VEDA SAYISI
 

27 MART 2008

 

Tiyatrom'un en son haberi:

 Tiyatrom tiyatro yayıncılığına son vermiştir.

İnternetin ilk tiyatro sitelerinden biri olan Tiyatrom.com 27 Mart Dünya Tiyatro Gününde veda sayısını yayına girerek yayın yaşamına veda ediyor. Ertuğrul Timur tarafından yaklaşık 8 yıldır yayımlanan ve uzun süredir haftalık düzenli bir yayın periyodunu sürdüren tiyatrom.com yaklaşık 2 yıl önce yayın yaşamından çekilme kararı almış, gelen talepleri dikkate alarak bir süre daha yayın yaşamını sürdürmüş, bu sezon kapanacağını ilan etmişti. Tiyatrom'un bu kez kesin ve geri dönüşsüz bir şekilde yayın yaşamına son veriyor. Günlük okunurluğu tekil 1600'lere dek varan tiyatrom.com medyanın tiyatroya yeterince yer vermediği günümüzde tiyatronun kitlelere ulaşmasında bir nebze de olsa gönüllülüğe dayanan bir görev üstlenmişti.

 
 

Esen Yel

TEK KİŞİLİK ÖRGÜT
A. ERTUĞRUL TİMUR
Yaşam boyu vedalaşmaları hiç ama hiç sevmedim. Vedalaşmalarda bir bitiş kokusu var. Bir yok oluş silüeti var. Bu yalnızca ayrıldığınız kişinin bitişi

olmuyor, sizin de bitişiniz oluyor. Siz o ayrıldığınız dostunuzla / arkadaşınızla varsınız o ikili dünyada. Öğelerden biri eksilince o dünya, dünya olmaktan çıkıyor.  Kimi ayrılıklar vardır, bitiş kokusu taşımazlar. Yok oluş silueti olma özellikleri yoktur. Yaşam kesitinizdeki bir ormandan ayrılırsınız. Ormanı yeniden görme olasılığınız vardır. Üstelik yeniden gördüğünüzde karşınızda çok daha gür bir orman bulursunuz. Bir sanat insanı arkadaşınızdan ayrılırsınız. Yeniden karşılaştığınızda yeni ürettiği sanat yapıtları sizi mutlandırır.. Ve bunu önceden bilirsiniz. Çünkü onunla vedalaşmamışsınızdır. Yalnızca ayrılmışsınızdır
Sevgili Ertuğrul 27 Mart ayrılmasına her ne kadar 'veda' diyorsa da bu kesinlikle veda değildir. O bir süre dinlenecektir, Belki hep ertelediği tatillerden birini gerçekleştirecektir. Ayrılırken size telefonunu vermemiş olabilir. Eposta adresini vermemiş olabilir… Ama uzun bir zaman dilimi geçmeden bir yerlerde kesinlikle onun ışığını göreceksiniz.
Bu bir İnternet yayını olmayabilir. Yüksek tirajlı bir yayının sayfaları olmayabilir. Bu düşündüğünüz bir şey olmayabilir. Ama bu ışığın içinde kesinlikle yeni üretilmiş veriler bulunacaktır…
Çünkü Ertuğrul Timur üretmeye hüküm giymiş bir aydındır. Aydınlığa yönelmiş bir yazardır. Onun birkaç haftadan fazla üretmeden duracağını düşünemiyorum. Üretmediği süre birkaç haftayı geçme eğilimi gösterdiğinde… Onun düşsel klavye sesleriyle uykularının sürekli bölüneceğine kesin gözüyle bakabilirsiniz…
Sevgili Ertuğrul Timur arkadaşımı dört yıldır tanıyorum. Uzun uzun Messenger yazışmalarımız oldu. Yazışmalarımız oldu. Ve Tiyatrom'u dört yıldır izliyorum… Bu yayının boyutunu gördükçe şaşırmamak elde değil. Kendim de birazcık işin içinde olduğum için şaşırıyorum… Bir kişinin bu boyutta bir yayını yaşatması olanaksız…
Nasıl yürüttü peki? Bu yayını sekiz yıl nasıl yaşattı?
Ertuğrul Timur bir örgüt gibi çalıştı. Bir örgütte bulunabilecek bir kapasiteyle çalıştı. Ve ülkede benzer işleri yapan örgütlerin / kurumların yapamadığı işleri gerçekleştirdi. Onun başarılı çalışmalarını geçici bir ayrılık yazısına sığdırmak güç…
Bunları hoşgörünüze sığınarak bir edebiyatçı illüzyonuyla simge durumunda sergilemek istiyorum…
O tek kişilik bir örgüt olarak çalıştı. Ama diyalektiği biliyordu. Paylaşmanın büyüsüne hükmetmeyi iyi biliyordu…
Yazıyı sizin düşündüğünüz gibi bitirmeyeceğim... Hoş geldin Sevgili Ertuğrul Timur…

 
     
 

HÜSEYİN KEFELİ Oyuncu ve Yazar

17 Mart sabahı biraz halsiz uyanmıştım. İçimde hafif bir ürperti vardı nedenini bilmediğim. Elimi yüzümü yıkadım. Kahvaltımı yaptım ve gazetemi okumaya başladım. Ülkemin başında olan bin bir derdi öğrendikten sonra içimde ki huzursuzluk daha da bir artmıştı. Havada hafif bir sıkıntı vardı bulutlar neredeyse kararıp üzerimize bütün yükünü boşaltacakmış gibi duruyordu. Vardı bir sıkıntı… Hayır olsun.
Her zaman ki gibi gazetemi okuduktan sonra bilgisayarın başına geçtim, e-maillerimi kontrol etmek için. Ama bilgisayarda da vardı bir sıkıntı açılınca ya kadar baya zorlandı… Acaba yeni bir bilgisayar mı almalıyım? Diye düşünüyordum ki bu düşüncelerle e-maillerimi açtım.
O da ne!
Sevgili Ertuğrul Timur 16 Mart akşamı bir mail göndermiş “Tiyatrom yayın hayatına 27 Mart’ta son verecek.” Bir anda ne olduğunu şaşırdım ve hemen Tiyatrom’a girdim. Evet doğruydu sitede büyük harflerle “Tiyatrom 27 Mart Dünya Tiyatrolar Gününde veda sayısını yayına girerek tiyatro yayıncılığına son veriyor.” Yazıyordu. Panik içinde tekrar Ertuğrul Timur’dan gelen maile geri döndüm. Sevgili Timur Tiyatrom’u uğurlarken bir veda yazısı yazarak Tiyatrom’a son bir katkı vermeye çağırıyormuş bizi.
Tiyatrom için söylenecek, yazılacak ve anlatılacak son sözlerimizi kaleme almamızı istiyormuş bizden. Elbette ağbi. Elbette sevgili dostum. Elbette tiyatro dostu. Sekiz senelik yayın hayatın boyunca her an Tiyatrom’la birlikte olmaya çalıştım. O büyüyüp geliştikçe sanki bir babanın evladını büyümesini seyrederken ki o büyük hazzı duydum. Tiyatronun en iyi temsilcisi ve sesi olan bir kuruluşun destekçisi oldum ve artık Tiyatrom için son bir nokta da ben koyayım diye yazıyorum işte…
Elim klavyenin üstünde harften harfe giderken sabah ki o huzursuzluğumun sebebini anlıyorum şimdi. Bana ve bütün Türkiye’ye tiyatro sevgisini sonsuz bir büyüklükle aşılayan bir kurum artık gelecek yeni nesillere yol göstermek için var olmayacak. Gelecekte tiyatro ile ilgilenecek olan o, binlerce genç Tiyatrom’dan mahrum kalacak…
Bunları düşündükçe sıkıntım üzüntüm ve kederim daha da artıyor…
Ancak şunu biliyorum ki bu ülke daha nice Tiyatrom’lar çıkaracak daha nice Ertuğrul Timurlar çıkaracak ve Tiyatrom’un felsefesi, sanata ve sanatçıya gösterdiği sonsuz değer asla kaybolmayacak
Hoşça kal Tiyatrom…
Biz seni çok sevdik Tiyatrom…
Biz seni çok sevdik Tiyatrom…
Biz seni çok sevdik…
Tiyatrom…

 
     
 

ÜSTÜN AKMEN

 “TİYATROM” SİTESİNİ DÜŞÜMDE SON KEZ GÖRDÜM
Dün gece bir düş gördüm. Gemsiz, eğersiz ve üzengisiz siyah atlarının üzerinde iki çalgıcı, hızla önümden geçti. Tel yerine saç gerili kemanlarını, demirden yaylarla gıcırdatarak çalıyorlardı. Ertuğrul Timur ile birlikteydik. Yolların kenarında, köpük gibi yosunlu ince çiçekler bitiyor, rüzgâr esmiyor,

hava ellerimize ve saçlarımıza tüylerle dokunur gibi oluyordu. Yeşillikler altında birlikte yürüyen ayaklarımızı gölgeler okşarken, uzaklardan bir çocuk sesi bize doğru geliyor ve bu ses tüm sonsuzluğu dolduruyordu. “Yoruldum, yaşam kalitem düştü, bu siteye ayırdığım zaman sağlığımla oynama pahasına olmaya başladı, Daha bir buçuk ay önce uykusuzluğun etkisiyle feci bir kaza atlattım arabam hurdaya çıktı,” dedi.
İşte o zaman inandım, “tiyatrom.com”un gerçekten yittiğini bittiğini, gittiğini.
* * *
Nergisler, kıvılcım saçan sayısız yıldız gibi, sonsuz bir yol halinde kıyı boyunca uzanıyordu. “Zaten biliyorsunuz ki bu site iki yıl kadar önce kapanma kararı almıştı. Sadece çok aşırı devam isteklerine boyun eğmiş ve peki bir süre daha demiştim. Ama giderek zorlandı. Ve hepsinden önemlisi de daha önceki ayrılış denemesinde de yazdığım gibi, bu siteyi ilk açıştaki amaçlarımı düşününce çok da güvencim kalmadı tiyatro dünyasına.”
Düşümde anladım ki, güzel "evvel zamanlar"mış benim de “tiyatrom.com”da yazdığım "evvel zaman"lar... Evvel zaman içinde “güvence” duymalar…
* * *
Yürüyorduk.
Bir ara durduk. Gözlerimin içine baktı. “Haa bu arada, bana zayıf yerimden vurmak için kavganın ortasında bırakılıp gidilir mi? Asıl şimdi mücadele zamanı, ülkenin karanlıktan çıkması için asıl şimdi dimdik durmak gerek gibi mailler yazanlara da şunu söyleyeyim. Ben kavgaya devam ediyorum, edeceğim merak etmesinler,” diye soluklandı.
Dün gece beraberdik. Ağaçlar arasındaydık. Ormandaydık. Bir ara: “İyi bak, ne görüyorsun”, diye sordu. Sadece bir ağaç görebiliyordum ve fazla geniş olmayan bir çayırda yürüyorduk. Bu ağaç, bana artık var olmayan bir varlığı anımsatır gibi geldi. Derken, konuştu. Dedi ki: “Yarın muhasebe çıkaracağım hesabımı vermeden gitmeyeyim diye...”
Ne muhasebesi? Biz ona borçlu kalacaktık.
Bilerek ve isteyerek yanıtlamadım.
Utandım. Ondan önce davrandım, hesabı çıkardım, piyasamızda “öküz aleyhisselam” olarak tanınanlara yolladım.
Uyandım.
uakmen@superonline.com

 
     
 

Orhan KURTULDU

CESUR YÜREK , NEREYE?..
Tiyatrom.com site yöneticisi sevgili Ertuğrul TİMUR; tiyatrom.com sitesinin
27 Mart 2008 Dünya Tiyatro Gününde yayın hayatına veda edeceğini açıkladı.
Doğrusu böyle bir kararı hiç beklemiyordum ,ancak bu veda sebebini sanırım tahmin edebiliyorum .
Geçen yıl Dünya Tiyatro Gününü ne yazık ki

kutlayamamıştık.
Çünkü kutlanacak bir şey yoktu. Tiyatromuz,Sahne Emekçileri ve Sanat Kurumlarımız tehdit ve tehlike altındaydı.
AKP iktidarı sanata her cepheden saldırıyor ve sahnelerimizi yıkmak istiyordu.
O gün; 27 Mart’ı kutlama günü değil, Karanlığa Karşı Direnme ve Mücadele günüydü.
Ertuğrul Timur dostumuz ise pek çok tiyatrocudan önce mücadeleye başlamıştı bile.
Oysa,Tiyatro sanatının çeşitli dallarını meslek olarak seçmiş insanların pek çoğu o gün yoktular.Ve sessiz çoğunluktular.
Bu yıl 27 Mart 2008 Dünya Tiyatro Günü yine yaklaşıyor.
Tiyatromuz ve Sahnelerimiz hala tehdit ve tehlike altında.
Sessiz çoğunluktan hala ses yok.
Tiyatrom.com sitesinin 27 Mart 2008 tarihinde yayın hayatına veda etmesinin temelinde öyle sanıyorum ki sevgili Ertuğrul’un;
kendine ve tiyatroya yabancılaşan,bencilleşen,kendileri için bile mücadele etmeyen tiyatrocuların bu vurdum duymazlıkları yüzünden , tiyatronun geleceği adına umutsuzluğa düşmüş , küsmüş ,kırılmış ve üzülmüştür olmasıdır.
Tiyatrom.com sitesinin yayıncısı ve yöneticisi sevgili dostum Ertuğrul TİMUR; tam 8 yıldır tüm tiyatro ve sanat dünyasının gözü,kulağı ve sesi olmuştur..
O; her şeyden önce hiçbir tiyatrocuda göremediğim kadar tiyatro sevgisiyle dolu büyük bir SANAT AŞIĞIDIR.
Ertuğrul TİMUR; bugün,Türk Tiyatro Yayıncılığının tek CESUR YÜREĞİ’dir.
O; tiyatrom.com sitesindeki ilkeli ,seviyeli,nitelikli yayıncılığıyla bana göre bu alanın tartışmasız en iyisi olmuştur.
O; sanat ve tiyatro adına ürettiği fikirleriyle ve mükemmel önerileriyle Tiyatro hayatımıza hareket kazandırmıştır.
O; tiyatronun gelişmesi,tanıtılması ve geniş kitlelere duyurulması için çok emek vermiş ve bunu hiçbir karşılık beklemeden büyük bir keyif, mutluluk ve sevgiyle yapmıştır.
O; tiyatrom.com sitesinin rakiplerine bile yardıma koşan,onlara katkılar sunan koskoca bir SEVGİLİ YÜREK’tir.
O; tiyatronun,tiyatrocuların,sanat kurumlarının,sanat insanlarının karşılaştığı haksızlıklara,uğradığı saldırılara karşı hep onların yanlarında oldu.

Ne zaman başımız ağrısa Ertuğrul TİMUR hep yanımızdaydı,aramızdaydı.
O; her zaman iyi,doğru ve güzel olandan yanaydı.
Yanlış gördüğü her şeyi ve herkesi ayrım gözetmeksizin eleştirdi.
Eleştirilerinde hiçbir zaman seviyesini düşürmedi.
Kimi zaman hakarete uğradı.
Hatta tehdit bile edildi.
Yine de doğrularından asla taviz vermedi.
Sevgili Ertuğrul TİMUR; tiyatrom.com sitesinin
27 Mart 2008 Dünya Tiyatro Gününde yayın hayatına veda edeceğini açıkladı.
Ben, bu açıklamayı bir veda olarak kabul etmek istemiyorum.
Biz Ertuğrul’a geçici bir süre için;sadece izin veriyoruz , veda kabul etmiyoruz.
Sevgili Ertuğrul; biz 27 Mart 2008 Dünya Tiyatro günü, Karanlığa Karşı Sanat Cephesi olarak Muhsin Ertuğrul Sahnesi Önünde olacağız.
Karanlığa KIRMIZI KART göstereceğiz.
Seni bekliyor olacağız sevgili dostum.

 
     
 

İsmail Can Törtop www.tiyatrodunyasi.com  - can@tiyatrodunyasi.com 

4 yıl önce Tiyatro Açıkça’da oyuncuyken şöyle bir haberle yanımıza geldi bir arkadaşımız, heyecanla :
“Oyun tanıtımımız tiyatrom.com’da çıkmış, oleyyy !”
O an bana ulaşılmaz gibi gelen bu siteye her gün girmeye başlamıştım. Zamanla gördüm ki hiç de ulaşılmaz bir site değil, hatta son derece (belki olması gerekenden de fazla) mütevazı bir editörü vardı. Sadece popüler oyunlara yer vermiyor Anadolu’daki tiyatroların da seslerini duyurmasına bir araç oluyordu. Hem genç grupların hem de profesyonel ve usta oyuncuların beğenisini kazanmak, tüm tiyatro camiasını aynı yerde toplayabilmek başarılması çok zor bir iş…

Yıllardır dev haber ajanslarının bile fark edemediklerini hep Tiyatrom’dan öğrendik.. İhale ile oyuncu alınması, vasıfsız işçi yapılan sanatçılar bunun en yakın zamandaki örnekleri.
Kağıt peçete dendiğinde akla Selpak gelmesi gibi, traş bıçağı demek yerine Gilette demek gibi, PVC pencere yaptırmak değil Pimapen yaptırmak demek gibi; internette tiyatro deyince akla Tiyatrom gelir..
Bugün, birkaç kendini bilmez, egoist’in tutuşturduğu otların ne büyük bir yangın çıkardığına şahit oluyoruz.
Eskilerin bir sözü var; 2 köpek havladı diye mahalle terk edilmez !
Keşke Sayın Timur;
Ertuğrul Timur olduğunun,
veda sayısını çıkaracağını söylediği Tiyatrom’um artık kendisini bile aşmış olduğunun,
bu sitenin tüm camiaya mal olduğunun,
bu yaptığının Tiyatrom okurlarına bir ceza üç-beş çapulcu için de bir zafer meşalesi olacağının
farkına varsa…
Farkına varsa ve gerekeni yapsa..
Ertuğrul Timur bundan önce de 2 kez veda etmişti yayıncılığa, ben 3. kez de geri dönüş kararı alacağına inanıyorum, en azından inanmak istiyorum..
Eğer bu sayı, Tiyatrom’un gerçekten son sayısı olacaksa; Ertuğrul Timur’un kırgınlıkları, yorgunlukları ile aldığı bu kararı desteklemesem de buna saygı duyuyorum, iki gözümde dolmuş birer damla yaş ile..

 
     
 

Hakan YOZCU Öğretmen-Yazar-araştırmacı Gazimağusa NKL Tiyatrosu Yönetmeni

Seni Asla Unutmayacağız
Tiyatro ile daha küçük bir ilkokul öğrencisi iken tanışmıştım. Ağabeyim, Anadolu'nun küçücük bir ücra ilçesinde amatörce bir oyunda oynamıştı. Yıl 1975 idi. O tiyatro lezzeti damaklarımda kaldı. Bir türlü söküp atamadım içimden. Yıllar geçti üstünden o tadı, o tuzu hala durur dudaklarımda.
Derken ilk tiyatro deneyimim ilkokul son sınıfta gerçekleşti. Küçücük bir televizyon reklamını öğretmen demeden kendim hazırlayıp oynadım yıl sonu

müsameresinde. Nasıl da alkışlamıştı arkadaşlarım beni.
Sonra ortaokul ve lise yılları geldi. Tiyatro hastalığının virüsü bir sefer girmişti vücuduma. Çıkmıyordu bir türlü. Tedavisi de mümkün değildi. Ortaokulda yılbaşı balolarında çeşitli fıkralardan derleyip hazırladığım skeçler hayli ilgi çekmişti. Türkçe öğretmenimiz beni beğenmiş ve okulun tiyatro yönetmenliğini yapan hocaya salık vermişti.
Kendimi birdenbire okulun tiyatrosunun baş oyuncusu olarak buldum. İnanılmaz bir zevkti bu benim için. Dünyalar benim olmuştu. Ve hayatta hiç birşeye sevinmedim bu kadar sevindiğim kadar. artık Namık Kemal Lisesi'nin baş oyuncusu idim. Ve herkes beni "tiyatro" diye çağırıyordu.
Arkaya arkaya oynadığımız komediler çok tutuldu. Şehirde sanki sadece biz konuşuluyorduk. Bambaşka bir şeydi şu tiyatro denen olay. Bir tutku olmuştu benim için.
Üniversite yılları da farklı geçmedi benim için. Erzurum'da daha ilk sene tiyatronun içinde buldum kendimi. Sene 1984. Edebiyat Fakültesinin tiyatrosunun sorumlusu yaptılar beni. ilk oyun yazma deneyimim burada oldu. Komedilerden gittik hep. insanları güldürüyor, güldürüyorken de düşündürüyorduk.
Ve üniversite hayatı bitmiş meslek hayatı başlamıştı. Mezun olduğum liseye edebiyat öğretmeni olarak atanmıştım. Tabii okul tiyatrosu ile de anında arkadaşlık kurmuştuk. Nedense o beni bırakmıyordu ben de onu.
Oyun bulmada sıkıntı çektim yıllarca. Çözümü de kendim buldum. Çare oyun yazmaktı. zor olan bir şeyi de kolayca yapıveriyordu insan. Çünkü içindeki aşk onu o yöne sevk ediyordu. Başarılar arka arkaya geldi. Ödüller, belgeler, birincilikler...
Derken teknoloji bizim ülkemizde de kendini gösterdi. Bilgisayar, internet olayı imdadımıza yetişti. Kırkından sonra bilgisayar kurdu olup çıkıverdik.
Oysa daha fare denilince gerçek fareyi anlıyorduk. Dokunulması dahi bir hayaldi bizim için bilgisayar. Ama onu da bu sayede hallediverdik.
Bir gün çok değerli bir öğretmen arkadaşım bana bir adres verdi. "Mutlaka bir tıkla. Tiyatro ile aradığın her şeyi orada bulacaksın. Oyun sıkıntısı çekmezsin" dedi.
Verdiği adres www.tiyatrom.com idi. Ve hemen o gün girdim siteye. Biran dünyam değişti. İnanılmaz bir düşün içinde buldum kendimi. Meğer yıllarca tiyatrodan ne kadar uzak yaşamışım. tiyatronun içinde zannederken kendimi, büsbütün dışında olduğumu görmüştüm.
Tiyatrom.com benim hayatım olmuştu artık. Her gün girmesem yapamıyordum. Çünkü Türkiye'deki ve dünyadaki bütün haberleri içeriyordu site. Çeşitli tiyatro adamlarının görüşlerine yer veriyor, çeşitli söyleşilere, makalelere ve gösterimde olan bütün oyunlara yer veriyordu. Kısaca tiyatro dünyası burada idi.
Yine bu siteden aldığım oyunları okulumda oynamaya başladım. Hatta birinde karar verip çocuk oyununa eğildim. Bu siteden aldığım Tamer Dursun'un yazdığı "Renkler Ülkesi Çocukları Barış İstiyor" adlı oyunla tüm çocukların gönlünü fethettim. Oyunumuz KKTC'de büyük ilgi gördü. Tüm basın bizden söz etti.
Aynı oyun ile ilgili haber ve fotoğrafları tiyatrom.com'a gönderdim. Hemen haftasında haberler arasında yer aldı. Ve bütün Türkiye orada bizleri tanıdı. Tiyatrom.com'u tıklayan herkes KKTC'de de bir tiyatro olayının varlığına şahit oldu. Liselerin bu işi ne kadar çok sevdiğini ve örencilerin bütün imkansızlıklara rağmen görevlerini en iyi şekilde yerine getirmelerini gördü.
Artık durur muydum? Çıkardığım her oyunu burada tiaytroseverlerle paylaştım. Sesimizi onlara bu vesile ile duyurdum. Tiyatrom.com adeta KKTC'nin sesi oldu. Kıbrıs Türk Tiyatrosunun Anadolu'daki temsilcisi oldu.
Bu sevgiyi öğrencilerime de aşıladım. Onlar da bu kara sevdaya tutuldular. Onlar da tiyatrom.com'un büyülü rüyasına kapıldılar. Tiyatrom.com'u çok sevdiler.
Heyhat! Aldığımız bir e-posta dünyamızı yıktı. Tiyatrom.com yöneticisi Sayın A. Timur 27 Mart Dünya Tiyatro Gününde 8 yıldır varlığını sürdüren Tiyatrom.com'un kapanacağını ve bu kararın tartışmasız ve değişmez olduğunu söylüyor.
Şimdi ben öğrencilerime ne diyeceğim? Onlara bu durumu nasıl anlatacağım? Bana demeyecekler mi "hocam bu ateşi yüreğimize sen koydun, gel sen çıkar" "bu ateşi içimizde sen yaktın, gel sen söndür" diye.
Şimdi "elimize verdiğin gülümüzü koparıyorlar. Biz onu dikenli de olsa sevmiştik. Onda kendimizi bulmuştuk. Bizim için hayatın anlamı demekti. Şimdi hocam hayatımızı elimizden alıyorlar. Buna olmayacak mısınız? Hayatımızı idame ettiremeyecek misiniz?"
Ne diyeceğim? Ne anlatacağım onlara? Bir hikaye mi, bir masal mı? yoksa bir şiir mi okuyacağım? Hangisi alır onun yerini? Hangisi yüreklerine merhem olur? Hangisi dindirir acılarını? Hangisi yaralarını dağlar?
Tiyatrom.com yayın hayatına son veriyor ya sanki ben kendi hayatıma son veriyormuşum gibi geldi.
Yüreğim yanıyor a dostlar! Dinmiyor içimdeki sızı. Bir kor alev düştü yüreğime kara sevdalardan da beter yaktı beni.
Aldı götürdü beni diyar diyar, hüznün, acının, ayrılığın, çaresizliğin, ümitsizliğin, perişanlığın koynuna attı.
Ama umutsu değilim. Yılgın hiç. Çünkü biliyorum ki bu sevda tükenmez. bu sevda başka bir aşı ile karşımıza çıkar. Kendini başka boyutlarda gösterir. Verdiği hizmeti yine vermeye devam eder. bu yüzden umutluyum. Kırgın değilim.
Yine de sevgiler sunuyorum tüm yöneticilere verdiği hizmetlerden dolayı. Teşekkürler ediyorum tiyatrom.com ailesine. Bizleri tiyatro denen sevda ile vuslatı yaşattığı için.
Onlar sayesinde bu zevki tattık. Şimdi bu tuzun tadı da nihayete kadar damaklarımızda kalacak.
Tiyatro denen sevda kim bilir nerede, ne zaman en güzel aşkları yudum yudum içecek.
Teşekkürler Tiyatrom.com
Bundan sonraki yaşamında sana başarılar diliyorum.
Biz seni hep sevdik. Biz seni asla unutmayacağız.
Sen de bizleri unutma. Yaşasın Tiyatro!
http://www.kktcguncel.com/?Sayfa=KoseYazari&yazid=15&id=614

 
     
 

Doç. Dr. Nurhan TEKEREK

Vedalar Her Zaman Yeni Başlangıçlara Gebedir...
İnsan umudunu yitirince her şeyini yitirmiş demektir. Bu yüzden umudu tüketmemek gerekir. İnadına ummak, beklemek, daha güzeli, daha iyisini yapılandırma yolunda umudun verdiği enerjiyle yenilenmek gerekir. Umudu neredeyse dipte bucakta aradığımız şu günlerde, tiyatrom.com gerçekten o dipte bucaktaki köşelerden biriydi. Ama inanıyorum ki... bir yerlerde, bir biçimde gelecekte de karşımıza

çıkacaktır tiyatrom.com. Ama şu şekilde, ama bu şekilde... Çünkü gençler gelecektir gidenin ardından, yeniler gelecektir yıpranmışlıkları, yorgunlukları, birikmiş sıkıntıları olmayan, yeniden sorgulayarak geçmişi, günü ve umudumuz geleceği, tüm yenilikleriyle geleceklerdir. Bu yüzden diyorum ki: Hiç bir zaman veda etmemeli bir şeylere... Hele tiyatroya... Belki bugün yorgunuz, yordular bizi... Bize anlamsız ve nedenselliği olmayan işler(miş) gibi gelen tiyatral eylemlerimiz
belki bir masal tekerlemesini anımsatıyor: "Az gittik uz gittik. Bir de dönüp ardımıza baktık ki: Bir arpa boyu yol gitmişiz..." diye. Ama gerçek öyle değil. Hep biriktirdik, biriktiriyoruz, biriktireceğiz de hayatı,
deneyimlerimizi ve tiyatroyu... O birikim umut ediyorum ki; yenilerle yeni bir soluk bulacak bir gün. Doğanın eşsiz, o birbirinden her defasında farklı olan sarmal döngüsü bunu gerektirmektedir çünkü... Bu yüzden umudumu ve inancımı yitirmemek istiyorum... Önce hayat adına... sonra insan adına... sonra da tiyatro adına...
Bu yüzden veda etmek istemiyorum tiyatrom.com'a da. Çünkü biliyorum ki; Her veda, bir hoş geldin'e gebedir... Bir yolcu etmenin ardından nasılsa bir karşılama gelecektir...
Bu bir veda yazısı değildir... Ne zaman, nasıl geleceğini bilmeden, birilerine ya da bir şeylere hoş geldin yazısıdır diyor, tiyatrom.com'a, Ertuğrul Timur'a ve emeği geçen tüm tiyatro gönüllülerine sevgilerimi iletiyorum.

