|
BİZİ DE KENDİMİZLE YÜZLEŞTİR SAYIN ÖZİNEL
GİRİŞ
Bu benim 8 yıllık tiyatro yayıncılığım boyunca ilk kez bir oyun
üzerine yazımdır, fakat burada da bir eleştirmen niteliğiyle değil
oyunun siyasal/belgesel özelliğini ele almaktayım
Bu yazıyı kaleme aldıktan sonra sayın Tuncay Özinel'le ayaküstü de
olsa oyun hakkında görüşme şansımız oldu. Sayın Özinel işaret ettiğim
noktaların oyun içerisinde bazı cümlelerle vurgulandığını cümleleri
örnek vererek dikkat çekti, fakat bana göre gerek oyunun ilk tanıtım
metninde gerek oyunun bütününde işaret edilen tarihsel olaylarda
dinsel savaş hissinin öne çıkarıldığı izlenimine bu cümleler engel
olamamıştır. Bu oyunun islami versiyonu konusunda da Sayın Özinel'in
kaygısına katılmakla birlikte ben bu yazıda yine de bunun yapılması
ihtimalini hayal ettim. Sayın Özinel yanıt yada açıklama yapmak
isterse her zaman sayfamız açıktır. Yazı ilk yazdığım haline bazı
ufak eklemeler, düzeltmeler yada vurgular eklenerek yayınlanmıştır.
Yazım Sayın Özinel'le farklı dünya görüşümüz, gerek tarihe bakışta
ve gelecekten beklentilerimizdeki durduğumuz farklı
noktalardan dolayıdır. Sizler bana sorarsanız yine de bu oyunu
izlemelisiniz, Belki dünyayı ve tarihi benim gibi, belki sayın
Özinel gibi belki de daha da farklı sorguluyor yada görüyor
olabilirsiniz. Ama oyun tiyatro adına farklı bir deneme, cesur bir
çalışma.

Tuncay Özinel ve ekibinin sahnelediği "Yüzleşme"
oyunu, salt bir oyun değil siyasal ve toplumsal boyutu da olan, yer
yer "belgesel tiyatro" izlenimi de veren bir çalışma. Tuncay Özinel
yazarı da olduğu oyunu sahneye taşımakla önemli bir iş yapmış. Adeta
müzikal tadında bir belgesel tiyatro gerçekleştirmiş. İzlerken müzik
banttan olsa da solistimizin sesi ve konuya özel (Yine Özinel
tarafından) yazılmış sözlerle Baha Boduroğlu'nun özel besteleriyle
müzikal denilen olayın ille de “Haydi gençler hop hop hop“ tarzı ve
aksiyonel, eğlencelik olması gerekmediğini, belgesel ciddiyetindeki
bir oyunun da çok güzel bir şekilde müzikle bezenebileceğini
yerli bir yapımla göstermiş.
Oyun, Vatikan’da bir Pazar ayini sırasında Hz. İsa’nın dirilerek
çarmıhtan inmesiyle başlıyor. Hz. İsa, dünya üzerindeki katliamları
sorgulamaya geldiğini söyleyerek, Papa XVI. Benediktus’u karşısına
alır ve oyun boyunca sorgular.
Afrika’daki misyoner faaliyetlerini,
Kongo’da Belçika’nın ve Cezayir’de Fransa’nın gerçekleştirdiği
katliamları sorgular. Yahudi soykırımını, Bosna’da yaşanan Müslüman
katliamını ve günümüzde de Orta Doğu’da yaşanan dramları ele alır.
Bu sorgulama boyunca önemli tarihi olaylar sahnede canlandırılarak
yaşatılır.
Sayın Özinel çok vurucu bir fikirle çok önemli bir iş yapmış ama
(benim görüşüme göre) en
temelden hatalı bir ele alış diyebilirim. Doğal olarak da
sorgulanması gereken ana etken göz ardı edilmiş ve sorgulamada bir dinin
sorgulanması çok fazla öne çıkmış.
Acaba bütün bunları
(oyunda anlatılan acımasızlıkları) hedefleyen amaçlayan ve
gerçekleştirenler gerçekten İsa'dan sonra gelen Hıristiyan din
adamları mı yoksa asıl etken başka bir şey de Hıristiyanlık ve diğer tüm dinler ve din adamları
sadece kamuoyu üzerindeki etkileri nedeniyle kullanılmış mı? Burada
biraz tarih ve siyaset bilgimizi yoklamakta yarar var.
