|
Başrolde işkence var
ASLI ÖRNEK 04/02/2004
RADİKAL
Sinan Dülger'in yönettiği 'Sorgu'da oyuncuya işkence uygulanıyor.
İşkenceye maruz kalan Deniz Zengin ise araştırma yapıp rolü öyle
kabul etmiş
Her şey bir ilanla başladı. Radikal'e 18 Ocak'ta verilen bir tiyatro
ilanıydı bu. İlanda, oyuncuya gerçek elektrik verildiği, su
işkencesi yapıldığı, askıya asıldığı, tuzlu su verildiği ve dayağa
maruz bırakıldığı yazıyordu. Oyun "Kanatıcı, tahrip edici ve eğer
mükünse de izleyiciye 'empati' doğuracak bir seyirlik" olarak
tanımlanıyordu. İlana konulan fotoğraf ise bir adamın içler acısı
halini gözler önüne seriyordu. Telefonla gazeteye ulaşan okuyucu
soruyordu: "Bunu nasıl yaparlar? Böyle bir şey olabilir mi? Yasalara
aykırı değil mi?"
Ocak ayı boyunca her perşembe Barış Manço Kültür Merkezi'nde
izleyiciyle buluşan oyunun adı 'Sorgu'. Fransız gazeteci Henri
Alleg'in romanından uyarlanan oyunu izleyiciyle buluşturan ise dört
yıl önce kurulan Avam Tiyatro. 7'den 77'ye gönüllü bir oyuncu
kadrosuna sahip olan bu grubun başında ise Sinan Dülger var. Oyunu
hem uyarlayıp hem de yönetmenliğini üstlenen Dülger, oyunun
sergilenme biçimini "İnsanların mustarip olduğu bir hikâyeyi gerçek
bir şekilde ortaya koymak" diye izah ediyor. Teatral bir oyundan çok
bir gerçeği gözler önüne sermek istediklerini söyleyen Dülger,
"Oyuna gelen izleyicilerden bazılarının ağlayarak çıktığını gördük"
diyor.
Sinan Dülger, oyunun gördüğü ilgiden memnun. İzleyiciler arasında
askerler, polisler de varmış. Hatta bir komiser, Milli Eğitim'den de
destek alarak oyunun bütün okullarda işkenceye karşı bir tavır
oluşturulması için sergilenmesini önermiş...
Tiyatroda yanık kokusu
'Sorgu' 1958 yılında geçen bir hikâyeyi anlatıyor. Henri Alleg,
Fransa'nın Cezayir'i işgaline, yöntemli işkenceye karşı sessiz
kalmıyor ve gazetesinde bunları yazıyor. Fransız paraşütçü tugayına
mensup yedi kişi de bildiklerini öğrenmek amacıyla Alleg'i sorguya
alıyor. Ancak bildiklerini anlatmayan Alleg'e önce defalarca
elektrik veriliyor, su işkencesi yapılıyor, askıya asılıyor.
Oyunda Alleg'i canlandıran Deniz Zengin'e bunlar gerçekten
uygulanıyor. Hatta tüyleri yakılıyor, etrafa gerçek bir yanık kokusu
yayılıyor. Tiyatro uğruna elektrik akımına maruz kalan amatör oyuncu
Deniz Zengin, 'o anı' şöyle anlatıyor: "Oyuna başlamadan önce
etraflıca bir araştırma yaptık. Elektriğin insan vücuduna zararı
nedir düşüncesiyle. Kalbi durduma ihtimali var mı ya da herhangi bir
etkisi olur mu düşüncesiyle her şeyi düzenledikten sonra ekip olarak
buna karar verdik. Sokakta yaşadıklarımıza bakınca elektriğe
çarpılmak biraz daha katlanılabilir bir durum gibi görünüyor. Oyunda
kontrolsuz hiçbir şey yok."
