 |
|
|
| |
VEDA
SAYISI |
| |
27 MART 2008 |
|
|
|
|
Tiyatrom'un en son haberi: |
|
Tiyatrom
tiyatro yayıncılığına son
vermiştir.
|
|
İnternetin ilk tiyatro
sitelerinden biri olan
Tiyatrom.com 27 Mart Dünya
Tiyatro Gününde veda
sayısını yayına girerek
yayın yaşamına veda
ediyor.
Ertuğrul Timur tarafından
yaklaşık 8 yıldır
yayımlanan ve uzun süredir
haftalık düzenli bir yayın
periyodunu sürdüren
tiyatrom.com yaklaşık 2
yıl önce yayın yaşamından
çekilme kararı almış,
gelen talepleri dikkate
alarak bir süre daha yayın
yaşamını sürdürmüş, bu
sezon kapanacağını ilan
etmişti. Tiyatrom'un bu
kez kesin ve geri dönüşsüz
bir şekilde yayın yaşamına
son veriyor. Günlük
okunurluğu tekil 1600'lere
dek varan tiyatrom.com
medyanın tiyatroya
yeterince yer vermediği
günümüzde tiyatronun
kitlelere ulaşmasında bir
nebze de olsa gönüllülüğe
dayanan bir görev
üstlenmişti.
|
|
|
|
|
|
| |
|
Esen Yel |
 |
TEK KİŞİLİK
ÖRGÜT
A. ERTUĞRUL TİMUR
Yaşam
boyu vedalaşmaları hiç ama hiç sevmedim.
Vedalaşmalarda bir bitiş kokusu var. Bir yok oluş
silüeti var. Bu yalnızca ayrıldığınız kişinin bitişi
|
|
olmuyor, sizin de bitişiniz oluyor. Siz o
ayrıldığınız dostunuzla / arkadaşınızla varsınız o
ikili dünyada. Öğelerden biri eksilince o dünya,
dünya olmaktan çıkıyor. Kimi
ayrılıklar vardır, bitiş kokusu taşımazlar. Yok oluş
silueti olma özellikleri yoktur. Yaşam kesitinizdeki
bir ormandan ayrılırsınız. Ormanı yeniden görme
olasılığınız vardır. Üstelik yeniden gördüğünüzde
karşınızda çok daha gür bir orman bulursunuz. Bir
sanat insanı arkadaşınızdan ayrılırsınız. Yeniden
karşılaştığınızda yeni ürettiği sanat yapıtları sizi
mutlandırır.. Ve bunu önceden bilirsiniz. Çünkü
onunla vedalaşmamışsınızdır. Yalnızca
ayrılmışsınızdır
Sevgili Ertuğrul 27 Mart ayrılmasına her ne kadar
'veda' diyorsa da bu kesinlikle veda değildir. O bir
süre dinlenecektir, Belki hep ertelediği tatillerden
birini gerçekleştirecektir. Ayrılırken size
telefonunu vermemiş olabilir. Eposta adresini
vermemiş olabilir… Ama uzun bir zaman dilimi
geçmeden bir yerlerde kesinlikle onun ışığını
göreceksiniz.
Bu bir İnternet yayını olmayabilir. Yüksek tirajlı
bir yayının sayfaları olmayabilir. Bu düşündüğünüz
bir şey olmayabilir. Ama bu ışığın içinde kesinlikle
yeni üretilmiş veriler bulunacaktır…
Çünkü Ertuğrul Timur üretmeye hüküm giymiş bir
aydındır. Aydınlığa yönelmiş bir yazardır. Onun
birkaç haftadan fazla üretmeden duracağını
düşünemiyorum. Üretmediği süre birkaç haftayı geçme
eğilimi gösterdiğinde… Onun düşsel klavye sesleriyle
uykularının sürekli bölüneceğine kesin gözüyle
bakabilirsiniz…
Sevgili Ertuğrul Timur arkadaşımı dört yıldır
tanıyorum. Uzun uzun Messenger yazışmalarımız oldu.
Yazışmalarımız oldu. Ve Tiyatrom'u dört yıldır
izliyorum… Bu yayının boyutunu gördükçe şaşırmamak
elde değil. Kendim de birazcık işin içinde olduğum
için şaşırıyorum… Bir kişinin bu boyutta bir yayını
yaşatması olanaksız…
Nasıl yürüttü peki? Bu yayını sekiz yıl nasıl
yaşattı?
Ertuğrul Timur bir örgüt gibi çalıştı. Bir
örgütte bulunabilecek bir kapasiteyle çalıştı. Ve
ülkede benzer işleri yapan örgütlerin / kurumların
yapamadığı işleri gerçekleştirdi. Onun başarılı
çalışmalarını geçici bir ayrılık yazısına sığdırmak
güç…
Bunları hoşgörünüze sığınarak bir edebiyatçı
illüzyonuyla simge durumunda sergilemek istiyorum…
O
tek kişilik bir örgüt olarak çalıştı. Ama
diyalektiği biliyordu. Paylaşmanın büyüsüne
hükmetmeyi iyi biliyordu…
Yazıyı
sizin düşündüğünüz gibi bitirmeyeceğim...
Hoş geldin Sevgili Ertuğrul Timur… |
|
|
|
| |
|
|
| |
|
HÜSEYİN KEFELİ Oyuncu
ve Yazar |
|
17
Mart sabahı biraz halsiz uyanmıştım. İçimde hafif
bir ürperti vardı nedenini bilmediğim. Elimi yüzümü
yıkadım. Kahvaltımı yaptım ve gazetemi okumaya
başladım. Ülkemin başında olan bin bir derdi
öğrendikten sonra içimde ki huzursuzluk daha da bir
artmıştı. Havada hafif bir sıkıntı vardı bulutlar
neredeyse kararıp üzerimize bütün yükünü
boşaltacakmış gibi duruyordu. Vardı bir sıkıntı…
Hayır olsun.
Her zaman ki gibi gazetemi okuduktan sonra
bilgisayarın başına geçtim, e-maillerimi kontrol
etmek için. Ama bilgisayarda da vardı bir sıkıntı
açılınca ya kadar baya zorlandı… Acaba yeni bir
bilgisayar mı almalıyım? Diye düşünüyordum ki bu
düşüncelerle e-maillerimi açtım.
O
da ne!
Sevgili Ertuğrul Timur 16 Mart akşamı bir mail
göndermiş “Tiyatrom yayın hayatına 27 Mart’ta son
verecek.” Bir anda ne olduğunu şaşırdım ve hemen
Tiyatrom’a girdim. Evet doğruydu sitede büyük
harflerle “Tiyatrom 27 Mart Dünya Tiyatrolar Gününde
veda sayısını yayına girerek tiyatro yayıncılığına
son veriyor.” Yazıyordu. Panik içinde tekrar
Ertuğrul Timur’dan gelen maile geri döndüm. Sevgili
Timur Tiyatrom’u uğurlarken bir veda yazısı yazarak
Tiyatrom’a son bir katkı vermeye çağırıyormuş bizi.
Tiyatrom için söylenecek, yazılacak ve anlatılacak
son sözlerimizi kaleme almamızı istiyormuş bizden.
Elbette ağbi. Elbette sevgili dostum. Elbette
tiyatro dostu. Sekiz senelik yayın hayatın boyunca
her an Tiyatrom’la birlikte olmaya çalıştım. O
büyüyüp geliştikçe sanki bir babanın evladını
büyümesini seyrederken ki o büyük hazzı duydum.
Tiyatronun en iyi temsilcisi ve sesi olan bir
kuruluşun destekçisi oldum ve artık Tiyatrom için
son bir nokta da ben koyayım diye yazıyorum işte…
Elim klavyenin üstünde harften harfe giderken
sabah ki o huzursuzluğumun sebebini anlıyorum şimdi.
Bana ve bütün Türkiye’ye tiyatro sevgisini sonsuz
bir büyüklükle aşılayan bir kurum artık gelecek yeni
nesillere yol göstermek için var olmayacak.
Gelecekte tiyatro ile ilgilenecek olan o, binlerce
genç Tiyatrom’dan mahrum kalacak…
Bunları düşündükçe sıkıntım üzüntüm ve kederim
daha da artıyor…
Ancak şunu biliyorum ki bu ülke daha nice
Tiyatrom’lar çıkaracak daha nice Ertuğrul Timurlar
çıkaracak ve Tiyatrom’un felsefesi, sanata ve
sanatçıya gösterdiği sonsuz değer asla kaybolmayacak
Hoşça kal Tiyatrom…
Biz seni çok sevdik Tiyatrom…
Biz seni çok sevdik Tiyatrom…
Biz seni çok sevdik…
Tiyatrom… |
|
|
|
| |
|
|
| |
|
ÜSTÜN
AKMEN |
 |
“TİYATROM”
SİTESİNİ DÜŞÜMDE SON KEZ GÖRDÜM
Dün gece
bir düş gördüm. Gemsiz, eğersiz ve üzengisiz siyah
atlarının üzerinde iki çalgıcı, hızla önümden geçti.
Tel yerine saç gerili kemanlarını, demirden yaylarla
gıcırdatarak çalıyorlardı. Ertuğrul Timur ile
birlikteydik. Yolların kenarında, köpük gibi yosunlu
ince çiçekler bitiyor, rüzgâr esmiyor, |
|
hava
ellerimize ve saçlarımıza tüylerle dokunur gibi
oluyordu. Yeşillikler altında birlikte yürüyen
ayaklarımızı gölgeler okşarken, uzaklardan bir çocuk
sesi bize doğru geliyor ve bu ses tüm sonsuzluğu
dolduruyordu. “Yoruldum, yaşam kalitem düştü, bu
siteye ayırdığım zaman sağlığımla oynama pahasına
olmaya başladı, Daha bir buçuk ay önce uykusuzluğun
etkisiyle feci bir kaza atlattım arabam hurdaya
çıktı,” dedi.
İşte o zaman inandım, “tiyatrom.com”un gerçekten
yittiğini bittiğini, gittiğini.
* * *
Nergisler, kıvılcım saçan sayısız yıldız gibi,
sonsuz bir yol halinde kıyı boyunca uzanıyordu.
“Zaten biliyorsunuz ki bu site iki yıl kadar önce
kapanma kararı almıştı. Sadece çok aşırı devam
isteklerine boyun eğmiş ve peki bir süre daha
demiştim. Ama giderek zorlandı. Ve hepsinden
önemlisi de daha önceki ayrılış denemesinde de
yazdığım gibi, bu siteyi ilk açıştaki amaçlarımı
düşününce çok da güvencim kalmadı tiyatro
dünyasına.”
Düşümde anladım ki, güzel "evvel zamanlar"mış benim
de “tiyatrom.com”da yazdığım "evvel zaman"lar...
Evvel zaman içinde “güvence” duymalar…
* * *
Yürüyorduk.
Bir ara durduk. Gözlerimin içine baktı. “Haa bu
arada, bana zayıf yerimden vurmak için kavganın
ortasında bırakılıp gidilir mi? Asıl şimdi mücadele
zamanı, ülkenin karanlıktan çıkması için asıl şimdi
dimdik durmak gerek gibi mailler yazanlara da şunu
söyleyeyim. Ben kavgaya devam ediyorum, edeceğim
merak etmesinler,” diye soluklandı.
Dün gece beraberdik. Ağaçlar arasındaydık.
Ormandaydık. Bir ara: “İyi bak, ne görüyorsun”, diye
sordu. Sadece bir ağaç görebiliyordum ve fazla geniş
olmayan bir çayırda yürüyorduk. Bu ağaç, bana artık
var olmayan bir varlığı anımsatır gibi geldi.
Derken, konuştu. Dedi ki: “Yarın muhasebe
çıkaracağım hesabımı vermeden gitmeyeyim diye...”
Ne muhasebesi?
Biz ona borçlu kalacaktık.
Bilerek ve isteyerek yanıtlamadım.
Utandım.
Ondan önce davrandım, hesabı çıkardım, piyasamızda
“öküz aleyhisselam” olarak tanınanlara yolladım.
Uyandım.
uakmen@superonline.com |
|
|
|
| |
|
|
| |
|
Orhan
KURTULDU |
 |
CESUR YÜREK
, NEREYE?..
Tiyatrom.com site yöneticisi sevgili Ertuğrul TİMUR;
tiyatrom.com sitesinin
27 Mart 2008 Dünya Tiyatro Gününde yayın hayatına
veda edeceğini açıkladı.
Doğrusu böyle bir kararı hiç beklemiyordum ,ancak bu
veda sebebini sanırım tahmin edebiliyorum .
Geçen yıl Dünya Tiyatro Gününü ne yazık ki
|
|
kutlayamamıştık.
Çünkü kutlanacak bir şey yoktu. Tiyatromuz,Sahne
Emekçileri ve Sanat Kurumlarımız tehdit ve tehlike
altındaydı.
AKP iktidarı sanata her cepheden saldırıyor ve
sahnelerimizi yıkmak istiyordu.
O gün; 27 Mart’ı kutlama günü değil, Karanlığa Karşı
Direnme ve Mücadele günüydü.
Ertuğrul Timur dostumuz ise pek çok tiyatrocudan
önce mücadeleye başlamıştı bile.
Oysa,Tiyatro sanatının çeşitli dallarını meslek
olarak seçmiş insanların pek çoğu o gün yoktular.Ve
sessiz çoğunluktular.
Bu yıl 27 Mart 2008 Dünya Tiyatro Günü yine
yaklaşıyor.
Tiyatromuz ve Sahnelerimiz hala tehdit ve tehlike
altında.
Sessiz çoğunluktan hala ses yok.
Tiyatrom.com sitesinin 27 Mart 2008 tarihinde yayın
hayatına veda etmesinin temelinde öyle sanıyorum ki
sevgili Ertuğrul’un;
kendine ve tiyatroya
yabancılaşan,bencilleşen,kendileri için bile
mücadele etmeyen tiyatrocuların bu vurdum
duymazlıkları yüzünden , tiyatronun geleceği adına
umutsuzluğa düşmüş , küsmüş ,kırılmış ve üzülmüştür
olmasıdır.
Tiyatrom.com sitesinin yayıncısı ve yöneticisi
sevgili dostum Ertuğrul TİMUR; tam 8 yıldır tüm
tiyatro ve sanat dünyasının gözü,kulağı ve sesi
olmuştur..
O; her şeyden önce hiçbir tiyatrocuda göremediğim
kadar tiyatro sevgisiyle dolu büyük bir SANAT
AŞIĞIDIR.
Ertuğrul TİMUR; bugün,Türk Tiyatro Yayıncılığının
tek CESUR YÜREĞİ’dir.
O; tiyatrom.com sitesindeki ilkeli
,seviyeli,nitelikli yayıncılığıyla bana göre bu
alanın tartışmasız en iyisi olmuştur.
O; sanat ve tiyatro adına ürettiği fikirleriyle ve
mükemmel önerileriyle Tiyatro hayatımıza hareket
kazandırmıştır.
O; tiyatronun gelişmesi,tanıtılması ve geniş
kitlelere duyurulması için çok emek vermiş ve bunu
hiçbir karşılık beklemeden büyük bir keyif, mutluluk
ve sevgiyle yapmıştır.
O; tiyatrom.com sitesinin rakiplerine bile yardıma
koşan,onlara katkılar sunan koskoca bir SEVGİLİ
YÜREK’tir.
O; tiyatronun,tiyatrocuların,sanat
kurumlarının,sanat insanlarının karşılaştığı
haksızlıklara,uğradığı saldırılara karşı hep onların
yanlarında oldu.
Ne zaman başımız ağrısa Ertuğrul TİMUR hep
yanımızdaydı,aramızdaydı.
O; her zaman iyi,doğru ve güzel olandan yanaydı.
Yanlış gördüğü her şeyi ve herkesi ayrım
gözetmeksizin eleştirdi.
Eleştirilerinde hiçbir zaman seviyesini düşürmedi.
Kimi zaman hakarete uğradı.
Hatta tehdit bile edildi.
Yine de doğrularından asla taviz vermedi.
Sevgili Ertuğrul TİMUR; tiyatrom.com sitesinin
27 Mart 2008 Dünya Tiyatro Gününde yayın hayatına
veda edeceğini açıkladı.
Ben, bu açıklamayı bir veda olarak kabul etmek
istemiyorum.
Biz Ertuğrul’a geçici bir süre için;sadece izin
veriyoruz , veda kabul etmiyoruz.
Sevgili Ertuğrul; biz 27 Mart 2008 Dünya Tiyatro
günü, Karanlığa Karşı Sanat Cephesi olarak Muhsin
Ertuğrul Sahnesi Önünde olacağız.
Karanlığa KIRMIZI KART göstereceğiz.
Seni bekliyor olacağız sevgili dostum. |
|
|
|
| |
|
|
| |
|
İsmail
Can Törtop
www.tiyatrodunyasi.com
-
can@tiyatrodunyasi.com
|
 |
4 yıl
önce Tiyatro Açıkça’da oyuncuyken şöyle bir haberle
yanımıza geldi bir arkadaşımız, heyecanla :
“Oyun tanıtımımız tiyatrom.com’da çıkmış, oleyyy !”
O an bana ulaşılmaz gibi gelen bu siteye her gün
girmeye başlamıştım. Zamanla gördüm ki hiç de
ulaşılmaz bir site değil, hatta son derece (belki
olması gerekenden de fazla) mütevazı bir editörü
vardı. Sadece popüler oyunlara yer vermiyor
Anadolu’daki tiyatroların da seslerini duyurmasına
bir araç oluyordu. Hem genç grupların hem de
profesyonel ve usta oyuncuların beğenisini kazanmak,
tüm tiyatro camiasını aynı yerde toplayabilmek
başarılması çok zor bir iş… |
|
Yıllardır dev haber ajanslarının bile fark
edemediklerini hep Tiyatrom’dan öğrendik.. İhale ile
oyuncu alınması, vasıfsız işçi yapılan sanatçılar
bunun en yakın zamandaki örnekleri.
Kağıt peçete dendiğinde akla Selpak gelmesi gibi,
traş bıçağı demek yerine Gilette demek gibi, PVC
pencere yaptırmak değil Pimapen yaptırmak demek
gibi; internette tiyatro deyince akla Tiyatrom
gelir..
Bugün, birkaç kendini bilmez, egoist’in tutuşturduğu
otların ne büyük bir yangın çıkardığına şahit
oluyoruz.
Eskilerin bir sözü var; 2 köpek havladı diye mahalle
terk edilmez !
Keşke Sayın Timur;
Ertuğrul Timur olduğunun,
veda sayısını çıkaracağını söylediği Tiyatrom’um
artık kendisini bile aşmış olduğunun,
bu sitenin tüm camiaya mal olduğunun,
bu yaptığının Tiyatrom okurlarına bir ceza üç-beş
çapulcu için de bir zafer meşalesi olacağının
farkına varsa…
Farkına varsa ve gerekeni yapsa..
Ertuğrul Timur bundan önce de 2 kez veda etmişti
yayıncılığa, ben 3. kez de geri dönüş kararı
alacağına inanıyorum, en azından inanmak istiyorum..
Eğer bu sayı, Tiyatrom’un gerçekten son sayısı
olacaksa; Ertuğrul Timur’un kırgınlıkları,
yorgunlukları ile aldığı bu kararı desteklemesem de
buna saygı duyuyorum, iki gözümde dolmuş birer damla
yaş ile.. |
|
|
|
| |
|
|
| |
|
Hakan YOZCU Öğretmen-Yazar-araştırmacı
Gazimağusa NKL Tiyatrosu Yönetmeni |
 |
Seni Asla Unutmayacağız
Tiyatro ile
daha küçük bir ilkokul öğrencisi iken tanışmıştım.
Ağabeyim, Anadolu'nun küçücük bir ücra ilçesinde
amatörce bir oyunda oynamıştı. Yıl 1975 idi. O
tiyatro lezzeti damaklarımda kaldı. Bir türlü söküp
atamadım içimden. Yıllar geçti üstünden o tadı, o
tuzu hala durur dudaklarımda.
Derken ilk tiyatro deneyimim ilkokul son sınıfta
gerçekleşti. Küçücük bir televizyon reklamını
öğretmen demeden kendim hazırlayıp oynadım yıl sonu |
|
müsameresinde.
Nasıl da alkışlamıştı arkadaşlarım beni.
Sonra ortaokul ve lise yılları geldi. Tiyatro
hastalığının virüsü bir sefer girmişti vücuduma.
Çıkmıyordu bir türlü. Tedavisi de mümkün değildi.
Ortaokulda yılbaşı balolarında çeşitli fıkralardan
derleyip hazırladığım skeçler hayli ilgi çekmişti.
Türkçe öğretmenimiz beni beğenmiş ve okulun tiyatro
yönetmenliğini yapan hocaya salık vermişti.
Kendimi birdenbire okulun tiyatrosunun baş oyuncusu
olarak buldum. İnanılmaz bir zevkti bu benim için.
Dünyalar benim olmuştu. Ve hayatta hiç birşeye
sevinmedim bu kadar sevindiğim kadar. artık Namık
Kemal Lisesi'nin baş oyuncusu idim. Ve herkes beni
"tiyatro" diye çağırıyordu.
Arkaya arkaya oynadığımız komediler çok tutuldu.
Şehirde sanki sadece biz konuşuluyorduk. Bambaşka
bir şeydi şu tiyatro denen olay. Bir tutku olmuştu
benim için.
Üniversite yılları da farklı geçmedi benim için.
Erzurum'da daha ilk sene tiyatronun içinde buldum
kendimi. Sene 1984. Edebiyat Fakültesinin
tiyatrosunun sorumlusu yaptılar beni. ilk oyun yazma
deneyimim burada oldu. Komedilerden gittik hep.
insanları güldürüyor, güldürüyorken de
düşündürüyorduk.
Ve üniversite hayatı bitmiş meslek hayatı
başlamıştı. Mezun olduğum liseye edebiyat öğretmeni
olarak atanmıştım. Tabii okul tiyatrosu ile de
anında arkadaşlık kurmuştuk. Nedense o beni
bırakmıyordu ben de onu.
Oyun bulmada sıkıntı çektim yıllarca. Çözümü de
kendim buldum. Çare oyun yazmaktı. zor olan bir şeyi
de kolayca yapıveriyordu insan. Çünkü içindeki aşk
onu o yöne sevk ediyordu. Başarılar arka arkaya
geldi. Ödüller, belgeler, birincilikler...
Derken teknoloji bizim ülkemizde de kendini
gösterdi. Bilgisayar, internet olayı imdadımıza
yetişti. Kırkından sonra bilgisayar kurdu olup
çıkıverdik.
Oysa daha fare denilince gerçek fareyi anlıyorduk.
Dokunulması dahi bir hayaldi bizim için bilgisayar.
Ama onu da bu sayede hallediverdik.
Bir gün çok değerli bir öğretmen arkadaşım bana bir
adres verdi. "Mutlaka bir tıkla. Tiyatro ile
aradığın her şeyi orada bulacaksın. Oyun sıkıntısı
çekmezsin" dedi.
Verdiği adres www.tiyatrom.com idi. Ve hemen o gün
girdim siteye. Biran dünyam değişti. İnanılmaz bir
düşün içinde buldum kendimi. Meğer yıllarca
tiyatrodan ne kadar uzak yaşamışım. tiyatronun
içinde zannederken kendimi, büsbütün dışında
olduğumu görmüştüm.
Tiyatrom.com benim hayatım olmuştu artık. Her gün
girmesem yapamıyordum. Çünkü Türkiye'deki ve
dünyadaki bütün haberleri içeriyordu site. Çeşitli
tiyatro adamlarının görüşlerine yer veriyor, çeşitli
söyleşilere, makalelere ve gösterimde olan bütün
oyunlara yer veriyordu. Kısaca tiyatro dünyası
burada idi.
Yine bu siteden aldığım oyunları okulumda oynamaya
başladım. Hatta birinde karar verip çocuk oyununa
eğildim. Bu siteden aldığım Tamer Dursun'un yazdığı
"Renkler Ülkesi Çocukları Barış İstiyor" adlı oyunla
tüm çocukların gönlünü fethettim. Oyunumuz KKTC'de
büyük ilgi gördü. Tüm basın bizden söz etti.
Aynı
oyun ile ilgili haber ve fotoğrafları tiyatrom.com'a
gönderdim. Hemen haftasında haberler arasında yer
aldı. Ve bütün Türkiye orada bizleri tanıdı.
Tiyatrom.com'u tıklayan herkes KKTC'de de bir
tiyatro olayının varlığına şahit oldu.
Liselerin bu işi ne
kadar çok sevdiğini ve örencilerin bütün
imkansızlıklara rağmen görevlerini en iyi şekilde
yerine getirmelerini gördü.
Artık durur
muydum? Çıkardığım her oyunu burada
tiaytroseverlerle paylaştım. Sesimizi onlara bu
vesile ile duyurdum. Tiyatrom.com adeta KKTC'nin
sesi oldu. Kıbrıs Türk Tiyatrosunun Anadolu'daki
temsilcisi oldu.
Bu sevgiyi öğrencilerime de aşıladım. Onlar da bu
kara sevdaya tutuldular. Onlar da tiyatrom.com'un
büyülü rüyasına kapıldılar. Tiyatrom.com'u çok
sevdiler.
Heyhat! Aldığımız bir e-posta dünyamızı yıktı.
Tiyatrom.com yöneticisi Sayın A. Timur 27 Mart Dünya
Tiyatro Gününde 8 yıldır varlığını sürdüren
Tiyatrom.com'un kapanacağını ve bu kararın
tartışmasız ve değişmez olduğunu söylüyor.
Şimdi ben öğrencilerime ne
diyeceğim? Onlara bu durumu nasıl anlatacağım? Bana
demeyecekler mi "hocam bu ateşi yüreğimize sen
koydun, gel sen çıkar" "bu ateşi içimizde sen
yaktın, gel sen söndür" diye.
Şimdi "elimize verdiğin
gülümüzü koparıyorlar. Biz onu dikenli de olsa
sevmiştik. Onda kendimizi bulmuştuk. Bizim için
hayatın anlamı demekti. Şimdi hocam hayatımızı
elimizden alıyorlar. Buna olmayacak mısınız?
Hayatımızı idame ettiremeyecek misiniz?"
Ne diyeceğim? Ne anlatacağım onlara? Bir hikaye mi,
bir masal mı? yoksa bir şiir mi okuyacağım? Hangisi
alır onun yerini? Hangisi yüreklerine merhem olur?
Hangisi dindirir acılarını? Hangisi yaralarını
dağlar?
Tiyatrom.com yayın
hayatına son veriyor ya sanki ben kendi hayatıma son
veriyormuşum gibi geldi.
Yüreğim
yanıyor a dostlar! Dinmiyor içimdeki sızı. Bir kor
alev düştü yüreğime kara sevdalardan da beter yaktı
beni.
Aldı götürdü beni diyar diyar, hüznün, acının,
ayrılığın, çaresizliğin, ümitsizliğin, perişanlığın
koynuna attı.
Ama umutsu değilim. Yılgın hiç. Çünkü biliyorum ki
bu sevda tükenmez. bu sevda başka bir aşı ile
karşımıza çıkar. Kendini başka boyutlarda gösterir.
Verdiği hizmeti yine vermeye devam eder. bu yüzden
umutluyum. Kırgın değilim.
Yine de sevgiler sunuyorum tüm yöneticilere verdiği
hizmetlerden dolayı. Teşekkürler ediyorum
tiyatrom.com ailesine. Bizleri tiyatro denen sevda
ile vuslatı yaşattığı için.
Onlar sayesinde bu zevki tattık. Şimdi bu tuzun tadı
da nihayete kadar damaklarımızda kalacak.
Tiyatro denen sevda kim bilir nerede, ne zaman en
güzel aşkları yudum yudum içecek.
Teşekkürler Tiyatrom.com
Bundan sonraki yaşamında sana başarılar diliyorum.
Biz seni hep sevdik.
Biz seni asla unutmayacağız.
Sen de bizleri unutma.