Feodalizmin suç ortağı kilise
Feodal
dönemin tek geçer akçesi toprak sahibi olmaktır. Herkes sahip olduğu
toprağı kadar etkilidir. Devlet yönetimi de toprak sahipleri
arasında pay edilmiş, dinsel unvanlarla donatılmıştır. Doğal olarak
kilise de feodal sistemin içinde yer alan bir unsur.
Kilisenin de kendine ait toprakları olduğundan toprak sahiplerini
kutsayan bir yapısı ve bir çıkar birlikteliği vardır. (Oyun
Galile'den başlıyor, eğer Tuncay Özinel oyununu Galile'den değil de daha önceden başlatsaydı toprak
sahiplerinin kölelik düzenini de sorgulayabilirdi.
Peki ya feodal düzenden kapitalizme geçerken kilisenin ve diğer
dinlerin yeri nerede olmuş.
Kilise feodal dönem için mevcut düzenin suç ortağı olduğu kadar
koruyucusu kollayıcısı idi. Bu nedenle de muhafazakardı, yeniliğin ve
değişimin, bilimin ve endüstrileşme dahil her gelişmenin
karşısındaydı. Bu durumda da Hıristiyanlıkta ortaçağ muhafazakarlığı
had safhadaydı. Fakat feodal sistem gelişen endüstrileşme,
makineleşme karşısında yenik düştü, kapitalizmin temeli atıldı.
Burjuva demokrasisinin yaptığı ilk işlerden biri de dinin toplum
üzerindeki etkisini azaltmak, tutucu, bağnaz yanlarını törpülemek ve
değişime açık hale getirmek oldu, çünkü din o dönem burjuva
demokrasisinin karşı safında, feodal güçlerin emrindeydi
etkisizleştirilmeliydi.
Reformlar, rönesanslar ve diğer
burjuva devrimleri ekonomik sistemde olduğu kadar toplumsal
inançlarda da, sanatta da, sosyal yaşamda da dönüşümleri başlattı.
Feodalizmin ortağı ve koruyucu unsurlarından dinler giderek
ehlileştirip yeni sistemin (kapitalizmin) de kullanabileceği hale
getirildi, devlet himayesinde sürdürüldü, ihtiyaç duyulduğunda da
yine kullanıldı, emperyalist her saldırıda, her savaşta da yine
gerektiğinde dini telkinlerden yararlanıldı.
Oyuna dönersek; Oyun Belçika, Fransa gibi kapitalist toplumların
madenler için acımasızca emperyalist saldırılarını ve birçok ülkeyi
sömürgeleştirmesini ele aldı. Şimdi bu acımasız saldırganlığı,
toprak işgallerini, madenleri ele geçirmeyi hedefleyen kilise midir,
yoksa o ülkenin iş dünyası, sermayesi ve emperyalizmi midir? Elbette
ki ikincisidir. Eğer sorgulanacaksa daha fazla büyümek isteyen
sermaye, emperyalizm sorgulanmalıdır. Kilise ancak bu duruma sessiz
kaldığı, destek verdiği için sorgulanabilir. Ama oyunda bütün bu
işgallerin salt din farklılığına dayanıyormuş gibi bir anlatım var.
Oyun boyunca Hıristiyanlık sorgulaması o kadar ön planda ki
Filistin'de yaşananlar dahi Vatikan üzerinden sorgulanıyor.
Kapitalist sistemin ve devamında emperyalizmin kabahatleri sadece
diğer ülkelere saldırıp sömürge yapmaktan ibaret değildir, kendi
insanına karşı da acımasızdır, daha fazla kazanç ve daha
köleleştirilmiş bir toplum için kendi halkı üstünde de baskıcıdır,
yozlaştırıcıdır, sömürücüdür.
Oyun din bağlamında ele alınınca adeta bir “Hıristiyanlık ve
diğerleri” arasındaki savaşmış gibi gösterilmekte. Oysa biz gayet
iyi biliyoruz ki dini maskelemeler yapılsa da adına haçlı seferi
denilmiş olsa da aslında bütün savaşların kökeni ekonomik nedene
dayanır.
