Sorgu - Avam Tiyatro  

Sorgu
Yönetmen: Sinan Dülger
Oyuncular: Avam Tiyatro oyuncuları
Tarih: 12-26 Şubat 2004
Yer: Barış Manço Kültür Merkezi
Telefon: 0216 418 16 46
Adres: Moda Cad. Nail Bey Sok. No:37 Kadıköy

Avam Tiyatro, Fransız gazeteci Henri Alleg’in işkence dolu hatıralarını işleyen "Sorgu" adlı kitabını oyunlaştırdı. Sinan Dülger’in uyarlayıp yönettiği ve temelde şiddeti ön plana çıkaran oyun, işkenceyi sahne üzerinde mümkün olan en sert biçimiyle sunmayı ve "izleyici rahatsızlığını" ve dolayısıyla gelişebilecek duyarlılığı üretmeyi hedefliyor.

"Davalarında çok haklı olmanın getirdiği bir direniş söz konusuydu. Fransızların haksızlığının yüzlerine vurulması önemliydi." diyor oyunun yönetmeni Sinan Dülger ve ekliyor: "Alleg'in arkasında Sartre vardı ve daha onun gibi birçok insan. Alleg'i alt etmeleri bu anlamda pek kolay olmadı. Yani Fransızlar aydın ve sanatçı dayanışması konusunda pek fire vermediler muhtemelen. Gerçekten sanatçı ve aydın tavrı vardır ve o, o kadardır ve bu ülkede buna gerçekten çok ihtiyaç var."

OYUNLA İLGİLİ BASINDAN SEÇMELER

 

Başrolde işkence var  

ASLI ÖRNEK 04/02/2004 RADİKAL

Sinan Dülger'in yönettiği 'Sorgu'da oyuncuya işkence uygulanıyor. İşkenceye maruz kalan Deniz Zengin ise araştırma yapıp rolü öyle kabul etmiş

Her şey bir ilanla başladı. Radikal'e 18 Ocak'ta verilen bir tiyatro ilanıydı bu. İlanda, oyuncuya gerçek elektrik verildiği, su işkencesi yapıldığı, askıya asıldığı, tuzlu su verildiği ve dayağa maruz bırakıldığı yazıyordu. Oyun "Kanatıcı, tahrip edici ve eğer mükünse de izleyiciye 'empati' doğuracak bir seyirlik" olarak tanımlanıyordu. İlana konulan fotoğraf ise bir adamın içler acısı halini gözler önüne seriyordu. Telefonla gazeteye ulaşan okuyucu soruyordu: "Bunu nasıl yaparlar? Böyle bir şey olabilir mi? Yasalara aykırı değil mi?"
Ocak ayı boyunca her perşembe Barış Manço Kültür Merkezi'nde izleyiciyle buluşan oyunun adı 'Sorgu'. Fransız gazeteci Henri Alleg'in romanından uyarlanan oyunu izleyiciyle buluşturan ise dört yıl önce kurulan Avam Tiyatro. 7'den 77'ye gönüllü bir oyuncu kadrosuna sahip olan bu grubun başında ise Sinan Dülger var. Oyunu hem uyarlayıp hem de yönetmenliğini üstlenen Dülger, oyunun sergilenme biçimini "İnsanların mustarip olduğu bir hikâyeyi gerçek bir şekilde ortaya koymak" diye izah ediyor. Teatral bir oyundan çok bir gerçeği gözler önüne sermek istediklerini söyleyen Dülger, "Oyuna gelen izleyicilerden bazılarının ağlayarak çıktığını gördük" diyor.
Sinan Dülger, oyunun gördüğü ilgiden memnun. İzleyiciler arasında askerler, polisler de varmış. Hatta bir komiser, Milli Eğitim'den de destek alarak oyunun bütün okullarda işkenceye karşı bir tavır oluşturulması için sergilenmesini önermiş...

