|

www.tiyatrom.com
Tiyatro Haber, Tanıtım sitesi


EZGİ BESEN
ezgibesen@gmail.com
|
|
Son dönemlerde günlerim staj için hukuk bürosuna
gidip gelmekle geçiyor . Ofiste boş zamanlarımda
insan ticareti, cinayet, kaçakçılık davalarının
dosyalarını inceliyorum(Tuhaf bir boş zaman uğraşı
fakat ofisteysen doğal ) bu dosyalar arasından
öldürülen bir tiyatrocu ile ilgili dosyayı ilk önce
seçip incelerken buluyorum kendimi , ucundan
kıyısından tiyatroya bulaşıyorum , ilgi alanı
insanın peşini bırakmıyor.
Zamanım bu şekilde yollarda geçince (ofis
oldukça uzak) hafta içi etkinlik peşinde fazla
koşamıyorum. Tiyatro adına son yaptığım şey , Muhsin
Ertuğrul Sahnesinin kapanmaması için düzenlenen
yürüyüşe katılmak oldu. Bana uğrayıp kahve içmek
isteyen arkadaşımı ve annemi de alıp eyleme
yetiştim. Muhsin Ertuğrul’un önünden Akm’ye kadar
alkışlar ve nedense TKP bayrakları eşliğinde
yürüdük.” Muhsin Ertuğrul kapatılmasın” yazısı
taşıyan bir pankart aradı gözlerim , yoktu. Arkada
bu yüzden söylenen bazı tiyatrocu ve tiyatro
severlerle göz göze gelip, yine de devam diyerek
yürüdük. TKP bayrakları onlarcaydı , uyarmakla
olacak iş değildi zaten. Haliyle eylem amacına pek
ulaşmadı, bir ara arkadaşım Ahmet’in gözden
kaybolduğunu farkettim , onu bulduğumda bir grup
insana eylemin neden yapıldığını anlatmaktaydı.
Sormuşlar çünkü , o da “Muhsin Ertuğrul kapatılmasın
diye yürüyoruz “demiş, bunu duyan bi grup insan da
“aaa öyle mi biz de sadece siyasi bir yürüyüş sandık
, o halde biz de destekliyoruz “ demişler ve alkışa
katılmışlar. “Siyasi yürüyüşlere karşıyım ,
apolitik olsun her şey” dediğim sanılmasın pusuda
bekleyenler tarafından. Sadece amacına uygun
yapılsın her şey . Baksanıza insanlar eylemin ne
için olduğunu bile anlamamışlar ,demek ki bir yerde
yanlış yapılıyor !
Eylemde ikinci bir eleştiri ise , neden
tiyatrocular yok ? şeklinde oldu. Ben bu eleştiriye
katılırsam sayıca az da olsa yürüyen tiyatroculara
haksızlık ederim . Ama kimbilir belki de
yürümeyenler önceden eylemin kimler tarafından
düzenlendiğini , ve seyrinin nasıl olacağını
,kimlerin bir anlamda güç gösterisine
dönüşebileceğini vs gibi ince noktaları düşünerek
gelmemiş olabilirler. Her zaman karşı durduğum bir
şey , bu gibi hesaplar yapıp katılmayanlar ve
insanların bu gibi hesaplar yapmalarına yol açanlar
,yani iki tarafa da bir anlamda karşı duruyorum .
Neden sadece sahnenin kapatılmaması için
yürünmüyor ,neden farklı görüşlerin de eylemi
sahiplenmesi istenmiyor bilmiyorum. Hele şu anki
toplumsal gerginlikte zaten ben Türkiye’de yaşıyor
olmaktan oldukça korkarken , haklı olarak bazen
yükselen şovenizmden ödüm patlarken arkadan bazı
tiyatroyla alakasız insanların DTP bayrağı açmasıyla
( ki açıldı ama polis müdahale etti) bi kaç gözü
dönmüş insan tarafından sanat için yürürken kim
vurduya gitmek istemem .Bir çok insan da bunu
istemez eminim.