Genç oyuncu akımı aldığında kasıldığını ekliyor. Bir tiyatro
oyunundan çok şiddet karşıtı bir şiddet eylemine gittiğinizi
düşündüren oyunda Arjantinli annelerin dokunaklı ve bir o kadar reel
göndermeler içeren acılı ağıtları dikkat çekiyor.
Aksam /2004/02/06
Avam Tiyatro'nun
sahneye koyduğu 'Sorgu' adlı oyunda işkence sahneye taşınıyor.
Başroldeki oyuncuya elektrik veriliyor, dövülüyor, göğüs kılları
çakmakla yakılıyor. Hatta askıya bile geriliyor
'Sorgu' tüm gerçekleriyle işkenceyi konu alan bir oyun...
İşkence bir insanlık suçu. Türkiye de yıllarca bu gerçekle yaşadı.
Sonuçta şiddet dünyanın her tarafında yaşandı, yaşanıyor. Oyunu
sahneye koymaya karar verdiğimde bunu metaforla anlatılamayacağını
düşündüm. En azından bizim tercihimiz bu değil. Biz her zaman
marjinal bir tiyatro olduk.
'Başrol oyuncusunun çok kıllı olması işimize yarıyor'
Sahnede işkenceyi birebir uyguluyorsunuz. Başrol oyuncusuna elektrik
veriyor, su işkencesi yapıyorsunuz. Biraz sert bir tavır değil mi
bu?
Böyle bir kavramı anlatırken yumuşak davranmam mümkün değildi. Evet,
Türkiye koşullarına göre sert bir oyun. Çünkü konu sert. Ama öyle
vahşet, kan gibi şeyler de yok. Mesela bir sahnede göğüs kıllarını
yakıyoruz. Elbette birkaç kıl yanıyor. Oyuncunun göğsünün kıllı
olması işimize geliyor. Sahnede askı kullanıyoruz. Gerçek elektrik
de veriyoruz. Ancak bu oyuncumuza kalıcı zarar vermeyecek kadar.
Başrol oyuncusu Deniz Zengin bu rolü nasıl kabul etti? Sahnede canı
yanmıyor mu?
Elbette yanıyor. Bir sahnede su işkencesi yapılıyor. O zaman
boğazına su kaçıyor. Boğulacakmış gibi hissediyor. Dizi morarıyor.
Kafasını vuruyor. Elektrik için yapay bir manyeto yaptırmıştık.
Yapan arkadaşım benim denememi istedi. Ben korktum ve reddettim.
Sonra da ikiyüzlüğümü fark edip kabul ettim. Ancak o rolüne
konsantre olduğu için acıyı çok az hissediyor. O da tıpkı bizim
genel yapımız gibi çok cesur. Sanat için biraz cesur olmak da
gerekiyor.
Eleştiriler almadınız mı?
Rahatsızlık duyanlar oluyor. Onlara da 'Bundan rahatsız oluyorsanız
gerçeğini görünce ne hissedersiniz?' sorusunu sormak gerekiyor.
Üstelik bugün sinemaya baktığınızda Quentin Tarantino'nun birçok
filmi var şiddete örnek. Sanat varolduğu günden beri şiddetle
birlikte yaşadı. Yeri geldi sinemaya, yeri geldi kitaplara girdi.
Biz de sahneye taşıdık.
Kostümler ve işkence metotlarını yazarken nelerden yararlandınız?
Bu hikaye Fransız gazeteci Henry Alleg'in başından geçmiş. Alleg,
Fransa'nın Cezayir'i işgaline sessiz kalmayıp gazetesinde yazınca
Fransız askerlerinin işkencesine maruz kalıyor. O dönem Sartre gibi
isimler Alleg'e destek olmuş. Oyuna hazırlanırken Fransız Kültür
Merkezi'nin kütüphanesine gittim. Ancak hiçbir şey bulamadım. Sanki
Fransızlar hiç Cezayir'de olmamış gibi. Biz hep kendimizi
eleştiririz bir şeyleri saklıyoruz diye ama Fransızlar da saklamış.
