|
ATLADIKLARIM / DÜZELTMELER / EKLEMELER
iKTİDAR - TİYATRO İLİŞKİLERİNDE SON 14 YIL Başlıklı yazımdan sonra
çokça tebrik aldım. ve bunun geliştirilerek kitaplaştırılmasına
kadar teklifler geldi. İlk ödenekli tiyatromuzun kuruluşundan bu
yana iktidar- tiyatro ilişkilerimiz e dönüştürmeye kadar vardı
öneriler. Tabi bu beni aşacaktır. Ben hasbelkader yayıncılık
yaptığım dönemde yayınladığım sorunları alt alta sıraladım ve
belgesel nitelikten çok yoruma dayalıydı. Ne kadar doğru
yorumladığımı yanlışlarımı zaman ortaya çıkaracaktır. Bir kısmı
çıkmıştır, bir kısmı hala bilinmezdir. Elbette atladıklarım yanlış
bilgilendirildiklerim de oldu. Fakat bunları göze almak zorundaydım.
Zira muhalefetin iktidar temsilcisi yönetici olmasıyla muhalefet
kalmamıştı bu durumda da ne kadar doğruluğunu sınama, doğrulatma
şansımız da azalmıştı. Bazı düzeltme bilgileri geldi. Bunları ana
yazımda (İktidar-tiyatro ilişkilerinde son 14 yıl) da düzelteceğim
ki internette de olsa tarihe mümkün olduğunca doğru notlar düşmüş
olalım.
Öte
yandan bu iktidar-tiyatro ilişkilerinin son 14 yılı başlığını
kullanma nedenim son 14 yılda İstanbul'da kesintisiz Fazilet- AKP
iktidarının sürmesi ana konumuzun da İstanbul Şehir Tiyatrosu
olması; ardından ise ülke genelinde ikinci dönemdir süren AKP
iktidarı idi. Oysa elbette yerel anlamda farklı iktidarlar ve farklı
olaylar da yaşadık. Örneğin asla unutmayacağımız Adana Seyhan
Belediyesinin sırf yeni belediye sarayında tiyatro salonu yok diye
bir DSP'li belediyenin tiyatroya kapatmaya kalkması gibi. Yada yine
asla unutmayacağımız ve unutturmayacağımız Eskişehir'in yine DSP'li
belediye başkanının sırf kardeşine yer açmak üzere Yıldırım Fikret
Urağ'ı Genel Sanat yönetmenliğinden alması gibi. Bu her iki olayı da
sahiplenmiş desteklemiştik. Yani iktidar-tiyatro ilişkileri
denilince elbette amacımız vur abalıya bir AKP düşmanlığı değil
genel anlamda bir sahiplenme ve genel anlamda bir özerkleştirme
mücadelesi olmalıydı.
Bu
konuyu kapamadan bazı önemli düzeltmeleri yapmakta yarar var.
1-
Nurullah Tuncer ilk kez İBŞT Genel Sanat Yönetmenliğine geldiğinde
aralarında Orhan Alkaya, Macit Koper gibi isimlerinde olduğu
muhalefet yapanlar hakkında soruşturma başlattı demiştik. Bu
soruşturmaların, kınamaların vb. Genel Sanat Yönetmeni Nurullah
Tuncer tarafından değil İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Kültür
İşleri Daire Başkanlığı tarafından açıldığı bildirilmiştir.
2-
Yayınladığımız Murat Gelende adıyla yazılmış bir emailde Nurullah
Tuncer'in Festival döneminde ekstra bir kazanç elde ettiği
iddiasında bulunulmuştu. Bunun kesinlikle gerçek dışı olduğu, bir
tek kuruş artı bir gelir söz konusu olmadığı gibi tersine kendinden
harcama olduğu sayın Nurullah Tuncer tarafından açıklanmıştır.
