tiyatro...devlet tiyatroları İstanbul şehir tiyatroları özel tiyatrolar amatör tiyatrolar gençlik tiyatroları çocuk tiyatroları tiyatro kursları tiyatro okulları tiyatro dünyasından haberler aylık programlar oyun eleştirileri kaynak sayfalar tiyatro...devlet tiyatroları İstanbul şehir tiyatroları özel tiyatrolar amatör tiyatrolar gençlik tiyatroları tiyatro kursları tiyatro okulları tiyatro dünyasından haberler aylık programlar oyun eleştirileri kaynak sayfalar tiyatro...devlet tiyatroları İstanbul şehir tiyatroları özel tiyatro tiyatro...devlet tiyatroları İstanbul şehir tiyatroları özel tiyatrolar amatör tiyatrolar gençlik tiyatro tiyatro...devlet tiyatroları İstanbul şehir

Orhan AYDIN

Nazım Hikmet Kültür Merkezi

oaydinoaydin@gmail.com


ORHAN AYDIN TİYATROM YAZI ARŞİVİ

İlk yazısı

44 yıl sonra bu gün..

KAPI ARALIĞI

KIPIR KIPIR

Sezon öncesi…

Sevgili Ustam  TUNCER NECMİOĞLU

Taksim Sahnesi tarihe karıştı..

Muhteremin acelesi var.

Değerli okur,
Aşağıda okuyacağınız yazı, TİYATRAL dergisi için,
Ağustos 2007 de kaleme alındı ve 1 eylül günü aynı dergide yayımlandı.

Orhan Aydın


Arınma..

Paslı çiviyi, keseri tersinden tutarak çıkarmaya çalışıyoruz.

Birileri istiyor bunu. Tiyatro dünyasında bir alt-üst oluştur gidiyor.

Eline kalem alan yada herhangi bir konuda fikir beyan eyleyen yazıcılar, birbirlerinin kuyusunu kazmakla başlıyorlar işe.

Polemik, dedikodu, çamur atmak, yalan beyanlar, iş bilmezlik, bilgi eksikliği temel hastalıklarımız için birkaç örnek.

Sanal ortamdaki sitelerini adeta silah olarak kullanan ve kendileri dışında tüm tiyatro dünyasına küfür eden aymazlıklar yaşanıyor. Bu zatlar, tiyatro için hiçbir şey üretmeden yapıyorlar bunu.

Sap ile saman birbirine karışmış durumda.

Tiyatro, birbirlerini yiyip bitirmek isteyen insanların at oynattığı bir alan oldu. Hiçbir arkadaşımızın çıkıp; “ne oluyor arkadaşlar, neler oluyor, neden ?” diye sormaması bu alandaki boşluğun büyüyerek genişlemesine olanak tanıyor.

26 Mart AKM eylemi ile ortaya çıkan Karanlığa Karşı Sanat Cephesi’ne saldırmayı marifet sayarak güç toplamaya çalışan bu karşıtlığın, taraf bulmak için anlamsız kampanyalar düzenleyerek yol almak istediklerini birlikte yaşıyoruz. Tiyatro ustalarına, yaratıcılarına, emekçilerine saldırmayı görev edinmiş nasyonal sosyalistler türediler.

Karşı bildiriyi anlamayacak kadar cahil sistem yarasaları ortaya çıktı ve büyük bir zavallılık örneği göstererek bunun üstünden mesleğimize saldırdılar.

Düzeysizliğe yanıt vermemek için sustukça, saldırılar anlamsız boyutlara erişti. Artık alanda küfür, ”çanak yalama” tanımlamaları ile tam anlamıyla alçaldı. Yanıt yazılarına bile saygısızca karşılık veren bu kalemşorların hesaplarını bozmak gerektiği açıktır.


Bir yaratıcılık alanı ancak böyle aşağı çekilebilir. Tamda sistemin istemleri doğrultusunda cengaverlik yaparak yani.

Birbirlerine karşı saygısız, sorumsuz insanlar gurubunun bir arada yaşamaları olası mı? Elbette hayır. Bir arada yaşamasını beceremeyen insanların, insanlık adına sanat üretmeleri olası mı? Bir kocaman hayır daha.