Tiyatroda yanık kokusu
'Sorgu' 1958 yılında geçen bir hikâyeyi anlatıyor. Henri Alleg, Fransa'nın Cezayir'i işgaline, yöntemli işkenceye karşı sessiz kalmıyor ve gazetesinde bunları yazıyor. Fransız paraşütçü tugayına mensup yedi kişi de bildiklerini öğrenmek amacıyla Alleg'i sorguya alıyor. Ancak bildiklerini anlatmayan Alleg'e önce defalarca elektrik veriliyor, su işkencesi yapılıyor, askıya asılıyor.
Oyunda Alleg'i canlandıran Deniz Zengin'e bunlar gerçekten uygulanıyor. Hatta tüyleri yakılıyor, etrafa gerçek bir yanık kokusu yayılıyor. Tiyatro uğruna elektrik akımına maruz kalan amatör oyuncu Deniz Zengin, 'o anı' şöyle anlatıyor: "Oyuna başlamadan önce etraflıca bir araştırma yaptık. Elektriğin insan vücuduna zararı nedir düşüncesiyle. Kalbi durduma ihtimali var mı ya da herhangi bir etkisi olur mu düşüncesiyle her şeyi düzenledikten sonra ekip olarak buna karar verdik. Sokakta yaşadıklarımıza bakınca elektriğe çarpılmak biraz daha katlanılabilir bir durum gibi görünüyor. Oyunda kontrolsuz hiçbir şey yok."
Genç oyuncu akımı aldığında kasıldığını ekliyor. Bir tiyatro oyunundan çok şiddet karşıtı bir şiddet eylemine gittiğinizi düşündüren oyunda Arjantinli annelerin dokunaklı ve bir o kadar reel göndermeler içeren acılı ağıtları dikkat çekiyor.

 


Aksam /2004/02/06

Avam Tiyatro'nun sahneye koyduğu 'Sorgu' adlı oyunda işkence sahneye taşınıyor. Başroldeki oyuncuya elektrik veriliyor, dövülüyor, göğüs kılları çakmakla yakılıyor. Hatta askıya bile geriliyor

'Sorgu' tüm gerçekleriyle işkenceyi konu alan bir oyun...

İşkence bir insanlık suçu. Türkiye de yıllarca bu gerçekle yaşadı. Sonuçta şiddet dünyanın her tarafında yaşandı, yaşanıyor. Oyunu sahneye koymaya karar verdiğimde bunu metaforla anlatılamayacağını düşündüm. En azından bizim tercihimiz bu değil. Biz her zaman marjinal bir tiyatro olduk.

'Başrol oyuncusunun çok kıllı olması işimize yarıyor'

Sahnede işkenceyi birebir uyguluyorsunuz. Başrol oyuncusuna elektrik veriyor, su işkencesi yapıyorsunuz. Biraz sert bir tavır değil mi bu?

Böyle bir kavramı anlatırken yumuşak davranmam mümkün değildi. Evet, Türkiye koşullarına göre sert bir oyun. Çünkü konu sert. Ama öyle vahşet, kan gibi şeyler de yok. Mesela bir sahnede göğüs kıllarını yakıyoruz. Elbette birkaç kıl yanıyor. Oyuncunun göğsünün kıllı olması işimize geliyor. Sahnede askı kullanıyoruz. Gerçek elektrik de veriyoruz. Ancak bu oyuncumuza kalıcı zarar vermeyecek kadar.

Başrol oyuncusu Deniz Zengin bu rolü nasıl kabul etti? Sahnede canı yanmıyor mu?

Elbette yanıyor. Bir sahnede su işkencesi yapılıyor. O zaman boğazına su kaçıyor. Boğulacakmış gibi hissediyor. Dizi morarıyor. Kafasını vuruyor. Elektrik için yapay bir manyeto yaptırmıştık. Yapan arkadaşım benim denememi istedi. Ben korktum ve reddettim. Sonra da ikiyüzlüğümü fark edip kabul ettim. Ancak o rolüne konsantre olduğu için acıyı çok az hissediyor. O da tıpkı bizim genel yapımız gibi çok cesur. Sanat için biraz cesur olmak da gerekiyor.

Eleştiriler almadınız mı?

Rahatsızlık duyanlar oluyor. Onlara da 'Bundan rahatsız oluyorsanız gerçeğini görünce ne hissedersiniz?' sorusunu sormak gerekiyor. Üstelik bugün sinemaya baktığınızda Quentin Tarantino'nun birçok filmi var şiddete örnek. Sanat varolduğu günden beri şiddetle birlikte yaşadı. Yeri geldi sinemaya, yeri geldi kitaplara girdi. Biz de sahneye taşıdık.