3-
"Bundan da acısı sanatçıların çoğunun tepki göstermeksizin bu
vasıfsız işçiliğe imza atmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? "
ifadesini kullanmıştım. Oysa hiç bir Şehir Tiyatrosu sanatçısı
,Geçici yevmiyeli statüsünden 5620 sayılı kanunla Sürekli işçi
(Vasıfsız işçi) statüsüne geçerken hiç bir imza ya da onay
vermemiştir." açıklaması Şehir Tiyatrosu sanatçıları tarafından
yapılmıştır.
Elbette yeni düzeltmeler açıklamalar geldikçe yer verilecek esas
yazımız üzerinde de not düşülerek bu düzeltmelere gidilecektir.
Buna
bir de ekleme yaparak; Genel Sanat yönetmenliğinden alınan Nurullah
Tuncer'in önce Baş dekoratör olarak yeniden adlandırılması ki
yıllardır şehir tiyatrolarında baş dekoratör makamı boşmuş, kısa bir
süre sonra ise yanlışlık yaptık sadece dekoratörsün denilmesi de bir
resmi kurumun ciddiyetiyle bağdaşmayacak bir durum olsa gerek.
Bu
uzun bir çalışma üzerine ilk düzeltmeler, eklemelerdir bilgi
geldikçe geliştirilecektir. İktidar - Tiyatro ilişkilerinin
araştırılarak kitaplaştırılması ise daha akademik, daha belgeye
dayalı ve ancak bir ekip çalışmasının ürünü olmalıdır bu nedenle ben
bu görevi üstlenmeyi düşünemem, kuşkusuz ki benim birikimimi
aşacaktır, benim yaptığım sadece yayınladıklarımı yeniden gündeme
getirip hatırlatmak ve son yıllarda yaşananlara ışık tutmak,
tartışılmaya başlamasını sağlamak için bir adım atmaktı
Burada bir de özel açıklama girmek istiyorum. Orhan Alkaya bir
miktar da olsa büyüğümdür, dostluğunu görmüşümdür. Belki nezaketen
önce kutlamam ve hayırlı olsun dileğini/ziyaretini yapmam sonra
kafama takılanları onunla konuşmam ikna olmamışsam yazmam doğru
olabilirdi. Bunun doğru olacağını savunanlar da olacaktır kuşkusuz.
Ama ben bir nezaket ziyaretinin ardından bu derece objektif olabilir
miydim sayın Orhan Alkaya'dan değil kendi hissiyatımdan kuşku
duyduğum için bu yolu seçmedim. Öte yandan birebir görüşmeyle belki
kafamdaki kuşkulara yanıt alacaktım ama ya aynı kuşkuları duyan
başkaları nasıl yanıt alacaktı? Bu durumda artık dostluk ilişkileri
değil yönetici, yayıncı ilişkileri öne çekilerek kuşkular da
endişeler de kişisel yorumlar da, eleştiriler de sadece kendi adıma
değil benzer kuşku, endişe, yorum ve eleştiride olanların da adına
olacak şekilde kamuoyu önünde olmalıydı.
04.Şubat Ptesi
Şehir Tiyatrolarında Yaşananlara dalmışken atladıklarım
Şehir Tiyatroları konusuna öylesine girdik ki kadrosu kısıtlı bir
yayın olarak bu süreç içerisinde atladığım konular oldu elbette.
Hala uzun cevap yazmam gerekiyor diye cevaplandırmayı sonraya
bıraktığım e-maillerle dolu kutum.
Kendimi değinmek zorunda hissettiğim diğer bazı konuları bugün
başlıklar olarak verip yarına bırakmak istiyorum.