 
     
 

Dersu Yavuz Altun Tiyatro Yeniden Sanat Yönetmeni

Sevgili Ertuğrul,
Hiçbir karşılık beklemeden, sadece içinde yaşadığın topluma karşı hissettiğin sorumluluk duygusuyla, geceni gündüzüne katarak var ettiğin sitenin kapanmasına üzüldüm..
Ama yorgunluğunu anlıyorum…
“Bunca zamanı- emeği daha anlamlı ve gerçekten

değecek bir alana-insanlara verseydim keşke .. “ dediğini duyar gibi oluyorum…

Bugün; Biz tiyatrocular dünyayı değiştiren kahramanların rol aldığı oyunları sahnelemeye bayılıyoruz. Kocaman kocaman laflar, hamaset, insanlığa dersler… Ama yine bizler, gerçek hayatı değiştirmek konusunda, maddi karşılığı olmayan hiçbir risk almıyor, bırakın sanatçı , bırakın kahraman olmayı, ortalama vicdana sahip bir insanın bile kendi üretim alanına, varoluş gerekçesine duyduğu saygıdan dolayı yapması gerekenleri bile yapmıyoruz… Bu yüzden sahneden söylediğimiz sözler inandırıcılığını yitirdi.. Ne toplumsal saygınlığımız var ne de gücümüz..
Karanlık zamanlar bunlar… Ustaların çırak yetiştirmediği, benden sonra tufan anlayışının hakim olduğu karanlık zamanlar… Paranın tüm ruhları çürüttüğü, ütopyaların, toplumsal dönüşüm projelerinin unutulduğu , her sanatçının kendi bacağından asıldığı karanlık dönemler…
Ama tarihin silindiri bu günleri de ezip geçecek, başka bir zamanlarda, başka insanlar çıkacak ve başka türlü bir tiyatro, başka türlü bir dünya olacak.. Bu günler de tarihin tozlu sayfalarında tatsız tuzsuz, pek de hatırlanmak istemeyen zamanlar olarak yerini alacak…
Sen, bu zamanların anlaşılması ve yargılanması için sitenle tarihe not düştün…
Birinin bu kaçınılmaz görevi yerine getirmesi gerekiyordu ve sen başarıyla bu işi yaptın.. Tiyatromuzun, tiyatrocularımızın sana büyük bir borcu var..
Eline, emeğine sağlık…

Senin inzivaya çekilmeyeceğini, hayatın başka bir alanında, başka bir biçimde mücadeleni sürdüreceğini bildiğim için yolun açık olsun diyor, yüzyıl önce söylenmiş ama değerini hiçbir zaman yitirmeyecek bir cümleyle yazımı bitiriyorum..…

“Tüm sanatlar gibi tiyatro sanatı da, sanatların anası ve kaynağı olan yaşama sanatına hizmet etmelidir” Piscator…

 
     
 

ADEM DURSUN adem-dursun@versanet.de

ÖNCE İNSAN OLMAK,
sonra da ADAM GİBİ ADAM OLMAK!..

Evet, değerli tiyatrom.com okuyucuları; bu yazım tiyatrom.com'daki okuyacağınız son yazım. Bildiğiniz gibi

yaklaşık 8 yıldır büyük bir kitleyi tiyatro ile buluşturmuş olan bu site maalesef kapanıyor. 2 yıl
önce de yine kapanmış, ancak gelen yoğun istek üzerine Ertuğrul Timur
tekrar yayını sürdürme kararı almıştı; taki 27 Mart 2008 gününe
kadar.

Kendisinin de belirttiği gibi; "bu kez kesin ve geri dönüşsüz"
Bu kararı almasındaki en büyük etken son zamanlardaki tartışmalar, sataşmalardır. Her ne kadar kapatma sebebinin sadece bu nedenle değil de, "yorgunluk" olduğunu belirtse de...
Biz, tiyatrom.com yazarlarına yapılan sataşmalar hedefine ulaşmıştır. Onlar kazanmıştır (!). Fakat her kazanılan galibiyet hakkıyla ve olumlu yolda olmuyor. Yaptıklarıyla (!) bir yere gelemeyen, yapılan olumlu işleri kıskanan, öfkesinden ağzında salyaları ile sağa sola saldıran, ancak ağza alınmayacak sanat dışı suçlamalarla, ki son zamanlarda gördüğümüz magazin haberlerindeki gibi bir yere gelmeye çalışan "sözde
sanatçılar" gibi, bir yerlere geldiklerini sananların galibiyetidir (!)
bu!.. Aslında kendileridir kaybedenler!..
Bizim yaptıklarımız, bundan sonra da yapacaklarımızın teminatıdır!..
Biz'le kastım; Ertuğrul Timur gibi kalemini ve vaktini kalıcı işler yapmak için kullananlardır.
Zaman zaman şunu sordum kendi kendime: Neyin telaşına düştüler? Nedir bunları bu kadar öfkelendiren, kötü
sözler söyletmeye iten? Bizlerle neyi paylaşmak istiyorlar? Veya nedir bizdeki; bizden almak, koparmak istedikleri?
Önümüzde pasta mı var da; o pastadan pay almak, veya tamamını almak istiyorlar?.. Anlamış değilim!..
Hani olur da bu siteden milyarlar tutarında reklam parası alırız... ha o zaman derim ki, pastadan pay kapma yarışı...
Fakat görüldüğü gibi, bizler tiyatro sanatına katkıda bulunmaya
çalışan birkaç gönüllü gazetecileriz... veya kıyısından köşesinden
tiyatro ile ilgilenen kişileriz!..
Bana yapılan saldırıya karşı şimdiye kadar tek satır cevap yazmadım. Bundan sonra da yazmayacağım. Boşuna vakit harcamasınlar. Çünkü benim vaktim değerli, saçmalıklarla uğraşacak zamanım yok!.. Ben sadece
yaptığım işi iyi yapmaya çalışan bir gazeteciyim.
Zaman ve okuyucular, yapılan işlerin kevgiridirler; iyi ve kötü işleri
elemesini çok iyi bilirler. Elenen işler kötü işlerdir.
Ancak gözüne perde inen kişiler göremez elendiklerini.
Ben, "kişiler" dedim... Ertuğrul Timur "2 adam" diye adlandırmış...
Aslında "İKİLİ" demek lazım!.. ki, "ikili" kelimesini herşey için
kullanırız!.. Çünkü "adam" olabilmek için "insan" olmak lazım..
Bir toplumda "insan" olabilmek ne kadar zorsa;
"ADAM GİBİ ADAM" olabilmek daha da zor!..
Yani "ADAM GİBİ ADAM" olabilmenin ilk şartı
"İNSAN" olmaktır!.. İlk ve son olarak yazıyorum:
Ertuğrul Timur'un "2 adam" diye adlandırdığı
"İKİLİ"...ye: Zahmet edip te bana cevap yazmayın!..
Çünkü ben ancak "ÖNCE İNSAN, SONRA ADAM GİBİ ADAM"
olabilen, toplumda "BİREY" saydığım kişileri muhatabım sayıyorum...
Değerli tiyatrom.com okuyucularım,
Sevgiyle kalın... tiyatrosuz da kalmayın...

 
     
 

M.Nurkut İLHAN Assitej Türkiye Merkezi Genel Sekreteri / Çocuk Hakları Derneği Genel Sekreteri / Sanat Kurumu Yönetim Kurulu Üyesi / Çağdaş Drama Derneği Kurucu Üyesi / MEB Eğitim Tek. Gn. Md. Sanat Yönetmeni / Öteki Tiyatro Tiyatro Oyuncusu / Çocuk Tiyatrosu Oyun Yazarı-Yönetmen ve OyuncusuDrama Lideri

 Zor olanı yaparak yüreklerimize yürek katmıştın.

Sevgili Ertuğrul,
Zor olanı yaparak yüreklerimize yürek katmıştın.

Artık  tiyatro anlamında herkesin uğradığı bir durak olmuştun. Seyahatlerde soluklanacak keyifli bir konak yeri olmuştun. Tiyatro gemisinde yolculuk yapan usta, çırak ve heveskarların limanı olmuştun. Fırtınada sığınacağı dalgakıran olmuştun. Elektrik kesilince jenaratör olmuştun bizlere..
Çok güzel olduğu gibi çok olumsuzluk da yaşamıştın. Kendi adıma sanatsal anlamda tiyatro odaklı tartışmalarımızda seviyeyi gözardı ettiğimiz anlarda bile tartışabilir olabilmiştik. Çünkü amacımız kişisel değil tiyatro olgusunun en doğru ve iyi biçimde devam etmesiydi.
Maratonda bayrak koşusunda rehber olmuştun tiyatroya emek veren atletlere, gruplara...
Branşın tiyatro değildi ama meslekten olanlardan daha fazla sahiplendin bu fedakarlık isteyen mesleği fedakarca sen.
Aklımızda, zihnimizde, sahnelerimizde, eylemlerimizde nasıl da yer etmiştin sen...

Unutulan mektup kanalımız olmuştun. haberleşme ağının merkezi olmuştun.
Sıcacık fedakar yüreğin bazen haksızca zedelenmişti. Hor görülmüştü. Ama sen yılmadın, usanmadın ve devam ettin tiyatronun hiç edilmeye çalışılan düşüncelerin olduğu yerlerde...

Ve şimdi hep varken yokum diyorsun. İşte bu noktada olmama noktasında itirazım var. Artık senin bir sorumluluğun var. Sorumsuz olamazsın...
Senin bir durak özelliğin var. Bu durağı kaldıramazsın...
Senin taşıdığın bir bayrak var. O bayrağı gönderden indiremezsin...
Sen gemilerin uğradığı bri limansın. Bu limanı denizin kıyısından alamazsın...
Sen artık bir simgesin. Tek başına karar alıp simge değilim diyemezsin...
Yüreğin ile, ellerin ile, aklın ile kazıya kazıya nasıl tiyatro alanında ulusal kurtuluş savaşı verdiğini ben biliyorum sevgili Ertuğrul. Bunca emeği, teri, tokadı bırakıp gitmek için yemiş olamazsın...
Tiyatronun acı kaybı demek çok üzgünüm elimden gelmiyor ve dudaklarımdan böyle bir veda sözü bekleme sevgili Ertuğrul.
Sana ve ortaya çıkardığın anıta selam veririm ancak sırtımı dönüp veda ederek gitmiyorum.
Tiyatrom artık toplumun bu alanın insanlarının oldu.
Veda değil yeniden merhaba hem de yürekler dolusu insanlarla birlikte diyorum.
Sevgili Ertuğrul.
Emeğe veda etmek bize yakışmaz,
Emeği alkışsız bırakmak da olmaz,
Tiyatro yaşanmaz gönülsüz,
Tiyatrom olmaz Ertuğrulsuz.
Sağlıcakla ve görüşmek üzere şimdilik hoşçakal Sevgili Ertuğrul.

 
 

 

 
 

Hamit Demir / Gölge Tiyatro Editörü www.tiyatroevi.com

...............

YAPMA BE KARDEŞ...

sevgili Ertuğrul,
nedenlerini gayet iyi anlayabildiğim halde, yine de "yapma be kardeş" diyeceğim. Ve biliyorum ki daha önceden de yaptığın

ve yeniden başladığın bu tavrında bu kez tutarlı görünmek nedeniyle de "kesin kararlısındır". ama yine de "yapma". memleketin hali ortada. bizim, aydın insan dediğimiz pek çoğu ise "kayıkçı kavgasında".
bu çürümenin böylesi bir noktaya ulaşacağı bilinmektedir aslında. düşünsene bir, daha ne kadar sürecek bu seviyesizlik. dibi yok mudur bunun. hadi yozlaşmış toplumlarda dibini görmek gerçekten zor olabilir. ama gelişmiş, aydın insanların bir dibi yok mudur. düzeysizlik batağı, ne garip çekiciliği vardır ki en birikimli insanları bile içine çekmektedir. ve bir gün sen gibi bir insan ortasında bulunduğu batağı farkedip "vazgeçiyorum" diyebilir elbette. ve elbette bu çok doğru da bir tavırdır. ama bilmen gereken bir şey var ki, tiyatrom.com yalnızca sana ait bir değer değildir. senin yarattığın ama senden bağımsız anlamları içeren bir değerdir. bu nedenle onu koruyabilirsin, sakınabilirsin, cezalandırabilirsin, ama öldüremezsin.bu konuyu bir kez daha düşünmelisin. senin yorgunluğunu ve yıpranmışlığını anlayabilirim, ama tiyatrom.com'u cezalandırmanı anlayamam. tekrar konuşmak ve değerlendirme yapmak üzere.
sevgiyle kal.

 
     
 

Doç. Dr. Hasan Erkek

Sevgili Ertuğrul Timur,

Tiyatrom.com’u kapatacak olmanıza üzülmemek elde değil. Sekiz yıl boyunca tiyatromuza çok önemli katkılarda bulundunuz. Önemli haberleri sizin sitenizden aldık, büyük tartışmalara öncülük ettiniz. Tiyatro sanatçısı ya da biliminsanı olmadığınız halde, tiyatromuzun üstüne büyük bir duyarlılıkla titrediniz.

Olumlu konulara destek oldunuz, olumsuz olanlara gecikmeden tepki gösterdiniz, tepkilere öncülük ettiniz. Ülkemiz ve tiyatromuzun içinde bulunduğu bu dar zamanlarda az katkı değildir yaptığınız. Tekelleşmiş, büyük oranda iktidarın dümen suyuna girmiş olan medya kültür ve sanattan bu denli uzaklaşmışken, sizinki gibi, alçakgönüllü ve demokratik çabaların önemi daha da artmışken, şimdi sitenizi kapatacak olmanız elbette çok üzücü.
Sizi bu noktaya hangi süreç, hangi olaylar, hangi yorgunluklar, hangi duyarsızlıklar getirdi bilemiyorum. Bununla birlikte sizi anladığımı sanıyorum. Bu kararınızı anlayışla, saygıyla karşılıyorum. Ülkemizin, tiyatromuzun kişisel çabalarla, birkaç kişinin kendini feda etmesiyle kurtulamayacağı bir kez daha ortaya çıkmış oluyor. Sitenizi kapatmayı da bu konuda bir işaret, sessiz bir tepki olarak değerlendiriyorum.
Umarım başta tiyatronun içinde yer alanlar olmak üzere, halkımız tiyatroya, sanata, kültüre, aydınlıktan yana insanlara, kurumlara sahip çıkmaya başlar. Bu kolektif sahip çıkma ve savunma girişimi arzusu hepimizde yeni umutlar yeşertecek, siz ve sizin gibi insanları yeni çabalara yöneltecektir. Umarım o günler yakın gelecekte yer almaktadır. Şimdilik, size geçici bir dinlenme diliyor, bugüne kadar tiyatromuza yaptığınız katkılardan dolayı kendi adıma teşekkür ediyorum.

 
     
 

Levent Çağlayan

 KALSIN BENİM DAVAM,DİVANA KALSIN!
Ne sürgünler gördü bu ülke, ne unutulmayan sanatçıları yolladı sisli yağmurlu gecelerde.Ne insanları küstürdü bu ülke ve ne kaybedilen vatan haini ilan edilen sanatçı heykelini dikti meydanlarda.Ve ne ihtilaller ne savaşlar ne ölümler

ne suskunluklar gördü.Ve nasıl bazıları büyük bir merakla baktı, baktı, baktı.Çünkü bakmanın yararını, ilerde anlatabilecekleri unutulmaz bir hikaye olarak gördü bazı kimseler. Her yanlız kalmış artık konuşmak istemeyen sanatçının bir hikayesi vardı kendine göre.Ve artık,kapının arkasında beklemekte olan ceketler alınıp yavaş yavaş yol alınmaya başlandı.Yorgun,kırılgan ve suskundu.Daha yapacak çok şey vardı kendi derdi (sanatın ve içini barındıranların derdi) adına.O susmayı ve bir süre uzak kalmayı tercih etti.Vedalar hep duygusaldır ya hani?Biri vedasını eder söylenecek son söz söylenir birilerini kabul etmese de alınan kesin kararlardan vazgeçilmez hiç bir zaman.Yaklaşık sekiz yıldır tiyatro yayınını cumartesi geceleri sabaha kadar hazırlayan Ahmet Ertuğrul Timurdan bahsediyorum.Tanışmamız pek uzun bir süre olmasa da o sanatın ve sanatçının yanındaydı hep.Pazartesi yeni haberleri yetiştirme gayretinde vakit buldukça yeni yazan bir gençle de en samimi duygularıyla paylaşırdı sevincini derdini.
Yıllardır yazan bir yazarla daha bir haftalık bir genç yazar ı ayırmazdı gençlerin hep yanındaydı.
Çok kızgın bir anımda tanışmıştım onunla ve yolladığım ilk yazı belkide benim için çok kötü sonuçlanabilirdi.Haklı olmasına haklıydım.Çünkü hiç kimsenin cesaret edemiyeceği bir duyarlılık gösterip gördüklerimi paylaşmıştım bir gece yarısı tiyatrom la.Hayatım da ilk kez bir site ile yapılan haksızlığı paylaşıyordum ve haliyle acemiydim. İsimleri çıkarıp yazımı yayınlayıp beni korumuştu o.
Şimdi daha bir yıl öncesine kadar tanıdığım insana yayınına son verdiği için veda yazısı yazıyorum.Üzgünüm,üzgün olmam tiyatrom u geri getirmeyecek belki ama yaşadıklarımı tiyatrom.com un bize yaşattırdıklarını unutturmayacak hiçbir zaman.Pazar geceleri on iki den sonra sitenin yeni yayınını bekleyen ben, şimdi ne yapacağımı düşünüyorum.Kimisi en derin anısını anlattı, kimisi sanatın sorunlarını yazdı.Kimisi,tiyatronun değerlerini, kimisi de üstadları yazdı.Oyunlar tanıtıldı, yıkımlar a karşı çıkıldı, söyleşiler oldu.Yani her konu hakkında bir haber vardı tiyatrom da.Her insan derdini anlatabiliyordu.Ama bir gün olmadı olamadı. Yapılan bu hakaretlere haksızlıklara iftiralara cevap vermekten yoruldu.Meyve veren ağaç taşlanır misali taşlanmak istendi birileri tarafından.
Ve bir gün gecenin ıssız derinliğine dalar gibi gitmeye başladı bu ortamdan.Halbuki anlatacak çok şeyi, tanıtacak onca haberleri vardı tiyatrom'un. Daha bu siteyi okuyacak anlayacak ve belki de ilerde anladığı savunduğu şeylerin üstüne yazı yazacak doğmamış çocuklar olacaktı.Ne söylenir bilinmez ama daha yapılacak çok iş vardı be tiyatrom.com
Yaşanan bu olaylara baktığım da bende yavaş yavaş soğumaya başlıyorum bu olanlardan.Artık hakarete uğramış bazı kimselerin sesini pek fazla duyamamak,sadece kendi adına gayret göstermek suçlu ve yalnızlaştırıyor, küstürüyormuş insanı.
Sanırım bu ülkede bir hain bir suçlu bir iftiracı yada alçak o....ç olmamak için susmak, susmak, susmak gerekiyormuş.

 
     
 

DEREN SOYKAN - DUYGU USANMAZ

TİYATROM’A VEDA
Vedalar zordur, veda yazısı yazmak da…Bitişi kabullenmektir veda, geri gelmeyeceğini kabul etmek… Ertuğrul Abi’den o maili aldığımızdan beri elimiz gitmedi yazmaya, kabullenmek istemedik, hala da kabullenmiş değiliz

aslında, çok zor geliyor kelimeler kalemimize, sanki bir umut engelliyor satırların akmasını, sanki bir umut bi türlü başlatmıyor bu yazıyı… Çok yeni yazmaya başladık biz tiyatrom.com’da ama yeni tanışmadık tiyatrom.com’la, yıllardır tiyatroyu seven herkesin yaptığı gibi yaptık biz de, tiyatrom.com’dan aldık haberleri, tiyatrom.com’dan öğrendik eleştiriyi, eleştiriye cevap vermeyi, tiyatronun nasıl yorumlanması gerektiğini, tiyatronun hayatı nasıl yansıttığını, tiyatrom.com’dan tanıdık oyunları, oyuncuları, yönetmenleri, tiyatroya gönül veren herkesi… Şimdi zor geliyor buradan ayrılmak, biliyoruz ki bu bir kaçış değil, biliyoruz ki bu bir bitiş de değil, ama zor geliyor, istiyoruz ki satırların içimizden çıkmasını engelleyen umut gerçek olsun, istiyoruz ki tiyatroların kapatıldığı bir gün de bunlara tüm kuvvetiyle, elinden geldiğince karşı durmaya çalışan sitemiz de kapanmasın tiyatrolar gibi…

Ama zaman teşekkür etme zamanıdır şimdi, Ertuğrul Timur’a, bizim Ertuğrul Abi’mize…

Sitenin kapanması onun pes etmesi demek değildir, Ertuğrul Timur, tiyatroya nefes veren bir site yaratmıştır, elini taşın altına koyanlardandır, sitemizi, tiyatrom.com’suz Türk Tiyatrosu olamaz denecek kadar önemli bir duruma getirendir…Biz başta bir tiyatrom.com okuyucusu olarak, sonra da yazı yazmaya çalışan tiyatro sevdalısı gençler olarak ona çok şey borçluyuz, tiyatrom.com’a çok şey borçluyuz…İşte onun için zor geliyor veda etmek, tiyatrom.com’a değil sanki bu veda, tiyatronun damarlarından birine…
Bunun tiyatrom.com’daki son yazımız olduğuna inanmak istemesek de, zorlanarak da olsa bir veda edeceksek, bunun teşekkür dolu olması gerekiyor. Bize tiyatrom.com’da yazma fırsatı verdiği için, bizim tiyatroya arzuladığımız gibi daha profesyonelce yaklaşmamızı sağladığı için, bizi hiç engellemediği tam tersine sürekli teşvik ettiği için, ama en önemlisi Türk Tiyatrosuna katkıları için, Ertuğrul Timur’a sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz...O, şimdi sadece siteye değil, tiyatroya da veda edeceğini söylüyor, varsın etsin, o tiyatroyu bıraksa da, onu ne bizler bırakırız, ne de tiyatro bırakır… Hiç içimizden gelmese de, hiç elimiz varmasa da son sözü söylemek gerekiyor bazen, hoşça kal tiyatrom, şimdilik hoşça kal...

 
     
 

İsa karslı

GECE GELEN EMAİL Yaklaşık olarak saatler 23,16'yı gösterirken tiyatrom kapanma haberi mail kutuma düştü. Alt pencerede A.Ertuğrul Timur kullanıcısından e-mail aldınız yazısı, tıklamamla beraber açılan sayfadaki yazıyı okuduğumda elinden şekeri alınan çocuklar

gibi üzüldüm ve düşündüm. Acaba şakamıydı. Ama neden böle bir şaka olsun ki… Yıllardır kapanan salonların sesi olan, tiyatro için uğraşan, anadoludaki tiyatroların vizyonu olan tiyatronun her şeyi dekoru, kostümü, reklamı, oyuncusu tiyatrom.com kapanıyor.Devamlı olarak kampanyalar düzenlediğimiz tiyatrom.com, düzene karşı olan her zaman sanat ve sanatçının yanında olan tiyatrom.com kapanıyor.
Neden? Neden? Neden?

Peki, sevgili Ertuğrul abinin istediği gibi veda yazısı mı yazmalıyız? Yoksa kapanmaya mahkum olan karşıya sahnesi gibi HAYIR kapatılmamalı satılmamalı olmaz kardeşim! Deyip karşısında mı durmalıyız.

