tiyatro...devlet tiyatroları İstanbul şehir tiyatroları özel
tiyatrolar amatör tiyatrolar gençlik tiyatroları çocuk tiyatroları
tiyatro kursları tiyatro okulları tiyatro dünyasından haberler
aylık programlar oyun eleştirileri kaynak sayfalar
tiyatro...devlet tiyatroları İstanbul şehir tiyatroları özel
tiyatrolar amatör tiyatrolar gençlik tiyatroları tiyatro
kursları tiyatro okulları tiyatro dünyasından haberler aylık programlar
oyun eleştirileri kaynak sayfalar tiyatro...devlet tiyatroları
İstanbul şehir tiyatroları özel tiyatro
tiyatro...devlet tiyatroları
İstanbul şehir tiyatroları özel
tiyatrolar amatör tiyatrolar
gençlik tiyatro tiyatro...devlet
tiyatroları İstanbul şehir tiyatroları özel tiyatrolar amatör
tiyatrolar gençlik
.....
.....
Vagonlar geliyorlar sallanarak. '-Usta! ..'
Alaeddin döndü kömürcü İsmail’e '-Ne var İsmail? ' '-Usta ne olacak bu harbin sonu? '
'-İyi olacak.'
'-Nasıl yani? '
'-Yemekli vagonda rakı içeceğiz.'
'-Biz mi? '
'-Biz.'
'-Kömürü kim atacak?
Kim sürecek makineyi? '
'-Onu da biz.'
'-Alayı bırak usta,
Kim Kazanacak? '
..........
Nazım Hikmet "Memleketimden İnsan
Manzaraları"
MEMLEKETİMDEN İNSAN MANZARALARI
Nazım Hikmet, Memleketimden İnsan Manzaraları'nda
İkinci Meşrutiyet'ten II. Dünya Savaşı sonrasına
kadar çok geniş bir zaman diliminin öyküsünü
(1908-1945) destanlaştırmıştır. Bu dönemler
idealist insanların kuşağıydı. Demokrasiye,
cumhuriyete adanmış yürekler aşama aşama inşa
ediyordu ülkeyi. Meşrutiyet denemeleri,
Cumhuriyet, demokrasi sonra çok partili yaşam...
İmparatorluktan ve feodal yaşam standartlarından
daha insana özgü bir yaşam ve daha çağdaş bir
topluma hızla gidiş için her bir bireyin koyduğu
tuğlalarla inşa ediliyordu ülke. Sadece siyasette
olanlar değil öğretmenler, fenciler, doktorlar,
ziraatçılar, demiryolcular, işçiler, memurlar,
sanatçılar idealist duygularla inşa ediyorlardı
yaşamı. Hamasi milliyetçilikler yada ırkçılıklar
değil "Yerli malı yurdun malı" anlayışında bir
yurtseverlik giderek yerleşiyordu bilinçlerde.
60'lara gelindiğinde siyaset ve devlet geriye halk
yığınları ise ileriye doğru evrilmişti. Daha da
demokratik, daha da insandan yana, daha da
emperyalizmin boyunduruğundan uzak, daha sınıfsız
bir dünya özlemi dile getirilmeye başlanıyor bu
türde devrimci görüşler giderek geniş toplum
yığınları içerisinde kabul görmeye başlıyordu.
Halk toplumsal olaylara duyarlıydı. 60'lı ve 70'li
yıllar toplumsal muhalefetin, karşı duruşun ve
bilinçlenmenin yıllarıydı. Fakat toplumsal
bilinçlenmenin yansıra gelen sistemle çatışmada
giderek tırmandı ve bunun bedeli oldukça ağır
oldu.
12
Eylül darbesi sadece sistemle çatışmanın, siyasal
örgütlenmelerin karşısında yer almakla kalmadı;
sistemi korumak adına adeta kültür, sanat,
edebiyatı dahi yasaklama noktasına geldi. Çok
sayıda yazar, aydın cezaevlerine konuldu, kitaplar
yakıldı, filmler yasaklandı. Ardından gelen
dönemlerde de susturulmuş yıllarda yetişen nesil
yeni ilgi alanları ve yeni değerlerle donatıldı.