***
TODER Tiyatro Oyuncuları Derneğinin artık içinden biri olarak
TODER'e ve Genel kuruluna ilişkin düşüncelerim
***
Can
Doğan'ın Orhan Aydın'a yazdığı yanıtın içine sıkıştırdığı bana
yönelik eleştirisine ilişkin değerlendirmem
***
Yine
Can Doğan'ın son dakika yolladığı ve yayına verdiğimiz Üstün Akmen'e
ve eleştirmenlik üzerine yazısına ilişkin düşüncelerim
***
Ardından AKP-Türban-Tiyatro-Sanatçı-Duyarlılık-Poplaşan değerler
üzerine uzayıp gideceğini tahmin ettiğim bir yazı
6.Şubat çarşamba
ŞEHİR TİYATROLARINDA DIŞARI ATILAN AİLE KONUSUNDA CAN DOĞAN'A YANIT
Zaman zaman günlük gibi yazmaya başladım. Gündem hızlı akıyor ve
yazılacaklar birikiyor. bu kez de öyle oldu. Şehir Tiyatrolarıyla
başladığımıza göre önce Can Doğan'la hesaplaşmamızı bitirelim.
Hesaplaşma dedikse yakasına yapışmak değil elbette. Hoş gerçi biz
bir gün birbirimizin yakasına bile yapışsak inanın iyi bir şeyler
içindir endişeye gerek yok :)
Sırayla gidelim. Önce Can Doğan'a bir sorayım. Sen Orhan Aydın'a bir
yanıt verdin yanıtının Orhan Aydın'a olmasına rağmen ben geçen
haftalarda uzun yazılarımda ara ara hep sanata atıfta bulundum
okudun mu? Çok uzun diye okumadınsa şimdi o uzun uzun yazılar (İBŞT
dosyası içinde duruyor) şimdi merak edip eşelen dur bakalım..
Aslında orda seni biraz da simgeleştirerek tiyatroyu bişeyler üstü
ilan edip konulara fazlaca düz mantık ve nötr bakanlaraydı biraz da
yanıt.
Bu
Orhan Aydın'a verdiğin yanıt içinde bir konuda da bana seslenen
satırların vardı geç oldu yorgan gitti kavga bitti ama yine de
yanıtsız bırakmamış olayım. Önce senin satırlarından konuyu
hatırlayalım.
Bir sözüm de
Ertuğrul Timur kardeşime...
www.tiyatrom.com'un etkisinin ve gücünün pek farkında olduğunu
sanmıyorum...
En son küçük yaştaki bir çocuğun salonu girip girmemesiyle
ilgili
meseleyi (ki annesi babası önce bana yazmıştı) ve ben de
yazdıklarını
zamanın GSY Nurullah Tuncer'e iletmiştim. O da konuyla
ilgilendi.
Mesele bir soruşturmayla çözülüp tiyatro tarafında kusurlu
birileri
varsa cezalandırılacakken www.tiyatrom.com'a da gelen bu yazı
anında
sahne aldı... Nurullah Tuncer soruşturma açma çabasındayken
hadise
yozlaşıverdi...
Orhan Aydın'ın yazısı da öyle zaar... Canım Ertuğrul Kardeşim,
böyle
bir yazı eline ulaştığında yazının öteki muhatabının
okuduğundan emin
olmadan yayına verilmez...
Yani yarın bir gün ben de kendi sitemde "Ertuğrul Timur
şöyledir
böyledir." diye bir yazıyı yayınlarsam ayıp etmiş olurum...
Böylesine
iddialı yazılar "öteki" taraf da okumadan yayınlanması iyi
olur...
Yayınlama demiyorum, ama keşke bu yazıyı
keşke Orhan Alkaya'ya da gönderip "Söyleyecek sözünüz varsa 24
saat
içinde bildirin." deseydin... 24 saat çok uzun bir süre
değil...
Can Doğan
http://www.tiyatrom.com/can_dogan_1.htm |
Sevgili Can etki ve güçten ne anladığına bağlı.
