’’...hikayedir bunun adı, söylemekle çıkar tadı,

         oyundur bunun adı, oynamakla çıkar tadı...’’

Bu replikler, Tiyatrotem’in bu sezon başından itibaren sahnelenmeye devam eden son oyunları ALEM BUYSA KRAL ÜBÜ’den...

Şu an Fransız Kültür Merkezi’nde sahnelenmeye devam eden oyun, absürd tiyatronun öncüsü ünlü Fransız tiyatrocu Alfred Jarry’nin Kral Übü oyunundan uyarlanmış. Tiyatrotem tarafından gölge oyunu, tekerleme ve anlatı geleneklerinin bir birleşimi olarak tasarlanan bu uyarlamada Şehsuvar Aktaş, Bilge Gültürk ve Ayşe Selen, hem gölgeleri oynatıyor hem kendileri oynuyorlar. Ve dedikleri gibi sahne üstünde olmanın tadını  sonuna kadar çıkarıyorlar. Oyundan aldıkları keyifi izleyiciyle tüm samimiyetleriyle paylaştıkları için de ortaya tadına doyulmaz bir seyir çıkıyor.

İstanbul Fransız Kültür Merkezi’nin katkılarıyla gerçekleştirilen oyunun dramaturjisini Çetin Sarıkartal üstlenmiş. Oyunda gölge oyununda kullanılan, deri ve kartondan yapılmış tasvirlerin tasarımı Şehsuvar Aktaş’a, yapımı ise Ayşe Selen, Bilge Göktürk ve Şehsuvar Aktaş ortak olarak üstlenmişler.

Peki kim bu adı geçen yetenekli sahne insanları?

   1982 yılından bu yana ayrı ayrı ya da birlikte değişik tiyatro topluluklarında oyuncu, yönetmen, yönetmen yardımcısı olarak çalışan, televizyon dizileri ve sinema filmlerinde rol alan, senaryo yazarlığı ve çevirmenlik yapan Şehsuvar Aktaş ve Ayşe Selen, Tiyatrotem’in kurucuları... Tiyatrotem, 2001 yılında başladığı serüveninde üç başarılı projeyle, yurt içi ve yurt dışında gösterim yapmış, çeşitli festivallerde sahne almış. Türk Tiyatrosunun gelenekselini klişeye kaçmadan kendine özgü bir tarzla kullanan, kendi yarattıkları yeni karakterleri  perde dışında
iki boyutlu figürlere taşıyarak gölge oyununa yeni bir boyut katan Şehsuvar Aktaş ve Ayşe Selen’in tüm çalışmaları gerçekten de takdire şayan. Bilge Gültürk ise yeteneği ve disiplini ile bu ustalarla çalışmanın hakkını sonuna kadar veriyor.   
         Tiyatrotem’in ilk oyunu, kukla, illizyon, orta oyunu ve gölge oyunu gibi geleneksel türlerden yola çıkan, renkli gölge oyunu tasvirlerinin ve sopalı karton kuklaların kullanıldığı Lahana Sarma. 2001’de sahnelenmeye başlayan ve çeşitli festivallerde de perde açan 7-97 yaş grubu izleyiciler için düşünülmüş bir oyun. Oyunda, Ayşe Selen ve Şehsuvar Aktaş kuklaları başarıyla oynatıp, sesleriyle can veriyorlar onlara. Oyunu Ayşe Selen yazmış ve kukla tasarımının tamamı da yine Şehsuvar Aktaş’a ait. Toplululuğun ikinici oyunu yine bir gölge-kukla oyunu olan Böyle Devam Edemeyiz. Masal ve rüya tekerlemelerinden yola çıkılarak oluşturulmuş bir “tekerleme’’.

Topluluğun son oyunu, Çetin Sarıkartal’ın dramaturjisini yaptığı, mekan ve

zaman aşırı yolculuklara ve yorumlara açık zengin bir metne sahip Alem Buysa Kral Übü ise  22-23 Kasım 20:00’da Fransız Kültür Merkezi’nde ve sezon içinde de  farklı mekanlarda bu tadı paylaşıma sunuyor.
 
