|

www.tiyatrom.com
Tiyatro Haber, Tanıtım sitesi

Orhan AYDIN
Nazım Hikmet
Kültür Merkezi
oaydinoaydin@gmail.com
ORHAN AYDIN TİYATROM YAZI ARŞİVİ
İlk yazısı
44 yıl sonra bu gün..
KAPI ARALIĞI
KIPIR KIPIR
Sezon öncesi…
Sevgili Ustam
TUNCER NECMİOĞLU
Taksim
Sahnesi tarihe karıştı..
Muhteremin acelesi var.
ARINMA..
Kara tuzak…
Kirlilik…
Sabrın sınırları…
Olabiliyor.
Becerebiliyoruz…
Talan ve yalan..
Bakla….
Küçümsemenin
hafifliği… |
Küçümsemenin hafifliği…
Bilmem farkında mısınız? AKM, Muhsin Ertuğrul, Karanlığa Karşı
Sanat Cephesi derken, birden bire bir şeyler oluyor.
Üst üste gelişmeler yaşanıyor. Şimdi de Muhsin Ertuğrul
sahnesinin yıkımı durduruldu. Haber ekranlara düşer düşmez,
telefonlarımız susmaz oldu. Acaba nasıl oldu da bu yıkım da
durdu?
Söyleyelim, biz sanatçılar oyunlarını kuralları ile oynama
alışkanlığına sahibiz. Burada da öyle yaptık. Kuralları ile
çıkmıştık meydanlara ve “şimdilik” biz kazandık.
En azından AKP, sanat alanları ile işinin zor olduğunu anlamış
durumda.
“Uyuyan güzel”den sonra karşımıza çıkardığı İmam Hatip’li
efendi de, oyunu kuralları ile oynamak zorunda olduğunu
anlamışa benziyor. Aktardığımız belgeleri iyi incelerse, bu
meselenin ülke sınırlarından taşan bir yola doğru evirildiğini
de daha iyi anlayacaktır.
Açıkça söylüyorum. AKP’nin sanat alanlarına yaşattığı
karartmanın takipçisi olmayı, sonuna kadar sürdüreceğiz.
Geçen hafta yazmıştım. Nedense kimseden ses çıkmadı.
Salonlarımızı yıkamayacağını anlayanlar, yeni bir saldırının
hazırlığı içindeler.
AKP, sanat kurumlarını satın alacak şirketlerin araştırmasını
yapıyor.
Ancak, Devlet Tiyatrosunu, Opera ve Balesini, Senfoniyi
parçalara bölüp satma istemleri de geri tepecek.
Süreci birlikte yaşayacağız.
AKP, ve bakan efendi, öyle kaya filan değil, düpedüz koskoca
bir dağa tosladığını bir kez daha anlayacak.
4 Kasım, eylem değerlendirmeleri ile birkaç son söz söyleme
gereksinmesi yaşıyorum ve bunları kendime saklamak niyetinde
değilim.
Aramızdaki tüm karşıtlıklara rağmen, azımsanmayacak bir güç
halinde ortak akıl olmayı kotarmış durumdayız.
Ve açıkçası, kavganın dışında kalıp ”maval okuyan”
lacivertlerle kaybedecek hiç vaktimiz olmadığını biliyoruz.
Türkiye Tiyatrosu, tarihinde ilk kez kitlesel eylemler
yapabilmeyi becermiş ve aşılması zor iki çıtayı, ustaca aşmayı
başarmıştır.
Bunda, bu eylemlere ve perde gerisindeki hukuksal mücadeleye
katkı koyan, her dostumuzun, her yaratıcımızın azımsanmayacak
payı vardır.
Eylemler ile ilgili, ileri geri konuşanlar ise konuştukları
ile kalacaktır. En azından tarih bunu böyle kayda alacaktır.
Küçümseme ise, başlı başına kötü bir duygudur. Gün gelir,
döner küçümseyeni vurur.
Kendilerini “görevli” ilan edip, kavganın orta yerine atılan
sanatçı arkadaşlarını hor gören, aşağılayan davranış biçimi
ise en azından gayri insanidir ve kabullenilemez.