Bugün Amerika'nın Irak işgaline
Irak'ı Hıristiyanlaştırma ya da Yahudileştirme savaşı denilebilir
mi? Hayır asla. Bu asla dinle açıklanması gerekmeyen petrol, çıkar
ve Ortadoğu’da söz sahibi olma savaşıdır, savaşın sorumlusu da din
ya da din adamları değil çok uluslu sermayedir. Asıl suçluyu yani
kapitalizmi ve devamında Emperyalizmi bir kenara bırakıp tüm suçu
din üzerinden açıklamaya çalışmak bizi ancak yanılgılara götürür.
İşte tam bu noktada Tuncay Özinel'in oyununun İslam versiyonu ya da
Türkiye versiyonu olur mu konusuna girmek istiyorum. Eğer Özinel'in
oyununa bakarsak olmaz ve gerek de yok. Elbette islam gayet temiz,
saf İnsanidir. Bütün dinler özünde öyle değil mi zaten? Bütün dinler
insanlara doğru yolu buldurma, yaşamlarını düzene sokma,
ilişkilerini olumlu şekilde düzenleme ve hep hoşgörü telkin eden
metinlerle bezeli değil mi? Zaten oyunumuzda İsa da buna dikkat
çekiyor ve ben size iyilik, güzellik, insanilik telkin etmedim mi,
siz neden şunları yaptınız diye sorguluyor Papa'yı. O halde aynı şey
İslam için de geçerli olurdu elbette.
Bakalım bir mehdi gelip
(İslam Hz.Muhammed'in sahneye taşınmasına, canlandırılmasına izin
vermediğini elbette göz önüne alarak bunu bir mehdi olarak
düşünelim) Bu mehdi gelip de Türkiye'yi ya da İslam ülkelerini, İslam ülkesi vatandaşlarını, iş
adamlarını sorgulasaydı neleri sorgulardı ?
-
Ey inanan ve iman eden ümmetim, biz ki sana şu şu ayetleri ileterek
ya da şu hadislerle telkin ederek sevgiden, barıştan, kardeş ve aile
hakkından bahsederken sen iktidar için kardeşlerini boğdurup saray
zindanlarına attırmadın mı?
- Biz israftan kaçının derken ve bir beyaz
entariyle yaşam sürerken aldığın vergilerle zümrüt altın kaplamalı
tahtlar yaptırmadın mı?
- Sen yönettiğin topraklarda adil olman
gerekirken kendi halkını vergilerle süründürmedin mi?
- Bana
dayandırdığın sözde adetlerinle, törelerinle, geleneklerinle insanların canını
almadın mı?
- Biz ilahi adaletin Allah katında olacağından söz ederken
sen darbeler döneminde suçlu suçsuz insanların işkencehanelerde
sorgulanmasına sessiz kalmadın mı?
- 17 yaşında gençlerin idam
sehpasına çıkarılmasını sessizce izlemedin mi?
- Toplumu
ahlaki yönden çürütecek
yatırımlara göz yummadın mı?
- Emperyalist işgalci ülkelerle
anlaşmalar yapılıp bu işgalci ülkeler Müslüman toprağında üs açarken
sessiz kalmadın mı?
- Buna karşı çıkan gençlerin üstüne “Allah Allah”
nidalarıyla gitmedin mi?
- Tebliğ et ama gerisini insanların kendi
nefsine bırak denilmişken oruç tutmuyor diye üniversite kantinlerine
satırlarla saldırıp kafa yarmadın mı?
- Sözde İslam adına bilim
adamlarına kurşun sıkılmasına göz yummadın mı?
- Sivas'ta otelde
insanların yakılmasına göz yummadın mı?
- 6-7 Eylül olaylarında
azınlıkların evini malını yağmalayıp mezarlarını dağıtan senin sözde
muhafazakar iktidarın ve onun yönlendirdiği bilinçsiz Müslüman insan
yığınları değil miydi?
- Ve bütün bunları Allah adına, Muhammed adına
yaptığını iddia etmedin mi?
- Camideki vaazlarında işçi hakkı yemenin
günah olduğunu bir kez olsun dile getirdin mi?
Ve daha yüzlerce şeyi mehdimiz sözde müslüman geçinen bazı din
adamlarına, bazı iş adamlarına, ve bazı siyasi yöneticilere
sorabilirdi...
Tuncay Özinel Hıristiyan baskısından kaçan
Musevilere kucak açan Osmanlı'nın insancıl tavrını mehter takımı
eşliğinde sahneye taşısa da bu ne Osmanlı'yı ne de tüm islam
iktidarlarını pür-ü pak
etmiyor malesef.