Biz de Tiyatrotem’in kurucusu, kuklaların yaratıcısı, oyunculuğuyla, kuklalara hayat veren yeteneğiyle dikkatimizi  çeken Şehsuvar Aktaş’ı yakından tanımak istedik ve bu ayın konuğu olarak  kendisiyle keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Ve gördük ki, görünenin ya da bilinenin ötesinde bambaşka bir Şehsuvar Aktaş var. Lise yıllarında tiyatroyla tanışmış, Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde lisans, yüksek lisans ve doktora yapmış, Yeditepe Oyuncuları, Ankara Sanat Tiyatrosu, Tiyatrohane, Tiyatro Oyunevi, Bilsak Tiyatro Atölyesi gibi topluluklarda oyuncu ve yönetmen olarak çeşitli projelerde başarıyla yer almış bir sanatçı. Oyunculuğunun, yönetmenliğinin yanısıra usta bir çevirmen de aynı zamanda. Dilimize Fransızca’dan yaptığı oyun, roman ve felsefe kitapları çevirileri var. Son dönem Türk sinemasının başarılı örnekleri arasında yer alan, Tayfun Pirselimoğlu’nun yönettiği Zuhal Olcay’ın başrolü üstlendiği Hiçbiryerde’de, Zeki Demirkubuz’un yönettiği Yazgı adlı filmde yer almış ve Ömer    Vargı’nın yönettiği Emre Kınay ile Şevket Çoruh’un başrolü paylaştığı İnşaat filminde de  Sedat karakterini başarıyla canlandırmış. Tüm bu başarılı geçmişinin yanısıra mütavazi yapısıyla da beni kendine ayrıca  hayran bırakan Şehsuvar Aktaş’ı asıl sahnede görmelisiniz derim ben ve İstanbul Fransız Kültür Merkezi’nde sahnelenmeye devam eden Alem Buysa Kral Übü’yü izlemenizi Şehsuvar Aktaş’ın ellerinde ve sesinde hayat bulan kuklalarla birebir tanışmanızı tavsiye ederim.

1.Öncelikle Tiyatrotem’den bahsedelim. Ayşe Selen ile birlikte kuruculuğunu üstlendiğiniz Tiyatrotem kuruluş amacı, hedefleri ve sahnelediği oyunlarıyla diğer özel tiyatrolardan ne açıdan ayrılıyor sizce?

Tiyatrotem kuruluş amacı çok basit: tiyatro yapmak için kuruldu. Ayşe Selen’le birlikte uzun yıllar değişik topluluklarda çalıştık ve 2000 yılında bu kez ikimiz bir oyun yapmaya karar verdik ve Tiyatrotem böyle kuruldu, yoluna devam ediyor. Tiyatrotem’in başlıca hedefi sıkıcı olmayan tiyatro yapmak öncelikle. Topluluğu öteki tiyatrolardan ayıran özelliğin daha çok başta gölge oyunu olmak üzere, kukla ve anlatı geleneklerinden yola çıkıyor olması. Yalnız gölge oyunu derken “Karagöz” oynatmadığımızı belirtmeliyim. Öte yandan Karagöz geleneğinin Tiyatrotem’in yaşam suyu olduğunu da söylemek gerekiyor.

 2.Tiyatrotem’in oyunlarında, kukla, illizyon, ortaoyunu ve gölge oyunu gibi geleneksel türlere rastlıyoruz. Gölge oyunu, kuklaların oynatılışı, seslendirilişi ve bir yandan da sahne üstünde oyuncu olarak yer almak….Bu, herkesin ya da her oyuncunun yaşayabileceği bir deneyim değil bence. Zorluklarından ve keyifli yanlarından bahsedebilirmisiniz?

Bence bu herkesin yaşabileceği bir deneyim. İş bunu bir kere denemekten geçiyor. Bizim için zorluğu, tabii buna zorluk denirse, bir gösterimin yapımından tutun tasarımından sahnelemesine dek her şeyiyle bizim uğraşmamız, bu aynı zamanda çok eğlenceli.

