
İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ŞEHİR TİYATROLARI
DANTON'UN ÖLÜMÜ
![]()
|
Yazan...Georg Büchner Danton’un Ölümü” Kaba
Kuvvete İsyan |
| danton'un ölümü
oğuz arıcı |
![]() |
Büchner’in oyununda yerleşmiş bulunan maddi
tarihsel durumlar, Robespierre’ in idamıyla oluşan dönüm noktası öncesindeki
devrim dinamiklerinin son yükselişlerini göstermektedir. Bütün ılımlı durumlar
bertaraf edildikten sonra Jakobenler arasında mezar kavgası başlıyor; Eylem,
Hebert’cilerin ( aslında bunlar daha radikal bir fraksiyondular) elimine
edinmesinden kısa bir süre sonra başlıyor ve her ne kadar uzun zaman bütün zorba
önlemlerde sorumluluk payı olsa da zamanla Robespierre’in sert çizgisinden
uzaklaşmaya başlayan Danton’cularla sona eriyor.
1. Perdenin 3. Sahnesinde şartların ayrıntılı bir tasviri vardır: Robespierre,
iki cepheye(...) bölünen “içteki cumhuriyet düşmanlarına” karşı saldırmaktadır.
Yoldan çıkan her öğretiye karşı Stalinist mekanizmanın bir iddianame taslağı
gibi okunabilecek olan konuşmasının devamı, oyunun merkez problematiğine
yerleşmiş bulunmaktadır. Devrim, amansız düşmanlar mağlup edildikten sonra hangi
hedefe ulaşmaya çalışmalıdır? Robespierre’in savunmacı davranışlarında yalnızca
karşı-devrimci güçlerin köreltilmiş iktidar hırsları üzerinde demagojik
uyarıları değil, özellikle her şeyden önce sosyo-politik kayıplar kendini
göstermektedir. Bir küçük burjuva olan Robespierre’e göre, dinden uzaklaşma
anlayışına bağlı ütopyayı gerçekleştirmek isteyen Hebert’in radikal programı
haddini fazlasıyla aşmıştı:
Roberspierre’in karşı geldiği şey kendine has olmayan bir toplumsal modeldir,
özellikle soyut bir isim: Erdem, aynı zamanda “dehşet” i haklı çıkarmak için.
“Dehşet, çünkü onsuz erdem güçsüzdür”, ancak bu somut tartışma içerisinde
Robespierre, zorunlu olarak Danton’la zıtlaşmak için bahane arıyor -tabi ki
ideolojik olarak değil, aksine ahlaksal olarak-. “Ahlak düşüklüğü aristokrasinin
kan lekeleridir”, diye bağırıyor. Robespierre ve kendine has bir çileciliği
dayandırdığı erdem fikrini tanımlıyor. Ona göre Danton, şu “Bir zamanlar tavan
aralarında yaşayıp da şimdi faytonlarda gezerek, sabıkmarkiz ve baroneslerle
fuhuş yapanlar” dan biridir. –Bu zevk anlayışı Robespierre’nin küçük burjuva
ahlak anlayışına göre meşru değildi. – ikisi arasındaki etik- ahlaksal zıtlık
iki taraflıdır. Bu, yalnızca ötekinin şiddet düşüncelerini Danton’un hor görmesi
değildir. İkisi de çelişki halindedir; Danton’un, aynı zamanda reddettiği
cinayetlerden (eylül cinayetlerinden) – Barrére’nin söylediklerinden çok farklı
olarak -(II, 5’de görüldüğü gibi) açıkça etkilenmesi sözkonusudur. III, 6’da
onun egoist varlığını koruma çabaları görülmektedir.
Ancak Mitlaufer 21- karakteri de asla tek boyutlu olarak çizilmemiştir. Davranış
tarzı tam olarak kahramanca görülmez. İyi ve kötü kategorilerinin tamamen kapı
dışarı edilmesi, oyunun bütün konseptine uymaktadır. Robespierre’i yanlızca
sabit ‘katı-çizgi’ siyle tanımıyoruz. I., 6’da (Danton’la konuştuğu sahnede)
onun şüpheleri, çelişkileri ortaya çıkacaktır: Önce yaptığı bir iç kavgadan
sonra, artık geri dönülmesi olmayan süreçte Danton’un ve onunla aynı düşüncede
olan Camille’in tasfiyesine karar verir. Aynı zamanda dik kafalılığının bedeli
olarak bir yanlızlık duymaktadır: “Hepsi uzaklaşıyor benden “o, Kanlı Mesih”,
görünmektedir. Her şey çorak ve boş” -burada Tevrat ve İncil’de geçen yaradılış
hikayesinin sonu tasvir edilmektedir.
Ancak rakibi Danton, duygu olarak daha az bir belirti taşımaktadır. Yalnızca
kendisinin terör oluşumuna katılmış olması değil, bilakis her şeyden evvel onun
‘tevekkülcü-kinik’ davranışlarının, gerçek taahhütlerini kaybettirmesi yüzünden.