Kendini “bir halt sanmak” ise, küçük adamların işidir.
Yaşam bu, yaşadıkça daha iyi algılanıyor. Bu küçük adamların
çoğunluğunu el ayak öperken görebilirsiniz.
Şaşırmayın.
Örneğin, meslektaşları “salonlarımız yıkılmasın” diye yan yana
gelmeyi kotarmaya çalışırken, bu baylar bakan efendinin
icazetlerini dinlemeyi kendilerine görev edinmiş olabilirler.
Nasıl algılanacağını bile bile söylemek istiyorum.
Hepimiz, eğri de otursak doğru konuşmasını öğrenmek
zorundayız.
Emperyalizmin cirit oynattığı bir ülkede namuslu insanlar, en
az namussuzlar kadar cesurdur. Bunu bilmeyenler öğrenirler.
|
Sistem bir çok alanı teslim almış olabilir, ama sanat
alanındaki uşaklarının işi zordur. Bunu da bilmeyenler
öğrenirler. Vaktimiz var ve anlatırız.
Ama, kavganın dışında durup, kavgaya katılan arkadaşlarına
çamur atma gayretkeşliğine soyunursan, utancından sahneye bile
çıkamaz duruma düşersin.
Karanlığa Karşı Sanat Cephesinin ortaya çıkardığı, her belge,
her kanıt AKP hükümetinin kanunsuzluğunu ve yasa tanımazlığını
gözler önüne sermiştir.
Bunu bile görmezden gelmek, düpedüz körlük değilse nedir?
Bazı dostlarımız, isim vermemeyi bir “ahlak önerme” biçimi
olarak tanımlıyorlar. Ben ahlakçı başı filan değilim. Herkesin
ahlak anlayışı kendine.
Sanat alanında bir ahlak tartışması açma niyetim ise hiç yok.
Ancak, günü geldiğinde bu kavgadaki kımıl zararlılarının
kulaklarından tutup, bu toplumun önüne koymayı elbette doğru
buluyorum. Yinelersem, bunu günü geldiğinde yapmanın
gerektiğine inanıyorum.
Bahsimize dönersek, AKP bütün bir ülkeyi uçurum çizgisinde
dolaştırıyor. Elinde tuttuğu ABD ve AB’ nin sopasıdır.
Halk, günden güne daha da yoksullaşıyor. İşçiler, emekçiler,
işsizler her gün “artık yeter” diyerek kendilerini ifade
etmeye çabalıyorlar.
Kardeş kavgasının tüm koşulları yaratılmış durumda. Dişleri
arasından salyalar saçan ırkçılık, katliam hesapları peşinde.
Bayrakların arkasında, hepimize doğru, pis pis sırıtan başkaca
yüzlerin de gizli olduğunu, neden görmüyoruz?
Hiç birimiz gerçekliğimizi doğru okumaktan kaçınmak durumunda
değiliz.
Bu topraklarda birlikte nefes alıyoruz ve hepimiz görüyoruz,
ülkemiz, tarihinde olmadığı kadar kötü yönetiliyor. Bu
gidişle, satılmadık tek ortak değerimiz kalmayacak.
Hiç bir sanat yaratıcısının bu süreci, “kara bir film” izler
gibi izleme hakkının olduğunu düşünmüyorum.
Bunca bağırtım bu yüzden.
Karanlığa bakarak, kendine uzanan elleri göremezsin ki.
Ve eğer, tarihsel sorumluluğunu yerine getirmek için
çabalamazsan, ardında bırakacağın kocaman bir hiçten başkaca
bir şey değildir.
Sonuç olarak, insanlığın haksızlıklara karşı verdiği mücadele
önemli bir tarihsel süreçtir ve bu tarihten miras
aldıklarımızın içindeki en önemli şiar, “kavga sonuna kadar”
dır.
Tüm dostlar ve dost olmayanlar bilsinler ki, biz böyle
öğrendik.
oaydinoaydin@gmail.com |
|