3.Tiyatrotem’de bundan sonra da sahne üstünde kuklalar, gölge oyunları ve illüzyon görecekmiyiz? Şu an sahnelemeye devam ettiğiniz oyun dışında çalıştığınız bir oyun var mı?

Tiyatrotem, bundan sonra da kukla ve gölge oyunu tekniklerini kullanmaya devam edecek (illüzyon konusunda pek iddialı olmadığımızı söyleyeyim). Şu anda oynamayı sürdürdüğümüz “Alem Buysa Kral Übü” oyununun dışında, daha önce sahnelediğimiz ve aralıklı da olsa hâlâ oynadığımız “Lahana Sarma” ve “Böyle Devam Edemeyiz” adlı oyunlarla başladığımız oyun dizisini üçleme yaparak tamamlamak istiyoruz. Dolayısıyla şu an yeni bir oyun üzerinde çalışıyoruz.

 4.Kadronuz üç-dört kişi olarak görünüyor; görüneninin dışında kimler var Tiyatrotem’in serüveninde? Yola kaç kişi çıktınız, kaç kişi devam ediyorsunuz?

Tiyatrotem kurulduğunda yalnızca iki kişiydik Ayşe Selen ve ben. Ama yaklaşık dört yıldır yaptığımız çalışmalarda bize asistanlık yapan Bilge Gültürk’ün adını anmak gerekiyor, nitekim “Alem Buysa Kral Übü” de de oynuyor. Ayrıca bu oyunda bir dramaturg arkadaşımızın yani Çetin Sarıkartal’ın da çok büyük bir katkısı oldu. Bunun dışında provalarımızı gelip izleyen ve görüş bildiren farklı disiplinlerden arkadaşlarımızın da katkıları var.

 5.Tiyatrotem’in geleceğe, hem gölgeleri oynatan, hem de kendi oynayan gençler yetiştirme kaygısı, ya da bu işin heveslilerine fırsat tanımak gibi bir düşüncesi var mı?

Böyle bir kaygı ve düşünce ancak bunu talep eden birileri varsa söz konusu olur.

6.Sizce Tem, alışık olmadığımız tarzıyla hakkettiği ilgiyi görüyor mu seyirciden? Hedeflediği belli bir seyirci kitlesi var mı? Sahnelediğiniz iki oyun da hedef seyircisiyle buluşabildi mi?

Bence Tiyatrotem’in tarzı alışılmadık bir tarz değil, oyunlarımızı görenler değişik bulmakla birlikte çok aşina bulduklarını da belirtiyorlar. Ayrıca bizim çok kesin bir tarz belirleme gibi bir kaygımız yok.

İlk iki oyunumuzda her yaştan seyirciye yönelik, yani küçük ve büyük seyircinin birlikte izleyebileceği oyunlar gerçekleştirmek istedik. Belki çok büyük bir ilgi görmedi ama oyunlar her yaştan seyirciyle buluştuğu zaman amacımıza büyük ölçüde ulaştığımızı gördük. Son oyunumuz “Alem Buysa Kral Übü”nün ise özellikle gençler tarafından çok keyifle izlendiğine tanık olduk ki bu oyun yetişkin seyirciye yönelik.

7.Alem Buysa Kral Übü, Tem yapım’ın son oyunu. Bilmeyen okuyucularımız için, biraz oyunun konusundan ve içeriğinden bahsedebilir misiniz?

Küçük bir düzeltme yapayım, Tem Yapım değil Tiyatrotem. Bu oyunu İstanbul Fransız Kültür Merkezi’nin katkılarıyla gerçekleştirdik yani bu bir ortak yapım. “Alem Buysa Kral Übü” Alfred Jarry’nin “Kral Übü” oyunun bir uyarlaması. Jarry, 19. yüzyılın sonunda yaşamış ve absürd tiyatronun ve gerçeküstücülüğün öncüleri arasında sayılan bir yazar. Artaud’nun üzerinde önemli bir etkisi olduğu söyleniyor. “Kral Übü” ise dünya üzerinde grotest olan her şeyi temsil eden Übü Baba’nın zorbalığı, iktidar hırsı ve ihanetlerinin konu edildiği bürlesk bir oyun.

