YENİ SEZON’DA BBT…

Genel sanat yönetmenliğini Müşfik Kenter’in üstlendiği Bakırköy Belediye Tiyatroları bu sezon 15. yılını kutluyor. Yeni sezona, ilk kez 29 Ekim’de seyirciyle buluşan usta yazar Yaşar Kemal’in yazdığı Müşfik Kenter’in yönetmenliğini üstlendiği Teneke adlı oyunla giriş yapan Bakırköy Belediye Tiyatroları, şimdi de Bertolt Brecht’in Sezuan’ın İyi İnsanı adlı oyunuyla yoluna devam ediyor. Ali Taygun’un rejisiyle seyirci karşısına çıkacak olan oyunda insanın hem iyi olup, hem de nasıl ayakta kalabileceği tartışılıyor.

Geçen sezon sadece birkaç kez seyirciyle buluşan Curzio Malaparte’nin yazdığı Orhan Kemal Aydın’ın yönettiği; ikinci dünya savaşı sonunda işgal altındaki Avusturya’da erkeklerini savaşta kaybeden kadınların uğradığı tecavüz, sürgün, yiyecek karşılığı fuhuşa zorlanma gibi temaların anlatıldığı Kadınlar da Savaşı Yitirdi ise sezonun diğer yeni yapımlarından biri. Geçtiğimiz sezon her yaştan izleyicinin ilgiyle izlediği Bakırköy Belediye Tiyatroları tarafından gerçekleştirilen gölge oyunlarına da bu sezon bir yenisi eklenmiş. Sihirli Lamba.adlı yeni Karagöz oyunu, geleneksel gölge oyunumuzu yeni figürler ve temalarla bugüne başarılı bir şekilde uyarlayan, alanın en önemli temsilcilerinden biri olan Cengiz Özek yönetiminde seyircisiyle buluşmayı bekliyor.

Fikret Terzi ’nin yazdığı Didem Germen Aydın’ın yönettiği Barış Ormanında Yarış ve Haluk Işık’ın yazıp Defne Şener Günay ‘ın yönettiği Harikalar Mutfağı adlı çocuk oyunları da yeni sezonda gösterime devam edecek oyunlar arasında.
Genç kadrosu ve dinamik yapısıyla sezonun iddialı topluluklarından biri olan Bakırköy Belediye Tiyatrosu, geçmişten bugüne gerek gençlerin küçük yaşlarda tiyatroya başlayabileceği ve kaliteli bir eğitim alabileceği çocuk kulüpleri, gerekse genç yeteneklerin kendilerini ifade edebileceği, kendilerini geliştirebileceği sanat atölyeleri ve halk sahneleriyle hem tiyatro heveslilerine hem de konservatuar mezunu eğitimli gençlere varolabilecekleri bir alan yaratması açısından oldukça önemli bir yere sahip.
Bu sezon sahnelenen Sezuan’ın İyi İnsanı’nda rol alan, 1976 doğumlu ve Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü mezunu Defne Şener de BBT’nin hem genç hem de yetenekli isimlerinin başında geliyor. 1997’de Bakırköy Belediye Tiyatroları’na giren, sayısız oyunda rol alan Defne,
BBT’de 1999-2000 sezonunda sahnelenen Ocak adlı oyunda ve halen sahenlenmekte olan Bahar Noktası ile 2002-2003 sezonunda Emre Kınay’ın yönettiği İkinci Caddenin Mahkumu’nda yönetmen yardımcılığı görevini üstlenmiş. Kenter Tiyatrosu’nda Oğuz Aral’ın yazıp yönettiği Huysuz İhtiyar’da reji asistanlığı da yapan Defne, 2003-2004 sezonunda sahnelenen Harikalar Mutfağı isimli çocuk oyununu da başarıyla yönetmiş. Bakırköy Belediye Tiyatroları’nın gelecekte de başarılı yönetmenleri arasında ismini görmeyi umduğumuz Defne’nin asıl başarısı sahne üstünde.
BBT’nin 2000-2001 sezonu yapımlarından İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu adlı oyunda ‘’Kasketli’’ rolüyle Afife Jale en iyi yardımcı kadın oyuncu ve Bahar Noktası’nda ‘’Eleni’’ rolüyle Afife Jale Müzikal ya da Komedi dalında en iyi yardımcı kadın oyuncu ödüllerine aday gösterilmiş. Yeteneğiyle ve oyunculuğuyla sahnede izlediğinizde diğer oyuncularla arasındaki farkı kolaylıkla yakalayabileceğinizi düşündüğümüz bu genç oyuncuyu yakından tanımak ve kısa fakat başarılı tiyatro serüveniyle, tiyatroya gönül vermiş, hevesli genç okurlarımıza örnek olacak Defne’yi sizlere tanıtmak adına köşemize konuk ettik. Biz sorduk Defne’de tüm samimiyetiyle yanıtladı. İşte röportajımız…
 
