|
Evrensel gazetesi, 23.10.2002 Mustafa Kara
Bürokrasinin görünen yüzü
Bürokrasi ve hantal devlet yapısı uzun
yıllardır mizahın ve elbette tiyatronun önemli gündemlerinden.
Çetin Altan’ın “Saatleri Ayarlama Müdürlüğü”nü anlattığı
“Dilekçe”si, devletin bürokratik çarkını en iyi aktaran,
“insanı dışlayan devlet”e eleştiri getiren bir oyun.
Bakırköy Belediye Tiyatroları, ilk defa 40 yıl önce sahnelenen
“Dilekçe” adlı oyunu, Müşfik Kenter yönetiminde sahneye
taşıyor. Çetin Altan, oyunda bir devlet dairesine birkaç
saatliğine ayna tutuyor, bozuk bir devlet düzeninde çürümekte
olan bürokrasiyi hicvediyor. Temel aldığı kurumun “Saatleri
Ayarlama Müdürlüğü” olması da başlı başına bir eleştiri.
Halkı süründüren bürokrasi, rüşvet, ayak oyunları, iğrenç
ast-üst ilişkileri, iş kisvesi altından yapılan yurtdışı
gezileri vs.. Her şeyin yerli yerinde göründüğü, en azından
“problemsiz” işleyen bu bürokrasi çarkı, saatleri yağlayan
işçi Necmi’nin uzun süre yanıtsız kalan dilekçesi ile
bozuluyor. Önce yanlışlıkla hademe olarak işe alınan Necmi, bu
devlet dairesinde dönen dolaplarla pek çok ilginç olay
yaşıyor.
Tanıdık bir eleştiri
“Dilekçe”, aslında tanıdık, bildik, “40 yıllık” bir öykü. Ama
oldukça başarılı olduğu söylemekte yarar var. Çetin Altan gibi
bir usta yazarın kaleminden, 1960’lı yılların başında
çıktığını belirtmek bile zaten bu konuda yeterince aydınlatıcı
oluyor. Özgürlük isteminin ilk kıpırtıları ile sallanan
1960’lı yılların başında “Dilekçe”yi yazan Çetin Altan, o
dönemin gençliğini etkileyen en önemli yazarlardan biridir.
Devletin yapısındaki hantallaşmayı ve bunun doğurduğu çürümeyi
irdelerken, buna neden olanın “bireysel tutum”lardan çok
devletin yapısı olduğunu vurguluyor “Dilekçe”.
Son yılların özellikle Özal sonrasının televizyon
parodilerinin temel gündemidir “bürokrasi” eleştirisi.
Yüzeysel bir hava hakimdir bu skeçlere. Temel nedeni görmez ve
bunu salt bir “kişisel çıkar peşinde koşan insanların
yarattığı bir sorun” olarak alır çoğunlukla. En üst olarak
gidebileceği noktayı ise “siyasiler” olarak nitelediği
milletvekilleri, bakanlar vs.. oluşturur. Çetin Altan’ın
“Dilekçe”sine, belki bugünkü skeçlerin de temelini oluşturan
bir oyun denilebilir.
“Dilekçe”, baskıcı ve “devlet memuru” zihniyetiyle biçimlenmiş
CHP’li Milli Şef rejiminin ardından, “Her mahalleye bir
milyoner” sloganı ile geçen Demokrat Parti iktidarının “köşe
dönmeci, liberal” yaklaşımının 10 yıllık tahribatı gözlenerek
yazılmış. Baskıcı devlet çarkının, merkezden çevreye kaydığı;
taşra tüccarı zihniyetinin ve bireyciliğin öne çıktığı bir
dönemdir bu. “Dilekçe” bu tarihsel gerçekliği, devlet
bürokrasisindeki değişim eliyle başarılı biçimde ve mizahi bir
dille anlatır.
Bugün ise, Özal döneminin biçimlediği ve Yeni Dünya Düzeni
rüzgârıyla birkaç adım öteye götürdüğü köşe dönmeci yaklaşım
ve onun bugünkü sürdürücüleri devlet çarkı içinde pek çok şeyi
değiştirdi. “Dilekçe”nin tanıtımında oyunda anlatılanlar
“bugün de geçerli olduğu” söyleniyor, doğrudur da.
Bugün olsa ne olurdu?
“Aşağıdaki” memurun, hatta odacının para hırsı ve zaafları ile
devlet dairelerindeki gereksiz harcamalar üzerine oturtulan
bürokrasi eleştirisi “Dilekçe”ye, bugün biraz “eski günlere
dair” havası veriyor gibi. Çünkü, bugün artık IMF eliyle,
banka hortumlamalarla çok çok üst boyuta taşınan ve artık
“örgütlü suç-çete örgütlenmeleri” kapsamında düşünülmesi
gereken yolsuzluklar, tam da “devlet bürokrasisi
eleştirisi”nden zemin buluyor. Havasını biraz da buradan alan
liberal rüzgârlar, bugün daha büyük soygunların,
hortumlamaların kapısını aralamak için kullanılmıyor mu? Şöyle
bir sorunun yanıtını düşünelim: “Bugün Saatleri Ayarlama
Müdürlüğü gibi bir kurum olsa, başına neler gelirdi?” Tabii
ki, çoktan özelleştirilmiş olurdu ve saatlerimizi ayarlamak
için para öderdik.
İşte bu yanıtı vermek, daha doğrusu oyununun bizi bu noktaya
getirmesi, oyunun yazıldığı dönem ile bugün arasındaki temel
fark.
Elbette, “Dilekçe”, yazıldığı dönem ve sonrasındaki 25-30 yılı
başarılı biçimde anlattığı kadar, “bürokrasi” kavramını
işlemesi açısından da önemli. Ama, örneğin aynı tiyatronun
sahnelediği Nâzım Hikmet’in “İvan İvanoviç Var Mıydı Yok
Muydu?” oyunundaki gibi, asıl olarak bürokrasiyi yaratan
etkenleri tartışan bir oyun olmadığı için, o oyundaki her
döneme ve her topluma uygulanabilirlik özelliğine sahip
olmaması oyunu, yazılış amacının bugün biraz dışına
itebiliyor. Yine de, yazarı Çetin Altan’ın ve yönetmeni Müşfik
Kenter’in, sonra da oyuncuların başarılı grafiği, oyunu
beğeniyle izlenen ve bolca güldüren bir oyun yapıyor. |