Eğer
bunlar ölçüyse en çok köşe yazısı bizde, en çok söyleşi bizde, en
çok haber girişi bizde, en fazla okunan genelde biziz, İstanbul'la
sınırlı kalmayıp haberde, köşe yazısında, röportajda en yaygın kabul
gören biziz, en fazla tiyatronun sorunları ortaya saçıp üstünde
tepinen biziz, en istikrarlı yayın periyodu bizde, en geniş
ansiklopedik içerik bizde... En fazla medyanın referans aldığı
tiyatro sitesi vesaire vesaire. Üstelik bunlarla yetinmeyip haber
appleti ve sezon oyunları appleti hazırladık ve tiyatrom aynı anda
50'ye yakın siteden birden yayın yapar oldu. Yani sadece tiyatrom'a
girenler değil 50'ye yakın farklı farklı sitelere girenlerde bir
bakıma tiyatrom'a girmiş tiyatrom haber yada oyun tanıtımlarını
okumuş oluyorlar. Eğer bunlar güç göstergesi ise güçlüyüz galiba.
Ama öte yandan en samimi arkadaşlarım örneğin Salim Dörtcan, örneğin
Dersu Yavuz Altun defalarca bunu konuşmamıza rağmen oyun tarihlerini
yayınlamam için göndermiyorlar ama gidip gazetelere dünyanın
parasına ilan veriyorlar. Şimdi biz güçlü ve etkili miyiz? Yoksa
"Aman canım orda çıksa ne olur çıkmazsa ne olur" durumda mıyız?
Bütün bunlardan nereye geleceğim biliyor musun? Tiyatrom'un bir
sorun olduğunda gücü akıllara geliyor galiba.... Yoksa farkında
olmadan bana tetikçilik mi yaptırılıyor sevgili Can Doğan? Evet evet
sen işte bir bakıma bunu söylemiş oluyorsun eleştirinle. Tiyatrom'un
gücünden etkisinden bahsetmen de bu anlamda bir bakıma.
Şimdi somut konuya gelelim. Konumuz çocuklarının
yaşı tutmadığı için kötü muameleye maruz kalan bir aile idi. Önce
sana bildirmişler, sen GSY'ye bildirmişsin o soruşturma açacakmış
ama o arada ben yayına girince konu yozlaşmış. Şimdi 1-Demekki önce
sana bildirdiler netice göremediler ki başka yerlere de bildirme
gereği duydular 2-Benim yayınlamamla netice nasıl yozlaşmış bunu
anlayamadım. Ortada soruşturmalık bir durum varsa asıl şimdi
açılmalıydı çünkü konu kamuoyuna yansımıştı. Onların sana, senin
merdivende rastlayıp (yada odasına gidip her neyse) GSY'ye
bildirmen vs vs bunlar gayriresmi ve kulak ardı edilmesi muhtemel
durumlardır, asıl kamuoyuna yada resmi makamlara yansıdığında konu
ister istemez ciddiyete alınmalıdır. O ailenin de yaptığı budur
yaşadıkları durumun ciddiye alınmasını sağlamak. Bizim yaptığımız da
budur yaşandığı iddia edilen bir durumun ciddiye alınıp
incelenmesine vasıta olmak. Ama tetikçi değil vasıta. Çünkü
soruşturmayı yapacak kusur varsa karar verecek ve cezayı kesecek,
yoksa dosyayı kapatacak biz değiliz yetkili birimler. Yani
tiyatrom'un gücü etkisi tetikçilik değil, dikkate alınmayı kulak
ardı edilmemeyi sağlamak.
Canım Ertuğrul Kardeşim, böyle bir yazı eline ulaştığında yazının
öteki muhatabının okuduğundan emin olmadan yayına verilmez...
demişsin. Bunu hangi basın ahlak yasasına dayanarak söyledin sevgili
Can Doğan? Nereden bulup çıkardın bu kuralı? Haberi doğrulatma
olabilir, ama böyle bir şart yok iddia olarak verirsin gerekirse
karşı taraftan gelen açıklamayı da verip iddiayla savunmayı vererek
kararı okuruna bırakırsın. Bende aynen üstüne düştüğüm notla bunu
yaptım.