DEFNE ŞENER
Öncelikle geçmişinizden başlayalım, oyunculuk serüveninizin ilk yıllarına dönersek, nasıl başladı tiyatro, ya da oyunculuk? Heves miydi, ideal mi?

Tiyatroya annemin teşvikiyle 13 yaşında, İstanbul İl Halk Kütüphanesi Tiyatro Topluluğu'yla (İLKO) başladım. 15 yaşında tiyatro oyuncusu olmaya  karar vermiştim. Lise düzeyinde tiyatro öğrenimi olmadığı için, düz liseyi  bitirdikten sonra konservatuvara girdim.

Mimar Sinan Devlet Konservatuvarı’na girdiniz, 1998’de de mezun oldunuz.  Nasıl bir süreçti konservatuvar yılları? Pek çok genç konservatuvar mezunu gibi, öncelikle oyuncu olmanın ağır yüküyle karşılaştığınızda vazgeçmeyi  düşündünüz mü? Ya da bu işin size göre olmadığını?

15 yaşında tiyatrocu olmaya karar verdiğimden, kendimi konservatuvara  hazırlamaya çok zamanım oldu. Konservatuvar benim için gerçekten çok eğitici  bir süreçti. Çünkü okulu hiçbir zaman amaç olarak görmedim, seçtiğim yolda  bir araçtı. Ancak az gelişmiş bir ülkede, sanata gereken değerin verilmediği  bir ortamda, elbette kimi zaman "Ben ne yapıyorum?" dedim. Ama hiçbir zaman  yerine başka bir iş koyamadım. Başka bir iş yapmayı bilmiyorum.

Konservatuvara girmek isteyenlere söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?  Öneri, ya da uyarı?

Keşke üniversitede değil de, eskiden olduğu gibi lisede başlasa tiyatro eğitimi. (Şu an bir lise var ama özel okul.) Sanırım, o zaman daha bilinçli  bir seçim olacaktır bu, gençler için. Ama bu, tamamiyle eğitim sistemiyle  ilgili. Gençler ilgi alanlarına ve yeteneklerine göre yönlendirilmiyor.  Amaçlarını ve hayata nereden bakmak istediklerini çok iyi düşünmeli ve ona  göre karar vermeliler.

 

Hocalarınız kimlerdi? Aldığınız eğitimi ve genelde Türkiye’deki konservatuar eğitimini, eğitim sistemini değerlendirebilir misiniz?

Müşfik Kenter, Zeliha Berksoy, Cihan Ünal, Zekai Müftüoğlu, Semra  Karlıbel, Murat Karasu, Merih Tangün sahne hocalarımdı. Tiyatro eğitiminde en büyük görevlerden birinin öğrenciye düştüğünü  düşünüyorum. Size verilenlerin dışında bir şey alma çabanız yoksa, mezun  olduğunuzda söyleyecek sözünüz olmaz. Söyleyecek sözünüz yoksa, tiyatro  yapmanızın da bir anlamı yoktur bence. Oyuncu adayı olarak hocalarınızın  bilgilerini ve tecrübelerini sömürmelisiniz. Ancak bu iyi bir eğitim  sisteminde geçerli. Ben kendi dönemim için iyi bir eğitim aldığımı düşünüyorum. Bu gün  itibariyle baktığımızda ise, her yıl yeni açılan konservatuvarlarla birlikte  Türkiye genelinde en az 150 kişi mezun oluyor. Peki bu kadar insan tiyatro  yapabiliyor mu ? Tiyatro yapacak olanaklara sahip mi ya da destek görüyor mu? Başka bir soru da tabi, bu kadar insan nasıl bir eğitim görüyor ? Okulları  açıyorlar ancak ne gerekli ekipman ne de gerekli eğitmen desteği sağlanıyor.  Bir ülkeye sanatçı adayı yetiştirmek çok büyük bir sorumluluk, ama bu  sorumluluğun farkında olan çok az insan var ne yazık ki.

