İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ŞEHİR TİYATROLARI

DANTON'UN ÖLÜMÜ

Yazan...Georg Büchner
Türkçesi...Aziz Çalışlar
Yönetmen...Roberto Ciuli
Dekor tasarımı...Gralf Habben
Kostüm tasarımı...Heinke Stork – Leo Kulasch
Işık tasarımı...Mahmut Özdemir
Efekt tasarımı...Ersin Aşar

Oynayanlar
Engin Alkan (Danton)
Arif Akkaya (Robespierre)
Levent Üzümcü (Camille)
Hakan Arlı (Lacroix)
Ayşen Sezerel (Julie –Danton’un Karısı)
Yeliz Gerçek (Lucile – Camille’nin Karısı)
Nergis Çorakçı (Marion)
Işıl Zeynep Karaalp (Kadın)
Bahtiyar Engin (I. Adam- St. Just)
Cengiz Tangör (II. Adam)
İbrahim Can (III. Adam)

Danton’un Ölümü” Kaba Kuvvete İsyan

“İyi birşeyler yapmak için bu kadar insan öldürmeli mi?” Irak Savaşı’nın anlamı var mı? Fransız Devrimi’nin uygulanma şeklinden başka bir şey değil... Amerika kaba kuvveti...

“Büchner’in Danton’u ele aldığı zaman dilimi, Danton’un tamamen kendi kendinden emin olmadığını düşündüğü, vicdan azabı çektiği, iyi bir şey yapmak için gerçekten bu kadar insan öldürmeli mi diye düşündüğü bir döneme rastlıyor. Danton onca kıyımdan sonra belli bir yere geldikten sonra, hiçbir şey yapmayalım ve pasivist olalım demiştir. Büchner’i ilgilendiren de esasında Danton’un bu ruh halidir. O dönemdeki barbarlıkları aktüalize ediyoruz ki, insanlar oyunu seyrettiklerinde düşünsünler, Irak savaşının gerçekten bir anlamı var mı? Orada yaşananlar da Fransız devriminin uygulama şeklinden başka bir şey değil. O kadar kan dökülüyor. Yüz sene evvel yazılmış olan Danton’un Ölümü öyle bir aktüelleşiyor ki, Amerika’nın kaba kuvvetle bir şeylere ulaşmaya çalışmasını tekrar bize tartışıyor. Danton oyun içinde konuşurken, yeter artık bu ölümlere son verelim hatta eğer benim giyotine gitmem ölümleri durduracaksa, ben gideyim türünden cümleler kurar. Savaş sorunları halletmek için gerçekten uç bir noktadır, sorunlarımızı konuşarak çözelim, der. Ama maalesef o noktaya çok geç gelmiştir.”

danton'un ölümü

oğuz arıcı
“Fransız Terörünün Dramatik Bir Tablosu” ikinci başlığı altında basılan bu oyun, Büchner’in yaşarken yayınlanmış tek edebi eseridir. Oyun, -kısaltılmış bir baskısı Phönix Dergisi’nde yayınlandıktan sonra- 1835’te J.D. Sauerlander’in yayınevinde basıldı. Yazar, editör Eduard Duller’in oyuna bu ilavesini saçma buldu (28 Temmuz 1835 tarihli ailesine yazdığı mektuptan) ve onu “merkantilist” diye tanımladı –aynı şekilde suçsuz- redaktör ve aracı Karl Gutzkow’u da. Herkes, ‘münasebetsiz’ eklemeler yapmaya kalkışılabilir, ancak, editörce yapılan dikkatsizlik, dikkatleri yapıtın ve onun tarihsel kontekstinin tek bir önemli noktasına yönlendirdi: Devrim teması. 1815-1848 (Vormarz-zeit) döneminin politik huzursuzluğu içinde sakıncalı bir konuydu- belirgin bir kavram olan “terör” sözüyle tabir

caizse ‘political correctness’ in (politik düzeltinin) işareti verilecekti. Çünkü her şeyden önce sansür makamları, devrim olaylarının tasvirinin methedilerek yapılmasından şüphelenebilirdi.
Büchner’in oyunu bir “tandans (tez) oyunu” olmaktan çok uzak olduğu için açıkçası gereğinden fazla tehlikeliydi. “Hezsen’li Köy Habercisi”nde kullanılan açık dile göre) . Aynı zamanda Danton’un Ölümü, herkese göre anti- devrimciydi. Çünkü , her ne kadar kritik uzaklıklarda farklı kişileri ve farklı mevkileri konu edinmiş, ve terörün anlamsızlığını ortaya çıkarmış olsa da içinde restorasyonculuk tavrı çıkabilecek tek bir sahne bile bulunmaz. Eski Rejim (ki bununla daha çok Fransız mutlakiyetçileri kastediliyor) aşınmış bir tarihsel konu olarak görünüyor; devrimin menzili olan sosyal sorunların çözümü ve metod savunulması politik bir bakımdan ortaya konuyor.