Yazılanlara ve söylenenlere karşı; “hoş görülü olmak” gibi teslimiyetçi, uzlaşıcı bir zihniyet dolanıyor ortalarda ve bu temelsizlik, saldırıların yoğunlaşmasına zemin hazırlıyor. Yaratıcılar sustukça “söyleyecek şeyi yok, nasıl konuşsun” diyerek sistem bekçilikleri yapılıyor. Taraftarlar oluşturuluyor. Kulislerde dedikodu pazarları kuruluyor. Mesleğimizde ahlak, ayaklar altına alınmıştır. Alan, birkaç bildik çıkar ilişkisi içindeki ismin, dudakları arasından çıkan sözcüklerin esiri olmuştur. Türkiye tiyatrosunun hak ettiği bu değildir. Olmamalıdır.

Dünyanın hiçbir ülkesinde yaşanmayan bu seviyesizlik son bulmalıdır.


Sistemin meslek karşıtlığı ise; tarihinde yaşananlardan sonra bu gün doruğa ulaşmıştır. Hiçbir sistem partisinin programında bu alanın tanımlaması bile yoktur. Tiyatro tüm diğer sanat alanları gibi yok sayılarak üstüne kara perdeler çekilmiştir. Hak edişlerin bile seçim rüşveti gibi dağıtıldığı bir başka dünya ülkesi yoktur. Siyasi gerilik sansürcü ve yok edicidir. Bu, dünden bu güne böyle olagelmiştir. Kültür ve sanatla hiçbir ilgisi ilişkisi olmayan zatlar alana bakan yapılmışlardır. Bütün uygulamalar politik çıkar ilişkileri üstüne kuruludur. Kültürel çürümeye önderlik eden bakanlık uygulamalarına tanıklık edilmiştir. Bakanlık olanakları birkaç sistem yanlısına peşkeş çekilmiştir. Yönetimleri altındaki kurumlar bile isteye, programlı bir biçimde etkisiz ve görev yapamaz hale getirilmiştir. Bakanlar, her dönemde tiyatro yaratıcıları ve uygulayıcıları ile kavgalıdır. Yazarları ile kavgalıdır. Bunu siyasi yetkilerini kullanarak bilerek yapmışlardır. Merkezi hükümetlerin hemen hepsi bu uygulamaları, siyasi çıkarları için kullanmayı görev bilmişlerdir. Son otuz yılda mesleğimiz bilerek ve isteyerek karalanmış, insan yaşamından uzaklaştırılması için politik çabalar harcanmıştır. Sadece rant düşünen geri ve çıkarcı zihniyetler en sonunda salonlarımıza göz dikmişlerdir. Yıkarak yok etmeyi programlı bir biçimde örmüşlerdir. Kabaran iştahlar saygısızdır. İşbirlikçidir. Ülkeyi toptan pazarlayarak, parselleyip satmak isteyenlerin meslek alanımıza yönelmesi akıl alıcıdır. Ancak beklenen bir durumdur. AB programlarını uygulayanların yapacakları elbette bu kadarla kalmayacaktır. Önümüzdeki süreç, D.T’nun özelleştirilmesine yada yerel yönetimlere peşkeş çekilmesine kadar uzanacak amansız bir yoldur. 2010 ise, alanımızdaki yok edilişin yeni kapı aralığı olarak karşımıza konmuştur. Kültür başkenti ilan edilen İstanbul, AB’nin popüler sanat ve kültür pompalayacağı bir düzlük haline getirilmek istenmektedir. İstanbul surları, zindanları, müzeleri ve tüm tarihi kalıtları ile satılmak üzere pazarlanmaya çıkartılacaktır. Bu anlaşmalar yapılmıştır ve iştahla 2010 beklenir olmuştur. Bu can sıkıcı gerçekler ne zaman yaşamımızda yer bulacaktır? Ne zaman ülke satıcılarına karşı set olunacaktır.?

Alanımız arınmalıdır.

Bunu başarabileceğimizi düşünüyorum.