Yaşasın Tiyatro!
http://www.kktcguncel.com/?Sayfa=KoseYazari&yazid=15&id=614
|
|
|
|
| |
|
|
| |
|
Doç. Dr. Nurhan TEKEREK |
 |
Vedalar Her Zaman Yeni Başlangıçlara Gebedir...
İnsan
umudunu yitirince her şeyini yitirmiş demektir. Bu
yüzden umudu tüketmemek gerekir. İnadına ummak,
beklemek, daha güzeli, daha iyisini yapılandırma
yolunda umudun verdiği enerjiyle yenilenmek gerekir.
Umudu neredeyse dipte bucakta aradığımız şu
günlerde, tiyatrom.com gerçekten o dipte bucaktaki
köşelerden biriydi. Ama inanıyorum ki... bir
yerlerde, bir biçimde gelecekte de karşımıza
|
|
çıkacaktır tiyatrom.com. Ama şu şekilde, ama bu
şekilde... Çünkü gençler gelecektir gidenin
ardından, yeniler gelecektir yıpranmışlıkları,
yorgunlukları, birikmiş sıkıntıları olmayan, yeniden
sorgulayarak geçmişi, günü ve umudumuz geleceği, tüm
yenilikleriyle geleceklerdir. Bu yüzden diyorum ki:
Hiç bir zaman veda etmemeli bir şeylere... Hele
tiyatroya... Belki bugün yorgunuz, yordular bizi...
Bize anlamsız ve nedenselliği olmayan işler(miş)
gibi gelen tiyatral eylemlerimiz
belki bir masal tekerlemesini anımsatıyor: "Az
gittik uz gittik. Bir de dönüp ardımıza baktık ki:
Bir arpa boyu yol gitmişiz..." diye. Ama gerçek öyle
değil. Hep biriktirdik, biriktiriyoruz,
biriktireceğiz de hayatı,
deneyimlerimizi ve tiyatroyu... O birikim umut
ediyorum ki; yenilerle yeni bir soluk bulacak bir
gün. Doğanın eşsiz, o birbirinden her defasında
farklı olan sarmal döngüsü bunu gerektirmektedir
çünkü... Bu yüzden umudumu ve inancımı yitirmemek
istiyorum... Önce hayat adına... sonra insan
adına... sonra da tiyatro adına...
Bu yüzden veda etmek istemiyorum tiyatrom.com'a da.
Çünkü biliyorum ki; Her veda, bir hoş geldin'e
gebedir... Bir yolcu etmenin ardından nasılsa bir
karşılama gelecektir...
Bu bir veda yazısı değildir... Ne zaman, nasıl
geleceğini bilmeden, birilerine ya da bir şeylere
hoş geldin yazısıdır diyor, tiyatrom.com'a, Ertuğrul
Timur'a ve emeği geçen tüm tiyatro gönüllülerine
sevgilerimi iletiyorum. |
|
|
|
| |
|
|
| |
|
Dersu
Yavuz Altun Tiyatro Yeniden Sanat Yönetmeni |
 |
Sevgili Ertuğrul,
Hiçbir karşılık beklemeden, sadece içinde yaşadığın
topluma karşı hissettiğin sorumluluk duygusuyla,
geceni gündüzüne katarak var ettiğin sitenin
kapanmasına üzüldüm..
Ama yorgunluğunu anlıyorum…
“Bunca zamanı- emeği daha anlamlı ve gerçekten
|
|
değecek bir alana-insanlara verseydim keşke .. “
dediğini duyar gibi oluyorum… |
|
Bugün;
Biz tiyatrocular dünyayı değiştiren kahramanların
rol aldığı oyunları sahnelemeye bayılıyoruz. Kocaman
kocaman laflar, hamaset, insanlığa dersler… Ama yine
bizler, gerçek hayatı değiştirmek konusunda, maddi
karşılığı olmayan hiçbir risk almıyor, bırakın
sanatçı , bırakın kahraman olmayı, ortalama vicdana
sahip bir insanın bile kendi üretim alanına, varoluş
gerekçesine duyduğu saygıdan dolayı yapması
gerekenleri bile yapmıyoruz… Bu yüzden sahneden
söylediğimiz sözler inandırıcılığını yitirdi.. Ne
toplumsal saygınlığımız var ne de gücümüz..
Karanlık zamanlar bunlar… Ustaların çırak
yetiştirmediği, benden sonra tufan anlayışının hakim
olduğu karanlık zamanlar… Paranın tüm ruhları
çürüttüğü, ütopyaların, toplumsal dönüşüm
projelerinin unutulduğu , her sanatçının kendi
bacağından asıldığı karanlık dönemler…
Ama tarihin silindiri bu günleri de ezip geçecek,
başka bir zamanlarda, başka insanlar çıkacak ve
başka türlü bir tiyatro, başka türlü bir dünya
olacak.. Bu günler de tarihin tozlu sayfalarında
tatsız tuzsuz, pek de hatırlanmak istemeyen zamanlar
olarak yerini alacak…
Sen, bu zamanların anlaşılması ve yargılanması için
sitenle tarihe not düştün…
Birinin bu kaçınılmaz görevi yerine getirmesi
gerekiyordu ve sen başarıyla bu işi yaptın..
Tiyatromuzun, tiyatrocularımızın sana büyük bir
borcu var..
Eline, emeğine sağlık…
Senin inzivaya çekilmeyeceğini, hayatın başka bir
alanında, başka bir biçimde mücadeleni sürdüreceğini
bildiğim için yolun açık olsun diyor, yüzyıl önce
söylenmiş ama değerini hiçbir zaman yitirmeyecek bir
cümleyle yazımı bitiriyorum..… |
|
“Tüm
sanatlar gibi tiyatro sanatı da, sanatların anası ve
kaynağı olan yaşama sanatına hizmet etmelidir”
Piscator… |
|
|
|
| |
|
|
| |
|
ADEM DURSUN
adem-dursun@versanet.de
|
 |
ÖNCE İNSAN OLMAK,
sonra da
ADAM GİBİ ADAM OLMAK!.. |
|
Evet, değerli tiyatrom.com okuyucuları; bu yazım
tiyatrom.com'daki okuyacağınız son yazım. Bildiğiniz
gibi |
|
yaklaşık 8 yıldır büyük bir kitleyi tiyatro ile
buluşturmuş olan bu site maalesef kapanıyor. 2 yıl
önce de yine kapanmış, ancak gelen yoğun istek
üzerine Ertuğrul Timur
tekrar yayını sürdürme kararı almıştı; taki 27 Mart
2008 gününe
kadar. |
|
Kendisinin de belirttiği gibi;
"bu kez kesin ve geri dönüşsüz"
Bu kararı almasındaki en büyük etken son
zamanlardaki tartışmalar,
sataşmalardır. Her ne kadar kapatma sebebinin sadece
bu nedenle değil de,
"yorgunluk" olduğunu belirtse de...
Biz, tiyatrom.com yazarlarına yapılan sataşmalar
hedefine ulaşmıştır.
Onlar kazanmıştır (!). Fakat her kazanılan galibiyet
hakkıyla ve olumlu
yolda olmuyor. Yaptıklarıyla (!) bir yere gelemeyen,
yapılan olumlu işleri
kıskanan, öfkesinden ağzında salyaları ile sağa sola
saldıran, ancak
ağza alınmayacak sanat dışı suçlamalarla, ki son
zamanlarda
gördüğümüz magazin haberlerindeki gibi bir yere
gelmeye çalışan "sözde
sanatçılar" gibi, bir yerlere geldiklerini
sananların galibiyetidir (!)
bu!.. Aslında kendileridir kaybedenler!..
Bizim yaptıklarımız, bundan sonra da
yapacaklarımızın teminatıdır!..
Biz'le kastım; Ertuğrul Timur gibi kalemini ve
vaktini kalıcı işler yapmak
için kullananlardır.
Zaman zaman şunu sordum kendi kendime:
Neyin telaşına düştüler? Nedir bunları bu kadar
öfkelendiren, kötü
sözler söyletmeye iten?
Bizlerle neyi paylaşmak istiyorlar? Veya nedir
bizdeki; bizden almak, koparmak
istedikleri?
Önümüzde pasta mı var da; o pastadan pay almak, veya
tamamını almak
istiyorlar?..
Anlamış değilim!..
Hani olur da bu siteden milyarlar tutarında reklam
parası alırız... ha o
zaman derim ki, pastadan pay kapma yarışı...
Fakat görüldüğü gibi, bizler tiyatro sanatına
katkıda bulunmaya
çalışan birkaç gönüllü gazetecileriz... veya
kıyısından köşesinden
tiyatro ile ilgilenen kişileriz!..
Bana yapılan saldırıya karşı şimdiye kadar tek satır
cevap yazmadım.
Bundan sonra da yazmayacağım. Boşuna vakit
harcamasınlar. Çünkü benim
vaktim değerli, saçmalıklarla uğraşacak zamanım
yok!.. Ben sadece
yaptığım işi iyi yapmaya çalışan bir gazeteciyim.
Zaman ve okuyucular, yapılan işlerin kevgiridirler;
iyi ve kötü işleri
elemesini çok iyi bilirler. Elenen işler kötü
işlerdir.
Ancak gözüne perde inen kişiler göremez
elendiklerini.
Ben, "kişiler" dedim...
Ertuğrul Timur "2 adam" diye adlandırmış...
Aslında "İKİLİ" demek lazım!.. ki, "ikili"
kelimesini herşey için
kullanırız!..
Çünkü "adam" olabilmek için "insan" olmak lazım..
Bir toplumda "insan" olabilmek ne kadar zorsa;
"ADAM GİBİ ADAM" olabilmek daha da zor!..
Yani "ADAM GİBİ ADAM" olabilmenin ilk şartı
"İNSAN" olmaktır!..
İlk ve son olarak yazıyorum:
Ertuğrul Timur'un "2 adam" diye adlandırdığı
"İKİLİ"...ye:
Zahmet edip te bana cevap yazmayın!..
Çünkü ben ancak
"ÖNCE İNSAN, SONRA ADAM GİBİ ADAM"
olabilen, toplumda "BİREY" saydığım kişileri
muhatabım sayıyorum...
Değerli tiyatrom.com okuyucularım,
Sevgiyle kalın...
tiyatrosuz da kalmayın... |
|
|
|
| |
|
|
| |
|
M.Nurkut İLHAN Assitej Türkiye Merkezi Genel Sekreteri / Çocuk
Hakları Derneği Genel Sekreteri / Sanat Kurumu
Yönetim Kurulu Üyesi / Çağdaş Drama Derneği Kurucu
Üyesi / MEB Eğitim Tek. Gn. Md. Sanat Yönetmeni /
Öteki Tiyatro Tiyatro Oyuncusu / Çocuk Tiyatrosu
Oyun Yazarı-Yönetmen ve OyuncusuDrama
Lideri |
|
 |
Zor olanı yaparak yüreklerimize yürek katmıştın.
Sevgili
Ertuğrul,
Zor olanı yaparak yüreklerimize yürek katmıştın. |
|
Artık
tiyatro anlamında herkesin uğradığı bir durak
olmuştun. Seyahatlerde soluklanacak keyifli bir
konak yeri olmuştun. Tiyatro gemisinde yolculuk
yapan usta, çırak ve heveskarların limanı olmuştun.
Fırtınada sığınacağı
dalgakıran olmuştun. Elektrik kesilince jenaratör
olmuştun bizlere..
Çok güzel olduğu gibi çok olumsuzluk da yaşamıştın.
Kendi adıma sanatsal anlamda tiyatro odaklı
tartışmalarımızda seviyeyi gözardı ettiğimiz anlarda
bile tartışabilir olabilmiştik. Çünkü amacımız
kişisel değil tiyatro olgusunun en doğru ve iyi
biçimde devam etmesiydi.
Maratonda bayrak koşusunda rehber olmuştun tiyatroya
emek veren atletlere, gruplara...
Branşın tiyatro değildi ama meslekten olanlardan
daha fazla sahiplendin bu fedakarlık isteyen mesleği
fedakarca sen.
Aklımızda, zihnimizde, sahnelerimizde,
eylemlerimizde nasıl da yer etmiştin sen...
Unutulan mektup kanalımız olmuştun. haberleşme
ağının merkezi olmuştun.
Sıcacık fedakar yüreğin bazen haksızca zedelenmişti.
Hor görülmüştü. Ama sen yılmadın, usanmadın ve devam
ettin tiyatronun hiç edilmeye çalışılan düşüncelerin
olduğu yerlerde...
Ve şimdi hep varken yokum diyorsun. İşte bu noktada
olmama noktasında itirazım var. Artık senin bir
sorumluluğun var. Sorumsuz olamazsın...
Senin bir durak özelliğin var. Bu durağı
kaldıramazsın...
Senin taşıdığın bir bayrak var. O bayrağı gönderden
indiremezsin...
Sen gemilerin uğradığı bri limansın. Bu limanı
denizin kıyısından alamazsın...
Sen artık bir simgesin. Tek başına karar alıp simge
değilim diyemezsin...
Yüreğin ile, ellerin ile, aklın ile kazıya kazıya
nasıl tiyatro alanında ulusal kurtuluş savaşı
verdiğini ben biliyorum sevgili Ertuğrul. Bunca
emeği, teri, tokadı bırakıp gitmek için yemiş
olamazsın...
Tiyatronun acı kaybı demek çok üzgünüm elimden
gelmiyor ve dudaklarımdan böyle bir veda sözü
bekleme sevgili Ertuğrul.
Sana ve ortaya çıkardığın anıta selam veririm ancak
sırtımı dönüp veda ederek gitmiyorum.
Tiyatrom artık toplumun bu alanın insanlarının oldu.
Veda değil yeniden merhaba hem de yürekler dolusu
insanlarla birlikte diyorum.
Sevgili Ertuğrul.
Emeğe veda etmek bize yakışmaz,
Emeği alkışsız bırakmak da olmaz,
Tiyatro yaşanmaz gönülsüz,
Tiyatrom olmaz Ertuğrulsuz.
Sağlıcakla ve görüşmek üzere şimdilik hoşçakal
Sevgili Ertuğrul. |
|
|
|
| |
|
|
| |
|
Hamit
Demir / Gölge Tiyatro Editörü www.tiyatroevi.com
|
| ............... |
YAPMA BE KARDEŞ...
sevgili Ertuğrul,
nedenlerini gayet iyi anlayabildiğim halde, yine de
"yapma be kardeş" diyeceğim. Ve biliyorum ki daha
önceden de yaptığın |
|
ve yeniden başladığın bu tavrında bu kez tutarlı
görünmek nedeniyle de "kesin kararlısındır". ama
yine de "yapma".
memleketin hali ortada. bizim, aydın insan dediğimiz
pek çoğu ise "kayıkçı kavgasında".
bu çürümenin böylesi bir noktaya ulaşacağı
bilinmektedir aslında. düşünsene bir, daha ne kadar
sürecek bu seviyesizlik. dibi yok mudur bunun. hadi
yozlaşmış toplumlarda dibini görmek gerçekten zor
olabilir. ama gelişmiş, aydın insanların bir dibi
yok mudur. düzeysizlik batağı, ne garip çekiciliği
vardır ki en birikimli insanları bile içine
çekmektedir. ve bir gün sen gibi bir insan ortasında
bulunduğu batağı farkedip "vazgeçiyorum" diyebilir
elbette. ve elbette bu çok doğru da bir tavırdır.
ama bilmen gereken bir şey var ki, tiyatrom.com
yalnızca sana ait bir değer değildir. senin
yarattığın ama senden bağımsız anlamları içeren bir
değerdir. bu nedenle onu koruyabilirsin,
sakınabilirsin, cezalandırabilirsin, ama
öldüremezsin.bu konuyu bir kez daha düşünmelisin. senin
yorgunluğunu ve yıpranmışlığını anlayabilirim, ama
tiyatrom.com'u cezalandırmanı anlayamam.
tekrar konuşmak ve değerlendirme yapmak üzere.
sevgiyle kal. |
|
|
|
| |
|
|
| |
|
Doç. Dr. Hasan
Erkek |
 |
Sevgili Ertuğrul Timur,
Tiyatrom.com’u kapatacak olmanıza üzülmemek elde
değil. Sekiz yıl boyunca tiyatromuza çok önemli
katkılarda bulundunuz. Önemli haberleri sizin
sitenizden aldık, büyük tartışmalara öncülük
ettiniz. Tiyatro sanatçısı ya da biliminsanı
olmadığınız halde, tiyatromuzun üstüne büyük bir
duyarlılıkla titrediniz. |
|
Olumlu konulara destek oldunuz, olumsuz olanlara
gecikmeden tepki gösterdiniz, tepkilere öncülük
ettiniz. Ülkemiz ve tiyatromuzun içinde bulunduğu bu
dar zamanlarda az katkı değildir yaptığınız.
Tekelleşmiş, büyük oranda iktidarın dümen suyuna
girmiş olan medya kültür ve sanattan bu denli
uzaklaşmışken, sizinki gibi, alçakgönüllü ve
demokratik çabaların önemi daha da artmışken, şimdi
sitenizi kapatacak olmanız elbette çok üzücü.
Sizi bu noktaya hangi süreç, hangi olaylar,
hangi yorgunluklar, hangi duyarsızlıklar getirdi
bilemiyorum. Bununla birlikte sizi anladığımı
sanıyorum. Bu kararınızı anlayışla, saygıyla
karşılıyorum. Ülkemizin, tiyatromuzun kişisel
çabalarla, birkaç kişinin kendini feda etmesiyle
kurtulamayacağı bir kez daha ortaya çıkmış oluyor.
Sitenizi kapatmayı da bu konuda bir işaret,
sessiz bir tepki olarak değerlendiriyorum.
Umarım başta tiyatronun içinde yer alanlar olmak
üzere, halkımız tiyatroya, sanata, kültüre,
aydınlıktan yana insanlara, kurumlara sahip çıkmaya
başlar. Bu kolektif sahip çıkma ve savunma girişimi
arzusu hepimizde yeni umutlar yeşertecek, siz ve
sizin gibi insanları yeni çabalara yöneltecektir.
Umarım o günler yakın gelecekte yer almaktadır.
Şimdilik, size geçici bir dinlenme diliyor, bugüne
kadar tiyatromuza yaptığınız katkılardan dolayı
kendi adıma teşekkür ediyorum. |
|
|
|
| |
|
|
| |
|
Levent Çağlayan |
 |
KALSIN BENİM DAVAM,DİVANA KALSIN!
Ne
sürgünler gördü bu ülke, ne unutulmayan sanatçıları
yolladı sisli yağmurlu gecelerde.Ne insanları
küstürdü bu ülke ve ne kaybedilen vatan haini ilan
edilen sanatçı heykelini dikti meydanlarda.Ve ne
ihtilaller ne savaşlar ne ölümler
|
|
ne suskunluklar gördü.Ve nasıl bazıları büyük bir
merakla baktı, baktı, baktı.Çünkü bakmanın yararını,
ilerde anlatabilecekleri unutulmaz bir hikaye olarak
gördü bazı kimseler. Her yanlız kalmış artık konuşmak
istemeyen sanatçının bir hikayesi vardı kendine
göre.Ve artık,kapının arkasında beklemekte olan
ceketler alınıp yavaş yavaş yol alınmaya
başlandı.Yorgun,kırılgan ve suskundu.Daha yapacak
çok şey vardı kendi derdi (sanatın ve içini
barındıranların derdi) adına.O susmayı ve bir süre
uzak kalmayı tercih etti.Vedalar hep duygusaldır ya hani?Biri vedasını eder
söylenecek son söz söylenir birilerini kabul etmese
de alınan kesin kararlardan vazgeçilmez hiç bir
zaman.Yaklaşık sekiz yıldır tiyatro yayınını
cumartesi geceleri sabaha kadar hazırlayan Ahmet
Ertuğrul Timurdan bahsediyorum.Tanışmamız pek uzun
bir süre olmasa da o sanatın ve sanatçının
yanındaydı hep.Pazartesi yeni haberleri yetiştirme
gayretinde vakit buldukça yeni yazan bir gençle de
en samimi duygularıyla paylaşırdı sevincini derdini.
Yıllardır yazan bir yazarla daha bir haftalık bir
genç yazar ı ayırmazdı gençlerin hep yanındaydı.
Çok kızgın bir anımda tanışmıştım onunla ve
yolladığım ilk yazı belkide benim için çok kötü
sonuçlanabilirdi.Haklı olmasına haklıydım.Çünkü hiç
kimsenin cesaret edemiyeceği bir duyarlılık gösterip
gördüklerimi paylaşmıştım bir gece yarısı tiyatrom
la.Hayatım da ilk kez bir site ile yapılan
haksızlığı paylaşıyordum ve haliyle acemiydim.
İsimleri çıkarıp yazımı yayınlayıp beni korumuştu o.
Şimdi daha bir yıl öncesine kadar tanıdığım insana
yayınına son verdiği için veda yazısı
yazıyorum.Üzgünüm,üzgün olmam tiyatrom u geri
getirmeyecek belki ama yaşadıklarımı tiyatrom.com un
bize yaşattırdıklarını unutturmayacak hiçbir
zaman.Pazar geceleri on iki den sonra sitenin yeni
yayınını bekleyen ben, şimdi ne yapacağımı
düşünüyorum.Kimisi en derin anısını anlattı, kimisi
sanatın sorunlarını yazdı.Kimisi,tiyatronun
değerlerini, kimisi de üstadları yazdı.Oyunlar
tanıtıldı, yıkımlar a karşı çıkıldı, söyleşiler
oldu.Yani her konu hakkında bir haber vardı tiyatrom
da.Her insan derdini anlatabiliyordu.Ama bir gün
olmadı olamadı. Yapılan bu hakaretlere haksızlıklara
iftiralara cevap vermekten yoruldu.Meyve veren ağaç
taşlanır misali taşlanmak istendi birileri
tarafından.
Ve bir gün gecenin ıssız derinliğine dalar gibi
gitmeye başladı bu ortamdan.Halbuki anlatacak çok
şeyi, tanıtacak onca haberleri vardı tiyatrom'un.
Daha bu siteyi okuyacak anlayacak ve belki de ilerde
anladığı savunduğu şeylerin üstüne yazı yazacak
doğmamış çocuklar olacaktı.Ne söylenir bilinmez ama
daha yapılacak çok iş vardı be tiyatrom.com
Yaşanan bu olaylara baktığım da bende yavaş yavaş
soğumaya başlıyorum bu olanlardan.Artık hakarete
uğramış bazı kimselerin sesini pek fazla
duyamamak,sadece kendi adına gayret göstermek suçlu
ve yalnızlaştırıyor, küstürüyormuş insanı.
Sanırım bu ülkede bir hain bir suçlu bir iftiracı
yada alçak o....ç olmamak için susmak, susmak,
susmak gerekiyormuş. |
|
|
|
| |
|
|
| |
|
DEREN SOYKAN -
DUYGU USANMAZ |
  |
TİYATROM’A VEDA
Vedalar zordur, veda yazısı yazmak da…Bitişi
kabullenmektir veda, geri gelmeyeceğini kabul etmek…
Ertuğrul Abi’den o maili aldığımızdan beri elimiz
gitmedi yazmaya, kabullenmek istemedik, hala da
kabullenmiş değiliz
|
|
aslında, çok zor geliyor kelimeler kalemimize, sanki
bir umut engelliyor satırların akmasını, sanki bir
umut bi türlü
başlatmıyor bu yazıyı…
Çok
yeni yazmaya başladık biz tiyatrom.com’da ama yeni
tanışmadık tiyatrom.com’la, yıllardır tiyatroyu
seven herkesin yaptığı gibi yaptık biz de, tiyatrom.com’dan
aldık haberleri, tiyatrom.com’dan öğrendik
eleştiriyi, eleştiriye cevap vermeyi, tiyatronun
nasıl yorumlanması gerektiğini, tiyatronun
hayatı nasıl yansıttığını, tiyatrom.com’dan tanıdık
oyunları, oyuncuları, yönetmenleri, tiyatroya gönül
veren herkesi… Şimdi zor geliyor buradan ayrılmak,
biliyoruz ki bu bir kaçış değil, biliyoruz ki bu bir
bitiş de değil, ama zor geliyor, istiyoruz ki
satırların içimizden çıkmasını engelleyen umut
gerçek olsun, istiyoruz ki tiyatroların kapatıldığı
bir gün de bunlara tüm kuvvetiyle, elinden
geldiğince karşı durmaya çalışan sitemiz de
kapanmasın tiyatrolar gibi…
|
|
Ama
zaman teşekkür etme zamanıdır şimdi, Ertuğrul
Timur’a, bizim Ertuğrul Abi’mize…
|
|
Sitenin
kapanması onun pes etmesi demek değildir, Ertuğrul
Timur, tiyatroya nefes veren bir site yaratmıştır,
elini taşın altına koyanlardandır, sitemizi,
tiyatrom.com’suz Türk Tiyatrosu olamaz denecek kadar
önemli bir duruma getirendir…Biz başta bir
tiyatrom.com okuyucusu olarak, sonra da yazı yazmaya
çalışan tiyatro sevdalısı gençler olarak ona çok şey
borçluyuz, tiyatrom.com’a çok şey borçluyuz…İşte
onun için zor geliyor veda etmek, tiyatrom.com’a
değil sanki bu veda, tiyatronun damarlarından
birine…
Bunun tiyatrom.com’daki son yazımız olduğuna inanmak
istemesek de, zorlanarak da olsa bir veda edeceksek,
bunun teşekkür dolu olması gerekiyor. Bize
tiyatrom.com’da yazma fırsatı verdiği için, bizim
tiyatroya arzuladığımız gibi daha profesyonelce
yaklaşmamızı sağladığı için, bizi hiç engellemediği
tam tersine sürekli teşvik ettiği için, ama en
önemlisi Türk Tiyatrosuna katkıları için, Ertuğrul
Timur’a sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz...O, şimdi
sadece siteye değil, tiyatroya da veda edeceğini
söylüyor, varsın etsin, o tiyatroyu bıraksa da, onu
ne bizler bırakırız, ne de tiyatro bırakır… Hiç
içimizden gelmese de, hiç elimiz varmasa da son sözü
söylemek gerekiyor bazen, hoşça kal tiyatrom,
şimdilik hoşça kal... |
|
|
|
| |
|
|
| |
|
İsa karslı |
 |
GECE
GELEN EMAİL
Yaklaşık olarak saatler 23,16'yı gösterirken
tiyatrom kapanma haberi mail kutuma düştü. Alt
pencerede A.Ertuğrul Timur kullanıcısından e-mail
aldınız yazısı, tıklamamla beraber açılan sayfadaki
yazıyı okuduğumda elinden şekeri alınan çocuklar
|
|
gibi
üzüldüm ve düşündüm.
Acaba şakamıydı. Ama neden böle bir şaka olsun ki…
Yıllardır kapanan salonların sesi olan, tiyatro için
uğraşan, anadoludaki tiyatroların vizyonu
olan
tiyatronun her şeyi dekoru, kostümü, reklamı,
oyuncusu tiyatrom.com kapanıyor.Devamlı olarak kampanyalar düzenlediğimiz
tiyatrom.com, düzene karşı olan her zaman sanat ve
sanatçının yanında olan tiyatrom.com kapanıyor.
Neden? Neden? Neden?
Peki, sevgili Ertuğrul abinin istediği gibi veda
yazısı mı yazmalıyız? Yoksa kapanmaya mahkum olan
karşıya sahnesi gibi HAYIR kapatılmamalı satılmamalı
olmaz kardeşim! Deyip karşısında mı durmalıyız. |
|
Ne kötü çaresizlik!
Ne kötü bir haber…
Ne yapmak lazım?
Benim tiyatro ile tanışmamın vesilesidir
tiyatrom. Haber yazdığım, keyif aldığım tiyatroma
nasıl veda ederim ki?
Öleceğini bildiğin dostuna ne bileyim işte,
doktorların ölecek dediği kardeşine veda nasıl
edersin… Ben edemem arkadaş… Etmemeliyim vardır bir
çıkar yol. Olmalı
Nazımın vedası gibi,
"kavgamı kafamda götürüyorum.