Büchner’in oyununda yerleşmiş bulunan maddi tarihsel durumlar, Robespierre’ in idamıyla oluşan dönüm noktası öncesindeki devrim dinamiklerinin son yükselişlerini göstermektedir. Bütün ılımlı durumlar bertaraf edildikten sonra Jakobenler arasında mezar kavgası başlıyor; Eylem, Hebert’cilerin ( aslında bunlar daha radikal bir fraksiyondular) elimine edinmesinden kısa bir süre sonra başlıyor ve her ne kadar uzun zaman bütün zorba önlemlerde sorumluluk payı olsa da zamanla Robespierre’in sert çizgisinden uzaklaşmaya başlayan Danton’cularla sona eriyor.

1. Perdenin 3. Sahnesinde şartların ayrıntılı bir tasviri vardır: Robespierre, iki cepheye(...) bölünen “içteki cumhuriyet düşmanlarına” karşı saldırmaktadır. Yoldan çıkan her öğretiye karşı Stalinist mekanizmanın bir iddianame taslağı gibi okunabilecek olan konuşmasının devamı, oyunun merkez problematiğine yerleşmiş bulunmaktadır. Devrim, amansız düşmanlar mağlup edildikten sonra hangi hedefe ulaşmaya çalışmalıdır? Robespierre’in savunmacı davranışlarında yalnızca karşı-devrimci güçlerin köreltilmiş iktidar hırsları üzerinde demagojik uyarıları değil, özellikle her şeyden önce sosyo-politik kayıplar kendini göstermektedir. Bir küçük burjuva olan Robespierre’e göre, dinden uzaklaşma anlayışına bağlı ütopyayı gerçekleştirmek isteyen Hebert’in radikal programı haddini fazlasıyla aşmıştı:

Roberspierre’in karşı geldiği şey kendine has olmayan bir toplumsal modeldir, özellikle soyut bir isim: Erdem, aynı zamanda “dehşet” i haklı çıkarmak için. “Dehşet, çünkü onsuz erdem güçsüzdür”, ancak bu somut tartışma içerisinde Robespierre, zorunlu olarak Danton’la zıtlaşmak için bahane arıyor -tabi ki ideolojik olarak değil, aksine ahlaksal olarak-. “Ahlak düşüklüğü aristokrasinin kan lekeleridir”, diye bağırıyor. Robespierre ve kendine has bir çileciliği dayandırdığı erdem fikrini tanımlıyor. Ona göre Danton, şu “Bir zamanlar tavan aralarında yaşayıp da şimdi faytonlarda gezerek, sabıkmarkiz ve baroneslerle fuhuş yapanlar” dan biridir. –Bu zevk anlayışı Robespierre’nin küçük burjuva ahlak anlayışına göre meşru değildi. – ikisi arasındaki etik- ahlaksal zıtlık iki taraflıdır. Bu, yalnızca ötekinin şiddet düşüncelerini Danton’un hor görmesi değildir. İkisi de çelişki halindedir; Danton’un, aynı zamanda reddettiği cinayetlerden (eylül cinayetlerinden) – Barrére’nin söylediklerinden çok farklı olarak -(II, 5’de görüldüğü gibi) açıkça etkilenmesi sözkonusudur. III, 6’da onun egoist varlığını koruma çabaları görülmektedir.

Ancak Mitlaufer 21- karakteri de asla tek boyutlu olarak çizilmemiştir. Davranış tarzı tam olarak kahramanca görülmez. İyi ve kötü kategorilerinin tamamen kapı dışarı edilmesi, oyunun bütün konseptine uymaktadır. Robespierre’i yanlızca sabit ‘katı-çizgi’ siyle tanımıyoruz. I., 6’da (Danton’la konuştuğu sahnede) onun şüpheleri, çelişkileri ortaya çıkacaktır: Önce yaptığı bir iç kavgadan sonra, artık geri dönülmesi olmayan süreçte Danton’un ve onunla aynı düşüncede olan Camille’in tasfiyesine karar verir. Aynı zamanda dik kafalılığının bedeli olarak bir yanlızlık duymaktadır: “Hepsi uzaklaşıyor benden “o, Kanlı Mesih”, görünmektedir. Her şey çorak ve boş” -burada Tevrat ve İncil’de geçen yaradılış hikayesinin sonu tasvir edilmektedir.

Ancak rakibi Danton, duygu olarak daha az bir belirti taşımaktadır. Yalnızca kendisinin terör oluşumuna katılmış olması değil, bilakis her şeyden evvel onun ‘tevekkülcü-kinik’ davranışlarının, gerçek taahhütlerini kaybettirmesi yüzünden. II, 1’de “Peki Fransa cellatlarıyla baş başa mı kalacak?”, diye soruyor Philippeau, bunun üzerine şöyle cevap veriyor Danton: ”Ne çıkar bundan? Halk durumundan hoşnut. Onların talihi yok; kesin olarak can sıkıntısından kurtulmak ve ya yufka yürekli, soylu, erdemli ve ya esprili olmak için daha fazla ne isteyebilir ki insan?”.