Oyunculuk için, daha doğrusu iyi bir oyuncu olmak için eğitim şart mıdır sizce? Yetenek ve eğitimin oyunculuktaki etkileri konusunda düşünceniz nedir?


İyi bir oyuncu olmak için zeki olmak gerek. İnsanın kendi kendini eğitimesi şart. Yetenek bu işin küçük bir kısmını oluşturuyor. Usta-çırak ilişkisi çok  önemli. İyi bir oyuncu adayı bunu okulda da yapabilir, tiyatro sahnesinde de.  Akademik eğitimin olması elbette iyi, ama zekiyseniz ve gerçekten oyuncu  olmak istiyorsanız, bunu asıl sahnede öğrenirsiniz.

Sanırım mezun olduktan sonra Bakırköy Belediye Tiyatroları’na girdiniz, tabi öncesinde farklı tiyatro topluluklarıyla birkaç çalışmanız oldu, bulunduğunuz kurum ve kurum içerisinde sizin yer aldığınız konum hakkında ne söyleyebilirsiniz?

Bakırköy Belediye Tiyatroları, gençlere fırsat tanıyan, gençleri destekleyen, teşvik eden bir tiyatro. Çok şanslı olduğumu düşünüyorum.  Tiyatro yapıyorum.

Peki başarıya nasıl bakıyorsunuz, sizce nedir başarı?

Benim için başarı kelimesi yerine, mutlu olmak ya da olmamak var. Oyun  oynanıp bittiğinde selam verirken, seyircinin gözlerinden o gün mutlu olup  olmamam gerektiğini anlıyorum.

Bugüne kadar sizi zorlayan bir rol oldu mu? Ve size en çok keyif veren rolünüz hangisiydi? Böyle bir ayrım yapabilir misiniz?


En son hangi oyunu ve rolü çalıştıysam o gün için beni en çok zorlayan ve keyif veren rol o oluyor. Şimdiye kadar böyle oldu bu.

Rolünüze nasıl yaklaşıyorsunuz? Bir rol nasıl inºa edilir? Sezgiyle hareket eden bir oyuncu musunuz mesela? Ya da bir oyuncu için teknik donanımın önemi, gerekliliği ne kadardır?

Bir oyunda bana görev verildiğinde, oyun ve yazar hakkında hiçbir şey bilmiyormuş gibi, sıfırdan çalışmaya başlarım. Önce yazarı, hangi dönemde yaşadığını, hayatını incelerim. Sonra oyunun hangi dönemde geçtiğini,  akımını, oyunun içeriğini, ne anlattığını incelerim. Bunların sonucunda rolü  nasıl ele almam gerektiği çıkar ortaya, rolü çalışmaya başlarım. Sezgilerime  çok güvenirim. Ancak teknik donanım da çok önemli. Tüm bunlar bir işin  temelini oluşturuyor benim için. Biri olmazsa temel eksik atılmış olur ve rolü, oyunu sağlam inşa edemem.

BBT’nin ikinci dönem oyunu olan Sezuan’da başrolü üstleniyorsunuz, oldukça zor bir rol. Çok çalıştığınızı, rolünüze fazlasıyla konsantre  olduğunuzu duyduk… Nasıl hazırlandınız?