Hoşça kalın
dostlarım benim
hoşça kalın...
Resimlerdeki kuşlar gibi
dizilip üstüne kumsalın,
mendil sallamayın bana.
İstemez..."
Veda edemezsin bizlere… Hem sen sahnesiz, sahne
sensiz nasıl yaşar ki…
Nedir, nedendir, bilmeden yazdım bu yazıyı… Belki
çok saçmadır… Devriktir ama yürekten yazılmış bir
yazıdır.
Daha yollayacak çok haber, yapacak çok söyleşi var.
Umuyorum ki, perden kapanmaz tiyatrom.com,
kapanmaması için elimizden geleni yapacağız. |
|
|
|
|
|
|
GİTMEDEN
ÖNCE YAZILARI |
|
|
|
Ali Pehlivan |
 |
O
ALKIŞLAR SİZİNDİ
Benim oyunlarım Tiyatrom.com dan bütün sitelere
yayıldı. Türkiye oyunlarımla buluştu,buluşmaya
devam |
|
ediyor.Sayısız teşekkür e mailleri alıyorum
Bunun yanında plaket,teşekkür belgesi
gönderenlerde var. 2006-2007 sezonunda
okullar dahil Türkiye ve Yurt dışında toplam 60
topluluk oyunlarımı seyircisiyle buluşturdu.
Çoğu zaman elimden geldiğince
bunu Tiyatrom.com ile paylaşmaya çalıştım.
Aldığım her teşekkür, seyircilerin arasından
yükselen her alkış aslında Tiyatrom.com a ait. O
plaketler; Tiyatrom.com un. Ben de sizleri;
beyinlerimizde tutarak,alkışlarla uğurluyorum. |
|
|
|
AZİZ ÖKTEM |
 |
Ben konuşursam acıklı konuşurum... |
|
Burada da konuşmam istenmiş. Madem |
|
konuşmam istenmiş o zaman konuşacağım... Aradan
uzun yıllar bile geçmeden sana doyamadan nereye bu
gidiş...Anadolu'da kim halini bildirecek artık,
kime söyleyecek derdini kime anlatacak meramını,
gitmek kolaysa git ozaman ince bir sızı ol
yüreğimizde sende kay git ömer muhtar der
gibi... gidene dur demek olmaz buralarda belki
orada da geçerlidir bu söz... ama niye be,
nereye bu gidiş... hiçmi sevemedin buraları
derim, demek istiyorum göğüsüm parçalanırcasına
haykırıyorum bizi bırakıp nereye? |
|
|
|
İDİL ENGİNDENİZ |
|
Merhaba, "neden kapatıyoruz" yazınızı okuduktan
hemen sonra yazıyorum bu mail'i. pek utandım
okurken... zamanında yapılması gereken şeyleri
yapmadığım için çok utandım... dolayısıyla size
"aman n'olur kapatmayın" diyemiyorum.
yazdıklarınız için teşekkür ederim yine de,
muhtemelen başka pek çokları gibi bende de
"silkinip kendine gelme" etkisi yarattı ama
bilmem alıştığım konformizmden kendimi
kurtarabilir miyim... size mücadelenizde kolay
gelsin, çok ama çok kolay gelsin. hoşçakalın |
|
|
|
FULYA PEKER |
 |
Sevgili Ertuğrul Timur,
Bu habere gerçekten üzüldüm. Kaliteli yayın
yapan tek Online tiyatro sitesinin kapanması
üzücü, ama koşullar bizleri bazen bu kararlara
sürüklüyor . |
|
Burada tezimi katharsis üzerine yazmıştım,
katharsisin uygulamaları ve yeniden tanımlanması
üzerine...sonra onu makale haline
dönüştürmüştüm. Eğitici oldugu kadar eleştirel
bir yönü de vardı bu makalenin, tiyatronun amacı
ile yakından ilgiliydi. Tiyatro yapıyoruz ama ne
yapıyoruz sahiden bunu sorgulayan bir makale.
İngilizceden Türkçe ye cevirdim bu makaleyi
hızla. Onu size ulaştırıyorum, veda sayınızda
yayınlamak isterseniz, bu da benden bir katkı
olsun istedim. Eğer son sayınıza uygun
bulursanız bu paylaşımdan sevinç duyacağım.
Yeni haberlerinizi bekliyorum.
Sevgiler
AYNADAKİ AKİS VE KATHARSİS |
|
|
|
PINAR SELİMOĞLU |
 |
Bir yerlerde bir şeyler yanlış ama...
İçimizdeki pırıltıları söndürmemek için
küsmeden |
|
,değerlerimize zincir vurmadan, karanlığa elele,
ümitle, ampulsüz gerçek ışık verebilmek
için.... bu güzel çalışmalarınızın ilk
fırsatta tekrar canlanmasını diliyorum.
sevgiyle |
|
|
|
ZULAL ARSLAN |
 |
Merhabalar. Önce mailinizi okudum. Ağlayasım
geliyor.. Pek fena.. |
|
|
|
GÜL FULYA AKYOL |
 |
O
site tüm tiyatroseverlere maloldu. Böyle bir
kararı tek başına alman doğru mu arkadaşım?Çok
üzüldük.... Ama sen böyle bir kararı
aldıysan mutlaka uzun süre iç ve dış
hesaplaşmayı |
|
yapmışsındır. 27 martta görüşmek üzere....
|
|
|
|
CİVAN CANOVA |
 |
uğurlamak istemiyoruz yaşamasını arzu ediyoruz.. |
|
|
|
UĞUR KILIÇ |
 |
sizi yeni duydum ama Aziz Öktem kardeşim gibi
neşeli biri bu kadar üzüldüyse.... Bırakıp
gitmek bu kadar insanı üzmek için yanlış
zaman :) |
|
|
|
YEŞİM ÇOT |
 |
NEREYE YA? BU KADAR GENCİ,BU KADAR TIYATRO
SEVERİ BIRAKIP? ÇEKİP GİTMEK MADEMKİ GİTMEKTE BU
|
|
HER ZAMAN KOLAYDIR;AMA KALMAK ZORDUR, ÖNEMLİ
OLAN ZORU BAŞARMAKTIR;=((AMA
KADAR KARARIN KARAR,O HALDE YOLUN ACIK OLSUN
DİYORUM;AMA SUNADA İNANIYORUM ZOR OLAN
BAŞARILACAK;=)) BIRAKMAYACAĞIZ SENİ BİR YERE..!
|
|
|
|
ÜMRAN İNCEOĞLU |
 |
Yıllardır başkaları adına beklentisizce
savaşmaktan yorulan arkadaşım.. Ne diyebilirim
ki? Tek diyebileceğim; biz seni yine rahat
bırakmayız, bir |
|
biçimde
katarız bir yola:) |
|
|
|
TÜLAY ÇELLEK |
 |
Merhaba,
En gerekli günlerde neden gidiyorsunuz?
Vedalar acı veriyor... Hoşça kalın
Tülay ÇELLEK |
|
http://www.tulaycellek.com |
|
|
|
TURHAN FEYİZOĞLU |
 |
A. Ertuğrul Timür arkadaşa merhaba,,
Yeni Dünya Düzeni (YDD) adı altında büyük
bir talan,yağma, |
|
soygun yapılıyor.
Ülkemiz de kamuaya ait ne varsa
yağma, ediliyor, talan ediliyor, peşkeş
çekiliyor. bu yağma, talan ve soyguna hastahane,
okul, kültür kurumları dahil her şeyi kapsıyor.
Bir toplumun temel dayanakları olan ve sosyal
adaletin amacı sayılan sağlık, eğitim eğer
topluma ücretsiz bir hak olarak sunan düzen
olmazsa orada insan haklarından bahsetmek mümkün
değil.
Bu insan haklarına aykırı sömürücü, yağmacı
talana düzene son verip sosyal adalete uygun bir
düzen kuramazsak toplum olarak daha büyük
sorunlarla karşı karşıya kalacağız demektir.
bu yağmacı, talancı, soyguncu, vurguncu düzene
hep birlikte karşı koyarsak bunu
engelleyebiliriz.
öyle değil mi?
örgütlü bir halkı hiç bir güç yenemez ve örgütlü
bir halk kendi toplumsal düzenini kurar.
sevgi ve selamlarımla. |
|
|
|
SILA İLYASOĞLU |
 |
Pes Etmek
Mi? Hayır Tabi Ki De... Tiyatrom.com'da
birkaç hafta önce yazmaya başladım. |
|
Ertuğrul Abi'nin yeniliğe açık olması sayesinde siteyi
çok güzel bir biçimde
yayınladığını hepimiz biliyoruz. Ama benim
tahminimce TODER'in ona destek çıkmaması,
tiyatro dünyasından değer verdiği bazı
insanların bu ikilinin küfürlerine ve ona
yaptıkları hakaretlere aldırmaması onu bu
noktaya getirdi. Sadece siteyi bırakmak değil,
dikkatinizi çekerim tiyatro dünyasından elin
eteğini çekmek istiyor. Çok üzücü bir durum
gerçekten. Yine de bir umut besliyorum içimde,
pek kolay pes etmeyecek gibime geliyor... |
|
|
|
ALİ CENGİZ AKDENİZ |
 |
yola devam durmak yok...kimin perdesi kapanmış
ki?orada duran bir seyirci var, üstelik bu
dergiyi okuyor du...o ne yapacak peki? o da
|
|
devam edecek yola...hikaye şu arkadaşlar: bu
ülkede perdeler kapanmasın diye
ayaklanıyoruz,ayıplanıyoruz...tamam dergimiz
kapanacak bu kesin ama kesin olan artık
ayıplanmayacağız... artık SÖZLÜ TİYATRO
DERGİLERİMİZ olacak... anlatacağız durmadan,
durmadan,durmadan... |
|
|
|
DEREN SOYKAN |
 |
Birkaç aydır yazıyorum ama yıllardır okuyorum...
Tiyatroya yön veren site, kapanmaz, kapanmamalı,
|
|
bu
hafta hepimiz yazılarımızla tiyatrom.com'dayız,
ve olmaya da devam etmek istiyoruz, zaman bu
zaman olmamalıydı, ertuğrul abiden o gelen mail
gerçekten bir şaka olmalıydı, çok fazla konuşmak
istemiyorum ama dünden beri ne yapacağımı
bilemez bir şekilde dolaşıyorum, bir çözüm
olmalı diyorum ama Ertuğrul abi böyle karar
verdiyse....ne demeliyim gerçekten bilemiyorum,
gerçekten... |
|
|
|
ERSİN DOĞRUER |
 |
vayyy beeee bir yıldız daha kaydı desenize
|
|
|
|
EDA ATALAY |
 |
ya
abi ne vedası bu
neden hayırdır ne oluyorrr...
ben tiyatrom kapanıyor diye yazı mazi
yazmam...tiyatrom kapanır mı yaa...!
|
|
|
|
ELİF ÇETİNKAYA |
 |
KIRMIZIDAN GELEN SESSİZLİK
Her gün ilk baktığım internet sitesi
tiyatrom, gerek yayıncılığı gerek içeriğiyle,
tüm tiyatro |
|
haberlerini hiç bir maddi çıkarı olmadan,
tiyatro
aşkına sekiz yıldır aralıksız sürdürüyor.
Görünürde küçük ama aslında çok büyük bir aile
yarattık kendimize.Uğurlamak istemiyorum,
ailemizin dağılmasını istemiyorum.. Yine bu
hafta yazımla orda olacağım, son olmaması
ümidiyle.. |
|
|
|
BÜLENT DEMİRAL |
 |
Merhaba Ertuğrul Bey,
Böyle bir kararı almanızı saygıyla karşılıyorum
ve eminim sizin bu kararı almanızda da çok haklı
gerekçeleriniz vardır. Ancak herşeye
rağmen ve ne |
|
pahasına
olursa olsun tiyatrom.com'un kapanmaması
gerektiğini düşünüyorum. Sizi bu karara iten
gerekçeler neler bilmiyorum ama sitenin
kapanmaması için neler yapılabilir her türlü
konuşmaya, tartışmaya ve desteğe varım.
Bilginize, Sevgiler... |
|
|
|
|
|
JALE SANCAK |
 |
"Tiyatrom'un yayın
hayatına son vermesi beni üzdü. Çünkü ben
Tiyatrom'dan, tiyatro ili ilgili pek çok bilgi
ve habere anında
|
|
ulaşıyor, Tiyatrom sayesinde
tiyatro ile ilgili pek çok şeyi öğrenme ve takip
etme olanağım oluyordu.Üstelik Tiyatrom, yapılan
yanlışlara, haksızlıklara karşı çıkan, aynı
zamanda özellikle genç tiyatroya ve
tiyatroculara destek veren bir yayındı. Ben
kendi adıma Tiyatrom'u özleyeceğim ve
eksikliğini hissedeceğim."
|
|
|
|
RASİM AŞIN |
 |
Tiyatro sanatına önemli bir destekde bulunmuş
Tiyatrom sitesi ve onun tesisçileri sessiz
sedasız ama çok önemli saydığım günde bir
protesto eder gibi kapanışını önemsiyorum..
|
|
Önemsenmesi ve ders çıkarılması gerekliliğini
vurguluyorum.. Bu site internet ortaamında
tiyatro sitesinin vacipliliğini ve
işletilebileceğini kanıtlamış ve bir okadar da
örnek olmuşdur..
Gerekçeniz ne olursa olsun .. Teşekkür ederim
şimdiye kadar ki faaliyetleriniz için.. Sizin
hizmetlerinizi önemsiyorum.. Sevgilerimle! |
|
|
|
ŞAFAK TOK |
 |
Daha dünkü çocuğum. Dün başladım tiyatroya.
Bugünde devam edeceğim. Kapanıyor bir sanal
sahne. Ellerine |
|
sağlık şimdiye dek emeği geçenlerin. Elden
ayaktan düşünceye dek bırakmamacasına
sarılacak kişilerin ellerinde güzelliğini korur
umarım yeni yeni tiyatrom.com'cuklar. Yoksa
sanal sahnelerimizde mi yıkılmaya başlanıyor ne?
Aman Allah Korusun.
hayalle-SAĞLIKLA |
|
|
|
EMRE SATI |
Yıllardır sahneler kapanıyor ve yıllardır
sahneler kapanmasın diye hükümete ve sahneleri
yıkanlara karsı cıktık. Yıllardır perdeleri
kapatmadık. Yıllardır 27 mart dünya tiyatrolar
günü için yazılar yazdık , okuduk , dinledik…
Yıllardır tiyatroyu ; tiyatro haberlerini
tiyatrom.com dan aldık…
Nedendir bu serzeniş… Nedendir bu sebepsiz
geriye dönüp bakmadan gitmek…
Bir tiyatro aşığı olarak bunu sormak hakkımdır
neden Ertugrul TİMUR birden bire bu şekilde
tiyatrom.com yazarlarına böyle bir mail atarsın.
Bilmez misin ki tiyatrom.com sahipsiz
kalamaz. Ertuğrul TİMUR’suz olmaz…
Bunu sormak hakkımdır sebep nedir…
Tiyatrom.com kapanırsa biz nerden alacağız
tiyatro haberlerini?... |
|
|
|
RAMAZAN KARAKAŞ |
|
merhaba, tiyatro için bence herşey ve herkes bir
kayıptır, ama eğer sizce bu durum hayırlısıdır
diyorsanır kararınıza saygımız sonsuz, umarım
başka bir şekilde ve başka bir yerde demiyorum,
tamamen sanatın ta göbeğinde görüşmek
üzere..kendinize çok iyi davranın..Hayat ve
sanat bize verilen kısa süreli bir servet onu
iyi değerlendirelim.. Mavi Uçurtma
Komedi Tiyatrosu |
|
|
|
SABRİ SEVİNÇ |
|
Ertuğrul Bey,
Kesin ve son karar olmasına üzüldüm. Kulüp
başkanlarının yaptığı gibi ısrarlar karşısında
yeniden başlamak amatörce bir duygu gerçi ama,
devam etmenizden yana olurdum. Her şeye rağmen
tiyatro alanında web ortamında bilgi
paylaşımının önemli olduğunu düşünüyorum.
Bundan sonraki yaşamınızda başarılar dilerim. |
|
|
|
SERKAN ÖZTÜRK |
Sayın Ertuğrul Bey, aldığınız karar benim için
üzücü bir gelişme oldu.Muhakkak bunca zamanlık
emeğinizi silecek,geçerli bir nedeniniz vardır.
Bundan sonraki yolculuğunuzda yanınızda olmak,
görüşlerinizden istifade etmek isterim.(en
azından yine mail yoluyla)
Çünkü siz maile mail yoluyla cevap verme,yol
gösterme nazikliğine sahip bir insansınız.
Muhabbetle... |
|
|
|
NİLAY AKDER |
Ertugrul Bey merhaba,
ben siteyi kapatacağınıza çok üzüldüm. maalesef
Tiyatro Anka'da kapandı ve devam etmiyor. yine
de başka yerde bir şekilde yayınlanan isleriniz
olursa takip etmek isteriz, bizi haberdar edin.
saygı ve sevgilerimle, |
|
|
|
GÖNÜL .... |
|
o
kadar üzüldüm ki. Keşke bu kadar az sayıda kişi
kalmasaydık, ama ne yazık ki öyle bir zamandayız
ki kim dost, kim değil belli değil.
Oysa Tiyatro ile geleceğimiz olan çocuklarımıza
neler neler kazandırabilirdik. Nasıl iyi bir
insan olunur, hilesiz ve dürüstçe nasıl iş
yapılır, saygı ve sevgi nedir?, en önemlisi
insan olmak ne demek onu öğretirdik. Ama ne
yazık ki bunları asla öğrenemeyecekler, çünkü
bizim gibi veliler azınlıkta kaldı, onlarda
Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik zorluklar
nedeni ne yazık ki hiçbir şey yapamıyorlar.
Umarım her şey gönlünüzce olur yolunuz açık ve
aydınlık olması dileği hoşçakalın. Saygılar |
|
|
|
Özge Öztürk
Tiyatronline
Ankara Temsilci |
 |
Tiyatro… Kocaman bir dünyada bir avuç insanız…
Yeryüzü denen maddi dünyada olduğu |
|
gibi iyisiyle, kötüsüyle… Ama bu genellemenin içine
girmeyi
hak edemeyecek derecede terbiyesiz, utanmaz,
saygısız insanlarla karşı karşıyayız. Tiyatro
şemsiyesi altına kendilerini utanmadan sokabilen, yağmur
beklerken yakın zamanda tipi altında kalacak olan,
emeğe saygı duymayı bilemeyecek kadar insanlıktan
çıkmış, yeryüzünde bile yeri olmayan, tepkimizi hak
eden iki adam… Yıllardır çizgisini koruyarak, asla
bundan şaşmayan bir adam, Ertuğrul Timur… Türk
Tiyatrosuna bunca zamandır hizmet vermiş bir site,
Tiyatrom.com… Biz tiyatro severler- kendini bu
tanımın içinde hisseden herkes mutlaka bunun üzerine
düşünmeli- insanlara aşılamaya çalıştığımız birlik,
beraberlik duygusunu mutlaka bu sefer kendimiz
içimizden birileri için göstermeli ve bu uğurda
Ertuğrul Timur’a destek olmalıyız.
Sadece sahneden alkışlamanın, sadece tebrik etmenin
yanımızda olmak demek olmadığını anlamalı ve zor
günümüzde de yan yana olmamız gerektiğini bir kez
daha hatırlamalıyız. Biz Tiyatronline.com olarak
sonuna kadar Ertuğrul Timur’un arkasındayız ve bu
iki terbiyesiz adama hak ettiği dersi vermek için ne
gerekiyorsa yapmaya hazırız. Hayatta herkes
yaptığını bulur, bu kendini tiyatro adamı sanan,
aslında daha adam olmanın ne demek olduğunu
anlayamamış insanlar da en kısa zamanda enkazın
altında kalacaktır. Herkese sevgilerle… |
|
|
|
İhsan ATA /
Tiyatronline Eleştirmeni |
 |
Hangi şartlar altında olursa olsun, kim ne derse
desin, neyi tartışırsak tartışalım hadiseyi konunun
dışına taşıyarak kişilik haklarına |
|
saldırmak etik
değildir. Kim haklı kim haksızı aramanın ötesinde
bir suçlama
söz konusudur. Kimse kimsenin şahsına yönelik
aşağılayıcı ifadeler kullanma hakkına sahip
değildir. Bunun ötesinde site sahibiyle olan
münasebetinden dolayı sitede yazanlara da küfür
etmek, haddini aşan ucuz bir
yaklaşımdır. Zira bu açıklama, hem sitede
yazanların hem de site sahibinin mahkeme yolunu
açmıştır.
Türk tiyatrosunun iktidarla mücadele verdiği bu
dönemde birbirimizle çatışmak yerine destek olmak
kaçınılmazdır. Bize savaş açan, bir bir
sahnelerimizi yıkmak isteyen despot zihniyetlere
karşı tek vücut olunmalıdır. Bu tarifi mümkün
olmayan vahim açıklamanın sahibi Hilmi Bulunmaz, hem
şahsına küfür ettiği Timur’dan hem de sitesinde
yazan onca değerli kalemlerden bir an önce özür
dilemelidir. Ve bu savaşın bir an önce son bulması
gerekmektedir. |
|
|
|
Gökçe Çiçek
Özülkü |
|
Merhaba,
Bence en doğru kararı vermişsiniz ..yo hayır ben
tiyatrom karşıtı biri değilim hatta sempatizanıyım
bile diyebilirim ama emeklerinizi bu güzel
enerjinizi boşa harcamak yerine liseli ve
üniversiteli tiyatro gönüllüsü kardeşlerimizle daha
iyi isler başarabilirsiniz.onlar yarınlara
bırakacağınız gerçek tiyatro severler ve hatta iyi
birer tiyatro emekçisi olabilirler.
Biz ne yaptık ?Hiç bir şey ....
Su tiyatroya girsem de yalakalık diz boyu bir ilişki
ile bir yerlere gelsem ,oradan da arabeskçi birinin
dizisine atlayıp bolum başı para alsam ,cihangirde
bir ev tutsam(olmazsa olmaz ).böylece toplum
kaçıntısı marjinal bir sanatçı(!) olarak özgür
ilişkiler yasasam.ama bu arada dejenere olduğumu ve
tiyatro dışında her şeyi yaptığımı görmesem yani
kendimi kandırabildiğim kadar mutlu olabilsem diye
yırtınıp durduk.
hani nerde yeni yaratımlar,hani genç oyun yazarları
,hani nerde tiyatro için caba sarfeden idealist
oyuncular.
İdealizm ne çirkin bi laf haline geldi değil
mi?..salaklık hatta .
Hala daha , bir oyunda oyuncu olarak görev almasam
da olur kostüm dikerim ,oyunculara cay servisi
yaparım diyebilen ben ne kadar da gerzek kalıyorum
bütün bu marjinal sanatçı olma hayallerinin yanında.
Tiyatro için de tiyatrom içinde bir umudum yok artık
benim.Tarihsel süreç yaşanacaktır, büyük oyunlar
tasarlanan siyasi masalarda alınıyor kararlar.artık
oyun yazarları değişti.yonetmenler malum ..bize
yapacak tek şey kaldı kendi çapımızda tiyatro yapmak
,gençleri onların eline bırakmamak ve bugün biz
göremesek dahi gelecekte tiyatro adına güzel şeyler
olacağına inanmak.
Tiyatrom kapanmalı..eger kapanması gerçekten
istenmiyorsa emek verilmeli ..Geriye yaslanıp
tepkilere bir bakin .Bakalım kimler hazıra konmanın
rahatlığından feragat edip harekete geçecek .Tabi
geriye yaslanırken hayallere kapılmamanızı tavsiye
ederken sevgilerimi ve saygılarımı da
iletirim.Gerçek gönüllü tiyatro emekçileriyle yola
devam.Ama lütfen onlara çok iyi bakin çünkü en hızlı
beyaz kirlenir biliyorsunuz.
emeğinize gönlünüze sağlık. |
|
|
|
Başak
SAKIZLIOĞLU |
|
ZİHİNLER KAPATILAMAZ!
“Hiçbir kere hayat bayram olmadı ya da her nefes
alışımız bayramdır.” Çelişkili ve bir o kadar da
doğru bir yaklaşım… Aldığımız her nefes bir
sonrakinin güvencesi olsa da, her yanımız çelişkiler
yumağı… Bilginin, sevginin ve sanatın kanatları
altına sığındığımızda netleşen; duyguların,
düşüncelerin, inançların ve güven duygusunun
yaşadığı bir çelişki bu… Geleceğe olan inancın
zedelenmesi, onulmaz yaralar açması… Tıpkı varoluşun
sorgulanması gibi; kazanılmış değerlerin, ilkelerin,
geçmişin, geleceğin sorgulandığı alacakaranlık
günler yaşıyoruz… Sanatın sanat için yapılması
ihtiyacı neredeyse sanatın göz ardı edilmesi
noktasında… Gündelik gereksinimlerimiz
hayallerimizle karşı karşıya olduğunda kaçınılmaz
gel-gitler yaşıyoruz… Bu noktaya gelişin
mimarlarıyız hepimiz… “Tiyatrom”uz ciddi bir
sınavdan geçiyor, onu bu sınava hazırlamak, bugününü
ve geleceğini garanti altına almak için üzerimize
düşen görevlerin, fikir yürütmek, laf üretmek olduğu
yanılgısıyla yaşamayı sürdürüyoruz… Oysa yaşamıyor,
sadece nefes ve yaş alıyoruz.... Çok yaşayarak
değil, yaşamayarak yaşlanıyoruz… Yapılması
gerekenleri erteleyerek, görevlerimizi yarına
bırakarak… Oysa o yarın, hayallediğimiz biçimde
gerçekleşmeyebilir… Karamsar ve umutsuz olmak
istemiyoruz, ama umuda giden yolda vasıta bekliyor,
yürüyerek ulaşabilme şıkkını es geçiyoruz… Mutlaka
ulaşırız, gecikerek de olsa… Ama her koşulda geç
olmadan!
Tiyatrolarımız kapatılıyor… Tiyatro yayıncılığı
adına başarılı bir çizgi sürdüren “Tiyatrom” da
kapanıyor ne yazık ki… Tiyatrolar kapatılabilir…
Hatta gönül gözleri bile kapatılabilir, yüzler
çevrilir, yere eğilir… Kapatmak erdem sayılabilir…
Herkes dünyaya, kültüre, değişime kapatılabilir, ama
zihinler asla kapatılamaz! Eğitimin ve kültürün
ışığında gücümüzün yettiğince zihinlerimizi açık
tutmamız dileğiyle, tiyatro yayıncılığına bu güne
kadar yaptığı katkılardan dolayı “Tiyatrom” u
kutluyor, çizgisini sürdürecek yeni tiyatro
yayınlarının yolunu açacağını umuyorum. |
|
|
|
Sinem
Koşar |
|
sevgili ertuğrul timur,diye başlamıştım kaç sene
önce..şimdi de öyle olsun istiyorum..kaç sene önce
mail atmadan dahi önce tiyatrom. benim için izmirde
çıkmayan tiyatro dergisi olmadığı için bir ışıktı.
şimdi de öyle.. Konuştuğumuz zamanlarda hep
anlatırdınız da inanmazdım,tiyatroyla uğraşıp
insanların bu kadar aciz,sorumsuz, ve inaçsız
olacağına..en önemlisi de tepkisiz,eylemsiz..ölü bir
balık gibi yani ya da bir taş. ama ne yazık onlar
beni sanırım sizi de inandırdı buna;üretmeden
dedikodu kumkumasının içinde yüzeceklerine.
gelişmeden,okumadan araştırmadan hala milattan
kalmış bilgilere dayanarak hoca olanlara, sözüm ona
"yeteneklerinden yiyip" oyuncu geçinen tarihin
karanlığında kaybolanlara, sahneler satılırken
gözümüzün önünde, yıkılırken hala sol tarafı
sızlamadan sahneye çıkan ruhlaraın
olduğuna...inanmak istemedim;hala
istemiyorum..görüyorum,ben öyle değilim!siz de
değilsiniz..ama görüyorsun işte acı bir şekilde..ben
zengin piçleri gibi babamın parasına güvenip tiyatro
okumuyorum,her gün 3 saatten fazla yol çekiyorum.