Ne kötü çaresizlik!
Ne kötü bir haber…
Ne yapmak lazım?
Benim tiyatro ile tanışmamın vesilesidir tiyatrom. Haber yazdığım, keyif aldığım tiyatroma nasıl veda ederim ki?
Öleceğini bildiğin dostuna ne bileyim işte, doktorların ölecek dediği kardeşine veda nasıl edersin… Ben edemem arkadaş… Etmemeliyim vardır bir çıkar yol. Olmalı
Nazımın vedası gibi,
"kavgamı kafamda götürüyorum.
Hoşça kalın
dostlarım benim
hoşça kalın...
Resimlerdeki kuşlar gibi
dizilip üstüne kumsalın,
mendil sallamayın bana.
İstemez..."
Veda edemezsin bizlere… Hem sen sahnesiz, sahne sensiz nasıl yaşar ki…  Nedir, nedendir, bilmeden yazdım bu yazıyı… Belki çok saçmadır… Devriktir ama yürekten yazılmış bir yazıdır.
Daha yollayacak çok haber, yapacak çok söyleşi var.
Umuyorum ki, perden kapanmaz tiyatrom.com, kapanmaması için elimizden geleni yapacağız.

 
 

GİTMEDEN ÖNCE YAZILARI

 
     
 

Giderken  4

Alternatif Bilanço

     
 
 

Giderken  7

Veda

Ali Pehlivan

O ALKIŞLAR SİZİNDİ
Benim oyunlarım Tiyatrom.com dan bütün sitelere yayıldı. Türkiye oyunlarımla buluştu,buluşmaya devam

ediyor.Sayısız teşekkür e mailleri alıyorum Bunun yanında plaket,teşekkür belgesi gönderenlerde var. 2006-2007 sezonunda
okullar dahil Türkiye ve Yurt dışında toplam 60 topluluk oyunlarımı seyircisiyle buluşturdu. Çoğu zaman elimden geldiğince bunu Tiyatrom.com ile paylaşmaya çalıştım. Aldığım her teşekkür, seyircilerin arasından yükselen her alkış aslında Tiyatrom.com a ait. O plaketler; Tiyatrom.com un. Ben de sizleri; beyinlerimizde tutarak,alkışlarla uğurluyorum.

AZİZ ÖKTEM

Ben konuşursam acıklı konuşurum...

Burada da konuşmam istenmiş. Madem

konuşmam istenmiş o zaman konuşacağım... Aradan uzun yıllar bile geçmeden sana doyamadan nereye bu gidiş...Anadolu'da kim halini bildirecek artık, kime söyleyecek derdini kime anlatacak meramını, gitmek kolaysa git ozaman ince bir sızı ol yüreğimizde sende kay git ömer muhtar der gibi... gidene dur demek olmaz buralarda belki orada da geçerlidir bu söz... ama niye be, nereye bu gidiş... hiçmi sevemedin buraları derim, demek istiyorum göğüsüm parçalanırcasına haykırıyorum bizi bırakıp nereye?

İDİL ENGİNDENİZ

Merhaba, "neden kapatıyoruz" yazınızı okuduktan hemen sonra yazıyorum bu mail'i. pek utandım okurken... zamanında yapılması gereken şeyleri yapmadığım için çok utandım... dolayısıyla size "aman n'olur kapatmayın" diyemiyorum. yazdıklarınız için teşekkür ederim yine de, muhtemelen başka pek çokları gibi bende de "silkinip kendine gelme" etkisi yarattı ama bilmem alıştığım konformizmden kendimi kurtarabilir miyim... size mücadelenizde kolay gelsin, çok ama çok kolay gelsin. hoşçakalın

FULYA PEKER

Sevgili Ertuğrul Timur,
Bu habere gerçekten üzüldüm. Kaliteli yayın yapan tek Online tiyatro sitesinin kapanması üzücü, ama koşullar bizleri bazen bu kararlara sürüklüyor .

Burada tezimi katharsis üzerine yazmıştım, katharsisin uygulamaları ve yeniden tanımlanması üzerine...sonra onu makale haline dönüştürmüştüm. Eğitici oldugu kadar eleştirel bir yönü de vardı bu makalenin, tiyatronun amacı ile yakından ilgiliydi. Tiyatro yapıyoruz ama ne yapıyoruz sahiden bunu sorgulayan bir makale.
İngilizceden Türkçe ye cevirdim bu makaleyi hızla. Onu size ulaştırıyorum, veda sayınızda yayınlamak isterseniz, bu da benden bir katkı olsun istedim. Eğer son sayınıza uygun bulursanız bu paylaşımdan sevinç duyacağım.
Yeni haberlerinizi bekliyorum.
Sevgiler  AYNADAKİ AKİS VE KATHARSİS

PINAR SELİMOĞLU

Bir yerlerde bir şeyler yanlış ama... İçimizdeki pırıltıları söndürmemek için  küsmeden

,değerlerimize zincir vurmadan, karanlığa elele, ümitle, ampulsüz gerçek ışık verebilmek için.... bu güzel çalışmalarınızın ilk fırsatta tekrar canlanmasını diliyorum. sevgiyle

ZULAL ARSLAN

Merhabalar. Önce mailinizi okudum. Ağlayasım geliyor.. Pek fena..

GÜL FULYA AKYOL

O site tüm tiyatroseverlere maloldu. Böyle bir kararı tek başına alman doğru mu arkadaşım?Çok üzüldük.... Ama sen  böyle bir kararı aldıysan mutlaka uzun süre iç ve dış hesaplaşmayı

yapmışsındır. 27 martta görüşmek üzere....

CİVAN CANOVA

uğurlamak istemiyoruz yaşamasını arzu ediyoruz..

UĞUR KILIÇ

sizi yeni duydum ama Aziz Öktem kardeşim gibi neşeli biri bu kadar üzüldüyse.... Bırakıp gitmek bu kadar insanı  üzmek için yanlış zaman :)

YEŞİM ÇOT

NEREYE YA? BU KADAR GENCİ,BU KADAR TIYATRO SEVERİ BIRAKIP? ÇEKİP GİTMEK MADEMKİ GİTMEKTE BU

HER ZAMAN KOLAYDIR;AMA KALMAK ZORDUR, ÖNEMLİ OLAN ZORU BAŞARMAKTIR;=((AMA KADAR KARARIN KARAR,O HALDE YOLUN ACIK OLSUN DİYORUM;AMA SUNADA İNANIYORUM ZOR OLAN BAŞARILACAK;=)) BIRAKMAYACAĞIZ SENİ BİR YERE..!

ÜMRAN İNCEOĞLU

Yıllardır başkaları adına beklentisizce savaşmaktan yorulan arkadaşım.. Ne diyebilirim ki? Tek diyebileceğim; biz seni yine rahat bırakmayız, bir

 biçimde katarız bir yola:)

TÜLAY ÇELLEK

Merhaba,
En gerekli günlerde neden gidiyorsunuz?
Vedalar acı veriyor... Hoşça kalın
Tülay ÇELLEK

http://www.tulaycellek.com

TURHAN FEYİZOĞLU

A. Ertuğrul Timür arkadaşa merhaba,,
Yeni Dünya Düzeni (YDD) adı altında büyük bir talan,yağma,

soygun yapılıyor.
Ülkemiz de kamuaya ait ne varsa yağma, ediliyor, talan ediliyor, peşkeş çekiliyor. bu yağma, talan ve soyguna hastahane, okul, kültür kurumları dahil her şeyi kapsıyor.
Bir toplumun temel dayanakları olan ve sosyal adaletin amacı sayılan sağlık, eğitim eğer topluma ücretsiz bir hak olarak sunan düzen olmazsa orada insan haklarından bahsetmek mümkün değil.
Bu insan haklarına aykırı sömürücü, yağmacı talana düzene son verip sosyal adalete uygun bir düzen kuramazsak toplum olarak daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalacağız demektir.
bu yağmacı, talancı, soyguncu, vurguncu düzene hep birlikte karşı koyarsak bunu engelleyebiliriz.
öyle değil mi?
örgütlü bir halkı hiç bir güç yenemez ve örgütlü bir halk kendi toplumsal düzenini kurar.
sevgi ve selamlarımla.

SILA İLYASOĞLU

 Pes Etmek Mi? Hayır Tabi Ki De... Tiyatrom.com'da birkaç hafta önce yazmaya başladım.

Ertuğrul Abi'nin yeniliğe açık olması sayesinde siteyi çok güzel bir biçimde yayınladığını hepimiz biliyoruz. Ama benim tahminimce TODER'in ona destek çıkmaması, tiyatro dünyasından değer verdiği bazı insanların bu ikilinin küfürlerine ve ona yaptıkları hakaretlere aldırmaması onu bu noktaya getirdi. Sadece siteyi bırakmak değil, dikkatinizi çekerim tiyatro dünyasından elin eteğini çekmek istiyor. Çok üzücü bir durum gerçekten. Yine de bir umut besliyorum içimde, pek kolay pes etmeyecek gibime geliyor...

ALİ CENGİZ AKDENİZ

yola devam durmak yok...kimin perdesi kapanmış ki?orada duran bir seyirci var, üstelik bu dergiyi okuyor du...o ne yapacak peki? o da

devam edecek yola...hikaye şu arkadaşlar: bu ülkede perdeler kapanmasın diye ayaklanıyoruz,ayıplanıyoruz...tamam dergimiz kapanacak bu kesin ama kesin olan artık ayıplanmayacağız... artık SÖZLÜ TİYATRO DERGİLERİMİZ olacak... anlatacağız durmadan, durmadan,durmadan...

DEREN SOYKAN

Birkaç aydır yazıyorum ama yıllardır okuyorum... Tiyatroya yön veren site, kapanmaz, kapanmamalı,

bu hafta hepimiz yazılarımızla tiyatrom.com'dayız, ve olmaya da devam etmek istiyoruz, zaman bu zaman olmamalıydı, ertuğrul abiden o gelen mail gerçekten bir şaka olmalıydı, çok fazla konuşmak istemiyorum ama dünden beri ne yapacağımı bilemez bir şekilde dolaşıyorum, bir çözüm olmalı diyorum ama Ertuğrul abi böyle karar verdiyse....ne demeliyim gerçekten bilemiyorum, gerçekten...

ERSİN DOĞRUER

vayyy beeee bir yıldız daha kaydı desenize

EDA ATALAY

ya abi ne vedası bu
neden hayırdır ne oluyorrr...
ben tiyatrom kapanıyor diye yazı mazi
yazmam...tiyatrom kapanır mı yaa...!

ELİF ÇETİNKAYA

KIRMIZIDAN GELEN SESSİZLİK  Her gün ilk baktığım internet sitesi tiyatrom, gerek yayıncılığı gerek içeriğiyle, tüm tiyatro

haberlerini hiç bir maddi çıkarı olmadan, tiyatro aşkına sekiz yıldır aralıksız sürdürüyor. Görünürde küçük ama aslında çok büyük bir aile yarattık kendimize.Uğurlamak istemiyorum, ailemizin dağılmasını istemiyorum.. Yine bu hafta yazımla orda olacağım, son olmaması ümidiyle..

BÜLENT DEMİRAL

Merhaba Ertuğrul Bey,
Böyle bir kararı almanızı saygıyla karşılıyorum ve eminim sizin bu kararı almanızda da çok haklı gerekçeleriniz vardır.  Ancak herşeye rağmen ve ne

 pahasına olursa olsun tiyatrom.com'un kapanmaması gerektiğini düşünüyorum. Sizi bu karara iten gerekçeler neler bilmiyorum ama sitenin kapanmaması için neler yapılabilir her türlü konuşmaya, tartışmaya ve desteğe varım.
Bilginize, Sevgiler...

DENİZ ÖZEN

Neden böyle bir karar aldınız?
çok üzüldüm...
Deniz Özen
www.denizozen.net
www.yonradyo.com.tr

JALE SANCAK

"Tiyatrom'un yayın hayatına son vermesi beni üzdü. Çünkü ben Tiyatrom'dan, tiyatro ili ilgili pek çok bilgi ve habere anında

ulaşıyor, Tiyatrom sayesinde tiyatro ile ilgili pek çok şeyi öğrenme ve takip etme olanağım oluyordu.Üstelik Tiyatrom, yapılan yanlışlara, haksızlıklara karşı çıkan, aynı zamanda özellikle genç tiyatroya ve tiyatroculara destek veren bir yayındı. Ben kendi adıma Tiyatrom'u özleyeceğim ve eksikliğini hissedeceğim."

RASİM AŞIN

Tiyatro sanatına önemli bir destekde bulunmuş Tiyatrom sitesi ve onun tesisçileri sessiz sedasız ama çok önemli saydığım günde bir protesto eder gibi kapanışını önemsiyorum..

Önemsenmesi ve ders çıkarılması gerekliliğini vurguluyorum.. Bu site internet ortaamında tiyatro sitesinin vacipliliğini ve işletilebileceğini kanıtlamış ve bir okadar da örnek olmuşdur..
Gerekçeniz ne olursa olsun .. Teşekkür ederim şimdiye kadar ki faaliyetleriniz için.. Sizin hizmetlerinizi önemsiyorum.. Sevgilerimle!

ŞAFAK TOK

Daha dünkü çocuğum. Dün başladım tiyatroya. Bugünde devam edeceğim. Kapanıyor bir sanal sahne. Ellerine

sağlık şimdiye dek emeği geçenlerin. Elden ayaktan düşünceye dek bırakmamacasına sarılacak kişilerin ellerinde güzelliğini korur umarım yeni yeni tiyatrom.com'cuklar. Yoksa sanal sahnelerimizde mi yıkılmaya başlanıyor ne? Aman Allah Korusun.
hayalle-SAĞLIKLA

EMRE SATI

Yıllardır sahneler kapanıyor ve yıllardır sahneler kapanmasın diye hükümete ve sahneleri yıkanlara karsı cıktık. Yıllardır perdeleri kapatmadık. Yıllardır 27 mart dünya tiyatrolar günü için yazılar yazdık , okuduk , dinledik…
Yıllardır tiyatroyu ; tiyatro haberlerini tiyatrom.com dan aldık…
Nedendir bu serzeniş… Nedendir bu sebepsiz geriye dönüp bakmadan gitmek…
Bir tiyatro aşığı olarak bunu sormak hakkımdır neden Ertugrul TİMUR birden bire bu şekilde tiyatrom.com yazarlarına böyle bir mail atarsın. Bilmez misin ki tiyatrom.com sahipsiz kalamaz. Ertuğrul TİMUR’suz olmaz…
Bunu sormak hakkımdır sebep nedir…
Tiyatrom.com kapanırsa biz nerden alacağız tiyatro haberlerini?...

RAMAZAN KARAKAŞ

merhaba, tiyatro için bence herşey ve herkes bir kayıptır, ama eğer sizce bu durum hayırlısıdır diyorsanır kararınıza saygımız sonsuz, umarım başka bir şekilde ve başka bir yerde demiyorum, tamamen sanatın ta göbeğinde görüşmek üzere..kendinize çok iyi davranın..Hayat ve sanat bize verilen kısa süreli bir servet onu iyi değerlendirelim.. Mavi Uçurtma Komedi Tiyatrosu

SABRİ SEVİNÇ

Ertuğrul Bey,
Kesin ve son karar olmasına üzüldüm. Kulüp başkanlarının yaptığı gibi ısrarlar karşısında yeniden başlamak amatörce bir duygu gerçi ama, devam etmenizden yana olurdum. Her şeye rağmen tiyatro alanında web ortamında bilgi paylaşımının önemli olduğunu düşünüyorum.
Bundan sonraki yaşamınızda başarılar dilerim.

SERKAN ÖZTÜRK

Sayın Ertuğrul Bey, aldığınız karar benim için üzücü bir gelişme oldu.Muhakkak bunca zamanlık emeğinizi silecek,geçerli bir nedeniniz vardır. Bundan sonraki yolculuğunuzda yanınızda olmak, görüşlerinizden istifade etmek isterim.(en azından yine mail yoluyla)
Çünkü siz maile mail yoluyla cevap verme,yol gösterme nazikliğine sahip bir insansınız.
Muhabbetle...

NİLAY AKDER

Ertugrul Bey merhaba,
ben siteyi kapatacağınıza çok üzüldüm. maalesef Tiyatro Anka'da kapandı ve devam etmiyor. yine de başka yerde bir şekilde yayınlanan isleriniz olursa takip etmek isteriz, bizi haberdar edin.
saygı ve sevgilerimle,

GÖNÜL   ....

 o kadar üzüldüm ki. Keşke bu kadar az sayıda kişi kalmasaydık, ama ne yazık ki öyle bir zamandayız ki kim dost, kim değil belli değil.
Oysa Tiyatro ile geleceğimiz olan çocuklarımıza neler neler kazandırabilirdik. Nasıl iyi bir insan olunur, hilesiz ve dürüstçe nasıl iş yapılır, saygı ve sevgi nedir?, en önemlisi insan olmak ne demek onu öğretirdik. Ama ne yazık ki bunları asla öğrenemeyecekler, çünkü bizim gibi veliler azınlıkta kaldı, onlarda Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik zorluklar nedeni ne yazık ki hiçbir şey yapamıyorlar. Umarım her şey gönlünüzce olur yolunuz açık ve aydınlık olması dileği hoşçakalın. Saygılar

Özge Öztürk  Tiyatronline Ankara Temsilci

Tiyatro… Kocaman bir dünyada bir avuç insanız… Yeryüzü denen maddi dünyada olduğu

gibi iyisiyle, kötüsüyle… Ama bu genellemenin içine girmeyi hak edemeyecek derecede terbiyesiz, utanmaz, saygısız insanlarla karşı karşıyayız. Tiyatro şemsiyesi altına kendilerini utanmadan sokabilen, yağmur beklerken yakın zamanda tipi altında kalacak olan, emeğe saygı duymayı bilemeyecek kadar insanlıktan çıkmış, yeryüzünde bile yeri olmayan, tepkimizi hak eden iki adam… Yıllardır çizgisini koruyarak, asla bundan şaşmayan bir adam, Ertuğrul Timur… Türk Tiyatrosuna bunca zamandır hizmet vermiş bir site, Tiyatrom.com… Biz tiyatro severler- kendini bu tanımın içinde hisseden herkes mutlaka bunun üzerine düşünmeli- insanlara aşılamaya çalıştığımız birlik, beraberlik duygusunu mutlaka bu sefer kendimiz içimizden birileri için göstermeli ve bu uğurda Ertuğrul Timur’a destek olmalıyız.
Sadece sahneden alkışlamanın, sadece tebrik etmenin yanımızda olmak demek olmadığını anlamalı ve zor günümüzde de yan yana olmamız gerektiğini bir kez daha hatırlamalıyız. Biz Tiyatronline.com olarak sonuna kadar Ertuğrul Timur’un arkasındayız ve bu iki terbiyesiz adama hak ettiği dersi vermek için ne gerekiyorsa yapmaya hazırız. Hayatta herkes yaptığını bulur, bu kendini tiyatro adamı sanan, aslında daha adam olmanın ne demek olduğunu anlayamamış insanlar da en kısa zamanda enkazın altında kalacaktır. Herkese sevgilerle…

İhsan ATA / Tiyatronline Eleştirmeni

Hangi şartlar altında olursa olsun, kim ne derse desin, neyi tartışırsak tartışalım hadiseyi konunun dışına taşıyarak kişilik haklarına

saldırmak etik değildir. Kim haklı kim haksızı aramanın ötesinde bir suçlama söz konusudur. Kimse kimsenin şahsına yönelik aşağılayıcı ifadeler kullanma hakkına sahip değildir. Bunun ötesinde site sahibiyle olan münasebetinden dolayı sitede yazanlara da küfür etmek, haddini aşan ucuz bir yaklaşımdır.  Zira bu açıklama, hem sitede yazanların hem de site sahibinin mahkeme yolunu açmıştır.
Türk tiyatrosunun iktidarla mücadele verdiği bu dönemde birbirimizle çatışmak yerine destek olmak kaçınılmazdır. Bize savaş açan, bir bir sahnelerimizi yıkmak isteyen despot zihniyetlere karşı tek vücut olunmalıdır. Bu tarifi mümkün olmayan vahim açıklamanın sahibi Hilmi Bulunmaz, hem şahsına küfür ettiği Timur’dan hem de sitesinde yazan onca değerli kalemlerden bir an önce özür dilemelidir. Ve bu savaşın bir an önce son bulması gerekmektedir.

Gökçe Çiçek Özülkü

Merhaba,
Bence en doğru kararı vermişsiniz ..yo hayır ben tiyatrom karşıtı biri değilim hatta sempatizanıyım bile diyebilirim ama emeklerinizi bu güzel enerjinizi boşa harcamak yerine liseli ve üniversiteli tiyatro gönüllüsü kardeşlerimizle daha iyi isler başarabilirsiniz.onlar yarınlara bırakacağınız gerçek tiyatro severler ve hatta iyi birer tiyatro emekçisi olabilirler.
Biz ne yaptık ?Hiç bir şey ....
Su tiyatroya girsem de yalakalık diz boyu bir ilişki ile bir yerlere gelsem ,oradan da arabeskçi birinin dizisine atlayıp bolum başı para alsam ,cihangirde bir ev tutsam(olmazsa olmaz ).böylece toplum kaçıntısı marjinal bir sanatçı(!) olarak özgür ilişkiler yasasam.ama bu arada dejenere olduğumu ve tiyatro dışında her şeyi yaptığımı görmesem yani kendimi kandırabildiğim kadar mutlu olabilsem diye yırtınıp durduk.
hani nerde yeni yaratımlar,hani genç oyun yazarları ,hani nerde tiyatro için caba sarfeden idealist oyuncular.
İdealizm ne çirkin bi laf haline geldi değil mi?..salaklık hatta .
Hala daha , bir oyunda oyuncu olarak görev almasam da olur kostüm dikerim ,oyunculara cay servisi yaparım diyebilen ben ne kadar da gerzek kalıyorum bütün bu marjinal sanatçı olma hayallerinin yanında.
Tiyatro için de tiyatrom içinde bir umudum yok artık benim.Tarihsel süreç yaşanacaktır, büyük oyunlar tasarlanan siyasi masalarda alınıyor kararlar.artık oyun yazarları değişti.yonetmenler malum ..bize yapacak tek şey kaldı kendi çapımızda tiyatro yapmak ,gençleri onların eline bırakmamak ve bugün biz göremesek dahi gelecekte tiyatro adına güzel şeyler olacağına inanmak.
Tiyatrom kapanmalı..eger kapanması gerçekten istenmiyorsa emek verilmeli ..Geriye yaslanıp tepkilere bir bakin .Bakalım kimler hazıra konmanın rahatlığından feragat edip harekete geçecek .Tabi geriye yaslanırken hayallere kapılmamanızı tavsiye ederken sevgilerimi ve saygılarımı da iletirim.Gerçek gönüllü tiyatro emekçileriyle yola devam.Ama lütfen onlara çok iyi bakin çünkü en hızlı beyaz kirlenir biliyorsunuz.
emeğinize gönlünüze sağlık.

Başak SAKIZLIOĞLU

ZİHİNLER KAPATILAMAZ!
“Hiçbir kere hayat bayram olmadı ya da her nefes alışımız bayramdır.” Çelişkili ve bir o kadar da doğru bir yaklaşım… Aldığımız her nefes bir sonrakinin güvencesi olsa da, her yanımız çelişkiler yumağı… Bilginin, sevginin ve sanatın kanatları altına sığındığımızda netleşen; duyguların, düşüncelerin, inançların ve güven duygusunun yaşadığı bir çelişki bu… Geleceğe olan inancın zedelenmesi, onulmaz yaralar açması… Tıpkı varoluşun sorgulanması gibi; kazanılmış değerlerin, ilkelerin, geçmişin, geleceğin sorgulandığı alacakaranlık günler yaşıyoruz… Sanatın sanat için yapılması ihtiyacı neredeyse sanatın göz ardı edilmesi noktasında… Gündelik gereksinimlerimiz hayallerimizle karşı karşıya olduğunda kaçınılmaz gel-gitler yaşıyoruz… Bu noktaya gelişin mimarlarıyız hepimiz… “Tiyatrom”uz ciddi bir sınavdan geçiyor, onu bu sınava hazırlamak, bugününü ve geleceğini garanti altına almak için üzerimize düşen görevlerin, fikir yürütmek, laf üretmek olduğu yanılgısıyla yaşamayı sürdürüyoruz… Oysa yaşamıyor, sadece nefes ve yaş alıyoruz.... Çok yaşayarak değil, yaşamayarak yaşlanıyoruz… Yapılması gerekenleri erteleyerek, görevlerimizi yarına bırakarak… Oysa o yarın, hayallediğimiz biçimde gerçekleşmeyebilir… Karamsar ve umutsuz olmak istemiyoruz, ama umuda giden yolda vasıta bekliyor, yürüyerek ulaşabilme şıkkını es geçiyoruz… Mutlaka ulaşırız, gecikerek de olsa… Ama her koşulda geç olmadan!
Tiyatrolarımız kapatılıyor… Tiyatro yayıncılığı adına başarılı bir çizgi sürdüren “Tiyatrom” da kapanıyor ne yazık ki… Tiyatrolar kapatılabilir… Hatta gönül gözleri bile kapatılabilir, yüzler çevrilir, yere eğilir… Kapatmak erdem sayılabilir… Herkes dünyaya, kültüre, değişime kapatılabilir, ama zihinler asla kapatılamaz! Eğitimin ve kültürün ışığında gücümüzün yettiğince zihinlerimizi açık tutmamız dileğiyle, tiyatro yayıncılığına bu güne kadar yaptığı katkılardan dolayı “Tiyatrom” u kutluyor, çizgisini sürdürecek yeni tiyatro yayınlarının yolunu açacağını umuyorum.

Sinem Koşar

sevgili ertuğrul timur,diye başlamıştım kaç sene önce..şimdi de öyle olsun istiyorum..kaç sene önce mail atmadan dahi önce tiyatrom. benim için izmirde çıkmayan tiyatro dergisi olmadığı için bir ışıktı. şimdi de öyle.. Konuştuğumuz zamanlarda hep anlatırdınız da inanmazdım,tiyatroyla uğraşıp insanların bu kadar aciz,sorumsuz, ve inaçsız olacağına..en önemlisi de tepkisiz,eylemsiz..ölü bir balık gibi yani ya da bir taş. ama ne yazık onlar beni sanırım sizi de inandırdı buna;üretmeden dedikodu kumkumasının içinde yüzeceklerine. gelişmeden,okumadan araştırmadan hala milattan kalmış bilgilere dayanarak hoca olanlara, sözüm ona "yeteneklerinden yiyip" oyuncu geçinen tarihin karanlığında kaybolanlara, sahneler satılırken gözümüzün önünde, yıkılırken hala sol tarafı sızlamadan sahneye çıkan ruhlaraın olduğuna...inanmak istemedim;hala istemiyorum..görüyorum,ben öyle değilim!siz de değilsiniz..ama görüyorsun işte acı bir şekilde..ben zengin piçleri gibi babamın parasına güvenip tiyatro okumuyorum,her gün 3 saatten fazla yol çekiyorum. üstüne beklenmedik bi ton şeylerle karşılaşıyorum vs vs vs. ama yılmamayı,bayrağı bırakmamayı sizin gibilerden öğrendim diyebilirim. bunlar sizin için ne ifade eder bilmiyorum ama;2 sene önce de kararınızda böyle bir şey yazmıştım.şimdi de içimden geçenleri yazmak istedim. hiç bir kasma filan yok içimde.. kararınızı sonuna kadar destekliyorum..tiyatrom ulaştığı saygınlığı böyle kaybedecek bi gazete değildi benim çocuk düşlerimde..yine görüşmek üzere..ama bu durum sahneden ,tiyatrodan ayırmasın sizi..çünkü bi gün sahnedeyken ben sizi otururken görmek öyle isterim ki.. kaliteli tiyatroya, tiyatronun ışığına inanıyorum ben..iyi olursunuz umarım.