80'Lİ
YILLAR VE SONRASIOkumayan,
düşünmeyen, temel hak ve hürriyetlere duyarsız,
siyasal ve toplumsal bilinçten yoksun, bir
kitle yaratıldı. Örnek alınan önder olan yazarların
, çizerlerin, sanatçıların yerini radyo DJ'leri, içi
boş TV programları ve sahte ilahlar doldurdu. Tıpkı
ilkel dönemlerdeki gibi önce sahte ilahlar yaratılıp
sonra yaratılan bu sahte ilahlara tapılır oldu.
Toplumsal Sanat adeta tarihe terkedilip sanat
marjinal yada elit bir çevrenin uğraşısıymış gibi
sunuldu. Bugün gelinen noktada Türkiye halkı
nerede? Siyasal bilinçten, kültürden, sanattan,
toplumsallıktan ve genel kültürden yoksun
yığınlara dönüştürüldük. İzleyeceğiniz röportajlar
1996 yılında tarafımdan bir TV kanalı için
hazırlanmıştır. Bu röportajlarda sokaktaki
insanımıza bazı sorular yönelttik ve yanıtlarını
aldık.
"MEMLEKETİMDEN İNSAN MANZARALARI 1996"
Lütfen izlemek için videoların üzerine sırayla
tıklayınız. Biri bitmeden diğerini
başlatmayınız. Zaman zaman yüklenmelerde
kesiklikler olabilir tümünün yüklenmesini bekleyip
daha sonra yeniden play yapıp izlemenizi öneririz.
Kaynak belirtilmek soretiyle alıntı yapılabilir.
01 GİRİŞ
Her biri ayrı çarpıcılıkta ve
şaşırtıcılıkta olan bu röportajlar sizi bir kez daha
düşündürecek. 80'lerin Özal döneminden başlayarak
aşılanan bireyciliğin aslında çözüm olmadığı, birey
olarak iyi eğitim alıp bir yerlere gelinse de,
kariyer yapılsa da sonuçta içinde yaşadığımız
toplumun kültür ve bilinç seviyesinin, yaşam
biçimlerinin nasıl bizim yaşamımızı da direkt
etkilediğini giderek hissediyoruz. Toplumsal mücadelenin, çabanın bir parçası olmanız
gerektiğini, ille politik bir kavga içinde olunmasa
da kültürde, sanatta, eğitimde ve her alanda
toplumcu ürünler vermek zorunda olduğumuz, daha fazla halka yönelik çabalarda
buluşmamız gerektiğini lütfen unutmayınız.
02 HÜKÜMET İTHAL MİLLETVEKİLLERİYLE KURULACAKMIŞ !
Seçim yapıldı bitti fakat hiç bir partinin
milletvekili sayısı hükümeti kurmaya yetmiyor.
Koalisyon yapmak yerine partiler dışardan
milletvekili transfer edecekmiş bunu nasıl
karşılıyorsunuz diye sorduk...
Milletvekilleri milletin temsilcisidir, doğal olarak
da bu millet seçmiş olmalıdır. Dışardan futbolcu
gibi milletvekili mi getirilirmiş? Böyle
söyleyeceklerini mi sanıyorsunuz? İzleyin görün bu
kararı nasıl sevinçle karşılayabilenler olduğunu.
Buna karşı çıkanların dahi demokrasi bilincinden
uzak farklı nedenleri öne çıkarmaları, genç kuşağın
adeta ithal spor ayakkabıdan bahsediliyormuş gibi bu
sözde kararı sevinçle karşılamasını görünüz.
03 BUNDAN SONRA BELEDİYE BAŞKANI VE ENCÜMENİNİ HALK
SEÇECEKMİŞ !
Sokaktaki insanlarımıza Belediye başkanlarını halk
seçecekmiş nasıl karşılıyorsunuz diye sorduk. Çok
sevindiler. Oysa Belediye başkanlarını zaten
yıllardır kendileri seçiyordu. Acaba seçim
sandıklarının başına gittiklerinde ne seçtiklerini
bilmeden mi oy kullanıyorlardı? Sadece parti
liderlerini tanıyıp Demirel'e , Ecevit'e Tayyip'e,
Baykal'a oy verdim demekten ibaret miydi seçmen
bilinçleri? İzleyiniz
04
KADINLARA SEÇME VE SEÇİLME HAKKI VERİLMİŞ NE
DÜŞÜNÜYORSUNUZ?