Yönetmenimiz Ali Taygun ile ilk görüşmemizden ve oyunda yer alacağımı  öğrendikten sonra Brecht hakkında bir araştırma yapmaya başladım. Epik  tiyatro üzerine yazılmış eserleri okudum. Oyunumuzun dramaturgu Sibel Arslan  Yeşilay'dan yardım istedim ve oyunla ilgili dökümanları topladım, inceledim.  Mezuniyet oyunlarımdan biri Brecht'in Kafkas Tebeşir Dairesi adlı oyunuydu.  O dönem, hocam Zeliha Berksoy ile yaptığımız çalışmalarında çok yardımı  oldu. Hemen eski defterleri, notları çıkarıp gözen geçirdim. Bu ön hazırlığın ardından oynayacağım rol belli oldu ve bu kez de rolle  ilgili çalışmalara başladım.Uzun, zorlu ama çok

keyifli bir süreçti.  Sezuan'ın İyi İnsanı'nda Defne, Şen Te'yi oynuyor, Şen Te ise Şui Ta'yı.  Sanırım bu yüzden en çok Şen Te'yi çıkarmaya çalışırken zorlandım.

Oyunun dramaturjisiyle ilgili biraz konuşabilir miyiz? Yönetmenin  yaklaşımı nasıldı sizce? Bir de oyunun sahneye konma aşamasında sizin oyuncu  olarak müdahale şansınız oluyor mu diye merak etmişimdir hep?

Yönetmenimiz Ali Taygun'un oyuna yaklaşımında ikna olmadığım hiçbir şey yok. Provalara başladığımızda ne konuştuysak, hemen hepsini  gerçekleştirebilme fırsatımız oldu. Yönetmen olarak Ali Taygun reji  anlayışını, oyunun genel çatısını belirledi. İki hafta boyunca yönetmen,  dramaturg, tasarımcılar ve oyuncularla birlikte metin inceleme çalışmaları  yapıldı. Sahne provalarına geçtiğimizde Ali Taygun, oyuncuların rolü yaratma  sürecinde bizleri gerçekten çok özgür bıraktı. Oyunu o yönetti, rolleri biz  ortaya çıkardık. Kendi adıma rolümü çıkartırken Ali Taygun beni çok iyi  yönlendirdi. Bana çok iyi bir rehber oldu. Şöyle söyleyebilirim: İkna  olmadığım tek bir cümle, tek bir eylem yok oyunda.

Müşfik Kenter hem okulda hocanızdı, hem de şu an çalışmakta olduğunuz kurumun genel sanat yönetmenliğini yürütüyor. Nasıl bir duygu Müşfik Hoca’yla çalışma şansına sahip olmak? Elbette keyifli olduğu kadar  zor yanları da vardır. Bunlardan biraz bahsedebilir misiniz?

Müşfik Kenter ile okul dahil 11 senedir çalışıyorum. Öğrencilikte de hocam olduğu için sonrasında onunla çalışırken hiç zorlanmadım. Müşfik  Kenter Türk tiyatrosunun duayenlerinden. Onunla çalışmak gerçekten çok büyük  bir şans.

Bir oyuncu olarak çalıştığınız yönetmenin üzerinizde ne gibi etkisi oluyor, ya da daha genel bir soruyla yönetmenin tiyatroda, oyuncular açısından önemi nedir sizce?

Her yönetmenin farklı bir reji anlayışı vardır. Ben yeni bir oyuna  başlayacağım zaman, önce yönetmenin rejiye bakışını, sonra oyuna bakışını  anlamaya çalışıyorum. Oyunun koçudur yönetmen. Ne yapmak istediğini  anladığınızda oyuncu olarak işiniz kolaylaşır. Yönetmenle ne kadar çok  savaşırsanız ortaya çıkması gereken sonuç o denli uzaklaşır sizden. Elbette  çatışmalar da olacaktır, uzlaşmalar da. Bir rolü yaratma sürecinde bunlar  çok keyiflidir aslında. Sonuç olarak çalışılan oyun hepimizin rüyasıdır;  Oyuncunun, yönetmenin, tasarımcıların. Bu ortak rüyaya ne kadar sahip  çıkarsak, sonuç o denli keyifli olur.

BBT’de Müşfik Kenter’in ve Emre Kınay’ın yönettiği oyunlarda yönetmen yardımcılığı yaptınız, ve Kenter Tiyatrosu’nda Oğuz Aral’ın yönettiği Huysuz İhtiyar’da reji asistanıydınız. Oyunculuğun yanısıra yönetmenlik hevesiniz, ya da ilginiz olduğunu da söyleyebilir miyiz?