Büchner, Danton karakteriyle, 19.yy’ın ikinci yarısında –özellikle Fransa’da- entelektüellerin yaşam anlayışını çizmiştir: Umutsuzluktan doğan bezginlik, hazza dayanan davranışlar içinde yaşamak. Bu bakımdan Danton son derece modern bir kişiliktir. Yalnızca bulunan ideolojilere şüphe duymaz, bilakis son kertede bu şüphe kendine de yönelir: “Yaşam, onu sürdürmek için sürdürülen çabaya değmez”. Metinde bir klasmana alınmayan varoluş düzleminde Robespierre/ Danton çekişmesi İdealist/ Nihilist zıtlığına karşılık gelmektedir.

Danton’un geleceğe dair hayali olmayan bakış açısı vahim bir hastalığın sonucudur: O, ne yaşamını ve arkadaşlarını kurtarmak için ‘kaçıyor’ ya da faaliyete geçiyor ne de varolan kötülükleri engellemeye çalışıyor. Diğer taraftan onun her şeye izafi bakan soğukluğu dogmatik duygusuzluktan bir kaçışı da sağlıyor.

“Erdemi hiçe mi sayıyorsun?” diye ona soruyor Robespierre, bunun üzerine şöyle cevap veriyor Danton: “Ve ahlak düşüklüğünü de. Dünyada Epikuros’çular vardır sadece; zarif ve kaba Epikurosçular”. Danton burada, bir insanlık fikrini savunur; doğuştan günahkar olmalarına rağmen insanların düşüncelerinin –iyiye doğru- değişebileceğini söyler. (Aynı düşünceleri bir yüzyıl sonra Bertolt Brecht formüle edecektir); öncelikle bu gerçek dikkate alınırsa bir devrim kesinlikle yeni ilişkiler yaratabilecektir.

Büchner’in oyunu bu durumları ve şartları açıkça gözler önüne sermektedir: Halk kesiminin mevcut sefaleti, sosyal adalet ihtiyacını açıkça göstermektedir. Sürekli olarak halkın, aslında oyunun ‘kahramanı’ olduğu vurgulanmaktadır- bu arada, bu halkın tamamıyla zorba ve galeyana gelmiş, tabir caizse “aşağı tabaka” olarak çizilmiş olduğu da inkar edilemez. İdeolojik baskılardan ve araçlardan kurtulmadan etik davranışlar gösterilemeyecektir, çünkü bu özgürlüğün ön koşulu budur.

Ama insanların içgüdüsel bağlılıkları ele alınırsa özgürlük yalnızca hayal edilebilir bir şey olacaktır. Bu arada metnin karakterize ettiği cinsel anıştırmalar ve yer yer müstehcen ifadeler kullanan, neredeyse takıntılı diyebileceğimiz kalabalığın bu açıdan bir bağlantısı görünmektedir. İnsanlar bilinmeyen güçler tarafından yönetilen birer kukladır aslında. Aynı sorun Woyzeck’de de işlenecektir: “İçimizde yalan söyleyen, cinayet işleyen, hırsızlık eden şey nedir?”. Sınırlı insan doğasını kabul etmek gerekir. Eğer bu kabul ediş gerçekleşirse, Camille Desmoulins’in ilk sahnede söylediği gibi, insancıl bir devlet kurabilmesi mümkündür: “Devletin biçimi halkın bedenini sıkıca saran şeffaf bir elbise gibi olmalıdır. Her damarın atışı, kasların her gerilmesi sinirlerin atması kendini belli etmelidir. Vücut ister güzel olsun ister çirkin nasılsa öyle olması onun doğası gereğidir, onu istediğimiz kılığa sokmaya hakkımız yok.” Bu sözler, biraz da anarşizme götürmektedir bizi. Ancak, ideolojik dogmalardan farklı olarak, Büchner bu oyunda, amaca uygun bir organizasyon olduğu takdirde insanların bir arada yaşayabileceklerini göstermeye çalışmıştır.

Danton’un Ölümü, Alman Edebiyatı’nın ilk bilinçli realist dramı sayılmaktadır. İdealizmden bilinçli bir dönüş vardır. Schiller tarzı hürriyetçi aktif kahraman yerine, ilerde Natüralizmde yaygınlaşacak olan pasif kahramanlar geçirilmiş, böylece de “Fin-de-siecle-ruhu” denilen havaya girilmiştir. Tarihi kaynaklardan yer yer tam olarak aktarılan belgelerle örülü realist üslubun yanı sıra, aşk sahnelerinde romantik bir hava dikkati çeker.