Can Murat - Yaşar ŞENGEL ve TİYATRO CANİKO.

Sevgili Ertuğrul Timur,
Bizler; sizden,sitemizden ve yazılarınızdan ayrı kalmak istemiyoruz.
Dürüstlük, tarafsızlık, saygınlık, kişiliğinizden ödün vermemeniz özelliklerinizden sadece bazıları.
"Sevgi-Saygı-Hoşgörü" felsefemiz sizinle olsun. Hep sizinleyiz.

Fatih PAZVANTOĞLU

Bu kadar çabuk olmamalı. Elveda demek istemiyor gönlüm..

Çiğdem Bayraktar

Işığını giderek kaybeden ülkemizde neden böyle bir karar alıyorsunuz? Gitmeyin, kalın ve savaşın!
Aynalar susarsa yaşlandığımızı kim söyleyecek?

Senem Bolat

Merhabalar ben tiyatroyla alakalı bir site ararken tesadüfen sizin sitenizi buldum.her ne kadar tiyatrocu olmak nasıp olmasa da tiyatroya aynı zamanda müziğe aşık biriyim.sanata duyarlı olmak çok farklı birşey.eğer içinizde biraz sanata duyarlılık varsa herşeye ve herkese karşıda aynı ölçüde duyarlı oluyorsunuz ve yapılan haksızlıklara da sessiz kalamıyorsunuz. tiyatrom.com un kuruluşunu okudum. gerçekten büyük emekler ve savaşlar vererek hazılanmış sizi tebrik ediyorum açıkçası.ben henüz 24 yaşındayım belki haddimi aşarak söyleyeceğim ama gerçekten toplumda sizler gibi duyarlı insanlara çok ihtiyacımız var.

Zafer Diper - Bizim Tiyatro

Sevgili Ertuğrul,
Ne, neler demeli? Yazılanlara bakınca, söylenecek olanların çoğu yazılagelmekte..
 

Şimdiye dek sürdürdüğün yayıncılığının-eylemselliğinin önemi: genelde kültür-sanata ve özelinde tiyatroya büyük katkı sunman, özveri ötesi bir çabayla!
Senin gibisi pek yok gibi..
Ne ki, bir ülkenin siyasal ve ekonomik yapısı, varolan koşulları ve dayatmalarıyla kültür-sanatta yansısını buluyorsa, bu nedenledir ki birazcık dinlenmen senin de hakkın; ama herşeye karşın, diyesim: “birazcık!

Soner Engür

Merhabalar Sevgili Tiyatro Dostumuz Ertuğrul Abi
Yaşça sizden epeyce küçüğüm, bu yüzden beni maruz görün size abi dediğim için...

Benim gibi tiyatro sevdalısı ne çok genç vardı sizin kurmuş olduğunuz bu mabetten bilgi alabilen,birşeyleri öğrenebilmek için didinen. Onlar ve kendim için üzgünüm. Ama çok şaşkınım... Çünkü, ne çok tartışmalar okudum ben bu sitede ve benim gözümde canlanan "Ertuğrul Timur" pes edip, ülkemizin tiyatrosunun bu sağlam kalesini fethettirmez diye düşünüyordum. Yanıldığım için üzgünüm.
Ertuğrul ismi benim için ve bir çok tiyatro sevdalısı için çok şey demek biliyorum. Ertuğrul'lar pes etmez. Etmemiştir. Etmemeli.
Yine de herşeye rağmen, bu karar sizin almış olduğunuz bir karardır ve saygı duymaktan ve "kelimelerce" üzülmekten başka çare yok. Bu zaman kadar yapmış olduğunuz onca çalışmadan, saatlerinizi birşeyler aktarmak için harcamanızdan ve tiyatro için atan bir kalbe sahip olduğunuzdan size minnettarım kendim adına. Yolunuz her daim açık olsun...
Haddimi aştıysam affınıza sığınırım. Kardeşiniz Soner Engür.

Sertaç Ayvaz - Açıkça

Okula devam
Tiyatrom, kurucusunun rızası dışında bir “okul” oluvermişti. Yalnızca tiyatro siteleri için değil,

 tüm tiyatro camiası için bir okul. Uzaktan bitirmeye çalıştık, alttan derslerimiz kaldı…Şimdi “okul kapanıyor” diyorlar, kurucu emekli olmak istiyor .
Okul mutlaka açık kalmalı. Yeni öğrencilere ışık tutmalı, yeni mezunlar vermeli…
ve mutlaka ‘tiyatroda bir olmak’ üzerine de ders konmalı.
Üzüntüm ve saygımla,

 

Vahit ÇAKMAKCI www.tiyatro.net

“ Söyleyecek sözü olanın susmaya tahammülü yoktur.”
Yazarıyla, oyuncusuyla,

yönetmeniyle, eleştirmeniyle, okuyucusuyla kısacası geniş bir kitlenin çıkarsız, beklentisiz paylaşım içinde bulunduğu ve tiyatroya katkı sağladığı www.tiyatrom.com ' un böyle bir karar almasından ötürü son derece üzüntü duyduğumu dile getirmek isterim. Bir çok yazarın ve tiyatro insanının geçmişte olduğu gibi gelecekte de söyleyecek sözleri vardır, olmalıdır, olmak zorundadır...
Madem ki var sözlerimiz, madem ki repliklerimiz sabırsız bekleyiş içinde,
O halde, her şeye inat yeniden savuralım repliğimizi.
İnadına Tiyatro !
İnadına İnsan !
www.tiyatrom.com  ' un yayın hayatına kaldığı yerden devam etmesi dileklerimle,
Saygı İle,

 

Enver Başar - Tiyatronline yayıncısı

Tiyatrom Kapanıyor Yıldırdınız arkadaşımı!
Şimdi de neden kapanıyor diye soruyorsunuz.
Polemiklerle nereye

varacaksınız ki.
Önce İnsan
Önce Tiyatro
Ertuğrul, belli bir aradan sonra senin geri döneceğine inanıyorum.
Belki başka bir formatta.
Arkadaşım güle güle.
Ve Tekrar aramıza hoşgeldin...

 

Mehmet Ergen

Sevgili Ertuğrul Timur,
Bugüne kadar olağanüstü özverilerle yaşamasını sağladığınız sitenizi kapatma

kararınızı saygıyla karşılıyorum. Ülkenin bir çok yerindeki ve yurt dışındaki bir çok tiyatroyu bir tek adreste buluşturdunuz, bir çok insana yol gösterdiniz. İyi dinlenmeler diyorum, çoktan hakkettiniz. Artık genç kuşakların polemikten uzak, yapıcı, bilgilendirici yeni oluşumlarla bıraktığınız yerden takip etmesini umuyorum.
Saygılar.
Mehmet Ergen
www.talimhanetiyatrosu.com
www.arcolatheatre.com

 

kenan cinkiş

Yazıların hiç birisini okumadım okumak da içimde gelmedi.. Çünkü çok saçma bi karar hemde çok saçma

kapanmayacak bu site diyesim geliyor.. çünkü kapanması için hiç bir mantıklı açıklaması yok.. sitede editör arkadaşlar aradınız da hiç kimse gelmedi mi ? ve size yardım etmek isteyen hiç kimse çıkmadı mı? Sağlık sorunları başlatacak kadar tek başınıza kaldınız bu site ile....içeriği o kadar geniş bir sanat dalının bir yayın organı olarak hiç bir neden (mantıklı) göstermeden kapanmak çok saçma. Bu yazı kesinlikle ağır değil ağır olan bir şey varsa o da pes eden kardeşler görmektir..

 

Azade Küçükaycan

Masaüstümde sürekli duran ve bilgi aldığım penceremdi.. umarım kararmaz.. azade

 

Osman Dursun

ve bir oyun daha bitti...tiyatrom perdelerini kapattı...sağol ertuğrul abi ellerine sağlık...ama sahne boş kalmamalı,artık yorulan ertuğrul abiden bayrağı bu işe gönül verenler devralmalı...yeniden perdeler açılmalı...

 

Tolga Güleryüz Tiyatro Düş Gezginleri

    Öncelikle üzüldüğümü belirtiyorum.. bundan sonra tiyatrom yaşamına devam ederse ben de bir ucundan tutmak istiyorum... Teşekkür ederim.. bugüne kadar emekleriniz için.. kolay gelsin..
 

Ali Erdoğan/kabare dav aynası tiyatro topluluğu  

  üzüldüm bu karara...ortada ciddi bir emek var çünkü...Duygularımı kısa bir şiirimin son iki dizesiyle aktarayım : gölge ağaca küsse / çekip nereye gidecek?
 

Murat Ruben Hukuk Müşaviri

 

Sayin Ertugrul Timur, Bir tiyatrosever olarak olarak tiyatro.comun yayin yasamina veda etmesine uzuldum. Siteyi yayinlamak hususunda verdiginiz emekler icin tesekkur ederim.En iyi dileklerimle,

 

Yunus Bektaşoğlu

Tek sözüm tiyatrom.com içindir.;
tiyatrom olarak başladınız ama artık tiyatromuz oldu... Ve sizden tek ricamız tiyatromuzu kapatmamanızdır...

   
   
 

NEDİM SABAN

BÖYLE GİTMELERE ALIŞIK DEĞİLİZ

Sevgili Ertuğrul,
Siteni kapatacağının haberi geldiği günden bu yana, sana nasıl bir veda yazısı yazayım diye düşünüyorum.
Öncelikle “bulaşmayayım” dedim. Senin

arkanda, sana inanan, seni seven öylesine genç bir kitle var ki, bırakayım, o gençler uğurlasın seni!
Yani veda yaşlanmasın. Yaşlandırmayayım veda etme biçimini.
Ama yanlış yapıyorsun Ertuğrul.
Böyle gidilir mi yahu?

Nasıl gidilir anlatayım sana….
1) Siteni yönetim yalakası yaparsın. Sağın kedisi, solun köpeği, belediye encümenin ciğercisi bişey bişey olursun. Onu öpersin, ötekine ötersin.
Hatırı sayılır bir yer edinir, enseyi kalınlaştırır, gerekirse emekliliğinde Çınarcıkta bir belediyeden aday olacak şekilde plan yaparsın.
2) Siteni şantaj amaçlı kullanırsın. Ona küfür buna küfür derken, “şu Allahın belası gitsin” diye o kadar çok beddua alırsın ki, gittiğinde dua, bir kilo da bayram şekeri alırsın.
3) Sitende sağa sola bulaşmaz, herkesçe iyi anlaşırsın, dünya görüşün olmaz, hiçbirşey görmediğin için, kimse de seni görmez. Bir gece yarısı operasyonuyla sessiz sedasız ayrılırsın.Zaten suya sabuna dokunmadığın için kimse arkandan su parası taktı demez, elektrikli ortamlara girmediğin için, elektrik faturası ödememen sorun olmaz
4) Sitendeki yazarları çeşitli tekelcilerle, çıkar gruplarıyla muhatap edersin. Millet genel sanat yönetmeni, baş rejisör filan olmadan senden bir geçer.
Hatta sitenin adreslerinde dandik dunduk uluslararası festival komiteleri, tiyatro komiteleri varmış gibi yaparsın. Nasılsa tüm mektuplar sana gelir. Gereksizleri sobaya atarsın, mailleri de grip
salgınlarında virüs olarak salgınlarsın. Bu durumda kimse seni salıvermez. Kendin fiilen gitsen de, seni yollamazlar.
5) Başbelası bir adam olarak her galaya gider, ama hiçbir oyunu seyretmez, kafadan beş oyuncu beğenir, üç rejisör beğenmez, onlara çalışırsın. Çeker gidersin belki ama zaten sitende hep aynı resimler çıktığı, hep aynı yazılar yazıldığı için, gittiğini anlayan olmaz.
6) Daha iyi bir yere gidiyorum, Devlet İstatistik Ensitüsüne adandım, Başbakanın hesaplarını tutacağım, Kültür Bakanının ayakkabılarını boyayacağım dersin, bırak gitmeyi, bırak göndermeyi,
bir de kalkarlar seninle gelirler.
Sen ilkeli bir adamsın.
Böyle önceden söyleyip, onurlu bir biçimde var mı gitmek?
Hem de mücadeleye devam edeceğini söyleyerek?
Oysa senin mücadeleyi nasıl kaybedeceğini görmek istiyordu herkes!
Tiyatrolarımızın nasıl peşkeş çekildiğini, aydınlarımızın nasıl satıldığını izlemeni istiyorlardı.
Nereye gidiyorsan git ama hiç olmazsa yetiştirdiğin o güzel insanları, gençleri bırak son kale düşene kadar.

 
     
 

Sabiha Topallar

YÜZYÜZE GÖRÜŞEMEDEN ABİ DİYEBİLMEK... Merhaba Ertuğrul Abi,
Yazındaki kırgınlık, yorgunluk canımı acıttı seni çok iyi anlıyorum üstelik nefret ettiği işi yüzünden 27 Mart’ta taksimde yürüyemeyecek biri olarak, sana nedenlerini düşünmeden kendi

kendime gücenme cüreti gösteren biri olarak anlıyorum inan bana, ama tamiri zor kırgınlıklardan sonra anlayış hatta destek görmek seni iyi yapacak mı ?! Hiç sanmıyorum, ama en azından herkes bir tiyatrom.com vardı bizlerle varoldu ve bizim yüzümüzden yok oldu diyecek buna eminim... Bu Mart karanlık olacak yıkılan sahneler, kapanan sitemiz inşallah daha büyük karanlıklar olmaz inşallah tiyatro dünyasına kırgınlığın çok uzun sürmez, şöyle bir düşününce benim için ne kadar önemliydi tiyatrom.com diye ortaya çıkıyor; 8 senenin hepsinde anım kalmış siteyle beraber büyümüşüm, deneyim kazanmışım izmitten istanbula yeni gelmiştim toydum takip ettiğim sitenin güvenirliliğiyle ilk kez cast sayfasına üye olmuştum fotoğrafıma bakınca anlaşılır elimde tahta bavulum eksikmiş J
Sonra Gönül Ülkü& Gazanfer Özcan Tiyatrosu’na girdim sitene ilk kez haber oldum, sonra sonrası iki farklı özel tiyatroda bulundum birçok sitede, dergide, gazetede haberleri çıktı oyunların ama ben en çok her zaman tiyatrom.com haberlerine mutlu oldum popüler kültürden nefret eden biri olarak her zaman tiyatrom.com oluşumu farklıydı benim için
Sizin ve Üstün Akmen’in yazılarını hep takip ettim şimdi boşluk olacak artık arşivden dönüp bakarız
yazmak istedikçe yazacak ortam bulunuyor hatta tiyatronline.com sitesine yazabileceğimi ilettiler ben daha bir girişimde bulunmadan, çok mutlu oldum
ama biliyorsun tiyatro camiasında daha yüzyüze görüşmeden abi diyebilmek güvenip dertleşebilmek tiyatrom.com gibi samimi bir ortam bulmak zor olacak...
Neticede HAKLISIN bir seyirci olarak, bir yayıncı olarak, bir aydın olarak, bir sanat sevdalısı olarak, kimi zaman dışardan kimi zaman içinden biri olarak gözlemlediğin ve belirttiğin gibi kendi içinde boğuluyor bizim tiyatromuz genel olarak Tiyatro ölüyor diyenlerin kendini bilmezliklerine gülsem de bu ülke için maalesef Tiyatronun can çekiştiği acı gerçek, artık o talihsiz söylemde bulunanlara diyebiliriz ki tiyatro sanatı ölmez lakin bu ülkede bu tiyatro camiasıyla bu hükümetle bu aydıncıklarla ölüm döşeğine yatırılmıştır tekrar canlanır mı bilemeyiz!
Tiyatrom.com un varlığı unutulmayacak ve sen her zaman benim mail listemde olacaksın bir yazı yazdığımda yine sana danışıp fikrini sorarım hem belki bu sefer eleştirirsinde mutlu olurum, kahve dünyasında sana bir kahve sözü vermiştim lütfen unutma
Veda yazısı yazmak için uğraştım ama başaramadım beni affet :( dün açtım bir boş sayfa boş boş baktım ekrana bunları yazdım anca, bugün yine denedim ama yapamadım zaten son yazdığım gidişatı anlatmış aslında...
Yorgunluklarının huzura dönüşmesini diliyorum herşey için teşekkürler abicim

 
     
 

Ragıp Ertuğrul

DELİLİĞE ÖVGÜ

Bir sezonun daha sonuna yaklaşırken geriye dönüp baktığımızda akılda sadece kaliteli oyunların, iyi performansların veya yenilikçi sahnelemelerin kalmadığını görüyoruz. Bunların yanında iktidarın icraatlarına karşı yapılan protestolar, ödeneklerle ilgili sitemler, telif ödememek uğruna atılan taklalar, magazine göz kırpan manşetlik söylemler, sanat sosyetesinin ilgisine mazhar olabilmek için oluşturulan oyunculuktan uzak kadrolar da izlerini bırakıyor.

Hele ki eleştiriye karşı tahammülsüzlüğün ve hoşgörüsüzlüğün eseri olan küçümseyici-aşağılayıcı açıklamalar, üretmek yerine söz ve yazı düellosuyla ruhlarını tatmin eden aylaklar, sanata yakışmayan ama nedeni meçhul bir nefretin sonucu olduğu açık hakaretler, iftiralar...

Bu noktada size baharı erken yaşatan bir Pazar gününü taçlandıran 35 dakikadan ve çağrışımlarından bahsetmek istiyorum. Şahika Tekand’ın Stüdyo Oyuncularının mütevazi, sıcak, görünüşte dingin ama arkasında heyecan dolu performans mekanındaydık. 2007 Kasım Gösteri Grubu’nun performanslarını izlemek için toplanan yaklaşık yüz kişiydik. Şahika Tekand’ın takdim konuşması beni kısa bir muhasebeye götürdü. 20 yıldır ayakta tutmaya çalıştığı, öğrenciler yetiştirdiği, festival oyunlarına ev sahipliği yaptığı mekanda misafirlerini yerleştirebilmek, rahat ettirmek için çaba sarfediyordu; nedense seyirciyi önemsemeyen, dışarıda oyunu izlemek için bekleyenleri umursamayan, sanatseverlere evsahipliği yapma görevini üstlenen makamlarını salonda birinci sıra orta koltuğa taşıyan ödenekli tiyatroların genel sanat yönetmenlerini, tiyatro müdürlerini hatırladım. Ki onlar ne salonun doluluğuna, ne yüzlerdeki memnuniyete veya memnuniyetsizliğe ne de alkışa bakarlar. Ki onlar kendilerini bilir.

Tekand gelenlere “Sizden böyle küçük ve sıkışık bir mekanda gösteri yapabildiğimizden dolayı özür dilemeyeceğim” mealinde bir söz söyledi, “Bizi 20 yıldır bu mekanda sanat yapmak zorunda bırakanlar özür dilemelidir”; nedense milyon dolarlar harcanarak yapılan kültür merkezlerinin kimlere, hangi amaçla tahsis edildiğini, sanat haricinde elde hangi propaganda malzemesi varsa panel, konferans, kutlama, anma... Allah ne verdiyse onun uğruna değerlendirildiğini hatırladım. Ki o merkezlerin uzun uzun adları kısaltılmış, yöneticileri kısaltmaları kadar güdük alt kültüre teslim olmuşlardır.

Stüdyo Oyuncularının künyesini gösteren broşürü görünce nedense gazete manşetlerini hatırladım. Medyanın sanata yoğun emek verenleri görmezden gelen bir anlayışı güttüğü günümüzde gerçek sanatçılar medyada yeralma yarışından feragat etmişlerdir. Performansıyla değil fiziğiyle, oyunculuğuyla değil çapkınlığıyla manşette kendilerine yer bulan bu lafazanlar her konuda da fikir sahibidirler. Ki bu sanatçı bozuntuları tiyatroyu da gündemde kalma vesilesi olarak kullanırlar; popülerlikleri sanat tutkusuyla bulansın, herhangi bir yarışma programında jüri üyesi olmaları kaçınılmaz olsun.

Tekand’ın bir cümlesi var ki gösterilerini tanımlayan, işte budur demek lazım. Metin, replik, sahneleme, müzik... tüm bunlardan soyutlayarak bir gösteri çıkarmalarını istemiş Şahika Tekand birbirinden farklı meslek grubundan gelen öğrencilerinden: “Çırılçıplak yaratıcılık kalmasını sağladık” diyor.

Çırılçıplak yaratıcılık... Salt üretim... tüm eleştirilere göğüs gererek daha iyi performans sergilemek için çalışan tiyatro sanatçılarının yaptığı gibi... türlü hakaretlere, iftiralara maruz kalarak, internet sitelerinde ifşa edilerek sözde camiadan afaroz edilmeye çalışılan eleştirmenlerin yüreklice yazmaya devam ettikleri gibi... şan-şöhret ve paranın esamesinin okunmadığı sanat dergisi yayıncılığında yıllardır direnen, direnmekle kalmayıp bir de polemikler içine sürüklenmeye çalışılan Mustafa Demirkanlı’nın çabasını inatla sürdürdüğü gibi... kültür-sanat sitesi yayıncılığında objektifliği elden bırakmayan, aynı emeği ticari bir sitenin yöneticiliğine harcasa internet zengini olabilecek Ertuğrul Timur’un, sanata hizmet adına hiçe sayılan tüm emeğine karşılık motivasyonunu sekiz yıl boyunca koruyarak tiyatrom.com’u canlı tuttuğu gibi...

Timur’un üretim ve emeğini farklı bir kulvarda sürdüreceğini ümit etmek istiyorum. Ertuğrul Timur “beni siz delirttiniz” diyor ama yanılıyor; belki de akıllandı. Zira yukarıda saydığım işleri yapmak delilik ister. Allah aklımızı başımıza getirmesin. Ne ün ne şan ne nam... Çırılçıplak yaratıcılığa soyunanlar ne namı, gamlı gelir gamlı gider.

 
     
 

Kayhan ŞÖHRETLİ - Kocaeli Gazetesi

Sevgideğer Timur;
Yine yanlış yerden mi bakıyoruz diye düşündüm yazılanları okuyunca...Bu kararı almana neden olan yanlış ve yakışık olmayan işlerden kendimize hiç pay çıkarmayıp, "nasılsa güzel işler yapıyor, bırak yapsın" diyip de uzaktan mı seyrettik biz şimdiye kadar gürül gürül akan bir nehri...Sonra yooo dedim burada yazanların, katkıda bulunanların samimiyetleri olmasa,beklentisizce

tiyatroya emek vermeseler, bunca ilgiyle izlenen bir site nasıl var olabilirdi...
İzmit'te yaşanan ve şimdi anımsamak bile istemediğiimiz padişahvari kelle uçurma operasyonu sonrasında yanımızda yer alışını, geçtiğim her habere ve yazıya hemen ertesi gün sitende vererek olaya karşı duyarlılığını ve dosdoğru duruşunu nasıl unutabilirim ki...
İktidara yakın duranların, güç elimdecilerin eteklerinde dolaşanların bunca çok olduğu bir kültür hayatında, her şeye rağmen, tiyatronun varlık nedenini çoğu zaman unutmadığını görmek inan buruk bir tebessüm bırakıyor yüzümüzde...
Haklısın...Yoruldun be Ertuğrul...Biraz tembellik yapayım ya diyip, film izlemek için yatağa uzanmayı bile özledin. Bir hafta sonu kendini sokağa vurup, adını bile bilmediğin yollardan geçip şehirde kaybolmayı özledin belki...

Çok güzel bir yorgunluğun var ama bunu bil...Yorgunluğuna, üzgün ve incinmiş yanlarına iyi bak...
tiyatrom.com'u bu kadar çok önemseyen, senin işlerine bunca saygı duyan bizler zaten seni rahat bırakmayız da bırakmasına; şöyle biraz dışarı at kendini; gişeden bilet alıp, seni tanımayacakları bir köşeden, yazma zorunluluğunun olmadığını bilerek izle mesela bir oyunu, deniz kıyısına inip sohbet et akşamcılarla, uzun zamandır listende olan bir kitabı oku, tembellik hakkını kullan...
Seni bilen biliyo...Kimseye hesap verecek değilsin...Kaldı ki hesap vermesi gerekenler, şimdi o yoksunluk duygusuyla baş başa kaldıklarında versinler kendilerine ve bu sitenin paylaşımcılarına o hesabı...
Gönlümden ve aklımdan geçer ki; ikiyüzlü olunmayacak, şimdi yüzüne söylediklerimizi unutup yarın başka saflarda yer alınmayacak, şimdi eleştirdiklerimizin yaptığı hatalara düşülmeyecek...
Hadi biraz dinlen sen...Serserilik yapmayı özlemedin mi ya, şöyle sorumsuzca takılmayı bir an olsun...Hadi git...
Gittiğin yerden selamını eksik etme ama, arada bir merhaba olsun gönder, habersiz bırakma bizi...
Yolun açık olsun...
Haydar Ergülen'in dediği gibi değil mi ya zaten sevgili Ertuğrul: "Nereye gitsek şehir/ kime gitsek bir uzaklık kalıyor kendimize..."
Unutmadan...Gözün arkada kalmasın, biz buradayız...Site büyük nasılsa, tekrar tekrar okuruz ne var ki, okuyamadığımız bir çok şey var daha nasıl olsa...
Kendine iyi bak dostum...