II, 1’de “Peki Fransa cellatlarıyla baş başa mı kalacak?”, diye soruyor
Philippeau, bunun üzerine şöyle cevap veriyor Danton: ”Ne çıkar bundan? Halk
durumundan hoşnut. Onların talihi yok; kesin olarak can sıkıntısından kurtulmak
ve ya yufka yürekli, soylu, erdemli ve ya esprili olmak için daha fazla ne
isteyebilir ki insan?”.
Büchner, Danton karakteriyle, 19.yy’ın ikinci yarısında –özellikle Fransa’da-
entelektüellerin yaşam anlayışını çizmiştir: Umutsuzluktan doğan bezginlik,
hazza dayanan davranışlar içinde yaşamak. Bu bakımdan Danton son derece modern
bir kişiliktir. Yalnızca bulunan ideolojilere şüphe duymaz, bilakis son kertede
bu şüphe kendine de yönelir: “Yaşam, onu sürdürmek için sürdürülen çabaya
değmez”. Metinde bir klasmana alınmayan varoluş düzleminde Robespierre/ Danton
çekişmesi İdealist/ Nihilist zıtlığına karşılık gelmektedir.
Danton’un geleceğe dair hayali olmayan bakış açısı vahim bir hastalığın
sonucudur: O, ne yaşamını ve arkadaşlarını kurtarmak için ‘kaçıyor’ ya da
faaliyete geçiyor ne de varolan kötülükleri engellemeye çalışıyor. Diğer
taraftan onun her şeye izafi bakan soğukluğu dogmatik duygusuzluktan bir kaçışı
da sağlıyor.
“Erdemi hiçe mi sayıyorsun?” diye ona soruyor Robespierre, bunun üzerine şöyle
cevap veriyor Danton: “Ve ahlak düşüklüğünü de. Dünyada Epikuros’çular vardır
sadece; zarif ve kaba Epikurosçular”. Danton burada, bir insanlık fikrini
savunur; doğuştan günahkar olmalarına rağmen insanların düşüncelerinin –iyiye
doğru- değişebileceğini söyler. (Aynı düşünceleri bir yüzyıl sonra Bertolt
Brecht formüle edecektir); öncelikle bu gerçek dikkate alınırsa bir devrim
kesinlikle yeni ilişkiler yaratabilecektir.
Büchner’in oyunu bu durumları ve şartları açıkça gözler önüne sermektedir: Halk
kesiminin mevcut sefaleti, sosyal adalet ihtiyacını açıkça göstermektedir.
Sürekli olarak halkın, aslında oyunun ‘kahramanı’ olduğu vurgulanmaktadır- bu
arada, bu halkın tamamıyla zorba ve galeyana gelmiş, tabir caizse “aşağı tabaka”
olarak çizilmiş olduğu da inkar edilemez. İdeolojik baskılardan ve araçlardan
kurtulmadan etik davranışlar gösterilemeyecektir, çünkü bu özgürlüğün ön koşulu
budur.
Ama insanların içgüdüsel bağlılıkları ele alınırsa özgürlük yalnızca hayal
edilebilir bir şey olacaktır. Bu arada metnin karakterize ettiği cinsel
anıştırmalar ve yer yer müstehcen ifadeler kullanan, neredeyse takıntılı
diyebileceğimiz kalabalığın bu açıdan bir bağlantısı görünmektedir. İnsanlar
bilinmeyen güçler tarafından yönetilen birer kukladır aslında. Aynı sorun
Woyzeck’de de işlenecektir: “İçimizde yalan söyleyen, cinayet işleyen, hırsızlık
eden şey nedir?”. Sınırlı insan doğasını kabul etmek gerekir. Eğer bu kabul ediş
gerçekleşirse, Camille Desmoulins’in ilk sahnede söylediği gibi, insancıl bir
devlet kurabilmesi mümkündür: “Devletin biçimi halkın bedenini sıkıca saran
şeffaf bir elbise gibi olmalıdır. Her damarın atışı, kasların her gerilmesi
sinirlerin atması kendini belli etmelidir. Vücut ister güzel olsun ister çirkin
nasılsa öyle olması onun doğası gereğidir, onu istediğimiz kılığa sokmaya
hakkımız yok.” Bu sözler, biraz da anarşizme götürmektedir bizi. Ancak,
ideolojik dogmalardan farklı olarak, Büchner bu oyunda, amaca uygun bir
organizasyon olduğu takdirde insanların bir arada yaşayabileceklerini göstermeye
çalışmıştır.
Danton’un Ölümü, Alman Edebiyatı’nın ilk bilinçli realist dramı sayılmaktadır.
İdealizmden bilinçli bir dönüş vardır. Schiller tarzı hürriyetçi aktif kahraman
yerine, ilerde Natüralizmde yaygınlaşacak olan pasif kahramanlar geçirilmiş,
böylece de “Fin-de-siecle-ruhu” denilen havaya girilmiştir. Tarihi kaynaklardan
yer yer tam olarak aktarılan belgelerle örülü realist üslubun yanı sıra, aşk
sahnelerinde romantik bir hava dikkati çeker.