Dönelim oyun boyunca yargılanan Papa'ya ve Hıristiyanların
yaptıkları suçlara
Hıristiyan Batı, diğer dinden ülkelerle savaşmış da kendi ülkesinde
melek miymiş? Orada insanları sömürürken kendi insanını sömürmemiş
mi? Bugün vardığı noktada çok uluslulaşan emperyalizm farklı
dinlerin ve farklı ülkelerin mensuplarıyla birlikte yapmıyor mu
sömürü ve işgallerini?
Hıristiyan bir ülkenin bir İslam ülkesine
savaşında bir diğer İslam ülkesi bir koyup üç almak üzere destek
vermiyor mu? Peki nerede kaldı şimdi burada din savaşları? Bu
düpedüz emperyalizm ve kapitalist işbirliği değil mi? Çok açıktır ki
ortada dinle, dinler savaşıyla açıklanamaz bir emperyalist savaşlar,
işbirlikleri vardır, tarihteki ya da günümüzdeki savaşların bir dini
yargılayarak açıklanmış olması yanıltıcıdır.
Sayın Özinel geçen yıl bu oyunun ilk tanıtımında tanıtımında
HZ. MUHAMMED KARİKATÜRLERİNE,
OSMANLI’YA BARBAR DİYENLERE VE EMPERYALİZME SANATSAL CEVAP!
nitelemesini kullanmıştı.
Geçen yıl Hz. Muhammed karikatürleri tüm
dünyanın gündemini kapladığı sıralarda oyun ilk kez sahnelenmeye
başlamıştı ve Sayın Özinel'de bu ilk sözle oyuna dikkat çekmeye
çalışmıştı. Ama Batı dünyasının sanatçıları sadece Hz. Muhammed
karikatürleri yapmakla kalmıyor, Hz. İsa karikatürleri de
yapıyorlar, peygamberlerini eşcinsel olarak kliplerde
kullanabiliyorlar.
Feodalizmden kapitalizme geçerken dinin toplum
üzerindeki etkilerini azaltmak için yaptıkları reformlarla dinlerini
oldukça yumuşatmış, ılımlı bir Hıristiyanlığa çoktan geçiş
yapmışlar, din pek çok vatandaş için sadece pazar günleri gidilip
yapılan ayinden ibaret bir seremoni, boyna takılan bir haçtan ibaret
sembol haline gelmiştir.
İŞTE ILIMLI İSLAM'IN İPUÇLARI DA BURADA DA ARANABİLİR
Feodalizmden, din
ağırlıklı modelden kapitalizme geçerken dün kendi dinlerinde ılımlı modellere geçenler bugün
ülkemiz üzerinden geliştirip test ederek Büyük Ortadoğu kapsamındaki
ülkelere ılımlı İslam transferine hazırlanıyor. Hala törelerle,
aşiretlerle, din adamlarının etkisiyle yaşanan ülkemiz bir yanıyla
hala feodal sistemin hüküm sürdüğü alanlardır. Hala bir çok arap
ülkesi, İslam ülkesi emirlikler, sultanlıklar ve feodal hiyerarşiler
altındadır. Ümmetçi ve kayıtsız şartsız itaate dayalı kul
anlayışıyla yüzlerce yıl yaşamış insanları belli hedeflere
güdümlemek, ölüm bombalarına dönüştürmek zor olmamaktadır. O halde
Batı'nın kendi feodal döneminden burjuva kapitalizmine geçerken
kendi dinine yaptığı yumuşatma, ılımlılaştırma, ve kapitalizmin
emrine sokma operasyonu bu kez İslam için yapılmalıdır. İşte bu
anlayışla, radikal islamın örnek alabileceği ılımlı modeller
oluşturulmalıdır. Radikallerin daha ılımlılaştırılmasının yolu da
Türkiye gibi bir kaç model ülkenin biraz daha islamlaştırılmasından
ve örnek olarak sunulmasından geçiyorsa bu Türkiye'de yapılacaktır.