 
     
 

Tarkan Çuhacı

Son Perde ve Trajedi
Yazıma nasıl başlayacağımı bilemiyorum.. Aslında Yazmak istediğim çok konu var. Fakat son yazım itibariyle içimdekileri kısa kısa da olsa dökmek istiyorum..
Öncelikle Türk tiyatrosuna verdiği büyük destek için bir tiyatro adamı olarak Ertuğrul bey’e çok teşekkür ediyorum . Aslında ne yaparım da fikrini değiştirim diye çok düşündüm. Ama bu sefer gerçekten kararlı gördüm onu.. Ama yine de şansımı deneyeceğim.. Ertuğrul Bey, bence bir daha düşünün, biz her zaman sizin yanınızda olacağız..
Aslında kendisi ile yüz yüze hiç tanışmadık.. Şimdi onun için yazdıklarım ve yazacaklarımı sadece tiyatro’ya verdiği emeğin farkına varılması için olacak..
Son zamanlarda olan çirkin olaylar maalesef tiyatromuza zarar verdi. Ertuğrul bey’i eleştirecek olan insanların önce en az onun kadar tiyatro’ya emek vermesi gerekir..Tekrar yazıyorum..Kendisini hiç görmedim ve tanımıyorum..Ama yıllardır yaptıkları ortada…

Son olaylarda benim de adım geçti..Söylemediğim bir şeyi adı belli olan kişi söylemişim gibi lanse etti.. Tekzip gönderdim yayınladığı için teşekkür ederim.. Burada ricam bir daha böyle çirkinliklerin olmaması herkes kendine gelsin lütfen.. Bir avuç insanız şurada.. Kötülükle devran dönmez. Bu konu’yu daha fazla abartmamak için teğet geçiyorum..Umarım bir daha böyle şeyler olmaz..
Tiyatrom.com’un kapanışına gelecek olursak, yazımın başlığı gibi bir trajedi maalesef..
Yıllardır nerdeyse her gün gezip tiyatro adına bilgilendiğimiz bu kaynak kapanıyor..Bunun birçok nedeninin olduğunu tahmin ediyorum. Az önce de yazdığım gibi bir avuç insanız ve o bir avuç insan bu çok önemli bilgi kaynağını belki de kendi elleriyle kuruttu.. Ne demek lazım bilemiyorum..Sadece çok üzgünüm..
Daha fazla yazmak içimden gelmiyor.. Tiyatrom.com bir gün bir yerde buluşmak adına elveda…
 

 
     
 

Yıldırım Fikret URAĞ

Sevgili Ertuğrul Timur,
Bu “kapatma” kararından dolayı seni yürekten kutluyorum! Bu ülkede hükümranlığını çoktan ilan etmiş olan hımbıllığın en ön saflarında yer alan biz tiyatro insanlarına, en okkalı şamarı atıyorsun çünkü bu kararla! Eminim “şamar” ifadesini yersiz bulacaksın. Öyle ya, senin inceliklerle örülü kimliğin düşünüldüğünde, Ertuğrul Timur’un yapacağın iş değil “şamar atmak!”
Tiyatrolar yıkıldı, yıkılıyor, yıkılacak! Ama tiyatrom.com’u kapatan iradenin bununla bir ilgisi yok. tiyatrom.com’u tiyatro yıkan eller kapatmıyor. Yapan eller kapatıyor onu… Bu bir intihar! Üstelik ilk girişim değil bu… tiyatrom.com’un bileklerindeki izler bu yeni intihar girişiminin nasıl sonuçlanacağını anlatmaya yeter! Ve her intihar gibi bu da geride kalanlara atılmış bir şamardır!

“İntihar…”, “Şamar…” Yersiz ifadeler bunlar evet! Sen bu ülkenin tiyatrosuna katkı sunabilmek için bildiklerimizin çok ötesinde, bizimle belki de hiçbir zaman paylaşmayacağın büyük fedakârlıklar içinde çalıştın. Didindin! Şimdi çekip gidiyorsun bu bataklıktan. “Mücadeleye devam edeceğim. Ama kendi bildiğim yoldan.” diyorsun. Senin bu asil, vakur ve kararlı tavrın karşısında yukarıdaki ifadeler yersiz biliyorum.
Ama bizim bu Hımbıllar İmparatorluğunda, bizim bu içine aldığı her şeyi yutan leş kokulu bataklığımızda, yani bizim tiyatro dünyamızda “yerli” ifadelerimiz kalmadı pek. Sözcükleri çoktan tükettik! Artık küfürleşiyoruz! Can Yücel’i neremizle anladık bilmiyorum ama “ne kadar rezil olursak o kadar iyi” diye diye her türlü rezilliği marifet sanır olduk.
Bu ülkenin tiyatrocularının tiyatrom.com’a ihtiyaçları yok Sevgili Ertuğrul! (Seyirci mi? Onun defterini düreli çok oldu. Seyircinin tiyatrom.com’a filan değil, tiyatroya ihtiyacı yok zaten!) Bu ülkenin tiyatro insanlarının tiyatroya ihtiyacı var. Birileri(!) bizim tiyatrocularımızı elinden tutup, tiyatroya götürmeli… Tiyatro daha iyi, daha güzel, daha doğru bir dünya ülküsüyle yapılan bir “şey” ya hani… İşte böyle bir tiyatro, dünyanın neresinde varsa, bizi elimizden tutup oraya götürmeli birileri!
Tiyatrosu olmayan bir ülkede, evet artık gerçekten komik kaçmaya başladı tiyatrom.com gibi beyhude çabalar. İroni mironi yapmıyorum. Tam tersine tiyatrom.com’un bu son derece yerinde kararını benzerleri de örnek alır diye umut ediyorum.
“Tiyatrosu olmayan bir ülke…” Bu da mı yersiz kaçtı yoksa? Doğrudur! “Tiyatronun yasa-dışı olduğu bir ülke…” demeliydim. Yasa karşısında berberler kadar, bakkallar kadar bile hükmümüz yok bizim. Bir tiyatro yasasını bile var edemedik biz. Kapansın, batsın, yıkılsın dediğimiz Devlet Tiyatroları’nın sadece 12 ilde yerleşik kadrosu var. Devlet Demiryollarından bile beter durumda... Topu topu 4 adet belediye ödenekli tiyatromuz var. Ne durumda olduklarını bilen biliyor! Ülke genelinde yıllık izleyici ortalaması 2 bilemedin 3 milyonu geçmez. 4 milyon olsa kaç yazar? Bu koşullar içinde tiyatrom.com ve benzerleri lükstür bizim için. Şamarmış, intiharmış, yerliymiş, yersizmiş hiç önemli değil! Verdiğin karar doğrudur Ertuğrul!
Bu öyle bir bataklıktır ki adamı güçten düşürür evet! Senin gibi kendini mücadelesiyle tanımlayan adamları bezdirir! İşte bu yüzden kararın doğrudur. Kurtar kendini bu bataklıktan. Kurtar ki mücadelene sahteliğin, riyakârlığın, vurdumduymazlığın, işbirlikçiliğin kısacası rezilliğin her türlüsünün hüküm sürmediği insanca mecralarda devam et. Kimbilir tiyatrom.com’da olmayanı oralarda oldurursun da oralardan nefes verirsin bize belki!
Bize gelince!... Hiç gerek yok bize mize gelmeye... Vallahi kafiye olsun diye değil, bizi bu dize gelmişliğimizden kimse kurtaramaz. Çok lazımmış gibi durup durup tiyatro öldü mü filan diye tartışıp, ona buna pislik atmaya devam edeceğiz biz. Ölenin tiyatro değil, tiyatrocular olduğunu görmeden, ellerimizde birbirimizin kanıyla, bu bataklıkta debelenmeye devam edeceğiz. Ta ki o bataklık hepimizi yutup yok edene dek!

O gün geldiğinde anlaşılacak senin çabanın ve şamarının değeri!
Hakkını helal et tiyatrom.com!
Ve uğurlar olsun, yolu açık olsun Ertuğrul Timur!
tiyatrom.com’u var eden o büyük emeğin
Ve tiyatrom.com’u yok eden o okkalı şamarın önünde saygıyla eğiliyorum!

 

 
     
 

Yaşam KAYA - Tiyatronline Editörü - Tiyatro Eleştirmeni

Genç Tiyatrocular Sana Minnettar
Ertuğrul Timur Adı Asla Unutulmayacak

Sevgili Ertuğrul Timur (Ertuğrul abi) seninle 1998 yılından bu yana ‘genctiyatro.com’ dan gelen bir paylaşımım var. Benim eleştirilerim ilk kez senin sitende yayınlandı. Sonraları yazılı ve görsel basında yer aldım. Tiyatro eleştirisine ilk kez senle adım attım. ‘Sanat Eleştirmenliği’ eğitimini almadan önce, informal eğitimi sitende yazarak öğrendim.

Buradan sana ‘neden gidiyorsun?’, ‘gitmemelisin asla!...’ gibi sözler söylemeye hakkım yok. Bunu söyleyerek kanımca fikrine saygısızlık yaparım. İki sene önce yine bırakmak istediğin

zaman, ısrarcı olanlar arasında ben de vardım. Demek ki gitmemen için tiyatro dünyasında değişen hiçbir şey olmamış. Gerçi yaşadığımız olaylara baktığımız zaman hiçbir şeyin değişmediğini görüyoruz.

Sana ne yazmalı diye çok düşünüyorum. O kadar çok yazılacak konu var ki anlatmakla bitmez. Genç tiyatrocuların önünü açarak yarattığın teatral ortam Türk Tiyatrosu’ na ışık oldu. Sayende onlarca yazar ve oyuncu sesini duyurdu sitenden. Karşılıksız yaptığın bu hizmetin meyvelerini ilerleyen zamanlarda aldın mı? İşte bu konu tartışılır. İnsanların, tiyatro grupların çoğu isimlerini duyurmak için ‘tiyatrom’ u araç olarak kullandılar. Bunu herkes gördü; Harbiye ve AKM eylemlerinde. Yıkıma karşı birlik olalım diye çağrı yaptığımız zaman ‘yurtsever cephe’ nin üyeleri olmasaydı her halde 30 kişi kalırdık meydanda. Ne yazık ki yazarlar, gruplar, örgütler sesimize ortak olmadılar.

Elbette çekilme kararına saygı duyuyorum. Ama çekilerek meydanı ‘küfürbazlara’ bırakmayacak mısın? Şimdi senin ne dediğini duyar gibiyim. O kadar saldırıya maruz kaldığın dönemde çoğu kimse olayları izlemekle yetindi. Örgütler seslerini her zaman ki gibi çıkarmadılar. Sadece sana değil, o saldırılar Sayın Demirkanlı’ya ve bana da yapıldı. Fakat kendi kendimizi savunmak zorunda kaldık. O hadle tiyatro dünyası bu gibi insanlara layık. Evet salonları elinden alınan bir tiyatro dünyası sessizliğini koruyup, devletten ne kadar para kaparımın hesabını tutuyorsa sen gitmekte haklısın.

Seni çok özleyeceğim. Başkalarını bilmem ama gidişinin ardından bir yayıncı olarak çok büyük bir boşluk yaşayacağım kesin. Dilerim bundan sonraki yaşantında her şey istediğin gibi olur. Seni unutmamak üzere elveda.

 
     
 

Deniz Atam

Tiyatro Yayıncılığı, Ertuğrul Timur, Aymazlar ve Son Sayının Sayfa Düzenine Dair.
(Okuyucular için not: Ertuğrul Timur ile geçen yıl düzenlenen Profilo Liseler Arası Tiyatro Festivali’nin açılış gecesinde tanışma ve kısa bir sohbet etme fırsatım oldu. Bunun dışında bir kez de Tiyatro Dergisi ödül töreninde karşılaştık.)

Sayın Ertuğrul Timur;
Öncelikle Tiyatrom.com için almış olduğunuz kapatma kararından dolayı büyük üzüntü duyduğumu belirterek başlamak istiyorum.
Ben bir tiyatro oyuncusuyum, hiçbir zaman bir basın mensubu olmak gibi düşüncemde olmadı, ne bir süre önce yayın yaşamına son veren Tiyatral İstanbul Dergisi’ni hayata katarken, nede bugünlerde 5. sayısını çıkardığımız Tiyatro Gazetesi’ni hayata katarken yayıncı olmak düşüncesinde olmadım.

Her iki yayın organının hayatla buluşması da sancılı oldu. Gerek maddi açıdan, gerekse emek açısından. Ama her iki yayını çıkartma kararı aldığımızda Türkiye tiyatrosu için bir güç oluşturmak düşüncesi ile yola çıktık. Örgütlü olmak gerekliliğinin beklide en çok ihtiyaç duyulduğu alandır bizce tiyatro. Bu yüzden az sayıda olan tiyatro basın araçlarımızı (dergi, gazete, internet siteleri v.b) bu amaçla kullanmanın yollarını aramaktayız.

Tiyatrom.com bu yolda biz tiyatrolar ve tiyatrocular için önemli bir noktada durmaktadır. Muhalif söylemleri ile birçok insanın, kurum ve kuruluşun dile getiremediklerini zaman zaman yüksek sesle haykırmıştır.

Ülkemizde medya kartelleri dışında yayıncılık yapmak ise başlı başına bir cesaret gerektirir. Özellikle muhalif bir tutum içerisindeyseniz. Tiyatrom. com’un yayınına son verme düşüncenizi okuduğumda önce şaşırdım ve tabii üzüldüm. Tiyatral İstanbul Dergisi’ni çıkartmaya başladıktan bir süre sonra aynı kararı alıp derginin yayın hayatına son verdiğimizi hatırladım. Ancak bu son bizim için mücadeleden vazgeçmek değildi elbette.

Tiyatral İstanbul Dergisi, Türkiye’de tiyatro yapan “tiyatrocular” için hazırlanmış bir yayındı. Ancak “kaç tiyatro’cu okuru vardı?” derseniz. İki elin parmaklarının toplamını geçmez derim. Bu yüzden de tiyatrocuların bile okumadığı bir ülkede bizler neden tiyatro dergisi çıkarıyoruz diyerek bin bir emekle çıkardığımız dergimizin yayın yaşamına son vermek zorunda kaldık.

Ama mücadelemiz devam etmek zorundaydı. Tiyatrocular okumuyor diye bu yoldan dönemezdik. Zira tiyatro izlenmiyor diyip perdemizi kapatmadığımız gibi. Peki ne yapabiliriz diye düşündüğümüzde Tiyatro Gazetesi ortaya çıktı. Tiyatrocuları örgütleyemediysek bizde tiyatro seyircisini örgütleyerek başlamalıydık bu işe. Belki o zaman salonlarına, ustalarına, mesleklerine, onurlarına sahip çıkamayan aymazlar kendilerine gelir.

Bu düşünceler ile Kasım 2007 de “Sanatçılar Yıkıma Dur Dedi..!” manşeti ile yayın hayatına başladı Tiyatro Gazetesi. Ve yine muhalif ve onurlu bir duruşla yoluna devam etti bu güne kadar. Bu kez tiyatrocuların okuyamayacağı bir gazete yaparak çıktık yola. İstanbul’da İstiklal Caddesi’nde genç tiyatrocular ellerine aldıkları gazeteler ile o kalabalığın içinde aradıklarını bulmayı başardılar. Öğrencilere, ev hanımlarına, iş adamlarına, esnafa tiyatro dostu kim varsa ulaştırdılar Tiyatro Gazetesi’ni.

Bütün gün boyunca bende onlarla birlikte Mis Sokağın başında gazete sattım. Ve gördüm ki yaptıkları işi severek yapıyorlardı. Ve her satılan gazetenin ardından umutları bir kez daha artıyordu.

(Bu güne özel bir anı anlatıp yazıya devam etmek istiyorum.)
Gazete satışına çıkalı yaklaşık dört saat olmuştu. Arkadaşlarım artık yorulmuşlardı, bu her hallerinden belli oluyordu. Ancak hepsi bir gazete daha ulaştırabilmek için canla başla çaba sarf ediyorlardı. Artık bir çay molasını hak etmiştik. Hep birlikte Mis sokağa girerken aşağıdan (bir kafeden çıktığını tahmin ettiğim) Ulvi Alacakaptan’ı gören genç oyuncu adayı Eylül BAŞOĞLU (umarım izinsiz olarak ismini yazdığım için beni bağışlar) “işte bir tiyatrocu bir tane gazete daha satabilirim” diyerek yöneldi Alacakaptan’a,

Eylül – Tiyatro Gazetesi Çıktı! Okumak ister misiniz?
Alacakaptan – (yüzünde sadece bir tebessüm, hızlı adımlarla uzaklaştı.)
Eylül – (Alacakaptan’ın arkasından) Sen nasıl tiyatrocusun ya!

Bu olaydan sonra fark ettim ki, genç arkadaşlarımız artık hiçbir tiyatrocuya gazeteyi uzatmıyorlar. Böylece moralleri de bozulmamış oluyor.

Şimdi gelelim tekrar Tiyatrom’a. Yayıncılık alanındaki bunca soruna rağmen Tiyatrom.com tahmin ettiğim gibi tiyatrocuların ilgisizliği yüzünden kapanıyor. Ve son okuduğum yazınızda belirttiğiniz gibi bazı sağlık ve teknik sorunlar sebebiyle.

Sağlık sorunları konusunda söylenecek pek bir şey yok. Elbette ki sağlığınız bizim için çok önemli. Ancak şundan emin olunuz ki Tiyatrom.com un yaşaması da Türkiye tiyatrosu için en az Ertuğrul Timur’un sağlığı kadar önemli. Aldığınız karardan sizi geri döndürmek gibi bir çaba içerisine girmeyeceğim. Çünkü bu kadar emek harcayarak yıllardır severek hazırladığınız bu sayfaların üzerine siyah bir perde indirmenin ne kadar zor olduğunu tahmin edebiliyorum.

Umarım aldığınız karar bu ülkenin aymaz tiyatrocularının aklını biraz olsun başına getirir.

Tiyatrom. com’a dair söylenecek pek bir şey yok aslında. Türkiye’de kaç tane nitelikli tiyatro yayın organı var ki? Bunların en başında Tiyatrom.com gelmiyor mu?

Hazırlayacağınız son sayfayı merakla bekliyorum. Bir an için durup düşündüm “acaba ben olsam ne yapardım?” açıkçası birçok manşet atılabilir. Ama ben bir yayıncı olarak düşündüğümde aklıma tek bir şey geldi.


Benim sayfa düzenim sanırım şöyle olurdu. Siyah bir zemin üzerine “ORDAYDIM” manşeti ile 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde gerçekleştirilecek olan YIKIMA HAYIR eyleminden bir fotoğraf. Belki eyleme katılacak olan insanların tümünün isim listesi ile birlikte.

Hemen altına da başta Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay olmak üzere Türkiye tiyatrosuna ihanet eden. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkımına sessiz kalan İstanbul Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeninden başlayarak tüm oyuncuların, dekor-kostüm ve ışık tasarımcılarının, gişecinin, temizlikçilerin vs. vs.
Yalnız İBB Şehir Tiyatrolarında çalışan personel değil, Türkiye’de tiyatro yapan tiyatro ile uğraştığını söyleyen ancak bu yıkıma sessiz kalan bütün aymazların resim ve isimlerini koyarak “AYMAZLAR” diye bir başlık atardım herhalde.
Emeğinize ve yüreğinize sağlık. Ertuğrul Timur, Tiyatrom.com okuyucuları ve yazarları.

İstanbul 21 Mart 2008 / saat 04.33
Sevgi ve Saygılarımla
Deniz Atam
Tiyatro Oyuncusu

 
     
 

Elif Çetinkaya

KIRMIZIDAN GELEN SESSİZLİK
Boş bir oda, her yer toz içinde. Öyle bir oda ki bu, penceresi bile yok. Hatta odaya ulaşmak için merdivenleri tırmanman gerekiyor ağır ağır.. evet, ağır ağır çıkman gerekiyor ki nefessiz kalmayasın . Odanın ortasında derme çatma bir sandalye var..bir ayağı hafif öne doğru eğilmiş. O da tozlanmış, kim bilir ne zamandır burada öylece duruyor.. bir başına. Sonra bir ses duyuluyor, bir kapı gıcırtısı. Dışardan hafif bir ışık mı vuruyor ne? Biri duruyor kapıda. Öylece bakıyor odaya. Sonra içeri bir adım atıyor, tozlar havalanıyor. Ve bir adım daha.. Sandalyenin önünde duruyor ve bakıyor uzun süre. Sanki tüm sessizlikler bir bir kaçışmaya başlıyor. Sandalyenin dilinden anlıyor adam. Bir göz kırpıyor ve eliyle sandalyenin sırtını tutuyor bir anlaşma yaparmış gibi.. Yavaş yavaş gömlek kolları kıvrılıyor, şapka çıkarılıp asılıyor.
Güzel bir temizlikle başlamalı işe ama bu karanlıkta mümkün mü? O zaman bir pencere açalım

 kendimize. Oh be! Ne kadar da aydınlık her yer şimdi. Nasılda içimiz mutluluk doldu birden.
Şimdi rahatlıkla geliyor ferahlığın kokusu. Sıra geldi asıl işe. Matkaplar, çiviler, siyah perdeler, ışıklar ve sahne.. Bir bir yerleşiyor yerine.. Çok mu güzel oldu ne? Kendi gücümüzle yarattık ya, ondan öyle geliyor heralde.. yok,yok! Gerçekten çok güzel olmuş!
Ben yorulmuşum..hoş, iki çivi çakmak ne kadar yorucu olursa artık!
Sonra Ertuğrul Abi’ye “ Gel, hadi biraz dinlenelim. Bir çay koyayım sana.” diyorum.
O da “ Daha yapılacak çok işimiz var Elif, ben devam ediyorum.” diyor.
Ben kulise geçiyorum, bir bardak suyu yavaşça yudumlarken gözüme kırımızı ışık takılıyor. Aklıma birden sahnemizde izlediğim bir oyundan replikler sırlanıyor.
“Genç Tiyatro oluşumu çok iyi seviyede. Seneye bir atölye açsak ya. Eğitimlere orada devam ederiz birde kendi topluluğumuzu kurarız.”

“Tabi desteğin çok olması lazım. Yani böyle bir işe kalkışmak kolay değil.”/ “ben varım!”/ “bende varım!”
Aaa evet şimdi hatırladım üç kişinin yemekte oturup konuştuğu bir sahneydi bu. Akm eyleminden sonra..
Kafamı uzatıyorum kulisten. Birçok insan görüyorum hayalimde.. Kendilerini geliştirmek için sanat için, tiyatro uğruna ne kadar da çok bilgi almışlar buradan. Tiyatronun tüm tarihsel gelişimini, güncel olayları, tüm oyunları , oyuncuları tanıma fırsatı bulmuşlar ve büyük bir aile kurmuşlar. Daha da bilgilenmişler her geçen gün. Ne kadar güzel sohbetlerimiz olmuştu. Ne kadar keyifli zamanlarımız. Hatırladıkça bir tebessüm kalıyor yüzümde.
Aaa ne o? Makyaj aynasında lambanın biri mi patlamış. Tamam, tamam.. Bu çok küçük bir sorun hemen hallederim ben.
“Bu arada Ertuğrul Abi, çok geç oldu biliyorum ama şurada bir düzeltme yapılması gerekiyormuş… Tamam çok sağol.”
Suyumdan son yudumumu alıp, kulis kokusunu içime çekerken, biri beni sarsıyor. “Elif! Hadi son sahne bitmek üzere, selam’a çıkıyoruz.”
Bir anda ürperiyorum. Neydi o gördüğüm? Hayal mi yoksa anılarım mı? Nerdeyim şimdi? Evet, evet, doğru.. selam’a çıkmam lazım, ama kime? Yine bir oyunun sonuna gelmişiz demek ki. Oyun sonlarını ben hiç sevmem. Hemen içimi bir üzüntü sarar. İki elim göğsümde birleşiyor..yutkunmaya çalışıyorum.. gözümden bir damla yaş akıyor. Hayır çıkamayacağım selam’a. Sonra karşı kulisten yine bir kırmızı ışık gözümü alıyor. Işık altında bir adam bana göz kırpıyor, tozlu ama bol ışıklı odanın içinde, sandalyesi yanında..
Vedaları sevmem, hoşçakal demek istemem.. Bana kazandırdığın her şey için çok teşekkür ederim Ertuğrul Abi.
 

 
     
 

Zülâl Arslan

Tiyatrom.
Benim tiyatrom. Senin tiyatron. Bizim "tiyatrom"uz.
Klişe bir Sosyal Bilimler Çalışması ödevini yaparken Merve Kalınbacak rastladı tiyatrom'a... Genç Tiyatro Oluşumu'nu buldu. Mail attı hemen Ertuğrul Timur'a. "Biz Sosyal Bilimler Lisesi'nden bir grup genç ilgileniyoruz tiyatroyla. Bize yardımcı olur musunuz?" Hemen o an iletişim kurdu Ertuğrul Timur Merve ile. Sonra ben de girdim devreye. Atölye çalışmaları,27 Mart etkinlikleri,okul projeleri derken,tiyatrom'la ve sayın Ertuğrul Timur'la böyle başladı iletişimimiz.
Veda yazısı gibi değil bu yazı. İnanın aşk dolu,sanat dolu,coşku dolu bir yazı olacak! Zira ben onyedi yaşımda öğrendim ki ; evrendeki herşeye aşkla yaklaşmaktan başka gerisi hikaye...