İşkence Türkiye'nin de gerçeklerinden biri. Bu temayı Türkiye'de
geçirmek riskli miydi?
Artık Türkiye'nin daha hoşgörülü olduğunu düşünüyorum. Ama
Cezayir'de geçen bir olayı sahneye koymak elbette daha kolaydı.
Metinleri yazarken Türkiye'deki işkence örneklerinden de
etkilendiniz mi?
Bu istatistiki bir bilgi: Türkiye'de 12 Eylül döneminde 600 bin kişi
işkence görmüş. Benim de işkence görmüş tanıdıklarım var. Onların
hikayelerini de dinledim. Grubumuzun içinde de 5 kişi var, bu süreci
yaşamış.
Oyunda rolü var mı? Hangi tarafta?
Evet bir tanesi rol alıyor. Ama bu sefer işkenceye maruz kalan değil
işkence yapan rolünde. Bu çok büyük bir karşıtlık.
'Küçük bir kız, işkencecileri öldürmek istedim dedi'
Seyircilerden nasıl tepkiler geliyor?
Farklı tepkiler gösteriyorlar. Ağlayan da var gülen de. Bir kız
çocuğu oyunun ortasında çıkmıştı. Sorduğumda 'Sahnede işkence
yapanları öldürmek istedim' dedi. O yüzden oyunu okullarda belgesel
olarak gösterelim diyen komisere katılmıyorum. Oyun 16 yaşından
küçüklere yasak. Çünkü çocuklar kötü etkilenebilir. Salonda sesini
kontrol edemeyip 'Biz daha beterini gördük' diye bağıranlara
rastlıyoruz. Oyun arasız 1 saat 45 dakika sürüyor ve insanlar
koltuklarına yapışıp izliyor. Ne sigara ne de bir soluk arası
istemeden.
Seyirciyi rahatsız etmek gerektiğine mi inanıyorsunuz?
Ben seyircinin biraz da rahatsız olması gerektiğine inanıyorum.
Seyirci rahat koltuğunda sadece vodvil değil, acıtıcı oyunları da
seyretmeli. Biz üzücü, yıkıcı, tahrip edici bir oyun hazırladık. Ve
onların empati yapmasını istiyoruz.
Sorgu’dakiler hâlâ direniyor
Selma Altıntaş 26-12-2003 EVRENSEL
Sinan Dülger’in
Fransız yazar Henri Alleg’in kitabından oyunlaştırdığı ve yönettiği
“Sorgu”, Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi’nde her perşembe
20.30’da izleyiciyle buluşuyor. Avam Tiyatro, Ocak ayı boyunca da
aynı gün ve saatte Henri Alleg’in hayatının yıkıcı bir kesitini
izleyiciye sunmaya devam edecek. Oyunun müzikleri de, Arjantinli
annelerin dokunaklı ve bir o kadar reel göndermeler içeren acılı
ağıtlarından oluşuyor.
Avam Tiyatro, 4. yaşına Sorgu adlı oyunla girerken, Sinan Dülger,
oynadıkları oyunların politik mesajlar içermesi nedeniyle
izleyicinin fazla ilgi göstermemesinden şikayetçi: “Bizim tiyatromuz
anlaşıldığı kadarıyla pek güçlü olamadı. Eğer çok güçlü olabilseydi,
bugün burada bunları konuşuyor olmazdık. Birçok tiyatro
parasızlıktan kıvranmazdı. Bir sürü tiyatro devletten ödenek almak
için para peşinde koşmazdı. Biz ilke olarak devletten yardım talep
etmiyoruz. Çok zor durumda olduğumuz halde etik açıdan bu yardımı
para olarak talep etmekten yana değiliz. Ben kendi adıma bu şekilde
para alırsam kendimi köleleşmiş hissederim. Aç yatılabilir ama bu
tarz bir toplu para bize göre değil, biz alan istiyoruz”.