üstüne beklenmedik bi ton şeylerle karşılaşıyorum vs
vs vs. ama yılmamayı,bayrağı bırakmamayı sizin
gibilerden öğrendim diyebilirim. bunlar sizin için
ne ifade eder bilmiyorum ama;2 sene önce de
kararınızda böyle bir şey yazmıştım.şimdi de içimden
geçenleri yazmak istedim. hiç bir kasma filan yok
içimde.. kararınızı sonuna kadar
destekliyorum..tiyatrom ulaştığı saygınlığı böyle
kaybedecek bi gazete değildi benim çocuk
düşlerimde..yine görüşmek üzere..ama bu durum
sahneden ,tiyatrodan ayırmasın sizi..çünkü bi gün
sahnedeyken ben sizi otururken görmek öyle isterim
ki.. kaliteli tiyatroya, tiyatronun ışığına
inanıyorum ben..iyi olursunuz umarım. |
|
|
Can
Murat - Yaşar ŞENGEL ve TİYATRO CANİKO. |
|
Sevgili Ertuğrul Timur,
Bizler; sizden,sitemizden ve yazılarınızdan ayrı
kalmak istemiyoruz.
Dürüstlük, tarafsızlık, saygınlık, kişiliğinizden
ödün vermemeniz özelliklerinizden sadece bazıları.
"Sevgi-Saygı-Hoşgörü" felsefemiz sizinle olsun.
Hep sizinleyiz. |
|
|
Fatih PAZVANTOĞLU |
|
Bu
kadar çabuk olmamalı. Elveda demek istemiyor
gönlüm.. |
|
|
Çiğdem Bayraktar |
Işığını giderek kaybeden ülkemizde neden böyle bir
karar alıyorsunuz? Gitmeyin, kalın ve savaşın!
Aynalar susarsa yaşlandığımızı kim söyleyecek?
|
|
|
Senem Bolat |
|
Merhabalar ben tiyatroyla alakalı bir site ararken
tesadüfen sizin sitenizi buldum.her ne kadar
tiyatrocu olmak nasıp olmasa da tiyatroya aynı
zamanda müziğe aşık biriyim.sanata duyarlı olmak
çok farklı birşey.eğer içinizde biraz sanata
duyarlılık varsa herşeye ve herkese karşıda aynı
ölçüde duyarlı oluyorsunuz ve yapılan
haksızlıklara da sessiz kalamıyorsunuz.
tiyatrom.com un kuruluşunu okudum. gerçekten büyük
emekler ve savaşlar vererek hazılanmış sizi tebrik
ediyorum açıkçası.ben henüz 24 yaşındayım belki
haddimi aşarak söyleyeceğim ama gerçekten toplumda
sizler gibi duyarlı insanlara çok ihtiyacımız var. |
|
|
Zafer Diper - Bizim Tiyatro |
 |
Sevgili Ertuğrul,
Ne, neler demeli? Yazılanlara bakınca, söylenecek
olanların çoğu yazılagelmekte..
|
|
Şimdiye dek sürdürdüğün
yayıncılığının-eylemselliğinin önemi: genelde kültür-sanata ve özelinde tiyatroya büyük
katkı sunman, özveri ötesi bir çabayla!
Senin gibisi pek yok gibi..
Ne ki, bir ülkenin siyasal ve ekonomik yapısı, varolan
koşulları ve dayatmalarıyla kültür-sanatta yansısını
buluyorsa, bu nedenledir ki birazcık dinlenmen senin de
hakkın; ama herşeye karşın, diyesim: “birazcık! |
|
|
|
Soner Engür |
 |
Merhabalar Sevgili Tiyatro Dostumuz Ertuğrul
Abi
Yaşça sizden epeyce küçüğüm, bu yüzden beni
maruz görün size abi dediğim için... |
|
Benim gibi tiyatro sevdalısı ne çok genç
vardı sizin kurmuş olduğunuz bu mabetten
bilgi alabilen,birşeyleri öğrenebilmek için didinen. Onlar
ve kendim için üzgünüm. Ama çok şaşkınım...
Çünkü, ne çok tartışmalar okudum ben bu
sitede ve benim gözümde canlanan "Ertuğrul
Timur" pes edip, ülkemizin tiyatrosunun bu
sağlam kalesini fethettirmez diye
düşünüyordum. Yanıldığım için üzgünüm.
Ertuğrul ismi benim için ve bir çok tiyatro
sevdalısı için çok şey demek biliyorum.
Ertuğrul'lar pes etmez. Etmemiştir.
Etmemeli.
Yine de herşeye rağmen, bu karar sizin almış
olduğunuz bir karardır ve saygı duymaktan ve
"kelimelerce" üzülmekten başka çare yok. Bu
zaman kadar yapmış olduğunuz onca
çalışmadan, saatlerinizi birşeyler aktarmak
için harcamanızdan ve tiyatro için atan bir
kalbe sahip olduğunuzdan size minnettarım
kendim adına. Yolunuz her daim açık olsun...
Haddimi aştıysam affınıza sığınırım.
Kardeşiniz Soner Engür. |
|
|
|
Sertaç Ayvaz - Açıkça |
 |
Okula
devam
Tiyatrom, kurucusunun rızası dışında bir
“okul” oluvermişti. Yalnızca tiyatro
siteleri için değil, |
|
tüm
tiyatro camiası için bir okul. Uzaktan
bitirmeye çalıştık,
alttan derslerimiz kaldı…Şimdi “okul
kapanıyor” diyorlar, kurucu emekli olmak
istiyor .
Okul mutlaka açık kalmalı. Yeni öğrencilere
ışık tutmalı, yeni mezunlar vermeli…
ve mutlaka ‘tiyatroda bir olmak’ üzerine de
ders konmalı.
Üzüntüm ve saygımla, |
|
|
|
|
|
Vahit ÇAKMAKCI
www.tiyatro.net
|
|

|
“
Söyleyecek sözü olanın susmaya tahammülü yoktur.”
Yazarıyla, oyuncusuyla, |
|
yönetmeniyle, eleştirmeniyle, okuyucusuyla kısacası
geniş bir kitlenin çıkarsız, beklentisiz
paylaşım içinde bulunduğu ve tiyatroya katkı
sağladığı www.tiyatrom.com ' un böyle bir karar
almasından ötürü son derece üzüntü duyduğumu dile
getirmek isterim. Bir
çok yazarın ve tiyatro insanının geçmişte olduğu
gibi gelecekte de söyleyecek sözleri vardır,
olmalıdır, olmak zorundadır...
Madem ki var sözlerimiz, madem ki repliklerimiz
sabırsız bekleyiş içinde,
O halde, her şeye inat yeniden savuralım
repliğimizi.
İnadına Tiyatro !
İnadına İnsan !
www.tiyatrom.com ' un yayın hayatına kaldığı yerden
devam etmesi dileklerimle,
Saygı İle, |
|
|
|
|
|
Enver
Başar - Tiyatronline yayıncısı |
|
 |
Tiyatrom Kapanıyor
Yıldırdınız arkadaşımı!
Şimdi de neden kapanıyor diye soruyorsunuz.
Polemiklerle nereye
|
|
varacaksınız ki.
Önce İnsan
Önce Tiyatro Ertuğrul, belli bir aradan sonra senin geri
döneceğine inanıyorum.
Belki başka bir formatta.
Arkadaşım güle güle.
Ve Tekrar aramıza hoşgeldin...
|
|
|
|
|
|
Mehmet
Ergen |
|
 |
Sevgili Ertuğrul Timur,
Bugüne kadar olağanüstü özverilerle yaşamasını
sağladığınız sitenizi kapatma
|
|
kararınızı saygıyla karşılıyorum. Ülkenin bir çok
yerindeki ve yurt
dışındaki bir çok tiyatroyu bir tek adreste
buluşturdunuz, bir çok insana yol gösterdiniz. İyi
dinlenmeler diyorum, çoktan hakkettiniz. Artık genç
kuşakların polemikten uzak, yapıcı, bilgilendirici
yeni oluşumlarla bıraktığınız yerden takip etmesini
umuyorum.
Saygılar.
Mehmet Ergen
www.talimhanetiyatrosu.com
www.arcolatheatre.com
|
|
|
|
|
|
kenan cinkiş |
 |
Yazıların hiç birisini okumadım okumak da
içimde gelmedi.. Çünkü çok saçma bi karar
hemde çok saçma |
|
kapanmayacak bu site diyesim
geliyor.. çünkü kapanması için hiç bir
mantıklı açıklaması yok.. sitede editör arkadaşlar
aradınız da hiç kimse gelmedi mi ? ve size
yardım etmek isteyen hiç kimse çıkmadı mı?
Sağlık sorunları başlatacak kadar tek
başınıza kaldınız bu site ile....içeriği o
kadar geniş bir sanat dalının bir yayın
organı olarak hiç bir neden (mantıklı)
göstermeden kapanmak çok saçma. Bu yazı
kesinlikle ağır değil ağır olan bir şey
varsa o da pes eden kardeşler görmektir.. |
|
|
|
|
|
Azade Küçükaycan |
 |
Masaüstümde sürekli duran ve bilgi aldığım
penceremdi.. umarım kararmaz.. azade |
|
|
|
|
|
Osman Dursun |
 |
ve bir oyun daha bitti...tiyatrom
perdelerini kapattı...sağol ertuğrul abi
ellerine sağlık...ama sahne boş
kalmamalı,artık yorulan ertuğrul abiden
bayrağı bu işe gönül verenler
devralmalı...yeniden perdeler açılmalı... |
|
|
|
|
|
Tolga Güleryüz Tiyatro Düş Gezginleri |
|
|
Öncelikle
üzüldüğümü belirtiyorum.. bundan sonra tiyatrom yaşamına
devam ederse ben de bir ucundan tutmak istiyorum...
Teşekkür ederim.. bugüne kadar emekleriniz için.. kolay
gelsin.. |
|
|
|
|
|
Ali
Erdoğan/kabare dav aynası tiyatro topluluğu
|
|
|
üzüldüm bu karara...ortada ciddi bir emek
var çünkü...Duygularımı kısa bir şiirimin
son iki dizesiyle aktarayım : gölge ağaca
küsse / çekip nereye gidecek? |
|
|
|
|
|
Murat Ruben
Hukuk Müşaviri
|
|
|
Sayin
Ertugrul Timur, Bir tiyatrosever olarak olarak tiyatro.comun
yayin yasamina veda etmesine uzuldum. Siteyi yayinlamak
hususunda verdiginiz emekler icin tesekkur ederim.En iyi
dileklerimle, |
|
|
|
|
|
Yunus Bektaşoğlu |
 |
Tek sözüm tiyatrom.com içindir.;
tiyatrom olarak başladınız ama artık
tiyatromuz oldu... Ve sizden tek ricamız
tiyatromuzu kapatmamanızdır... |
|
|
|
|
|
| |
 |
|
| |
|
| |
|
NEDİM SABAN |
|
 |
BÖYLE
GİTMELERE ALIŞIK DEĞİLİZ
Sevgili Ertuğrul,
Siteni kapatacağının haberi geldiği günden bu yana,
sana nasıl bir veda yazısı yazayım diye düşünüyorum.
Öncelikle “bulaşmayayım” dedim. Senin |
|
arkanda, sana inanan, seni seven öylesine genç bir
kitle var ki, bırakayım, o gençler uğurlasın seni!
Yani veda yaşlanmasın. Yaşlandırmayayım veda etme
biçimini.
Ama yanlış yapıyorsun Ertuğrul.
Böyle gidilir mi yahu? |
|
Nasıl
gidilir anlatayım sana….
1) Siteni yönetim yalakası yaparsın. Sağın kedisi,
solun köpeği, belediye encümenin ciğercisi bişey
bişey olursun. Onu öpersin, ötekine ötersin.
Hatırı sayılır bir yer edinir, enseyi kalınlaştırır,
gerekirse emekliliğinde Çınarcıkta bir belediyeden
aday olacak şekilde plan yaparsın.
2) Siteni şantaj amaçlı kullanırsın. Ona küfür buna
küfür derken, “şu Allahın belası gitsin” diye o
kadar çok beddua alırsın ki, gittiğinde dua, bir
kilo da bayram şekeri alırsın.
3) Sitende sağa sola bulaşmaz, herkesçe iyi
anlaşırsın, dünya görüşün olmaz, hiçbirşey
görmediğin için, kimse de seni görmez. Bir gece
yarısı operasyonuyla sessiz sedasız ayrılırsın.Zaten
suya sabuna dokunmadığın için kimse arkandan su
parası taktı demez, elektrikli ortamlara girmediğin
için, elektrik faturası ödememen sorun olmaz
4) Sitendeki yazarları çeşitli tekelcilerle, çıkar
gruplarıyla muhatap edersin. Millet genel sanat
yönetmeni, baş rejisör filan olmadan senden bir
geçer.
Hatta sitenin adreslerinde dandik dunduk
uluslararası festival komiteleri, tiyatro komiteleri
varmış gibi yaparsın. Nasılsa tüm mektuplar sana
gelir. Gereksizleri sobaya atarsın, mailleri de grip
salgınlarında virüs olarak salgınlarsın. Bu durumda
kimse seni salıvermez. Kendin fiilen gitsen de, seni
yollamazlar.
5) Başbelası bir adam olarak her galaya gider, ama
hiçbir oyunu seyretmez, kafadan beş oyuncu beğenir,
üç rejisör beğenmez, onlara çalışırsın. Çeker
gidersin belki ama zaten sitende hep aynı resimler
çıktığı, hep aynı yazılar yazıldığı için, gittiğini
anlayan olmaz.
6) Daha iyi bir yere gidiyorum, Devlet İstatistik
Ensitüsüne adandım, Başbakanın hesaplarını
tutacağım, Kültür Bakanının ayakkabılarını
boyayacağım dersin, bırak gitmeyi, bırak göndermeyi,
bir de kalkarlar seninle gelirler.
Sen
ilkeli bir adamsın.
Böyle önceden söyleyip, onurlu bir biçimde var mı
gitmek?
Hem de mücadeleye devam edeceğini söyleyerek?
Oysa senin mücadeleyi nasıl kaybedeceğini görmek
istiyordu herkes!
Tiyatrolarımızın nasıl peşkeş çekildiğini,
aydınlarımızın nasıl satıldığını izlemeni
istiyorlardı.
Nereye gidiyorsan git ama hiç olmazsa yetiştirdiğin
o güzel insanları, gençleri bırak son kale düşene
kadar. |
|
|
|
| |
|
|
| |
|
Sabiha Topallar |
 |
YÜZYÜZE GÖRÜŞEMEDEN ABİ DİYEBİLMEK...
Merhaba Ertuğrul Abi,
Yazındaki kırgınlık, yorgunluk canımı acıttı seni
çok iyi anlıyorum üstelik nefret ettiği işi yüzünden
27 Mart’ta taksimde yürüyemeyecek biri olarak, sana
nedenlerini düşünmeden kendi
|
|
kendime gücenme cüreti gösteren biri olarak
anlıyorum inan bana, ama tamiri zor kırgınlıklardan
sonra anlayış hatta destek görmek seni iyi yapacak
mı ?! Hiç sanmıyorum, ama en azından herkes bir
tiyatrom.com vardı bizlerle varoldu ve bizim
yüzümüzden yok oldu diyecek buna eminim... Bu Mart
karanlık olacak yıkılan sahneler, kapanan sitemiz
inşallah daha büyük karanlıklar olmaz inşallah
tiyatro dünyasına kırgınlığın çok uzun sürmez, şöyle
bir düşününce benim için ne kadar önemliydi
tiyatrom.com diye ortaya çıkıyor; 8 senenin hepsinde
anım kalmış siteyle beraber büyümüşüm, deneyim
kazanmışım izmitten istanbula
yeni gelmiştim toydum takip ettiğim sitenin
güvenirliliğiyle
ilk kez cast sayfasına üye olmuştum
fotoğrafıma bakınca anlaşılır elimde tahta bavulum
eksikmiş J
Sonra Gönül Ülkü& Gazanfer Özcan Tiyatrosu’na girdim
sitene ilk kez haber oldum, sonra sonrası iki farklı
özel tiyatroda bulundum birçok sitede, dergide,
gazetede haberleri çıktı oyunların ama ben en çok
her zaman tiyatrom.com haberlerine mutlu oldum
popüler kültürden nefret eden biri olarak her zaman
tiyatrom.com oluşumu farklıydı benim için
Sizin ve Üstün Akmen’in yazılarını hep takip ettim
şimdi boşluk olacak artık arşivden dönüp bakarız
yazmak istedikçe yazacak ortam bulunuyor hatta
tiyatronline.com sitesine yazabileceğimi ilettiler
ben daha bir girişimde bulunmadan, çok mutlu oldum
ama biliyorsun tiyatro camiasında daha yüzyüze
görüşmeden abi diyebilmek güvenip dertleşebilmek
tiyatrom.com gibi samimi bir ortam bulmak zor
olacak...
Neticede HAKLISIN bir seyirci olarak, bir yayıncı
olarak, bir aydın olarak, bir sanat sevdalısı
olarak, kimi zaman dışardan kimi zaman içinden biri
olarak gözlemlediğin ve belirttiğin gibi kendi
içinde boğuluyor bizim tiyatromuz genel olarak
Tiyatro ölüyor diyenlerin kendini bilmezliklerine
gülsem de bu ülke için maalesef Tiyatronun can
çekiştiği acı gerçek, artık o talihsiz söylemde
bulunanlara diyebiliriz ki tiyatro sanatı ölmez
lakin bu ülkede bu tiyatro camiasıyla bu hükümetle
bu aydıncıklarla ölüm döşeğine yatırılmıştır tekrar
canlanır mı bilemeyiz!
Tiyatrom.com un varlığı unutulmayacak ve sen her
zaman benim mail listemde olacaksın bir yazı
yazdığımda yine sana danışıp fikrini sorarım hem
belki bu sefer eleştirirsinde mutlu olurum, kahve
dünyasında sana bir kahve sözü vermiştim lütfen
unutma
Veda yazısı yazmak için uğraştım ama başaramadım
beni affet :( dün açtım bir boş sayfa boş boş baktım
ekrana bunları yazdım anca, bugün yine denedim ama
yapamadım zaten son yazdığım gidişatı anlatmış
aslında...
Yorgunluklarının huzura dönüşmesini diliyorum herşey
için teşekkürler abicim
|
|
|
|
| |
|
|
| |
|
Ragıp Ertuğrul |
 |
DELİLİĞE
ÖVGÜ
Bir sezonun daha sonuna yaklaşırken geriye dönüp
baktığımızda akılda sadece kaliteli oyunların, iyi
performansların veya yenilikçi sahnelemelerin
kalmadığını görüyoruz. Bunların yanında iktidarın
icraatlarına karşı yapılan protestolar, ödeneklerle
ilgili sitemler, telif ödememek uğruna atılan
taklalar, magazine göz kırpan manşetlik söylemler,
sanat sosyetesinin ilgisine mazhar olabilmek için
oluşturulan oyunculuktan uzak kadrolar da izlerini
bırakıyor.
Hele ki eleştiriye karşı tahammülsüzlüğün ve
hoşgörüsüzlüğün eseri olan küçümseyici-aşağılayıcı
açıklamalar, üretmek yerine söz ve yazı düellosuyla
ruhlarını tatmin eden aylaklar, sanata yakışmayan
ama nedeni meçhul bir nefretin sonucu olduğu açık
hakaretler, iftiralar... |
|
Bu
noktada size baharı erken yaşatan bir Pazar gününü
taçlandıran 35 dakikadan ve çağrışımlarından
bahsetmek istiyorum. Şahika Tekand’ın Stüdyo
Oyuncularının mütevazi, sıcak, görünüşte dingin ama
arkasında heyecan dolu performans mekanındaydık.
2007 Kasım Gösteri Grubu’nun performanslarını
izlemek için toplanan yaklaşık yüz kişiydik. Şahika
Tekand’ın takdim konuşması beni kısa bir muhasebeye
götürdü. 20 yıldır ayakta tutmaya çalıştığı,
öğrenciler yetiştirdiği, festival oyunlarına ev
sahipliği yaptığı mekanda misafirlerini
yerleştirebilmek, rahat ettirmek için çaba
sarfediyordu; nedense seyirciyi önemsemeyen,
dışarıda oyunu izlemek için bekleyenleri
umursamayan, sanatseverlere evsahipliği yapma
görevini üstlenen makamlarını salonda birinci sıra
orta koltuğa taşıyan ödenekli tiyatroların genel
sanat yönetmenlerini, tiyatro müdürlerini
hatırladım. Ki onlar ne salonun doluluğuna, ne
yüzlerdeki memnuniyete veya memnuniyetsizliğe ne de
alkışa bakarlar. Ki onlar kendilerini bilir.
Tekand gelenlere “Sizden böyle küçük ve sıkışık bir
mekanda gösteri yapabildiğimizden dolayı özür
dilemeyeceğim” mealinde bir söz söyledi, “Bizi 20
yıldır bu mekanda sanat yapmak zorunda bırakanlar
özür dilemelidir”; nedense milyon dolarlar
harcanarak yapılan kültür merkezlerinin kimlere,
hangi amaçla tahsis edildiğini, sanat haricinde elde
hangi propaganda malzemesi varsa panel, konferans,
kutlama, anma... Allah ne verdiyse onun uğruna
değerlendirildiğini hatırladım. Ki o merkezlerin
uzun uzun adları kısaltılmış, yöneticileri
kısaltmaları kadar güdük alt kültüre teslim
olmuşlardır.
Stüdyo Oyuncularının künyesini gösteren broşürü
görünce nedense gazete manşetlerini hatırladım.
Medyanın sanata yoğun emek verenleri görmezden gelen
bir anlayışı güttüğü günümüzde gerçek sanatçılar
medyada yeralma yarışından feragat etmişlerdir.
Performansıyla değil fiziğiyle, oyunculuğuyla değil
çapkınlığıyla manşette kendilerine yer bulan bu
lafazanlar her konuda da fikir sahibidirler. Ki bu
sanatçı bozuntuları tiyatroyu da gündemde kalma
vesilesi olarak kullanırlar; popülerlikleri sanat
tutkusuyla bulansın, herhangi bir yarışma
programında jüri üyesi olmaları kaçınılmaz olsun.
Tekand’ın bir cümlesi var ki gösterilerini
tanımlayan, işte budur demek lazım. Metin, replik,
sahneleme, müzik... tüm bunlardan soyutlayarak bir
gösteri çıkarmalarını istemiş Şahika Tekand
birbirinden farklı meslek grubundan gelen
öğrencilerinden: “Çırılçıplak yaratıcılık kalmasını
sağladık” diyor.
Çırılçıplak yaratıcılık... Salt üretim... tüm
eleştirilere göğüs gererek daha iyi performans
sergilemek için çalışan tiyatro sanatçılarının
yaptığı gibi... türlü hakaretlere, iftiralara maruz
kalarak, internet sitelerinde ifşa edilerek sözde
camiadan afaroz edilmeye çalışılan eleştirmenlerin
yüreklice yazmaya devam ettikleri gibi... şan-şöhret
ve paranın esamesinin okunmadığı sanat dergisi
yayıncılığında yıllardır direnen, direnmekle
kalmayıp bir de polemikler içine sürüklenmeye
çalışılan Mustafa Demirkanlı’nın çabasını inatla
sürdürdüğü gibi... kültür-sanat sitesi
yayıncılığında objektifliği elden bırakmayan,
aynı emeği ticari bir sitenin yöneticiliğine harcasa
internet zengini olabilecek Ertuğrul Timur’un,
sanata hizmet adına hiçe sayılan tüm emeğine
karşılık motivasyonunu sekiz yıl boyunca koruyarak
tiyatrom.com’u canlı tuttuğu gibi...
Timur’un üretim ve emeğini farklı bir kulvarda
sürdüreceğini ümit etmek istiyorum. Ertuğrul Timur
“beni siz delirttiniz” diyor ama yanılıyor; belki de
akıllandı. Zira yukarıda saydığım işleri yapmak
delilik ister. Allah aklımızı başımıza getirmesin.
Ne ün ne şan ne nam... Çırılçıplak yaratıcılığa
soyunanlar ne namı, gamlı gelir gamlı gider. |
|
|
|
| |
|
|
| |
|
Kayhan ŞÖHRETLİ
- Kocaeli Gazetesi |
 |
Sevgideğer Timur;
Yine yanlış yerden mi bakıyoruz diye düşündüm
yazılanları okuyunca...Bu kararı almana neden olan
yanlış ve yakışık olmayan işlerden kendimize hiç pay
çıkarmayıp, "nasılsa güzel işler yapıyor, bırak
yapsın" diyip de uzaktan mı seyrettik biz şimdiye
kadar gürül gürül akan bir nehri...Sonra yooo dedim
burada yazanların, katkıda bulunanların
samimiyetleri olmasa,beklentisizce |
|
tiyatroya emek vermeseler, bunca ilgiyle izlenen bir
site nasıl var olabilirdi...
İzmit'te yaşanan ve şimdi anımsamak bile
istemediğiimiz padişahvari kelle uçurma operasyonu
sonrasında yanımızda yer alışını, geçtiğim her
habere ve yazıya hemen ertesi gün sitende vererek
olaya karşı duyarlılığını ve dosdoğru duruşunu nasıl
unutabilirim ki...
İktidara yakın duranların, güç elimdecilerin
eteklerinde dolaşanların bunca çok olduğu bir kültür
hayatında, her şeye rağmen, tiyatronun varlık
nedenini çoğu zaman unutmadığını görmek inan buruk
bir tebessüm bırakıyor yüzümüzde...
Haklısın...Yoruldun be Ertuğrul...Biraz tembellik
yapayım ya diyip, film izlemek için yatağa uzanmayı
bile özledin. Bir hafta sonu kendini sokağa vurup,
adını bile bilmediğin yollardan geçip şehirde
kaybolmayı özledin belki...
Çok güzel bir yorgunluğun var ama bunu
bil...Yorgunluğuna, üzgün ve incinmiş yanlarına iyi
bak...
tiyatrom.com'u bu kadar çok önemseyen, senin
işlerine bunca saygı duyan bizler zaten seni rahat
bırakmayız da bırakmasına; şöyle biraz dışarı at
kendini; gişeden bilet alıp, seni tanımayacakları
bir köşeden, yazma zorunluluğunun olmadığını bilerek
izle mesela bir oyunu, deniz kıyısına inip sohbet et
akşamcılarla, uzun zamandır listende olan bir kitabı
oku, tembellik hakkını kullan...
Seni bilen biliyo...Kimseye hesap verecek
değilsin...Kaldı ki hesap vermesi gerekenler, şimdi
o yoksunluk duygusuyla baş başa kaldıklarında
versinler kendilerine ve bu sitenin paylaşımcılarına
o hesabı...
Gönlümden ve aklımdan geçer ki; ikiyüzlü
olunmayacak, şimdi yüzüne söylediklerimizi unutup
yarın başka saflarda yer alınmayacak, şimdi
eleştirdiklerimizin yaptığı hatalara düşülmeyecek...
Hadi biraz dinlen sen...Serserilik yapmayı özlemedin
mi ya, şöyle sorumsuzca takılmayı bir an
olsun...Hadi git...
Gittiğin yerden selamını eksik etme ama, arada bir
merhaba olsun gönder, habersiz bırakma bizi...
Yolun açık olsun...
Haydar Ergülen'in dediği gibi değil mi ya zaten
sevgili Ertuğrul: "Nereye gitsek şehir/ kime gitsek
bir uzaklık kalıyor kendimize..."
Unutmadan...Gözün arkada kalmasın, biz
buradayız...Site büyük nasılsa, tekrar tekrar okuruz
ne var ki, okuyamadığımız bir çok şey var daha nasıl
olsa...