İşin içine para girdi mi,randıman arzusu,şöhret tutkusu girdi mi, ne sanat kalıyor geriye ne de aşkla işlenmiş,aşk dolu adımlarla yürünmüş bir sahne. Ben o çirkin kelimeleri yazmayı bile yakıştıramıyorum parmaklarıma,oysa ah siz büyükler,ne de güzel biliyorsunuz çiçekleri koparmayı? Soldurmayı ve küstürmeyi çocukları...
Son günlerdeki şu iki ismin sıkça geçtiği, skandal ve kötü kelime kaplı konuyu mümkün olduğunca okumamaya çalıştım,görmezden geldim tiyatro sayfalarında da.. Çünkü kocaman kocaman adamların böyle işler peşinde koşması komik gelmiştir hep bana. Sizler nesiniz? Görünüşte iyi bir insan olmaya çalışan,erdem kisvesine sığınan yüzbaşı mısınız Woyzeck'i yargılayan,yoksa başında asma yapraklardan bir taçla ortada dolaşıp ahlaki bir zafer peşinde koştuğunu savunan ama Matmazel Diana'nın odalarından çıkmayan bir Lövborg musunuz ? Utanınız efendim kaleminizden ve kelamınızdan,biz gençler kocaman bir tarla yapıyoruz,sanat ekiyoruz,güzel sahneler biçiyoruz,oysa sizler kin yağmuruna tutulmuşsunuz. Ağlatın içimizdeki küçük oyuncuları işe yaramaz pespaye oyunlarınız, nefret yumağına düşmüş kirli sakallarınızla. Ne yazık. Oysa bilebilsek hep birlikte yaşamayı,bilebilsek saygıyı,anlayış bayağı kelimelerde yitip gitmese,sıkışmasa din kültürü kitaplarına güvenilirlik ve hoşgörü ,bir yaşam biçimi yapsanız doğru söylemeyi,haksız bulduğunuza karşı çıkmayı ,ama temiz bir üslup kullanmayı,ah bir bilseniz... Magazin zengin eğlencesidir,oysa ben basit bir lise öğrencisiyim,sadece yüreğimdeki tüm odaları san'ata açtım,emeğe ve üretmeye açtım,eleştiri de bir parçasıdır sanatın lakin hakaret iyi birşey değildir.Kapılmasanız magazinvari söylemlerin dayanılmaz hazzına.. Bir çocuk bile küfür duyduğunda korkar,irkilir kaba sözler karşısında.
Siz beni çok korkutuyorsunuz büyükler. Siz bana kötü bir sanat dünyası tablosu çiziyorsunuz. Siz beni tiyatrodan tiksindiriyorsunuz neredeyse. Ve benim sizi affetmeye hiç niyetim yok.
Biliyorum önemli değilim, ama bilin yalnız da değilim. Ben milyonlarım, ben milyonlarca gencim,milyonlarca gencin tiyatro dolu kalbiyim,ben Nina'nın bahsettiği evrensel ruhum,ve siz.. Siz kötüsünüz. Sizin yaptığınız sanat değil.
Burası güzel bir ev benim için,her hafta başımı soktuğum göz gezdirdiğim,kendim gibi yeni yüzlerin,genç genç kişilerin fikirlerini öğrenip dilediğimle iletişim kurduğum,dileyenin benimle iletişim kurduğu,herkesin bildiği,herkesin takip ettiği,tertemiz bir ev. Tecrübeli ve bugünlerde çok nadir rastladığım güzel yetişkinlerin de yazdığı, fikirlerinden feyz aldığım o kadar ustayı da unutmuş değilim. Ama burası herşeye rağmen güzel yüzleriyle girip, bizim, "herkes fikrini söylemelidir,çünkü evrendeki her sesin yayılmaya hakkı vardır" görüşümüzü alabildiğine sabote ederek zehrini bırakıp giden, Ahmed Arif'in dediği gibi dost yüzlü,dost gülücüklülerin ünlerine ün kattığı bir üs olmamalıdır,olmadı da zaten.
Önce üzüldüm tiyatrom'un surette kapanacak olduğunu öğrendiğimde,zira bir sürü isimle tiyatrom vasıtasıyla tanıştım ben,Sayın Nihal Kuyumcu,Sayın Coşkun Irmak,Sayın Eftal Gülbudak,Sayın Nedim Saban ve birkaç isim daha.. Kendimden ziyade gelecek için üzüldüm,yetişemeyenler için üzüldüm.. Ama sonra düşününce insan farkediyor ki herşey tadında güzel. Yeni oluşumlara hep yer açmak lazım. Tam zirvedeyken bırakmaktır esas olan. Kurt Cobain ölmeseydi,bugün kim ciddiye alırdı onun o basit notalarını? Ya da James Dean ,Frank Sinatra gibi isimler gözümüzde hep o parlak resimleriyle kalmasaydı bugün birer efsane ya da ikon olarak anılabilirler miydi?
Demem odur ki,tiyatrom olmasa da bizim gönlümüzde ateşi yanmaya devam edecek,gelecekte bu ateşi harlandıracak kızlarımız,oğullarımız var.. Her biri vazgeçilmez bir cihan parçası. Dilediğiniz kadar küstürün siz sayın büyüklerim.
Ben,tiyatronun evrensel ruhu,hep genç,hep canlı,hep güçlü ve hep âşık olarak buradayım.
Herşey için teşekkürler sevgili hocam,sevgili tiyatrom..

 

 
     
 

Mehmet Tekkanat (GSM Altan Erkekli Sahnesi kurucu-Gn.Sn.Yön.)

DERİN İZLER BIRAKARAK…

Mersin'de tiyatroyu var edebilmek için yoğun çalışmalar yaparken, teknoloji ile geç tanıştım. Ve bir bilgisayar edinerek, daktilodan kurtuldum.
İşte o andan itibaren internet denen dünyaya daldım.
Karşıma ilk çıkan site tiyatrom oldu.
Önce Mersin'deki tiyatro haberlerini yolladım.

İlk haberin çıktığı günü hala hatırlarım.
Çocuklar gibi sevinmiş, oyuncu arkadaşlarımı, öğrencilerimi bu siteye yönlendirmiştim.


Mersin adı ilk kez bir tiyatro sitesinde görülüyordu.
Sonra yazılarımı gönderdim.
Aynı heyecanları yaşadım.
Sonra Tiyatrom'la aile olduk.
Yazdığım tek oyun olan, Kayıp Hayatlar'ı gönderdim sonra.
Onlarca lise, yüksekokul, amatör ve profesyonel tiyatro grubu oyunumu oynadı. Mersinli amatör yazar arkadaşlara da bir yol açılmış oldu böylece. Ürünlerini bu site aracılığıyla tanıtma fırsatını yakaladılar.
Mersin'de tiyatronun ve tiyatrocuların var olduğunu, sevinçlerini, sıkıntılarını ilk kez bu site aracılığıyla öğrendi tüm ülke.
Sevgili Ertuğrul Timur, gönderdiğim her yazımı, her haberi yayınladı.
Hatta bir yazımdan dolayı hakkımda açılan hakaret davasındaki desteği bana güç verdi.
Kendisine teşekkür ederim.
Tiyatronun ve tiyatrocuların bin bir sorunu varken ve kenetlenmek gerekirken; tatsız, düzeysiz saldırılar başladı.
Bu tartışmalardan uzak kalmak mı içinde olmak mı gerektiği konusunda kafa karışıklığı yaşadım.
Ta ki, saldırıların iyice düzeysizleşmesine kadar.
Tiyatrom'da yazmaktan ve bu ailenin içinde olmaktan her zaman gurur duydum.

Hilmi Bulunmaz'ın beni araması ve benim nezaketen kendisine "ben imza vermedim, çünkü olayların nedenini niçinini tam olarak bilmiyorum. Emin olmadığım bir olayda da taraf olmam söz konusu değil." Dememi, kendi sitesinde "Mehmet Tekkanat'tan tokat gibi bir yanıt" diye yazması beni yalnızca güldürdü.

"Kötü söz sahibine aittir" derler.
Tiyatrom'da yazanlara ettiği küfürler karşımızdaki kişinin düzeyini göstermiştir bence.
Bu konuyla ilgili daha fazla bir şey söylemeye gerek yok.


Son söz olarak; Tiyatrom ailesinden bir olmaktan her zaman gurur duydum.
Özelde benim, genelde Mersinli tiyatrocuların yüreğinde derin izler bırakmıştır Tiyatrom.
Sayın Ertuğrul Timur'a ve Tiyatrom ailesine sevgi ve saygılarımla..

22 Mart 2008

 
     
 

Ezgi Besen

 Bir Ayrılık Yazısı

Seneler önceydi .Tiyatrom.com henüz var edilmemişti. Bir sonraki cümlesini merakla beklediğim öğretmenim İbrahim Tolunay ‘a heyecanla gidip tiyatro grubunda yer almak istediğimi söylemiştim .O an duyduğum heyecan , sahneye ilk çıktığım zaman duyduğum heyecana benziyordu . Lise Tiyatrosu ,amatör tiyatro deyip geçmeyin gönlüme orada düştü tiyatro sevgisi , hem de pek sağlam düştü. Sadece benim gönlüme değil, Ertuğrul Timur’un gönlüne de ...


Seneler önceydi Tiyatrom.com henüz çok yeniyken. Lise tiyatrosunda Cüneyt Yalaz ‘la birlikte olmanın değerini anladığımız zamanlardı. Aydınlık bir öğretmenin istifa ettiği yıl , ardından birçok öğretmenimizin…Sarıyer’de oyuna gitmiştik. Başrollerde tarih öğretmenlerimiz ,coğrafya öğretmenlerimiz sahnedeki duruşlarıyla her meslekten insanın tiyatroya gönül verip ,tiyatroyla “derdini” anlatabileceğini ,bunun desteklenmesi gerektiğini anlatıyordu. Çünkü tiyatro kimsenin tekelinde olmamalıydı ,konservatuarların veya tiyatrocuların bile.

Seneler önceydi ,oyunculuk eğitimine başladığım fakat henüz “işin” içinde olamadığım zamanlarda , Shakespeare’den bir tiradı nasıl doğallaştırabilirim onun peşinde Afife Jale sahnesinde dolanıp durduğum ve arkadaşlarımla örgütlenip bir oyun çıkarmanın hayalini kurduğumuz zamanlar. Hasan Şahintürk ,Güneş Hayat, Uğur Polat, Emre Kınay, Sumru Yavrucuk gibi oyuncularla çalışma imkanı bulduğumuz zamanlar. Kimimiz konservatuara hazırlanırken ,kimimiz kara kara düşünürken. Tiyatrom.com ‘dan alırdık tüm haberleri.

Seneler önceydi ,bir tiyatro grubunun seçmelerine katılmak için apar topar tatilden döndüğüm bir zaman. Çalışacak sahnemiz olmadığından bir lisenin salonunda prova aldığımız günlerde… Takipçisi olduğum Tiyatrom’un editörü Ertuğrul Timur’un ,Lise tiyatrosundaki “Ertuğrul Abi”miz olduğunu biraz geç de olsa anlamıştım artık

Çok değil geçen seneydi , Tiyatrom’a ilk yazımı yazdığım zaman , ”Oyun dışı” köşemde tiyatro dışına da taştığım ve yazdıklarımın birçok insana ulaştığını hissettiğim o güzel zamanlardı. Yazdıkça yazmak istediğim zamanlar...Zafer Diper’le yolumun kesiştiği ve Bizim Tiyatro’da “SOYTARISOY”u sahnelediğimiz günler. Ertuğrul Timur’un canla başla uğraştığı “GENTİ”oluşumu filizlenmişti. Tutunmuş gibiydik. Heyecanlıydık . Bu oluşum kurumsal eğitim alamayan oyuncuların daha iyi gelişmesi amacıyla ücretsiz , teknik dersler vermeyi amaç edinmiş profesyonellerle dayanışarak ayakta kalmaya çalışan bir oluşumdu. Olmadı , biz 80lerin çocukları sağlam bir örgütlenme yaratamadık. İhmal ettik,dağıldık.

Ve bugün , oyunumuz OLYA’yı sahnelediğimiz günler. Tam da çok inandığım bir işin ortasındayken, mutluyken, yaptığı işe çok inanmış olan bir başka insan , gerçek bir tiyatro gönüllüsü ,çok iyi bir tiyatro yayıncısı ,gönlüme düşen tiyatro sevgisiyle yaşıt bu siteden vazgeçiyor. O’nu iyi anlıyorum. Bir yerlerde bir yanlış var ,bizi yoran ,inancımızı darbeleyen bir yanlış ,biliyorum. Anlamak , bilmek nafile .Tiyatrom’a veda etmekte çok zorlanıyorum.

Gönül isterdi ki “…” ile bitirelim yazıyı. Olmadı. Seneler sonra şöyle yazacağız belli ki “seneler önceydi , çok iyi hazırlanan bir tiyatro sitesi vardı ,uğramadan edemezdik.”

Ne diyelim, sağlık olsun !

 
     
 

Ufuk Tan Altunkaya

İşe Koyulma Vakti

Tiyatro ile yeni yeni tanışmaya başladığım zamanlardı. Heyecanla benliğimi saran bu tutkuyu, o dönem yaygınlaşmaya başlayan İnternet ortamında da kullanmaya niyetliydim. Artık yıllarca sürecek bu heyecan sarmıştı beni, ayrılmayacaktım, ayrılamayacaktım bu bağdan. Karşıma bir site çıktı. Genç Tiyatro. Çok heyecanlandım. Sanki tamamen bana hitaben, tamamen benim için yazılmış bir siteydi.

Yıllar geçti, “Genç Tiyatro” büyüdü, genişledi. Tiyatrom.com yayın hayatına başladı. Yıllardır, Türkiye’deki tüm tiyatro gelişmelerini takip ettiğimiz öncelikli site oldu. Ertuğrul Timur’un öncülüğü ve çabaları ile tiyatro yayıncılığının bu kısırlığı içinde büyük emekler ve çabalar gösterildi.

Bugün, durduğu bu önemli noktada tiyatrom.com kapanıyor. Yayın hayatına veda ediyor. Tek bir yayıncının eli altında, Ertuğrul Timur’un yönetiminde olduğu için, bu Ertuğrul Bey’in en doğal hakkı. Artık bu yorucu yolda ilerlemek istemiyor olabilir. Artık çeşitli haksızlıklara maruz kalmak istemiyor olabilir.

Ancak şu noktayı gözden kaçırmamalıyız: Ağır bir zamandan geçiyoruz. Zaman çok kötü. Tiyatrolar bir bir kapanıyor. Karanlık ülkeye hâkim olmuş. Sevindirici tek bir gelişmeden söz etmek mümkün değil. Bu sadece tiyatro için değil, tüm alanlar için geçerli. Aydınlık yok oluyor. Umuda dair her şey birer birer yok ediliyor.

Bu karanlığın içinde de, tiyatro dünyasının önemli ışık kaynaklarından biri sönüyor. İşte sindiremediğimiz nokta bu. Artık yok oluşlar, kararmalar, bitişler, yıkılmalar dayanılmaz hale geliyor.

Bu noktada bir önemli görev daha düşüyor bizlere. Artık gerçekten eyleme geçme vakti. Salonlar yıkıldı, bir şey yapmadık. Bağırdık, çağırdık, ağladık. Haksızlıklar yapıldı, bir şey yapmadık. Bağırdık, çağırdık, ağladık. Karanlığı göz göre göre kabul ettik. Sadece bağırdık, çağırdık, ağladık. Kuru gürültü, ses çıkarmayan hareketler.
Artık gerçekten işe koyulma vakti. Artık eylem vakti. Tiyatrom.com yıllardır hepimizin sitesi olmadı mı? Tiyatrom.com yıllardır korkusuzca olayların üstüne gitmedi mi? Tiyatrom.com aydınlığa en büyük kıvılcımı çakmadı mı? Ertuğrul Timur bayrağı bırakıyorsa, tiyatro gönüllülerinin, tiyatro sevdalıların bu bayrağı devralma vaktidir. Artık eylem vaktidir. Artık bağırmanın, çağırmanın vakti değil..İşe koyulma vaktidir. Sitemiz hepimizin, işe koyulma vakti…

 
 

 
 

AYDIN ORAK  - TİYATRO AVESTA OYUNCUSU orakaydin@gmail.com

Tiyatro yayıncılığının cesaretini siz giderseniz kim gösterecek?
Yayın çizginizin doğru ve cesurluğu beni çok gururlandırmıştı ilk gördüğümde. Şimdiye kadar kimsenin cesaret edip farklılıklara tiyatro alanında yer verdiğini görmemiştim. O kadar basın metinleri göndermemize rağmen birçok tiyatro sitesi görmezden geldi. Çünkü gönderilen basın metinleri Kürt Tiyatrosu’nun metinleriydi. Biz Tiyatro Avesta olarak basın metinlerimizi iki dilde Kürtçe-Türkçe yazıp gönderiyorduk. Tiyatrom var olan cesareti ikiye katlayıp basın metinlerimizin Kürtçe yazılan haliyle bile yayınladı.

Şuan hala Türkiye’de inkâr edilen bir halkın tiyatrosu da inkâr ediliyor. Boyalı basının yanı sıra tiyatro dergileri, tiyatro internet siteleri hala büyük çoğunluyla bizi, yani Kürt Tiyatrosu’nu görmezden geliyor. Kabullenemiyor.

Ama tiyatrom’un bizim sesimiz oluşu ve Türkiye’nin tiyatro anlamında başarılı ve istikrarlı yayıncılık anlayışını yayın hayatını devam ederek sürdürmesini diliyorum. Çünkü ortalıkta tiyatrocuyum, sanatçıyım, yayıncıyım, demokratım, devrimciyim, sosyalistim deyip dolaşan ve en azıllı şovenistleri bile geride bırakan, farklılıkları hoşgörüyle karşılamayan bir güruh durumunda. Tiyatrom ve sevgili A. ERTUĞRUL TİMUR’un hiçbir şekilde diyalogumuzun olmamasına rağmen, bu çarkı boş laf edip ahkâm kesenlere meydanı bırakmamasını diliyorum.

 
     
 

ORÇUN MASATÇI  - Balçova Belediye Tiyatrosu yönetmeni - Tiyatro Yenikapı

Tiyatrom.Com’a dair….
Ülkemizde yaşadığımız her tartışmada kendimizi bir kavram kargaşası içinde buluyoruz. Sapla saman çoğu kez iç içe geçiyor. Bu durum bazen düşlerimizin anlatımlarını zorlaştırıyor.geçekleştirebileceğiniz bir çok düş bu karmaşanın birbirine dolaşmış ipleri arasında yolunu bulamıyor.
Tiyatro tartışmaları ise yaşadığımız toplumun gerçekliğinde seyrediyor elbette. Oyunculuk çoğu zaman bir dert olmaktan çıkıp, hiç hayal edemeyeceğimiz kültürlerin oyuncağı oluyor. Suların bulandığı bu dönemde,derdinizi anlatmak için bir tek sahneler yetmiyor. Sokaklara çıkıyorsunuz,oyunlar oynuyorsunuz. Ama tüm bu yaptığınızın amacına ulaşması için yazılı bir anlatıma  gereksinim duyuluyor çoğu zaman,
işte bu esnada burjuva medya diye adlandırdığımız gazeteler, internet sayfaları size sayfalarını kapatıyor. Bırakın bir makale yayınlamayı, haberinizi bile yayınlamaktan aciz kalıyor. Medya’ya ağız dolusu küfür etmek ise bize hiçbir şey kazandırmıyor. O zaman “medya olmalı” yaklaşımı ile kendi yayınlarınızı çıkartıyorsunuz.bu da ne yazık ki her zaman yeterli olmuyor. Bu yüzden derdini anlatmaya çalışan sanatçılarının bir çoğu matbaaların önünden geçemiyor.

İşte tam da böyle bir durumda geniş tabanlı bir yayıncılığa ihtiyaç duyuluyor. Malum ekonomik sebeplerden bu daha çok internet üstünden gerçekleştirilebiliyor. Bu anlamıyla Tiyatrom.Com ise bir elin parmaklarını geçmeyecek tiyatro siteleri arasında önemle yerini alıyor. Yazılarınız ve etkinlikleriniz bu site aracılığıyla on binlere ulaşıyor.bu dönemin ihtiyacını karşılamaya yönelik oldukça önemli bir adım atmış demek anlamına geliyor Tiyatrom’un yaratıcısı Ertuğrul Timur için. Diğer yazarlar arasında elbette uyuştuğumuz uyuşmadığımız ve yayıncılık anlayışında aynılaşmadığımız onca şey var. Ama bütün bunları bir zenginlik olarak görerek tartıştığınız zaman bu sadece sizi okuyanların ve sizin değil Türkçe Tiyatronun da gelişimini sağlıyor. Yaşadığımız süreçte er alanda kendini gösteren linç güruhlarına karşı farklı seslere tahammül, ilerici bir hamle olarak belirleniyor.
Ben Tiyatrom.com sürecinde bir arada duran insanların bu birlikteliği başka alanlarda da sürdürmesini umut ediyorum.
Kesin verilen bir karadır ifadesi bu anlamıyla bu yoldan dönüş olmadığını çok net biçimde çizdiği için geriye yönelik adımlar atılmasının istenmesinin ancak E.Timur’u daha çok üzeceği kanısındayım. Bu elbette bir süreç meselesi. Belki de dinlenme arası diyebiliriz.
Sahnelerin yıkıldığı, Aydınların öldürüldüğü,Özelleştirmelerin en üst düzeye vardığı, işçi ve emekçilerin yok edilmeye çalışıldığı, Kürt halkının imha politikalarının sürdürüldüğü, kardeşleşmekten çok düşmanlık politikalarının sanata hakim olduğu bu süreç,duyarlılıkları içinde barındıran ve farklı sesleri kamuoyuna ulaştıran bu yapının sorumluluğunu hatırlatarak ona bir yol açar.
her şeyin bir sonu oluyor.bir çok araç yeterince verim alındıktan sonra terk edilebiliyor. Ama şu muhakkak ki Tiyatrom.Com kapanmayacaktır. İnsanlar internetten bir şey aradığında yine onun sayfalarıyla karşılaşacak ve eski sayfaları, tiyatroya dair bir şeyler arayanlar için yine önemli kaynaklardan olacaktır. Bence bu söz hala geçerliliğini koruyor, iyi ki varsın Tiyatrom.com

 

 
     
 

Orhan Aydın          oaydinoaydin@gmail.com.

Kara gürültünün Orta yerinde kalmak...

Belleği yitik bir toplum olarak, bazı şeyleri yeniden anımsamak akıl zenginliğimize katkılar sunacaktır.
Anımsayalım.
Adolf Hitler’in Faşist partisi (NSDAP), yüzde 44 oy alarak kurulmuştu tahtına. Germen imparatorluğu ve ırkının geleceği için yapamayacağı yoktu.
Bu yüzden milyonlarca insan, binlerce yerleşim alanı, doğa hayvan ve tarih katledildi. Farklı etnik yaşamlara ait kültürel varlıkların büyükçe bir bölümünün toprakla olan bağlantıları bile sökülüp atıldı.

Faşizmin ilk hedefi sosyalistler, komünistler, aydınlar, sanatçılar ve sanat mekanları oldu.

Kafatası avcıları, cinayet listeleri ellerinde kapı kapı dolaşıyor, sokak ortasında insan katlediyorlardı. İnsanlığın geleceğine ışık tutan aydınlanmacılar yarattıkları ile birlikte yok edildiler.
Adolf, tüm dünyanın gözleri önünde, komünistlerin “canına ot tıkamaktan” söz ediyor ve bunun için ne gerekiyorsa yapıyordu.
Bir an için, Berlin meydanlarında yakılan milyonlarca ton kitap ateşinin karşısına geçip, salyalar saçarak kahkahalar atan faşist kalabalıkları anımsayın.
İnsanlığın dünü ve geleceğinin ateşe atıldığı an, işte o an olarak tarihe kazınmıştır.
1935yılının kara bir sonbahar günü.
5 Mart 1934 te iktidara gelen Nazi partisinin ilk işi tiyatroların, operaların, Bale ve Senfoni salonlarının kapısına kilit vurmak, yöneticilerini oyuncularını ve yaratıcılarını tutuklatmaktı.
Aynı anda ulusal gazetelerin yayınlarını yasaklayıp, yazarlarını hapse attılar.
Ülke edebiyatçılarını, şairlerini, bilim adamlarını göz altlarında işkencelerde katlettiler.
Büyük Germen imparatorluğu kurmak için, işgal ve katliamlara karar verdiğinde ise, işgal edilen her Avrupa ülkesinde önce üç alan kundaklanıyordu.
Müzeler, Tiyatrolar ve Kütüphaneler.
Göring’ e bağlı kara gömlekli timlerin ilk hedefleri bu mekanların kundaklanması ve değerli eşya yada eserlere el konulmasını sağlamaktı.
Orta Avrupa da faşizmin ayak bastığı her ülkenin hem geçmişlerini hem de geleceklerini ipotek altına almanın daha kolay bir yolu olamazdı. Avusturya ve Çekoslovakya da halkların kültürel tarihleri ateşe verildi.
Kendinden olmayan tüm ırkları ve inançları yok etmek için güç aldığı yerler ise kiliselerdi.
Faşizm, kiliselerden çan sesleri ile yapılan çağrılarla insan hayatlarının yok edilmesi üstüne ayinler düzenleyerek kara gürültünün ortasından yükseldi.
Yüzde kır dört oy alarak iktidar olmasını sağlayanlar yoksullar, dışa bağımlı sermayenin yerli işbirlikçileri Endüstri ve finans kurumları ve kiliselerdi.
Alman ordusunun içindeki vatanperver güçlerin aktif destekleri ise hiç unutulmamalı.
Bu kısa anımsatmanın, bu günlerde çok işimize yarayacağını düşüyorum.
Ülke olarak içinden geçtiğimiz şu karanlık günlere nasıl geldiğimizin izini sürdüğümüzde ise, yukarıda anlatılan süreçle benzerlikler oluştuğunun tespitini birlikte yapabiliriz.
Elbette ayrışmaların adreslerini iyi saptayarak, Faşizmin bu ülkedeki izini sürebiliriz. Dün milliyetçi geçinen bu “kutsallık” bu gün, “dindarlık” maskesine sığınmaya çalışmaktadır.
Bu ülkeyi, her tarihsel süreçte kana bulayan tüm katliamların altında hep aynı kara adamların, aynı kara siyasilerin parmaklar izleri yok mu ?
Gün gün, isim isim katledilen aydınların yurtseverlerin, devrimcilerin isimleri ile, bilinen katillerinin isimlerini alt alta sıraladığımızda utancın kara resmi ile karşılaşmaz mıyız?
Üniversite önlerinde ya da evlerinde kalleş kurşunlarına hedef olan gençleri anımsayın.
16 Mart katliamını ya da Bahçelievler katliamını anımsayın.
Meydanlarda insanların üstüne ölüm kusan namussuzluğu hatırlayın.
Kimlerdi onlar?
Aynı cami avlusunda topluca namaz kılıp, katliama çıkanlar kimlerdi?
Kimlerdi hu çekerek, elde satırlar çocuk boğazlayanlar?
Kahraman Maraş ta, Çorum da insanların canlarına, evlerine yaşam alanlarına düşmanca saldırıp cinayetleri işleyenler kimlerdi?
12 Mart faşizminin bu ülkeye yaşattığı o onulmaz derin acıların, gözaltlarında işkencelerde ölümlerin, sokak infazlarının, cezaevlerinde mazgal altlarında işlenen cinayetlerin, iplere götürülen gencecik delikanlı yüreklerin sorumluları kimlerdir?
Kimlerdir 1977 1 Mayısında insanlığa ölüm saçanlar?
Ya, 12 Eylül Faşizminin asıl yaratıcıları kimlerdir?
Bu günlerde Uçan kuştan korkan ressam parçasını asıl cesaretlendiren hangi minareden yükselen ezan sesidir?
İnsanların yaşlarını büyütüp asacak kadar, alçakça davranan kaç “devlet yetkilisi” vardır?
Sürek avına çıkmış avcılar gibi; komünist , devrimci, sosyalist, sanatçı, aydın, üniversiteli, sendikacı avına çıkan kaç namussuzluk var yeryüzünde.?
Bu dünya da kaç tane Sivas var? Ateşlere atılıp yakılan kaç canı var insanlığın?
Bu ülkede kültür ve sanata yapılan her düşmanlığın altında da aynı kara düşüncenin ayak izleri yok mudur?.
Yakılan salonları anımsayın, mesela Şan tiyatrosunu. Yasaklanan oyunları anımsayın ve yasaklayanlarına bakın. Hepsinin adresi aynı cami avlusuna çıkar.
Sanata ve sanatçıya bu ülkede yapılan her saldırının arkasında ezan sesi, tespih şakırtısı vardır.
Yasaklanan kitaplar da, gazeteler de, dergiler de, romanlar da, öyküler de, filmler de aynı kara düşüncenin el izlerini görüsünüz.
Bu güne gelindiğinde, aynı kara seslerin çoğulu değil midir üstümüze saldıran?
Sanat alanlarını insan yaşamlarından uzaklaştırmaya karar verip, kentlerin en gözde alanlarını rant avcılarına peşkeş çeken, Sanata, sanatçıya küfreden, giderek düşman ilan eden aynı kara sesler çoğulu değil midir?
Meslek alanlarımızda yarılmalar oluşturmak için “insan satın alan”, döneklere koltuklar sunan, cep doldurmak için göz boyayıp sürme çeken, bütün sanat alanlarında ve ellerindeki belediyelerde de adeta türban üstüne peruk takıp akçe saçan, aynı kara sesler çoğulu değil midir?
Kültürel zenginliklerimizi uluslar arası tekellere peşkeş çekme hazırlığı yapan, insanlığın ortak mirasları tüm kalıtlarımıza “değersiz” tanımlaması yaparak pazarlamaya kalkan aynı zavallılık değil midir?
Cumhuriyetin tüm kazanımlarını tasfiye eden, sistemin tepesine çöreklenip adalet ucubeliği gösteren, Amerikan örtüsünü her sözüne bayrak edinip, emekçi halkın haklarını gasp etmeye hazırlanan, işçi haklarını tırpanlayan, yoksulları daha da yoksul, zenginleri dada da zengin yapan, Ülkeyi borç bataklığına çekip iflasa sürükleyen ve açıktan tüm ortak değerleri pazarlayan aynı madrabazlık değil midir? Aynı madrabazlık değil midir; Tarikatlara ve cemaatlere sınırsız olanaklar tanıyan, Devletin tüm yetkin kadrolarını imamlarla dolduran, cinayetten sanık olup arananları Belediyelerin de işe alan, yoksulun yüzüne kara kömürle gülen, işsizliği yüz kat artıran, yolsuzluğu meslek haline getiren?
Ülkeyi Amerikan mandasının altına sokan, tüm yer altı ve yer üstü kaynaklarımızı emperyalistlere ve tekellerine peşkeş çeken aynı kirli akıl değil midir?
2008 yılının 27 Mart Dünya tiyatro gününü şimdiden karartmaya kalkan, insanlığın ortak evi bir tarihsel mekanı tüm yasaları çiğneyerek yıkmayı aklına koyanlar da aynı karanlık odaklar değil midir?
Nereye gidiyorsun Ertuğrul Timur kardeş_
Seninle kağıtlara dökülmemiş ve altına imza atılmamış ta olsa bir kavlimiz var.
Bu kara adamlara ve tiyatro düşmanı hainlere karşı yeniden ve inatla kavga etmek için, uzunca zamandır ortak aklımızı zenginleştiriyoruz.
Karanlığın orta yerinde duranların çoğalmasına, senin gönlün razı olmayacaktır
Ve sende biliyorsun ki, yaşam adına söylenmiş hiçbir söz sahipsiz değildir.

oaydinoaydin@gmail.com.