Kostümler ve işkence metotlarını yazarken nelerden yararlandınız?

Bu hikaye Fransız gazeteci Henry Alleg'in başından geçmiş. Alleg, Fransa'nın Cezayir'i işgaline sessiz kalmayıp gazetesinde yazınca Fransız askerlerinin işkencesine maruz kalıyor. O dönem Sartre gibi isimler Alleg'e destek olmuş. Oyuna hazırlanırken Fransız Kültür Merkezi'nin kütüphanesine gittim. Ancak hiçbir şey bulamadım. Sanki Fransızlar hiç Cezayir'de olmamış gibi. Biz hep kendimizi eleştiririz bir şeyleri saklıyoruz diye ama Fransızlar da saklamış.

İşkence Türkiye'nin de gerçeklerinden biri. Bu temayı Türkiye'de geçirmek riskli miydi?

Artık Türkiye'nin daha hoşgörülü olduğunu düşünüyorum. Ama Cezayir'de geçen bir olayı sahneye koymak elbette daha kolaydı.

Metinleri yazarken Türkiye'deki işkence örneklerinden de etkilendiniz mi?

Bu istatistiki bir bilgi: Türkiye'de 12 Eylül döneminde 600 bin kişi işkence görmüş. Benim de işkence görmüş tanıdıklarım var. Onların hikayelerini de dinledim. Grubumuzun içinde de 5 kişi var, bu süreci yaşamış.

Oyunda rolü var mı? Hangi tarafta?

Evet bir tanesi rol alıyor. Ama bu sefer işkenceye maruz kalan değil işkence yapan rolünde. Bu çok büyük bir karşıtlık.

'Küçük bir kız, işkencecileri öldürmek istedim dedi'

Seyircilerden nasıl tepkiler geliyor?

Farklı tepkiler gösteriyorlar. Ağlayan da var gülen de. Bir kız çocuğu oyunun ortasında çıkmıştı. Sorduğumda 'Sahnede işkence yapanları öldürmek istedim' dedi. O yüzden oyunu okullarda belgesel olarak gösterelim diyen komisere katılmıyorum. Oyun 16 yaşından küçüklere yasak. Çünkü çocuklar kötü etkilenebilir. Salonda sesini kontrol edemeyip 'Biz daha beterini gördük' diye bağıranlara rastlıyoruz. Oyun arasız 1 saat 45 dakika sürüyor ve insanlar koltuklarına yapışıp izliyor. Ne sigara ne de bir soluk arası istemeden.

Seyirciyi rahatsız etmek gerektiğine mi inanıyorsunuz?

Ben seyircinin biraz da rahatsız olması gerektiğine inanıyorum. Seyirci rahat koltuğunda sadece vodvil değil, acıtıcı oyunları da seyretmeli. Biz üzücü, yıkıcı, tahrip edici bir oyun hazırladık. Ve onların empati yapmasını istiyoruz.


