|
90'ların başlarında Hürriyet Gazetesi için haftada bir gün tam sayfa
mizah sayfası hazırladığım, köşe yazısı yazdığım dönemde "Nasıl
oluyor da bir berber'le bir öğretim görevlisi, bir ev kadınıyla bir hukukçu, 13 yaşında bir gençle 65 yaşında bir emekli ve daha
toplumun çok farklı katmanlarından kişiler bir ortak sayfayı
paylaşıp orada kendini ifade edebiliyor?" diye gazete yönetiminden
çok kafa patlatanlar olmuştu . Belki de tüm bu karakterler,
gönderilen bu mektuplar uydurmadır diye düşünüp sıyrılmışlardı
içinden.
Hoş gerçi
o zaman sanal dünya ve sanal mektuplar yoktu zarfların üzerinden
damgalarını bile inceleyip ipucu aranmıştı ya... Şimdi bakıyorum da
daha bugün gelen maillere... Dizilerden de tanıdığımız genç oyuncu
kardeşimiz Soner Engür'de var, haberlerimizi Kürtçe olarak
bile yayınlıyordu diyen Aydın Orak'da. Kendi dünyalarında
pişip sahneden bizde varız diye seslenen Tiyatro Açıkça adına
Sertaç Ayvaz kardeşim de var tiyatroyu sokaklara taşıyıp arada
bir de tutuklanan Orçun Masatçı da. Daha tiyatro ateşi
yüreğine yeni düşmüş liseli kardeşlerim de var, yılların
tiyatrocuları, aydınları da. Aynı ilde yaşayıp birbirine küskün olan
kişiler birer köşeyi paylaşmış bu tek sayfada buluşup.. Bu iş
elbette ne sihir ne keramet. Bu iş aslında olması gereken. Çünkü....
...
"Tiyatrom var olan cesareti ikiye katlayıp basın metinlerimizin
Kürtçe yazılan haliyle bile yayınladı" demiş Aydın Orak kardeşim.
deme böyle sevgili
Aydın orak.. "bile" kelimesinde bile bir kabulleniş yok mu? Sonradan
eklemlenmiş Almanya'daki, Hollanda'daki Türkler için oralarda Türkçe
yayın var ise Türkiye topraklarında en yaygın ikinci dilde yazılmış
bir metni neden yayınlamayacakmışız? Yazın bir haftalığına tatile
gelen turistler düşünülüp İngilizce haber yayınlanıyor da
yüzyıllardır bu topraklarda tüm ömrünü geçirenleri görmezden mi
geleceğiz? Bizim yaptığımız cesurluk değil, asıl bu gerçeği
görmeyenlere sormak gerek nereden alıyorsunuz bu gerçeği görmezden
gelme cesaretini diye!. Bizim yaptığımız normal olan,
olması gereken..
Ben tiyatrom'un yayına
geçtiği günlerde
ilk
yazımda "Bugün bu cephedeyiz yarın hangi cephede oluruz
bilinmez. Ama herkesin böylesi savaşsız, kansız, ölümsüz cephelerden
daha iyiye doğru savaşım vermesi dileğiyle." yazmışım ve sanki 8
sene önce son yazılarımdan birinde sana cevap verirken bunu
kullanacağımı bilirmiş gibi.
Elbette Kürtçe
tiyatroyu da Kürtçe tiyatro yapılmasını da destekleyeceğiz,
desteklemeliyiz. Sanat değil midir hem kendi halkını aydınlatıp
özgürlüğe, daha insancıl taleplere daha insancıl yöntemlerle
gitmesinin yolunu açacak olan? Sanat değil midir tüm halkların
birbirini daha iyi tanıyıp kaynaşmasını, önyargılarla, düşünmeden
refleks karşı duruşlar yerine birbirinin taleplerini daha
anlamasını, el vermesini sağlayacak olan? Konulara diyalektik bakıp,
neden sonuç ilişkilerini görmeden "kahrolsun" slogancılığından,
eylemciliğinden bir adım fazlasını düşündürtecek olan sanat değil
midir? Barışın kapısını açacak olan en önemli kilitlerden biri değil
midir sanat? Ve aslında Kürtçe'yi engellemeye kalkarak, koca
bir halkı asimile etmeye kalkarak yanan ateşe kucak kucak odun
atanlar ne zaman fark edecek yaptıkları yanlışı?
Minik bir not :
Ben Edirne'yi yada Ardahan'ı geçtikten sonra anlaşılamayan bir canlı
türü olmayı da mantıklı bulmuyorum ve bir gün tüm dünyanın dil
uzmanlarının ortak geliştireceği bir tek dilde buluşmasını
arzuluyorum ama bu uzun vadeli erim olsa gerek ve bunun için
kimseye ana dilini unutturmak gerekmiyor.