8.Biraz da size dönelim. Lisede ekonomi eğitimi almışsınız bildiğim kadarıyla. Tiyatro hayatınıza profesyonel anlamda üniveristede girmiş gibi görünüyor Ankara Fransız Kültür Merkezi’nde sahnelenen Erdinç Dinçer’le Bir Kabare Akşamı’nı saymazsak. Oyunculukla, tiyatroyla tanışmanızın başlangıç noktasını merak ettim ben. Nasıl ve neden oyuncu oldunuz?

Tam olarak ekonomi eğitimi aldığım söylenemez. Okuduğum Charles de Gaulle Lisesi’nde notlara göre öğrenciler bölümlere ayrılıyordu. Ben de kendimi ekonomi bölümünde buldum, çok kötü bir öğrenciydim. Erdinç Dinçer’in gösterisinde de amatör olarak çalıştım ama çok şey öğrendiğimi çok sonra anladım. Tiyatroyla tanışmam lise döneminde oldu ve lise son sınıfa geldiğimde oyuncu olmaya karar verdim. Kısaca söylemek gerekirse ben “tiyatrocu” olmak istedim. Yani işin her yönüne bulaşmak istedim. Nedenine gelince, çok sevdim.

 9.Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde lisans, yüksek lisans ve doktora eğitiminiz var. Oyunculuğu akademik olarak da öğrendikten sonra oyunculuğa bakış açınızda neler değişti?

Yine bir düzeltme yapayım. Tiyatro bölümünde okuduğum sırada daha çok kuram ağırlıklı bir eğitim aldım. Oyunculuk dersleri azdı. Daha sonra oyunculuk, yazarlık gibi bölümler oluşturuldu. Benim okuduğum dönemde, ki ben bir dönemin sonuna yetişmiştim, tiyatro bölümünün, araştırması metni, sahnelemesi, sahne tasarımıyla kendi ürettiği, kendine has oyunlarda çalışma olanağım oldu. Bu işlerin beni etkilediğini söyleyebilirim. Ama özellikle oyunculuk konusunda Metin Balay ve Ayşe Selen’in üzerimde çok büyük emeği vardır.

 10.Ankara Dil tarih’de hocalarınız kimlerdi?

Sevda Şener, Metin And, Sevinç Sokullu, Ayşegül Yüksel, Turgut Özakman, Tahsin Konur, Ergin Orbey, Nurhan Karadağ, Sevgi Türkay, Selda Öndül, Ayşe Selen.

 11.Doktoradan önce, daha doğrusu yüksek lisansınız sırasında Anadolu Üniveristesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümünde öğretim üyeliği yapmışsınız. Aldığınız eğitimle verdiğiniz arasında bir fark var mıydı sizce? Öğretim üyeliği sürecinden bahsedelim mi biraz? Neden devamı gelmedi mesela?

Fark vardı. Çünkü adı üzerinde konservatuvar, Ankara’daki konservatuvar modeli üzerine kurulmuştu. Ve ben öğretim görevlisi olarak aslında çok fazla öğretemeyeceğimi ve bu konuda çok açığım olduğunu fark ettim. Bu yüzden de devamı gelmedi.

 12.Oyunculuk için, daha doğrusu iyi bir oyuncu olmak için eğitim şart mıdır sizce? Yetenek ve eğitimin oyunculuktaki etkileri konusunda düşünceniz nedir?

Elbette şarttır ama bu ille de bir okulla olur diye bir kural yok. Bir ustanın yanında çalışarak da çok iyi bir eğitim alınabilir. Bu konuda pek ahkam kesmek istemiyorum ama galiba yetenek ve eğitim birbirini besliyor.

 13.Çocuk ve Gençlik Tiyatrosuyla ilgili çalışmalarınız olduğunu biliyoruz.  Üç yıldır Uluslararası İstanbul Kukla Festivaline katılıyor olmanızın yanı sıra, Uluslararası ASSITEJ Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivalinde, çeşitli çocuk şenliklerinde ve Eskişehir Festivali Çocuk etkinlikleri kapsamında çalışmalarınızla yer almışsınız. Aynı zamanda  Assitej Yönetim Kurulu Üyesisiniz de. Bu konuda idealleriniz olduğuna dair bir izlenim edindim ben. Çocuk ve Gençlik Tiyatrosu’nun önemi ve çocuklarla gençlerin eğitiminde tiyatronun işlevi konusunda ne düşünüyorsunuz?