Sorgu’dakiler hâlâ direniyor
Selma Altıntaş 26-12-2003 EVRENSEL

Sinan Dülger’in Fransız yazar Henri Alleg’in kitabından oyunlaştırdığı ve yönettiği “Sorgu”, Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi’nde her perşembe 20.30’da izleyiciyle buluşuyor. Avam Tiyatro, Ocak ayı boyunca da aynı gün ve saatte Henri Alleg’in hayatının yıkıcı bir kesitini izleyiciye sunmaya devam edecek. Oyunun müzikleri de, Arjantinli annelerin dokunaklı ve bir o kadar reel göndermeler içeren acılı ağıtlarından oluşuyor.
Avam Tiyatro, 4. yaşına Sorgu adlı oyunla girerken, Sinan Dülger, oynadıkları oyunların politik mesajlar içermesi nedeniyle izleyicinin fazla ilgi göstermemesinden şikayetçi: “Bizim tiyatromuz anlaşıldığı kadarıyla pek güçlü olamadı. Eğer çok güçlü olabilseydi, bugün burada bunları konuşuyor olmazdık. Birçok tiyatro parasızlıktan kıvranmazdı. Bir sürü tiyatro devletten ödenek almak için para peşinde koşmazdı. Biz ilke olarak devletten yardım talep etmiyoruz. Çok zor durumda olduğumuz halde etik açıdan bu yardımı para olarak talep etmekten yana değiliz. Ben kendi adıma bu şekilde para alırsam kendimi köleleşmiş hissederim. Aç yatılabilir ama bu tarz bir toplu para bize göre değil, biz alan istiyoruz”.
Bilinç gerekli
“Sorgu”ya ilişkin olarak ise, her konuda azgelişmiş bir toplumun bu tür insanlık suçlarının durdurulabileceğini sanmadığını söyleyen Dülger, “Zamanın frenine tabi tutulabilir herşey, bunun için toplumsal bir gelişim göstermek gerek. Sadece kendi canı yandığı için ya da salt hümanist bir taleple olabilecek şeyler değil. Burada gerçekten bir bilinçten bahsetmek gerekiyor, toplumsal bir gelişim sağlamak zorunlu. Bu tartışmasız çok ciddi bir insanlık suçu. Dünyanın her tarafında böyle adil olmayan uygulamalar var. Sonuçta şiddet dünyanın her tarafında yaşandı, yaşanıyor” diyor.
Avam Tiyatro, “Sorgu”yu oyunlaştırarak, insanlara daha güzel, daha adil bir yaşamın mümkün olduğunu göstermeye çalışıyor. Vermek istediği mesajı açıkça ortaya koyuyor. Sinan Dülger, ilginç bir noktaya dikkat çekiyor: “Şu ana kadar aslında çok komik ve dramatik olan şu ki; bizim otoriteyle belirgin bir çatışmamız olmadı. Ama acı olan, bazı tiyatrocu arkadaşların bizim afişimizi ve oyunumuzu çok sert bulmalarıydı. Bu çok daha tehlikeli”. Dülger, Sorgu’yu sahneye taşıma nedenlerini ise şöyle açıklıyor: “Sorgu’yu sahnelememizin asıl nedeni bugün bizde ve dünyada benzer birçok durumu teğet geçmesiydi. Salt Fransa’nın Cezayir’e uyguladığı baskıların küllerini ayıklayıp tekrar gün ışığına çıkarmaktan ziyade ortada bir insanlık durumunun ırzına geçilmesi söz konusuydu. Çünkü insanlara yapılan işkenceler mevcuttu salt bir ülkenin halkı olarak değerlendirmedik.”
Haklılık ve kararlılık
“Sorgu”, “faşizmin korkunç maskesiyle oynanan bir komedi” diye tanımlanıyor kitabın önsözünde. Dülger de, Alleg ve benzerlerinin faşizm koşullarındaki ciddi kararlılığına dikkat çekiyor. “Davalarında çok haklı olmanın getirdiği bir direniş sözkonusuydu. Fransızların haksızlığının yüzlerine vurulması önemliydi” diyor Dülger ve ekliyor: “Alleg’in arkasında Sartre vardı ve daha onun gibi birçok insan. Alleg’i alt etmeleri bu anlamda pek kolay olmadı. Yani Fransızlar aydın ve sanatçı dayanışması konusunda pek fire vermediler muhtemelen. Gerçekten sanatçı ve aydın tavrı vardır ve o, o kadardır ve bu ülkede buna gerçekten çok ihtiyaç var”.
Gençlere ulaşmak
Gençlerin politik oyunlara ilgisini sağlamak ve gençlere ulaşmak konusunda ise tek yolun “hız” olduğunu düşünüyor Sinan Dülger. Yapılan işlerin çok doğal bir hıza sahip olması gerektiğini belirterek, şöyle devam ediyor: “İnsanların duyarsız olması bütün egemenlerin işine gelen birşey. Bunun için afyon tarzında, kültürler, sinema vs.. ürünleri üretiyor. Bu yüzden karşı tarafa kendi silahıyla mukabele etmek gerek. Bazı şeyler çağın hızına uydurulmak zorunda. Çağın bir şiddeti varsa, bu şiddet gençlere en olumsuz yönleriyle gösterilmeli. Başkasının acısı, üzüntüsü insanların umurlarında değil. O yüzden mutlaka izleyiciyi sarsıcı üretimler ortaya çıkarılmak durumunda. Çünkü sanat bir açıdan bir görevdir ve bir misyon üstlenir. Bu anlamıyla sanat karşı bir tavır olmak durumunda”.