 
 

 
 

Kaan Erkam - www.odatiyatrosu.com

Kal da savaşalım -diyeceğim de Ertuğrul Timur da anlamış,çözmüş olayı. Gidiyor.
İyi niyetle ve tiyatro sevgisiyle yıllar öce başladığı yolculukta en sonunda sitesine dalaşanların ağır küfürlerinden sonra yıldı tabii.
Ben içindeyken bile yılıp kaçtım.
Kaç tiyatrocu arkadaşın var diye sorsanız parmak hesabı yapabilirim.
Başına bir bok gelse seni kaçı savunur derseniz o hesabı yapamayabilirim.

Birbirimize bulaşmadığımız yollarımızın kesişmediği birkaç tiyatrocu arkadaşım ve ağabeyim var. Severim. Takdir ederim. Destek veririm. Ararım ararlar vs vs.
Hatta birbirimizin oyununa gideriz.
Devletten ya da belediyeden maaş alıp atan tutanlarla, devletten medet umup birbirine düşenler,tiyatroyu gruplara bölenler,tiyatro yapıyoruz diye ortaya çıkıp bir halt edemeyenler,okul okul kamyonetle gezip peluş kıyafetlerle şarlatanlık yapıp çocukları daha baştan tiyatrodan soğutanlar,ben o yum ben buyum ben başkanım deyip hiçbir şeye kokmayıp bulaşmayanlar,forum sitelerine olumlu değil olumsuzluklarıyla dalanlar falan filan.
Ertuğrul Timur un bir şansı vardı,tiyatrocu değildi. Yani bizler direk olarak isimlere saldıramıyoruz bazen.Öyle tipler var ki haklı olarak karşılarına çıksanız bile size pabucu ters giydirebilirler. Sizle uğraşıp yaptıklarınızı değil yapmadıklarınızı ya da varsa bir hatanızı ortaya atıp kan kusarlar. Ama bu arada tiyatro miyatro da yapmazlar. Ya birilerine yaltaklanırlar ya da hükümete yalanırlar.
Çoğu gerçek tiyatrocu bu forumlardan haberdar değildir. Ama bizler gibi internet i de satışlarında kullanabilen ekipler her şeyden haberdar olurlar ne yazık ki.
Tiyatrocular birbirinin başarısını çekemezler genelde. Hemen bok atarlar izlemedikleri oyunlara bile. Ve hatta sahne sahibi olanlar diğer tiyatrolara fahiş fiyatlar çektiklerinde utanmazlar. Bunlar hakkında yazı yazanlara da diğerleri hemen karşı çıkar.
Yan çıkmak diye bir şey var mı?
Ben bizi tanımadan sevmeyen bir sürü adam bilirim. Ama kin gütmem.
Çok kavgam olmuştur Mustafa Demirkanlıyla ve hatta Ertuğrul Timurla. Ama mailledir kavgalarımız. Mustafayı görüp selam vermiş Ertuğrula ve Mustafaya bir haberin maillerini geçmişimdir.
Ama Ertuğrul Timur’ diğerlerinden ayıran bir şey vardır.
Kavga ederken bile haberlerini yayınlar,tiyatro listesinden adını silmez ve gereken doğrulukta adım atmayı dener.
Bir sürü mail geliyor sahne tozuna ya da diğer gruplara. Haydi tiyatrocular birleşelim.
Yalana bak.

Kim kime el uzatıyor ki birleşelim. Davetlerde ödül törenlerinde millet tedirginlikle göz kaçırırken,kimse kimse hakkında olumlu düşünmezken ekip ruhu nerede?
Hep üzülmüşümdür ve söylerim. On yıl sonra geçmişimizi paylaştığımız aynı sahnede aynı yollara baş koyduğumuz kaç kişi olacak.
Kemal Oruç vardır. Sahne paylaşırız. İş paylaşırız. Nedim Saban ve ben birbirimize iş paslamışızdır. Tiyatro Alkışı desteklerim adam gibi çocuk oyunu yaptıkları için,bilmezler ama benden çocuk oyunu soranlara hep onları öneririm. Ama bir yerlerden hep duyarım-Senin için dediler ki onlar-diye. Aldırmam. Güler geçerim.İşlerini iyi yaparlar ya o bana yeter.
Ertuğrul Timur’un da hataları vardı bence. Forum sayfaları bir çok kişide kötü izler bıraktı. Çünkü bizde adam gibi eleştiri yoktur. Eleştiri tü dür kaka dır boktur.
Ama daraldı adam.
Hiç anlamasam da neden bu işe soyunduğunu,tiyatrocu olmadığı için hem şanslıydı hem de en azından kendince tarafsızdı.
Şimdi onun muadili olarak açılacak siteler muhakkak tiyatrocular tarafından yapılacak ve onların sevdiği ekipler ve sevmediği ekipler olarak haber ayrımı yapılacak.
Neden herkes Ankara’ya kim gidecek tiyatrocular adına diye panikte. Çünkü giden,bazı ekipleri sevmiyorsa-BUNA YARDIM EDİLMEYE-diye bir buyurum yapabilir de ondan.
Gerçekten bir ekibi hiç izlememiş biri gitse ne olacak?
Ertuğrul Timur gitse daha tarafsız olurdu.
E ne diyecek tiyatro dünyası.
Ertuğrul Timur gidince kına yakacak olanlarla üzülecek olanlar ne yapacak.
Kaç kişi TODER’ e al üyeliğini koy cebine diyebildi ki hem?
Sağlam adamdın Ertuğrul Timur,aptal dost yerine akıllı düşmandın kimi zaman ama iyi ki vardın.
Sen git.
Buralar aynı kalacak.
Arkandan su dökenler sadece seninle yola çıkan genç tiyatrocular olacak.

 
     
 

Ali KIRKAR

Sevgili Dostum Ertuğrul,
Sevgili Kardeşim Tiyatrom.com,

Gecen gün seni ziyaret ettikten sonra (sanırım 14 Mart Pazartesi) belki on kez yazmaya başlayıp vazgeçtim...
Sayfalar dolusu şey yazabilirim tiyatrom.com'un getirdikleri üzerine, önemi üzerine, yaptıkları üzerine, tiyatrom.com'un gençlik heyecanı genctiyatro.com'lu günler üzerine...

On altılı, on sekizli yaşlarını süren ama tanıdığımız yaşını başını almış akil(!) adamlara taş çıkartan safiyetleri, samimiyetleri ve dürüstlükleriyle bizi dolduran, kendimizi iyi hissettiren, yeniden umutlandıran o güzel çocuklara dair yazacaklarım bile sayfalarca sürer... Dostluklar üzerine, paylaşımlar üzerine neler neler yazılır...

Ama olamadı dostum, yazamadım kardeşim... 1977 1 Mayıs'ının fotograflarına bakınca içimde uyanan, 3 Temmuz 1993'te olanları TV haberlerinden izlerken içimde uyanan, 19 Ocak 2007 öğleden sonra içimde uyanan o pis his, veda yazısı yazmak için her oturuşumda var etti kendini...
Biliyor musun? Genco Abi'inin Sivas 93 oyunu çok iyiymiş; giden herkes çok beğeniyor ve adeta Sivas 1993'te ölenlere vefa borcunu ödemiş olmaktan kaynaklanan bir katharsisle dönüyorlar evlerine, yuvalarına, çocuklarına ve işlerine... Ben, izlemedim ve izlemeyeceğim de Sivas 93'ü... Neden mi? O acıyla yaşamak, Madımak Yangınının anısına daha yakın olmak için...
Tiyatrom.com için veda yazısı yaz(a)mayışımı da böyle kabul et...
Sevgiyle, esenlikle, emekle...

 
     
 

Laura Deniz Moreau

Bunun iyi bir veda yazısı olmasını diliyorum , umarım olur.
Uzun zaman önce daha 13-14 yaşlarımdayken tanıştım sahneyle. Spot ışıkları , seyirciler , tam bir sihir dünyası! O günden bugüne pek çok oyun izledim , okudum , müziğinde yer aldım , oyunculuğunu devam ettirmesem de , izleyici olarak devam ettim.
"Tam bir birlikti bu dünya. Küçükken fark etmemiştim. " Şimdi görebiliyorum ki Sanat , Bir milletin damarında akan kandan farklı değilmiş gerçekten.

Ancak ne yazık ki her ülkede olduğu gibi bu ülkenin de çürükleri var , diğerlerinin aksine bizimkiler karanlık çürükler. Osmanlının

varoluşundan beri varolmuş , bir süre boyunca Atatürk tarafından engellenmiş ancak yeniden devam etmiş çürükler.
Ancak ; insanlar şunu fark etmediler ki bir çürüğü tedavi etmek istiyorlarsa orayı çürüten nedeni yok etmek gerekir , yalnızca merhem sürmek yetmez.
İşte benim Ertuğrul Timur'a anlatmak istediğim her zaman buydu; "Siz bu siperde çarpışıyorsunuz karanlıkla evet ancak karanlığı yaratanlarla kim çarpışıyor? "

Sahnelerin yıkılması , sanata karşı gelinmesi , tiyatro gruplarının ve sitelerinin yok olması ... Bunlar tiyatro sevilmediği için yapılmıyor ki? Tiyatronun sevilmesinin istenmediği için yapılıyor.İşte bu yüzden , tiyatrom sitesi amacına ulaşmıştır. Tiyatro severler asla bu siteyi unutmayacaktır , tiyatroyu asla unutmayacaktır. Sanatı , unutmayacaklardır.
Bu sebeple için rahat olsun tiyatrom , için rahat olsun Ertuğrul Timur , arkandaki nesil , topladığın insanlar , gözlerini açtıkların , seni ve tiyatroyu asla unutmayacaklardır.
Sevgilerimle , Deniz.

 
     
 

Gılman Kahyaoğlu

Sayın Ertuğrul Timur; Sitenizi kapatma kararınızı ben de tüm yazı yazanlar gibi üzüntüyle karşıladığımı bildirmek isterim. Ancak; böyle kaliteli bir sanat sitesi sizin insiyatifinizde olmakla birlikte bizlerin de sayılır. Kapatma gerekçenizin ne olduğunu
açıklamadan site için bir veda yazısı istemek bir infazı zorla seyrettirmekle bana göre eş değerdir. Ülkemizde infazlar kalktı. KAPATMANIZA NEDEN MADDİ OLANAKSIZLIKSA: Sitenizi (kredi ve banka hesabı şeklinde) makul ölçüde ücretlendirin aylık ya da yıllık üye olalım. GÜNCELLEME VS. GİBİ TEKNİK KONULARSA: Bunu duyurduğunuzda sanırım kendinize yardımcı bulacaksınızdır.

KONU SON GÜNLERDEKİ DÜZEYSİZ YAZILARSA: Kötü söz sahibinindir ve size yazı gönderenler zaten bunun ayırdında. Neden ne olursa olsun böyle bir sitenin kapatılması bana kimi zihniyetlerin düşüncelerini çağrıştırıyor.Kendinizi bu çağrışımdan kurtarmak
ve bizleri kaliteli bir siteden mahrum bırakmamak adına SİTENİZİ KAPATMA KARARINIZDAN VAZGEÇTİĞİNİZİ Müjdeleyiniz ki bu müjde 27 mart DÜNYA TİYATROLAR GÜNÜ'ne denk gelsin

 
     
 

Suat Başkır

“Kimlerden kaçacağımı biliyorum, ama kimlere sığınacağımı bilemiyorum.”
Cicero

Ayrılığa hazır değilken, nasıl veda edilir bilmem ki….

…2000 ya da 2001’di, genç tiyatro diye bir site üzerinden, Müsahipzade Celal, Haldun Taner, Muhsin Ertuğrul, Carl Ebert… ve daha bir çok ustanın eski saman kağıtlara karalı ders makalelerini yayınlayarak başlamıştım don kişotçuluk oynamaya, kutsal bir görev bilinciyle…

Yine tiyatrom aracılığıyla paylaşmak için can attığım bu belgeler nice tez bitirtti. Nice gruba ulaştık beraberce.. zaman geçti, ben yeni bir düş uydurdum, sayfalarında, zaman geçti eleştirmenliğe soyundum, yada toplum bilincine katkıya.. ama bildiğim tek bir şey vardı ki, bu site, benim ülkem veya tiyatrom için yapmaya çalıştığım o küçücük amatör katkılara samimi bir aynaydı.. Muhalif duruşuna kendimce destek vermeye çalıştığım anlarda bile çizgimi kaybetmeden zevk almaya devam ettim yazdıklarımdan. Her şeyin saçma sapan yaşandığı, ulan ne oluyor diyemeden yeni bir içsel darbeyle sallandığımız yaşamımız ve toplumumuz içinde, sesimizi bu kadar bizden, bu kadar samimi, bu kadar…..( her ne ise işte o kadar) çıkarabileceğimiz, kendimizden kendimizin sığınması için ulaşabileceğimiz başka bir alan bulabiliriz umarım.
Şimdi o üzerinden yıllar geçen zamana baktığımda bir devrin kapanmasının hüznü, her an selam verebileceğim, el edebileceğim bir dostun yokluğunu taşımaya çalışacağım bende bizler gibi…
Bu bitişin bir başlangıç için bizlerin birleşik dinamiğini harekete geçirmesi umudum ve sevgilerimle efendim....
“Hoşçakal !Tiyatrom!.. sana hep borçlu kalacağım..…”

(P.S. ne yaptın be Ertuğrul Abi…)

 
 

   25 mart 2008 salı

 
 

rojhat eşin

İnternetteki Yılların Devi Kapanıyor!
17 Yaşındayım Ve Diyarbakır'da Oturuyorum. Bilmem Pek Becerir miyim Veda Yazısı Yazmayı Ama Yürekten Dökülenleri Yazacağım. Tiyatrom.Com İle Tanışalı Yaklaşık 4 Sene Oldu..
Bir Çınar Artık Gölgesinde Oturup Huzur Bulanlara Artık Yeter Göçüp Gidiyorum Buralardan Diyor.

Tiyatro'ya İlk Bir Öğretmenimin Tavsiyesi Üzerine Başladım Bir Tiyatro Grubunda Eğitim Gördüm Ve Sürekli İnternetten Tiyatro

Sitelerini Takip Eder Oldum ki En Kalitelisinden Bir Daha Kopamadım. Hani Gerçekten Sanat İçin Çalışan Bir Sitenin Kapanması Çok Acı. Haberi Kendi Yapan Öyle Hazıra Konmacı Anlayışta Olmayan , Tiyatro'lara Gidip Haber Toplayan , Resim Çeken Özgün Bir Sitenin Kapanması Siz Saygıdeğer Tiyatrom.Com Okurlarını Üzdüğü Gibi Beni de Üzüyor. Tiyatrom.Com da Birçok Yazı Okudum . Mutlu Oldum ki Yazanların Hemen Hepsi Tiyatro' da Birikimli İsimler...Beni Heyecanlandırdı Tiyatrom.Com .Tiyatro'da Her Düşüncenin Yer Alması Herkese Nötr Davranan Bu Site İnsanı Gerçekten Gururlandırdı. Bir Yuva Tiyatrom.Com Bu Yuvanın Yıkılmasını İstemiyoruz. Elimden Ne Geliyorsa Yapmaya Can-ı Gönülden Hazırım. Gönül İster Bu Bir Veda Yazısı Olmasın Tiyatrom.Com Kapanmasın. Tiyatro Bir Ahlak Müessesesi Ve Bunun Bir Ürünü Kapılarını Kapıyor.Bunu Tüm İçtenliğimle Söylüyorum Tiyatrom.Com Sayesinde Buradan Aldığım Cesaretle Kendi Ekibimi Oluşturdum. Haydi 27 Mart Tiyatro Gününde Bizleri Sevindir de Kapatma Şunu Ertuğrul Abi Hepimiz Bu Siteyide Senide Seviyoruz.
Tüm Tiyatrom.Com Okurlarına Saygılarımla Rojhat Eşin :))

 
     
 

rojşin

Pes Etmek Mi? Hayır Tabi Ki De...
İnsanları terk edişlere, geri çekilişlere iten nedir? Sıkılmak, yorulmak, gücü kalmamak ya da kolay pes etmek midir? Hayır. Her hikayede, her hayatta farklı farklıdır terk ediş sebepleri. Fakat kahramanımız Ertuğrul Abi olunca "kolay pes etmek" seçeneğini hemen atıyoruz. Onun bir işe başlamaktaki kararlılığı ve devam ettirme gücü bu seçeneği iptal ediyor. 8 senedir hiçbir maddi kâr amacı gütmeden; yalnızca tiyatronun gençliği ileri götürebileceği, ulusları yeniden şekillendirebileceği bilinciyle yayınladığı tiyatrom.com, Ertuğrul Abi'nin büyük bir yürek olduğunu gösteriyor bize. Bugün, her profesyonel tiyatrocuda bile bulunmayan inanılmaz bir sevgi ve umut...

Gençlere iyi örnek olma, kendini ifade etme fırsatı verme... Örneğin ben piyanistim, her ne kadar sahne sanatıyla ilgili bir mesleğim olsa da tiyatrocu değilim. Tiyatroya olan ilgim sayesinde Ertuğrul Abi'yle tanıştım. Benim tiyatroya olan sevgimi fark edip kendi sitesinde yazma fırsatı verdi bana. Benim eleştirel yeteneğimi ortaya çıkardı. Kendimden beklemediğim şeyleri yapabildiğimi fark ettim onun sayesinde. Ve siteyi kapatma kararını alana kadar da onun umudunu yitirmediğini görüyordum; hoş hala da yitirmediğini düşünüyorum ya. Gelelim terk etme nedenine: Yorulmak ya da gücü kalmamak seçenekleri daha uygun gibi görünüyor. Çünkü böyle bir siteyi tüm zorluklara rağmen yayınlamaya devam etmek için destek gerekir insana. Ertuğrul Abi'nin en çok ihtiyacı olan şey ise manevi destekti. Bu desteği hiçbir şekilde ne medyadan ne de TODER'den ve onun gibi kuruluşlardan alamadı. Onur üyeliği vermekle destek olduklarını söyleyenler, tiyatrolar yıkılma aşamasına gelince hiçbir şey yapmadılar örneğin. İki tane soytarı, tiyatro dünyasının alayına küfürler yağdırdı, bu örgütler hiçbir şey yapmadılar. H. Ulvi Alacakaptan da Facebook üzerinden ikilinin tiyatrocu olduklarını savundu. Sadece gülebiliyorum Alacakaptan'ın tavrına ve yazdığı seviyesiz yazılara. Buna amatörlük diyorum ben sadece. Profesyonel olmak bütünüyle bir sanatın her yönünü profesyonelce düşünmek demektir. Müzikte de böyledir bu. Haliyle bu kuruluşların tavırlarını da amatörce görüyorum ben ve artık profesyonelliğin böyle ayağa düşmüş olduğu bir toplumda tiyatro adına bir şeyler yapmanın anlamsız olduğunu düşünen Ertuğrul Abi'ye destek veriyorum. Yalnız kendisinin tamamen tiyatroyu bırakacağına inanmıyorum; yorgunluktan ve sıkıntıdan dolayı patlak vermiş bir dinlenme arzusu bu. Belki tiyatrom.com olmayabilir ama başka bir yolla tiyatronun ucundan tutacağına inanıyorum gelecekte. Ve her şey için teşekkür ediyorum Ertuğrul Abime... Her zaman arkadandayım...

 
     
 

Kemal ORUÇ

SANA “ABİ” DİYEBİLİR MİYİM?
Şimdiye kadar yaptığımız bütün yazışmalarda “Ertuğrul Bey” veya “Sayın Timur” demiştim; peki şimdi sana “abi” diyebilir miyim?
Yazarlığımın daha bebeklik döneminde tanıştım tiyatrom.com ve seninle abi… Çocukluk döneminde, en yaratıcı çağında yazarlığımın, sen gidiyorsun.

Üzüldüğümü düşünme sakın! İnan ki, bir an bile, hiç üzülmedim. Çünkü biliyorum ki Ertuğrul Abi yine bir yerlerde tiyatro için, aydınlık gelecek için, eşitlik için, özgürlük için mücadele etmeye devam edecek ve biz bu mücadelenin bir yerinde, öyle ya da böyle, yine karşılaşacağız ve omuz omuza olacağız.
Tiyatrom.com’da 8 yıllık mücadeleni hiç kimse unutmayacak! Bu ülkede kimisi konuşur; kimisi çalışır, ter döker. Çalışmalarını unutmayacağız abi.
Bugün, bitirdiğim bir kitapta, Komik- i Şehir Naşit’in ölmeden hemen önce şunu söylediği yazıyordu: “Gözüm arkada kalmayacak; çünkü Adile ve Selim gibi iki pırlanta bırakıyorum sahneye, giderken…”
Sen arkanda nice Adileler nice Selimler, Ahmetler, Ayşeler bıraktın… Senin siteni model alıp da Tiyatral Bilgi Deposu’nu yaptım. Sonra onlarca tiyatro sitesi çıktı. İşte bunlar tiyatrom.com’un çocukları…
Yolun açık olsun abi, yolun açık olsun.
25.3.2008

 
     
 

Mustafa Demirkanlı

Şimdi Tam Zamanı...
Demek ki sekiz yıl olmuş Genç Tiyatro’ya yayın yaşamına hoş geldiniz, arşiv vs ne gerek duyarsanız, biz buradayız, genç arkadaşlar kolay gelsin, diyeli. Teşekkür ederim, sağ olun ama pek de genç sayılmam, yanıtını alalı. Bir süre sonra ise artık karşımızda TİYATROM vardı. Sonrasında karşılaşmamız, tokalaşmamız için sanırım 5 yıl gerekti, tokalaşmak için ise Bursa’ya gitmemiz gerekiyormuş

Ertuğrul, ekranda gördüğümüz sanal bir sayfa yapmıyordu, ona her zaman can verdi, kişilik kazandırdı ve hep geliştirdi. Her hafta yeni bir tasarımla çıktı karşımıza, aksatmaksızın, atlamaksızın tüm haberleri okurlarına aktardı. Tiyatronun yanında oldu, muhalif duruşundan hiç taviz vermedi. Haber yaparken eleştirilecek ne varsa eleştirdi, kişi veya kurum ayrımı yapmadı. Çok da düşman kazandı doğal olarak. Ama gazetecinin kaderi bu değil midir? İyi dersen iyi olursun, biraz eleştirdin mi küsüverir en yakınındakiler bile. Ertuğrul’da bunu yaşadı sürekli, ama hiç kimse açık açık konuşamadı, arkasından konuşanlar çok oldu. Ertuğrul’a en ağır gelen de buydu.

Genç bir insandı tanıdığımda, şimdi de genç, çünkü hep gençlere inandı hala onlara inanıyor. Kirlenmelerini ne kadar önleyebilirim diye kafa yoruyor ve onlar için üşenmek nedir bilmiyor, gecelerini hiç sakınmaksızın onlara ayırdı, ayırıyor.