Kadın hakları ve kadınların erkeklerle eşitliği
konusunda geçen asırdan itibaren batı ülkelerinde
ve toplumlarında yoğun mücadelelerin verildiği ve
özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve
İngiltere'nin bu mücadelelerin en şiddetlilerini
yaşadığı bilinmektedir. Türkiye'de ise 5 Aralık
1934'te ve 1924 Anayasası'nda yapılan değişiklikle
kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı
tanındı. Türk kadınına bir çok Batı ülkesinden
bile önce seçme ve seçilme hakkı verilmesiyle
övünürüz zaman zaman.
Peki kadınlarımız bu haklarının bilincinde mi? Yeterli bilinç verilmeden
kağıt üzerinde verilen haklar ne kadar haktır? Yıl
1996, Yani kadınlarımıza seçme ve seçilme hakkı
verilmesinden 62 yıl sonra sokağa çıkıp sorduk.
Kadınlara bugünden itibaren seçme ve seçilme hakkı
verilmiş ne düşünüyorsunuz?
05
MISIR PİRAMİDLERİ KAÇIRILMIŞ !
Eğitim ve kültür elbette aynı şey değildir.
Günümüzde eğitim kültürün bir parçası olmaktan çok
sadece bir alanda uzmanlaşmaya doğrudur. Bu da
giderek diplomalı, uzman cahiller ordusunu
getirmekte. Demokrasinin eşitlik ilkesinden söz
edilirken bir profesörün de bir çobanın da bir oy
hakkı var bu doğru mudur sorusu yöneltilir zaman
zaman. Oysa gözden kaçırılan bir profesör de bir
çoban da AKP'ye oy verebilmekte, başka bir profesör
ve başka bir çoban da yine diğer bir partiye oy
verebilmekte. O halde eğitimlilikle bilinç ve
toplumsal beklentiler her kademede farklı tercihleri
getirebilmektedir. Eğer bir partiye oy verilmesi
yanlış ise bunu çoban gibi bir profesör de
yapabilmektedir. Hele ki 80 sonrası özellikle
üniversitelilerimizin eğitimli
ama
cahil bırakılması için özel bir çaba sergilenmiştir.
Sokakta sadece demokrasi üzerine değil genel kültür
sorularımız da oldu.
Mısır piramidleri adı üzerinde Mısıra aittir. Devasa
boyutlardaki bu piramidlerin Türkiye'den
kaçırıldığını iddia ettik. Sizce ne yanıtlar aldık?
çok ama çok şaşıracaksınız. Lütfen izleyiniz.
Özellikle bu videoyu izlemenizi önemle öneriyoruz.
Mikrofonu uzattık ve sağlık açısından bundan sonra
ekmek eczanelerde satılacakmış ne düşünüyorsunuz
dedik. Boyun eğen kabullenişler, endişeler, Avrupa
öykünmeleri.. İlginç yanıtları izleyelim
07
DİNAZORLAR KORUNMA ALTINA ALINMIŞ
Siyasi mücadelelerden kopartılan insanlarımız 80'li
yıllardan sonra daha farklı sosyal uğraşlara doğru
yöneldiler.
Çevrecilik, doğal hayatı koruma gibi.. Elbette ki
kimse doğa severliğe, çevreciliğe yada benzer isteğe
karşı değil ve kime sorarsanız desteklediğini
söyleyecektir. Peki ama ne kadar bilinçli bir
sahiplenme?
Eğer bilinçli bir çaba olsaydı çevreciliğin daha
fazla kar'ı öne çıkaran kapitalist sisteme karşı
olmaktan, kadın haklarının feodal kalıntıları
temizlemekten geçtiğini ve aslında tüm bu
uğraşlarında siyasal mücadeleden geçtiğini
düşünebilirlerdi.
NESLİ TÜKENMEKTE OLAN DİNAZORLAR KORUMA ALTINA
ALINMIŞ BUNU NASIL KARŞILIYORSUNUZ? diye sorduk.
Bakalım nasıl yanıtlar aldık duyarlı halkımızdan.
08
SOKAĞA ÇIKIŞ ÜCRETLİ OLACAKMIŞ
Hükümetler ve belediyeler vergi üzerine vergi
koyuyor. KDV, ÖTV, Stopaj, Gelir vergisi vb Bizler
de itirazsız kabul ediyoruz. Abarttık ve her
apartman çıkışına turnike konulup sokağa çıkış
paralı yapılacakmış dedik. Genelde itiraz edilse
bile bu serzenişli bir kabul gibiydi.