Yine bir düzeltme yapmak zorundayım, Assitej Yönetim Kurulu üyesi değilim, Tiyatrotem topluluk olarak Assitej üyesi. Çocuk ve Gençlik Tiyatrosu konusunda ideal demeyelim, kendimce kimi düşüncelerim var. Tiyatronun bugün seyirci ya da icracı olarak büyükler için taşıdığı önem, çocuklar ve

gençler için yapılan tiyatroyu belirliyor, çünkü çocuk ve gençlik tiyatrosunu yine büyükler yapıyor. Tiyatronun özellikle çocukların ve gençlerin eğitimi için fazlasıyla kullanıldığını düşünüyorum. Hatta bundan başka bir işlev üstlenmesi pek istenmiyor sanki.

 14.Bir de sizin Türkiye’de Çocuk ve Gençlik Tiyatrosu ile ilgili düşüncenizi öğrenebilir miyiz?. Çünkü yurt dışında Danimarka başta olmak üzere dünya ülkelerinin çocuk ve gençlik tiyatrolarına ne derece önem vermekte olduğunu birebir gözlemleme şansına sahip olduğunuzu düşünüyorum. Bu konuda Türkiye’de kime ne görev düşüyor sizce? Ne yapılmalı?

Az önce söylediğimi yineleyeceğim. Aslında bu konuda kanaat önderliği yapmak istemem. Danimarka’da gördüğüm kadarıyla, çok deneyimli ve çok yetenekli oyuncular yıllardır yalnızca çocuklar ve gençler için oyun üretiyorlar. Benim için ilginç olan hangi yaş grubuna yönelik olursa olsun gösterimlerin yetişkinler tarafından da ilgiyle izleniyor olması. Çocukların yarının değil bugünün seyircisi olduğu sık sık dile getiriliyor. Bu konuda Türkiye’de yine tiyatroculara görev düşüyor herhalde. Belki Türkiye’de sirk daha yaygın ve talep edilir bir gösteri türü olsaydı, işimiz biraz daha kolaylaşırdı diye düşünüyorum.

 15.Pek fazla izleme fırsatınız oldu mu bilemiyorum. Ama son dönemde amatör toplulukların başarılı ürünleriyle sık karşılaşır olduk.  Amatör tiyatrolar konusunda ne düşünüyorsunuz? Sizce ‘amatör tiyatro’ nedir?

Bu benim eksikliğim diyebilirim. Uzun süredir amatör topluluk izlemiyorum. Dolayısıyla bu gün itibariyle amatör tiyatrolar konusunda ne söylesem yalan olur. Ben açık söylemek gerekirse ‘amatör’ ayrımını yapmakta zorlanıyorum. Türkiye’de daha çok yetersizlik bildiren bir sıfat olarak kullanılıyor ne yazık ki.

 16.Siz Ankara doğumlusunuz ve öğreniminizi de Ankara’da tamamladınız. Orda kurduğunuz bir düzen vardı. Bunu bozarak, bozmayı tercih ederek demeliyim belki de, İstanbul’a geldiniz. Bu gelişinizdeki temel amaç neydi?

İstanbul’a geldim çünkü içinden deniz geçiyor.

 17.İstanbul’da sanırım 6 yıl kaldınız. Sonra tekrar Ankara ve yine Dil-Tarih’de doktora. Bu hedeflediğiniz bir şey miydi? Bazı nedenlerle ara verip, idealinizi gerçekleştirme isteğiyle mi döndünüz Ankara’ya?

Bir kez daha küçük bir düzeltme yapacağım: 1991 yılından bu yana İstanbul’da yaşıyorum yani yaklaşık on dört yıldır. Doktoraya Eskişehir’de konservatuvarda çalışırken başladım, çünkü araştırma görevlisiydim ve akademik kariyer yapma zorunluluğu vardı. Daha sonra tezimi İstanbul’dayken tamamladım. 1992-93 sezonunda ise İstanbul’daki evi kapamadan Ankara’da AST’ta çalıştım.