Kendine iyi bak dostum... |
|
|
|
| |
|
|
| |
|
Tarkan Çuhacı |
 |
Son
Perde ve Trajedi
Yazıma
nasıl başlayacağımı bilemiyorum.. Aslında Yazmak
istediğim çok konu var. Fakat son yazım itibariyle
içimdekileri kısa kısa da olsa dökmek istiyorum..
Öncelikle Türk tiyatrosuna verdiği büyük destek için
bir tiyatro adamı olarak Ertuğrul bey’e çok teşekkür
ediyorum . Aslında ne yaparım da fikrini değiştirim
diye çok düşündüm. Ama bu sefer gerçekten kararlı
gördüm onu.. Ama yine de şansımı deneyeceğim..
Ertuğrul Bey, bence bir daha düşünün, biz her zaman
sizin yanınızda olacağız..
Aslında kendisi ile yüz yüze hiç tanışmadık.. Şimdi
onun için yazdıklarım ve yazacaklarımı sadece
tiyatro’ya verdiği emeğin farkına varılması için
olacak..
Son zamanlarda olan çirkin olaylar maalesef
tiyatromuza zarar verdi. Ertuğrul bey’i
eleştirecek olan insanların önce en az onun kadar
tiyatro’ya emek vermesi gerekir..Tekrar
yazıyorum..Kendisini hiç görmedim ve
tanımıyorum..Ama yıllardır yaptıkları ortada… |
|
Son
olaylarda benim de adım geçti..Söylemediğim bir şeyi
adı belli olan kişi söylemişim gibi lanse etti..
Tekzip gönderdim yayınladığı için teşekkür ederim..
Burada ricam bir daha böyle çirkinliklerin olmaması
herkes kendine gelsin lütfen.. Bir avuç insanız
şurada.. Kötülükle devran dönmez. Bu konu’yu daha
fazla abartmamak için teğet geçiyorum..Umarım bir
daha böyle şeyler olmaz..
Tiyatrom.com’un kapanışına gelecek olursak, yazımın
başlığı gibi bir trajedi maalesef..
Yıllardır nerdeyse her gün gezip tiyatro adına
bilgilendiğimiz bu kaynak kapanıyor..Bunun birçok
nedeninin olduğunu tahmin ediyorum. Az önce de
yazdığım gibi bir avuç insanız ve o bir avuç insan
bu çok önemli bilgi kaynağını belki de kendi
elleriyle kuruttu.. Ne demek lazım
bilemiyorum..Sadece çok üzgünüm..
Daha fazla yazmak içimden gelmiyor.. Tiyatrom.com
bir gün bir yerde buluşmak adına elveda…
|
|
|
|
| |
|
|
| |
|
Yıldırım Fikret
URAĞ |
 |
Sevgili
Ertuğrul Timur,
Bu
“kapatma” kararından dolayı seni yürekten
kutluyorum! Bu ülkede hükümranlığını çoktan ilan
etmiş olan hımbıllığın en ön saflarında yer alan biz
tiyatro insanlarına, en okkalı şamarı atıyorsun
çünkü bu kararla! Eminim “şamar” ifadesini yersiz
bulacaksın. Öyle ya, senin inceliklerle örülü
kimliğin düşünüldüğünde, Ertuğrul Timur’un yapacağın
iş değil “şamar atmak!”
Tiyatrolar yıkıldı, yıkılıyor, yıkılacak! Ama
tiyatrom.com’u kapatan iradenin bununla bir ilgisi
yok. tiyatrom.com’u tiyatro yıkan eller kapatmıyor.
Yapan eller kapatıyor onu… Bu bir intihar! Üstelik
ilk girişim değil bu… tiyatrom.com’un bileklerindeki
izler bu yeni intihar girişiminin nasıl
sonuçlanacağını anlatmaya yeter! Ve her intihar gibi
bu da geride kalanlara atılmış bir şamardır! |
|
“İntihar…”, “Şamar…” Yersiz ifadeler bunlar evet!
Sen bu ülkenin tiyatrosuna katkı sunabilmek için
bildiklerimizin çok ötesinde, bizimle belki de
hiçbir zaman paylaşmayacağın büyük fedakârlıklar
içinde çalıştın. Didindin! Şimdi çekip gidiyorsun bu
bataklıktan. “Mücadeleye devam edeceğim. Ama kendi
bildiğim yoldan.” diyorsun. Senin bu asil, vakur ve
kararlı tavrın karşısında yukarıdaki ifadeler yersiz
biliyorum.
Ama bizim bu Hımbıllar İmparatorluğunda, bizim bu
içine aldığı her şeyi yutan leş kokulu
bataklığımızda, yani bizim tiyatro dünyamızda
“yerli” ifadelerimiz kalmadı pek. Sözcükleri çoktan
tükettik! Artık küfürleşiyoruz! Can Yücel’i
neremizle anladık bilmiyorum ama “ne kadar rezil
olursak o kadar iyi” diye diye her türlü rezilliği
marifet sanır olduk.
Bu ülkenin tiyatrocularının tiyatrom.com’a
ihtiyaçları yok Sevgili Ertuğrul! (Seyirci mi? Onun
defterini düreli çok oldu. Seyircinin tiyatrom.com’a
filan değil, tiyatroya ihtiyacı yok zaten!) Bu
ülkenin tiyatro insanlarının tiyatroya ihtiyacı var.
Birileri(!) bizim tiyatrocularımızı elinden tutup,
tiyatroya götürmeli… Tiyatro daha iyi, daha güzel,
daha doğru bir dünya ülküsüyle yapılan bir “şey” ya
hani… İşte böyle bir tiyatro, dünyanın neresinde
varsa, bizi elimizden tutup oraya götürmeli
birileri!
Tiyatrosu olmayan bir ülkede, evet artık gerçekten
komik kaçmaya başladı tiyatrom.com gibi beyhude
çabalar. İroni mironi yapmıyorum. Tam tersine
tiyatrom.com’un bu son derece yerinde kararını
benzerleri de örnek alır diye umut ediyorum.
“Tiyatrosu olmayan bir ülke…” Bu da mı yersiz kaçtı
yoksa? Doğrudur! “Tiyatronun yasa-dışı olduğu bir
ülke…” demeliydim. Yasa karşısında berberler kadar,
bakkallar kadar bile hükmümüz yok bizim. Bir tiyatro
yasasını bile var edemedik biz. Kapansın, batsın,
yıkılsın dediğimiz Devlet Tiyatroları’nın sadece 12
ilde yerleşik kadrosu var. Devlet Demiryollarından
bile beter durumda... Topu topu 4 adet belediye
ödenekli tiyatromuz var. Ne durumda olduklarını
bilen biliyor! Ülke genelinde yıllık izleyici
ortalaması 2 bilemedin 3 milyonu geçmez. 4 milyon
olsa kaç yazar? Bu koşullar içinde tiyatrom.com ve
benzerleri lükstür bizim için. Şamarmış, intiharmış,
yerliymiş, yersizmiş hiç önemli değil! Verdiğin
karar doğrudur Ertuğrul!
Bu öyle bir bataklıktır ki adamı güçten düşürür
evet! Senin gibi kendini mücadelesiyle tanımlayan
adamları bezdirir! İşte bu yüzden kararın doğrudur.
Kurtar kendini bu bataklıktan. Kurtar ki mücadelene
sahteliğin, riyakârlığın, vurdumduymazlığın,
işbirlikçiliğin kısacası rezilliğin her türlüsünün
hüküm sürmediği insanca mecralarda devam et.
Kimbilir tiyatrom.com’da olmayanı oralarda
oldurursun da oralardan nefes verirsin bize belki!
Bize gelince!... Hiç gerek yok bize mize gelmeye...
Vallahi kafiye olsun diye değil, bizi bu dize
gelmişliğimizden kimse kurtaramaz. Çok lazımmış gibi
durup durup tiyatro öldü mü filan diye tartışıp, ona
buna pislik atmaya devam edeceğiz biz. Ölenin
tiyatro değil, tiyatrocular olduğunu görmeden,
ellerimizde birbirimizin kanıyla, bu bataklıkta
debelenmeye devam edeceğiz. Ta ki o bataklık
hepimizi yutup yok edene dek!
O
gün geldiğinde anlaşılacak senin çabanın ve
şamarının değeri!
Hakkını helal et tiyatrom.com!
Ve uğurlar olsun, yolu açık olsun Ertuğrul Timur!
tiyatrom.com’u var eden o büyük emeğin
Ve tiyatrom.com’u yok eden o okkalı şamarın önünde
saygıyla eğiliyorum!
|
|
|
|
| |
|
|
| |
|
Yaşam KAYA -
Tiyatronline Editörü - Tiyatro Eleştirmeni |
 |
Genç Tiyatrocular Sana Minnettar
Ertuğrul Timur Adı Asla Unutulmayacak
Sevgili Ertuğrul Timur (Ertuğrul abi) seninle 1998
yılından bu yana ‘genctiyatro.com’ dan gelen bir
paylaşımım var. Benim eleştirilerim ilk kez senin
sitende yayınlandı. Sonraları yazılı ve görsel
basında yer aldım. Tiyatro eleştirisine ilk kez
senle adım attım. ‘Sanat Eleştirmenliği’ eğitimini
almadan önce, informal eğitimi sitende yazarak
öğrendim.
Buradan sana ‘neden gidiyorsun?’, ‘gitmemelisin
asla!...’ gibi sözler söylemeye hakkım yok. Bunu
söyleyerek kanımca fikrine saygısızlık yaparım. İki
sene önce yine bırakmak istediğin |
|
zaman,
ısrarcı olanlar arasında ben de vardım. Demek ki
gitmemen için tiyatro dünyasında değişen hiçbir şey
olmamış. Gerçi yaşadığımız olaylara baktığımız zaman
hiçbir şeyin değişmediğini görüyoruz.
Sana
ne yazmalı diye çok düşünüyorum. O kadar çok
yazılacak konu var ki anlatmakla bitmez. Genç
tiyatrocuların önünü açarak yarattığın teatral ortam
Türk Tiyatrosu’ na ışık oldu. Sayende onlarca yazar
ve oyuncu sesini duyurdu sitenden. Karşılıksız
yaptığın bu hizmetin meyvelerini ilerleyen
zamanlarda aldın mı? İşte bu konu tartışılır.
İnsanların, tiyatro grupların çoğu isimlerini
duyurmak için ‘tiyatrom’ u araç olarak kullandılar.
Bunu herkes gördü; Harbiye ve AKM eylemlerinde.
Yıkıma karşı birlik olalım diye çağrı yaptığımız
zaman ‘yurtsever cephe’ nin üyeleri olmasaydı her
halde 30 kişi kalırdık meydanda. Ne yazık ki
yazarlar, gruplar, örgütler sesimize ortak
olmadılar.
Elbette çekilme kararına saygı duyuyorum. Ama
çekilerek meydanı ‘küfürbazlara’ bırakmayacak mısın?
Şimdi senin ne dediğini duyar gibiyim. O kadar
saldırıya maruz kaldığın dönemde çoğu kimse olayları
izlemekle yetindi. Örgütler seslerini her zaman ki
gibi çıkarmadılar. Sadece sana değil, o saldırılar
Sayın Demirkanlı’ya ve bana da yapıldı. Fakat kendi
kendimizi savunmak zorunda kaldık. O hadle tiyatro
dünyası bu gibi insanlara layık. Evet salonları
elinden alınan bir tiyatro dünyası sessizliğini
koruyup, devletten ne kadar para kaparımın hesabını
tutuyorsa sen gitmekte haklısın.
Seni çok özleyeceğim. Başkalarını bilmem ama
gidişinin ardından bir yayıncı olarak çok büyük bir
boşluk yaşayacağım kesin. Dilerim bundan sonraki
yaşantında her şey istediğin gibi olur. Seni
unutmamak üzere elveda. |
|
|
|
| |
|
|
| |
|
Deniz Atam |
|
 |
Tiyatro Yayıncılığı, Ertuğrul Timur, Aymazlar ve Son
Sayının Sayfa Düzenine Dair.
(Okuyucular için not: Ertuğrul Timur ile geçen yıl
düzenlenen Profilo Liseler Arası Tiyatro
Festivali’nin açılış gecesinde tanışma ve kısa bir
sohbet etme fırsatım oldu. Bunun dışında bir kez de
Tiyatro Dergisi ödül töreninde karşılaştık.)
Sayın Ertuğrul Timur;
Öncelikle Tiyatrom.com için almış olduğunuz kapatma
kararından dolayı büyük üzüntü duyduğumu belirterek
başlamak istiyorum.
Ben bir tiyatro oyuncusuyum, hiçbir zaman bir basın
mensubu olmak gibi düşüncemde olmadı, ne bir süre
önce yayın yaşamına son veren Tiyatral İstanbul
Dergisi’ni hayata katarken, nede bugünlerde 5.
sayısını çıkardığımız Tiyatro Gazetesi’ni hayata
katarken yayıncı olmak düşüncesinde olmadım. |
|
Her
iki yayın organının hayatla buluşması da sancılı
oldu. Gerek maddi açıdan, gerekse emek açısından.
Ama her iki yayını çıkartma kararı aldığımızda
Türkiye tiyatrosu için bir güç oluşturmak düşüncesi
ile yola çıktık. Örgütlü olmak gerekliliğinin
beklide en çok ihtiyaç duyulduğu alandır bizce
tiyatro. Bu yüzden az sayıda olan tiyatro basın
araçlarımızı (dergi, gazete, internet siteleri v.b)
bu amaçla kullanmanın yollarını aramaktayız.
Tiyatrom.com bu yolda biz tiyatrolar ve tiyatrocular
için önemli bir noktada durmaktadır. Muhalif
söylemleri ile birçok insanın, kurum ve kuruluşun
dile getiremediklerini zaman zaman yüksek sesle
haykırmıştır.
Ülkemizde medya kartelleri dışında yayıncılık yapmak
ise başlı başına bir cesaret gerektirir. Özellikle
muhalif bir tutum içerisindeyseniz. Tiyatrom. com’un
yayınına son verme düşüncenizi okuduğumda önce
şaşırdım ve tabii üzüldüm. Tiyatral İstanbul
Dergisi’ni çıkartmaya başladıktan bir süre sonra
aynı kararı alıp derginin yayın hayatına son
verdiğimizi hatırladım. Ancak bu son bizim için
mücadeleden vazgeçmek değildi elbette.
Tiyatral İstanbul Dergisi, Türkiye’de tiyatro yapan
“tiyatrocular” için hazırlanmış bir yayındı. Ancak
“kaç tiyatro’cu okuru vardı?” derseniz. İki elin
parmaklarının toplamını geçmez derim. Bu yüzden de
tiyatrocuların bile okumadığı bir ülkede bizler
neden tiyatro dergisi çıkarıyoruz diyerek bin bir
emekle çıkardığımız dergimizin yayın yaşamına son
vermek zorunda kaldık.
Ama mücadelemiz devam etmek zorundaydı. Tiyatrocular
okumuyor diye bu yoldan dönemezdik. Zira tiyatro
izlenmiyor diyip perdemizi kapatmadığımız gibi. Peki
ne yapabiliriz diye düşündüğümüzde Tiyatro Gazetesi
ortaya çıktı. Tiyatrocuları örgütleyemediysek bizde
tiyatro seyircisini örgütleyerek başlamalıydık bu
işe. Belki o zaman salonlarına, ustalarına,
mesleklerine, onurlarına sahip çıkamayan aymazlar
kendilerine gelir.
Bu düşünceler ile Kasım 2007 de “Sanatçılar Yıkıma
Dur Dedi..!” manşeti ile yayın hayatına başladı
Tiyatro Gazetesi. Ve yine muhalif ve onurlu bir
duruşla yoluna devam etti bu güne kadar. Bu kez
tiyatrocuların okuyamayacağı bir gazete yaparak
çıktık yola. İstanbul’da İstiklal Caddesi’nde genç
tiyatrocular ellerine aldıkları gazeteler ile o
kalabalığın içinde aradıklarını bulmayı başardılar.
Öğrencilere, ev hanımlarına, iş adamlarına, esnafa
tiyatro dostu kim varsa ulaştırdılar Tiyatro
Gazetesi’ni.
Bütün gün boyunca bende onlarla birlikte Mis Sokağın
başında gazete sattım. Ve gördüm ki yaptıkları işi
severek yapıyorlardı. Ve her satılan gazetenin
ardından umutları bir kez daha artıyordu.
(Bu güne özel bir anı anlatıp yazıya devam etmek
istiyorum.)
Gazete satışına çıkalı yaklaşık dört saat olmuştu.
Arkadaşlarım artık yorulmuşlardı, bu her hallerinden
belli oluyordu. Ancak hepsi bir gazete daha
ulaştırabilmek için canla başla çaba sarf
ediyorlardı. Artık bir çay molasını hak etmiştik.
Hep birlikte Mis sokağa girerken aşağıdan (bir
kafeden çıktığını tahmin ettiğim) Ulvi
Alacakaptan’ı gören genç oyuncu adayı Eylül
BAŞOĞLU (umarım izinsiz olarak ismini yazdığım
için beni bağışlar) “işte bir tiyatrocu bir tane
gazete daha satabilirim” diyerek yöneldi
Alacakaptan’a,
Eylül – Tiyatro Gazetesi Çıktı! Okumak ister
misiniz?
Alacakaptan – (yüzünde sadece bir tebessüm, hızlı
adımlarla uzaklaştı.)
Eylül – (Alacakaptan’ın arkasından) Sen nasıl
tiyatrocusun ya!
Bu olaydan sonra fark ettim ki, genç arkadaşlarımız
artık hiçbir tiyatrocuya gazeteyi uzatmıyorlar.
Böylece moralleri de bozulmamış oluyor.
Şimdi gelelim tekrar Tiyatrom’a. Yayıncılık
alanındaki bunca soruna rağmen Tiyatrom.com tahmin
ettiğim gibi tiyatrocuların ilgisizliği yüzünden
kapanıyor. Ve son okuduğum yazınızda belirttiğiniz
gibi bazı sağlık ve teknik sorunlar sebebiyle.
Sağlık sorunları konusunda söylenecek pek bir şey
yok. Elbette ki sağlığınız bizim için çok önemli.
Ancak şundan emin olunuz ki Tiyatrom.com un yaşaması
da Türkiye tiyatrosu için en az Ertuğrul Timur’un
sağlığı kadar önemli. Aldığınız karardan sizi geri
döndürmek gibi bir çaba içerisine girmeyeceğim.
Çünkü bu kadar emek harcayarak yıllardır severek
hazırladığınız bu sayfaların üzerine siyah bir perde
indirmenin ne kadar zor olduğunu tahmin
edebiliyorum.
Umarım aldığınız karar bu ülkenin aymaz
tiyatrocularının aklını biraz olsun başına getirir.
Tiyatrom. com’a dair söylenecek pek bir şey yok
aslında. Türkiye’de kaç tane nitelikli tiyatro yayın
organı var ki? Bunların en başında Tiyatrom.com
gelmiyor mu?
Hazırlayacağınız son sayfayı merakla bekliyorum. Bir
an için durup düşündüm “acaba ben olsam ne
yapardım?” açıkçası birçok manşet atılabilir. Ama
ben bir yayıncı olarak düşündüğümde aklıma tek bir
şey geldi.
Benim sayfa düzenim sanırım şöyle olurdu. Siyah bir
zemin üzerine “ORDAYDIM” manşeti ile 27 Mart Dünya
Tiyatro Günü’nde gerçekleştirilecek olan YIKIMA
HAYIR eyleminden bir fotoğraf. Belki eyleme
katılacak olan insanların tümünün isim listesi ile
birlikte.
Hemen altına da başta Kültür ve Turizm Bakanı
Ertuğrul Günay olmak üzere Türkiye tiyatrosuna
ihanet eden. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin
yıkımına sessiz kalan İstanbul Şehir Tiyatroları
Genel Sanat Yönetmeninden başlayarak tüm
oyuncuların, dekor-kostüm ve ışık tasarımcılarının,
gişecinin, temizlikçilerin vs. vs.
Yalnız İBB Şehir Tiyatrolarında çalışan personel
değil, Türkiye’de tiyatro yapan tiyatro ile
uğraştığını söyleyen ancak bu yıkıma sessiz kalan
bütün aymazların resim ve isimlerini koyarak
“AYMAZLAR” diye bir başlık atardım herhalde.
Emeğinize ve yüreğinize sağlık. Ertuğrul Timur,
Tiyatrom.com okuyucuları ve yazarları.
İstanbul 21 Mart 2008 / saat 04.33
Sevgi ve Saygılarımla
Deniz Atam
Tiyatro Oyuncusu |
|
|
|
| |
|
|
| |
|
Elif Çetinkaya |
 |
KIRMIZIDAN
GELEN SESSİZLİK
Boş
bir oda, her yer toz içinde. Öyle bir oda ki bu,
penceresi bile yok. Hatta odaya ulaşmak için
merdivenleri tırmanman gerekiyor ağır ağır.. evet,
ağır ağır çıkman gerekiyor ki nefessiz kalmayasın .
Odanın ortasında derme çatma bir sandalye var..bir
ayağı hafif öne doğru eğilmiş. O da tozlanmış, kim
bilir ne zamandır burada öylece duruyor.. bir
başına. Sonra bir ses duyuluyor, bir kapı gıcırtısı.
Dışardan hafif bir ışık mı vuruyor ne? Biri duruyor
kapıda. Öylece bakıyor odaya. Sonra içeri bir adım
atıyor, tozlar havalanıyor. Ve bir adım daha..
Sandalyenin önünde duruyor ve bakıyor uzun süre.
Sanki tüm sessizlikler bir bir kaçışmaya başlıyor.
Sandalyenin dilinden anlıyor adam. Bir göz kırpıyor
ve eliyle sandalyenin sırtını tutuyor bir anlaşma
yaparmış gibi.. Yavaş yavaş gömlek kolları
kıvrılıyor, şapka çıkarılıp asılıyor.
Güzel bir temizlikle başlamalı işe ama bu karanlıkta
mümkün mü? O zaman bir pencere açalım |
|
kendimize.
Oh be! Ne kadar da aydınlık her yer şimdi. Nasılda
içimiz mutluluk doldu birden.
Şimdi rahatlıkla geliyor ferahlığın kokusu. Sıra
geldi asıl işe. Matkaplar, çiviler, siyah perdeler,
ışıklar ve sahne.. Bir bir yerleşiyor yerine.. Çok
mu güzel oldu ne? Kendi gücümüzle yarattık ya, ondan
öyle geliyor heralde.. yok,yok! Gerçekten çok güzel
olmuş!
Ben yorulmuşum..hoş, iki çivi çakmak ne kadar yorucu
olursa artık!
Sonra Ertuğrul Abi’ye “ Gel, hadi biraz
dinlenelim. Bir çay koyayım sana.” diyorum.
O da “ Daha yapılacak çok işimiz var Elif, ben devam
ediyorum.” diyor.
Ben kulise geçiyorum, bir bardak suyu yavaşça
yudumlarken gözüme kırımızı ışık takılıyor. Aklıma
birden sahnemizde izlediğim bir oyundan replikler
sırlanıyor.
“Genç Tiyatro oluşumu çok iyi seviyede. Seneye bir
atölye açsak ya. Eğitimlere orada devam ederiz birde
kendi topluluğumuzu kurarız.”
“Tabi desteğin çok olması lazım. Yani böyle bir işe
kalkışmak kolay değil.”/ “ben varım!”/ “bende
varım!”
Aaa evet şimdi hatırladım üç kişinin yemekte oturup
konuştuğu bir sahneydi bu. Akm eyleminden sonra..
Kafamı uzatıyorum kulisten. Birçok insan görüyorum
hayalimde.. Kendilerini geliştirmek için sanat için,
tiyatro uğruna ne kadar da çok bilgi almışlar
buradan. Tiyatronun tüm tarihsel gelişimini, güncel
olayları, tüm oyunları , oyuncuları tanıma fırsatı
bulmuşlar ve büyük bir aile kurmuşlar. Daha da
bilgilenmişler her geçen gün. Ne kadar güzel
sohbetlerimiz olmuştu. Ne kadar keyifli
zamanlarımız. Hatırladıkça bir tebessüm kalıyor
yüzümde.
Aaa ne o? Makyaj aynasında lambanın biri mi
patlamış. Tamam, tamam.. Bu çok küçük bir sorun
hemen hallederim ben.
“Bu arada Ertuğrul Abi, çok geç oldu biliyorum ama
şurada bir düzeltme yapılması gerekiyormuş… Tamam
çok sağol.”
Suyumdan son yudumumu alıp, kulis kokusunu içime
çekerken, biri beni sarsıyor. “Elif! Hadi son sahne
bitmek üzere, selam’a çıkıyoruz.”
Bir anda ürperiyorum. Neydi o gördüğüm? Hayal mi
yoksa anılarım mı? Nerdeyim şimdi? Evet, evet,
doğru.. selam’a çıkmam lazım, ama kime? Yine bir
oyunun sonuna gelmişiz demek ki. Oyun sonlarını ben
hiç sevmem. Hemen içimi bir üzüntü sarar. İki elim
göğsümde birleşiyor..yutkunmaya çalışıyorum..
gözümden bir damla yaş akıyor. Hayır çıkamayacağım
selam’a. Sonra karşı kulisten yine bir kırmızı ışık
gözümü alıyor. Işık altında bir adam bana göz
kırpıyor, tozlu ama bol ışıklı odanın içinde,
sandalyesi yanında..
Vedaları sevmem, hoşçakal demek istemem.. Bana
kazandırdığın her şey için çok teşekkür ederim
Ertuğrul Abi.
|
|
|
|
| |
|
|
| |
|
Zülâl Arslan |
 |
Tiyatrom.
Benim tiyatrom. Senin tiyatron. Bizim "tiyatrom"uz.
Klişe bir Sosyal Bilimler Çalışması ödevini yaparken
Merve Kalınbacak rastladı tiyatrom'a... Genç Tiyatro
Oluşumu'nu buldu. Mail attı hemen Ertuğrul Timur'a.
"Biz Sosyal Bilimler Lisesi'nden bir grup genç
ilgileniyoruz tiyatroyla. Bize yardımcı olur
musunuz?" Hemen o an iletişim kurdu Ertuğrul Timur
Merve ile. Sonra ben de girdim devreye. Atölye
çalışmaları,27 Mart etkinlikleri,okul projeleri
derken,tiyatrom'la ve sayın Ertuğrul Timur'la böyle
başladı iletişimimiz.
Veda yazısı gibi değil bu yazı. İnanın aşk
dolu,sanat dolu,coşku dolu bir yazı olacak! Zira ben
onyedi yaşımda öğrendim ki ; evrendeki herşeye aşkla
yaklaşmaktan başka gerisi hikaye... |
|
İşin
içine para girdi mi,randıman arzusu,şöhret tutkusu
girdi mi, ne sanat kalıyor geriye ne de aşkla
işlenmiş,aşk dolu adımlarla yürünmüş bir sahne. Ben
o çirkin kelimeleri yazmayı bile yakıştıramıyorum
parmaklarıma,oysa ah siz büyükler,ne de güzel
biliyorsunuz çiçekleri koparmayı? Soldurmayı ve
küstürmeyi çocukları...
Son günlerdeki şu iki ismin sıkça geçtiği, skandal
ve kötü kelime kaplı konuyu mümkün olduğunca
okumamaya çalıştım,görmezden geldim tiyatro
sayfalarında da.. Çünkü kocaman kocaman adamların
böyle işler peşinde koşması komik gelmiştir hep
bana. Sizler nesiniz? Görünüşte iyi bir insan olmaya
çalışan,erdem kisvesine sığınan yüzbaşı mısınız
Woyzeck'i yargılayan,yoksa başında asma yapraklardan
bir taçla ortada dolaşıp ahlaki bir zafer peşinde
koştuğunu savunan ama Matmazel Diana'nın odalarından
çıkmayan bir Lövborg musunuz ?