Bu durumun, temel sorunsalının adını örgütsüzlük olarak tanımlayabiliriz. Örgütlü sanat alanları, örgütlü diğer toplum alanları gibi sistemle olan hesaplaşmalarını ortak bir dil ve tavırla ahlaki yaparlar. Örgütlerin, hak ve taleplerinin sıralandığı ilkeli birliktelikler olduğu ve böylelikle bir güç olarak ortaya çıkışlarının hayatta yanıt bulduğu yaşanmışlıklarla kanıtlanmıştır. Dünya pratiklerinin ortaya çıkardığı gerçek tamda budur. Örgütlü davranan sanat emekçisi yaratıcılar sistemle daha kolay hesaplaşmış ve haklarını mutlak almışlardır. Bir iki örnekle yetinirsek; geçen yıl Fransız tiyatrosunun kalbi Paris’te, gerekçesiz görevinden alınan bir sahne teknisyeni için tüm Fransa’daki tiyatro yaratıcılarının ayağa kalkması ve perde kapatmaya kadar uzanan direniş, teknisyenin görevine dönmesini ve haklarının verilmesini sağlamıştır. Benzeri bir direniş Dünya tiyatrosunun çoğul merkezi olan Londra’da olmuştur. Sözleşme gereklerine uymayan bir tiyatro sahipliğine karşı sendika ayağa kalkmış ve üç gün içinde, tamda perdelerin kapanacağı akşam, sahiplik gereğini yapmak zorunda kalmıştır.
Bir çok dünya ülkesinde, alan yaratıcıları, yasalar uyarınca örgütlerinin özgürlük alanlarını giderek genişletilerek korunur duruma getirmişlerdir. Sanat ve sanatın yaratıcılarının, insanlığın büyüsü olmak için, örgütlü davranmaya devam ettikleri sürece kalıcı olmayı başaracakları açıktır.Üretme erginliğini ve ustalığını gösteremeyen ülkelerin sahnelerine baktığınızda, bizden farklı bir durumla karşılamazsınız. Kendi kişisel hesaplarını, komplocu teorilerle bezeyerek ülkelerinin sanat gündemlerine taşıyanlar, emperyalist sömürü mekanizmalarının işbirlikçileri durumuna kadar seviyesizleşip sisteme bağımlı oluyorlar. Bu, bütün orta Avrupa ülkelerinde yaşanmakta olan bir çürümedir. AB sürecine kendini teslim eden sanat alanları, özellikle tiyatro, popüler emperyalist kültürün saldırılarına karşı teslim bayrağı çekmiştir. Bulgaristan, Romanya ve Yunanistan’da yaşananlar tamda böyledir. Kurum tiyatroları iflasın eşindedirler ve kamu tiyatroları günden güne kan kaybetmektedir. Bu ülkelerdeki işsiz oyuncu sayısı bizdeki durumla eşdeğerdedir. Sözünü ettiğimiz ülkelerde sanat alanlarındaki yaratıcılar için, hak koruyucu yasalar kalıcı bir geleneğe sahip oldukları için yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Ve elbette örgütlü oldukları için ayaktalar. Dünyanın çok az ülkesinde sanat alanları örgütsüzdür demiştik. Bunlardan biri bizim sanat üretmeye çabaladığımız ülkedir. Sistemin böyle bir meselesi yoktur. Cumhuriyet, kuruluş ilkelerindeki anayasal önermelere sahip çıkmayan hükümetlerce yönetilmiş, sanat ve sanat alanlarının tümü en ardıl “iş” olarak ve çoğunlukla düşman olarak algılanmıştır. Tamam bunu anladıkta, peki yaratıcılarının neden böyle bir meselesi yoktur? Can acıtıcı olan bu sorunun yanıtında gizlidir. Kısaca açarsak; Tiyatromuzda ilişkiler ağı bencil, bana neci ve kişisel çıkarlar üzerine kuruludur. Bu kimilerine boş gelecek değerlendirmelerin altı eşelendiğinde sahipsiz ve savunmasız bir sahnedeki çırılçıplak gerçekle yüzleşiriz. Ülkemizde, tiyatronun bir iş kolu olarak yasalar ile güvence altında olmadığı gerçeği de buna ulandığında ortaya çıkan resim daha da iç karartıcıdır. İşçilerin, emekçilerin örgütlü bir refleks göstermesine cop, panzer ve biber gazı ile cevap veren siyasi erkler bu yukarda tanımladığımız alanımızdaki ilişkiler ağının asıl yaratıcılarıdır zaten.