09
MECBURİ SABAH KOŞUSU
"Her
Türk Asker Doğar" sözünü övgü kabul etmiş bir
milletiz. Bu sözle anlatılan "Her Türk her an
savaşmaya hazırdır mı" "Her Türk her an vatanı
için ölmeye hazır mı" yoksa "Her Türk her an
talimatla hareket etmeye hazır mı?" nedir sizce?
80'lerden sonra zamanın Nokta dergisi bir deneme
yapmış ve kalabalık meydanlara çıkıp meydanda
insanlara talimat verip herkesi duvara yaslamış,
yere yatırmıştı. Kimse kimlik sormamış ne oluyor
dememiş herkes itirazsız verilen bu talimata
uymuştu.
Emirle, talimatla, yasayla, yasakla harekete
koşullanmış bir milletiz.
Ödeneceeeek Öde!
Sokağa çıkılmayacaaakkk, çıkma!
Oy verilecekkkk, ver!
Pancar ekileceeek..., Ek!
Koşulacaaakkk Koş!
Uygun adımmmm, marş, marş
10
EMNİYET KEMERİ NASIL BAĞLANSIN?
Birde iyice mantık dışı aklın kabul etmeyeceği bir
soruyla ortaya çıkalım dedik ve emniyet kemerleri
artık baştan ve ayaktan da bağlanacakmış dedik.
Buyurun yorumları izleyelim
11 KİTAP
OKUNUP ÖZETİ MUHTARLARA BIRAKILACAKMIŞ
Emirle, talimatla, yasayla, yasakla harekete
koşullanmış bir milletiz.
Kitap Okunacaaak... Oku!
Bu kez de her hafta bir kitap okunup özeti
muhtarlara bırakılacakmış dedik.
Yadırgamayın okullarda aynen bu yöntemle insanları
kitaptan soğutmadılar mı?
12 EVİN
REİSİ KİM ?
Bırakınız daha iyi bir dünya düzenini henüz önceki
çağların feodal izlerini bile silebilmiş değiliz.
Feodal gelenekleri kapitalizmin içinde barındırmaya
devam etmekteyiz.
Öyleki kadın modern kapitalist dünyada çalışma
yaşamının içinde yer alsa bile evdeki asli(!)
kölelik görevleri tartışmasız sürebilmekte.
Siz devlet olarak vatandaşa, bireye oy hakkı
versenizde onlar bu hakkını aşiret liderinin, dini
liderinin, cemaatinin insiyatifine göre kullanmakta
Bırakın 21.YY kapitalist sisteminde hala ortaçağ
feodalizminin izlerini Devrimci, sosyalist
olduklarını savlayanların dahi eve döndüklerinde
aile içinde aile reisi "ERKEK" rollerini pek
sevdiklerine şahit olabiliyoruz.
Kadın dernekleri, toplum örgütleri bastırıyor
Kanunlar çıkıyor ama ya uygulamada? Mikrofonu
uzattık ve sorduk Bir yıl kadınlar, bir yıl erkekler
evin reisi olacakmış nasıl karşılıyorsunuz?
13
NİFAK TOHUMU TABAN FİYATLARI
Ekşi sözlük Nifak Tohumu için mısır çarşısından
temin edilebilen, yeterli gübre ve su verildiğinde
minik bir gazoz ağacı elde edilen tohum cinsi demiş
:)
Vikipedi ansiklopedisine göre Nifak, bir İslam dini
terimi.
İslam dinine göre bir küfür çeşidi olan nifak,
dışarıdan mümin ve Müslüman görünmekle beraber
kalben Allah'ı, İslam peygamberlerini ve imanın
diğer esaslarını kabullenmemek, inanmamak mânâsında
12 Eylül generali Kenan Evren'e göre ise ülkeyi
darbe noktasına getiren her şey. "Ülkede nifak
tohumları ekilmişti" cümlesini pek seven Evren bunun
ardına sığınarak ülkede her şeyi yasaklayıp 17
yaşında gençleri darağacına yollayabilmişti.
Bakalım halkımız nifak tohumunu ne kadar biliyor.
Tarım bakanlığı nifak tohumu taban fiyatını dolar
üzerinden açıklamış bunu nasıl karşılıyorsunuz diye
sorduk