Yönetmen yardımcılığını, asistanlığı çok severek yapıyorum. Bir oyunu, oyuncu olarak, sahnede olmadan yaratma aşamasında olmak, oyunculuğa farklı  bir yerden bakmamı sağladı. Farklı bakış açıları geliştirebilmeme neden  oldu. Ancak yönetmen olabilmek için, çok geniş bir vizyona sahip olmak  gerek. Benim için çok erken. Hiçbir zaman yönetmen olmak gibi bir hevesim  olmadı.

Ben de 2003-2004 sezonunda BBT’nin çocuk oyunlarından biri olan Harikalar Mutfağı’nı yönettiğinizi  öğrendiğimde, bunun yönetmenliğe ilk adım olduğunu düşünmüştüm. Peki çocuk tiyatrosuna özel bir ilginiz olduğunu söyleyebilir miyiz?


Yönetmenliğe bir adım değil benim için. Tamamen çocuklarla ilgili bunu yapma nedenim. 2 sene önce İspirtohane Kültür Merkezi'nde, 8-13 yaş dönemi  çocuklarla, konservatuvarda hareket hocam olan, halen aynı tiyatroda görev  yaptığımız oyuncu arkadaşım Fidan Tek ile birlikte drama öğretmenliği  yaptım. Onun da teşvikiyle, 1 sene boyunca çocuklarla çalıştıktan sonra,  onlardaki olumlu ilerlemeye şahit oldum.Ve çocuklara söyleyecek sözlerim  olduğunu fark ettim. Bu sebeple, kurumum çocuk oyunu yapmamı önerdiğinde,  oyunu yapmayı kabul ettim ve Harikalar Mutfağı'nı yaptık.

Çocuk ve Gençlik Tiyatrosu’nun önemi ve çocuklarla gençlerin eğitiminde tiyatronun işlevi konusunda ne düşünüyorsunuz?


Çocuk ve Gençlik Tiyatrosu'nun çok önem verilmesi gereken bir dal olduğunu düşünüyorum. Eğitimde kesinlikle atlanmaması gerek. 21. Yüzyılda,  tek bir bakış açısıyla düşünmeye zorlandığımız bir çağda, bunun bir  zorunluluk olduğunu düşünüyorum. Hayatı tek açıdan yaşamaya zorlanan  televizyon çocuklarına daha fazla alternatif olduğunu göstermemiz  gerektiğine inanıyorum.

Sanırım kısa bir dönem İstanbul Devlet Tiyatrosunda çocuk oyunu  kadrosunda rol aldınız. Ketçaplı Spagetti’den sonra başka bir çocuk oyununda  ya da devlet tiyatrosunun herhangi bir oyununda yer aldınız mı?

Ketçaplı Spagetti adlı çocuk oyununa turne zamanı, oyuncu bir arkadaşın  yerine girip oynamıştım. Daha sonra Devlet Tiyatrosu'yla hiç çalışmadım.

İsminizi devlet tiyatroları kadrosunda ya da İstanbul Büyükşehir Belediye Tiyatroları’nda görmememizin nedeni nedir, tercih olduğunu  söyleyebilir miyiz? Yoksa tesadüf mü?

Aslına bakarsanız, okulda okurken ödenekli devlet kurumunda çalışmak  gibi bir düşüncem hiç olmamıştı. Mezun olduğumda tesadüfen gelişti her şey.

 

Reklam filmleri, diziler ve birkaç sinema filminde de görüyoruz sizi.  Sizin tiyatro eğitimi almış bir oyuncu olarak, dizi ve reklamlarda oynama  fikrine yaklaşımınız nedir? Bu sezon Müjgan Bey dizisinde rol aldınız örneğin, bu  dizide rol almanızın nedeni neydi?

Evet, tiyatro eğitimi almış bir oyuncuyum. Ama sadece tiyatro oyuncusu  gibi bir kalıba sokmadım kendimi hiçbir zaman. Oyuncuyum ve aklıma yattığı  sürece oyuncu olarak her işte yer alabilirim. Müjgan Bey adlı Tv dizisinde  öncelikle senaryosunu ve oyuncu kadrosunu beğendiğim için oynadım.