Namaz kılan bir cumhurbaşkanı, ara sıra cuma hutbesi de verecek bir
başbakan, okullarında dileyenlerin türbanla da olabildiği bir insan
yaşamı ve dinin sembolleştirilmesi, seremonileştirilmesi, ama öte
yandan Amerika yada Batı dünyasıyla gayet sıkı
ticari ilişkilerinin sürmesi. Sosyal yaşamda islamcı sembolik
uygulamalarla avutulan gözü boyanan halk, ama ticari yaşamda, ülke
yönetiminde emperyalizmin boyunduruğunda çok uluslu firmalarla
işbirlikleri. Başörtüsü için eylem yapanların neden bir teki bu
işbirliklerinin hesabını sormaz?
Türkiye'de yada dünyada radikal İslam'ı engelleyecek olanlar aslında
Kemalistler değil Ilımlı İslamcılardır. Amerika ve Çok Uluslu
sermaye bunu çoktan görmüştür yatırımını bunun üzerine kurmuştur.
Artık darbecileri değil Gülencileri, Tayyipçi'leri işbirliğine uygun
görmüşlerdir. Amerika'da beslediği Gülen adeta Ilımlı İslam'ın halifesi gibi kabul
görmektedir. Amerikan üniversitelerinde paneller toplantılar, dinler
arası diyaloglar yapmaktadır. Türkiye'deki vitrindeki sinirli
adam(!) sadece bir görevli adamdır. Artık Işık okulları sadece
Türkiye'de değil Afrika'ya dek İslam ülkelerine yayılmaktadır.
Önce türban gibi
semboller, (o denli sembol ki türban takıp makyaj yapması, türban
takıp günah içinde yaşayabilmesi dahi çok doğal karşılanır olmuştur)
Sonra belki pazar ayinlerinin cuma versiyonu göstermelik seremonik
ibadetler ve daha sonra adım adım ılımlılaşan bir islam. Bir gün bu
İslam o denli ılımlılaşabilir ki bugün türban için mücadele verenler
bile bugünkü Türkiye'yi arar hale gelebilir. Bugün çok
tepki gösterilen Hz.
Muhammed karikatürleri Müslüman ülkenin kendi karikatüristlerince
çizilip Türk basınında rahatlıkla yayımlanırsa buna da şaşırmayınız.
Ilımlı İslam bugünkü mini etekli, plajlarında üstsüzlü Türkiye'ye
katı görünse de sonraki aşamaları giderek yozlaşmadır. Dinin aynen
Hıristiyanlardaki gibi seremonileştirilmesidir.
Kısaca artık dinlerin ülkelerin kaderinde etkisi Haçlı
seferlerindeki kadar öne çıkarılmamaktadır. Amerika Irak'a din
savaşı yapmamıştır. Dinlerin etkisi toplumların üstünde ve
uluslararası ilişkilerde bu kadar azalsa da savaşlar,
işgaller, sömürü ve kıyımlar sürüyor, kendi halkını da diğer
halkları da sömürmeye devam ediyor. Demek ki sömüren, ezen, işgal
eden, kıyan, yok eden o kadar da din değilmiş ne dersiniz?
Dünya değişim içerisinde. Tayyip Erdoğan değiştim diyor, Müslümanlar
gün be gün farkında olmadan değişiyor, dünya değişiyor, dinler arası
diyaloglar gelişiyor, sosyalistler, adını sosyalist, Komünist olarak korusa
bile
değişiyor, her şey değişiyor ve büyük bir dönüşüm yaşanıyor.
Değişmeyen tek şey sınıf gerçeği ve sermayenin ulus tanımayan,
gerektiğinde herkesi ve (dinler de dahil) her şeyi kullanabilen
artık adını da açıkça koyan globalleşen emperyalist gücü. Ama ne
acı ki adında hala sosyalizm yada komünizm bulunduranlar dahi
giderek sınıftan ve sınıf savaşımından daha az söz eder oluyor..
Yüzleşme'ye dönersek;
Kapitalizmi, emperyalizmi ve globalleşen güçleri bir kenara koyup
tarihi sadece bir dinin bir kolu üzerinden yargılayıp sahneye
taşımak belgesel ciddiyetinde bir oyun sahneleyen bir topluluk için
belgesel gerçekliğinde bir yaklaşım olamamış ne yazık ki. En azından
benim dünya görüşümü taşıyanlar için bunun belgesel yönü tartışılır
olmuş.
Batılılar
geldiklerinde ellerinde İncil,
bizim elimizde topraklarımız vardı.
Bize, gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler.
Gözümüzü açtığımızda ise;
bizim elimizde İncil,
onların elinde topraklarımız vardı.
Kenya Kurucu Devlet Başkanı
|