 18.Tezlerinizin konusu çok ilginç bence. (11.ve13.yy) Fransız Ortaçağ Din Dramı ve Dindışı Dram. Bu, kendi seçtiğiniz ve üzerinde çalışmak istediğiniz bir konu muydu? Oyuncu, yönetmen, çevirmen ve aslında bir sanatçı olarak bu tezlerin Şehsuvar Aktaş’a ne kattığını sorabilir miyim?

Mezuniyet tezimin başlığıyla yüksek lisans tezimin başlığından söz ediyorsunuz anladığım kadarıyla. Bu konuda beni yönlendiren hocam Metin And oldu, tiyatro bölümünde bu türden bir tez çalışması yapılmadığını belirterek kendisi beni yönlendirdi. Özellikle dindışı dram yani ortaçağ farsları ve bu türün ortaoyunuyla karşılaştırılması oldukça heyecan vericiydi. Bu tezlerin bana ne kattığına gelince, ortaçağın tiyatro için de karanlık bir çağ olduğuna ilişkin bir kanım vardı, bunun aslında hiç de öyle olmadığını öğrendim.

 19.Pek çok topluluk var içinde yer aldığınız. AST, Kumpanya, Yeditepe Oyuncuları, Tiyatrohane, Tiyatro Ti, Tiyatro Oyunevi, Bilsak ve kısa bir dönem de İstanbul Şehir Tiyatroları. Nedir bu çeşitliliğin nedeni? Kuruculuğunu üstlendiğiniz Tiyatrotem son durak mı?

Farklı anlayışlardaki topluluklarda çalışmayı istedim önce, biraz fazla gezindiğim düşünülebilir ama ben yararını çok gördüm. Ayrıca kiminde yalnızca bir ya da birkaç yapım için çalıştım, çoğunda rastlantının büyük payı var. Bu arada hemen bir küçük saptama yapayım, sadece yanlış anlamaları gidermek için: Andığınız Kumpanya adlı topluluk 1986 yılında öğrenciyken kurduğumuz amatör bir topluluktu, İstanbul’daki Kumpanya’yla bir ilgisi yok.

Umarım Tiyatrotem son durak olur. Aslına bakılırsa Ayşe Selen de ben de bu dört yıllık süre içerisinde Tiyatrotem’i yürütürken başka topluluklarla da çalıştık. Yine tek bir prodüksiyon çerçevesinde belirli bir süre içindi bu çalışma. Ama biz artık tiyatro söz konusu olduğunda yalnızca Tiyatrotem için mesai harcamayı istiyoruz.

  20.Bu topluluklarda gerek oyuncu, gerek yönetmen olarak görev alırken, istemeden içinde yer almak zorunda kaldığınız bir proje oldu mu? Ya da şu an dönüp baktığınızda keşke şu toplulukta şu çalışmada yer almasaydım dediğiniz bir şey var mı?

Oyuncu olarak bir kez oldu.

 21.Aynı soruyu içinde yer aldığınız TV yapımları  ve sinema filmleri için de sormak istiyorum. Daha üniversite döneminde TRT’nin iki dizisinde rol almışsınız: Kavak Yelleri ve İstasyondaki Pastane. Ve son dönemde de (Hiçbiryerde, Yazgı ve İnşaat) üç filmde oynadınız. Fakat eminim içinde yer aldıklarınızdan çok daha fazla teklif gelmiştir yapımcılardan. Hangi kriterler, içinde yer alacağınız projeye karar verirken etkili oluyor sizin için?

Bana çok fazla teklif gelmedi hiçbir zaman. Belki son zamanlarda durum biraz daha farklı. Bir projeye karar verirken her zamanki gibi senaryo ve işin maddi karşılığı etkili oluyor. Ama bu değişken bir durum, gönlünüze göre bir projeyi seçmek için zaman gerekiyor, bunu sağlayacak maddi koşullar var ise bir sorun yok.