Ha
ben GSY'nizi tanıyorum gerekirse telefonda edebilirdim O da hımm
öyle mi? Sen bana bir yolla inceleyeyim gerekirse soruştururuz derdi
eminim bundan. Ama aynen sonrası senin merdivende ya şöyle bir şey
varmış demen gibi olurdu dost muhabbeti gibi söylenip geçilirdi.
Şimdi konu kamuoyuna yansıtılarak bir anlamda suç duyurusu
yapılmıştır göz ardı edilmemesi, kulak arkası edilmemesi dikkate
alınması gerekir. Eğer gerek duyulursa bu olaya yer verilen yayına
bir açıklama yollanır ve tekzip edilir, böyle bir durum
yaşanmamıştır, yada şu şekilde yaşanmıştır denir. Sen sizin GSY'nizi
tanıyorsun, ben tanıyorum ya bu konu tanımadığımız ve asla
ulaşamayacağımız bir kamu kuruluşunda geçseydi? Yani sende bir
internet sitesi yapıyorsun, radyoculuk yaptın. Eğer yayıncıyım
diyorsan bu işler sen ben bizim oğlan , ahbap çavuş ilişkileriyle
yürümez. Gerektiği zaman arkadaş, dost, tanıdık gömleğini çıkarırsın
konuya yayıncı gibi yaklaşırsın. Aynen benim Orhan Alkaya konusunda
da tercihim bu olmuştur. Yoksa atandıktan 4 gün sonra çat kapı
gidebilirdim "Hayırlı olsun çok sevindim çok iyi oldu ama ya şu
aklıma takılıyor derdim onun umut dolu sözlerini dinler "hımmm peki
hadi hayırlısı inşallah dediğin gibi olur der dönerdim" Yani
yayıncılık ateşten gömlektir. Elbette kendimi senelerce hapis
yatmış, işkence görmüş gazetecilerle yayıncılarla özdeşleştirmiyorum
bunu diyerek ama bunları yaşamasan bile en azından, en hafifinden
dostlarını kaybetmeyi göze alabilmen de gerekecek.
Yani yarın bir gün ben de kendi sitemde "Ertuğrul Timur şöyledir
böyledir." diye bir yazıyı yayınlarsam ayıp etmiş olurum...
demişsin.
Yaptılar sevgili Can Doğan bunu da yaptılar. Sen böyle bir şey
yaparsan ben ne yaparım? Seni ve yazdıklarını ciddiye almıyorsam
güler geçerim, yada görmezden gelirim, ciddiye alıyorsam açıklama
yollarım, daha da ciddi boyutta bir durumsa dava açarım. Dünyada her
sistem altında hukuk kuralları var, sistemi eleştirsek de
hukuksuzluğu savunmuyoruz ve hukuk ihtiyaç duyunca iyi kötü herkes
içindir. ve sanırım tümünde suçlayan suçu ispatlamakla yükümlüdür,
suçlanan suçsuzluğunu değil. Ama en doğrusu birisi bir sorun yaşamış
ise bunu orada sorunu yaşadığı kişiyle çözümlemeye gitmesi, olmadı
orada yetkililerden çözüm istemesi.. Bu da olmadı sorun özel bir
sorun değilse, hele böyle bir kamu kuruluşunda yaşanmış ise kamu
kuruluşunu kamuoyuna şikayet etmesi, bu da çözüm olmamış ise hukuk
yoluna gitmesidir. Söz konusu kişi ilk iki yöntemden sonuç alamadığı
için üçüncü aşamada kamuoyuna şikayet konusunda bize başvurmuştur.
Bu
akşamlık da bu kadar. Yarın Can Doğan'a her ne kadar bana yazılmış
olmasa da şu an sitemizde yayında olan son yazısına ve
eleştirmenliğe bakışı
konusunda düşüncelerimi yazmak
istiyorum ölmez sağ kalırsak...
|