Utanınız efendim kaleminizden ve kelamınızdan,biz
gençler kocaman bir tarla yapıyoruz,sanat
ekiyoruz,güzel sahneler biçiyoruz,oysa sizler kin
yağmuruna tutulmuşsunuz.
Ağlatın içimizdeki küçük oyuncuları işe yaramaz
pespaye oyunlarınız, nefret yumağına düşmüş kirli
sakallarınızla. Ne yazık. Oysa bilebilsek hep
birlikte yaşamayı,bilebilsek saygıyı,anlayış bayağı
kelimelerde yitip gitmese,sıkışmasa din kültürü
kitaplarına güvenilirlik ve hoşgörü ,bir yaşam
biçimi yapsanız doğru söylemeyi,haksız bulduğunuza
karşı çıkmayı ,ama temiz bir üslup kullanmayı,ah bir
bilseniz... Magazin zengin eğlencesidir,oysa ben
basit bir lise öğrencisiyim,sadece yüreğimdeki tüm
odaları san'ata açtım,emeğe ve üretmeye
açtım,eleştiri de bir parçasıdır sanatın lakin
hakaret iyi birşey değildir.Kapılmasanız magazinvari
söylemlerin dayanılmaz hazzına.. Bir çocuk bile
küfür duyduğunda korkar,irkilir kaba sözler
karşısında.
Siz
beni çok korkutuyorsunuz büyükler. Siz bana kötü bir
sanat dünyası tablosu çiziyorsunuz. Siz beni
tiyatrodan tiksindiriyorsunuz neredeyse. Ve benim
sizi affetmeye hiç niyetim yok.
Biliyorum önemli değilim, ama bilin yalnız da
değilim. Ben milyonlarım, ben milyonlarca
gencim,milyonlarca gencin tiyatro dolu kalbiyim,ben
Nina'nın bahsettiği evrensel ruhum,ve siz.. Siz
kötüsünüz. Sizin yaptığınız sanat değil.
Burası güzel bir ev benim için,her hafta başımı
soktuğum göz gezdirdiğim,kendim gibi yeni
yüzlerin,genç genç kişilerin fikirlerini öğrenip
dilediğimle iletişim kurduğum,dileyenin benimle
iletişim kurduğu,herkesin bildiği,herkesin takip
ettiği,tertemiz bir ev. Tecrübeli ve bugünlerde çok
nadir rastladığım güzel yetişkinlerin de yazdığı,
fikirlerinden feyz aldığım o kadar ustayı da unutmuş
değilim. Ama burası herşeye rağmen güzel yüzleriyle
girip, bizim, "herkes fikrini söylemelidir,çünkü
evrendeki her sesin yayılmaya hakkı vardır"
görüşümüzü alabildiğine sabote ederek zehrini
bırakıp giden, Ahmed Arif'in dediği gibi dost
yüzlü,dost gülücüklülerin ünlerine ün kattığı bir üs
olmamalıdır,olmadı da zaten.
Önce üzüldüm tiyatrom'un surette kapanacak olduğunu
öğrendiğimde,zira bir sürü isimle tiyatrom
vasıtasıyla tanıştım ben,Sayın Nihal Kuyumcu,Sayın
Coşkun Irmak,Sayın Eftal Gülbudak,Sayın Nedim Saban
ve birkaç isim daha.. Kendimden ziyade gelecek
için üzüldüm,yetişemeyenler için üzüldüm.. Ama sonra
düşününce insan farkediyor ki herşey tadında güzel.
Yeni oluşumlara hep yer açmak lazım. Tam
zirvedeyken bırakmaktır esas olan. Kurt Cobain
ölmeseydi,bugün kim ciddiye alırdı onun o basit
notalarını? Ya da James Dean ,Frank Sinatra gibi
isimler gözümüzde hep o parlak resimleriyle
kalmasaydı bugün birer efsane ya da ikon olarak
anılabilirler miydi?
Demem odur ki,tiyatrom olmasa da bizim gönlümüzde
ateşi yanmaya devam edecek,gelecekte bu ateşi
harlandıracak kızlarımız,oğullarımız var.. Her biri
vazgeçilmez bir cihan parçası. Dilediğiniz kadar
küstürün siz sayın büyüklerim.
Ben,tiyatronun evrensel ruhu,hep genç,hep canlı,hep
güçlü ve hep âşık olarak buradayım.
Herşey için teşekkürler sevgili hocam,sevgili
tiyatrom..
|
|
|
|
| |
|
|
| |
|
Mehmet Tekkanat
(GSM Altan Erkekli Sahnesi kurucu-Gn.Sn.Yön.) |
|
 |
DERİN İZLER BIRAKARAK…
Mersin'de tiyatroyu var edebilmek için yoğun
çalışmalar yaparken, teknoloji ile geç tanıştım. Ve
bir bilgisayar edinerek, daktilodan kurtuldum.
İşte o andan itibaren internet denen dünyaya daldım.
Karşıma ilk çıkan site tiyatrom oldu.
Önce Mersin'deki tiyatro haberlerini yolladım. |
|
İlk
haberin çıktığı günü hala hatırlarım.
Çocuklar gibi sevinmiş, oyuncu arkadaşlarımı,
öğrencilerimi bu siteye yönlendirmiştim.
Mersin adı ilk kez bir tiyatro sitesinde
görülüyordu.
Sonra yazılarımı gönderdim.
Aynı heyecanları yaşadım.
Sonra Tiyatrom'la aile olduk.
Yazdığım tek oyun olan, Kayıp Hayatlar'ı gönderdim
sonra.
Onlarca lise, yüksekokul, amatör ve profesyonel
tiyatro grubu oyunumu oynadı. Mersinli amatör yazar
arkadaşlara da bir yol açılmış oldu böylece.
Ürünlerini bu site aracılığıyla tanıtma fırsatını
yakaladılar.
Mersin'de tiyatronun ve tiyatrocuların var olduğunu,
sevinçlerini, sıkıntılarını ilk kez bu site
aracılığıyla öğrendi tüm ülke.
Sevgili Ertuğrul Timur, gönderdiğim her yazımı, her
haberi yayınladı.
Hatta bir yazımdan dolayı hakkımda açılan hakaret
davasındaki desteği bana güç verdi.
Kendisine teşekkür ederim.
Tiyatronun ve tiyatrocuların bin bir sorunu varken
ve kenetlenmek gerekirken; tatsız, düzeysiz
saldırılar başladı.
Bu tartışmalardan uzak kalmak mı içinde olmak mı
gerektiği konusunda kafa karışıklığı yaşadım.
Ta ki, saldırıların iyice düzeysizleşmesine kadar.
Tiyatrom'da yazmaktan ve bu ailenin içinde olmaktan
her zaman gurur duydum.
Hilmi Bulunmaz'ın beni araması ve benim nezaketen
kendisine "ben imza vermedim, çünkü olayların
nedenini niçinini tam olarak bilmiyorum. Emin
olmadığım bir olayda da taraf olmam söz konusu
değil." Dememi, kendi sitesinde "Mehmet Tekkanat'tan
tokat gibi bir yanıt" diye yazması beni yalnızca
güldürdü.
"Kötü söz sahibine aittir" derler.
Tiyatrom'da yazanlara ettiği küfürler karşımızdaki
kişinin düzeyini göstermiştir bence.
Bu konuyla ilgili daha fazla bir şey söylemeye gerek
yok.
Son söz olarak; Tiyatrom ailesinden bir olmaktan
her zaman gurur duydum.
Özelde benim, genelde Mersinli tiyatrocuların
yüreğinde derin izler bırakmıştır Tiyatrom.
Sayın Ertuğrul Timur'a ve Tiyatrom ailesine sevgi ve
saygılarımla..
22 Mart 2008 |
|
|
|
| |
|
|
| |
|
Ezgi Besen |
 |
Bir
Ayrılık Yazısı
Seneler önceydi .Tiyatrom.com henüz var edilmemişti.
Bir sonraki cümlesini merakla beklediğim öğretmenim
İbrahim Tolunay ‘a heyecanla gidip tiyatro grubunda
yer almak istediğimi söylemiştim .O an duyduğum
heyecan , sahneye ilk çıktığım zaman duyduğum
heyecana benziyordu . Lise Tiyatrosu ,amatör tiyatro
deyip geçmeyin gönlüme orada düştü tiyatro sevgisi ,
hem de pek sağlam düştü. Sadece benim gönlüme değil,
Ertuğrul Timur’un gönlüne de ... |
|
Seneler önceydi Tiyatrom.com henüz çok yeniyken.
Lise tiyatrosunda Cüneyt Yalaz ‘la birlikte olmanın
değerini anladığımız zamanlardı. Aydınlık bir
öğretmenin istifa ettiği yıl , ardından birçok
öğretmenimizin…Sarıyer’de oyuna gitmiştik.
Başrollerde tarih öğretmenlerimiz ,coğrafya
öğretmenlerimiz sahnedeki duruşlarıyla her meslekten
insanın tiyatroya gönül verip ,tiyatroyla “derdini”
anlatabileceğini ,bunun desteklenmesi gerektiğini
anlatıyordu. Çünkü tiyatro kimsenin tekelinde
olmamalıydı ,konservatuarların veya tiyatrocuların
bile.
Seneler önceydi ,oyunculuk eğitimine başladığım
fakat henüz “işin” içinde olamadığım zamanlarda ,
Shakespeare’den bir tiradı nasıl doğallaştırabilirim
onun peşinde Afife Jale sahnesinde dolanıp durduğum
ve arkadaşlarımla örgütlenip bir oyun çıkarmanın
hayalini kurduğumuz zamanlar. Hasan Şahintürk ,Güneş
Hayat, Uğur Polat, Emre Kınay, Sumru Yavrucuk gibi
oyuncularla çalışma imkanı bulduğumuz zamanlar.
Kimimiz konservatuara hazırlanırken ,kimimiz kara
kara düşünürken. Tiyatrom.com ‘dan alırdık tüm
haberleri.
Seneler önceydi ,bir tiyatro grubunun seçmelerine
katılmak için apar topar tatilden döndüğüm bir
zaman. Çalışacak sahnemiz olmadığından bir lisenin
salonunda prova aldığımız günlerde… Takipçisi
olduğum Tiyatrom’un editörü Ertuğrul Timur’un ,Lise
tiyatrosundaki “Ertuğrul Abi”miz olduğunu biraz geç
de olsa anlamıştım artık
Çok değil geçen seneydi , Tiyatrom’a ilk yazımı
yazdığım zaman , ”Oyun dışı” köşemde tiyatro dışına
da taştığım ve yazdıklarımın birçok insana
ulaştığını hissettiğim o güzel zamanlardı. Yazdıkça
yazmak istediğim zamanlar...Zafer Diper’le yolumun
kesiştiği ve Bizim Tiyatro’da “SOYTARISOY”u
sahnelediğimiz günler. Ertuğrul Timur’un canla başla
uğraştığı “GENTİ”oluşumu filizlenmişti. Tutunmuş
gibiydik. Heyecanlıydık . Bu oluşum kurumsal eğitim
alamayan oyuncuların daha iyi gelişmesi amacıyla
ücretsiz , teknik dersler vermeyi amaç edinmiş
profesyonellerle dayanışarak ayakta kalmaya çalışan
bir oluşumdu. Olmadı , biz 80lerin çocukları sağlam
bir örgütlenme yaratamadık. İhmal ettik,dağıldık.
Ve bugün , oyunumuz OLYA’yı sahnelediğimiz günler.
Tam da çok inandığım bir işin ortasındayken,
mutluyken, yaptığı işe çok inanmış olan bir başka
insan , gerçek bir tiyatro gönüllüsü ,çok iyi bir
tiyatro yayıncısı ,gönlüme düşen tiyatro sevgisiyle
yaşıt bu siteden vazgeçiyor. O’nu iyi anlıyorum. Bir
yerlerde bir yanlış var ,bizi yoran ,inancımızı
darbeleyen bir yanlış ,biliyorum. Anlamak , bilmek
nafile .Tiyatrom’a veda etmekte çok zorlanıyorum.
Gönül isterdi ki “…” ile bitirelim yazıyı. Olmadı.
Seneler sonra şöyle yazacağız belli ki “seneler
önceydi , çok iyi hazırlanan bir tiyatro sitesi
vardı ,uğramadan edemezdik.”
Ne diyelim, sağlık olsun ! |
|
|
|
| |
|
|
| |
|
Ufuk Tan
Altunkaya |
 |
İşe Koyulma
Vakti
Tiyatro ile yeni yeni tanışmaya başladığım
zamanlardı. Heyecanla benliğimi saran bu tutkuyu, o
dönem yaygınlaşmaya başlayan İnternet ortamında da
kullanmaya niyetliydim. Artık yıllarca sürecek bu
heyecan sarmıştı beni, ayrılmayacaktım,
ayrılamayacaktım bu bağdan. Karşıma bir site çıktı.
Genç Tiyatro. Çok heyecanlandım. Sanki tamamen bana
hitaben, tamamen benim için yazılmış bir siteydi. |
|
Yıllar
geçti, “Genç Tiyatro” büyüdü, genişledi.
Tiyatrom.com yayın hayatına başladı. Yıllardır,
Türkiye’deki tüm tiyatro gelişmelerini takip
ettiğimiz öncelikli site oldu. Ertuğrul Timur’un
öncülüğü ve çabaları ile tiyatro yayıncılığının bu
kısırlığı içinde büyük emekler ve çabalar
gösterildi.
Bugün, durduğu bu önemli noktada tiyatrom.com
kapanıyor. Yayın hayatına veda ediyor. Tek bir
yayıncının eli altında, Ertuğrul Timur’un
yönetiminde olduğu için, bu Ertuğrul Bey’in en doğal
hakkı. Artık bu yorucu yolda ilerlemek istemiyor
olabilir. Artık çeşitli haksızlıklara maruz kalmak
istemiyor olabilir.
Ancak şu noktayı gözden kaçırmamalıyız: Ağır bir
zamandan geçiyoruz. Zaman çok kötü. Tiyatrolar bir
bir kapanıyor. Karanlık ülkeye hâkim olmuş.
Sevindirici tek bir gelişmeden söz etmek mümkün
değil. Bu sadece tiyatro için değil, tüm alanlar
için geçerli. Aydınlık yok oluyor. Umuda dair her
şey birer birer yok ediliyor.
Bu
karanlığın içinde de, tiyatro dünyasının önemli ışık
kaynaklarından biri sönüyor. İşte sindiremediğimiz
nokta bu. Artık yok oluşlar, kararmalar, bitişler,
yıkılmalar dayanılmaz hale geliyor.
Bu noktada bir önemli görev daha düşüyor bizlere.
Artık gerçekten eyleme geçme vakti. Salonlar
yıkıldı, bir şey yapmadık. Bağırdık, çağırdık,
ağladık. Haksızlıklar yapıldı, bir şey yapmadık.
Bağırdık, çağırdık, ağladık. Karanlığı göz göre göre
kabul ettik. Sadece bağırdık, çağırdık, ağladık.
Kuru gürültü, ses çıkarmayan hareketler.
Artık
gerçekten işe koyulma vakti. Artık eylem vakti.
Tiyatrom.com yıllardır hepimizin sitesi olmadı mı?
Tiyatrom.com yıllardır korkusuzca olayların üstüne
gitmedi mi? Tiyatrom.com aydınlığa en büyük
kıvılcımı çakmadı mı? Ertuğrul Timur bayrağı
bırakıyorsa, tiyatro gönüllülerinin, tiyatro
sevdalıların bu bayrağı devralma vaktidir. Artık
eylem vaktidir. Artık bağırmanın, çağırmanın vakti
değil..İşe koyulma vaktidir. Sitemiz hepimizin, işe
koyulma vakti… |
|
|
|
| |
 |
|
| |
|
AYDIN ORAK
- TİYATRO AVESTA OYUNCUSU orakaydin@gmail.com |
 |
Tiyatro
yayıncılığının cesaretini siz giderseniz kim
gösterecek?
Yayın
çizginizin doğru ve cesurluğu beni çok
gururlandırmıştı ilk gördüğümde. Şimdiye kadar
kimsenin cesaret edip farklılıklara tiyatro alanında
yer verdiğini görmemiştim. O kadar basın metinleri
göndermemize rağmen birçok tiyatro sitesi görmezden
geldi. Çünkü gönderilen basın metinleri Kürt
Tiyatrosu’nun metinleriydi. Biz Tiyatro Avesta
olarak basın metinlerimizi iki dilde Kürtçe-Türkçe
yazıp gönderiyorduk. Tiyatrom var olan cesareti
ikiye katlayıp basın metinlerimizin Kürtçe yazılan
haliyle bile yayınladı.
|
|
Şuan
hala Türkiye’de inkâr edilen bir halkın tiyatrosu da
inkâr ediliyor. Boyalı basının yanı sıra tiyatro
dergileri, tiyatro internet siteleri hala büyük
çoğunluyla bizi, yani Kürt Tiyatrosu’nu görmezden
geliyor. Kabullenemiyor.
Ama tiyatrom’un bizim sesimiz oluşu ve Türkiye’nin
tiyatro anlamında başarılı ve istikrarlı yayıncılık
anlayışını yayın hayatını devam ederek sürdürmesini
diliyorum. Çünkü ortalıkta tiyatrocuyum, sanatçıyım,
yayıncıyım, demokratım, devrimciyim, sosyalistim
deyip dolaşan ve en azıllı şovenistleri bile geride
bırakan, farklılıkları hoşgörüyle karşılamayan bir
güruh durumunda. Tiyatrom ve sevgili A.
ERTUĞRUL TİMUR’un hiçbir şekilde diyalogumuzun
olmamasına rağmen, bu çarkı boş laf edip ahkâm
kesenlere meydanı bırakmamasını diliyorum.
|
|
|
|
| |
|
|
| |
|
ORÇUN MASATÇI
- Balçova Belediye Tiyatrosu
yönetmeni - Tiyatro Yenikapı |
 |
Tiyatrom.Com’a
dair….
Ülkemizde yaşadığımız her tartışmada kendimizi bir
kavram kargaşası içinde buluyoruz. Sapla saman çoğu
kez iç içe geçiyor. Bu durum bazen düşlerimizin
anlatımlarını zorlaştırıyor.geçekleştirebileceğiniz
bir çok düş bu karmaşanın birbirine dolaşmış ipleri
arasında yolunu bulamıyor.
Tiyatro tartışmaları ise yaşadığımız toplumun
gerçekliğinde seyrediyor elbette. Oyunculuk çoğu
zaman bir dert olmaktan çıkıp, hiç hayal
edemeyeceğimiz kültürlerin oyuncağı oluyor. Suların
bulandığı bu dönemde,derdinizi anlatmak için bir tek
sahneler yetmiyor. Sokaklara çıkıyorsunuz,oyunlar
oynuyorsunuz. Ama tüm bu yaptığınızın amacına
ulaşması için yazılı bir anlatıma gereksinim
duyuluyor çoğu zaman, işte
bu esnada burjuva medya diye adlandırdığımız
gazeteler, internet sayfaları size sayfalarını
kapatıyor. Bırakın bir makale yayınlamayı,
haberinizi bile yayınlamaktan aciz kalıyor. Medya’ya
ağız dolusu küfür etmek ise bize hiçbir şey
kazandırmıyor. O zaman “medya olmalı” yaklaşımı ile
kendi yayınlarınızı çıkartıyorsunuz.bu da ne yazık
ki her zaman yeterli olmuyor. Bu yüzden derdini
anlatmaya çalışan sanatçılarının bir çoğu
matbaaların önünden geçemiyor. |
|
İşte
tam da böyle bir durumda geniş tabanlı bir
yayıncılığa ihtiyaç duyuluyor. Malum ekonomik
sebeplerden bu daha çok internet üstünden
gerçekleştirilebiliyor.
Bu
anlamıyla Tiyatrom.Com ise bir elin parmaklarını
geçmeyecek tiyatro siteleri arasında önemle yerini
alıyor. Yazılarınız ve etkinlikleriniz bu site
aracılığıyla on binlere ulaşıyor.bu dönemin
ihtiyacını karşılamaya yönelik oldukça önemli bir
adım atmış demek anlamına geliyor Tiyatrom’un
yaratıcısı Ertuğrul Timur için. Diğer yazarlar
arasında elbette uyuştuğumuz uyuşmadığımız ve
yayıncılık anlayışında aynılaşmadığımız onca şey
var. Ama bütün bunları bir zenginlik olarak görerek
tartıştığınız zaman bu sadece sizi okuyanların ve
sizin değil Türkçe Tiyatronun da gelişimini
sağlıyor.
Yaşadığımız süreçte er alanda kendini gösteren linç
güruhlarına karşı farklı seslere tahammül, ilerici
bir hamle olarak belirleniyor.
Ben Tiyatrom.com sürecinde bir arada duran
insanların bu birlikteliği başka alanlarda da
sürdürmesini umut ediyorum.
Kesin verilen bir karadır ifadesi bu anlamıyla bu
yoldan dönüş olmadığını çok net biçimde çizdiği için
geriye yönelik adımlar atılmasının istenmesinin
ancak E.Timur’u daha çok üzeceği kanısındayım. Bu
elbette bir süreç meselesi. Belki de dinlenme arası
diyebiliriz.
Sahnelerin yıkıldığı, Aydınların
öldürüldüğü,Özelleştirmelerin en üst düzeye vardığı,
işçi ve emekçilerin yok edilmeye çalışıldığı, Kürt
halkının imha politikalarının sürdürüldüğü,
kardeşleşmekten çok düşmanlık politikalarının sanata
hakim olduğu bu süreç,duyarlılıkları içinde
barındıran ve farklı sesleri kamuoyuna ulaştıran bu
yapının sorumluluğunu hatırlatarak ona bir yol açar.
her şeyin bir sonu oluyor.bir çok araç yeterince
verim alındıktan sonra terk edilebiliyor. Ama şu
muhakkak ki Tiyatrom.Com kapanmayacaktır. İnsanlar
internetten bir şey aradığında yine onun
sayfalarıyla karşılaşacak ve eski sayfaları,
tiyatroya dair bir şeyler arayanlar için yine önemli
kaynaklardan olacaktır. Bence bu söz hala
geçerliliğini koruyor, iyi ki varsın Tiyatrom.com
|
|
|
|
| |
|
|
| |
|
Orhan Aydın
oaydinoaydin@gmail.com. |
|
 |
Kara
gürültünün Orta yerinde kalmak...
Belleği yitik bir toplum olarak, bazı şeyleri
yeniden anımsamak akıl zenginliğimize katkılar
sunacaktır.
Anımsayalım.
Adolf Hitler’in Faşist partisi (NSDAP), yüzde 44 oy
alarak kurulmuştu tahtına. Germen imparatorluğu ve
ırkının geleceği için yapamayacağı yoktu.
Bu yüzden milyonlarca insan, binlerce yerleşim
alanı, doğa hayvan ve tarih katledildi. Farklı etnik
yaşamlara ait kültürel varlıkların büyükçe bir
bölümünün toprakla olan bağlantıları bile sökülüp
atıldı.
Faşizmin ilk hedefi sosyalistler, komünistler,
aydınlar, sanatçılar ve sanat mekanları oldu. |
|
Kafatası avcıları, cinayet listeleri ellerinde kapı
kapı dolaşıyor, sokak ortasında insan
katlediyorlardı. İnsanlığın geleceğine ışık tutan
aydınlanmacılar yarattıkları ile birlikte yok
edildiler.
Adolf, tüm dünyanın gözleri önünde, komünistlerin
“canına ot tıkamaktan” söz ediyor ve bunun için ne
gerekiyorsa yapıyordu.
Bir an için, Berlin meydanlarında yakılan
milyonlarca ton kitap ateşinin karşısına geçip,
salyalar saçarak kahkahalar atan faşist
kalabalıkları anımsayın.
İnsanlığın dünü ve geleceğinin ateşe atıldığı an,
işte o an olarak tarihe kazınmıştır.
1935yılının kara bir sonbahar günü.
5 Mart 1934 te iktidara gelen Nazi partisinin ilk
işi tiyatroların, operaların, Bale ve Senfoni
salonlarının kapısına kilit vurmak, yöneticilerini
oyuncularını ve yaratıcılarını tutuklatmaktı.
Aynı anda ulusal gazetelerin yayınlarını yasaklayıp,
yazarlarını hapse attılar.
Ülke edebiyatçılarını, şairlerini, bilim adamlarını
göz altlarında işkencelerde katlettiler.
Büyük Germen imparatorluğu kurmak için, işgal ve
katliamlara karar verdiğinde ise, işgal edilen her
Avrupa ülkesinde önce üç alan kundaklanıyordu.
Müzeler, Tiyatrolar ve Kütüphaneler.
Göring’ e bağlı kara gömlekli timlerin ilk hedefleri
bu mekanların kundaklanması ve değerli eşya yada
eserlere el konulmasını sağlamaktı.
Orta Avrupa da faşizmin ayak bastığı her ülkenin hem
geçmişlerini hem de geleceklerini ipotek altına
almanın daha kolay bir yolu olamazdı. Avusturya ve
Çekoslovakya da halkların kültürel tarihleri ateşe
verildi.
Kendinden olmayan tüm ırkları ve inançları yok etmek
için güç aldığı yerler ise kiliselerdi.
Faşizm, kiliselerden çan sesleri ile yapılan
çağrılarla insan hayatlarının yok edilmesi üstüne
ayinler düzenleyerek kara gürültünün ortasından
yükseldi.
Yüzde kır dört oy alarak iktidar olmasını
sağlayanlar yoksullar, dışa bağımlı sermayenin yerli
işbirlikçileri Endüstri ve finans kurumları ve
kiliselerdi.
Alman ordusunun içindeki vatanperver güçlerin aktif
destekleri ise hiç unutulmamalı.
Bu kısa anımsatmanın, bu günlerde çok işimize
yarayacağını düşüyorum.
Ülke olarak içinden geçtiğimiz şu karanlık günlere
nasıl geldiğimizin izini sürdüğümüzde ise, yukarıda
anlatılan süreçle benzerlikler oluştuğunun tespitini
birlikte yapabiliriz.
Elbette ayrışmaların adreslerini iyi saptayarak,
Faşizmin bu ülkedeki izini sürebiliriz. Dün
milliyetçi geçinen bu “kutsallık” bu gün,
“dindarlık” maskesine sığınmaya çalışmaktadır.
Bu ülkeyi, her tarihsel süreçte kana bulayan tüm
katliamların altında hep aynı kara adamların, aynı
kara siyasilerin parmaklar izleri yok mu ?
Gün gün, isim isim katledilen aydınların
yurtseverlerin, devrimcilerin isimleri ile, bilinen
katillerinin isimlerini alt alta sıraladığımızda
utancın kara resmi ile karşılaşmaz mıyız?
Üniversite önlerinde ya da evlerinde kalleş
kurşunlarına hedef olan gençleri anımsayın.
16 Mart katliamını ya da Bahçelievler katliamını
anımsayın.
Meydanlarda insanların üstüne ölüm kusan
namussuzluğu hatırlayın.
Kimlerdi onlar?
Aynı cami avlusunda topluca namaz kılıp, katliama
çıkanlar kimlerdi?
Kimlerdi hu çekerek, elde satırlar çocuk
boğazlayanlar?
Kahraman Maraş ta, Çorum da insanların canlarına,
evlerine yaşam alanlarına düşmanca saldırıp
cinayetleri işleyenler kimlerdi?
12 Mart faşizminin bu ülkeye yaşattığı o onulmaz
derin acıların, gözaltlarında işkencelerde
ölümlerin, sokak infazlarının, cezaevlerinde mazgal
altlarında işlenen cinayetlerin, iplere götürülen
gencecik delikanlı yüreklerin sorumluları kimlerdir?
Kimlerdir 1977 1 Mayısında insanlığa ölüm saçanlar?
Ya, 12 Eylül Faşizminin asıl yaratıcıları kimlerdir?
Bu günlerde Uçan kuştan korkan ressam parçasını asıl
cesaretlendiren hangi minareden yükselen ezan
sesidir?
İnsanların yaşlarını büyütüp asacak kadar, alçakça
davranan kaç “devlet yetkilisi” vardır?