 22.Söz dizilerden açılmışken, bu sezon da Haziran Gecesi gibi reytingi yüksek, popüler bir projede yer alan biri olarak; dizi sektörünün bugün itibariyle durduğu yer, kapladığı alan konusunda ne düşünüyorsunuz? Sizin bir tiyatro sanatçısı olarak, dizide oynama fikrine yaklaşımınız nedir? Haziran Gecesi’nde rol almanızın nedeni nedir örneğin?

Dizilerin kapladığı alan konusunda ancak bir seyirci olarak bir şeyler söyleyebilirim. Çünkü 1995’ten bu yana ikinci kez bir dizide çalışıyorum. Dizilerin insanların günlük yaşamında önemli bir yer kapladığına tanık oluyorum ama aynı zamanda kolay unutuluyor. Sinemayla dengelense çok daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Bir dizide oynama düşüncesine olumsuz bir yaklaşımım yok. Haziran Gecesi’nde rol almamın nedeni öncelikle ekonomiktir.

 23.Bir de geçmişinize baktığımızda sinema filmleri, dizi ve  tiyatroyla karşılaşıyoruz. Şehsuvar Aktaş’a en çok keyif veren hangisi? Oyuncu olarak bir sıralama yapmanızı istesem tiyatro, dizi oyunculuğu ve sinema size verdiği hazza göre nasıl sıralanır?

Gönlüm önce tiyatrodan yana. Orada öğrendiklerim sayesinde dizilerde ve sinemada iş bulabildiğim kanısındayım.                  

24.Tiyatroya dönelim yeniden. Birlikte çalıştığınız topluluklara göz atarken, 1999’da İBŞT’de ‘’Bir Avuç İnsan Minsan’’ da yer aldığınızı gördüm. Bildiğim kadarıyla şu an Şehir Tiyatroları oyuncusu değilsiniz. Şehsuvar Aktaş ismini neden şehir ya da devlet tiyatroları kadrolarında göremiyoruz? Tesadüf mü, tercih mi?

Bir Avuç İnsan Minsan oyununu, aynı zamanda oyunun yazarı olan Ayşe Selen’le birlikte, İBŞT için yaptık. Daha doğrusu gelen bir öneri doğrultusunda Şehir Tiyatroları’na önerdik, kabul edildi ve bir İBŞT yapımı olarak bir sezon Cep Tiyatrosu’nda oynadık, yani uzun soluklu bir iş değildi. Adımı şehir ya da devlet tiyatroları kadrolarında görememeniz tamamen benim tercihimden kaynaklanıyor.

25.Sanırım yönetmenlik deneyiminiz de var. 97’de Tiyatro Oyunevi’nde (Çocuklar için gölge oyunu) Taner Birsel ile birlikte Bir Avuç Hayvan Mayvan’ı yönetmişsiniz. Bunun dışında herhangi bir projede yönetmen olarak görev aldınız mı? Hem oyuncu hem yönetmenlik tecrübesine sahip biri olarak, tiyatroda yönetmenin oyuncu üzerindeki etkisi nedir sizce? Ve bir özeleştiri: Nasıl bir yönetmen olduğunuzu düşünüyorsunuz?

Yönetmenlik yaptım denemez, bu aslında bütünüyle ortak bir çalışmaydı, ben dışardan profesyonel bir seyirci gibi bakıp düşüncemi belirttim, bu konuda Taner Birsel de çok yardımcı oldu. İlk gölge oyunu deneyimimizdi. Oyunevi’nde çalışan herkesin katkısı oldu. Bunun dışında herhangi bir projede yönetmen olarak görev almadım. Kısacası ben yönetmen olmadığımı düşünüyorum.

Yönetmenin oyuncu üzerindeki etkisine gelince, bu yönetmenle oyuncu arasındaki ilişkiye, sahneleme konusundaki görüşlerine bağlı bir konu.

26.Tiyatro ya da sinema, oyuncu olarak aldığınız bir ödül var mı? Günümüzde çok çeşitli dallarda, çok çeşitli ödüllerin sıkça verildiğini görüyoruz. Sizce ödül başarının kanıtımıdır? Başarıya nasıl bakıyorsunuz, sizce başarı nedir?