Dün arkadaşımla eğlenceli bir filme gidelim
-hani şöyle çok yormayan sabun köpüğü tarzda bir şey
olsun- dedik. Filmi izlerken yine -bakış açımız
sağolsun – bazı şeylere takılmadan edemedik.
İnsanların kahkahalarla güldüğü bazı yerlerde
kendimizi ciddiyetle filmi izlerken ve hatta yer yer
biraz rahatsız olurken bulduk. Anladık ki bakış
açısı ölene dek bizimle birlikte, hani biraz
sıyrılayım , bi kenara koyayım ben de biraz
onların(gülenler) güldüklerine güleyim
diyemiyorsunuz, güldüğünüz şeyler de farklı oluyor
.Bu durumu bazen değiştirmek istiyorum açıkcası
,yorulduğum zamanlarda... Ama farkındalık tuhaf bir
şey geri adım atılamıyor. En iyisi sanırım bu
durumun yanına bir şeyler eklemek .Böylece
gördüğünüz sıradan , güncel olayların altına
baktığınızda ,hatta bakmaksızın daaank diye işin
toplumsal boyutu gözünüze çarptığında rahatsız
olmaktan kurtulup (kurtulmak istiyor insan bazen )
bunu bir üretim malzemesi haline
dönüştürebilirsiniz.
Ayrımcılık ayrımcılık ayrımcılık, erkek egemen
toplum, popüler kültür,ve içselleşen erkek
terminolojisi ve şiddet...Televizyonda orda burda
hemen hemen her yerde göze çarpıyor. Bir de bunun
yanında bunu dile getirdiğinizde ,uyardığınızda,
sizi yoran, anlatsanız da anlamayan insanlar ve
kendinizden kaçarak eğlenmeye gittiğinizde bile
karşınıza çıkan sinir bozucu şeyler. Bahsetmek
istemiyorum artık ,biraz dinleneyim dedikçe
kendinizi bahsederken bulursunuz çünkü artık hayata
karşı bir duruşunuz vardır ve bir kimliğiniz vardır
, kaçmak imkansızdır . Bu noktada ikiye bölünür
sanki her şey . konuşabildikleriniz ve
konuşamadıklarınız, eğlenebildikleriniz ve
eğlenemedikleriniz , çemberin içindekiler ve
çemberin dışındakiler. Çemberin içine girdiğinizde
pek fazla nefes alamazsınız . Tahammül ederek ve
biraz savaşarak geçecektir hayat! Baştan çizilmiştir
yol.
Ben böyle güncel olumsuzluklarla
karşılaştığımda aklıma sevgili tiyatrocu arkadaşım
Özgür’ün bir sözü geliyor. Yaz Ezgi...Oyun yaz.
Bunlar seni motive etsin.Ve bu dünyaya
Dario Fo gibi kadın oyunları yazan
bir adam da
gelmiş. Bunu unutma. Ne zaman enerjimden çalan
insanlarla karşılaşsam ,ve ne zaman anlaşılmak
istesem Dario Fo ve oyunlarını getiriyorum aklıma.
Özgürleşmeye çalışmak ve farkındalıklarla beraber
nispeten özgürleşmek zor şey ,daha yalnız oluyor
insan . Ama yanındakiler ise çok daha değerli
oluyor.
Sagol Özgür
verdiğin motivasyon için ! Ve Gülsüm doymak için
“uygun besin”i ararken sonsuza kadar yanımda
olacağını biliyorum.
13 Kasım ’da Enka’da Oyuncular Tiyatro
Grubu Sait Faik’in öyküsü “Hişt Hişt “
ile tiyatro sahnesini buluşturacak. Erol Günaydın
anılarını anlattığı kitapta Sait Faik’in öykülerinin
tiyatroyla buluşturulmadığınından yakınmış
,özellikle Hişt Hişt adlı öyküyü överek hakettiği
ilgiyi görmediğini söylemişti. Bunu okuduktan sonra
Enka’da bu oyunun sahneleneceğini gördüm –bilmiyorum
kitapla ilgisi var mı - ve kesinlikle kaçırmak
istemiyorum. Burdan meraklılara duyurulur.
Sevgiler ! |
|