Sürek avına çıkmış avcılar gibi; komünist ,
devrimci, sosyalist, sanatçı, aydın, üniversiteli,
sendikacı avına çıkan kaç namussuzluk var
yeryüzünde.?
Bu dünya da kaç tane Sivas var? Ateşlere atılıp
yakılan kaç canı var insanlığın?
Bu ülkede kültür ve sanata yapılan her düşmanlığın
altında da aynı kara düşüncenin ayak izleri yok
mudur?.
Yakılan salonları anımsayın, mesela Şan tiyatrosunu.
Yasaklanan oyunları anımsayın ve yasaklayanlarına
bakın. Hepsinin adresi aynı cami avlusuna çıkar.
Sanata ve sanatçıya bu ülkede yapılan her saldırının
arkasında ezan sesi, tespih şakırtısı vardır.
Yasaklanan kitaplar da, gazeteler de, dergiler de,
romanlar da, öyküler de, filmler de aynı kara
düşüncenin el izlerini görüsünüz.
Bu güne gelindiğinde, aynı kara seslerin çoğulu
değil midir üstümüze saldıran?
Sanat alanlarını insan yaşamlarından uzaklaştırmaya
karar verip, kentlerin en gözde alanlarını rant
avcılarına peşkeş çeken, Sanata, sanatçıya küfreden,
giderek düşman ilan eden aynı kara sesler çoğulu
değil midir?
Meslek alanlarımızda yarılmalar oluşturmak için
“insan satın alan”, döneklere koltuklar sunan, cep
doldurmak için göz boyayıp sürme çeken, bütün sanat
alanlarında ve ellerindeki belediyelerde de adeta
türban üstüne peruk takıp akçe saçan, aynı kara
sesler çoğulu değil midir?
Kültürel zenginliklerimizi uluslar arası tekellere
peşkeş çekme hazırlığı yapan, insanlığın ortak
mirasları tüm kalıtlarımıza “değersiz” tanımlaması
yaparak pazarlamaya kalkan aynı zavallılık değil
midir?
Cumhuriyetin tüm kazanımlarını tasfiye eden,
sistemin tepesine çöreklenip adalet ucubeliği
gösteren, Amerikan örtüsünü her sözüne bayrak
edinip, emekçi halkın haklarını gasp etmeye
hazırlanan, işçi haklarını tırpanlayan, yoksulları
daha da yoksul, zenginleri dada da zengin yapan,
Ülkeyi borç bataklığına çekip iflasa sürükleyen ve
açıktan tüm ortak değerleri pazarlayan aynı
madrabazlık değil midir? Aynı madrabazlık değil
midir; Tarikatlara ve cemaatlere sınırsız olanaklar
tanıyan, Devletin tüm yetkin kadrolarını imamlarla
dolduran, cinayetten sanık olup arananları
Belediyelerin de işe alan, yoksulun yüzüne kara
kömürle gülen, işsizliği yüz kat artıran, yolsuzluğu
meslek haline getiren?
Ülkeyi Amerikan mandasının altına sokan, tüm yer
altı ve yer üstü kaynaklarımızı emperyalistlere ve
tekellerine peşkeş çeken aynı kirli akıl değil
midir?
2008 yılının 27 Mart Dünya tiyatro gününü şimdiden
karartmaya kalkan, insanlığın ortak evi bir tarihsel
mekanı tüm yasaları çiğneyerek yıkmayı aklına
koyanlar da aynı karanlık odaklar değil midir?
Nereye gidiyorsun Ertuğrul Timur kardeş_
Seninle kağıtlara dökülmemiş ve altına imza
atılmamış ta olsa bir kavlimiz var.
Bu kara adamlara ve tiyatro düşmanı hainlere karşı
yeniden ve inatla kavga etmek için, uzunca zamandır
ortak aklımızı zenginleştiriyoruz.
Karanlığın orta yerinde duranların çoğalmasına,
senin gönlün razı olmayacaktır
Ve sende biliyorsun ki, yaşam adına söylenmiş hiçbir
söz sahipsiz değildir.
oaydinoaydin@gmail.com.
|
|
|
|
| |
 |
|
| |
|
Kaan Erkam -
www.odatiyatrosu.com
|
|
 |
Kal da
savaşalım
-diyeceğim de Ertuğrul Timur da anlamış,çözmüş
olayı. Gidiyor.
İyi niyetle ve tiyatro sevgisiyle yıllar öce
başladığı yolculukta en sonunda sitesine
dalaşanların ağır küfürlerinden sonra yıldı tabii.
Ben içindeyken bile yılıp kaçtım.
Kaç tiyatrocu arkadaşın var diye sorsanız parmak
hesabı yapabilirim.
Başına bir bok gelse seni kaçı savunur derseniz o
hesabı yapamayabilirim. |
|
Birbirimize bulaşmadığımız yollarımızın kesişmediği
birkaç tiyatrocu arkadaşım ve ağabeyim var. Severim.
Takdir ederim. Destek veririm. Ararım ararlar vs vs.
Hatta birbirimizin oyununa gideriz.
Devletten ya da belediyeden maaş alıp atan
tutanlarla, devletten medet umup birbirine
düşenler,tiyatroyu gruplara bölenler,tiyatro
yapıyoruz diye ortaya çıkıp bir halt
edemeyenler,okul okul kamyonetle gezip peluş
kıyafetlerle şarlatanlık yapıp çocukları daha baştan
tiyatrodan soğutanlar,ben o yum ben buyum ben
başkanım deyip hiçbir şeye kokmayıp
bulaşmayanlar,forum sitelerine olumlu değil
olumsuzluklarıyla dalanlar falan filan.
Ertuğrul Timur un bir şansı vardı,tiyatrocu değildi.
Yani bizler direk olarak isimlere saldıramıyoruz
bazen.Öyle tipler var ki haklı olarak karşılarına
çıksanız bile size pabucu ters giydirebilirler.
Sizle uğraşıp yaptıklarınızı değil yapmadıklarınızı
ya da varsa bir hatanızı ortaya atıp kan kusarlar.
Ama bu arada tiyatro miyatro da yapmazlar. Ya
birilerine yaltaklanırlar ya da hükümete yalanırlar.
Çoğu gerçek tiyatrocu bu forumlardan haberdar
değildir. Ama bizler gibi internet i de satışlarında
kullanabilen ekipler her şeyden haberdar olurlar ne
yazık ki.
Tiyatrocular birbirinin başarısını çekemezler
genelde. Hemen bok atarlar izlemedikleri oyunlara
bile. Ve hatta sahne sahibi olanlar diğer
tiyatrolara fahiş fiyatlar çektiklerinde utanmazlar.
Bunlar hakkında yazı yazanlara da diğerleri hemen
karşı çıkar.
Yan çıkmak diye bir şey var mı?
Ben bizi tanımadan sevmeyen bir sürü adam bilirim.
Ama kin gütmem.
Çok
kavgam olmuştur Mustafa Demirkanlıyla ve hatta
Ertuğrul Timurla. Ama mailledir kavgalarımız.
Mustafayı görüp selam vermiş Ertuğrula ve Mustafaya
bir haberin maillerini geçmişimdir.
Ama Ertuğrul Timur’ diğerlerinden ayıran bir şey
vardır.
Kavga ederken bile haberlerini yayınlar,tiyatro
listesinden adını silmez ve gereken doğrulukta adım
atmayı dener.
Bir sürü mail geliyor sahne tozuna ya da diğer
gruplara. Haydi tiyatrocular birleşelim.
Yalana bak.
Kim kime el uzatıyor ki birleşelim. Davetlerde ödül
törenlerinde millet tedirginlikle göz
kaçırırken,kimse kimse hakkında olumlu düşünmezken
ekip ruhu nerede?
Hep üzülmüşümdür ve söylerim. On yıl sonra
geçmişimizi paylaştığımız aynı sahnede aynı yollara
baş koyduğumuz kaç kişi olacak.
Kemal Oruç vardır. Sahne paylaşırız. İş paylaşırız.
Nedim Saban ve ben birbirimize iş paslamışızdır.
Tiyatro Alkışı desteklerim adam gibi çocuk oyunu
yaptıkları için,bilmezler ama benden çocuk oyunu
soranlara hep onları öneririm. Ama bir yerlerden hep
duyarım-Senin için dediler ki onlar-diye. Aldırmam.
Güler geçerim.İşlerini iyi yaparlar ya o bana yeter.
Ertuğrul Timur’un da hataları vardı bence. Forum
sayfaları bir çok kişide kötü izler bıraktı. Çünkü
bizde adam gibi eleştiri yoktur. Eleştiri tü dür
kaka dır boktur.
Ama daraldı adam.
Hiç anlamasam da neden bu işe soyunduğunu,tiyatrocu
olmadığı için hem şanslıydı hem de en azından
kendince tarafsızdı.
Şimdi
onun muadili olarak açılacak siteler muhakkak
tiyatrocular tarafından yapılacak ve onların sevdiği
ekipler ve sevmediği ekipler olarak haber ayrımı
yapılacak.
Neden herkes Ankara’ya kim gidecek tiyatrocular
adına diye panikte. Çünkü giden,bazı ekipleri
sevmiyorsa-BUNA YARDIM EDİLMEYE-diye bir buyurum
yapabilir de ondan.
Gerçekten bir ekibi hiç izlememiş biri gitse ne
olacak?
Ertuğrul Timur gitse daha tarafsız olurdu.
E ne
diyecek tiyatro dünyası.
Ertuğrul Timur gidince kına yakacak olanlarla
üzülecek olanlar ne yapacak.
Kaç kişi TODER’ e al üyeliğini koy cebine diyebildi
ki hem?
Sağlam adamdın Ertuğrul Timur,aptal dost yerine
akıllı düşmandın kimi zaman ama iyi ki vardın.
Sen git.
Buralar aynı kalacak.
Arkandan su dökenler sadece seninle yola çıkan genç
tiyatrocular olacak. |
|
|
|
| |
|
|
| |
|
Ali KIRKAR |
|
 |
Sevgili Dostum Ertuğrul,
Sevgili Kardeşim Tiyatrom.com,
Gecen gün seni ziyaret ettikten sonra (sanırım 14
Mart Pazartesi) belki on kez yazmaya başlayıp
vazgeçtim...
Sayfalar dolusu şey yazabilirim tiyatrom.com'un
getirdikleri üzerine, önemi üzerine, yaptıkları
üzerine, tiyatrom.com'un gençlik heyecanı
genctiyatro.com'lu günler üzerine...
|
|
On
altılı, on sekizli yaşlarını süren ama tanıdığımız
yaşını başını almış akil(!) adamlara taş çıkartan
safiyetleri, samimiyetleri ve dürüstlükleriyle bizi
dolduran, kendimizi iyi hissettiren, yeniden
umutlandıran o güzel çocuklara dair yazacaklarım
bile sayfalarca sürer... Dostluklar üzerine,
paylaşımlar üzerine neler neler yazılır...
Ama
olamadı dostum, yazamadım kardeşim... 1977 1
Mayıs'ının fotograflarına bakınca içimde uyanan, 3
Temmuz 1993'te olanları TV haberlerinden izlerken
içimde uyanan, 19 Ocak 2007 öğleden sonra içimde
uyanan o pis his, veda yazısı yazmak için her
oturuşumda var etti kendini...
Biliyor musun? Genco Abi'inin Sivas 93 oyunu çok
iyiymiş; giden herkes çok beğeniyor ve adeta Sivas
1993'te ölenlere vefa borcunu ödemiş olmaktan
kaynaklanan bir katharsisle dönüyorlar evlerine,
yuvalarına, çocuklarına ve işlerine... Ben,
izlemedim ve izlemeyeceğim de Sivas 93'ü... Neden
mi? O acıyla yaşamak, Madımak Yangınının anısına
daha yakın olmak için...
Tiyatrom.com için veda yazısı yaz(a)mayışımı da
böyle kabul et...
Sevgiyle, esenlikle, emekle... |
|
|
|
| |
|
|
| |
|
Laura Deniz
Moreau |
|
 |
Bunun iyi bir veda yazısı olmasını diliyorum ,
umarım olur.
Uzun
zaman önce daha 13-14 yaşlarımdayken tanıştım
sahneyle. Spot ışıkları , seyirciler , tam bir sihir
dünyası! O günden bugüne pek çok oyun izledim ,
okudum , müziğinde yer aldım , oyunculuğunu devam
ettirmesem de , izleyici olarak devam ettim.
"Tam bir birlikti bu dünya. Küçükken fark
etmemiştim. " Şimdi görebiliyorum ki Sanat , Bir
milletin damarında akan kandan farklı değilmiş
gerçekten.
Ancak
ne yazık ki her ülkede olduğu gibi bu ülkenin de
çürükleri var , diğerlerinin aksine bizimkiler
karanlık çürükler. Osmanlının |
|
varoluşundan beri varolmuş , bir süre boyunca
Atatürk tarafından engellenmiş ancak yeniden devam
etmiş çürükler.
Ancak ; insanlar şunu fark etmediler ki bir çürüğü
tedavi etmek istiyorlarsa orayı çürüten nedeni yok
etmek gerekir , yalnızca merhem sürmek yetmez.
İşte benim Ertuğrul Timur'a anlatmak istediğim her
zaman buydu; "Siz bu siperde çarpışıyorsunuz
karanlıkla evet ancak karanlığı yaratanlarla kim
çarpışıyor? "
Sahnelerin yıkılması , sanata karşı gelinmesi ,
tiyatro gruplarının ve sitelerinin yok olması ...
Bunlar tiyatro sevilmediği için yapılmıyor ki?
Tiyatronun sevilmesinin istenmediği için
yapılıyor.İşte bu yüzden , tiyatrom sitesi amacına
ulaşmıştır. Tiyatro severler asla bu siteyi
unutmayacaktır , tiyatroyu asla unutmayacaktır.
Sanatı , unutmayacaklardır.
Bu sebeple için rahat olsun tiyatrom , için rahat
olsun Ertuğrul Timur , arkandaki nesil , topladığın
insanlar , gözlerini açtıkların , seni ve tiyatroyu
asla unutmayacaklardır.
Sevgilerimle , Deniz. |
|
|
|
| |
|
|
| |
|
Gılman
Kahyaoğlu |
|
 |
Sayın
Ertuğrul Timur; Sitenizi kapatma kararınızı ben de
tüm yazı yazanlar gibi üzüntüyle karşıladığımı
bildirmek isterim. Ancak; böyle kaliteli bir sanat
sitesi sizin insiyatifinizde olmakla birlikte
bizlerin de sayılır. Kapatma gerekçenizin ne
olduğunu
açıklamadan site için bir veda yazısı istemek bir
infazı zorla seyrettirmekle bana göre eş değerdir.
Ülkemizde infazlar kalktı. KAPATMANIZA NEDEN MADDİ
OLANAKSIZLIKSA: Sitenizi (kredi ve banka hesabı
şeklinde) makul ölçüde ücretlendirin aylık ya da
yıllık üye olalım. GÜNCELLEME VS. GİBİ TEKNİK
KONULARSA: Bunu duyurduğunuzda sanırım kendinize
yardımcı bulacaksınızdır. |
|
KONU
SON GÜNLERDEKİ DÜZEYSİZ YAZILARSA: Kötü söz
sahibinindir ve size yazı gönderenler zaten bunun
ayırdında. Neden ne olursa olsun böyle bir sitenin
kapatılması bana kimi zihniyetlerin düşüncelerini
çağrıştırıyor.Kendinizi bu çağrışımdan kurtarmak
ve bizleri kaliteli bir siteden mahrum bırakmamak
adına
SİTENİZİ KAPATMA KARARINIZDAN VAZGEÇTİĞİNİZİ
Müjdeleyiniz ki bu müjde 27 mart DÜNYA TİYATROLAR
GÜNÜ'ne denk gelsin |
|
|
|
| |
|
|
| |
|
Suat Başkır |
|
 |
“Kimlerden kaçacağımı biliyorum, ama kimlere
sığınacağımı bilemiyorum.”
Cicero
Ayrılığa
hazır değilken, nasıl veda edilir bilmem ki….
…2000 ya da 2001’di, genç tiyatro diye bir site
üzerinden, Müsahipzade Celal, Haldun Taner, Muhsin
Ertuğrul, Carl Ebert… ve daha bir çok ustanın eski
saman kağıtlara karalı ders makalelerini
yayınlayarak başlamıştım don kişotçuluk oynamaya,
kutsal bir görev bilinciyle… |
|
Yine
tiyatrom aracılığıyla paylaşmak için can attığım bu
belgeler nice tez bitirtti. Nice gruba ulaştık
beraberce.. zaman geçti, ben yeni bir düş uydurdum,
sayfalarında, zaman geçti eleştirmenliğe soyundum,
yada toplum bilincine katkıya.. ama bildiğim tek bir
şey vardı ki, bu site, benim ülkem veya tiyatrom
için yapmaya çalıştığım o küçücük amatör katkılara
samimi bir aynaydı.. Muhalif duruşuna kendimce
destek vermeye çalıştığım anlarda bile çizgimi
kaybetmeden zevk almaya devam ettim yazdıklarımdan.
Her şeyin saçma sapan yaşandığı, ulan ne oluyor
diyemeden yeni bir içsel darbeyle sallandığımız
yaşamımız ve toplumumuz içinde, sesimizi bu kadar
bizden, bu kadar samimi, bu kadar…..( her ne ise
işte o kadar) çıkarabileceğimiz, kendimizden
kendimizin sığınması için ulaşabileceğimiz başka bir
alan bulabiliriz umarım.
Şimdi o üzerinden yıllar geçen zamana baktığımda bir
devrin kapanmasının hüznü, her an selam
verebileceğim, el edebileceğim bir dostun yokluğunu
taşımaya çalışacağım bende bizler gibi…
Bu bitişin bir başlangıç için bizlerin birleşik
dinamiğini harekete geçirmesi umudum ve sevgilerimle
efendim....
“Hoşçakal !Tiyatrom!.. sana hep borçlu kalacağım..…”
(P.S.
ne yaptın be Ertuğrul Abi…) |
|
|
|
| |
25 mart
2008 salı |
|
| |
|
rojhat eşin |
|
 |
İnternetteki
Yılların Devi Kapanıyor!
17
Yaşındayım Ve Diyarbakır'da Oturuyorum. Bilmem Pek
Becerir miyim Veda Yazısı Yazmayı Ama Yürekten
Dökülenleri Yazacağım. Tiyatrom.Com İle Tanışalı
Yaklaşık 4 Sene Oldu..
Bir Çınar Artık Gölgesinde Oturup Huzur Bulanlara
Artık Yeter Göçüp Gidiyorum Buralardan Diyor.
Tiyatro'ya İlk Bir Öğretmenimin Tavsiyesi Üzerine
Başladım Bir Tiyatro Grubunda Eğitim Gördüm Ve
Sürekli İnternetten Tiyatro |
|
Sitelerini Takip Eder Oldum ki En Kalitelisinden Bir
Daha Kopamadım. Hani Gerçekten Sanat İçin Çalışan
Bir Sitenin Kapanması Çok Acı. Haberi Kendi Yapan
Öyle Hazıra Konmacı Anlayışta Olmayan , Tiyatro'lara
Gidip Haber Toplayan , Resim Çeken Özgün Bir Sitenin
Kapanması Siz Saygıdeğer Tiyatrom.Com Okurlarını
Üzdüğü Gibi Beni de Üzüyor. Tiyatrom.Com da Birçok
Yazı Okudum . Mutlu Oldum ki Yazanların Hemen Hepsi
Tiyatro' da Birikimli İsimler...Beni Heyecanlandırdı
Tiyatrom.Com .Tiyatro'da Her Düşüncenin Yer Alması
Herkese Nötr Davranan Bu Site İnsanı Gerçekten
Gururlandırdı. Bir
Yuva Tiyatrom.Com Bu Yuvanın Yıkılmasını
İstemiyoruz. Elimden Ne Geliyorsa Yapmaya Can-ı
Gönülden Hazırım. Gönül İster Bu Bir Veda Yazısı
Olmasın Tiyatrom.Com Kapanmasın. Tiyatro Bir Ahlak
Müessesesi Ve Bunun Bir Ürünü Kapılarını
Kapıyor.Bunu Tüm İçtenliğimle Söylüyorum
Tiyatrom.Com Sayesinde Buradan Aldığım Cesaretle
Kendi Ekibimi Oluşturdum. Haydi 27 Mart Tiyatro
Gününde Bizleri Sevindir de Kapatma Şunu Ertuğrul
Abi Hepimiz Bu Siteyide Senide Seviyoruz.
Tüm Tiyatrom.Com Okurlarına Saygılarımla Rojhat Eşin
:))
|
|
|
|
| |
|
|
| |
|
rojşin |
|
 |
Pes Etmek
Mi? Hayır Tabi Ki De...
İnsanları terk edişlere, geri çekilişlere iten
nedir? Sıkılmak, yorulmak, gücü kalmamak ya da kolay
pes etmek midir? Hayır. Her hikayede, her hayatta
farklı farklıdır terk ediş sebepleri. Fakat
kahramanımız Ertuğrul Abi olunca "kolay pes etmek"
seçeneğini hemen atıyoruz. Onun bir işe başlamaktaki
kararlılığı ve devam ettirme gücü bu seçeneği iptal
ediyor. 8 senedir hiçbir maddi kâr amacı gütmeden;
yalnızca tiyatronun gençliği ileri götürebileceği,
ulusları yeniden şekillendirebileceği bilinciyle
yayınladığı tiyatrom.com, Ertuğrul Abi'nin büyük bir
yürek olduğunu gösteriyor bize. Bugün, her
profesyonel tiyatrocuda bile bulunmayan inanılmaz
bir sevgi ve umut...
|
|
Gençlere iyi örnek olma, kendini ifade etme fırsatı
verme... Örneğin ben piyanistim, her ne kadar sahne
sanatıyla ilgili bir mesleğim olsa da tiyatrocu
değilim.
Tiyatroya olan ilgim sayesinde Ertuğrul Abi'yle
tanıştım. Benim tiyatroya olan sevgimi fark edip
kendi sitesinde yazma fırsatı verdi bana. Benim
eleştirel yeteneğimi ortaya çıkardı. Kendimden
beklemediğim şeyleri yapabildiğimi fark ettim onun
sayesinde.
Ve siteyi kapatma kararını alana kadar da onun
umudunu yitirmediğini görüyordum; hoş hala da
yitirmediğini düşünüyorum ya. Gelelim terk etme
nedenine: Yorulmak ya da gücü kalmamak seçenekleri
daha uygun gibi görünüyor. Çünkü böyle bir siteyi
tüm zorluklara rağmen yayınlamaya devam etmek için
destek gerekir insana. Ertuğrul Abi'nin en çok
ihtiyacı olan şey ise manevi destekti. Bu desteği
hiçbir şekilde ne medyadan ne de TODER'den ve onun
gibi kuruluşlardan alamadı. Onur üyeliği vermekle
destek olduklarını söyleyenler, tiyatrolar yıkılma
aşamasına gelince hiçbir şey yapmadılar örneğin. İki
tane soytarı, tiyatro dünyasının alayına küfürler
yağdırdı, bu örgütler hiçbir şey yapmadılar. H. Ulvi
Alacakaptan da Facebook üzerinden ikilinin tiyatrocu
olduklarını savundu. Sadece gülebiliyorum
Alacakaptan'ın tavrına ve yazdığı seviyesiz
yazılara. Buna amatörlük diyorum ben sadece.
Profesyonel olmak bütünüyle bir sanatın her yönünü
profesyonelce düşünmek demektir. Müzikte de böyledir
bu. Haliyle bu kuruluşların tavırlarını da amatörce
görüyorum ben ve artık
profesyonelliğin böyle ayağa düşmüş olduğu bir
toplumda tiyatro adına bir şeyler yapmanın anlamsız
olduğunu düşünen Ertuğrul Abi'ye destek veriyorum.
Yalnız kendisinin tamamen tiyatroyu bırakacağına
inanmıyorum; yorgunluktan ve sıkıntıdan dolayı
patlak vermiş bir dinlenme arzusu bu. Belki
tiyatrom.com olmayabilir ama başka bir yolla
tiyatronun ucundan tutacağına inanıyorum gelecekte.
Ve her şey için teşekkür ediyorum Ertuğrul Abime...
Her zaman arkadandayım... |
|
|
|
| |
|
|
| |
|
Kemal ORUÇ |
|
 |
SANA “ABİ”
DİYEBİLİR MİYİM?
Şimdiye kadar yaptığımız bütün yazışmalarda
“Ertuğrul Bey” veya “Sayın Timur” demiştim; peki
şimdi sana “abi” diyebilir miyim?
Yazarlığımın daha bebeklik döneminde tanıştım
tiyatrom.com ve seninle abi… Çocukluk döneminde, en
yaratıcı çağında yazarlığımın, sen gidiyorsun. |
|
Üzüldüğümü düşünme sakın! İnan ki, bir an bile, hiç
üzülmedim. Çünkü biliyorum ki Ertuğrul Abi yine bir
yerlerde tiyatro için, aydınlık gelecek için,
eşitlik için, özgürlük için mücadele etmeye devam
edecek ve biz bu mücadelenin bir yerinde, öyle ya da
böyle, yine karşılaşacağız ve omuz omuza olacağız.
Tiyatrom.com’da 8 yıllık mücadeleni hiç kimse
unutmayacak! Bu ülkede kimisi konuşur; kimisi
çalışır, ter döker. Çalışmalarını unutmayacağız abi.
Bugün, bitirdiğim bir kitapta, Komik- i Şehir
Naşit’in ölmeden hemen önce şunu söylediği
yazıyordu: “Gözüm arkada kalmayacak; çünkü Adile ve
Selim gibi iki pırlanta bırakıyorum sahneye,
giderken…”
Sen arkanda nice Adileler nice Selimler, Ahmetler,
Ayşeler bıraktın… Senin siteni model alıp da
Tiyatral Bilgi Deposu’nu yaptım. Sonra onlarca
tiyatro sitesi çıktı. İşte bunlar tiyatrom.com’un
çocukları…
Yolun açık olsun abi, yolun açık olsun.
25.3.2008 |
|
|
|
| |
|
|
| |
|
Mustafa Demirkanlı |
|
 |
Şimdi Tam Zamanı...
Demek ki sekiz yıl olmuş Genç Tiyatro’ya yayın
yaşamına hoş geldiniz, arşiv vs ne gerek duyarsanız,
biz buradayız, genç arkadaşlar kolay gelsin, diyeli.
Teşekkür ederim, sağ olun ama pek de genç sayılmam,
yanıtını alalı. Bir süre sonra ise artık karşımızda
TİYATROM vardı. Sonrasında karşılaşmamız,
tokalaşmamız için sanırım 5 yıl gerekti, tokalaşmak
için ise Bursa’ya gitmemiz gerekiyormuş |
|
Ertuğrul, ekranda gördüğümüz sanal bir sayfa
yapmıyordu, ona her zaman can verdi, kişilik
kazandırdı ve hep geliştirdi. Her hafta yeni bir
tasarımla çıktı karşımıza, aksatmaksızın,
atlamaksızın tüm haberleri okurlarına aktardı.
Tiyatronun yanında oldu, muhalif duruşundan hiç
taviz vermedi. Haber yaparken eleştirilecek ne varsa
eleştirdi, kişi veya kurum ayrımı yapmadı. Çok da
düşman kazandı doğal olarak. Ama gazetecinin kaderi
bu değil midir? İyi dersen iyi olursun, biraz
eleştirdin mi küsüverir en yakınındakiler bile.
Ertuğrul’da bunu yaşadı sürekli, ama hiç kimse açık
açık konuşamadı, arkasından konuşanlar çok oldu.
Ertuğrul’a en ağır gelen de buydu.
Genç bir insandı tanıdığımda, şimdi de genç, çünkü
hep gençlere inandı hala onlara inanıyor.
Kirlenmelerini ne kadar önleyebilirim diye kafa
yoruyor ve onlar için üşenmek nedir bilmiyor,
gecelerini hiç sakınmaksızın onlara ayırdı, ayırıyor.