Bilinç gerekli
“Sorgu”ya ilişkin olarak ise, her konuda azgelişmiş bir toplumun bu
tür insanlık suçlarının durdurulabileceğini sanmadığını söyleyen
Dülger, “Zamanın frenine tabi tutulabilir herşey, bunun için
toplumsal bir gelişim göstermek gerek. Sadece kendi canı yandığı
için ya da salt hümanist bir taleple olabilecek şeyler değil. Burada
gerçekten bir bilinçten bahsetmek gerekiyor, toplumsal bir gelişim
sağlamak zorunlu. Bu tartışmasız çok ciddi bir insanlık suçu.
Dünyanın her tarafında böyle adil olmayan uygulamalar var. Sonuçta
şiddet dünyanın her tarafında yaşandı, yaşanıyor” diyor.
Avam Tiyatro, “Sorgu”yu oyunlaştırarak, insanlara daha güzel, daha
adil bir yaşamın mümkün olduğunu göstermeye çalışıyor. Vermek
istediği mesajı açıkça ortaya koyuyor. Sinan Dülger, ilginç bir
noktaya dikkat çekiyor: “Şu ana kadar aslında çok komik ve dramatik
olan şu ki; bizim otoriteyle belirgin bir çatışmamız olmadı. Ama acı
olan, bazı tiyatrocu arkadaşların bizim afişimizi ve oyunumuzu çok
sert bulmalarıydı. Bu çok daha tehlikeli”. Dülger, Sorgu’yu sahneye
taşıma nedenlerini ise şöyle açıklıyor: “Sorgu’yu sahnelememizin
asıl nedeni bugün bizde ve dünyada benzer birçok durumu teğet
geçmesiydi. Salt Fransa’nın Cezayir’e uyguladığı baskıların
küllerini ayıklayıp tekrar gün ışığına çıkarmaktan ziyade ortada bir
insanlık durumunun ırzına geçilmesi söz konusuydu. Çünkü insanlara
yapılan işkenceler mevcuttu salt bir ülkenin halkı olarak
değerlendirmedik.”
Haklılık ve kararlılık
“Sorgu”, “faşizmin korkunç maskesiyle oynanan bir komedi” diye
tanımlanıyor kitabın önsözünde. Dülger de, Alleg ve benzerlerinin
faşizm koşullarındaki ciddi kararlılığına dikkat çekiyor.
“Davalarında çok haklı olmanın getirdiği bir direniş sözkonusuydu.
Fransızların haksızlığının yüzlerine vurulması önemliydi” diyor
Dülger ve ekliyor: “Alleg’in arkasında Sartre vardı ve daha onun
gibi birçok insan. Alleg’i alt etmeleri bu anlamda pek kolay olmadı.
Yani Fransızlar aydın ve sanatçı dayanışması konusunda pek fire
vermediler muhtemelen. Gerçekten sanatçı ve aydın tavrı vardır ve o,
o kadardır ve bu ülkede buna gerçekten çok ihtiyaç var”.
Gençlere ulaşmak
Gençlerin politik oyunlara ilgisini sağlamak ve gençlere ulaşmak
konusunda ise tek yolun “hız” olduğunu düşünüyor Sinan Dülger.
Yapılan işlerin çok doğal bir hıza sahip olması gerektiğini
belirterek, şöyle devam ediyor: “İnsanların duyarsız olması bütün
egemenlerin işine gelen birşey. Bunun için afyon tarzında,
kültürler, sinema vs.. ürünleri üretiyor. Bu yüzden karşı tarafa
kendi silahıyla mukabele etmek gerek. Bazı şeyler çağın hızına
uydurulmak zorunda. Çağın bir şiddeti varsa, bu şiddet gençlere en
olumsuz yönleriyle gösterilmeli. Başkasının acısı, üzüntüsü
insanların umurlarında değil. O yüzden mutlaka izleyiciyi sarsıcı
üretimler ortaya çıkarılmak durumunda. Çünkü sanat bir açıdan bir
görevdir ve bir misyon üstlenir. Bu anlamıyla sanat karşı bir tavır
olmak durumunda”.
|