Aşmamız gereken dağ, aslında ayaklarımızın altında adımladığımız küçük tepelerden oluşmaktadır. İçinde bulunduğumuz durumdan arınmanın yolu da aynı tepeleri ortak adımlar atarak aşmakta gizlidir. Eğer tiyatromuz başı dik ve onurlu yoluna devam edecekse, tüm yaratıcıları ile ortaklaşmalıdır. Ortak sözcükler her zaman en güçlü olanlardır. Bununda yolu örgütlü davranmaktır.
Örgütlü tiyatronun, örgütlü sanatçının sistemin yakasına yapışıp talep edecekleri ise, sistem açısından can yakıcı olacaktır. Buradan hareketle, bu gün için gündemimizde olması gereken gerçeklik açıktır.

Meslek alanımızın tüm yaratıcılarını aynı eşit şemsiye altında toplayan eşitlik ve özgürlükçü sendikal örgütlülük acilen kurulmalıdır.

Önümüzdeki amansız sürece, güçlü girmenin yolu tamda burada aranmalıdır. Bu artık olanaksız değildir. Siyasilerin altına imza koymak zorunda kaldıkları Avrupa ile ikili anlaşmalar bunun yolunu istemeden de olsa açmıştır. Bu gedik iyi doldurulmalıdır. Alanımızdaki tüm meslek örgütleri, birlikler güçlü bir ortak ses oluşturmalıdırlar.

Sendikal örgütlülüğün nasıl olması gerektiği, dünyalı dostlarımızın uygulamaları dikkate alınarak değerlendirilmelidir. İşçi sınıfının kapitalist toplumlardaki emek örgütlülüğünün devrimci ekseni, bizlere de ışık tutacak güçtedir. Yaşam, örgütlü mücadele geleneği olan toplumların geliştiğini, değiştiğini ve yarına ancak böyle erişebildiğinin örneklemeleri ile doludur. Oturdukları yerden, tekil sesle yükselen istemlerin, hiç birinin sistem ve onun bekçileri tarafından olumlu olarak kabul edildiği görülmemiştir.

Hak, örgütlü birliktelikle istendiğinde haktır.

İşte o zaman vay haline tiyatro baronlarının, lafazanlarının, emek hırsızlarının, iş bitiricilerinin ve hepsinin beslendiği bu kirli sistemin.

İşte o zaman vay haline, böyle aymaz kültür bakanlarının ve onun kapısında el pençe divan duranların, salonlarımızı yıkmak isteyen siyasi geriliğin.

İşte o zaman vay haline, AB fonlarından yada soros fonlarından kan parası ile sanat yapmayı marifet sayan işbirlikçilerin.

Vay haline, oyuncularının ve çalışanlarının sırtından geçinen asalak patronların, yazarlarının parasını ödemeyen tiyatro sahiplerinin.

Vay haline, sendikasız oyuncu yada tiyatro yaratıcısı çalıştıranların. Sigortalı yaratıcı çalıştırmaktan kaçınanların.

Vay haline, sendikadan habersiz uygulamalar yapan bakanların, komisyonların.

Vay haline, salonlar açmayan, tiyatroyu ders kitaplarına koymayan sistemin.

Vay haline yasakçılığın, sansürlü kafaların.

Vay haline, kültürel varlıklarımızı peşkeş çekmeye hazırlanan düzenbazlığın.

Vay haline, mesleğimize saldıran faşist, gerici odakların ve onların beslendiği emperyalist merkezlerin.


Arınmalıyız.

Yaşamı tiyatro ile kuşatmak gibi emeli olanlar, bunu birlikte kotarmalıyız.

21.yüzyıldayız ve çağın sorumluluklarını yerine getirmeli emperyalist kültür saldırıları ile her gün daha da çok kirlenen alanımızı gün ışığına çıkarmalıyız. Önümüzdeki süreç, yaşamlarımızı örgütlü davranmaya evirdiğimiz bir süreç olmalıdır. Alan temsilcileri, zaman yitirmeden bir araya gelerek ilkeli birlikteliğin yolunu açmalıyız. Mesleğimizin içinde toparlanmış, dernek, vakıf, birlik gibi oluşumlar ve bunların dışında duran yapılaşmalar, çalışan yada işsiz oyuncular, Tiyatro yazarları, Eleştirmenler, Sahne, Işık, Dekor, Kostüm tasarımcıları bu çağrıya güç vermelidirler. Kasım ayında, İstanbul merkezli uluslararası tiyatro sendikacılığı konferansı düzenleyerek işe başlayabiliriz.

Arınmalıyız.

Paslı çiviyi, ancak keseri doğru kullanarak yerinden çıkarabiliriz.

Orhan Aydın
oaydinoaydin@gmail.com