Ertuğrul internet yayıcılığında bir ekol oluşturdu
fakat çıtayı çok yukarı kaldırdı, o çıtaya ulaşmak
hele hele geçmek çok kolay olmayacak kimse için.
Habercilik anlamında ulaşılsa bile bu ruh bir daha
yakalanamaz ve hiçbir zaman tiyatrom tadında bir
yayınla karşılaşamayız. Tiyatrom’un bir formülü
vardı ama o yazılı bir formül değildi, Ertuğrul’la
birlikte yaşayan ve gelişen bir formüldü, kırıldı,
parçalandı… Tekrar Tiyatrom’u yayınlamaya karar
verse, kararını değiştirse, o bile bu tiyatrom’u
yapamaz. Yapamaz, çünkü kalbiyle yaratıyor, can
veriyordu. Arkadaşları, inandığı tiyatro insanları
kalbini kırdı, artık kalbi kırık genç bir adam O.
Evet sevgili arkadaşım, zor bir karar verdin ama
doğru bir karar verdin.
“Şimdi Tam Zamanı...
Bazen göz almak, göz vermek yerine tatlı bir
tebessüm yeter de artar bile sevdiğinizle
ayrılırken, Lepiska Saçları’nı okşamak yerine, biraz
uzaktan bakmak gözlerinin içine, yüreğinin
derinliklerini utangaç ama umutlu olarak izlemek,
elini uzattığın an yakalayacakmış gibi hissetmek ama
yakalayamamak, ayrılıkların en anlamlısıdır...
yarına ertelenmiştir vedalaşmak... şimdi tam
zamanıdır ayrılığın.” (1)
(1) Birgün Gazetesi’ndeki veda yazımdan. |
|
|
|
| |
|
|
| |
|
Prof.Dr. Özdemir Nutku |
|
|
Asla
Vedalaşmıyacağız
Değerli genç dostum Ertuğrul,
sende bu dürüstlük, bu berrak zekâ, çalışkanlık ve
tiyatroya olan sevgi oldukça asla vedalaşmıyacağız.
İlerde
nice etkinliklerde yine senin başı çekeceğine
eminim. Emeğin için teşekkürler. Tiyatroyu bırakma.
İçten sevgilerimle |
|
|
|
| |
|
|
| |
|
İdil
Engindeniz |
|
|
çok
doğru şeyler söyleyerek gidiyorsunuz
Merhaba,
Su anda Fransa'da yaşıyorum, ustelik tiyatronun
gobegi olan Paris'te degil, Grenoble diye kucuk bir
sehirde. Tiyatronun yasayan efsanelerinden
kimilerini canli seyredip yazma firsatim olamaz
belki ama burada neler oynaniyor, yeni metinler,
yeni arayislar, yeni tartismalar nelerdir, vs gibi
konularda ben buradayim. Adana, Istanbul, Mersin
temsilcisi degil ama Fransa habercisi olabilirim. "Birak
simdi Fransa'yi, uzakta olsan da su konuda bize daha
cok yardimci olursun" derseniz onda da varim.
Anladım, siz yoksunuz artik ama cok dogru seyler
soyleyerek gidiyorsunuz, umarim benden baskalari da
vardir, mutlaka vardir.
hoscakalin |
|
|
|
|
|
| |
|
|
| |
|
Ahmet
Yılmaz |
|
|
|
merhaba Ertuğrul bey
Ben Ahmet Yılmaz, ortaokul sıralarındayken
tanıştım tiyatrom.com ile, içinde tiyatro
aşkıyla yanıp tutuşan küçücük bir çocuktum.
Şimdi ise 20 yaşında, ankarada tiyatro
(oyunculuk) eğitimi gören bir oyuncu adayıyım.
Tiyatrom'un üzerime çok emeği geçti, onla
başladım bu yola, koşturdum, çabaladım, yolları
aşındırdım ve sonunda tiyatro bölümünü
kazandım... Yıllarca benim için bir sürü şey
yapan tiyatrom için şimdi de ben bir şeyler
yapmak istiyorum... |
|
Ankara da bulunan başta devlet tiyatrosu olmak
üzere tüm tiyatroların oyunları hakkında bilgi
verebilirim, normal zamanda da bütün oyunları
izliyorum, en azından bi amaca hizmet etmiş
olurum. Oyunların oyuncularıyla ve
yönetmenleriyle röportaj yapabilirim.. tiyatro
bölümünde okumam dolayısıyla hocalarım
tarafından da iyi bir çevrem bulunuyor tüm
yönetmen ve oyuncularla çok rahat bağlantı
kurabilirim.
Oyunlarla iligili eleştiri yazıları
hazırlayabilirim. Ankara da bulunan tiyatro
okullarının tanıtımları ve sınav sitemleri
üzerine yazılar hazırlayabilirim. Gerektiğinde
Prof. Dr. Sevda Şener, Lemi Bilgin, Erhan
Gökgücü, gibi isimlerle bağlantı kurarak
tiyatrom için yazı yazmalarını rica edebilir
yada onlarla röportaj yapabilirim.
Ankara da bulunan üniversitelerin tiyatro
toplulukları ve kulüpleriyle bağlantı kurup,
topluluk tanıtım yazıları, oyun tanıtımları ve
eleştiri niteliğinde yazılar hazırlayabilirim.
Ankara da yapılan festivallere katılıp, onlar
hakkında çalışma yapabilirim. Ve en önemlisi ben
bütün bunları yapabileceğime söz verebilirim..
önemli olan birlik olabilmek, paylaşım sağlamak
ve sorumluluk bilincini arttırmaktır.. Eğer
kabul ederseniz ve iyi bir ekip olabilirsek, ben
elimden gelen her şeyi yapmaya hazırım, böylece
eskisi gibi tiyatrom.com her hafta yayınlamaya
devam edebilir. Tiyatrom.com 'un geleceğe büyük
bir miras olması dileğiyle...
Bu güne dek yapmış olduğunuz çalışmalar için
teşekkürü borç bilir, saygılar sunarım. |
|
|
|
|
| |
|
|
| |
|
Ümit
Kireççi |
|
|
|
“Veda” edilebilir mi gerçekten?
“tiyatrom.com kapanacak” haberini duyduğumda
ne diyeceğimi şaşırdım bir an. Ne yazacağımı ise
hiç akıl edemedim uzun süre.
“Veda” için ne denebilir ki? |
| |
|
|
Çocuk
ve çocuk tiyatrosu ile ilgili kendisine gönderilen
soruları bana yönlendiren tiyatrom giderse o sorular
bana ulaşır mı? Sorular yanıt bulur mu artık? Peki,
en ufak meselede ben tiyatrom’a yazarak danışabilir
miyim bir daha?
Zor şey “veda” etmek.
Ama herkes bir şeye, birilerine veda etmiyor mu?
“Veda”, Ertuğrul Timur’a “veda” denince aklıma
Antigone geldi nedense…
Antigone, birbirlerini mızraklayarak öldüren
kardeşlerine veda edebildi mi? Hatta veda etmek
yerine onlara eşlik etmeyi, ölmeyi göze almadı mı?
İki kardeş… Birisi inandığı değerler için
başkaldıran, diğeri inandığı değerler adına
savunmada kalan iki kardeş. İkisi de ölümüne
çarpışan iki kardeş. Ve her ikisi de öldüklerinde
defnedilecek iki kardeş.
Ya da edilmeyecek…
Sistemi savunan ve sorgulamayanın gözüne iki para
konarak iki paralık bir cenaze düzenlendi okuyan
hatırlar. Aman ne iyi. Zaten gözünü yaşarken para
bürüyenleri düşününce bu gömülme şekli ne de akılcı
geliyor. Davullar çalar o cenazelerde, ağıtlar
yakılır, büyük gürültüyle gözüne para konmuş sistem
savunucusu uğurlanır.
Bir yanda sadece…
Diğer yanda sorgulayanın, baş kaldıranın naşı
akbabalara atılır. Cenazesi olmaz o kişinin, sistem
onu gözüne para koyarak ödüllendirmez (!), sessiz
sedasız unutulmaya terk eder…
tiyatrom.com sorgulayarak ve karşılık beklemeyerek
mücadele etti var olduğu sürece. Şimdi vedası
edilecek. Ama, yok, onu sessiz sedasız
uğurlamayacağız. İdealist birini, Ertuğrul Timur’un
eserini gürültüyle uğurlayacağız. Davul
çalmayacağız. Gözüne zinhar para koymayacağız.
Sadece saygıyla uğurlayacağız. Ama asla ağıt
yakmayacağız. Belki gün gelecek Antigone gibi yapıp
“yeter ama ya, of” diyerek onun yanına gideceğiz.
Ya da… Gerçek hayattayız onu yanımıza getireceğiz.
Hem zaten kim “veda” etmek ister ki? |
|
|
|
| |
|
|
| |
|
Mehmet
Ergen |
|
 |
Sevgili Ertuğrul Timur,
Bugüne kadar olağanüstü özverilerle yaşamasını
sağladığınız sitenizi kapatma kararınızı saygıyla
karşılıyorum. Ülkenin bir çok yerindeki ve yurt
dışındaki bir çok tiyatroyu bir tek adreste
buluşturdunuz, bir çok insana yol
gösterdiniz. İyi
dinlenmeler diyorum, çoktan hakkettiniz. Artık genç
|
|
kuşakların polemikten uzak, yapıcı, bilgilendirici
yeni oluşumlarla bıraktığınız yerden takip etmesini
umuyorum.
Saygılar.
Mehmet Ergen
www.talimhanetiyatrosu.com
www.arcolatheatre.com
|
|
|
|
| |
|
|
| |
|
AYTÜL
LİMAN |
|
|
Ben
şimdi ne desem boş.. Ne sanata, ne sanatçıya ne de
sanat için bir şeyler yapmaya çalışana saygı
kalmadı. Azaldığını görüyordum ama artık neredeyse
bittiğini görmek çok ağır geliyor.. Sızlatıyor
yüreğimi inceden.. Nasıl da amansızca hiç ediyorlar
emeğimizi/emekleri.. Nasır tutmuş yürekler “BİZ
ŞİMDİ NE DESEK BOŞ...” Ama biliyorum buna/bunlara
sebep olan herkes bir gün o planlarının altında
kalacaklar ve kimse olmayacak yanlarında yalnız
ölecekler.. Hatta ölemeyecekler..
“SANATSIZ KALMIŞ BİR TOPLUMUN ANA DAMARLARINDAN BİRİ
ÇATLAMIŞ DEMEKTİR...”
Ertuğrul abi ve emeği geçen (Adem abi beni EKOL
DRAMA SANAT EVİ’nden hatırlarsınız belki Ayla ALGAN
için röportaja gelmiştiniz..) herkese kendi adıma
çok teşekkür ederim.
Ellerinize, yüreğinize, emeğinize sağlık. Her şey
gönlünüzce olsun.
Aydınlık yarınlar ve tiyatro dolu günler
dilerim.....
Saygılarımla |
|
|
|
| |
|
|
| |
|
Volkan Ramones |
|
|
Ben
bir tiyatro aşığı mıyım? Hiç sanmıyorum. Tiyatrom’un
kapanışı karşısında da duygularım bana kalsın. Ben
fikirlerimden biraz bahsetmek istedim sadece.
Dünya
bir tekelleşmeye doğru gidiyor. Özgürlük getireceği
söylenen tüm neo liberal yönelimler açıkça çöktü.
Tıpkı totaliter rejimlerin çöküp yıkılması gibi… Ama
bazen çöküş ile yıkılış arasında çooook uzun yıllar
vardır!!! Dünyanın neresinde giderseniz gidin
restoran önünde bekleşen fahişeler, eski çocukluk
arkadaşlarımız yeni junkie’ler, her gün sömürülen
aşağılanan mülksüz emekçiler… Açıkça gördük ki
Habermas’ın dediği gibi zenginlik arttıkça, üretim
çoğaldıkça insanlar daha mutlu olmadı. Özgürlüğe
kavuşmadı. Çünkü mesele hiçbir zaman üretimi
arttırmakta değildi ve hiç de olmadı. Tersine onu
“arttırmak” ve “adilce bölüştürmek” arasında derin
bir sözcük anlamı farkı vardır… Peki kaynakları
neden eşitçe bölüşmek isteriz? Tüm profesyonel eski
solcular, sözde özgürlükçüler artık bu nedeni
unutmuş gibi görünüyor. “Kaynakları eşitçe bölüşmek
isteriz, çünkü efendi istemeyiz. Çünkü gücü,
iktidarı eşitçe bölüşmek isteriz” de ondan
diyemiyorlar bile. Hadi onlardan bir adım öne
gidelim. Hadi biz diyelim…
Gitgide tekelleşiyor bu dünya… Totaliteyi kırmak
isteyen “serbest piyasa” , dünya finans-kapitalini
ve sermeyeyi bütünleşmesiyle yeni bir totaliteye
doğru koşar adım gidiyor. Rekabet, serbest piyasa,
tek dünya devleti diktatoryasına gidiyor. Diktatör
yerine bir CEO, tüfek yerine bizi aptallaştıran bir
TV programının olması bizi gerçekten özgürleştiriyor
mu? Daha beş yıl önce tüzel bir kurum olarak
“şirket” kavramını bir bireyi ele alır gibi ele
alıp deney yapan psikiyatrlar onun–hem de Dünya
Sağlık Örgütü’nün standart kriterlerine- göre hasta
ekonomik oluşumlar olarak tanımlamadı mı? Her gün
her adımımız takip ediliyor. Bizlere hukuk masalları
anlatılırken, “her şeyin alternatifi var” denerek
önümüze sahte yalancı biçimler sunulurken bizler
hala “görünmez kaza”lara kurban veriyoruz. Gelecekte
sudan güvenlik tehditleri ve manüplasyon karşısında
haklarımızdan kendi isteğimizle vazgeçeceğiz.
İsterseniz bir kere daha düşünün bu birilerinin
kafamıza silah dayamasından daha mı özgürce…
Peki
bunların tiyatrom sitesiyle ne alakası var? Şu
alakası var: Tiyatroyla, sanatla ya da her ne
haltsa ilgilenirse ilgilensin, “kaliteli” ya da
“kalitesiz” olsun, bize hitap etmesin ya da etsin
ciddi bağımsız bir kale daha düşüyor. Düşsün,
bırakalım düşsün! Zaten yeni kaleler yapmasını
bilmiyorsak onu da hiç haketmemişiz
50’lerde “sahibinin sesi” taş plak devrinden, medya
kartelleri döneminden beri sadece patronların ve
onların maaşlı uzmanlarının onayladığı şeyleri
okuduk, dinledik, izledik. Ta ki 60’ların sonundan
90’lı yılların başlarına kadar sürecek olan bir
başlama vuruşu yapılana dek. Bir gün birileri çıkıp
bağımsız olanın da kitleselleşebileceğini söyleyene
kadar, sonuna kadar bağımsız kalmak İSTEYİP buna
karşın marjinal kalmak İSTEMEDİĞİNİ söyleyene kadar…
Ve sanayileşmiş ülkelerde birbiri ardına indie
label denen müziğe ve sanata ilişkin bağımsız
aracılar, distrolar denen kişisel ağlar kurmaya
başladılar. Yarattıkları kadar onun nasıl
dağıtıldığının da içsel bir sorun, yapısal bir konu
olduğunu düşünüyorlardı. Hırsla vicdanlarını
rahatlatmak aptal zenginler hayırseverlik
yapmıyorlardı, sadece inandıklarını şimdi ve şu
andan inşa etmeye dair bir inancı hayata
geçiriyorlardı. Dünyayı bir ağ gibi sarmaya
çalıştılar. Onlardan bazıları kolektivist fikirlerle
dayanışmanın mümkün olduğunu, anti kitlesel anti
dayanışmacı olmak gibi düşmanı kendi silahıyla
vuramayacaklarını haykırdılar… Bazıları bunu hiç
düşünmeden sadece keyfini çıkardılar! Asla seslerini
duyuramayacak insanlar kitleselleşebiliyor yeni
alışkanlıklar ve yeni tecrübeler kazandırıyordu. Ama
oyun daha başlarken galip belliydi. Öyle ki bugün
hepsi tuz buz oldu, çoktan dağıldı, kırıldı, gitti…
Ama ardında bugün büyük plak şirketlerine emanet
edilen ve kimilerinin hala zevkle dinlediği –ki
artık ben artık bu zevki pek paylaşmıyorum- Nick
Cave’i, Stone Roses’ı, Violent Femmes’i, The
Smiths’i, Simon Boney’i ve daha nicelerini
bırakarak… Şu an kitlesel-bağımsız bu sanat
aracılarının hemen hepsi, bu “indie makine”leri
büyük müzik kartellerine bağlanarak yitip gitti. Ağ
dağıldı… Her şey küle döndü.
Ben
buna “indie makinası”nın kırılması diyorum… Çoğu
insan artık kontrolün mümkün olmadığını söylüyor ve
internetin herkesin kendini ifade etmesi için
herkesi özgürleştirdiğini bağırıyorlar. Hayır… Durum
hiç de öyle değil… Söyledikleri sadece ama sadece
–kısmen- doğru… Sistem bu kez de bizi malzeme
bolluğuna, tüm kıymetli şeylerin etiketsizce kırılıp
dökülmüş, ayırt bile edilemeyeceği, adeta
kullanılamayacağı, kendi kültürü olmadığı için
tehlikesi de az olan her şeyin üst üste yığıldığı
bir çöplüğe attı… Bir ayda üye sayısını milyonlara
çıkarıp ortalığı kasıp kavuran “kişisel dışavurum”
site ve yazılımları o kadar uyaran üretiyorlar ki
artık herhangi birimizin bunu değerlendirebilecek ve
birbirinden kolayca ayrı edecek gücü yok. “My Space,
Facebook ve diğerleri…” Bir düşünün… Her şeyi birden
elimizden almakla, bir anda kullanamayacağımız her
şeyi tepemize yığmanın özgürleştiricilik açısından
birbirinden ne farkı var ki… Nasıl olsa ikisi de
bizi körleştiriyor. Üstelik bu tepemize yığılma
keşke gerçekten söylendiği gibi bir özgürlükle
yapılsa… Daha geçen gün sayıları 5 bini geçen bir
çalışan direnişi grubu facebook yönetimi tarafından
sansüre uğradı… İpler hep ama hep onların elindeydi.
Bize özgürlük verdiklerini söyledikleri zaman, yada
bizi koruduklarını söylediklerinde… Sürekli onların
ellerindeydi…
Tüm
yaşamım boyunca yaptığım müziklerde, projelerde,
yazılarımda, kompozisyonlarımla “yeni” olanla
ilgilendim, önceden göremediğimiz şeylerin
şaşırtıcılığı ile ilgilendim. Binlerce önce bazı
insanların da bunları gördüklerini görüp hayrete
düştüm. Sanat alanında çalışırken ve tüm bunları
yaparken özgürlüğün alınıp-satıldığını gördüm çoğu
kez. Evet farklı seslerin de bir hiyerarşisi vardı
ve onlar da tıpkı diğer her şey gibi
tehlikesizleştirilmek için kontrol ediliyorlardı.
Lobilerle, sendikalarla, hatta partilerle… Özgürlük
olarak ve insanların kanlarıyla kazandıkları her şey
aslında çoktan yanıp kül olmuştu. Sadece bir oyuncak
gibi elimize verilmişlerdi. Oysa kazandığımız
özgürlükleri çok geçmeden elimizden alıp bizim
elimize çoktan sahtesini tutuşturmuşlardı. Fransız
devriminde, Amerikan bağımsızlık savaşında, Bolşevik
devriminde, hatta bizim coğrafyamızda bile… Senaryo
her yerde aynıydı… Ama tüm bu aldatmaya kanmayan
gerçekten bağımsız ve iktidar ilişkilerinin dışında
kalarak yaşamaya çalışan ve bunun toplumsal olarak
yaşanabileceğini düşünen tek tük yönelimler her
zaman oldu ve olacak… Belki ileride bu girişimler
çok daha kuvvetli olacak ve gerçekten kontrol
mekanizmalarını alt edilebilecek. Emretmek yerine
dayanışmayla, efendilerin günlük hayatlarımızda bize
sundukları küçük, “cehennemi” o kaos yerine,
örgütlenmeyle birbirimizi ve kendi kendimizi kontrol
etmeye başladığımız zaman anlayacağız ki siyaset,
sanat ne halt olursa olsun mücadele ettiklerimizle
kendi metotlarımızı kullanarak başarılı olabiliriz…
“ Eğer
onları asacak ipi onlardan satın alacaksanız
kendilerini asmanızı umursamazlar” diyordu Michael
Moore kapitalistler için bir belgeselde… Ama büyük
bir hata yapıyordu. Çünkü her şeyden önce mücadele
edenler birilerini asmak için mücadele etmiyorlar.
Ne de savaştıkları şeyin aynısına dönüşmek… Ayrıca
bunu isteseler bile o ipleri bize satmazlar sevgili
Moore… Fazla iyi niyetlisin ve tam da bu yüzden hiç
de şansın yok. O ipleri bize vermezler. O ipleri ve
onları altedeck olan o kültürü ve diğer her şeyi de
ancak onların izni dışında, onların (aslında
emeğimizle kendi adımıza çoktan kazanılmış ve bizim
olmuş olan) üretim ve hizmet araçlarıyla -bu kez ve
ilk- kez kendimize, kendimiz kullanmak için ancak ve
ancak biz yapabiliriz. Çünkü tüm bu pislik bizim
eserimiz. Temizlemeye çalışmazsak insan olmamızın
bir anlamı yok. Yaşamamızın bir anlamı yok…
Topu
topu birkaç yazımla katıldığım ve düzenli takipçisi
de olmadığım “Tiyatrom” deneyimi de işte tiyatro
adına gerçek anlamda bir bağımsız yayıncılık
denemesiydi. Hatta başkasının haklarını savunmak
için bir hakareti, bir küfrü yayınlamadı diye
sansürcülükle suçlanırken bile, kimileri tarafından
bir çıkar aracı olarak kullanılırken bile,
potansiyel bir tehlike olarak duracağına sahte
“dostluk eli” uzatalım denirken bile… ve diğer tüm
yıpratıcı tahminlerimin ötesinde gençlerin,
kirlenmemiş insanların heyecanı ile…
Sevgili tiyatro severler… Ben sizin gibi bir tiyatro
sever değilim… Kendi halinde bir müzik-performans
sanatçısıyım. Bu tiyatrodan anlamadığım anlamına
gelmiyor. Aksine anlarım. Bu sadece benim onun
tekniklerini kullanmadığım anlamına geliyor. Tıpkı
filmlerimde sinematografi kullanmadığım gibi… Kimse
kusura bakmasın ama gördüğüm şey mide bulandırıcı…
Böyle
bir sitenin açılmasına -sizin için, sizden biri olan
bir insan tarafından- ihtiyaç duyuldu. Şimdi de aynı
kişi aynı ihtiyacı hissetmiyor. Belki başka şeyler
yapmak istiyor. Anlayışla karşılamaktan başka
yapabileceğimiz ne var ki? Diyebileceğimiz ne var
ki? Kendini kandırmasını sürdürmek mi… Gerçekten
bağımsız olmasaydı, gerçekten hiyerarşik metotlarla
çalışan biri olsaydı kolayca onu kandırabilirdik
değil mi? Sonsuza kadar bu siteyi hazırlaması için
türlü numarayla onu dize getirirdik. Ama yapamayız.
İşe yaramaz. Kanımca bunu denemek bile boşa vakit
kaybı olur…
Tiyatro, sanat, müzik, sinema, siyaset, yayıncılık,
edebiyat… Her ne haltsa… Umurumda bile değil…
Umurumda olan tek şey tüm bu yarattığımız dünyanın
içinde artık bağımsız, özgür işler yapmak için
görevin, sıranın kendimize de geldiğimizin farkına
varmamız…
Bizler; üstünde salyalarını akıtarak onu becermeye
çalışan budala bir adam varken sadece çocuğuna yemek
göndermeyi düşünen Moldovya’lı fahişeler yarattık,
Uzakdoğu’da oyun nedir bilmeyen, para nedir bilmeyen
çocuk köle işçiler yarattık. Her gün binlerce şey
üretirken sadece köleliğini devam ettirsin diye
önüne atılan kemiği almak zorunda olmaktan başka
çaresi olmayan ve her eve gittiğinde televole
izleyip kendini biraz olsun konforlu hissetmeye
çalışan maddi-manevi milyonlarca mülksüz yarattık.
Doğayı mahfeden hırslarımızla bencil şirketleri
yetiştiren, onları palazlandıran makineleri
çalıştırdık… Kendi Filistin askılarımızı, kendi
kendimizi takip araçlarımızı bizlere uygulasınlar
diye kendi ellerimizle bizler ürettik ve hala
üretmeye devam ediyoruz.
Sanattan medyaya, futbol endüstrisinden, izlediğimiz
filmlere kadar tekeller kuran bizi budalalaştıran
koca bir makine inşa ettik… İşte şimdi bunu yıkmanın
tam zamanı… Çünkü bizler yaşamak için efendilere
ihtiyaç duymayacağımız bir kültür inşa edebilecek
kadar erdemli ve akıllıyız. Her zaman öyleydik.
Sadece bunu göremiyorduk. Ne bu pisliği yıkmak ne de
yıktığımızı yeniden yapmak için efendilere
ihtiyacımız yok… Bunun için sadece ufacık bir şey
yaparak en önemli adımı atabiliriz. Bu koskoca
pislikler içinde kendi hayatımıza dönüp kendi küçük
pisliklerimizi görerek… Orada tıpkı Wilhelm Reich
gibi büyük insanların ön gördüğü sistemi besleyen
tek şeyin tüfekler, tanklar ya da para olmadığı, onu
besleyenin kendi hayatlarımızdaki -pastanın içine
yerleştirilmiş demir parçaları gibi duran- pislikler
olduğunu, kendimizin de, bu koca kokuşmuş makinenin
parçaları olduğumuzu göreceğiz… Ve o makinayı kırmak
için yeterli tüm motivasyona ve beceriye sahip
olmanın yollarını hem de en küçük fırsatları
kollayarak ve çözümleri el yordamıyla bularak
aramaya başlayacağız. Bu koca hizmet makinesinin,
onun bizi kullandığı ve bizi ittiği yönün aksine
doğru hep birlikte geri çevirmemiz gerektiğini
anlayacağız. Dayanışmanın, düşmanlığın ilacı;
örgütlenmenin, ezilmenin panzehiri; dönüşmek,
dönüştürmenin, bunu için savaşmanın bizler için bir
kader olduğunu anlayacağız.
Ey
cemaati Tiyatrom.com okurları… Ey tiyatrocular…Ey
seçkin sanatseverler… Ne sizin Şekspriniz, ne
Moliere’iniz ne de Mozart’ınız -söz konusu toplum
olduğunda benim zerre kadar umurumda değil… Ne de
toplumu onlarla bilinçlendirmeye soyunmanız
umurumda… Ne eğitim politikası tasarılarınız ne oy
pusulalarınız ve ne de o “topluma her zaman önderlik
edecek birilerine ihtiyaç vardır. İşte biz de bu
görevi yürütüyoruz” muhafazakarlığınız… Aptal
seçkinciliğinizi kendinize saklayın. Çünkü gerçekten
bu artık insanların ilgisini çekmiyor… Ve zaten
bunun için de endişe buyurmayın bunların hepsini
Bill Gates de, David Rockefellar da kendine her gece
söyleyip kendi kendilerine antlarını içiyorlar
zaten…
İşte
tüm bunların hepsini istediğiniz kadar yapmaya devam
edin ki yapıyorsunuz zaten….
Ama ne
yaparsanız yapın ve o şey neyle ilgili olursa olsun…
Bir de
benim dediğim gibi yapmayı deneyin…
Hoşça
kal Tiyatrom… Sakın bir daha geri dönme… Ta ki biz
seni gerçekten kendi ellerimizle -hem de çok daha
iyi bir biçimde- yeniden yapana dek. |
|
|
|
|
|
|