Söz dizilerden açılmışken, dizi sektörünün bugün itibariyle durduğu yer,  kapladığı alan konusunda ne düşünüyorsunuz?

Televizyon bağımlılığı tüketiminin son safhalarındayız ve bu da bir gün tükenecek diye umuyorum. Sadece dizi, film ya da reklam değil, önemli bir  haberi bile tüketme eğiliminde olduğumuz bir çağda yaşıyoruz. En büyük doğal  afet haberleri bile unutuluyor.Savaşı canlı yayında izliyor ve  geçiyoruz. Tüketimin bu denli çığırından çıktığı bir zamanda varolmaya  çalışıyoruz. Hem yaşamda hem de bulunduğumuz yerlerde, yaptığımız işlerle.  Elbette yapılan ve yerine ulaşan işler de var. Bir gün bunların  çoğalacağına inanıyorum . Ama Brecht'in bir lafı var: "Önce gelir tıkınmak,  sonra ahlak." Sanırım önce çözülmesi gereken başka sorunlar var.

Biri uzun biri kısa olmak üzere iki filmde, birkaç reklamda ve dizilerde rol alan biri olarak hangi kriterler, içinde yer alacağınız projeye karar verirken etkili oluyor sizin için?

Reklamda maddiyat, film ve dizilerde ise; senaryosu, içeriği, oyuncu  kadrosu etkili oluyor.

Oyuncu olarak bir sıralama yapmanızı istesem tiyatro, dizi oyunculuğu ve  sinema size verdiği hazza göre nasıl sıralanır?

Oyunculuk yaptığım her işi çok keyif alarak yaptım. Ama derdimi sadece  tiyatro yaptığımda yani, yaptığım işi neden yaptığımı sadece tiyatroda  seyirciyle buluştuğumda anlayabiliyorum.

   

Tiyatro oyunculuğunun en büyük farkı seyirciyle iç içe oluşu sanırım.Usta  bir oyuncu seyirciyi dikkate almayan bir oyuncunun varolamayacağını çok güzel  anlatıyor bir söyleşide:’2 ölçü hidrojen nasıl 1 ölçü oksijene muhtaçsa biz de öyle muhtacız  seyirciye’diyor. Tabii karşılıklı saygıyla. Siz seyirciden etkilenen bir  oyuncu musunuz? Salonun o gösterideki durumu, oyununuzu ne ölçüde etkiler?

Her oyunda, seyirci bir aura oluşturur. O auranın enerjisi elbette  oyununuzu etkiler. Bu etki oyunun düşmesi ya da yüksek oynanması ile  ilintili değil. Her oyunda aynı şeyi söylemezsiniz. Aynı oyunda seyirciye söylediğiniz binlerce cümle vardır aslında. Seyircinin aurası sizden olan  talebidir. Bu talep doğrultusunda siz de o aurayla bir olup onların duymak  istediklerini söylersiniz, yani ortak bir aura oluşturursunuz.

Size en yakın tarz hangisi, ne tür bir oyunda oynarken daha rahat  olursunuz, dram mı, komedi mi size daha çok keyif verir örneğin?

İnandığım ve savunduğum bir oyun olduğu zaman rahat olurum. Bunlar  olduğu sürece ikisinden de çok keyif alıyorum.

Öncelikle oyunculuk anlamında önünüzde bir ideal var mı diye merak  ediyorum. İsminizi görmek istediğiniz bir yer var mı mesela? Sinema da diyebilirsiniz bana, yoksa tercihiniz sadece tiyatro oyunculuğu mu olur?

Sinema filminde oynamayı isterim elbette. Büyük ekrandan, seyirciye  ulaşabilmenin de başka bir tadı olmalı. O zamanda sinema salonuna gidip,  seyircileri mi gözlerdim bilmiyorum. Sinemada sizi canlı görmeyen  seyircinin, siz olmadan oluşturduğu enerji nasıl olur merak ediyorum. Sonuç olarak, oyunculuk benim işim, işimi seviyorum.

 

Defne Şener'e teşekkür ediyoruz

Şehsuvar Aktaş Söyleşisi