Ertuğrul internet yayıcılığında bir ekol oluşturdu fakat çıtayı çok yukarı kaldırdı, o çıtaya ulaşmak hele hele geçmek çok kolay olmayacak kimse için. Habercilik anlamında ulaşılsa bile bu ruh bir daha yakalanamaz ve hiçbir zaman tiyatrom tadında bir yayınla karşılaşamayız. Tiyatrom’un bir formülü vardı ama o yazılı bir formül değildi, Ertuğrul’la birlikte yaşayan ve gelişen bir formüldü, kırıldı, parçalandı… Tekrar Tiyatrom’u yayınlamaya karar verse, kararını değiştirse, o bile bu tiyatrom’u yapamaz. Yapamaz, çünkü kalbiyle yaratıyor, can veriyordu. Arkadaşları, inandığı tiyatro insanları kalbini kırdı, artık kalbi kırık genç bir adam O.

Evet sevgili arkadaşım, zor bir karar verdin ama doğru bir karar verdin.

“Şimdi Tam Zamanı...

Bazen göz almak, göz vermek yerine tatlı bir tebessüm yeter de artar bile sevdiğinizle ayrılırken, Lepiska Saçları’nı okşamak yerine, biraz uzaktan bakmak gözlerinin içine, yüreğinin derinliklerini utangaç ama umutlu olarak izlemek, elini uzattığın an yakalayacakmış gibi hissetmek ama yakalayamamak, ayrılıkların en anlamlısıdır... yarına ertelenmiştir vedalaşmak... şimdi tam zamanıdır ayrılığın.” (1)


(1) Birgün Gazetesi’ndeki veda yazımdan.

 
     
 

Prof.Dr. Özdemir Nutku

 

Asla Vedalaşmıyacağız

Değerli genç dostum Ertuğrul,
sende bu dürüstlük, bu berrak zekâ, çalışkanlık ve tiyatroya olan sevgi oldukça asla vedalaşmıyacağız.

İlerde nice etkinliklerde yine senin başı çekeceğine eminim. Emeğin için teşekkürler. Tiyatroyu bırakma. İçten sevgilerimle

 
     
 

İdil Engindeniz

 

çok doğru şeyler söyleyerek gidiyorsunuz
Merhaba,
Su anda Fransa'da yaşıyorum, ustelik tiyatronun gobegi olan Paris'te degil, Grenoble diye kucuk bir sehirde. Tiyatronun yasayan efsanelerinden kimilerini canli seyredip yazma firsatim olamaz belki ama burada neler oynaniyor, yeni metinler, yeni arayislar, yeni tartismalar nelerdir, vs gibi konularda ben buradayim. Adana, Istanbul, Mersin temsilcisi degil ama Fransa habercisi olabilirim. "Birak simdi Fransa'yi, uzakta olsan da su konuda bize daha cok yardimci olursun" derseniz onda da varim. Anladım, siz yoksunuz artik ama cok dogru seyler soyleyerek gidiyorsunuz, umarim benden baskalari da vardir, mutlaka vardir.
hoscakalin

 

 
     
 

Ahmet Yılmaz

 

 
merhaba Ertuğrul bey
Ben Ahmet Yılmaz, ortaokul sıralarındayken tanıştım tiyatrom.com ile, içinde tiyatro aşkıyla yanıp tutuşan küçücük bir çocuktum. Şimdi ise 20 yaşında, ankarada tiyatro (oyunculuk) eğitimi gören bir oyuncu adayıyım. Tiyatrom'un üzerime çok emeği geçti, onla başladım bu yola, koşturdum, çabaladım, yolları aşındırdım ve sonunda tiyatro bölümünü kazandım... Yıllarca benim için bir sürü şey yapan tiyatrom için şimdi de ben bir şeyler yapmak istiyorum...

Ankara da bulunan başta devlet tiyatrosu olmak üzere tüm tiyatroların oyunları hakkında bilgi verebilirim, normal zamanda da bütün oyunları izliyorum, en azından bi amaca hizmet etmiş olurum. Oyunların oyuncularıyla ve yönetmenleriyle röportaj yapabilirim.. tiyatro bölümünde okumam dolayısıyla hocalarım tarafından da iyi bir çevrem bulunuyor tüm yönetmen ve oyuncularla çok rahat bağlantı kurabilirim.
Oyunlarla iligili eleştiri yazıları hazırlayabilirim. Ankara da bulunan tiyatro okullarının tanıtımları ve sınav sitemleri üzerine yazılar hazırlayabilirim. Gerektiğinde Prof. Dr. Sevda Şener, Lemi Bilgin, Erhan Gökgücü, gibi isimlerle bağlantı kurarak tiyatrom için yazı yazmalarını rica edebilir yada onlarla röportaj yapabilirim.
Ankara da bulunan üniversitelerin tiyatro toplulukları ve kulüpleriyle bağlantı kurup, topluluk tanıtım yazıları, oyun tanıtımları ve eleştiri niteliğinde yazılar hazırlayabilirim. Ankara da yapılan festivallere katılıp, onlar hakkında çalışma yapabilirim. Ve en önemlisi ben bütün bunları yapabileceğime söz verebilirim..
önemli olan birlik olabilmek, paylaşım sağlamak ve sorumluluk bilincini arttırmaktır.. Eğer kabul ederseniz ve iyi bir ekip olabilirsek, ben elimden gelen her şeyi yapmaya hazırım, böylece eskisi gibi tiyatrom.com her hafta yayınlamaya devam edebilir. Tiyatrom.com 'un geleceğe büyük bir miras olması dileğiyle...
Bu güne dek yapmış olduğunuz çalışmalar için teşekkürü borç bilir, saygılar sunarım.

 
     
 

Ümit Kireççi

 

“Veda” edilebilir mi gerçekten?
“tiyatrom.com kapanacak” haberini duyduğumda ne diyeceğimi şaşırdım bir an. Ne yazacağımı ise hiç akıl edemedim uzun süre.
“Veda” için ne denebilir ki?

 

Çocuk ve çocuk tiyatrosu ile ilgili kendisine gönderilen soruları bana yönlendiren tiyatrom giderse o sorular bana ulaşır mı? Sorular yanıt bulur mu artık? Peki, en ufak meselede ben tiyatrom’a yazarak danışabilir miyim bir daha?
Zor şey “veda” etmek.
Ama herkes bir şeye, birilerine veda etmiyor mu?
“Veda”, Ertuğrul Timur’a “veda” denince aklıma Antigone geldi nedense…
Antigone, birbirlerini mızraklayarak öldüren kardeşlerine veda edebildi mi? Hatta veda etmek yerine onlara eşlik etmeyi, ölmeyi göze almadı mı?
İki kardeş… Birisi inandığı değerler için başkaldıran, diğeri inandığı değerler adına savunmada kalan iki kardeş. İkisi de ölümüne çarpışan iki kardeş. Ve her ikisi de öldüklerinde defnedilecek iki kardeş.
Ya da edilmeyecek…
Sistemi savunan ve sorgulamayanın gözüne iki para konarak iki paralık bir cenaze düzenlendi okuyan hatırlar. Aman ne iyi. Zaten gözünü yaşarken para bürüyenleri düşününce bu gömülme şekli ne de akılcı geliyor. Davullar çalar o cenazelerde, ağıtlar yakılır, büyük gürültüyle gözüne para konmuş sistem savunucusu uğurlanır.
Bir yanda sadece…
Diğer yanda sorgulayanın, baş kaldıranın naşı akbabalara atılır. Cenazesi olmaz o kişinin, sistem onu gözüne para koyarak ödüllendirmez (!), sessiz sedasız unutulmaya terk eder…
tiyatrom.com sorgulayarak ve karşılık beklemeyerek mücadele etti var olduğu sürece. Şimdi vedası edilecek. Ama, yok, onu sessiz sedasız uğurlamayacağız. İdealist birini, Ertuğrul Timur’un eserini gürültüyle uğurlayacağız. Davul çalmayacağız. Gözüne zinhar para koymayacağız. Sadece saygıyla uğurlayacağız. Ama asla ağıt yakmayacağız. Belki gün gelecek Antigone gibi yapıp “yeter ama ya, of” diyerek onun yanına gideceğiz.
Ya da… Gerçek hayattayız onu yanımıza getireceğiz.
Hem zaten kim “veda” etmek ister ki?

 
     
 

Mehmet Ergen

Sevgili Ertuğrul Timur,
Bugüne kadar olağanüstü özverilerle yaşamasını sağladığınız sitenizi kapatma kararınızı saygıyla karşılıyorum. Ülkenin bir çok yerindeki ve yurt dışındaki bir çok tiyatroyu bir tek adreste buluşturdunuz, bir çok insana yol gösterdiniz. İyi dinlenmeler diyorum, çoktan hakkettiniz. Artık genç

kuşakların polemikten uzak, yapıcı, bilgilendirici yeni oluşumlarla bıraktığınız yerden takip etmesini umuyorum.
Saygılar.
Mehmet Ergen
www.talimhanetiyatrosu.com
www.arcolatheatre.com

 
     
 

AYTÜL LİMAN

 

Ben şimdi ne desem boş.. Ne sanata, ne sanatçıya ne de sanat için bir şeyler yapmaya çalışana saygı kalmadı. Azaldığını görüyordum ama artık neredeyse bittiğini görmek çok ağır geliyor.. Sızlatıyor yüreğimi inceden.. Nasıl da amansızca hiç ediyorlar emeğimizi/emekleri.. Nasır tutmuş yürekler “BİZ ŞİMDİ NE DESEK BOŞ...” Ama biliyorum buna/bunlara sebep olan herkes bir gün o planlarının altında kalacaklar ve kimse olmayacak yanlarında yalnız ölecekler.. Hatta ölemeyecekler..
“SANATSIZ KALMIŞ BİR TOPLUMUN ANA DAMARLARINDAN BİRİ ÇATLAMIŞ DEMEKTİR...”
Ertuğrul abi ve emeği geçen (Adem abi beni EKOL DRAMA SANAT EVİ’nden hatırlarsınız belki Ayla ALGAN için röportaja gelmiştiniz..) herkese kendi adıma çok teşekkür ederim.
Ellerinize, yüreğinize, emeğinize sağlık. Her şey gönlünüzce olsun.
Aydınlık yarınlar ve tiyatro dolu günler dilerim.....
Saygılarımla
 
     
 

Volkan Ramones

 

Ben bir tiyatro aşığı mıyım? Hiç sanmıyorum. Tiyatrom’un kapanışı karşısında da duygularım bana kalsın. Ben fikirlerimden biraz bahsetmek istedim sadece.

Dünya bir tekelleşmeye doğru gidiyor. Özgürlük getireceği söylenen tüm neo liberal yönelimler açıkça çöktü. Tıpkı totaliter rejimlerin çöküp yıkılması gibi… Ama bazen çöküş ile yıkılış arasında çooook uzun yıllar vardır!!!  Dünyanın neresinde giderseniz gidin restoran önünde bekleşen fahişeler, eski  çocukluk arkadaşlarımız  yeni junkie’ler, her gün sömürülen aşağılanan mülksüz emekçiler… Açıkça gördük ki Habermas’ın dediği gibi zenginlik arttıkça, üretim çoğaldıkça insanlar daha mutlu olmadı. Özgürlüğe kavuşmadı.  Çünkü mesele hiçbir zaman üretimi arttırmakta değildi ve hiç de olmadı. Tersine onu “arttırmak” ve “adilce bölüştürmek” arasında derin bir sözcük anlamı farkı vardır… Peki kaynakları neden eşitçe bölüşmek isteriz?  Tüm profesyonel eski solcular, sözde özgürlükçüler artık bu nedeni unutmuş gibi görünüyor. “Kaynakları eşitçe bölüşmek isteriz, çünkü efendi istemeyiz. Çünkü gücü, iktidarı eşitçe bölüşmek isteriz” de ondan diyemiyorlar bile. Hadi onlardan bir adım öne gidelim. Hadi biz diyelim…

Gitgide tekelleşiyor bu dünya… Totaliteyi kırmak isteyen “serbest piyasa” , dünya finans-kapitalini ve sermeyeyi bütünleşmesiyle yeni bir totaliteye doğru koşar adım gidiyor. Rekabet, serbest piyasa, tek dünya devleti diktatoryasına gidiyor. Diktatör yerine bir CEO, tüfek yerine bizi aptallaştıran bir TV programının olması bizi gerçekten özgürleştiriyor mu? Daha beş yıl önce tüzel bir kurum olarak “şirket”  kavramını bir bireyi ele alır gibi ele alıp deney yapan psikiyatrlar onun–hem de Dünya Sağlık Örgütü’nün standart kriterlerine- göre hasta ekonomik oluşumlar olarak tanımlamadı mı? Her gün her adımımız takip ediliyor. Bizlere hukuk masalları anlatılırken, “her şeyin alternatifi var” denerek önümüze sahte yalancı biçimler sunulurken bizler hala “görünmez kaza”lara kurban veriyoruz. Gelecekte sudan güvenlik tehditleri  ve manüplasyon karşısında haklarımızdan kendi isteğimizle vazgeçeceğiz.  İsterseniz bir kere daha düşünün bu birilerinin kafamıza silah dayamasından daha mı özgürce…

Peki bunların tiyatrom sitesiyle ne alakası var? Şu alakası var:  Tiyatroyla, sanatla ya da her ne haltsa ilgilenirse ilgilensin, “kaliteli” ya da “kalitesiz” olsun, bize hitap etmesin ya da etsin ciddi bağımsız bir kale daha düşüyor. Düşsün, bırakalım düşsün! Zaten yeni kaleler yapmasını bilmiyorsak onu da hiç haketmemişiz

50’lerde “sahibinin sesi” taş plak devrinden, medya kartelleri döneminden beri sadece patronların ve onların maaşlı uzmanlarının onayladığı şeyleri okuduk, dinledik, izledik. Ta ki 60’ların sonundan 90’lı yılların başlarına kadar sürecek olan bir başlama vuruşu yapılana dek. Bir gün birileri çıkıp bağımsız olanın da kitleselleşebileceğini söyleyene kadar, sonuna kadar bağımsız kalmak İSTEYİP buna karşın marjinal kalmak İSTEMEDİĞİNİ söyleyene kadar…  Ve sanayileşmiş ülkelerde birbiri ardına indie label denen müziğe ve sanata ilişkin bağımsız aracılar, distrolar denen kişisel ağlar kurmaya başladılar. Yarattıkları kadar onun nasıl dağıtıldığının da içsel bir sorun, yapısal bir konu olduğunu düşünüyorlardı. Hırsla vicdanlarını rahatlatmak aptal zenginler hayırseverlik yapmıyorlardı, sadece inandıklarını şimdi ve şu andan inşa etmeye dair bir inancı hayata geçiriyorlardı. Dünyayı bir ağ gibi sarmaya çalıştılar. Onlardan bazıları kolektivist fikirlerle dayanışmanın mümkün olduğunu, anti kitlesel anti dayanışmacı olmak gibi düşmanı kendi silahıyla vuramayacaklarını haykırdılar… Bazıları bunu hiç düşünmeden sadece keyfini çıkardılar! Asla seslerini duyuramayacak insanlar kitleselleşebiliyor yeni alışkanlıklar ve yeni tecrübeler kazandırıyordu. Ama oyun daha başlarken galip belliydi.  Öyle ki bugün hepsi tuz buz oldu, çoktan dağıldı, kırıldı, gitti… Ama ardında bugün büyük plak şirketlerine emanet edilen ve kimilerinin hala zevkle dinlediği –ki artık ben artık bu zevki pek paylaşmıyorum-  Nick Cave’i, Stone Roses’ı, Violent Femmes’i, The Smiths’i, Simon Boney’i ve daha nicelerini  bırakarak…  Şu an kitlesel-bağımsız bu sanat aracılarının hemen hepsi, bu  “indie makine”leri büyük müzik kartellerine bağlanarak yitip gitti. Ağ dağıldı… Her şey küle döndü.

 Ben buna “indie makinası”nın kırılması diyorum… Çoğu insan artık kontrolün mümkün olmadığını söylüyor ve internetin herkesin kendini ifade etmesi için herkesi özgürleştirdiğini bağırıyorlar. Hayır… Durum hiç de öyle değil… Söyledikleri sadece ama sadece –kısmen- doğru… Sistem bu kez de bizi malzeme bolluğuna, tüm kıymetli şeylerin etiketsizce kırılıp dökülmüş, ayırt bile edilemeyeceği, adeta kullanılamayacağı, kendi kültürü olmadığı için tehlikesi de az olan her şeyin üst üste yığıldığı bir çöplüğe attı… Bir ayda üye sayısını milyonlara çıkarıp ortalığı kasıp kavuran “kişisel dışavurum” site ve yazılımları o kadar uyaran üretiyorlar ki artık herhangi birimizin bunu değerlendirebilecek ve birbirinden kolayca ayrı edecek gücü yok. “My Space, Facebook ve diğerleri…” Bir düşünün… Her şeyi birden elimizden almakla, bir anda kullanamayacağımız her şeyi tepemize yığmanın özgürleştiricilik açısından birbirinden ne farkı var ki…  Nasıl olsa ikisi de bizi körleştiriyor. Üstelik bu tepemize yığılma keşke gerçekten söylendiği gibi bir özgürlükle yapılsa… Daha geçen gün sayıları 5 bini geçen bir çalışan direnişi grubu facebook yönetimi tarafından sansüre uğradı… İpler hep ama hep onların elindeydi. Bize özgürlük verdiklerini söyledikleri zaman, yada bizi koruduklarını söylediklerinde… Sürekli onların ellerindeydi…

Tüm yaşamım boyunca yaptığım müziklerde, projelerde, yazılarımda, kompozisyonlarımla “yeni” olanla ilgilendim, önceden göremediğimiz şeylerin şaşırtıcılığı ile ilgilendim. Binlerce önce bazı insanların da bunları gördüklerini görüp hayrete düştüm. Sanat alanında çalışırken ve tüm bunları yaparken özgürlüğün alınıp-satıldığını gördüm çoğu kez. Evet farklı seslerin de bir hiyerarşisi vardı ve onlar da tıpkı diğer her şey gibi tehlikesizleştirilmek için kontrol ediliyorlardı. Lobilerle, sendikalarla, hatta partilerle… Özgürlük olarak ve insanların kanlarıyla kazandıkları her şey aslında çoktan yanıp kül olmuştu. Sadece bir oyuncak gibi elimize verilmişlerdi. Oysa kazandığımız özgürlükleri çok geçmeden elimizden alıp bizim elimize çoktan sahtesini tutuşturmuşlardı. Fransız devriminde, Amerikan bağımsızlık savaşında, Bolşevik devriminde, hatta bizim coğrafyamızda bile… Senaryo her yerde aynıydı… Ama tüm bu aldatmaya kanmayan gerçekten bağımsız ve iktidar ilişkilerinin dışında kalarak yaşamaya çalışan ve bunun toplumsal olarak yaşanabileceğini düşünen tek tük yönelimler her zaman oldu ve olacak… Belki ileride bu girişimler çok daha kuvvetli olacak ve gerçekten kontrol mekanizmalarını alt edilebilecek.  Emretmek yerine dayanışmayla, efendilerin günlük hayatlarımızda bize sundukları küçük, “cehennemi” o kaos yerine, örgütlenmeyle birbirimizi ve kendi kendimizi kontrol etmeye başladığımız zaman anlayacağız ki siyaset, sanat ne halt olursa olsun mücadele ettiklerimizle kendi metotlarımızı  kullanarak başarılı olabiliriz…

“ Eğer onları asacak ipi onlardan satın alacaksanız kendilerini asmanızı umursamazlar” diyordu Michael Moore kapitalistler için bir belgeselde…  Ama büyük bir hata yapıyordu.  Çünkü her şeyden önce mücadele edenler birilerini asmak için mücadele etmiyorlar.  Ne de savaştıkları şeyin aynısına dönüşmek…  Ayrıca bunu isteseler bile o ipleri bize satmazlar sevgili Moore… Fazla iyi niyetlisin ve tam da bu yüzden hiç de şansın yok. O ipleri bize vermezler. O ipleri ve onları altedeck olan o kültürü ve diğer her şeyi de ancak onların izni dışında, onların (aslında emeğimizle kendi adımıza çoktan kazanılmış ve bizim olmuş olan) üretim ve hizmet araçlarıyla -bu kez ve ilk- kez kendimize, kendimiz kullanmak için ancak ve ancak biz yapabiliriz.  Çünkü tüm bu pislik bizim eserimiz. Temizlemeye çalışmazsak insan olmamızın bir anlamı yok. Yaşamamızın bir anlamı yok…    

Topu topu birkaç yazımla katıldığım ve düzenli takipçisi de olmadığım “Tiyatrom” deneyimi de işte tiyatro adına gerçek anlamda bir bağımsız yayıncılık denemesiydi. Hatta başkasının haklarını savunmak için bir hakareti, bir küfrü yayınlamadı diye sansürcülükle suçlanırken bile, kimileri tarafından bir çıkar aracı olarak kullanılırken bile, potansiyel bir tehlike olarak duracağına sahte “dostluk eli” uzatalım denirken bile… ve diğer tüm yıpratıcı tahminlerimin ötesinde gençlerin, kirlenmemiş insanların heyecanı ile…

Sevgili tiyatro severler… Ben sizin gibi bir tiyatro sever değilim… Kendi halinde bir müzik-performans sanatçısıyım. Bu tiyatrodan anlamadığım anlamına gelmiyor. Aksine anlarım. Bu sadece benim onun tekniklerini kullanmadığım anlamına geliyor. Tıpkı filmlerimde sinematografi kullanmadığım gibi… Kimse kusura bakmasın ama gördüğüm şey mide bulandırıcı…

Böyle bir sitenin açılmasına -sizin için, sizden biri olan bir insan tarafından- ihtiyaç duyuldu. Şimdi de aynı kişi aynı ihtiyacı hissetmiyor. Belki başka şeyler yapmak istiyor. Anlayışla karşılamaktan başka yapabileceğimiz ne var ki? Diyebileceğimiz ne var ki? Kendini kandırmasını sürdürmek mi… Gerçekten bağımsız olmasaydı, gerçekten hiyerarşik metotlarla çalışan biri olsaydı kolayca onu kandırabilirdik değil mi? Sonsuza kadar bu siteyi hazırlaması için türlü numarayla onu dize getirirdik. Ama yapamayız. İşe yaramaz. Kanımca bunu denemek bile boşa vakit kaybı olur… 

Tiyatro, sanat, müzik, sinema, siyaset, yayıncılık, edebiyat… Her ne haltsa… Umurumda bile değil… Umurumda olan tek şey tüm bu yarattığımız dünyanın içinde artık bağımsız, özgür işler yapmak için görevin, sıranın kendimize de geldiğimizin farkına varmamız…

Bizler;  üstünde salyalarını akıtarak onu becermeye çalışan budala bir adam varken sadece çocuğuna yemek göndermeyi düşünen Moldovya’lı fahişeler yarattık, Uzakdoğu’da oyun nedir bilmeyen, para nedir bilmeyen çocuk köle işçiler yarattık. Her gün binlerce şey üretirken sadece köleliğini devam ettirsin diye önüne atılan kemiği almak zorunda olmaktan başka çaresi olmayan ve her eve gittiğinde televole izleyip kendini biraz olsun konforlu hissetmeye çalışan maddi-manevi milyonlarca mülksüz yarattık. Doğayı mahfeden hırslarımızla bencil şirketleri yetiştiren, onları palazlandıran makineleri çalıştırdık… Kendi Filistin askılarımızı, kendi kendimizi takip araçlarımızı bizlere uygulasınlar diye kendi ellerimizle bizler ürettik ve hala üretmeye devam ediyoruz.

Sanattan medyaya, futbol endüstrisinden, izlediğimiz filmlere kadar tekeller kuran bizi budalalaştıran koca bir makine inşa ettik… İşte şimdi bunu yıkmanın tam zamanı… Çünkü bizler yaşamak için efendilere ihtiyaç duymayacağımız bir kültür inşa edebilecek kadar erdemli ve akıllıyız. Her zaman öyleydik. Sadece bunu göremiyorduk. Ne bu pisliği yıkmak ne de yıktığımızı yeniden yapmak için efendilere ihtiyacımız yok… Bunun için sadece ufacık bir şey yaparak en önemli adımı atabiliriz. Bu koskoca pislikler içinde kendi hayatımıza dönüp kendi küçük pisliklerimizi görerek… Orada tıpkı Wilhelm Reich gibi büyük insanların ön gördüğü sistemi besleyen tek şeyin tüfekler, tanklar ya da para olmadığı, onu besleyenin kendi hayatlarımızdaki -pastanın içine yerleştirilmiş demir parçaları gibi duran- pislikler olduğunu, kendimizin de, bu koca kokuşmuş makinenin parçaları olduğumuzu göreceğiz… Ve o makinayı kırmak için yeterli tüm motivasyona ve beceriye sahip olmanın yollarını hem de en küçük fırsatları kollayarak ve çözümleri el yordamıyla bularak aramaya başlayacağız. Bu koca hizmet makinesinin, onun bizi kullandığı ve bizi ittiği yönün aksine doğru hep birlikte geri çevirmemiz gerektiğini anlayacağız. Dayanışmanın, düşmanlığın ilacı; örgütlenmenin, ezilmenin panzehiri; dönüşmek, dönüştürmenin, bunu için savaşmanın bizler için bir kader olduğunu anlayacağız.

Ey cemaati Tiyatrom.com okurları… Ey tiyatrocular…Ey seçkin sanatseverler… Ne sizin Şekspriniz, ne Moliere’iniz ne de Mozart’ınız -söz konusu toplum olduğunda benim zerre kadar umurumda değil… Ne de toplumu onlarla bilinçlendirmeye soyunmanız umurumda…  Ne eğitim politikası tasarılarınız ne oy pusulalarınız ve ne de o “topluma her zaman önderlik edecek birilerine ihtiyaç vardır. İşte biz de bu görevi yürütüyoruz” muhafazakarlığınız…  Aptal seçkinciliğinizi kendinize saklayın. Çünkü gerçekten bu artık insanların ilgisini çekmiyor… Ve zaten bunun için de endişe buyurmayın bunların hepsini Bill Gates de, David Rockefellar da kendine her gece söyleyip kendi kendilerine antlarını içiyorlar zaten…

İşte tüm bunların hepsini istediğiniz kadar yapmaya devam edin ki yapıyorsunuz zaten….

Ama ne yaparsanız yapın ve o şey neyle ilgili olursa olsun…

Bir de benim dediğim gibi yapmayı deneyin…

Hoşça kal Tiyatrom… Sakın bir daha geri dönme… Ta ki biz seni gerçekten kendi ellerimizle -hem de çok daha iyi bir biçimde- yeniden yapana dek.

 

 
 
 

Facebook Grup Bir zamanlar Tiyatrom.com vardı