı edilmemesi, kulak arkası edilmemesi dikkate alınması gerekir. Eğer gerek duyulursa bu olaya yer verilen yayına bir açıklama yollanır ve tekzip edilir, böyle bir durum yaşanmamıştır, yada şu şekilde yaşanmıştır denir. Sen sizin GSY'nizi tanıyorsun, ben tanıyorum ya bu konu tanımadığımız ve asla ulaşamayacağımız bir kamu kuruluşunda geçseydi? Yani sende bir internet sitesi yapıyorsun, radyoculuk yaptın. Eğer yayıncıyım diyorsan bu işler sen ben bizim oğlan , ahbap çavuş ilişkileriyle yürümez. Gerektiği zaman arkadaş, dost, tanıdık gömleğini çıkarırsın konuya yayıncı gibi yaklaşırsın. Aynen benim Orhan Alkaya konusunda da tercihim bu olmuştur. Yoksa atandıktan 4 gün sonra çat kapı gidebilirdim "Hayırlı olsun çok sevindim çok iyi oldu ama ya şu aklıma takılıyor derdim onun umut dolu sözlerini dinler "hımmm peki hadi hayırlısı inşallah dediğin gibi olur der dönerdim" Yani yayıncılık ateşten gömlektir. Elbette kendimi senelerce hapis yatmış, işkence görmüş gazetecilerle yayıncılarla özdeşleştirmiyorum bunu diyerek ama bunları yaşamasan bile en azından, en hafifinden dostlarını kaybetmeyi göze alabilmen de gerekecek.

Yani yarın bir gün ben de kendi sitemde "Ertuğrul Timur şöyledir
böyledir." diye bir yazıyı yayınlarsam ayıp etmiş olurum... 
demişsin. Yaptılar sevgili Can Doğan bunu da yaptılar. Sen böyle bir şey yaparsan ben ne yaparım? Seni ve yazdıklarını ciddiye almıyorsam güler geçerim, yada görmezden gelirim, ciddiye alıyorsam açıklama yollarım, daha da ciddi boyutta bir durumsa dava açarım. Dünyada her sistem altında hukuk kuralları var, sistemi eleştirsek de hukuksuzluğu savunmuyoruz ve hukuk ihtiyaç duyunca iyi kötü herkes içindir. ve sanırım tümünde suçlayan suçu ispatlamakla yükümlüdür, suçlanan suçsuzluğunu değil. Ama en doğrusu birisi bir sorun yaşamış ise bunu orada sorunu yaşadığı kişiyle çözümlemeye gitmesi, olmadı orada yetkililerden çözüm istemesi.. Bu da olmadı sorun özel bir sorun değilse, hele böyle bir kamu kuruluşunda yaşanmış ise kamu kuruluşunu kamuoyuna şikayet etmesi, bu da çözüm olmamış ise hukuk yoluna gitmesidir. Söz konusu kişi ilk iki yöntemden sonuç alamadığı için üçüncü aşamada kamuoyuna şikayet konusunda bize başvurmuştur.

Bu akşamlık da bu kadar. Yarın Can Doğan'a her ne kadar bana yazılmış olmasa da şu an sitemizde yayında olan son yazısına ve  eleştirmenliğe bakışı konusunda düşüncelerimi yazmak istiyorum ölmez sağ kalırsak...