Ödül almadım. Ödül sonuç olarak bir şeye karşılık olarak veriliyor. Benim için başarı, özellikle tiyatroda yapmak istediğimi yapabiliyor olmak.

27.Peki Türk tiyatrosunun gelenekselini, aşırıya kaçmadan kullanarak kendine özgü yeni bir tarz yaratan Tiyatrotem’e verilen bir ödül var mı? Yurt dışında da birçok festivalde yer alarak, Türk geleneksel tiyatrosu adına başarılı bir tanıtım yaptığınızı düşünerek soruyorum bunu.

Hayır yok. Ayrıca şimdiye kadar yurtdışında yalnızca üç festivale katıldık...

28.Kendinizi çok yakın hissettiğiniz oyuncular, yönetmenler, yazarlar ,sanatçılar var mı? Takip ettiğiniz ve ilgilendiğiniz oyuncular, yönetmenler ve yazarlar kimler?

Elbette var. Son dönemde oyuncu, yazar ve yönetmen olarak Berkun Oya’yı gıptayla izliyorum.

29.Bugüne kadar sizi zorlayan bir rol oldu mu? Ve size en çok keyif veren rolünüz hangisiydi? Böyle bir ayrım yapabilir misiniz?

Ben hangi oyun olursa olsun hep çok zorlandım ve hepsinden de keyif aldım. Şöyle söyleyeyim, bu çocukken boş bir inşaatın ikinci katından aşağıdaki kum tepesine atlamaya benziyor. Kuma atlarsınız, dönüp atladığınız yere bakarsınız ve yine atlamak istersiniz.

30.Şehsuvar Aktaş role nasıl yaklaşır? Bir rolü nasıl inşa eder? Sezgiyle hareket eden bir oyuncumusunuz? Sezgi-akıl-mantık, teknik donanım. Bunları oyunculuktaki paylarına göre sıralamanızı istesem.

Böyle bir sıralama yapmak benim için zor. Bir rol çalışırken bunu öncelikle bir “hareket” olarak kavramaya ve göstermeye çalışırım ve bu hareketi, başka deyişle bir hareket dizgesini oluştururken olabildiğince seçik, pürüzsüz olmasına gayret gösteririm.

31. Bir sanatçının ne ürettiğimi, nasıl ürettiğimi sizin için daha önemlidir?

Neyi nasıl ürettiği önemlidir.

32.Biraz da çevirmen Şehsuvar Aktaş’tan söz edelim. Çeviri yapmaya ne zaman başladınız, nasl bir itki kaynağı sizi çeviriye yöneltti?

Ben çeviri yapmaya ekonomik nedenlerden ötürü yedi yıl önce başladım.

33.Ioenesco’nun Mitos Boyut’tan çıkan 3 oyununun çevirisini yaptığınızı biliyoruz. Bir de Metin And’ın ‘Tiyatro, Bale ve Opera Sahnelerinde Kanuni Sultan Süleyman İmgesi’ isimli kitabı var. Tabii bunların yanısıra başka çevirilerinizin de olduğunu biliyoruz. Çeviri yapan biri olarak sizden Fransızca ile Türkçe’nin dilsel yapısını, olanaklarını karşılaştırmanızı istesem. Çeviri yaparken ne gibi zorluklarla karşılaşıyorsunuz örneğin?

Ionesco’nun yalnızca bir oyununu çevirdim. İki dil arasında bir karşılaştırma yapmak daha çok bir dilbilimcinin harcı. Çeviri yaparken her zaman çok zorlanıyorum.

34.Şu an üzerinde çalıştığınız bir kitap var mı? Devam edecek mi çeviri hayatınızda yer almaya?

Şu an üzerinde çalıştığım bir kitap yok. En son olarak Ayşe Selen’le birlikte Alfred Jarry’nin “Kral Übü” oyununun tam metnini çevirdik, Mitos Boyut Yayınları’ndan çıktı. Daha çok tiyatroyla ilgili kitaplar çevirmek, özellikle oyun çevirmek isterim. Ama şu an için görünürde bir şey yok.

Bu keyifli sohbet için teşekkürler ve sizin de Tiyatrotem’in de yolu açık olsun.