Bugün yazanlardan bir diğer sosyalist
tiyatrocu arkadaşımız Orçun Masatçı medyanın kendilerine yer
vermemesini, kendi yayınlarının ise belirli bir kesime ulaşmanın
ötesine geçemediğini , tiyatrom'un bu vesileyle yararlı olduğunu
anlatmaya çalışmış yanlış anlamadımsa. Evet medyayı geçelim zaten,
medyanın durumu da işlevi de bellidir. Bırakın politik bir duruşu
olan tiyatro topluluğunu; eğer bir miktar paralı ilan vermez ise
sıradan bir bulvar tiyatrosunu bile haber yapmazlar. Üç ilan ver bir
haber yapalım gibi noktaya varmıştır işin çirkinliği. Ama burada
üstünde durmamız gereken medyanın durumu değil de neden sizlerin
yayını belirli bir kesimin ötesine geçemiyor bunu hazır sırası
gelmişken biraz duralım mı üstünde?
Hep söylerim eğer sol
kendini anlatmayı başarabilmiş olsaydı halkın solu tereddütsüz
iktidara taşıması kaçınılmaz olurdu. Ve bugün sosyal güvenlik
yasalarıyla ve daha pek çok yasayla, Amerikancı politikalarıyla
işçi-memur-dar gelirli düşmanı yüzünü görmeye başladığımız AKP'nin
%15-20 lik Milli Selamet Partisi nüvesinden geniş halk kesimlerine
taşınmaya başladığı ilk dönemlerini bir açıp yeniden gözden
geçiriniz. AKP ve benzeri kesimler bol bol "sol argümanları"
kullanarak, kahvehane kahvehane , köy köy, ev ev dolaşıp, "sol
argümanları" kendilerine malzeme yaparak halkı yanına almıştır.
Solun halk dilinde yeterince kullanamadığı, yada ihmal ettiği ve
tabi mesajlarını halka ulaştırmasının engellendiği bilinen
gerçektir. Solun kullanamadığı halka dönük argümanlarını bir
aldatmaca unsuru olarak, takiye olarak kullananlar iktidar
olabilmiştir.
O halde şimdi ilerici,
aydın insanlar şapkalarını önüne koyup bir kez daha düşünmelidir.
Biz siyasetimizden taviz vermeden nasıl daha geniş kitlelere
ulaşabiliriz? Bunu insana ayna olan, insana doğrudan mesaj taşıyan
tiyatrocular başaramazsa teorisyenler hiç başaramaz. Tiyatro
Yenikapı bunu başardığı için biz adını taa İstanbul'dan duyabildik.
Tiyatro Yenikapı şunlara şunlara da yer veriyor diye damgalayıp
tiyatromu bir kenara atmadığı için sayfalarımızdan insanlara
ulaşabildi. Yani ortak paydamız aynı cümleleri kurmadığımızda bile
olması gereken dili kullanıyor olmamızdan olsa gerek
Bazıları gibi üç beş
sloganımsı söylemi sürekli vurgulayıp, sen şunu yaptın günahkarsın,
beriki burada okudu günahkar, diğeri bunu yapmıyor günahkar diye
baştan damgalayıp insanları kolayca vazgeçilebilir kağıt gibi
buruşturup kenara atmak yerine sabırla yeniden kazanmak gerek. Yoksa
bir gün bir de bakarsınız kendi çocuğunuz bile buruşturup attığınız
kaybedilmişler listesine girivermiş, ya sizin lanetlediğiniz
dizilerde oynamaya başlamış, holdinglerde çalışmaya başlamış, yada
sayfasına tabutlu bayraklı, camili resimler koyup şehitler ölmez
vatan bölünmez edebiyatına başlamış. Yada daha da olumsuz noktalara
savrulmuş. Koca bir dünyayı ve halkı dönüştürmeyi, bilinçlendirmeyi
hedefleyen bazılarının bugün aynı evi paylaştıkları kendi
çocuklarına bile bildikleri gerçeklerini aktaramamış olduklarını
gördükçe hayretler içerisinde kalıyorum.
Sanatla, edebiyatla
uğraşan yada ilgi duyan insanlar hangi halktan ve hangi toplum
kesiminden olursa olsun belirli bir düzeyi aşmış, belirli bir
kültürü almış, belirli bir saygılı üslubu söylemi edinebilmiş
insanlar ise biz önce bu tür sanat yayınlarında bir arada durmayı
başaramazsak toplumun daha az eğitimli, daha az kültür sanatla
ilgili, daha agresif insanları nasıl uyum sağlayacak?
Bu nedenle de
tiyatrom'daki çeşitlilik bana çok şaşırtıcı gelmiyor. Hepimizin
mayasında, özünde yaşamında daha iyi bir toplum daha iyi bir dünya
özlemi var. Cümlelerimiz farklıyken bile dillerimiz, üsluplarımız
belirli bir seviyede. Böyle olmadığında zaten bu bünye hastalıklı
unsurları atmıştır dışarı.
Biter mi yada biten
ne? yada aslında daha yeni başlıyor mu demeli?
Şu ana dek pek de bu
başlığa uygun gelişmedi yazı. Bunu da yarına bırakıyorum zira şu an
sabah ezanını duydum ve saati fark ettim. |